GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
    En son konular
    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

    » 14-mart-2015
    C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

    » KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
    Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

    » sümbül...
    Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

    » deneme
    C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

    » kaya işaretler
    Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

    » taştan daire ve dörtgen
    C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

    Kimler hatta?
    Toplam 5 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 5 Misafir

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
    RSS akısı

    Yahoo! 
    MSN 
    AOL 
    Netvibes 
    Bloglines 



    Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

    KAN GURUPLARI

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    1 KAN GURUPLARI Bir Çarş. Tem. 28, 2010 7:51 am

    CANTAR




    Kan Gruplar























    Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grubu
    sistemleri, ABO ve Rh sistemleridir. ABO grup sistemine göre kan
    grupları, A, B, AB ve O grubu diye dörde ayrılırken, Rh sistemine göre
    ise, RhD Pozitif ve RhD Negatif diye ikiye ayrılır. Her
    iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz farklı kan grubu
    çıkar. Ancak kan grupları, sadece bununla sınırlı değildir.
    Bazı kişilerde hem ABO grup sistemine ait alt gruplar (A1,A2,gibi) ve
    hem de Rh sistemine ait alt gruplar (D, d, C, c, E, e... gibi)
    bulunmaktadır. Bir kanın "Rh Negatif" diye nitelenebilmesi için bu alt
    grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekir.
    Ülkemizde CD pozitifliğine oldukça sık rastlanırken, DE pozitifliği daha
    nadirdir.Genel olarak bakıldığında Rh D pozitifliği
    %85-90 arasında değişmektedir.

    Kan bankacılığında uygunluk testleri diye bilinenen
    testlerden biri olan kan grubu, kan ve kan komponenti transfüzyonunda
    son derece büyük önem taşımaktadır. Eskişehir Kızılay Kan Merkezi'nde
    1995-2000 yılları arasında yapılan kan grubu çalışmalarında
    aşağıdaki listede belirtilmiş şekilde bir dağılıma rastlamıştır. Söz
    konusu çalışma, 82.292 kişiyi kapsamaktadır.

    Ülkemizde Kan Grubu Dağılımı Grafiği (%)








    Kan Grubu A RhD Pozitif O RhD Pozitif B RhD Pozitif AB RhD Pozitif A RhD Negatif O RhD Negatif B RhD Negatif AB RhD Negatif
    Sıklığı % 37,8 % 29,8 % 14,2 % 7,2 % 4,7 % 3,9 % 1,6 % 0,8



    Kan grubu dağılımında nasyonel ve etnik bazı farklılıklar görülse de,
    genel olarak A ve O gruplarının hakimiyeti vardır.
    Amerika Birleşik Devletlerinde, ülkemizdekinin tersine O grubu daha
    fazla rastlanan bir gruptur. A grubu ise, ikinci sıklıktadır.

    Zayıf D Antijenleri (Du)


    Du antijeni, beyazlarda % 0,4-1 oranında rastlanır ve genellikle C ve E ile birlikte
    bulunur. Siyahlarda ise, %3-4 oranında rastlanmakta ve c ve e
    ile birlikte görülmektedir. Du eritrositler, D
    hücrelerinden daha az immünojeniktir. Hassas anti-D serumlarla direkt
    aglutinasyon ölçülebilir (Zayıf D fenotipi). Anti D hücreleri
    inkübasyondan sonra indirekt antiglobulin testi ile ölçülebilir. Kan
    bankaları, her Rh negatif birey, gerçekten D negatif mi, emin
    olmalıdırlar. Verici kanı zayıf D için test edilmelidir. Alıcıdaki zayıf
    D, daha az öneme sahiptir. Zayıf D taşıyan bir hastaya Rh
    negatif kan vermek, zarara neden olmaz.

    Kan Grubu İçin Kan Alımı


    Kan grubu tespitinde parmak ucundan alınan birkaç damla kan yeterlidir
    (Plak yöntemi için). Bu işlem sırasında diğer işlemlerde
    olduğu gibi , sterilite son derece önem taşımaktadır. Parmak ucu, uygun
    bir dezenfektan solüsyonla silinmeli, solüsyonun kurumasından
    sonra steril bir lanset veya otomatik delici bir alet kullanılarak
    delinmelidir. Parmak ucundaki kan yine steril koşullarda
    pipetlenmeli ve antiserumla oda ısısında karıştırılarak en erken 1 , en
    geç 5 dakika içerisinde değerlendirilmelidir. Karar vermekte
    güçlük duyulan durumlarda tüp yöntemi veya diğer metodlar
    kullanılabilir.









    Transfüzyonda Kan Grubu




    • Kan transfüzyonunda en önemli uygunluk testlerinin başında kan grubu uygunluğu gelmektedir. ABO Rh(D) açısından olası bir hata,
      ölümcül bir hata olarak kabul edilmelidir.

    • Hangi kan gruplarının, hangi kan gruplarına kan verebileceği
      sorusunun yanıtı "Aynı Grup"'tur. Yani, A Rh(+) bir hasta, sadece
      A Rh(+) kan alabilir. Aynı kan grupları içerisinde bile alt gruplardan
      birçok sorun yaşanabilmektedir. Zira, eritrosit yüzeyinde
      bugüne kadar tanımlanmış olan 600'den fazla antijenik yapı vardır. Bu
      antijenler, diğer kan grubu sistemlerini ve subgrupları
      oluşturmaktadır.

    • Okullarda anlatılan "Genel alıcı" yada "Genel verici" gibi
      kavramlar, antijen-antikor reaksiyonlarının mantığı açısından
      önemlidir; ancak pratikte böyle bir uygulama söz konusu değildir. Tam
      kan, eritrosit ve trombosit süspansiyonu transfüzyonlarında
      esas olan "Aynı grup"'tur. Taze donmuş plazma transfüzyonlarında da grup
      uygunluğu şarttır.






    Kan Grubu Tayin Yöntemleri


    1901 yılında Karl Landsteiner’ın ABO antijenlerini tanımlamasından sonra
    yapılan çalışmalar, kan hücrelerinin yüzeylerinde antikor
    yanıtı oluşturabilecek çok sayıda molekülün bulunduğunu göstermiştir.
    Günümüzde serolojik olarak tanımlanmış, kan grubu antijenlerinin
    sayısı 600’den fazladır. Bu antijenlerin önemli bir kısmı birbirleriyle
    ilişkilidir ve Kan grubu sistemlerini oluştururlar.


    Bu sistemlerden ABO ve Rh, transfüzyon öncesi, uygunluk testleri
    kapsamında hem alıcı, hem de donörde rutin olarak çalışılmaktadır.


    ABO sisteminde A, B, AB ve O diye bilinen 4 temel kan grubu mevcuttur.
    Bu kan gruplarının temeli eritrositlerde bulunan A, B ve H
    antijenlerine dayanır. Bu antijenler, eritrositler dışında, sperm,
    tükrük, süt, mide sıvısı ve terde gibi vücut sıvılarında da
    bulunmaktadır. A,B ve H antijenleri, merkezi sinir sistemi,kemik ve
    kıkırdak dokuda bulunmazlar. Söz konusu antijenler, çok küçük
    kimyasal farklılıklar gösterirler.Antijenlerin yapısında 15 aminoasitlik
    bir peptid zinciri ve bunlara bağlı çok sayıda
    monosakkaritten oluşmuş bir iskeletin sonunda sırasıyla, galaktoz,
    N-Asetil glukozamin ve D-Galaktoz moleküllerinin eklenmesi ile
    oluşan bir ön madde bulunur. Bu ön madde sabittir ve ön maddeye eklenen
    farklı kimyasallarla kan grubu farklılıkları ortaya çıkar.
    Aşağıdaki resimde kan grubu antijenlerinin kimyasal yapısı
    gösterilmiştir.









    Kan Gruplarının Araştırılma Teknikleri


    Kan merkezlerinde eritrosit antijen ve antikor reaksiyonlarının
    gösterilmesinde RIA (Radioimmun assay) , EIA (Enzymeimmun assay)
    de dahil olmak üzere çok sayıda yöntem mevcuttur. Ancak, bu yöntemlerin
    en basit olanı aglutinasyon tekniğidir.


    Elektrolitli ortamda eritrositlerin yüzeyindeki antijenler, ortamda bulunan özgül antikorlarla birleşecek olurlarsa, gözle
    görülebilecek kümeler oluşturarak çökerler. Bu olaya Hemaglutinasyon denir.

    Zeta Potansiyel


    Serum fizyolojik içerisinde süspanse edilen eritrositler, birbirlerine yaklaşık 25 nm uzaklıkta bulunurlar. Bu uzaklık, RBC
    yüzeyindeki negatif elektriksel yükün birbirine itmesi ile oluşur. RBC yüzeyindeki negatif yükün derecesine zeta potansiyel
    denir. Süspansiyon içindeki katyonlar (+ yüklü iyonlar, ör: Na+) RBC yüzeyini kuşatırlar ve RBC yüzeyindeki negatif elektriksel
    yük ile onu kuşatan katyonların oluşturduğu potansiyel farkı, kısaca zeta potansiyel diye nitelenebilir.







    Hemaglutinasyon Sonuçlarına Etki Eden Faktörler




    • 1. Fiziksel Koşullar
    • a. İnkübasyon Isısı
    • IgM tipi antikorlar........... 4-27 C° (Oda ısısı)
    • IgG tipi antikorlar ...........30-37 C° (İnkübatör)
    • b. İnkübasyon Süresi
    • c. Santrifüj hız ve süresi
    • d. Ortam: pH, LISS solüsyonu, enzimler, makromoleküller
    • 2. Eritrositler
    • a. Yüzey antijenlerinin sayısı, tipi, lokalizasyonu ve immunojenitesi
    • b. Homozigot veya heterozigot olmaları
    • 3. Serum
    • a. Protein İçeriği
    • b. Antikorların Yapı ve Türleri





    Yeni doğanlar ve yetişkinlerin antijenik reaktivitesi farklıdır. A ve B
    (Ayrıca P1,Lua, Lub, Yta, Xg ve Vel) antijenlerinin aktivitesi
    yetişkinlere göre oldukça düşüktür, ancak Rh (Ayrıca K, Fy, Jk, MNSs,
    Di, Do, Sc, Coa, Aua) aktivitesi, doğumda tam gelişmiştir.





    Hemaglutinasyonu Kolaylaştıran Faktörler




    • 1. Eritrositler arası mesafeyi kısaltma
    • a. Proteolitik enzimler: Papain, bromelin, ficin, neuraminidase, tripsin
    • b. Albumin: Muhtemelen RBC yüzeyindeki negatif elektrik yükü nötralize ederek etki göstermektedir.
    • c. Polikatyonlar: Polybrene ve protamin gibi polikatyonların eklenmesi ortamın katyon yoğunluğunu artırır ve RBC
      yüzeyindeki negatif yükün nötralizasyonunu sağlar.

    • d. LISS (Low ionic strength solution) : Ortamdaki ion sayısını azaltır.
    • e. Santrifüj: Santrifügasyon sırasında RBC’ler birbirlerine yaklaşırlar.
    • 2. İki eritrosit arasında köprü oluşturma: Coombs Serumu


    Yöntemler




    1. Slide Yöntemi
    2. Tüp Yöntemi
    3. Jel Santrifügasyon Yöntemi
    4. Mikroplate Yöntemi
    5. Manual Polybrene Testi
    6. Yarı veya Tam Otomatize Sistemler





    Slide Yöntemi


    ABO ve RhD antijenlerinin hızlı bir şekilde tanımlanmasında kullanılır.
    Eşit miktarda antiserum ile parmak ucundan alınan kan veya
    %20’lik eritrosit süspansiyonu lam veya fayans üzerinde çevirme hareketi
    ile karıştırılır. Eritrositlerin kümeler oluşturması,
    yani aglutinasyon oluşumu gözlenir. Tepkime yüzeyi geniş olduğundan
    buharlaşma fazladır. Bu sebeple 1-2 dakika (max.5 dakika)
    içinde değerlendirilmelidir.

    Tüp Aglutinasyon Testi


    Serum fizyolojikle hazırlanan eritrosit süspansiyonu ile antijen bir
    tüpte karıştırılır. 1000 rpm devirle 1 dakika santrifüge
    edildikten sonra tekrar süspanse edilir ve aglutinasyon değerlendirilir.
    Bu değerlendirme mikroskopla veya mercekle yapılabilir.
    Alternatif olarak bir damla kan lama alınarak, mikroskopla küçük
    büyütmede de incelenebilir. Fiziksel koşullar uygun olarak
    hazırlandığında, sonuçlar oldukça güvenilirdir. Buharlaşma sorunu
    yoktur. İstendiğinde 37 C°’de 1-2 saat inkübe edilebilir.
    Öte yandan RBC yıkama işlemlerinin fazla olması nedeniyle kontaminasyon
    olasılığı diğerlerine göre daha fazladır.

    Jel Santrifügasyon Yöntemi


    Jel testi birçok yönden tüp yöntemine benzer. Testte 5x7 cm büyüklüğünde
    plastik kartlar kullanılır. Her kartın üzerinde 6
    mikrotüp vardır. Mikrotüplerin tabanı, değerlendirmeyi kolaylaştırmak
    için konik; üst kısmı ise, inkübasyon gerektiren testler
    için daha geniş olarak yapılmıştır. Tüplerin içerisinde Sephadex-G 100
    maddesini içeren bir jel vardır. Bu madde başlangıçta
    toz halindedir; ancak buffer ile karıştığında jel halini alır. Kartlar
    için jel hazırlanırken, önce buffer ile yıkanarak şişmesi
    sağlanır. Daha sonra da buffer içerisinde süspansiyonu hazırlanır.
    Kullanılacağı testin özelliğine göre serum fizyolojik veya
    LISS, buffer olarak kullanılır.


    Testte zaman ve hız yönünden standardize edilmiş bir santrifüj
    kullanılmaktadır. Santrifügasyon işlemi, 70x’de 10 dakika yapılır.
    Deneysel çalışmalar, santrifüj ekseninin de önemli olduğunu
    göstermiştir. Bu nedenle, eksen santrifüj gücü ile düşey ve yatay
    planda tam bir doğru oluşturmaktadır.


    Buffer ile yıkama sırasında şişen jel, sadece aglutine olmayan RBC’lerin
    geçişine izin verir. Aglutine olmayan eritrositler,
    santrifüj işlemi sırasında jel tabakasını geçerek, konik kısımda
    çökerler. Aglutine olmuş eritrositler ise üst kısımda kümeler
    oluştururlar. Kuvvetli aglutinasyonda çok büyük kümeler oluşur ve jel
    üzerinde bir tabaka meydana getirirler. Zayıf aglutinasyonda
    ise küçük kümeler oluşur ve reaksiyonun şiddetini değerlendirmek de
    kolaylaşmış olur.

    Mikroplate Yöntemi


    Mikroplate yönteminde U veya V tabanlı plastik 96 godeli mikrotitrasyon
    plakları kullanılır. Eritrosit süspansiyonu U pleyt için
    %1-2’lik, V pleyt için %0,03 konsantrasyonda hazırlanır. 20 µL antiserum
    ve 20 µL eritrosit süspansiyonu godeye eklendikten sonra
    plak, santrifüge edilir. U pleytler çalkalanıp klasik teknikler gibi
    değerlendirilirken, V tabanlı pleytler 75 C°’de 10 dakika
    inkübe edildikten sonra değerlendirilir. Düşük konsantrasyonda eritrosit
    kullanıldığı için diğer yöntemlerden daha duyarlıdır.
    Çok az miktarda antiserum kullanıldığı için daha ekonomik bir metotdur.

    Polybrene Yöntemi


    Katyonik bir polimer olan polybrene normal eritrositlerde agregasyona
    neden olur. Bu agregasyon ortama sodyum sitrat eklendiğinde
    dağılır. Eğer eritrositler antikorlarla kaplanmış ise, polybrene
    eklendiğinde antikorlar, eritrositler arasında köprü oluşturarak
    aglutinasyona neden olur. Bu şekilde oluşan agregasyon, sodyum sitratla
    dağılmaz. Polybrene, hem manual hem de otomatik sistemlerde
    mikroplate veya tüpte kullanılabilir. Testte yapılacak ilk işlem,
    eritrosit yüzeyinin antikorlarla kaplanması için eritrosit
    süspansiyonu ile antiserumu inkübe etmektir. Daha sonra ortama polybrene
    eklenir. Agregasyon oluşumu izlenir. Santrifügasyon
    sonrası supernatant uzaklaştırılır ve ortama trisodyum sitrat-dextroz
    karışımı eklenerek aglutinasyon değerlendirilir.

    Antiserumların Kalite Kontrolü


    Kalite kontrolünde amaç, her işlemi periyodik olarak kontrol ederek
    organizasyon hatalarını önlemektir. Anti-A, Anti-B, ve Anti-D için
    günümüzde yeni standartlar oluşturulmuştur. Bu standartlar FDA
    standartlarıyla eşdeğerdir. Aşağıdaki tablolarda ABO ve Rh
    antiserumlarının kalite kontrol standartları belirtilmiştir.















    Tablo 1: ABO antiserumlarının Kalite Kontrolü



    Parametre Kalite Gereksinimi Kontrol Sıklığı Laboratuar
    Görünüm Hemoliz, presipitasyon, partiküller ve jel formasyonu görülmemeli Hergün Grup Lab
    Reaktivite ve Özgünlük İmmün hemoliz, rülo formasyonu veya prozone fenomeni olmamalıdır. Uygun antijenlerle kaplanmış eritrositlerle açık
    reaksiyona girmeli ve hatalı reaksiyon olmamalıdır.
    Her yeni seride Grup Lab
    Etkinlik Dilue edilmememiş serum, serum fizyolojikli test tüpünde %3'lük eritrosit süspansiyonuyla oda ısısında 3-4 pozitif
    reaksiyon verebilmelidir. Titrasyon, A1 ve B hücreleri ile Anti-A, Anti-B ve Anti-AB için 128; A2 ve A2B hücreleri için 64
    olmalıdır.
    Her yeni seride Grup Lab


    Tablo 2: Rh antiserumunun kalite kontrolü



    Parametre Kalite Gereksinimi Kontrol Sıklığı Laboratuar
    Görünüm ABO Antiserumundaki Gibi Hergün Grup Lab
    Reaktivite ve Özgünlük ABO antiserumundaki gibi Her yeni seride Grup Lab
    Etkinlik Dilue edilmememiş serum, 3-4 pozitif sonuç vermelidir.
    Anti-D, Anti-C, Anti-E, Anti-e, Anti-c ve Anti-CDE için R1r-, R2r-,
    r'r-, r''r-RBC kullanarak 16 titrede sonuç vermelidir.
    Her yeni seride Grup Lab

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    2 NASIL KAN VERİLİR Bir Çarş. Tem. 28, 2010 7:53 am

    CANTAR




    <table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="750"><tr><td valign="top"><table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%"><tr><td class="dark" valign="top">
    Kan merkezine gelen donör, ilk olarak donör formunu doldurur. Bu form, kişinin donör olup olamayacağını anlamaya yönelik bazı
    sorulardan oluşmaktadır. Formun ikinci sayfasında ise, kişiye ait kimlik, adres ve bağış bilgileri bulunmaktadır.


    Sistolik tansiyon 180 mmHg'nın, diyastolik tansiyon ise 100 mmHg'nın üzerinde olmadığı sürece, kan bağışı yapılabilir.
    Aynı zamanda Sistolik Tansiyon 100 mmHg'nın, Diyastolik Tansiyon ise, 50 mmHg'nın altında olmamalıdır.


    Donör olabilmek için gerekli koşullardan biri, Hemoglobin düzeyinin
    istenilen değerlere sahip olmasıdır. Toplumumuzda oldukça sık
    rastlanan anemi hastalığı, yani kansızlık, elbetteki kan bağışı için en
    sık karşılaşılan engeldir. Erkeklerde 13,5 g/dL'nin, kadınlarda
    ise, 12,5 g/dL'nin üzerindeki hemoglobin değerleri donör olunması için
    yeterlidir.


    Bu test, bizim kan merkezimizde Bakır Sülfat Solüsyonu kullanılarak yapılmaktadır. Aşağıdaki iki resimde, testin yapılışı
    gösterilmektedir. Önce, donörün parmak ucundan steril şartlarda kapiller kan alınır; ardından da solüsyona damlatılarak
    değerlendirilir.


    Kan alma yatağına uzanan donörde, kan alımı için uygun bir damar
    belirlenir ve antiseptik bir solüsyonla, içten dışa doğru dairesel
    olarak cilt temizliği yapılır. Antiseptik solüsyonun etkinliğini
    sağlayabilmesi için kuruması beklenmelidir. Bu süre, kullanılan
    sıvıya bağlıdır, ancak genellikle 30-45 sn kadar beklemek yeterli olur.
    Ardından sterilite şartlarını bozmamak kaydıyla, damara
    girilir.


    İğnenin damara sokulmasıyla birlikte kan torbası dolmaya başlar. Kan
    alma işlemini yaklaşık olarak 6-10 dakika kadar sürer. Bu süre
    komponent imalatı açısından önemlidir. İğnenin damardan
    çıkarılmasınından sonra, cilt bölgesi tekrar dezenfekte edilir ve
    steril bir gazlı bezle kapatılır. Donörün birkaç dakika, kan alım yerine
    baskı uygulayarak, sonradan bir kanama veya cilt altına
    sızıntı olması ihtimali engellenir.


    Donör, bağıştan sonra ikram bölümüne alınır ve yiyecek-içecek ikramı
    yapılır. Kan bağışından sonra 15-20 dakikalık bir istirahat,
    günlük faaliyetlere dönülebilmesi açısından yeterlidir. Sadece, aşırı
    dikkat gerektiren işlerde çalışanlar (Pilotlar, Tehlikeli
    makinaları kullananlar, Ticari araç şoförleri gibi), kan bağışından
    sonra en az 1 gün dinlenmelidirler.


    Kan bağışından sonra, özellikle ilk birkaç saat içinde herzamankinden fazla sıvı alınması, faydalı olacaktır.
    </td></tr></table></td><td width="20">
    </td></tr></table>

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    3 KİMLER KAN VEREBİLİR Bir Çarş. Tem. 28, 2010 7:55 am

    CANTAR




    Kimler Kan Verebilir?



























    Donör: Kan bağışı yapan kişi.

    Yaş: 18 yaşını doldurmuş her sağlıklı erişkin kan verebilir. Üst yaş sınırı yoktur.

    Sıklık: Erkekler,en sık 2 ayda bir; kadınlar ise, en sık 3 ayda bir olmak üzere ve yılda toplam 4 üniteyi geçmemek koşuluyla
    kan verebilirler.

    Vücut Ağırlığı: 50 kg'ın üzerinde olan herkes kan bağışı yapabilir.

    Miktar: Bağışlanan kan standart olarak 450 mL'dir. İnsan vücudunda toplam 5000-6000 mL kan olduğu düşünülürse, bu miktar,
    toplam kan hacminin sadece % 7,5-9' u kadardır.Kan bağışını takiben, eksilen sıvı hacmi, damar dışındaki sıvının, damar içine
    geçmesiyle saatler içerisinde karşılanır. Hücrelerin yenilenmesi süreci ise, 2 ay kadardır. Düzenli aralıklarla yapılan kan
    bağışının sağlık açısından herhangi bir sakıncası olmadığı gibi, aksine bir çok yararı mevcuttur.

    Anemi: Kansızlık, elbetteki kan bağışı için engeldir. Günlük
    yaşamın olağan sayılabilecek ve çoğunlukla psikolojik kaynaklı
    olan halsizlik, bitkinlik gibi durumlar, anemi olarak algılanmamalıdır.
    Anemi tanısı, kan testleriyle yapılmaktadır. Kan bağışı için
    kriter hemoglobin değeridir. Bu değer, Erkeklerde 13,5 g/dL'nin;
    Kadınlarda ise, 12,5 g/dL'nin üzerinde ise, kan bağışı yapabilirsiniz.
    Kan merkezlerinde, hemoglobin tayini yapılmakta ve uygunsanız kan
    alınmaktadır.

    Saklama: Kanın saklnma süresi, torba içindeki antikoagülan solüsyonun niteliğine bağlıdır. Bugün kullanılmakta olan torbalarda
    bu süre 35-42 gün kadardır ve bu süre, kanın tüketimi için fazlasıyla yeterli bir depolama süresidir.

    Sterilite: Kan torbaları, tek kullanımlık ve steril olarak imal edilmektedir. Bu sebeple, kan bağışı sırasında donöre herhangi
    bir hastalık bulaştırılması söz konusu değildir.

    Yan Etki: Kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan etkileri yoktur.

    İlaç Kullanımı: Almış olduğunuz ilaçlar, kanınıza geçmektedir. Bu
    ilaçlardan bazıları kan bağışı yapmaya engeldirler.
    Kan bağışından önce, eğer sağlığınız açısından mecbur değilseniz, ilaç
    almayınız. Almak durumundaysanız, kan verip veremeyeceğinizi
    kan merkezi doktorlarımıza danışabilirsiniz.

    Aspirin kullanımı: Kan bağışına engel değildir. Sadece, trombosit amaçlı kal alımında veya tromboferezde dikkat edilmelidir.


    Tegison (Sedef hastalığında kullanılan bir ilaç) kullananlar, ilacı kestikten 3 yıl sonra kan verebilir.


    Accutan veya benzeri retinoik asit türevi ilaçları kullananlar, ilacı bıraktıktan 4 hafta sonra donör olabilir.


    Faktör konsantresi kullananlar, donör olamazlar.


    Tansiyon: Sistolik kan basıncı 180 mmHg'yı, diastolik kan basıncı ise, 100 mmHg'yı aşmamalıdır.

    Hastalıklar: Yine bazı hastalıklar da ilaçlar gibi kan bağışına sürekli veya belli bir dönem için engel oluşturmaktadır. Bu
    hastalıklara ilişkin bazı bilgiler aşağıda belirtilmiştir.


























    1. Hepatit B (Hiçbir zaman kan veremezler)
    2. Hepatit C (Hiçbir zaman kan veremezler)
    3. AIDS (Hiçbir zaman kan veremezler)
    4. Sıtma (Tedavinin sağlanmasından 3 yıl sonradan itibaren kan verebilirler)
    5. Frengi geçiren hastalar, iyileşmeden 1 yıl sonra kan verebilirler.
    6. Creutzfeldt-Jacob hastalığı olanlar, hiçbir zaman kan veremez.
    7. Chagas Hastalığı ( Alınan kan sadece fraksinasyon amaçlı kullanılabilir)
    8. Tüberküloz (Tedavinin sağlanmasından 5 yıl sonra kan verebilirler)
    9. Diabet (İlaç kullanmayan veya ilaç kullandığı halde, kan şekeri regüle edilmiş olanlar kan verebilir)
    10. Anemi (Anemi teşhisi konmuş kişiler kan bağışçısı olamazlar)
    11. Gebeler kan veremez. Doğum veya gebeliğin sonlan(dırıl)masından 6 hafta sonra kan verebilirler.
    12. Koroner kalp hastalığı, angina pektoris, ciddi kardiyak aritmi, serebrovasküler hastalıklar, arteriyal tromboz veya rekküren
      venöz trombozu olan kişiler kan veremezler.

    13. Allerji ( Astım hastaları kan veremez. Polen allerjisi olanlar ise, sadece allerjileri oldukları dönemde kan bağışlayamazlar)
    14. Otoimmün hastalığı olanlar kan veremezler.
    15. Kanama diatezi (Kanama eğilimi) olanlar ömür boyu kan veremezler.
    16. Bronşit (Belirtisi olan kronik bronşit hastaları kan veremez)
    17. Kronik nefrit ve pyelonefritli hastalar kan veremez. Akut glomerulonefrit geçirmiş olanlar ise, iyileşmeden 5 yıl sonra bağış
      yapabilir.

    18. Malign (Habis) hastalığı olanlar, donör olarak kabul edilmezler.
    19. Brusella almış olanlar, tam iyileşmeyi takiben iki sene sonra kan bağışçısı olabilirler.
    20. Epilepsi hastaları, kan veremezler.
    21. Osteomyelit geçirmiş hastalar, tam düzelmeden 5 yıl sonra kan verebilirler.
    22. Cerrahi: Büyük amelyatlardan sonra 6 ay boyunca kan bağışı alınmaz.
      Mide rezeksiyonu geçirenler ise, hiçbir zaman donör olamazlar.

    23. Transfüzyon: Kan veya kan ürünü alan donörler, 1 yıl boyunca kan veremezler.
    24. Attenüe virus aşısı yapılmış olanlar 3 hafta kan veremez.( Su çiçeği, sarı humma, kızamık, kızamıkçık, oral polio, kabakulak)
    25. Ölü bakteri aşısı olanlar, 5 gün donör olamazlar.( Kolera, tifo, antrax)
    26. İnaktif virus aşısı ve toxoid alanlar ise 3 gün kan veremezler ( Polio-injeksiyon, influenza, rabies, difteri, tetanoz)

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    4 KAN UYUŞMAZLIĞI Bir Çarş. Tem. 28, 2010 7:58 am

    CANTAR




    Kan Uyuşmazlığı























    "Kan uyuşmazlığı" genel kanının aksine, karı koca
    arasında değil, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği
    arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangi kan
    grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce
    kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızda oksijen taşımakla
    görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alındığında
    klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: "A", "B",
    "AB" ve "O" grubu .. Bir de "Rh"
    söz konusudur. Birey, "D" proteinine sahipse
    Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-)
    olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç
    yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.


    Normal koşullarda
    hamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan
    plasenta (eş) aracılığıyla oksijen, karbondioksit ve besi öğelerinin
    karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-), bebek Rh (+)
    ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz. Bebek doğarken zedelenen
    damarlardan bir miktar bebek kanı, Rh (-) annenin kanına
    karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı
    olduğu bir proteinle, "D" proteini ile tanışır ve ona karşı tepki
    geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan
    hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü-
    sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. Annenin
    kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tümü yok edilir. Bu
    savaş sona erdiğinde geriye "anti-D antikorları" adı verilen sıvısal
    maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden
    üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte
    çocuk eğer yine Rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu
    sıvısal maddeler (antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak
    anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar. Bebek kırmızı kan
    hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik iliği, karaciğer ve
    dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve
    eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve
    yapımı sürecinde "bilirubin" adı verilen ve fazlası zararlı olan bir
    madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri
    tarafından yok edilir. Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü
    zehirsizleştirebilecek kadar gelişmemiştir. Eğer üretilen kırmızı
    kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir
    kansızlığa maruz kalır, hatta ölebilir. Eğer arada bir denge varsa
    bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya sağlıklı olarak dünyaya
    gelir. Sorun asıl o zaman belirginleşir. Çünkü kan hücreleri hala
    parçalanmakta, yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin
    edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır. Üstelik açığa
    çıkan sarı boyar madde niteliğindeki "bilirubin" bebeğin karaciğeri
    tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır. Kanda belli
    bir düzeyi aşan "bilirubin" göz aklarına, cilde ve sonunda asıl
    zararını gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı
    tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi
    edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi, zeka geriliği gibi kimi
    geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.


    Yenidoğan sarılığı
    olan bebeklerde sarı boyar madde "bilirubin"i vücuttan daha kolay
    uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole (kızıl
    berisi) ışınları kullanılmaktadır. Bebeklerin uygun sıcaklık ortamı
    sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine
    "fototerapi" denir. Yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan
    takılan bir sistemle, uygun bir Rh (-) kanla "kan değişimi" işlemi
    gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. Geç kalınan
    durumlarda araz kalması olasıdır. Körlük, şaşılık, sağırlık, felç
    gibi ..


    Mademki kan
    uyuşmazlığı ve sonuçları bu kadar ağır olabiliyor, o halde Rh (-)
    anneler için koruyucu bazı önlemler alınması gereklidir. Bir anne
    adayı eğer Rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden
    hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+)
    bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki
    oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak
    hazırlanmış bir serum vardır: "Anti-D İmmun Globulin". Bu madde
    doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten
    iğne şeklinde yapılmalıdır. "Anti-D İmmun Globulin" kana karışır,
    bebekten geçmiş olan Rh (+) kan hücrelerini derhal yok eder. Annenin
    bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır. Bir süre
    sonra "Anti-D İmmun Globulin" doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok
    olur. Oysa anne kendisi "antikor" geliştirmiş olsaydı bu sıvısal
    madde uzun süre kanda kalacak, gerekirse onu yeniden üretebilme
    yeteneği olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği
    tamamlanacaktı. Pasif olarak verilmiş olan "Anti-D" için eksikliğin
    tamamlanması diye bir konu söz konusu değildir. Zamanla yok olan
    "Anti-D İmmun Globulin" bu sayede annenin sonraki hamileliklerinde
    çocuk için bir sorun oluşturamaz. Yalnız unutulmaması gereken bir
    konu bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda yeniden
    uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk
    bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir
    problem yoktur.


    Rh uygunsuzluğu kadar
    ağır seyretmese de "kan grupları" arasında da uygunsuzluk söz konusu
    olabilir. Genellikle annenin "O" bebğin "A", "B" veya "AB" olduğu
    durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama aynı aynı
    prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek olarak
    yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.


    Sonuç olarak Rh (-)
    olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı
    olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-) iseler genetik
    kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh (-), bab Rh
    (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir, Rh (+) de. Bu genel bilgi de göz
    önünde bulundurulmalı, doğum sonrası bebek kan grubu tayin
    edilmelidir. Anne Rh (-), bebek de Rh (-) ise uygunsuzluk yoktur,
    anneye anti-D immun globulin yapmak gerekmez. Annenin Rh (+) olduğu
    durumlarda çocuğun Rh'ı ne olursa olsun Rh uygunsuzluğu olmaz. Eğer
    anne ve baba her ikisi de "O" grubu kana sahiplerse çocukları
    mutlaka "O" grubu olur. Bu durumda anne ve bebek arasında grup
    uygunsuzluğu olamayacağı açıktır. Anne "O", baba "A" ise çocuk "O"
    veya "A"; anne "O", baba "B" ise çocuk "O" veya "B"; anne "O" baba
    "AB" ise çocuk "A" veya "B" olur ama "O" veya "AB" olamaz. Annenin
    "A" ya da "B" olduğu, çocuğun "B" ya da "A" olduğu durumlarda
    uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. Ayrıca bazı alt kan grubu
    uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun olmadığı kimi sıra
    dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik tablolar
    görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.


    Sağlıklı bir bebek
    dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve düzenli izlem ön
    koşuldur. Anne baba adayları, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile
    çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin
    temelini oluşturmaktadır. Uygun bir gebelik yönetimi ve doğuma uzman
    gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile
    kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır.

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    5 Geri: KAN GURUPLARI Bir Çarş. Tem. 28, 2010 7:59 am

    CANTAR




    Kansızlık Sorunu























    Anemi ya da halk arasındaki deyimiyle kansızlık, ülkemizde süt
    çocuklarında, genç kızlarda ve hamilelerde sık görülen bir problem.


    12 Şubat NTV’nin "Sağlık Raporu" programına konuk olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.
    Burhan Ferhanoğlu, yaşam kalitesini azaltan birçok sağlık sorununa da zemin oluşturan kansızlık sorunu ve tedavisi ile ilgili
    bilgiler verdi.


    Anemi ya da halk arasındaki deyimiyle kansızlık, ülkemizde süt
    çocuklarında, genç kızlarda ve hamilelerde sık görülen bir problem.
    Yaşam kalitesini azaltan birçok sağlık sorununa da zemin oluşturan
    kansızlık problemi hakkında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji
    Bilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Doktor Burhan Ferhanoğlu bizlere şu
    bilgileri verdi:


    Prof. Dr. Ferhanoğlu, sağlıklı bir insanda normal kan değerlerinin nasıl
    olmalısı gerektiğini şöyle açıkladı: “Sağlıklı insanda normal
    değerlerden söz ederken yaşı, ırkı ve cinsiyeti gözönüne alarak bilgi
    vermek gerekir. Bu anlamda Türkiye’de Edirne ve İzmir’de yapılmış
    iki çalışmanın sonuçlarını ben burada vermek istiyorum. Edirne’de
    Muzaffer Demir ve İzmir’den de Yeşim Aydınoğlu çalışmalarında...
    Örneğin Edirne Bölgesinde 0-14 yaş grubunun ortalama hemoglobin değeri
    11.8 artı eksi 1 gibi, 15-44 yaş grubunda bu 12 grama ve 45 yaş
    üstü grupta da 12.5 grama çıkmakta kadınlar için. Erkekler için ise 0-14
    yaş grubunda 11,9 gram gibi bir ortalama değer, 15-44 yaş
    grubunda 13,9 gibi bir ortalama değer ve 45 yaş üstünde de 13,45 gibi
    bir ortalama değer elde ediyoruz. İzmir Bölgesinin ortalama
    hemoglobin değerleri kadınlar için 13,8 artı eksi 0,8 gibi, erkekler
    için de 14,8 artı eksi 0,8... Bunu yorumlayacak olursak, İzmir
    Bölgesi genel Avrupa normlarına uyuyor. Edirne Bölgesinde ise özellikle
    kadınlarda 0,5 gramlık bir düşük değer dikkatimizi çekiyor.
    Türkiye ortalaması açısından bence dikkate alınması gereken bir değer.”


    Prof. Dr. Ferhanoğlu, Avrupa değerlerini ise şöyle tanımladı: “Erkek
    için 13,5-16 gram hemoglobin değerleri, kadın için 11,5-14,5
    gram hemoglobin değerleri normal olarak kabul edilebilir.”

    Türkiye'de Görülme Sıklığı


    İki bölgeyi, İzmir ve Edirne’yi kıyaslayan Prof. Dr. Ferhanoğlu, Türkiye
    geneli için bir değerlendirme yaparak, bu değerlerin altında
    görülme sıklığını şöyle açıkladı: “Ortalama bir değer vermek gerekirse,
    Türkiye’nin en sık rastlanan problemlerinden biri. Yüzde 40
    gibi bir ortalama değer vermek lazım. Çeşitli çalışmalarda yüzde 5 ile
    yüzde 60 arasında orana rastlamak lazım. Cerrah Paşa Tıp
    Fakültesi’nde sağlıklı hemşirelik öğrencilerinin yüzünü taradığınızda
    bunlarda kansızlık oranı yüzde 40 olarak dikkatimizi çekmiştir.
    Hakikaten üzerinde durulması gereken bir konu. Ve bu anlamda da genel
    topluma verilmesi gereken çok önemli mesajlar var.”

    Risk Faktörleri


    Prof. Dr. Ferhanoğlu, zemin hazırlayan başlıca faktörler konusunda ise
    şu bilgileri verdi: “Bir kere cinsiyet... Kadın bu konuda daha
    şansız. Kansızlığın kadında görülme sıklığı 5-10 kat daha fazla. Bunun
    nedenlerini hep birlikte düşünebiliyoruz. Bir; kadında demir
    depolarının az olması. İki; aylık kayıplar.. Üç; doğumla, bir kere
    bebeğine demirinden bir kısmını vermesi hamilelik döneminde, artı
    doğumla olan kayıpları da dikkate alırsak kadınlarda kansızlığın niye bu
    kadar yüksek oranlara vardığını izah etmek mümkün olacak.”


    Kadınların, yüzde 20-30 kadar demir depoları açısından şansız olduğunu
    belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, “artı buna aylık kayıplar ve
    hamilelik dönemindeki kayıpları da ekleyecek olursak, bu da 5-10 kat
    daha fazla kansızlık görülme durumunu ortaya koyuyor” dedi..

    Çocuklar


    Yapılan araştırmalarda, Türkiye’de anne sütüyle beslenme başlangıçta
    yüksek ama düzenli beslenme, altı ay süreyle besleme oranı çok
    düşük. Prof. Dr. Ferhanoğlu, kansızlığı çocuklar açısından
    değerlendirdi: “Beslenme bir faktör. Anne sütü ve inek sütü demir oranı
    aslında eşit. Ancak anne sütündeki demir çok daha iyi.. Bu anne sütüyle
    emilenlerdeki kansızlık oranının daha düşük olmasına yol
    açıyor. Artı bu beslenmeye zamanı geldiğinde demir içeren gıdaların da
    yani etli gıdaların da altıncı aydan sonra eklenmesi çok önemli.
    Yahut gerekiyorsa demir takviyesinin yapılması çok önemli. Özellikle
    erken düşük doğum tartılı bebekler ve erken doğan bebekler çok
    hızlı bir büyüme seyri gösterecekleri için, o büyümeye kan tablosu yahut
    demir içeriği yeterli olmayacaktır. Onlarda kansızlığın olma
    olasılığı çok daha yüksek ve onlara mutlaka belirli ölçüde demir
    takviyesi yapmak gerekir.”

    "Kansızlık Bir Sonuç"


    Kansızlığın, hangi hastalıkların habercisi olacağına dair Prof. Dr.
    Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Organizma öylesine dengeli
    çalışmakta ki, organizmadaki herhangi bir problem aslında bir ölçüde
    kansızlığa yolaçabilmekte. Yani kansızlık bir sonuç aslında.
    Bir hormonal bozukluk kan tablosunu etkileyebilmekte. Böbrek bozukluğu
    kan tablosunu etkileyebilmekte, karaciğer hastalığı kan
    tablosunu etkileyebilmekte, bir tüberküloz kan tablosunu
    etkileyebilmekte. Vücutta mevcut gizli bir kanser kansızlık şeklinde
    karşımıza çıkabilmekte. Yani aşağı yukarı şu söylenebilir; kansızlığın
    altında basit veya komplike çok çeşitli nedenler olabilir.”

    Belirtileri


    Doğumsal olarak insanın erişkinlik yaşına kadar gelebilen bir problem
    olan kansızlığın belirtileri konusunda ise Prof. Dr. Ferhanoğlu,
    şu bilgileri verdi: “Şimdi belirtilerinden söz ederken kansızlık çok
    kısa sürede ortaya çıkmışsa bunun belirtileri çok daha abartılı
    olacaktır. Doğumdan bu yana kansızlıkla karşılaşan birinin bunu kompanse
    etmesi çok daha kolay ve çok daha az şikayetle karşımıza
    çıkacaktır. Yani ciddi bir kansızlığı olmasına rağmen çok belirgin bir
    şikayeti olmayabilecektir. Bunun dışında yaş çok önemli bir
    faktör. Genç yaşlar daha iyi tolare edecektir, ileri yaşlar daha zor
    tolare edecektir kansızlığı. Kansızlığın taklit etmeyeceği bir
    bulgu yoktur diye düşünüyorum. Örneğin huzursuzluk, sinirlilik,
    gerginlik, baş ağrısı, yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, göğüs
    ağrıları ileri yaş grubunda.. Yürürken yürümeyi engelleyen ağrılar,
    bacak ağrıları... Yani çok çeşitli problemlerle karşımıza çıkacak.
    Zaten mantığına da baktığımızda, oksijenin vücudun belirli bölgelerine
    yeterince ulaşamaması diye tanımlayacak olursak kansızlığın
    yarattığı sorunu, çok çeşitli organlara ait şikayetlerle karşımıza
    hastanın gelebileceğini kabul etmek gerekir.” Prof. Dr. Ferhanoğlu,
    baş ağrısı, sinirlilik, isteksizlik şeklinde şikayetlerle de
    psikiyatriye gidilebildiğini belirtti.

    Aylık Kanamalar da Kansızlık Nedeni


    Aylık kanamalar da kansızlık problemini gündeme getirdiğini belirten
    Prof. Dr. Ferhanoğlu, kadınların aylık normalde olması gereken
    kan kaybıyla, kansızlığa yol açabilir denilen kan kaybı arasındaki farkı
    şöyle açıkladı:


    “Tabii her kadın belirli bir yaştan sonra belirli bir süre kanar.
    Aslında direk karşı karşıya gelip kanamasının ne kadar olduğunu
    sorduğumuzda, çoğu kadın bunu normal olarak ifade eder. Çünkü
    kıyaslayabileceği bir örneği yoktur. Beş günü geçen adet kanamaları
    ve çok aşırı sızmalara yol açacak kanama, normalden fazla kanama olarak
    algılanmalı, bir de mutlaka bir kadın doğum uzmanıyla
    görüşülüp, nedeninin bulunup tedavi edilmesi gerekir.”


    Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle devam etti: “Kansızlık tanısı konulan
    erkeklerde beslenme ile ilgili öneriler sunmadan önce kansızlığın
    neye bağlı olduğunu bilmek gerek. Eğer bir erkek ve demir eksikliğine
    bağlı bir kansızlığı varsa yine aynı şeye dönüyoruz. Eksikliğin
    neden olduğunun tespiti gerekiyor. Özellikle erkek olduğu için altta
    yatan nedenin çok iyi aydınlanması ve tedavinin ona göre
    yönlendirilmesi, beslenme alışkanlığının da ona göre tavsiye edilerek
    düzeltilmesi gerekiyor. Yani nedeni bulunmayan kansızlık henüz
    çözülmüş kansızlık anlamına gelmiyor.”

    Erkeklerdeki Nedenler


    Kadınlarda erkeklere oranla 5-10 kat fazla olan kansızlık sorunu ile
    ilgili olarak erkeklerdeki kansızlık probleminin altında yatan
    nedenler hakkında Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Kadınlarda
    çoğunlukla jinekolojik kanamalar, adet düzensizlikleri önemli
    bir neden olduğu için çok rahatlıkla ve kolaylıkla düzeltilebilir bu
    neden. Halbuki erkekte de kansızlık söz konusuysa, kansızlığın
    demir eksikliğiyle ilişkisi, öyle bir fizyolojik olayın abartılması da
    söz konusu olmadığına göre, midenin, bağırsağın ülserleri,
    midenin bağırsağın polipleri, kanserleri dikkate alınmalı. Ve kaybın
    nedeni her kansızlıkta olduğu gibi çok iyi belirlenmeli. Diğer
    taraftan kansızlık tedavi edilirken, örneğin demir eksikliği varsa,
    demir eksikliği tedavi edilirken, diğer taraftan demir eksikliğine
    yol açan ana nedene ulaşılmalı ve o nedenin tedavisi yapılmalıdır. Bu
    anlamda da örneğin kolon tümörleri, polipler, ileri yaş grupta
    küçük damar genişlemeleri dediğimiz olayları çok net ortaya koyup
    onların tedavisi söz konusu olmadıkça uzayan ve hatta geciken
    tedavilerle karşı karşıya kalabiliriz.”

    Beslenme


    Kansızlık problemi saptanmış kişilerin beslenmesinde dikkat etmesi
    gereken noktaları Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle açıklıyor: “Öncelikle
    kansızlık probleminin neye bağlı olduğunu bilmek lazım. Eğer kansızlık
    demir eksikliğine bağlıysa, demir eksikliğini beslemenin temeli
    hayvani gıdaların artırılmasıdır, kırmızı et ve etli gıdaların
    artırılmasıdır. Bitkisel gıdalarda demir yok mudur? Bitkisel gıdalarda
    da tabiki demir vardır. Ama bitkisel gıdalardaki demirin emilimi çok
    daha güçtür. O anlamda eğer altta yatan neden bir demir
    eksikliğiyse kırmızı et ve hayvani gıdaların artırılması önerilir.”


    Türkiye’nin bir numaralı ölüm nedenleri kalp hastalıkları. Kolesterol
    nedeniyle insanların kırmızı etten giderek kaçarak, daha az
    tükettiğini ve buna bağlı olarak kansızlık problemini yaşayanlarada sık
    rastlandığını dile getiren Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle devam
    etti: “Örneğin kalp hastası olduğu için yıllarca et yememiş ve zaten
    jinekolojik kanamalarla veyahut çeşitli kayıpları olan kadınlarda,
    kalp yetersizliğinin sonucu ortaya çıkmış demir eksikliğine bağlı derin
    kanamalar görmek bu dönemde çok mümkün.”


    Bölgesel yeme alışkanlıklarının da kansızlığa bir artı getirisi olduğuna
    değinen Prof. Dr. Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Bölgesel
    faktörlerin kansızlıkta rol oynadığı mutlak bir şekilde söz konusu.
    Örneğin beslenmeyi dikkate aldığımızda, çay içimi fazla olduğu
    bölgelerde belki bir ölçüde çayın emilimi etkilemesi nedeniyle bir
    kansızlıktan söz etmek mümkün. Et tüketiminin fazla olduğu
    yörelerde kansızlık daha az görülecek. Tam tersi bitki ve sebze üretimi
    ağırlıklı olan yörelerde veyahut vejeteryan alışkanlığı olan
    kişilerde kansızlık çok daha yüksek oranda görülebilecektir.”


    Prof. Dr. Ferhanoğlu, çocukluk dönemindeki değişik alışkanlıklarla
    ilgili olarak şöyle devam etti: “Avrupa tıbbına Türkler tarafından
    nerdeyse tanıtılmış bir konudur. Anadolu’da çeşitli kesimlerde toprak
    yemek, kil yemek, kireç yemek, aşırı buz yeme türünden sapmış
    iştah dediğimiz bir durum söz konusu olabilir ve böyle bir alışkanlık
    birlikte demir emilimini etkilediği için demik eksikliğinin çok
    sık görülmesine yol açabilir.”


    Şişman insanlarda da demir eksikliği görülebildiğini belirten Prof. Dr.
    Ferhanoğlu, “kalorisi fazla gıda ile beslenme kansızlığı
    tamamiyle ortadan kaldırıyor anlamına gelmez, şişmanlar da aşağı yukarı
    eşit düzeyde diğer grupla kansızlıkla karşılaşma olasılığına
    sahip” dedi.

    Kalıtımsal mı?


    Kalıtımsal ve kalıtımsal olmayan çok çeşitli kansızlık nedenleri
    olduğunu belirten Prof. Dr. Ferhanoğlu, konu ile ilgili söyle devam
    etti: “Annesinin kansız olması o ihtimali de akla getirmektedir.
    Dolayısıyla kansızlığı yapan nedenin belirlenmesi, kalıtımsalsa ona
    göre bir tedavi programı çizilmesi uygun olur.”

    Kansızlıkla Ortaya Çıkan Lösemi


    Kansızlıkla ortaya çıkan löseminin oranı ile ilgili olarak ise Prof. Dr.
    Ferhanoğlu, şu bilgileri verdi: “Kansızlıkla karşımıza gelen
    hasta grubunun en büyük oranını bir kere demir eksikliği gibi tedavisi
    gayet mümkün basit nedenler. İkinci grubu kanamalarla ortaya
    çıkan kansızlıklar. Üçüncü grubu knotik bir hastalığın yarattığı
    kansızlıklar. Dördüncü grubu kan yıkımının hızlandığı gruplar yer
    alıyor. Dolayısıyla burada lösemileri en son sıraya, en küçük olasılık
    içine koymak gerekir. Çünkü Türkiye’de her kansız kişide "lösemi
    mi oldum?" fobisi vardır. Halbuki burada lösemi çok küçük bir oranı
    içerir. Dolayısıyla kansız olan böyle korku içinde olması
    gerekmiyor diye düşünüyorum.”

    Cilt Üzerindeki Yansıması


    Kansızlığın cilt üzerindeki yansıması ile ilgili olarak Prof. Dr.
    Ferhanoğlu, şunları söyledi: “Bir kere objektif kansızlık
    bulgularına bakmak lazım. Yani cildin soluk olması bir araştırmaya
    başlamak için yeterli bir adımdır ama yeterli bir veri değildir.
    Soluk görünür, kan değerleri tamamiyle normal sınırlarda sağlıklı
    insanlar vardır. Bu cildin kalınlığı, damarın nereden geçtiği,
    cildin kanlanmasıyla ilgili bir olay diye görmek lazım. Bunun dışında
    ciltte ne gibi değişiklikler yapıyor? Örneğin deride bazı
    değişiklikler yapan kansızlıklar var. Vitamin eksikliğinde düzleşmiş bir
    dil görüyoruz... Pütürlerin kaybolduğu bir dil görüyoruz.
    Dudak kenarlarında küçük çatlaklar demik eksiklenmesinde görülebilir.
    Yutma güçlüğü şeklinde çok derin kansızlık da demir eksikliğinde
    bir bulgu ortaya çıkabilir. Bunun dışında kansızlığı yapan ana neden bir
    başka cilt problemine yol açabilir. Örneğin troid hormonları
    yeterince salınmayan birinde karşımıza kansızlıkla geldiğinde cildinin
    kuru, pullanmış olduğunu da görebiliyoruz. Dolayısıyla çok
    dikkatli bir muayene, kansızlığı yapan nedenin çok net olarak ortaya
    konulması ve tedavinin de bu bilgiler ışığında yönlendirilmesi
    gerekir.”

    Yaşlı İnsanlarda Kansızlık Daha Çok


    Yaşlı insanlarda kansızlığın daha çok görülmesi ile ilgili olarak Prof.
    Dr. Ferhanoğlu, nedenleri şöyle açıkladı: “Yaşlılarda önemli
    bir problem kemik erimeleri... Ve yaşlı grupta çok sıklıkla biz aspirin
    kullanma, romatizmal ilaç kullanımı ve onların yarattığı mide
    ve bağırsaktan gizli kayıpları görüyoruz. Bunu ben o yaş grubunda hem
    mide bağırsaktan kanamalar yahut küçük damar çatlamaları
    nedeniyle kanamalar, bir diğer neden tabiki gizli küçük olasılıkla da
    olsa tümörlerin varlığı kansızlık nedenleri arasında yer almalı.
    Özellikle sınırsız romatizmal ilaç kullanımı kesilmeli. Neden bulunmalı
    ve tedavi ona göre yönlendirilmeli.”

    Akdeniz Anemisi


    Prof. Dr. Ferhanoğlu, Türkiye için önemli bir problem olan, Akdeniz
    Anemisi hakkında bilgiler verdi: “Türkiye’de Akdeniz Anemisi
    taşıyıcılığı yüzde 2.5-3 oranında önemli bir problem. Ancak demir
    eksikliğine bağlı Akdeniz Anemisi olmaz. Ya hasta Akdeniz Anemisi
    taşıyıcısıdır, ya demir eksikliğidir, yahut nadiren çok kan kaybediyorsa
    ikisi birlikte kombine söz konusudur. Eğer Akdeniz Anemisi
    taşıyıcısıysa ciddi bir sorun da oluşmayacaktır. Burada kortizonun
    katkısı ne olabilir? Kortizon mide bağırsağındaki kan kaybını biraz
    artırabilir, belki onun yarattığı bir kan kaybıyla birlikte demir
    eksikliği ve Akdeniz Anemisi taşıyıcılığı söz konusu olabilir.”

    Tanı


    Basit bir kan tahlili ile tanı konulabilen kansızlığın, tanı koyma
    yöntemlerini, kansızlık değerlerini Prof. Dr. Ferhanoğlu, şöyle
    açıkladı: “Bir kere basit bir kan sayımı. Kansız mıyız değil miyiz,
    bunun netleşmesi için şart. Hemoglobin düzeyi kadın için 11.5
    gramın altındaysa kansız. Erkek için 13.5 gramın altındaysa yine
    kansızlık var diyebiliyoruz, bunun netleşmesi önemli. Çoğu hasta
    kansız zannederek geliyor, değerlerine bakıyorsunuz hiçbir kansızlıkla
    ilgili bir sorunun olmadığı da anlaşılıyor. Kansız, o halde ne
    tür kansız? Tabi bundan sonrası bir konunun uzmanının... Öyle ip uçları
    var ki, o ipuçlarını dikkatlice gözden geçirmek bir anda 30-40
    nedenden 3-5 nedene düşürebiliyor kansızlık sebebini. Dolayısıyla biz
    tüm nedenleri değil, o nedenlere yönelek yolumuza devam ederiz.
    Sonra alınacak bir damla kanın yayılması 3-5 dakika içinde bir mikroskop
    altında değerlendirilmesi, belki 10-15 gün yapılacak
    tetkiklerden çok daha fazla bilgi verebiliyor bize. Bu bilgiler ışığında
    ikinci basamak tetkikleri isteyip kesin nedeni ortaya
    çıkarmak ve tedavisini de ona göre yönlendirmek doğru olacaktır.”

    Demir Hapları


    Tedavide kullanılan demir hapları ile ilgili olarak Prof. Dr.
    Ferhanoğlu, şu noktalara değindi: “Demir eksikliği tanısı konulmuş bir
    hastada demir tedavisi yapılmalı. Malesef yanlışlıkla hala Akdeniz
    Anemisi’ni demir eksikliğiyle tedavi edilmesi söz konusu.
    Dolayısıyla anemide birinci koşul, anemiyi yapan nedenin çok net ortaya
    konulmasıdır. İkinci basamak; eğer demir eksikliği anemisiyse
    hastada, bir taraftan demir tedavisine başlarken, ikinci ve çok önemli
    bir neden; demir eksikliğinin neden ortaya çıktığıdır. Beslenme
    sorunuysa iyi bir şeyle beslenmenin düzeltilmesi. Mide bağırsaktan kayıp
    söz konusuysa, bunun bulunup ortadan kaldırılması...
    Jinekolojik kayıpsa, bir jinekoloji uzmanıyla birlikte problemin
    çözülmesi. İyi bir tedavi ve tekrarlamayan bir tedavi için şart.”

    Önlemler


    Yüksek düzeydeyken halk sağlığını koruyacak bazı önlemler alınıp, yüzde
    40’lara ulaşan kansızlık oranın geri çekilmesinin mümkün olup
    olmadığını, Türkiye’nin böyle bir yolu deneyip denemediğini Prof. Dr.
    Ferhanoğlu, şöyle açıkladı: “Dünyada kansızlık oranlarını burada
    çok kısa özetlemek gerekirse, örneğin İsrail’de kadınlarda kansızlık
    oranı yüzde 29, erkeklerde yüzde 14, hamilelerde yüzde 47.
    Hindistan’da kadınlarda yüzde 35, erkeklerde yüzde 6, hamilelerde yüzde
    56... Bakın bu oranların çok dışına çıkıyoruz. ABD’de
    kadınlarda yüzde 6, erkeklerde yüzde 2.5, hamilelerde yüzde 25..
    Gördüğünüz gibi diğer ülkelerle çok belirgin bir fark söz konusu
    Amerika’da. Bunun önemli bir nedeni, unun demirden
    zenginleştirilmesidir. Tabi bu başlı başına üzerinde durulması gereken
    bir konu.
    Türkiye’de bu yapılabilir mi? Bir taraftan yüzde 2-3 civarı bir Akdeniz
    Anemisi taşıyıcımız var ve biz onlarda demir önermiyoruz hiçbir
    şekilde fazla demir alımını önermiyoruz. Bir taraftan da yüzde 40’lara
    varan bir kansızlık sorunumuz var. Eğer risk taşıyıcılarımızı
    iyi bir şekilde belirleyip bunları bir kenara ve aynı undan almamalarını
    tavsiye etmek koşuluyla unu uygun bir şekilde, tat ve
    lezzetini de dikkate alarak, demirden zenginleştirecek olursak, tıpkı
    ABD’de, tıpkı İsveç’te yapıldığı gibi, kansızlık sorununu çok
    büyük bir ihtimalle yüzde 5’lere çekmemiz mümkün olacaktır.”

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    6 KALITSAL KANSIZLIK Bir Çarş. Tem. 28, 2010 8:02 am

    CANTAR




    Kaltsal Kansızlık























    Kan testi yaptırmanız gerekli
    mi?
    Sıtmanın şu anda veya geçmişte yoğun olarak görüldüği ülkelerden gelen
    insanlarda kalıtsal kansızlık taşıyıcılığı görülebilmektedir. Çünkü kalıtsal
    kansızlık taşıyan kişilerin sıtmaya karşı daha iyi korunma özellikleri vardır.

    Kalıtsal kansızlık taşıyıcıları
    sağlıklı kişilerdir. Ancak bu kişilerde düşük ölçüde kansızlık bulunabilir.
    Bundan dolayı bu kişilerde çok az şikayet görülür.
    Hollanda'da Akdeniz ülkeleri,
    Afrika ve Asya'dan göç etmiş insanlar yaşamaktadır. Birçok Hollandalı'nın
    ataları da o bölgelerden gelmiş bulunmaktadır. Bu kişiler yukarıda belirtilen
    kalıtsal özelliklerin taşıyıcısı olabilirler. Bazı durumlarda bu kalıtsal
    özellikler, çocuklarında thalassemi ve orak hücre hastalığı gibi ciddi kalıtsal
    kansızlık rahatsızlıklarına sebep olabilir.
    Dünya nüfusunun ortalama 20'de
    1'i, bir tür kalıtsal kansızlık taşıyıcısı durumundadır. Bu kişiler
    sağlıklıdırlar ve kendilerinde herhangi bir belirti olmayabilir.
    Sıtma hastalığının bulunmadığı
    bir ülke olarak Hollanda'da kalıtsal kansızlık taşıyıcılarının:

    <li>
    Yaklaşık 1330'da 1'i Kuzey Avrupa
    kökenli,
    </li>
    <li>
    Yaklaşık 30'da 1'inin ataları
    sıtmalı bölgelerden gelmiş,
    </li>
    <li>
    Yaklaşık 15'de 1'i de yakın
    geçmişte Akdeniz bölgelerinden (Türkiye, Fas, Italya, Yunanistan, vb.) Afrika,
    Orta ve Uzakdoğu (Çin, Hindistan, Endonezya, Güney-doğu Asya) ve Karayip
    (Surinam ve Curaçao vb.) bölgelerinden gelen kişilerden oluşmaktadır.

    Genelde kalıtsal kansızlık
    taşıyıcıları sağlıklı olmalarına rağmen sizin taşıyıcı olup olmadığınızın
    bilinmesinde yarar vardır. Buna üç sebep gösterilebilir:
    </li>
    <li>
    Kansızlık çoğunlukla demir
    hapları ile tedavi edilmektedir. Kalıtsal kansızlık görülen kişilerde ise
    genellikle bu haplar gereksiz hatta tehlikeli olabilir.
    </li>
    <li>
    Kalıtsal kansızlık
    taşıyıcılarında halsizlik gibi şikayetler, folik asit gibi temel gıda
    maddelerinin eksikliğinden kaynaklanabilmektedir. Bu temel maddeler basit bir
    şekilde verilebilmektedir.
    </li>
    <li>
    Üçüncü ve en önemli sebep ise
    eşlerin her ikisinin de kalıtsal kansızlık taşıyıcısı olmaları durumundadır. Bu
    sağlıklı eşlerin, ciddi kan hastalığı olan çocukları olma riski vardır.

    Kan testi aracılığı ile kalıtsal
    kansızlık taşıyıcısı olup olmadığınız tespit edilebilir. Bu test, ev doktorunuza
    müracaat ederek yaptırılabilir. Gerekli olan tek şey sizden bir tüp kan
    alınmasıdır.
    Kalıtsal kansızlık taşıyan bayan
    ve erkekler sağlıklıdırlar. Dolayısıyla test sonucu taşıyıcı olduğu tespit
    edilen kişilerin endişelenmesine gerek yoktur. Eğer halsizlik şikayetleri varsa,
    bu en uygun bir şekilde tedavi edilebilir.
    Eğer taşıyıcı iseniz ve çocuğunuz
    olmasını istiyorsanız, eşinizin de kalıtsal kansızlık taşıyıcısı olup
    olmadığının bilinmesi sizin için önemlidir.
    Kalıtsal kansızlık taşıyıcısı
    olan sağlıklı eşlerin çocukları da sağlıklı doğabilir. Ancak her hamilelik için
    4'te 1 oranında, çocuğun ciddi bir kansızlık hastalığı taşıyarak doğma riski
    vardır. Ciddi kansızlık hastalığı olan çocukların tamamen iyileştirilmesi henüz
    mümkün değildir.
    Çocuk sahibi olmak isteyen
    kalıtsal kansızlık taşıyıcısı eşlerin, çocuklarının sağlıklı doğmaları için bu
    konuda önlem almaları imkanı vardır.
    Daha fazla bilgi için ev
    doktorunuz, uzman doktorunuz veya herhangi bir Kliniksel Genetik Merkezi'ne
    müracaat edebilirsiniz.
    </li>

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    7 KANDAKİ TESTLER Bir Çarş. Tem. 28, 2010 8:04 am

    CANTAR




    Kandaki Testler



























    Bağışlamış olduğunuz kanlarda, yapılması zorunlu olan testler,özellikle kan teması ile bulaşan hastalıklara yöneliktir.
    Hepatit B, Hepatit C, AIDS ve Frengi hastalığı ile ilgili tarama testleri, alınan tüm kanlarda yapılmaktadır.
    Özellikle Hepatitlerin toplumdaki rastlanma sıklığının oldukça yüksek olduğu düşünülürse, bu tarama testleriyle gerek donörün
    (Kan bağışı yapan kişinin), gerekse kanı alacak olan hastanın bir çok riske karşı korunması sağlanmaktadır.


    1997-2000 yıllarını içeren test sonuçları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:



    Tarama Testi Yapılan Test Sayısı Pozitif Sayısı Rastlanma Oranı
    HBsAg (Hepatit B) 59.641 2789 % 4,68
    Anti-HCV Ab (Hepatit C) 58.320 684 % 1,17
    Anti-HIV 1/2 Abs (AIDS) 58.834 0 % 0,0
    RPR (Sifiliz) 57.546 42 % 0,07


    • Hepatit B (HbsAg) , Hepatit C (Anti-HCV Abs) ve HIV (Anti-HIV Ab)' ın taraması için ELISA (Kan merkezimizde tam otomatik elisa
      ve mikroelisa kullanılmaktadır ) yöntemi kullanılırken; Frengi taramasında RPR tarama testi kullanılmaktadır.

    • Kan merkezimizde her gün rutin olarak, tarama testleri yapılmaktadır.
    • Eskişehir bölgesinde, bizim yapmış olduğumuz çalışmalarda, henüz
      pozitif bir AIDS vakasına rastlanmamıştır.
      Tarama testlerinde AIDS şüphesi bulunan kan numuneleri, Ankara Kan
      Merkezi'ne konfirmasyon testleri için rutin olarak gönderilmektedir.
      Diğer testlerin pozitif çıkması halinde ise, şahıslardan tekrar kan
      numunesi alınarak, kontrol testleri yapılmaktadır. Zira, kan alımı
      sırasında geçirilmekte olan bir hastalığın veya alınmış bir kimyasalın
      testleri yanıltma ihtimali her zaman mevcuttur. Yukarıda
      bahsedilmiş olan testler, kan bağışı sonrasında rutin olarak ve
      herhangi bir ücret söz konusu olmadan yapılmaktadır.

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    8 KAN ARAMA Bir Çarş. Tem. 28, 2010 8:07 am

    CANTAR




    Kan Arama

    Kan bağışında bulunmak isteyen ve kan bankasına kayıt bırakan gönüllüler
    arasında arama yapmak için, aşağıdaki formu doldurarak bu
    kimselerin iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.




    http://www.kangrubu.com/default.asp?sayfa=kan_arama












    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    9 KAN GURUBU DİYETİ Bir Çarş. Tem. 28, 2010 8:12 am

    CANTAR




    Kan Grubu Diyeti



























    Peter J. D'Adamo, kan gruplarının ortaya çıkmasında temel etkenin
    tüketilen gıdalar olduğunu öne sürerek fazla kilolardan kurtulmak
    amacıyla kan grubuna göre diyet öneriyor.


    D'Adamo Türkiye'de de piyasaya çıkan "Kan Grubunuza Göre Diyet" adlı
    kitabında kan gruplarının özellikleri ve diyet tarifelerini şöyle sıralıyor :

    O grubu : Etobur olma özelliği taşıyor. Bu kan grubunu taşıyan insanlar
    diyetlerinde önceleri baklagil, fasulye, ekmek ve tahıl tüketimini sınırlayarak
    kilo kaybediyor. Etkin bir kilo kontrolü için daha yağsız yiyeceklerin tercih
    edilmesi ve porsiyon miktarlarının azaltılması gerekiyor.

    A grubu :


    Sabit beslenme ve çevre koşullarına kolaylıkla uyum sağlama
    özelliğine de sahip bulunan A grubu taşıyıcıları, zengin çeşitlilikte düşük
    yağlı gıdalarla sebze ve hububat dengesini sağlamalı. Bu grubun kilo vermesini
    destekleyen gıdalar arasında soya ürünleri ve sebze bulunuyor.

    B grubu :

    Bu grup taşıyıcıları için kilo almayı sağlayan en önemli
    etkenler arasında mısır, ekmek, buğday, mercimek, fıstık ve susam tohumları
    geliyor. B grubu için kilo vermeyi destekleyen gıdalar da yeşil sebzeler,
    kırmızı et, yumurta ve düşük yağlı süt ürünleri.

    AB grubu :

    Bu gruptaki insanların kilo almasını teşvik eden gıdalar
    arasında et, fasulye, çekirdek, mısır, esmer buğday geliyor. Deniz ürünleri, süt
    ve süt ürünleri, baklagiller, sebzeler ve meyvalar ise kilo kaybını sağlıyor.

    B grubu tavuk yerine hindiyi tercih etmeli

    Bu gruptakiler uygun beslenme düzenini uygularsa uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilirler.


    Kan grubu, coğrafya ve ırkın birleşmesiyle insanların kimliği oluşur.
    Ancak bazı antropologlar, insanların kişiliklerini ırklarına
    göre değerlendirmenin meseleyi çok basite indirgemek sayılacağını
    belirtiyorlar. Derinin rengi, etnik töreler, yerleşim bölgeleri ve
    kültürel kökler, insanları birbirlerinden ayırt etmeye yeterli değil.
    Aslında insanların ortak yanları, bizim tahmin ettiğimizden çok
    fazla. Bir anlamda hepimiz kardeşiz. Yani kan kardeşiyiz. Kan grubu,
    kişilik belirlemede ırktan çok daha önemli bir rol oynuyor.
    Atalarımız, her birimize kan gruplarımız aracılığıyla özel birer miras
    bırakmış. Bu miras, her hücremizin çekirdeğinde varlığını
    sürdürüyor. Genetik özelliklerimizi öğrenmek için kan gruplarını
    bilmemiz gerekiyor.

    Ataları Göçebeydi

    0, A ve B kan grupları arasında B grubu, coğrafi dağılımı en belirgin
    olandır. Japonya'dan Moğolistan'a, Çin, ve Hindistan'dan
    Ural dağlarına kadar olan geniş bir bölgede B grubuna dahil olanlar
    çoğunluktadır. Ural dağlarından batıya doğru gidildikçe, B grubu
    kan yapısına sahip olanların sayısal yoğunluğu azalır. Avrupa'nın batı
    ucunda kan grubu B olan çok az sayıda kişi vardır. Asya'nın
    göçebe topluluklarının batıya göç etmelerinin bir sonucudur bu. Örneğin
    Almanlar ve Avusturyalılar arasında B grubuna çok fazla
    rastlanmasının da önemli bir nedeni var. Almanya'da özellikle Elbe
    Nehri'nin yukarı ve orta kesimlerinde B grubuna dahil olanlar
    dikkat çeker. Çünkü bu bölge eski devirlerde uygarlıkla barbarlığı
    birbirinden ayıran çizgi üzerindedir.

    Himalayalar'da Görüldü


    Bazı yahudi toplumlarında B grubu'nun ağırlıklı olması, antropologların
    ilgisini çekiyor. B grubu kan, M.Ö. 10000-15000 yılları
    arasında, Himalaya bölgesinde ortaya çıktı. Bugünkü Pakistan ve
    Hindistan B grubunun doğduğu bölgeler olarak biliniyor. Doğu
    Afrika'nın sıcak düzlüklerinden Himalayalar'ın dondurucu tepelerine göç
    edenlerin iklim değişikliğine uyum sağlamaları çok uzun
    sürmüş olmalı. Ve B kan grubunun ortaya çıkması da bu değişiklikten
    kaynaklanmış olabilir. Göçebeler, Asya'nın ortalarına doğru
    ilerlerken iki ayrı B grubu kan türü ortaya çıktı. Güney'de tarımla
    uğraşanlar ve kuzey ile batıyı istila eden savaşçı barbar
    gruplar. Yaşam tarzları gibi beslenme alışkanlıklarında da farklılık
    gösteriyorlardı. Güney Asya mutfağında süt ürünlerine çok az
    rastlanır. Asyalı'nın inancına göre, süt ürünleri, barbarlara uygun
    yiyeceklerdir.

    B Grubunun Özellikleri

    Dengelidir
    Sindirim sistemi dayanıklıdır
    Beslenmede katı kuralcı değildir
    Sütlü besinlere ilgi duyabilir
    Strese karşı yaratıcılığını kullanır
    Formda kalabilmek için fiziksel ve zihinsel faaliyetler arasında denge kurması gerekir

    Müzmin Yorgunluk Sendromu


    0 grubu ve A grubu birçok bakımlardan birbirlerinin tam karşıtı
    özellikler taşırlar. Fakat B grubu bazı bakımlardan 0 grubunu
    anımsatır. O kadar ki, bu iki kan grubunun birbirlerine bağlı
    olduklarını söyleyebiliriz. Tam böyle düşünürken B grubunun bilinmeyen
    bir özelliği ortaya çıkabilir. Aslında B grubu, insanoğlunun evrim
    yolculuğunda farklı özellikleri olan insanları ve kültürlerin
    birleştiricisi sayılır.


    Genelde B grubuna dahil olanlar en ağır hastalıklara karşı bile
    dayanıklı olurlar. Çağdaş yaşamın getirdiği sorunlar, örneğin kalp
    hastalıkları ve kanser türleriyle mücadelede kan grubu B olanlar
    başarılı olabilir. Ancak bu gruptakiler, az görülen hastalıklara
    karşı kendilerini o kadar iyi savunamazlar. Egzotik bağışıklık sistemi
    düzensizlikleri ve müzmin yorgunluk sendromu gibi sorunlar
    onları yenik düşürebilir.

    Diyet Nasıl Olmalı?


    B Grubundakiler, kendileri için uygun olan beslenme düzenini eksiksiz
    uyguladıkları takdirde uzun ve sağlıklı bir ömür sürdürebilirler.
    B Grubunun diyeti değişik türlerde yiyecekleri kapsar. Hayvansal
    gıdalarla sebzeler arasında tam bir denge kurulur. B grubu, A ile 0
    grupları arasında denge kurar. B grubundakiler için mısır, buğday,
    mercimek, fındık ve susam kilo aldıran besinlerdir. Bu yiyecekler,
    kişilerde yorgunluk, vücudun su tutması ve kan şekerinde düşüklük gibi
    sorunlar yaratır.


    Özellikle yemeklerden sonra kan şekerinin düşmesinden yakınanlar, azar
    azar ve çok sık beslenmeleri gerektiğine hükmederler. Oysa
    önemli olan öğünlerin sıklığı değil seçilen yiyeceklerdir. B
    grubundakilerde kan şekerinin düşmesi sık görülen bir olaydır.
    Saydığımız
    yiyeceklerden uzak durulması, bu sorunun B grubundakiler için bir
    tehlike olmaktan çıkmasını sağlayabilir.

    Kolay Kilo Verirler


    Kısa aralarla yemek yemeyi alışkanlık haline getirenler, çok kısa bir
    süre sonra sık sık acıkmaya başlarlar. Kilo vermeye çalışanlar
    için bu hiç de olumlu bir gelişme değil. Kan grubu B olanların kilo
    vermekte pek de zorlanmadıkları biliniyor. 0 grubundakiler tiroid
    problemleri yüzünden kilo vermekte zorlanırlar. oysa B grubundakilerin
    böyle bir sorunları yoktur. Aşırıya kaçmamak koşuluyla sütlü
    besinlerden de yararlanabilirler.

    Karides, Kalamar Yok


    B grubundakilerin vücut sistemlerinde stres yorgunluk ve kırmızı et
    arasında bir bağ olduğu belirtiliyor. B grubundaki atalarınız,
    kırmızı et yerine değişik et türlerini tercih etmişlerdi. Eğer
    bağışıklık sisteminizde sorun varsa, kuzu eti ya da tavşan eti
    yememelisiniz. Dana ve hindi etini tercih etmelisiniz.


    B grubuna dahil olanlar piliç etinden uzak durmalıdırlar. Günümüzde
    böyle bir uygulamayı kabullenmek gerçekten çok zor. Tavuk eti
    yerine hindi eti tercih edilmeli. Çünkü piliç etinde bulunan bazı
    maddeler, B grubuna zarar verir.


    Derin denizlerde yaşayan balıklar da B grubu için yararlıdır. Fakat
    ıstakoz, karides, kalamar ve midye gibi deniz ürünlerinden uzak
    durulmalı.

    Sütlü Besinler Yararlı


    Kan grupları arasında sütlü besinlerden yarar sağlayan tek grup B'dir.
    Ancak Asya kökenli B grubu mensuplarının sütlü besinlere
    alışmaları zaman alabilir. Sütlü besinler, Asya'ya Moğol istilalarıyla
    ulaşmıştı. Barbarların besini sayılan sütlü yiyeceklere tepki
    gösterilmesini de yadırgamamak gerekir. Afrika kökenli B grubu
    mensupları da sütlü besinlere uyum sağlamakta zorlanırlar. Sütlü
    besinlere tepki gösteriyorsanız, soya ürünleriyle sütlü besin
    ihtiyacınızı giderebilirsiniz.


    Sindirim sisteminizin düzenli çalışabilmesi için zeytinyağını
    mutfağınızdan eksik etmemelisiniz. Gün aşırı bir yemek kaşığı zeytinyağı

    tüketmelisiniz. Susam yağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı B
    grubundakilerin sindirim sistemi için zararlıdır.


    Sebzelerin hemen hepsi B grubu için yararlıdır. Günde dört beş öğün
    haşlanmış sebze yiyebilirsiniz. B grubunun uzak durması gereken
    sebzelerin sayısı çok azdır. Domatesten uzak durulmalı. Zeytinyağı çok
    yararlı olduğu halde, tane zeytin sindirim sistemine zarar
    verebilir. Ama diğer kan gruplarına kıyasla çok daha zengin bir sebze
    çeşidinden yararlanabilirsiniz. Yeşil yapraklı sebzeler sizin
    için bire birdir. Ayrıca patates, lahana, ve mantarı da çekinmeden
    yiyebilirsiniz.

    Kahvaltı :



























    Meyve kokteyli

    2 dilim mısır ekmeği

    2 dilim beyaz peynir

    1 haşlanmış yumurta

    Yeşil çay


    Öğle yemeği :



    Marul, salatalık, peynir, zeytinyağı ve limonlu salata

    1 Muz

    Ot çayı


    İkindi :



    1 dilim elmalı kek

    Ot çayı


    Akşam yemeği :



    Kuzu pirzolası

    Esmer pirinç pilavı

    Haşlanmış sebze

    Yoğurt

    1 kadeh şarap


    Kan Grubu B Olanlara Öneriler


    Kan grubu B olanlar aslında şanslıdırlar. Onlar için önerilen beslenme planını aynen uyguladıkları takdirde önemli hastalıklara
    yakalanma olasılıkları azalır. Evet, beslenme planınızı aynen uygulayın ve vitamin ve mineral takviyesi almak zorunda kalmayın.


    B grubundakiler stres ile mücadelede başarılı olurlar. Vücut egzersizleriyle, zihinlerindeki sorunlardan kurtulmayı başarırlar.
    Ancak kazanma hırsına gerek olmayan spor dalları onlar için uygundur.


    Vücut egzersizleri herkes için gereklidir. Fakat basketbol, tenis,
    voleybol gibi rekabet içeren sporlara yönelmeleri doğru olmaz.





    Aerobik (45-60 dakika) haftada 3 kez

    Bisiklet (45-60 dakika) haftada 3 kez

    Yüzme (30-45 dakika) haftada 3 kez

    Golf (60 dakika) haftada 2 kez

    Hatha Yoga (45 dakika) haftada 2 kez



    Sıfır grubundakiler etsiz diyet yapamaz. Dr. Peter J. D'Adamo'nun kan
    grubuna göre diyet kitabı Amerika'da satış rekorları kırıyor.


    Amerika'da kilo veren pek çok kadına hangi diyeti uyguladığı
    sorulduğunda, şu sıralar, alınan yanıt aynı oluyor: ‘Kan grubu
    diyetinden
    yararlandım’


    Nedir bu kan grubu diyeti? Amerikalı tıp uzmanı, araştırmacı Dr. Peter
    J. D'Adamo, insanlarda kan gruplarının sağlık ve hastalıklarla
    ilişkileri üzerinde uzun yıllar süren çalışmalarının sonuçlarını bir
    kitapta topladı. Dr. D'Adamo, bu çalışmalarından önemli bir sonuca
    varmıştı. Kişilerin kan grupları, kilo vermek veya almak için nasıl bir
    yöntem uygulanması gerektiğini de belirliyordu. Tüm dünyada
    satış rekorları kıran bu kitabın önemli bölümlerini sizlere sunuyoruz.

    Kan, hayatın ta kendisidir. Tüm uygarlıklar kan bağlarıyla
    kurulmuştur. İnsanlık tarihinde, çok önemli bir dinsel ve kültürel
    simge sayılır. Fiziksel ve figüratif olarak kansız asla yaşayamayız. Son
    kırk yıl içinde atalarımızın davranışları ve gruplaşmaları
    konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilmek için değişik kan gruplarını
    incelemeye başladık. Aslında kan grubu, bizleri birbirimize
    bağlayan kopmaz bir bağdır. Her kan grubu, atalarımızın beslenme ve
    davranış özelliklerinin genetik mesajlarını taşır. İşte bu nedenle
    de kan grubuna göre diyet uygulanması mantıksal açıdan da akla uygun
    geliyor. Diyet uygulamasına geçmeden önce, kan grubunuzun
    özelliklerini bilmenizde yarar var. Kan grupları 0, A, B, ve AB olarak
    dörde ayrılıyor. Bu dört ana grup, kişilerin kan özelliklerine
    örnek oluşturuyor. Kan grupları belirtilirken Rh pozitif ya da Rh
    negatif deyimleri kullanılıyor. Bu deyimler sizi şaşırtmasın.
    Rh faktörü, her kan grubunda bulunur. Kan grubunuz 0 da olsa Rh faktörü
    bulunabilir. Eğer bu faktör mevcut değil ise Rh negatif deyimi
    kullanılır. Kanınız dört gruptan birine dahildir ama Rh negatif ya da
    pozitif ibaresini taşıyabilir.

    Kan Grubuna Göre Diyet


    Kan grubuna göre diyet uygulamak son yıllarda geliştirilen bir yöntem
    olarak tanıtılıyor. Oysa gerçekte binlerce yıl önce
    başlatılmış bir uygulama olduğunu belirtmek isterim. Eğer tarih boyunca,
    biyolojik doğamızın içgüdülerine uyarak beslenmeye devam
    etseydik, bugün her şey çok farklı olabilirdi. Fakat teknoloji ve
    değişik görüşler araya girdi, biz doğal beslenme yöntemlerimizi
    bir kenara bıraktık. Şimdi ise geriye dönme ve beslenme düzenimizi kan
    grubumuzun özelliklerine göre kararlaştırma zamanı geldi.
    Artık aldığımız besinlerin sağlığımız açısından çok büyük önem
    taşıdığını biliyoruz. Fakat zaman zaman ortaya atılan iddialar,
    verilen öğütler sağlığına özen gösteren kişileri de şaşırtıyor. Gerçekte
    nasıl bir beslenme düzeni uygulanmasının doğru olacağı bu
    karmaşa içinde bir türlü belirlenemiyor. Açıkçası, beslenme konusunda
    her kafadan ayrı bir ses çıkması, insanları şaşırtıyor.


    Bazı kişilerin belirli bazı diyet reçetelerinden iyi sonuç aldıklarını
    ama aynı reçetelerin başkalarında bu etkiyi göstermediğini
    görüyoruz. Aslında biz besinlerin özelliklerini büyük bir titizlikle
    incelemeye, araştırmaya kendimizi öylesine kaptırdık ki,
    kişilerin özelliklerini aklımıza getirmedik. Oysa kişilerin kendileri
    için yararlı olacak beslenme düzenini saptamaları için önce
    kendilerini iyi tanımaları gerekiyor. Ve beslenme konusunda bize rehber
    olacak en önemli unsur da kan grubu.


    Her kan grubu için önerilen yiyecekler genel olarak 16 grupta
    toplanıyor. Kırmızı ve beyaz et, deniz ürünleri, Süt ürünleri ve
    yumurta, Sıvı ve katı yağlar, kuruyemiş, taneli sebzeler, tahıl
    ürünleri, ekmekler, unlu yiyecekler ve makarna, sebzeler-meyveler,
    meyve suları, baharat, tuz, biber, salça, ot çayları, çeşitli içecekler.


    Besin maddelerini ayrıca yararlı, nötr ve zararlı olarak da üç gruba ayırmak gerekiyor. Yararlı olanlar, birer ilaç etkisini
    gösteren yiyeceklerdir. Nötr olanlar sadece damak zevkinize hitabeder. Zararlılar ise aslında birer zehir niteliğini taşır.


    Kan gruplarına göre hazırlanan diyet reçetelerinde çok çeşitli yiyecek yer alıyor. Bu nedenle diyet sözcüğü, sizde 'sınırlanma'
    duygusu uyandırmasın.

    O Kan Grubunun Özellikleri

    Onlara 'Avcı' deniliyor
    İlk insanların kan gruplarının 0 olduğu sanılıyor
    Et yemeye bayılırlar
    Sindirim sistemleri sağlamdır
    Bağışıklık sistemleri fazla hareketlidir
    Diyet yapmaya zor alışırlar
    Çevreye uyumları zaman alır
    Stresten kurtulmak için fiziksel faaliyetlere ağırlık verirler
    Enerjik ve ince kalabilmek için metabolizmalarının hızlanması gerekir


    Vahşi hayvanları avlayıp onların etleriyle beslenen atalarımız fiziksel
    egzersiz ve hayvansal protein ile ayakta kalıyorlardı.
    Bugün sizin uygulayacağınız 0 grubu diyetin başarılı olabilmesi için
    yağsız ve kimyasal madde içermeyen (dondurulmamış) kırmızı et,
    beyaz et ve balık yemelisiniz. 0 grubundakiler süt ve sütlü besinlere,
    diğer gruplardakiler kadar kolay alışamazlar.


    Tahıl ürünleri, ekmek ve taneli sebzeleri mümkün olduğu kadar az
    tüketirseniz kilo verebilirsiniz. Buğdayda bulunan gluten maddesi,
    0 grubuna dahil kişilerin kilo vermelerini engeller. Bu nedenle buğday
    unundan yapılmış yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor.


    0 kan grubundaki kişilerin metabolizmaları düşük hızda çalışıyor olabilir. Tiroid hormonu üretmekten başka bir görevi olmayan
    iyodun yeterli miktarda olmaması, 0 grubundaki kişilerin yediklerini yakmalarını zorlaştırıyor.


    İşte bu nedenle 0 kan grubuna dahil olanların bol bol deniz ürünleri,
    iyotlu tuz, karaciğer, kırmızı et, ıspanak ve brokoli ile
    beslenmeleri öneriliyor. Bu arada bir noktayı da belirtmek istiyoruz :
    Yiyeceklerinizin miktarına dikkat etmelisiniz. Atalarımız
    bir oturuşta bir kilo et yemiyorlardı. Günlük et tüketiminiz 180 gramı
    geçmemeli.

    Süt ve Yumurta Yok


    0 grubuna dahil kişilerin midelerindeki asit miktarı yüksek olduğu için
    eti kolayca sindirirler. Fakat midenizde fazla asitlenme
    olmasını önlemek için et proteini tüketimini, sebze ve meyve yiyerek
    dengelemelisiniz.


    0 grubuna dahil olanlar, süt ürünlerinden ve yumurtadan uzak durmalılar.
    Onların metabolizmaları ağır çalışır ve sütlü besinlerin de
    metabolizmayı yavaşlattığı biliniyor. Süt ve sütlü besinler, vücudun
    kalsiyum ihtiyacını giderirler. Vücudunuzda kalsiyum eksikliği
    olmaması için çeşitli haplarla kalsiyum ihtiyacınızı gidermelisiniz.

    Sıvı Yağ Tercih Edilmeli


    0 kan grubuna dahil olanlar için sıvı yağlar tavsiye ediliyor. Sıvı
    yağlar, özellikle zeytinyağı önemli bir besin kaynağıdır. Mono
    doymamış yağları, özellikle zeytinyağını tercih ederseniz, kalp ve damar
    sağlığını da korumuş olursunuz. Bu yağın kandaki kolesterol
    miktarını da azalttığı biliniyor.

    Sıfır Kan Grubu İçin Örnek Diyet


    Kan grubunuza uygun diyet hazırlarken sizlere bir haftalık, on beş
    günlük ya da bir aylık listeler sunmayı düşünmedik. Kan grubunuzun
    özelliklerine göre hangi yiyeceklere ağırlık vermeniz gerektiğini
    bildikten sonra listenizi kendiniz hazırlayabilirsiniz. Ayrıca
    bizim önerimiz, belirli bir süre diyet uygulayıp sonra eski duruma
    dönmek değil. Kan grubunuza uygun bir beslenme düzenine kavuşup,
    bunu ömür boyu uygulamanızı öneriyoruz.

    Kahvaltı


















    2 dilim mısır ekmeği, tereyağı ya da fındık ezmesi sürülmüş

    180 gram sebze suyu

    Muz

    Yeşil çay ya da ot çayı


    Öğle Yemeği




    180 gram haşlanmış dana eti

    Ispanak salatası

    Elma veya ananas

    Su ya da soda


    İkindi




    1 dilim elmalı kek

    Yeşil çay ya da ot çayı


    Akşam Yemeği




    Kuzu pirzola

    Haşlanmış brokoli

    Haşlanmış patates

    Karışık mevsim meyveleri

    Bira ya da şarap (bir kadeh)


    Sıfır Kan Grubuna Öneriler


    0 kan grubundakiler için vitamin ve mineral takviyesi önem taşıyor.
    Metabolizmayı hızlandırmak, kanın pıhtılaşma gücünü artırmak,
    şişkinliği önlemek ve tiroid bezinin çalışmasını düzene sokmak gibi
    hedeflere ulaşmak için gerekli. Ancak vitamin takviyesi denilince
    akla öncelikle C vitamini gelir. Oysa 0 kan grubundakilere uygun
    yiyeceklerde C vitamini bol miktarda bulunmaktadır. D vitamini almak
    da gerekmez.


    0 kan grubundakilerin öncelikle B vitaminlerine ağırlık vermeleri öneriliyor. İkinci sırada K vitamini var. Ve tabii kalsiyum
    takviyesi unutulmamalı.


    Kanın pıhtılaşma gücü zayıf olduğu için doktora danışılmadan A vitamini
    takviyesi almak yanlış olur. Bilindiği gibi A vitamini kanı
    zayıflatır, yoğunluğunu azaltır.


    Sağlıklı olmanın birinci şartı dengeli beslenmek ise, ikinci şartı da
    egzersiz yapmak. 0 kan grubuna dahil olanların uygulamaları
    gereken egzersizlere bir göz atalım. 0 kan grubundaki kişiler kilo
    vermek isterlerse, fiziksel faaliyetlere ağırlık vermelidirler.
    Size bir egzersiz çizelgesi sunuyoruz :





    Aerobik (40-60 dakika) haftada 3-4 kez

    Yüzme (30-45 dakika) haftada 3-4 kez

    Jogging (30 dakika) haftada 3-4 kez

    Ağırlık kaldırma (30 dakika) haftada 3 kez



    AB kan grubuna biber ve sirke yasak!
    Bu gruptakiler iki yumurta beyazı ile bir yumurta sarısı yerlerse kolesterolleri azalır.


    Kan grupları arasında AB çok ender görülür. A grubuyla B grubunun
    karışmasından meydana gelen bu kan grubuna dünya nüfusunun ancak
    yüzde beşi dahildir. Ve de bu grup, kan gruplarının en yenisidir. Bundan
    on, oniki yüzyıl öncesine kadar böyle bir kan grubuna
    rastlanmamıştı. Doğudaki istilacı güçlerin batıdaki ülkeleri ele
    geçirmeleri üzerine farklı uluslar birbirlerine karıştılar. Doğuyla
    batı uygarlığının karışması sonucunda AB kan grubu ortaya çıktı. M.S.
    900 yıllarından itibaren AB kan grubu oluştu. A ve B
    gruplarındaki Avrupalılar'ın evlilik yoluyla biraraya gelmedikleri
    kesindi. Ancak doğudan batıya akın başladıktan sonra farklı kan
    grupları birleşebildi.


    AB grubu, iki grubun da özelliklerini taşır. Bu kan grubuna dahil
    olanların bağışıklık sistemleri çok güçlü olur. Ancak bazı kanser
    türlerine yakalanma olasılıkları vardır. İki grubun özelliklerini
    taşıyan AB grubu, alerji, artrit iltihaplanma gibi sorunlarla her
    zaman karşılaşabilir. AB grubunun şaşırtıcı özellikleri bu kan grubunun
    modern yaşamı simgelemesini sağlıyor: Karmaşık ve huzursuz.

    AB Grubu Şaşırtıcı


    Kan grubunuzun bilinmesini gerektirecek bir neden ortaya çıkmadan
    grubunuzu öğrenmek aklınıza gelmeyebilir. Oysa, kan grubunuz sizin
    yaşamınızda çok önemli yer tutan bir özelliğinizdir. Bu önemli özelliği
    bilmeden dengeli beslenme koşullarını yerine getiremezsiniz.
    Hangi hastalıklardan ne şekilde korunmanız gerektiğini bilemezsiniz. Kan
    grubunuz, bağışıklık sisteminizin anahtarıdır.


    Kan nakli yapılması gerektiği zaman, kan Grubu A olan kişiye B grubu kan verilemez. A grubu kan, B grubu kanı kabul etmez. Aynı
    şekilde B grubundakiler de A grubu kan alamazlar. Kısacası A grubu ile B grubu birbirinden kan alamaz.


    AB kan grubuna dahil olanlar her gruptan kan alabilirler ama AB grubu
    kanı, diğer kan grupları kabul etmez. Yani, AB grubu herkese
    kan verebilir ama başka hiçbir kan grubuyla uyuşamaz.


    0 grubuna dahil olanlar da ancak kendi gruplarından kan alabilirler.
    Fakat 0 grubu herkese kan verebilir. 0 grubu aslında, evrensel
    kan bağışçısıdır.

    AB Grubunun Özellikleri

    A ile B'nin modern karışımı
    Çevresel değişikliklerden kaynaklanan beslenme özellikleri
    Sindirim sistemi çok duyarlıdır
    Bağışıklık sistemi çok güçlüdür
    Stresi yenmek için zihinsel faaliyetlerden yararlanabilir
    Sırrı henüz tam olarak bilinmiyor

    Diyet Nasıl Olmalı


    Daha önce de belirttiğimiz gibi, AB grubu, diğer kan gruplarından çok
    daha kısa bir geçmişe sahip. AB grubundaysanız, yiyeceklerinizi
    seçerken çok dikkatli davranmalısınız. A ve B gruplarının beslenme
    düzenlerini dikkatle incelemek gerekir. A ve B gruplarına uygun
    olmayan yiyeceklerin çoğu AB grubu için de sakıncalıdır. Ancak diğer kan
    gruplarına tavsiye edilmeyen domates AB grubundakilere
    öneriliyor. Kilo alma konusunda AB grubundakiler A ve B gruplarındaki
    genlerin özelliklerini taşıyabilirler. Bu da zaman zaman problem
    yaratır. Örneğin A grubundakiler gibi mide asidinizin miktarı az
    olabilir. B grubundakiler gibi et yemeye kalkıştığınız zaman sindirim
    sorunuyla karşılaşırsınız. Yediğiniz et, vücudunuzda yağ olarak
    depolanabilir. Eğer kilo vermek istiyorsanız, et yemekten
    kaçınmalısınız. Et yerken de yanında mutlaka sebze bulundurmalısınız ve
    de etin miktarının çok az olmasına dikkat etmelisiniz. Deniz
    ürünleri, süt ürünleri ve taze sebze kilo vermenize yardımcı olur.

    Mide Asidi Yetersiz


    AB grubunun, A ve B gruplarının özelliklerini taşıması ilginç bir durum
    yaratıyor. Çok fazla hayvansal protein almanız sindirim
    sisteminizi zorlar. Tıpkı A grubundakilerde olduğu gibi sizin de mide
    asidiniz yeterli değildir. İşte bu yüzden azar azar ve sık sık
    yemek yemelisiniz. Kuzu, koyun, tavşan ve hindi eti yiyebilirsiniz. Dana
    ve sığır etlerinden uzak durmalısınız. Tavuk ve piliç eti
    yerine hindi etini tercih etmelisiniz.

    Yoğurt Uygundur


    Sütlü besinler konusunda, B grubundakilerin alışkanlıklarına ağırlık
    verebilirsiniz. Yoğurt, kefir ve yağı alınmış krema sizin için
    uygundur. Yumurta yerken iki yumurta beyazı ile bir yumurta sarısı
    yerseniz, kolesterolünüzün artmasını önlersiniz buna karşılık
    vücudunuzun protein ihtiyacını gidermiş olursunuz.

    Hastalığa Karşı Önlem


    Hastalanan herkesin zihninde aynı soru şekillenir: ‘‘Neden ben?’’ Tıptaki büyük gelişmelere rağmen bu soruya kesin bir yanıt
    vermek olanaksız. Sadece bazı kişilerin belirli bazı hastalıklara kolayca yakalandıkları biliniyor.


    Kan gruplarının sağlık sorunlarıyla doğrudan bağlantılı oldukları saptandı. örneğin A grubuna dahil olan ve ailesinde kalp
    hastalıklarına yakalanmış kişiler bulunanların beslenme konusunda çok titiz davranmaları gerekiyor. Ayrıca A grubunun kanser
    türlerine karşı da özellikle korunması şart.


    O grubu karmaşık virüslere kolay kolay uyum sağlayamaz. O
    grubundakilerin bağışıklık sistemleri güçlü olmasına güçlüdür ama
    gücünün
    sınırlı olduğu da unutulmamalı.


    B grubundakiler virüs hastalıklarına karşı savunmasızdırlar. Sinir sistemiyle ilgili sorunlara karşı önlem almalıdırlar.


    AB grubundakiler, daha çok A grubunun sorunlarıyla karşılaşırlar.
    Görüldüğü gibi sağlıklı yaşayabilmek, hastalıklardan korunabilmek
    için öncelikle kan grubunun bilinmesi ve özelliklerinin dikkatle
    incelenmesinde yarar var.

    Kan Grubu Hastalıkları


    Kan grubuyla doğrudan ilgili olan sorunlara kısaca göz atalım :



















    Yaşlılık hastalıkları

    Alerjiler

    Astım ve saman nezlesi

    Bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar

    Kan hastalıkları

    Kalp ve damar hastalıkları

    Çocuk hastalıkları

    Diyabet

    Enfeksiyon hastalıkları

    Karaciğer hastalıkları

    Cilt sorunları

    Kadınların üreme organlarındaki sorunlar


    Böbrekler ve Beyin


    Kuşkusuz, kan grubu ne olursa olsun, herkes zamanla yaşlanır. Bu nedenle
    de tıp, yüzyıllar boyunca, yaşlılığı önlemenin yollarını
    araştırdı. Bu çalışmalar, bugün de sürüp gidiyor. Yaşlılık hastalıkları
    denilince, öncelikle böbrekler ve beyin akla gelmeli. Yaş
    ilerledikçe, böbreklerin çalışmasında bazı sorunlar ortaya çıkabilir.
    Örneğin yetmiş yaşına gelen bir kişinin böbreklerinin ancak
    yüzde yirmi beş kapasite ile çalışması söz konusudur.


    Yaşlılığın öncelikle hissedildiği ikinci organ beyindir. Yaşlı bir
    insanın beynindeki nöronlar birbirlerine karışır. Bu karışma
    yüzünden de başta Alzheimer olmak üzere çeşitli hastalıklar ortaya
    çıkar. Kan grubunun özelliklerine uygun bir beslenme planı
    uygulamak, yaşlılığın gecikmesini sağlayabilir. Kan gruplarının birer
    gençlik kaynağı olduğunu söyleyemeyiz. Ama yaşlılık döneminin
    gecikmesi ve bu dönemden mümkün olduğu kadar az zarar görmek, kan
    gruplarının özelliklerini bilmekle sağlanabilir. Kan grupları,
    bizim yaşam formülümüzdür. Formülümüzü bilirsek ve onun gereklerini
    yerine getirirsek pek çok sağlık sorunundan korunabiliriz.

    AB Grubundakiler İçin Örnek Diyet


    AB grubundakiler hayvansal yağlar yerine zeytinyağını tercih etmeliler.
    Zeytinyağı bir mono doymamış yağdır ve kandaki kolesterol
    miktarını azaltır. Çok az miktarda olmak koşuluyla diğer bitkisel
    yağları da kullanabilirsiniz. Ama hayvansal yağları kesinlikle
    kullanmamalısınız.

    Kahvaltı :







    Sabah kalkar kalkmaz limonlu su

    1 bardak greyfurt suyu

    2 dilim mısır ekmeği

    2 dilim beyaz peynir

    Kahve


    Öğle yemeği :



    100 gram haşlanmış hindi göğüs eti

    2 dilim kepek ekmeği

    Salata

    2 erik

    Ot çayı


    İkindi :




    1 dilim peynirli kek ot çayı


    Akşam yemeği :



    Omlet

    Çok az yağda pişirilmiş sebze

    Karışık meyve salatası

    Kafeinsiz kahve

    İstenirse 1 kadeh kırmızı şarap


    AB Grubundakilere Öneriler


    AB grubundakiler biber ve sirkeyi kendilerine yasaklamalılar.
    Salatalarda zeytinyağı ve limon kullanmalılar. Bol miktarda sarmısak
    kullanmaktan kaçınmamalılar. Şeker ve çikolata çok az miktarlarda olmak
    şartıyla yenebilir. AB grubuna dahil olanların mide asitleri
    çok az olduğu için mide kanserine yakalanma olasılıkları fazladır. Bu
    nedenle de C vitamini takviyesi yapmaları çok yararlı olur.


    AB grubundakiler için sinir sistemini yatıştıran ot çayları çok
    yararlıdır. AB grubuna uygun egzersizler, aslında A ve B gruplarına
    önerilenlerin bir tekrarı. Sakinleşmek stresten kurtulmak için önerilen
    egzersizlerin belirtilen sürelerde uygulanması çok önemli.





    Hatha Yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez

    Golf (60 dakika) haftada 2-3 kez

    Bisiklet (60 dakika) haftada 2-3 kez

    Yüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez

    Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

    Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

    Gerinme egzersizi (15 dakika)



    Kan grubu A olanlara et kesinlikle yasak!
    Kan grubu A olanların ataları yeryüzündeki ilk vejetaryenleri temsil ediyordu.


    Kan gruplarının da bir tarihçesi var. Ve bu tarihçe, insanlığın
    tarihiyle paralellik taşıyor. Dünkü yazımızda kan grubu 0 olanların
    aslında ilk insanları simgelediklerini belirtmiştik. İlk kan grubunun 0
    olması bir rastlantı değildi. Mağaralarda yaşayan ilk insanlar,
    vahşi hayvanları avlayıp, onların etleriyle besleniyorlardı.
    Çevrelerindeki ağaçların meyvelerinden ve otlardan yararlanmak
    akıllarından geçmiyordu. Ama zamanla insanoğlu çevresini incelemeye
    başladı ve yaban otlarının ağaçlardaki meyvelerin de karınlarını
    doyurmaya yardımcı olacağını sezdiler. 0 kan grubundan sonra ‘‘ilk
    vejetaryenler‘‘ diye adlandırdığımız nesillerin kan gruplarının
    farklı olduğu ortaya çıktı. Onlar, damarlarında A grubu kan
    taşıyorlardı. Yapılan araştırmalara göre, A grubu, Asya ya da
    Ortadoğu'da,
    M.Ö. 25 bin-15 bin yıllarında ortaya çıktı. Yeni çevre koşullarının bir
    sonucuydu bu. Yeni taş devrinin insanları yavaş yavaş
    toprağı işlemeye başlamışlardı ve artık otlarla, bitkilerle
    besleniyorlardı.

    Enfeksiyonlara Dirençli


    0 kan grubundan A grubuna böyle hızlı bir şekilde geçmenin sırrı neydi?
    İnsanoğlu hayatta kalma savaşı veriyordu. Çeşitli sağlık
    sorunlarına karşı dayanıklı olmak zorundaydılar. Ve A grubu kan onlara
    bu gücü sağlıyordu. Kuşkusuz o ilk insanlar, vücutlarındaki
    kanı çektirip yerine A grubu kan nakli yaptırmadılar. Beslenme
    düzenlerinin değişmesiyle, kanlarının genleri de değişti ve yeni bir
    kan grubu türü ortaya çıktı. A grubu kan, enfeksiyonlara çok daha fazla
    direniyordu. Bugün bile kolera ve çiçek gibi bulaşıcı
    hastalıklardan kurtulmayı başaranların A grubu kan taşıdıkları
    biliniyor.


    Bugün Batı Avrupa'da en yaygın kan grubunun A grubu olduğunu
    söyleyebiliriz. Akdeniz, Adriyatik ve Ege bölgelerinde yaşayanların
    büyük çoğunluğu A grubuna dahil. Doğu Asya'da A grubunun en yoğun olduğu
    ülke Japonya.


    Çıplak gözle bakıldığında, kan homojen, kırmızı renkte bir sıvıdır.
    Fakat bir damla kanı mikroskop altında incelerseniz, kanın
    aslında pek çok elementten meydana geldiğini anlamakta gecikmezsiniz.Bu
    elementlerin herbiri büyük önem taşır ve farklı işlevleri
    vardır.

    A Grubununun Özellikleri

    Onlar ilk vejetaryenler
    Ektiğini biçer
    Sindirim sistemi duyarlıdır
    Bağışıklık sistemi dayanıklıdır
    Yerleşik beslenme ve çevre koşullarına kolayca uyum sağlar
    Stresi yenebilir
    Güçlü ve sağlıklı kalması için sebze ağırlıklı diyet uygulamalıdır

    Diyet Nasıl Olmalı


    Günümüzde giderek yaygınlaşan 'ayaküstü atıştırma' uygulamasının A
    grubuna dahil kişiler için yararlı bir beslenme şekli
    olmadığı kesin. Aslında bu tür beslenme alışkanlığı herkes için
    sakıncalı ama özellikle A grubu insanının böyle uygulamalardan
    kaçınması gerek. Kan grubu A olan Amerikalılar için kan grubuna uygun
    beslenme düzenine alışmak çok zor oluyor. Bildiğiniz gibi
    Amerikalılar et ve patates ağırlıklı besinlere tutkunlar. Bu
    alışkanlıktan vazgeçip soya proteinleri ve tahıl ürünleri ve sebzelere
    ağırlık vermeliler. A grubuna dahil olanlar olanakları elverdiğince
    doğal besinlerle beslenmeli. Bu gruba dahil olanların bağışıklık
    sistemleri son derece duyarlıdır. Üstelik kalp hastalıkları, kanser ve
    diyabet gibi sorunlar kapıda bekler. Kan grubu A olanlar,
    bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için gereken önlemleri alırlarsa,
    korkmaları için bir neden kalmaz.

    A Grubu Et Yememeli


    A grubu için hazırlanan diyeti uygulamak kilo vermeyi sağlar.
    Metabolizma açısından A grubu, 0 grubunun tam tersidir. A grubundaki
    kişiler kırmızı et yedikleri zaman ağırlık hissederler, enerji kaybına
    uğrarlar. Ama proteinli besinler ve sebzeler bu kişilere
    enerji verir, daha canlı olmalarını sağlar. A grubundakiler zaman zaman
    vücutlarının su tutmasından yakınırlar. Sindirim sistemleri
    uygunsuz yiyecekleri eritmekte geciktiği için vücutta su birikir. O
    grubundakiler için et, vücuda enerji veren bir yakıttır. A
    grubundakiler ise eti yağ olarak vücutlarında depolarlar. A
    grubundakilerde mide asidi miktarı çok azdır.

    Sütlü Besinler De Yok


    A grubundakilerin sütlü besinleri sindirmeleri de zor olur. Bunlar
    ensülin reaksiyonunu artırdıkları için metabolizmada yavaşlama
    görülür. Dahası sütlü besinlerde doymuş yağ oranı çok yüksektir. Bu
    özellik de şişmanlığa ve diyabet hastalığına zemin hazırlar.
    Bu nedenle A grubundakiler sütlü besinleri yemek listelerine dahil
    etmemeliler.

    Deniz Ürünleri Serbest


    A grubundakiler, sağlıklı bir şekilde kilo verebilmek için her türlü eti
    yemek listelerinden çıkarmalıdırlar. Bu öneri pek de
    gerçekçi sayılmaz. Daha gerçekçi davranalım ve şöyle diyelim : Mümkün
    olduğu kadar az et tüketilsin. Ayaküstü lokantalarını dolduran
    kişilerin kalorisi yüksek ve yağ oranı çok fazla olan yiyeceklerle
    beslendiklerini biliyoruz. Bu kişilerin büyük bir bölümünün kan
    grubu A olabilir. Et türlerinden tamamen vazgeçip vejetaryen olmak zaman
    alabilir. Bu işi birdenbire değil yavaş yavaş yapmalı.
    Et yerine haftada iki üç kez balık yiyin. Et yediğiniz zaman yağsız
    olmasına dikkat edin. Balık yerine tavuk eti de yiyebilirsiniz.
    Et yemekleri haşlama ya da fırında pişirilsin. Salam, sosis ve kavurma
    gibi türlerden uzak durulmalı.


    A grubundakiler aşırıya kaçmamak koşuluyla haftada üç dört kez deniz
    ürünleriyle beslenebilirler. Fırında pişirilmiş, ızgara ya da
    haşlanmış deniz ürünleri zarar vermez.

    Öncelikle Sebze - Meyve


    A grubu için hazırlanan diyetlerde, sebzeler birinci sırada yer alıyor. Vücudun mineral, enzim ve antioksidan ihtiyacının
    giderilmesi için sebze çeşitlerine ağırlık verilmeli. Sebzelerin mümkün olduğunca doğal durumda olmalarına özen gösterilmeli
    (çiğ ya da buharda pişirilmiş.) A grubundakilerin sebze ağırlıklı yemek listelerinde biber, domates, patates ve lahana yer
    almamalı.


    Brokoli, bu gruptakiler için içerdikleri antioksidanlar nedeniyle
    hararetle önerilen sebzelerin başında geliyor. Antioksidanlar,
    bağışıklık sistemini güçlendirirler ve anormal hücre bölünmesini
    engellerler.


    A grubundakiler için çok yararlı olan sebzeler arasında havuç, balkabağı, ve ıspanağı sayabiliriz.


    Sarmısak sofradan hiç eksik edilmemeli. Doğal bir antibiyotik olan sarmısak, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir, kan
    için de yararlıdır. Sarmısak her kan grubu için yararlıdır, fakat en fazla yarar sağlayan kan grubu A'dır.


    Günde üç öğün meyve yenmeli. Erik ve vişne gibi meyveler yenilmeli.
    Tropikal bölgelerde yetiştirilen meyvelerin hiçbiri A grubuna
    dahil olan kişilere tavsiye edilmiyor. Narenciye türü meyveler de A
    grubu için zararlı olabilir.

    Kahvaltı :




















    1 bardak limonlu su (kalkar kalkmaz)

    1 küçük kase sütle karıştırılmış yulaf

    1 bardak greyfurt suyu

    <li>Kahve veya ot çayı

    Öğle yemeği :




    </li>Marul salatası, taze soğan, salatalık, beyaz peynir, limon ve taze nane

    Elma


    1 dilim ekmek


    Ot çayı


    İkindi :




    2 dilim limonlu kek

    2 erik

    Yeşil çay ya da su


    Akşam Yemeği :




    Lazanya/Brokoli/ Yoğurt

    Kahve veya ot çayı

    1 kadeh kırmızı şarap


    Kan Grubu A Olanlara Öneriler


    Kan grubu A olanlar öncelikle B12 vitamini eksikliğine karşı tedbir almalılar. Diğer B vitamini türlerinin eksikliği
    hissedilmeyebilir. C vitamini takviyesi gereklidir ama dozunun yüksek olmaması koşuluyla (250 miligramı aşmamalı.)


    Orta yaşlılar günde 300-600 miligram kalsiyum takviyesi almalı. Bildiğiniz gibi vücut demir ihtiyacını kırmızı etten giderir. A
    grubunun diyetinde kırmızı et bulunmadığı için doktor kontrolünde demir takviyesi yapılmalı.


    A grubundaki kişiler için öncelikle Uzakdoğu sporları öneriliyor.
    Seçilen yiyecekler kadar, seçilen spor türlerinin de önem taşıdığı
    unutulmamalı.





    Tai Chi (30-45 dakika) haftada 3-5 kez

    Hatha Yoga (30 dakika) haftada 3-5 kez

    Hızlı yürüme (30 dakika) haftada 2-3 kez

    Yüzme (30 dakika) haftada 3-4 kez

    Dans (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

    Aerobik (30-45 dakika) haftada 2-3 kez

    Gerinme (15 dakika) haftada 3-5 kez

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    10 Geri: KAN GURUPLARI Bugün 2:46 am

    Sponsored content


    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    Similar topics

    -

    » KAN GURUPLARI

    Bu forumun müsaadesi var:
    Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz