GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ


 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Similar topics
  • » Kırmızı Demir Pala Dolunay Gölge Metni Nerde Cıkar
  • En son konular
    » TUZAKLAR TUZAK ÇEŞİTLERİ
    Perş. Mayıs 17, 2012 2:00 pm tarafından MooRfjNee

    » Güzel Site
    Cuma Mayıs 11, 2012 11:31 pm tarafından sali dayi

    » gizemli yapılar
    C.tesi Nis. 21, 2012 8:33 pm tarafından CANTAR

    » kayada yüz
    C.tesi Mart 24, 2012 7:44 pm tarafından CANTAR

    » TANDIR TANDIR KUYUSU YAPIMI
    C.tesi Mart 17, 2012 1:41 pm tarafından Ümit_45

    » Dededen kalma 2-3 adet para
    Ptsi Şub. 27, 2012 10:41 am tarafından kurt ini

    » metinnnn
    Paz Ocak 22, 2012 1:21 pm tarafından CANTAR

    » Roman Republican & Imperatorial
    Perş. Ocak 19, 2012 10:01 am tarafından AlexanderG

    » merdivenler
    Salı Ocak 17, 2012 11:54 am tarafından CANTAR

    » çubuk sistemleri
    C.tesi Ocak 14, 2012 11:33 pm tarafından CANTAR

    En iyi yollayıcılar
    CANTAR
     
    magaracı
     
    asel
     
    SİMBAD
     
    novanda
     
    aydin-28
     
    marduktr
     
    styla
     
    MAMİ
     
    hattap
     
    Kimler hatta?
    Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 2 Arama motorları

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 83 kişi Perş. Tem. 01, 2010 10:23 pm tarihinde online oldu.

    Paylaş | 
     

     kocaeli bölgesi

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
    YazarMesaj
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:06 pm

    [size=12][size=12][size=12]Enrken Gezginler
    E



    Anadolu’nun eski coğrafyası
    hakkında başlıca bilgileri Strabon, Ptolemaios,
    Plinius, Bizanslı
    Stephanos’un yapıtları ve ilgi çekici yol
    cetvelleri ya da haritaları olan Peutingerius Tablosu,
    Antoninus ve Kudüs
    Itenirerum’ları, Hierocles’in Synecdemus’u yanı sıra Ksenephon’un
    günlüğü ya da Arrianus’un Anadolu’nun
    İskender tarafından fethinin anlatımı gibi kimi ünlüaskeri sefer notlarından edinmekteyiz ki bu sefer
    notları gelecek çağlarda da Matrakçı
    Nasuhi’nin yapıtında olduğu gibi önemli bilgiler
    sunmuşlardır. Roma’nın Anadolu’daki
    savaşları Polybius, Livius ve Appianus’un
    yapıtlarında yer almışlar. Bir
    başka değerli anlatım
    da Haçlı Seferlerini ve İmparator Aleksius
    Komnenus’un İstanbul-Konya seferini anlatan
    kızı
    Anna Komnena’nın
    yapıtıdır.




    Bölgemize yönelik en eski gezi
    notlarını yazan kişidir. Karianda’lı bir kaptan ve
    coğrafyacı
    olan Skylax’ın
    Pers İmparatoru Darius’un (Dareios Hystaspis) emri üzerine
    hazırladığı Indus
    nehrinden Kızıldeniz’e sonra da Akdeniz’den
    Karadeniz’e tüm limanları ve olanaklarını içeren
    “Periplus” adlı denizci el kitabı İÖ
    360–330 yıllarına aittir, ancak kimi bilgiler aşağıda
    açıklayacağımız üzere daha eskidir. Dolayısı ile Skylax’ın daha önce İÖ 6.-5.
    yüzyıllardayaşamış olması ve konu kitabın ona atfen daha sonra
    yayınlanmış olması ya da daha
    sonraki bir kopyası
    olması olasıdır.





    Bithynia’nın (Kocaeli Yarımadası ve çevresi)
    bir süre için Misler tarafından iskân edildiği ilk
    kez, Indus yolculuğundan iki buçuk yıl sonra dönmüş
    olan Skylax5
    tarafından kanıtlanmıştır.
    Skylaks, Askania
    (İznik Gölü)’nün etrafında Frigyalılar ve Mysialıların yaşadığını
    söyler.
    Astakos (Başiskele) şehrinden
    hiç söz etmeyen antik çağın meşhur coğrafyacısı KaryandalıSkylax,
    yalnız Olbia şehriyle Olbianus körfezini (İzmit Körfezi)
    belirtir.6 Bu
    ilgilendiren bölüm şu
    şekildedir: [/size] kitapta bizi


    “Maryandinlerin arkasında Trakya Bithynleri,
    Sangarios Nehri, Artanes adlı başka bir
    nehir,
    Thynias adası (Kefken
    Adası) ki burada Herakleialılar (Kdz. Ereğli)
    otururlar ve Rebas Nehri
    bulunur; hemen bundan sonra Boğaz, Pontos’un
    (Karadeniz) çıkışında daha
    önce
    bahsedilen tapınak, bundan sonra Trakya Bosphoros’unun
    (İstanbul Boğazı) dışında
    Kalkhedon (Kadıköy) kenti,
    bundan sonra Olbia Körfezi (İzmit Körfezi).
    Maryandinlerden
    Olbia Körfezinin en iç köşesine kadar
    -işte burası Trak Bithyniası’dır- yapılan bir kıyı seyri üç
    gün sürer.”



    Burada doğudan batıya doğru bir
    kıyı seyri tarif edilir. Thynias adası, Kefken adası olup,tapınak ise Anadolu yakasındaki ünlü Zeus
    Urios tapınağıdır. Olbia Körfezi, İzmit Körfezi’dir.
    Körfeze bu adın verilmesi bize “Gemi
    Yolculuğu” el kitabının yazarı Skylaks’ın
    “ yukarıdaki
    tarifi oldukça daha eski bir kaynaktan aldığını
    göstermektedir. Çünkü İÖ 5. yy. itibaren İzmit
    Körfezi genellikle körfezin en iç
    noktasında ve Nikomedia yakınındaki Astakos kentine atfen
    “Astakos Körfezi” adını
    taşımaktadır. Olbia kenti adına tarihi zamanlarda artı
    [/size]


    rastlanmamaktadır. Demek ki, gittikçe gelişen
    Astakos kenti tarafından gölgede bırakılmış ve
    sonunda ortadan kalkmıştır. Olbia Körfezi
    adı çok eskidir ve İÖ 6. yy. veya 5. yy. ilk yarısını
    ifade etmektedir.7




    Skylaks
    ve Ksenophon’un8 sonraları bir Bithynia
    kenti olan Kios’u (Gemlik); Bithynalı tarihçi
    Arrianos’un da Nikaia’yı (İznik) Mysia
    bölgesinde göstermiş olmaları Bithynia’nın erken
    tarihlerde daha kuzeyde ve Kocaeli
    Yarımadası dediğimiz alanla sınırlı kaldığına işaret
    etmektedir.



    İS 18-19, Strabon




    Anadolu’nun eski coğrafyasını
    kaleme alan Amaseia’lı (Amasya) Strabon’un olgunluk
    döneminde, kimi araştırmacılara göre İÖ 7 yılında,
    kimilerine göre İS 18–19 yılları arasında
    yazdığı 17 kitaplık
    Geographika külliyatı, ilk seyahatname örneklerinden biridir.




    Hattuşa’nın İÖ 1200 dolaylarında tahrip
    edilmesinden sonraki süreçBithynia’nın sınırlarının
    belirmeye başladığı dönemlerdir. Bu
    dönemin başında Karadeniz kıyısıyla İstanbul boğazı ve
    Marmara Denizi arasında
    bulunan ve daha sonra Bithynia adını alacak büyük ve
    verimli




    BölgeyeBebrigler yerleştiğinden bu topraklaraBebrykia denmekteydi. Bu yüzyıllarda
    Anadolu’ya
    geçen Frigler, buralarda Bryg adıyla anılmış ve bölgeyi birkaç yüzyıl
    ellerinde
    tutmuşlardır. Topraklarını daha sonra Mariandynlere
    kaptıran Bebrykler Strabon’a göre
    Trak’tılar.9




    Göç hareketleri son bir güçlü zorlama ile İÖ
    7. yy. Trak’ları, özellikle Bithyn’leri Anadolu’ya
    yönlendirdi. Skyte’lerin
    (İskitler) çok kuvvetli bir akınları da İÖ 7. yy. denk düşmektedir.
    Olasıdır ki, bu ileri hareket ve baskı Bithyn’leri
    göç hareketine zorlamış ve sebep olmuştur.10
    Trakya’da Trak ve akraba kavimlerin yer değiştirme
    hareketleri, özellikle de Bithyn’lerin
    doğuya göçleri geniş bir ülkeler demetine, Kuzeybatı
    ve Batı Anadolu’nun bir kısmına sürekli
    olarak Trak damgasını vurmuştur. Thoukydides,11 Ksenophon12, Strabon13 ve Plinius14 yanı
    sıra birçok başka yazar15 da zaman zaman Asya Trakları adını verdikleri bu
    halkın Küçük
    Asya’ya Avrupa’dan geldikleri
    konusunda görüş birliği içindedirler.




    Strabon, Maryandinler konusunda
    Theopompos’un görüşüne dayanarak Mariandynus’un
    Paphlagonialı bir grup lideri olduğunu ve Bebrikleri
    yenerek aldığı bu yere, kendi adını
    verdiğini söyler. Kimi kaynaklara göre de
    Trakyalı kavimler, Bithynia’da Mariandynleri,
    penestes yani fakir insanlar
    durumuna düşürmüşlerdi.




    Strabon’a göre,16 Bithynia’yı doğuda Paphlagonlar
    ve Mariandinler ve Epiktetlerin bir kısmı;
    kuzeyde Pontos’un (Karadeniz)
    Sakarya’nın ağzından Byzantion (İstanbul Suriçi)
    ve
    Kalkhedon (Kadıköy)
    civarındaki boğaza kadar uzanan parçası; batıda Propontis
    (Marmara
    Denizi); güneyde Mysia ve Hellespont Frigyası adını da
    taşıyan Frigya Epiktetos
    sınırlamaktadır.[/size]
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:13 pm

    [size=12]











    Seyahatnamelerde KOCAELİ ve ÇEVRESİ





    Strabon, “Bithynia”

    bölgesinin (Kocaeli Yarımadası ve çevresi) bu adı
    Traklar’ın akınından
    sonra, İÖ 7. yy. öncesi bölgeye yerleşen Bithyler ve akrabaları
    Thynler’in adlarından aldığını
    kesin olarak ifade ediyor. Bithynia’nın Asya’dan çeşitli devletlerle
    ilişkide olduğu, ticaret
    gemileriyle susam yağı ve şarap ihracatı yaptığını yine
    antik kaynaklardan öğrenmekteyiz.17
    Bu bölgenin ilk çağ tarihine ait olan her
    şey o derece karanlıktadır ki eski tarihçiler, bize
    aktarılan çok az olay hakkında bile fikir birliği
    yapmaktan uzaktırlar. Strabon’un18 dediğine
    göre, bu kavimler o kadar değişim geçirmişler ve Bithynia
    o kadar farklı uluslar tarafındanistilaya uğramıştır ki coğrafyacılar bu zor problemin
    çözümünden vazgeçmek zorunda
    kalmışlardır.




    BuBuunlar, hususta şöyle diyor: “

    yerlerin ve bu kavimlerin durumları tarif edildiği gibidir. B




    bugün görülenlere hiç benzemiyorlardı. Bu farkları her zaman bir olmayan

    yöneticilerin
    isteklerine göre, kavimleri bazen ayırıp bazen
    birleştiren çeşitli devrimlerde aramak gerekir
    çünkü Troia’nın ele geçirilmesinden sonra bu saha sırasıyla Frigyalılar,
    Misyalılar, Lidyalılar,
    Aolyalılar, İonlar, İranlılar ve
    Makedonyalılar eline geçti ve en sonunda Romalıların yönetimi
    altına girdi. Romalıların yönetimi altındaki bu
    kavimlerin çoğunluğu,dilleri ve adlarına kadar
    herşeylerini kaybettiler.”19



    Strabon’un Anadolu Haritası’nda BITHYNIA





    Belki de Thynler tek başına bir

    ulus değil, Bithynlerin bir koludur. Böyle
    olduğuna kanıt,
    Bithynlerle
    birlikte Anadolu’ya göç etmeleri ve Kocaeli
    yarımadasına birlikte yerleşmeleridir.
    Thynler kuzeyde Karadeniz kıyısında, Bithynler ise onların güneyinde otururlardı.




    Bundan sonraki yüzyılda Astakos’un

    kaderinin ne şekil aldığını bilmiyoruz. Ancak Büyük
    İskender’in İÖ 323’de ölümünden sonra halefleri
    arasında iktidarı ele geçirme savaşları
    Boğazlara
    kadar ulaştığı zamanlarda Astakos isminden tekrar
    bahsedildiği görülür.20











    Bithynler bölgeye yerleşmesinden kısa bir süre sonra
    Lidya Kralı Krezüs’ün yönetimi altına
    girdiler. Lidya İmparatorluğunun yıkılmasından sonra
    İran’ın yönetimi altına girdiler. Daha
    sonra Yunan göçmenleri gelerek uzun süreden beri
    savaşlarla tahrip edilmiş memleketi
    yeniden imar için Marmara denizi kıyılarına
    yerleşmişlerdi. Fakat bu ilerleme ve gelişme uzun
    sürmedi: Byzantion (İstanbul – Suriçi) ve Khalkedon
    (Kadıköy) cumhuriyetleri Bithynia’ya çok
    sayıda saldırıda bulundular. Bu sahanın
    çok sayıda şehrini işgal ederek halkının çoğunu
    kılıçtan geçirdiler. Bithynialılar, Ksenophon’un
    ordusu “Onbinler”in İran dönüşü kendi
    bölgelerinden geçmesinden de sıkıntı çektiler. Calpe (Kerpe)
    önlerinde meydana gelen kanlı
    bir çarpışma sonucunda
    yenildiler ve Onbinler Ordusu Khrisopolis’e (Üsküdar)
    ulaştı.





    İÖ 200 yıllarında Bithynia’nın Strabon’un
    gösterdiğinden daha büyük bir alana yayıldığı
    açıktır. Anadolu’yu en iyi bildiğini
    kanıtlamış coğrafyacı Strabon acaba burada hata mı
    işlemişti? Elbette hayır, Strabon burada
    yalnızca Roma’nın Anadolu’daki devletlerin sınırlarını
    belirlediği İÖ 188 Apameia barışından21 sonraki olayların aldığı
    durumu anlatmıştır ki,
    zamanla Bithynia’nın
    sınırlarının değiştiğini kabul etmek gerekir.




    Strabon ve Yaşlı Plinius’un “Kendi
    adıyla anılan Astakenos Körfezi’nde
    bulunuyor”22




    Polianos’un “Kent, Bithynia’da,
    körfezde sağlıksız ve bataklık bir noktada bulunuyor
    [/size]
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:19 pm

    notlarına göre bugünkü İzmit’in karşısında Başiskele
    yöresinde24

    kurdukları kentin ismi



    Astakos idi.25trabon’a göre de Astakos
    Megaralılar ve Atinalılar tarafından kurulmuştur.26

    S




    Yeni doğan bu Grek sömürgelerinin böylesi
    başarılı olmaları, yerli liderleri gölgede bırakmaya
    başladığından, saldırıları sonucu kentler onların
    yönetimleri altına girmek zorunda
    kalmışlardır. Strabon ise şöyle
    demektedir: Astekenos Körfezi’nde Megaralılar
    ve Atinalılar ve
    daha sonra Perslerin baskısına ve Satrap
    Pharnabazes’in dışarıdan sürekli karışıklıkçıkarmasına rağmen Dedaldes (Doidalsos) tarafından
    kurulmuş olan Astakos şehri vardır.
    Ancak antik dönemde bir kenti ele geçirip,
    sonrasında ihya eden kişilere kurucu denilmesi
    çok olağandı. Yine de bu satırlardan Krallık
    öncesi Bithyn
    prenslerinden Dedalses’in bir ara
    kenti ele geçirdiğini çıkarmak olasıdır. Kaldı
    ki kimi yazarların belirttiği üzere Bithynia
    hanedan lideri Dedalses, iki Yunan şehrini kendi
    memleketlerine kattı.27
    Daha sonra Astakos
    kenti, Zipoetes’e savaş açan Lysimakos’un eline düştü.
    Gerçi Pausanias,28 “Astakos’un





    kurucusu, Trak soyundan olduğu adından da belli olan Zipoites
    idi” der
    ama az önce




    belirttiğimiz üzere sönük bir kenti yeniden canlandıran
    kişilerin kent kurucusu olarak



    adlandırıldığı ilk çağ yazarlarında görülen bir durumdur.29





    Krallık döneminde Bithynia’nın sınırı
    artık iyice belirmiştir. Bunların hâkimiyet alanı, doğuda
    Sangarius (Sakarya) nehri ve
    batıda Rhyndacus (Orhaneli çayı) arasındaki yerleri içine
    almaktaydı. Bithynlerin memleketine daha
    önce İstanbul boğazından Rhebas nehrine kadar
    Thynler yerleşmişti. Bithynler ile Thynler
    aynı sınır üzerindeydiler.30




    Pausanias31, Olympos’un
    surları içinde saklanmış olan sanat eserleri hakkında



    I.Nikomedes’in fildişinden yapılma bir heykelinden söz ettiği
    sırada “Adını
    bu devletin en




    büyük şehrine verdi; çünkü Nikomedia şehrine eskiden Astakos
    derlerdi”
    kaydını ekliyor.




    Strabon’un görüşü de bu merkezde
    olsa da bu dönemden çok zaman sonra Astakos adı,
    Astakenos körfezi kıyısında Nikomedia ile
    rekabet eden bir şehir olarak birçok yazar
    tarafından belirtilmiştir. Bu anlaşmazlığı Lysimakos’un vefatından sonra Astakos,
    kentin
    harabeleri üzerinde kurulmuştur, diye açıklamak mümkün
    olsa da32
    aşağıda anlatılanNikomedia’nın kuruluş efsanesinde Nikomedia’nın
    konumunun kuzey yakada olduğu
    kesinlikle
    belirlenmektedir.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:23 pm

    24 Y.U.: Olasılıkla bugünkü
    askeri bölge içinde. İzmit-Gölcük yolu üzerinde, İzmit’e 3 km uzaklıkta,
    asfaltın 200 m





    güneyinde, körfeze hakim tepelerin eteğinde
    1960’lı yıllarda yapılan genişletme çalışmalarında keramikler
    bulunmuş ve İzmit Müzesi’ne getirilmiştir. Envanter no.
    625’e kayıtlı bu keramik buluntular İÖ 5-4. yüzyıllara aittir.
    Yine 1967 yılında İzmit-Gölcük yolu inşaatinde
    Başiskele mevkiinde Roma dönemi sütün başığı (İzmit Müzesi,
    Env.
    no.692) ve diğer mimari parçalara rastlanmıştır. Ayrıca, Prof. Dr.
    Sencer Şahin 1967 yılında SEKA’dabulunarak Ankara’ya Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu’na
    iletilen “Kuros başı”nın Astakos’dan gelmiş olabileceğini
    düşünmektedir. Söz konusu eser İÖ 54o-530 yıllarına
    tarihlenmekte olup, bu tez doğrulanırsa Astakos için en eski
    arkeolojik buluntu olacaktır. Bkz. S. Şahin, Neufunde
    von Antiken Inschriften in Nikomedia und in der Umgebung
    der Stadt, s.68, Elbistan 1973 ve Cevdet Bayburtluoğlu,
    İzmit’ten Bulunmuş Olan Arkaik Kros Başı, Belleten, c.
    XXXI, s. 331-335. SEKA alanı inşaatında bulunan eser,
    İzmit Subay Evi bahçesinde başka bir heykel başı ile
    birliktesaklanırken diğer
    heykel başı kaybolur, bunun üzerine Kros başı 1967 yılında
    Bayburtluoğlu’na götürülür.
    Askeri bölge içinde kazı ve fotoğraf yasağı nedeniyle
    ancak yüzey araştırması izni alabilen İzmit Müzesi
    uzmanlarınca hazırlanan raporlarda, su kanalı izleri
    ile Bizans kiremit mezarları görüldüğü belirtilmektedir. Astakos
    ile soruların cevapları
    ancak bölgede sistemli bir arkeolojik kazı ile olasıdır.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:24 pm

    [size=12]











    Seyahatnamelerde KOCAELİ ve ÇEVRESİ

    Narses (Narsetea/Maltepe)
    7 mil
    Pandicia (Pendik)
    7 mil
    Pontamus (Gebze ?)
    13 mil
    Libyssa (Diliskelesi ?)
    9 mil
    Brunga (Yarımca)
    12 mil
    Nikomedia (İzmit)
    13 mil
    Egribolum (Eribolon/Kavaklı)
    10 mil
    Libum / Libo (Sapanca ?)
    11 mil
    Liada (Uzunçayır ?)
    12 mil
    Nikaea (İznik)
    9 mil
    Schine
    8 mil
    Midus
    7 mil
    Chogea
    6 mil
    Thatesus
    10 mil
    Tutadus (Geyve yakınlarında
    Tottaion)
    9 mil
    Protoniaca
    11 mil
    Artemis
    12 mil
    Dable (Taraklı yakınında Dablis)
    6 mil
    Cerate (Gerede)
    6 mil
    Bithynia-Galatia
    sınırı
    10 mil
    Yine aynı şekilde, aşağıda göreceğimiz iki çizelge daha
    yöremiz yerleşimleri arası uzaklıklar
    hakkında bilgi vermektedirler:



    Antoninus’un Çizelgesi:38




    Kalkhedon/Kadıköy



    Pantichium/Pendik 15 mil



    Libyssa/Gebze



    24 mil



    Nicomedia/İzmit



    22 mil



    Peutinger’in Çizelgesieutingeriana):39

    (Tabula P



    Roma dönemi askeri yolları gösteren bu haritada bölgemiz
    uzaklıkları şu şekilde



    gösterilmektedir:



    Kalkhedon (Kadıköy)



    Libyssa (Gebze)



    37 mil



    Nicomedia (İzmit)



    23 mil



    Bir başka çizelge ise 1884 yılında İtalyan rahip Gian
    Francesco Gamurruni (1835–1923),Arezzo’da Santa Flora
    kütüphanesinde bulduğu el yazması “Itınerarium” ile ortaya çıkmıştır.
    Kitabın
    geriye kalan orta sayfalarından Eugeria adlı bir bayanın
    ilk olarak İstanbul’a geldiğini
    ve buradan yürüyerek Bithynia, Galatia ve Kappadokia’yı
    geçerek Tarsus’a ulaştığını ve 381
    sonbaharında Kudüs’e
    vardığını görüyoruz

    [/size]
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:30 pm













    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ




    Nikomedia eyaletinin antik kalıntılarına da
    vurgu yapan ilk anlatımı 845’de Batı İran – Arap
    Posta Servisi’nin emri ile
    İstanbul’a kadar akın güzergâhları hazırlayan bir Arap
    yazar İbn
    Khordadbeh’den, eyaletin, “üç hisar”ile
    “şimdi o bir harabe” dediği Nikomedia kentinden
    oluştuğunu açıklaması ile gelir. Khordadbeh’in
    anlatımı daha sonraki yazarlarında yinelediği
    gibi kentin harabe halini abartılı şekilde açıklar. Bu olasılıkla, hasar görmüş olan
    limana yakın
    eski mahalleri nedeniyle kentin dokuzuncu yüzyılda
    akrapolise doğru çekildiğini anlatıyordu.
    Kentin aynı
    zamanda İstanbul ana yolu üzerinde bir istasyon olduğunu belirtir.40




    10. yy., Tellü Mevzeni Ebû Hüseyin Muhammed bin
    Abdülvahhab




    İslam coğrafyacılarından Ebu’l Kâsım
    Muhammed bin Havkal, Kitabü’l Mesâlik ve’l Memâlik
    veya Sûretü’l Arz adlı eserinde, yaşı yüzü
    geçmiş olmasına rağmen aklı başında olduğunu
    belirttiği Tellü Mevzeni Ebû Hüseyin
    Muhammed bin Abdülvahhab’dan dinlediği seyahat
    notlarını şu şekilde aktarmaktadır: Alis
    nehri üzerindeki Sağire’yi bir binek hayvanla geçtik.





    Gölün geçidinden altı fersah yürüdük ve arka
    yolundan diğer bir gün daha yürüyerek
    Nikomedia denilen kente vardık. Buradan
    denizde iki gün gittik. Halkiz ve Nih denilen kente
    vardık. Buradan
    sabahleyin kalkarak Haliç’te gemiye bindik ve İstanbul’a geldik.41




    1097, Kont Etien de Blois




    26 Nisan 1097 günü Pelakanon
    (Tavşancıl yakınları) toplanarak İzmit’e yönelen 600,000
    kişilik Birinci Haçlı ordusunda yer alan
    Champagne Kontu Etienne de Blois, Nikomedia’nın
    kutsal şehit Pantaleon’un Roma döneminde
    eziyet edildiği kent olduğunu söylemiş ve yerde
    yatan harabeleri kentteki tahribatı da kısmen “urbem desolatam a Turchis” Türklere
    bağlamıştı. Türkler, olasılıkla işgal ettikleri
    yerlerde ağır hasarlara sebebiyet vermişlerdiancak bu bölgeyi daha yeni ele geçirmişlerdi ve
    hasarların temel nedeni, kesin olarak eski
    depremler idi.42





    1147, Odo de Deuil



    İkinci Haçlı orduları ile gelen tarihçi Odo de Deuil, İzmit’i
    gördüğünde, uzun süre önceki bir



    geçmişe ait muhteşem harabelerle kaplı idi. Odo, Nikomedia’yı
    şu sözlerle anlatılmaktadır:



    “Quod nobis
    Nichomedia prima mostravit, que sentibus et dumis consita, ruinis
    subliminibus




    Antiquam suam gloriam et praesentium dominorum
    probat inerciam, frustra iuvabat eam



    quidam maris profluvius que de Bracchio
    consurgens post dietam terciam in ea terminatur.”




    “Nikomedia
    bize ilk olarak şu görüntüyü verdi; dikenler ve böğürtlenlerle birlikte
    yükselmiş





    yüce harabeleriyle günün hükümranlarına eski
    görkemi ve eşsizliğini görüntülemekteydi. Boş
    bir gururla, güneşin Kol’da43 üç kez
    doğmasından sonra ulaşılabilen ve kendisine elverişli
    ulaşım imkânı sağlayan bir
    haliç44.”
    ile sonlanırdı



    İkinci geçişinde ise özel olarak Nikomedia adını belirtmese de
    kalıntılarla tamamen örtüşen



    bir anlatım sunmaktadır: “Deniz kıyısından
    başlayarak kentin kurulu olduğu yüksek bir




    tepede iyi korunan bir kale”yi
    anlatmaktadır. Görüldüğü üzere kent bir liman olarak işlevini





    devam ettirmişti dolayısıyla denizde gemileri
    ve olasılıkla buna bağlı ticareti korumak üzere
    kıyıda bir kale olmalıydı. Daha önceki dönemlerde bir
    kaleden bahsedilmemiş olsa da bu
    konumu daha dokuzuncu yüzyılda kazanmaya başlamış ve on
    ikinci yüzyılda kent tamimiyle
    görkemli surlara dönüşmüştü;45
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:32 pm













    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ



    1403 & 1404, Ruy Gonzales de Clavijo




    1404 yılında İspanya Kralı’nın
    elçisi olarak Timur’un başkenti Semerkant’a varan
    Clavijo’nun
    kaleme aldığı seyahat (1403–1406) notlarında gördüğümüz
    üzere 14.11.1403 Çarşamba
    günü İstanbul’dan ilk çıkışında 15 Kasım’da
    bir kayalık üzerindeki küçük bir kale olduğunu
    söylediği ve nerdeyse denizle kaplanmış dediği Sequello
    (Şile) sahillerinden seyrederekCenevizlilere ait küçük bir ada olduğunu belirttiği
    Finagia (Kefken Adası) ve Karpi’ye
    (Kerpe
    limanı) uğrar. İşte
    bölgemizdeki bu yolculuğun özet çevirisi:






    O esnada Pera (Beyoğlu) valisince Tana (Azov)
    Denizi’nden gelmekte olan ve kaptanları
    savaşmayı bilmedikleri için güvende olmayan ticari
    yüklü Venedik gemilerine göz kulak
    olmaları için gönderilmiş silahlı iki tekne bu sulara
    gönderilmişti ve bunlardan biri de Kefken
    Adası
    açıklarında demirli idi.





    16 Kasım 1403 Cuma günü
    Clavio’nun teknesi tekrar yola koyulmaya niyetlidir ancak
    havanın oldukça kötü olması nedeniyle demirde beklemek
    zorunda kalırlar. Finogia, üzerinde
    kimsenin yaşamadığı küçük bir ada olup Türk
    sahillerinden iki mil açıktadır ve limanı çok
    güvenli olmadığı için diğer Ceneviz teknesinin Venedik
    gemilerini beklediği altı mil uzaklıktaki
    Carpi (Kerpe) limanına geçmeye
    niyetlenirler ancak tekne reisi yola çıkmak yerinebeklemenin daha doğru olduğunu söyleyince biraz daha
    içeriye sokulurlar. Gece yarısı
    rüzgâr daha da sertleşir ve deniz kabarınca küreklerin
    yardımı ile Ceneviz gemisine rüzgâr
    altı yapacak şekilde aborda olmayı denerler ancak
    fırtınaya dönüşen rüzgâr deneniyle
    beceremezler. Eski konumlarına dönmeye
    çalışırlar ancak bunu da başaramazlar. Ne
    Ceneviz gemisine ne de limana ulaşamayınca her iki
    demiri de funda ederler. Hava daha da
    artarak sular güverteye dolmaya başlar ama gece
    karanlığında yapacak bir şey yoktur ve
    herkes kendini Tanrı’ya emanet eder. Kerpe
    yakınlarındaki Ceneviz gemisinin de başı
    derttedir, her iki demirini de atmasına rağmen
    tutunamaz ve karaya sürüklenir ancak
    personeli bir bot ile kendilerini adaya atmayı
    başarırlar. Sabah aydınlığında Clavio ve diğer
    elçiler karaya çıkarlar, Timur’a sunulacak hediyeler
    ıslanmalarına ve dağılmalarına rağmenkurtarılmıştır ancak şimdi karadaki bu şeylere
    Türklerin kendi sultanlarına sunmak üzere el
    koyma olasılığından
    korkmaktadırlar.







    Bu
    arada bazı Türkler gelerek kim olduklarını sorarlar, yanıt Peralı
    Cenevizliler oldukları ve
    dün gece kayalıklara sürüklenen gemiden çıktıklarını ve
    eşyalarını Capri’deki (Kerpe) diğer
    gemiye götürmeleri için atlarını tahsis ederlerse para
    ödeyecekleri şeklindedir. Türkler komşuköyden at bulabileceklerini söylerler ve gerçekten de Pazar
    günü atlarla geri gelirler ve onları
    Capri’ye götürürler. Buradaki teknenin
    kaptanı Amrossio onları ve eşyaları gemisine kabul
    eder. Bu
    arada birlikte bulunan ve Türkler tarafından tanınarak öldürülmesinden
    korkulan
    Timur’un elçisi de bir Hıristiyan gibi giydirilir.46 Seyire
    elverişli bir hava için Salı gününe kadarbeklerler. O gün yörenin şefi bir Türk gelerek bölgeden
    giysi ve diğer şeyler aldıklarını ve
    gümrük vergisini ödemeleri gerektiğini belirtir;
    Türkler onların ne Cenevizli ne de Peralı
    olmadıklarını anlamışlardır. Aynı gün öğleden sonra
    hava daha da sakinleyince Pera’ya
    dönmek üzere denize açılırlar. Kış geldiği içinde Mart ayına kadar
    beklemeye karar verirler.







    21.03.1404 Cuma günü ikinci kez yeni ama bu
    kez silahlandırılmış bir tekneyle yola koyulan
    grup aynı gün akşamı Sequel’e (Şile) varır, gece yarısına kadar
    orada kaldıktan sonra daha
    önceki teknenin battığı Finogia’da (Kefken
    Adası) durmadan 23/03 Pontaraquia (Kdz.
    Ereğli)üzerinden yoluna devam eder.47
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:33 pm

    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:35 pm

    [size=12]1433, Bertrandon de la Broquiere



    Bertrandon de la Broquiere,48 Bourbogne
    dükü Philippe adına 1432 yılında gizli bir görev için
    deniz yoluyla gittiği Kudüs’ten kara yolu
    ile dönüş yolculuğunda 1433 yılının ilk günlerinde
    Kütahya, Bursa ve İzmit
    üzerinden İstanbul’a gider. İzmit’e (İzmid)
    varışından bir gün önce
    kentin yaklaşık dört fersah aşağısındaki (güneyindeki)
    bir orman köyünde (Karamürsel)
    geceleyen gezgin İzmit’i güzel bir kent olarak
    tanımlar. Karşı yakadaki İzmit’ten İstanbul’a
    yolun nispeten daha seyahat edilebilir olduğunu
    belirten Bertrandon, bu bölgedeki bir



















    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ



    [/size]
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:49 pm













    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ



    Menzilhane Gebze



    Menzilhane - İzmit

    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:50 pm


    Kanuni devrinde yaşamış değerli
    bir hattat, ressam, matematikçi, tarihçi hatta silahşor olan
    ve kendince kimi oyunlar icat etmesi nedeniyle Matrakçı
    ya da Matraki lakabı ile ünlü
    Nasühü’s Silahi’nin “Beyan-
    Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman
    Han” adlı eser
    Kanuni’nin 1534–1536 yılları arasındaki Safevilere
    karşı ilk İran seferini konu edinmiştir.
    Bununla birlikte Nasuh, sefer esnasında
    konaklanan yerlerin yani menzillerin resimleriniyapmak ve adlarını kaydetmek
    sureti ile gerçekten birMen zi l- name50

    oluşturmuştur.




    Bu eserde bulunan menzil
    resimlerin sembolik olmaktan çok, genellikle ait oldukları yerleşim
    birimleri ve konak yerlerini oldukça doğru, asıllarına
    uygun bir şekilde gösterdiklerini
    belirtmemiz gerekir. Kitabın orijinal adı olup daha sonra verildiği anlaşılan
    adındaki Irak kelimesinicem
    yani İran olarak algılamak gerekir. Nasuh adını verdiği
    kentler hakkında pek bilgi vermez ama ordunun geçişi
    ile ilgili verdiği günü gününe bilgiler
    onun sefere katıldığını göstermektedir. Nasuh’un
    resmettiği menzillerden Birinci Merhale’de
    bizi ilgilendirenlerin isimlerini şu şekilde sıralamak
    olası: İstanbul, Üsküdar, 15.06.1534
    Kışşahan
    Köprüsü (Kemer Köprü) ve Tekfur
    Çayırı, 16/06 Gegibize (Gebze), 17/06 Kal’a-i
    Hereke, 18/06 Çinarlu ve Sazludere, 19/06
    İzniğumid (İzmit) ve Cisr-i Sitare (Sitare Köprüsü),
    20/06 Derbend-i Kazıklı (Kavaklı)
    ve 22/06 Kal’a-i İznik. Dönüş yolundaki uğrakları ise
    03.01.1536 Sitare (Kiles) Köprüsü
    ve Merenlü (Karamürsel?), 04/01 İznikmid, 06/01
    Geğbüze (Gebze) üzerinden
    08/01’de İstanbul’a varış şeklindedir.
    Mecmu-ı Menazil Irak-ı A




    Nasuhi’nin son yıllarda ortaya çıkmış 1548–49
    ikinci İran seferi hakkındaki eseri, sözü geçen
    konak ve menzillerin tam olarak belirlenmesinde büyük
    yardımcı olmuştur.51
    Bu sefere de
    katıldığı anlaşılan Nasuhi 14 yıl önce yaptığı üzere
    yeniden resimlememiş ancak hem menzil
    isimlerini daha doğru tespit etmiş, hem de adını
    verdiği konaklar, ordunun durumu, satınalınan arpa, buğday, un gibi ihtiyaç maddelerinin
    fiyatları hakkında bilgiler vermiş, daha önce
    yazmak imkânını bulamadığı
    menziller arasındaki mesafeleri mil olarak belirlemiştir.






    Aşağıda Feridun’un ünlü eseri
    ile Nasuh’un birinci İran seferindeki eserinde resimleri bulunan
    yerleşim isimlerinin bizi ilgilendirenleri ile ikinci
    seferinde yer alanları ve bu yerler hakkında,
    karşılaştırmalı olarak
    tamamlayıcı bilgiler vereceğiz.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:52 pm

    15 Haziran 1534



    Feridun,M ünşe at, I, 584



    : Tekur Çayırı



    Matrakçı (1533–36), 10a



    : Kışşahan Köprüsü




    Tam sayfa resim. Dere üzerinde bir köprü.



    Matrakçı (1548-49) 15a




    : Kışşahan Köprüsü
    1 Nisan 1548, mil 16.”rapanın kilesi onara alındı”
    Leunclavius (1548),419,3:
    Kisehon
    Tzupri, 16 mil.
    Ali,Nusretname: Çay Köprü
    Mezkûr konak uzak
    konaktır. A
    (1578),115b



    50
    Hüseyin G. Yurdaydın, Nasühü’s-Silahi
    (Matrakçı), Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn, Ankara 1976



    51 Y.U.: Bu sefer esnasında,
    Kanuni’nin İzmit’ten Şah İsmail’e yazdığı ve daha önce tutsak edilmiş
    İsmail taraftarı





    Kılıç adlı biri ile gönderdiği mektup oldukça
    önemli olup şu şekilde özetlenebilir: Bil ki ilahi hükümlerden yüz
    çevirenlerin, dini ve yasaları yıkmaya çalışanların, bu
    hareketlerine bütün Müslümanların ve bu arada adaletli
    hükümdarların, gücü oranında engel olmaları gerekir.
    Bunu söylemekten amacım şudur: Tekke köşesinden
    hükümdarlığa yükselen sen, bu yolda yürüdün. Müslüman
    ülkelere saldırdın. Acıma ve utanmayı bir yana bırakıp
    zulüm kapılarını açtın. Günahsız Müslümanları incittin.
    Bozgunculuğu ve bölücülüğü kendin için temel kabul ettin.
    Hükümdarların yapması gereken doğru işleri ve
    hükümleri, keyfince değiştirip yasaları yıktın. Daha bir çok yanlış
    işler yaptın. Bunlar senin yaptığın kötülüklerden
    yalnızca birkaçıdır. Bu nedenle din adamları kesin kayıtlara
    dayanarak senin dinden çıktığına, senin ve sana bağlı
    olanların öldürülmesinin, mallarının yağmalanmasının,
    kadın ve çocuklarının tutsak edilmesinin din bakımından
    uygun olduğuna oy birliği ile karar verdi. Bu durumkarşısında ben, Tanrı’nın emrini yerine getirmek, baskı
    altında kalanlara yardım etmek için zırhımı giydim, kılıcımı
    kuşandım, atıma bindim ve yola çıktım. Amacım Tanrı’nın
    yardımıyla senin padişahlığını yok etmek ve böylece
    yaptığın kötülükleri engellemektir. Ancak savaştan önce
    sana tekrar Müslüman olmanı öneriyorum. Eğer
    yaptıklarına pişman olup içtenlikle tövbe eder ve
    aldığın kaleleri geri verirsen, seni dost olarak kabul ederim. Ama
    yanlış yapmaya devam edersen, kötülüklerinle berbat
    ettiğin yerleri kurtarmak ve senin elinden almak için





    Tanrı’nın izniyle yakında geleceğim. Takdir ne ise öyle
    olacaktır.(Bu mektubun yanıtı gelmeden, Yavuz ikinci
    bir



    mektup daha gönderecektir.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:55 pm













    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ




    12 Mart’ta Gebze’den Nikomedia’ya doğru yola
    çıktık. Tam bir günlük yol. 6 mil belki de daha
    fazla. Buranın adı şimdi Türkçe’de
    İzminik’dir(İzmit).
    Yol üzerinde önce küçük bir dere
    üstündeki tahta köprüden geçtik. Bundan
    sonra oldukça yüksek, çıplak ve kayalık bir dağ
    geliyor. Burada sol tarafta alçak tepeler
    üzerinde sıradan köylü kulübeleri var. Sazlardan
    yapılmış olabilirler. Sağ taraftaki
    tepeciklerin üstünden deniz görülebiliyor. Dar bir yol
    tepeden denize doğru iniyor. Dağın eteğinden aşağıya
    doğru indiğimizde, yolun sol
    kenarında büyük, harap bir Rum şatosu ile karşılaştık. Şato
    bir kaya üzerine oturtulmuş.
    Aşağıya yola kadar iniyor. Hala birkaç
    kulesi görülmekte. Buranın adı Hareke (Hereke) imiş.
    Şato’nun yanında bir yerde sevimli bir
    derecik dağdan aşağıya doğru şırıl şırıl akıyor. Burası
    çok güzel bir yer. Karşı tarafında denizde
    uzunca bir dağın eteğinde bir ada görülüyor.
    Karamusa(Karamürsel) diyorlar.
    Şato’nun etrafında küçük, çıplak bir tepe üzerinde üzüm
    bağları ve bu bağların yanı başında iki tane küçük ev
    var. Daha ilerde deniz kenarında birbiri
    ardınca sıralanmış kireç ocakları görülüyor. Buradan
    İstanbul’a gemiler yükleniyor. Aynızamanda kışlı odun da burada depo edilip gemilerle
    İstanbul’a gönderiliyor. Odun tartan bir
    kantar var. Buradan itibaren denizin öbür
    tarafında, sağda karlı yüksek bir dağ uzanıyor.
    Denizin bir kolu dağın eteğine sokulmuş gibi. Aynı
    tarafta daha doğuya doğru gidilirse
    Brussa’ya(Bursa) varılır. Biraz
    daha ilerleyince dağ ile deniz kıyısı arasında dört koşu atın
    yan yana yürüyebileceği genişlikte bir yol uzanıyor.
    Fakat bu yol taşlı. Sol tarafta yer yer
    kayalıkla bir dağda küçük boyda kocayemiş fidanları
    görülüyor. Sol tarafta mermer yalaklı
    taştan yapılmış bir çeşme gördük. Yanı başında üç tane
    kulübecik var. Buraya “İnce İskele”
    deniyor. Buradan sonra küçük bir dere
    geçtik. Tepede yüksekte, yoldan uzak bir köy var.
    Tekrar dağdan akıp gelen dere üzerindeki bir tahta
    köprüden geçtik. Yolda eski, etrafınıçalılıklar bürümüş bir mezarlık gördük. Burada
    da dağdan denize doğru bir yol iniyor.
    Herhalde yukarıda, göremediğimiz birçok köy vardır. Biraz
    ilerleyince mermer yalaklı, taştan
    yapılmış bir çeşme daha karşılaştık. Sonra
    bir köprü daha geçiyoruz, bir köprü daha.
    Gebze’den İzmit’e kadar bir günlük seyahatimiz dağlık
    bir arazide geçti. Transilvanya’yı
    andıran bir arazi, küçük tepeleri ine çıka devam etti
    yolculuğumuz. Hepsi de çıplak dağ ve
    tepe. Ara sıra tarlalar da var. İşte böyle
    kısmen deniz kenarından, çoğu defa da dağ ve
    tepeler üzerinden yol aldık. Geçtiğimiz yollar Arnavut
    kaldırımı döşeli idi. İki araba
    genişliğinden fazla olan bu yollar, Padişah
    iki yıl önce İran’a sefer yaparken açılmış. Düzgün
    yeni yollar.






    İzmit



    13 Mart öğleye kadar İzminik’te kaldık. Kısmen
    harap olmuş vaziyette bulunan şehri dolaştık.
    Ama binde birini bile göremedik. Burası
    çok güzel eski bir Bizans
    kenti. Deniz kenarına yakın
    uzunca bir yamaç üzerinde kurulmuş. Yamacın sonundaki
    saray, tepeden aşağıya sahile
    kadar iniyor. Bu şehir de İstanbul gibi
    yedi tepe üzerine kurulmuş ve etrafında bir sur varmış.
    Harap olmuş, yıkılmış duvar kalıntılarından eskiden
    burada bir sur olduğu anlaşılıyor. İlk
    bakışta doğal bir kaya izlenimi veren bu kalıntıların,
    iyice inceleyince taş ve tuğladan örülmüş
    duvarlar olduğu anlaşılıyor. Büyük taşları
    ve sütunları alıp çok önceleri alıp İstanbul’a
    görülmüşler. Şimdi duvarların temelleri
    kazıldığında güzel, büyük ve sanatkârane yontulmuş
    taşlar çıkıyor. Vaktiyle asıl kent merkezinin bulunduğu
    yerde ev yok. Ancak eski binaların
    kalıntıları ve boşlukları var. Bir
    zamanlar mesire yeri olan bahçelerin yerine şimdi buğday
    ekilmiş. Sarayın bulunduğu yerdeki çevre
    surları ve kuleler duruyor. Saray, Budin’den
    daha
    yüksekçe bir tepe üzerinde.65 Etrafında çepeçevre alçak basit Türk
    evleri var. Orta yerde bir
    cami görülüyor. Burada vaktiyle bir kilise
    varmış. Yer sarsıntılarında yıkılmış, onun yerine
    Türkler bir cami yapmışlar.66 Kentin genel
    manzarası, birbiri üzerine yapılmış çok sayıda
    kırlangıç yuvalarını andırıyor. Bu saraydan denize doğru, birçok
    büyük köşk mevcutmuş. Sur,
    aşağıdan başlayarak dağa doğru devam ediyor; yontulmuş
    iri taşlarla yapılmış. Yukarıda üst
    kısımda çok büyük mermerlerden yapılmış bir yarım daire
    görülüyor. Bu mermerler üzerinde
    çok güzel işlenmiş bazı figürler var. Yarım daireyi
    oluşturan bu mermerler, 3 veya 4 kulaç
    uzunluğunda ve bir kulaç genişliğinde. Bunlar,
    üzerlerinden denizin çok güzel görünebileceği



    bir başlık oluşturuyorlar. Burada
    buna benzer büyük mermer sütunlardan çok varmış. Şimdi
    şuradan buradan kazıp çıkarıyorlar. Çok büyük oldukları
    için burada alıp satamıyor, gemilere
    yükleyip İstanbul’a da yollayamıyorlar. Mimarın tarifi
    üzerine büyük mermerleri bıçkıhanede
    kesip padişahın yaptıracağı
    cami ve binalarda kullanılacak hale getiriyorlar.




    Deniz kenarından şoseler bu saraya doğru uzanıyor. Ayrıca
    büyük, geniş bir meydan(
    Yu k a r ı




    Pazar / Forum?)u
    var. Her tarafı
    kare şeklinde taşlarla kaldırım döşenmiş. B kaldırım
    taşlarını




    da söküp götürüyorlar. Bunlar
    dışında etrafta bahçeler ve tarlalar görülüyor. Neresi kazılsa
    yerin altından yontulmuş, işlenmiş taşlar çıkıyor. Bunların
    arasında tabanda bulunan yuvarlak
    büyük bir sütun gördüm. Aynı yerde dağın eteğinde küçük
    bir kapı var. Bu kapı surların
    yıkılmasından sonra ortaya çıkmış. Kapıdan
    içeriye girdim. İçeride yanlarda küçük hücreler
    ve sağlam kemerli bölmeler var. Sayıları
    fazla olduğu için hepsini göremedim. Burası
    herhalde vaktiyle gizli
    hapishane olmalı; zira yukarda saray var.




    Sarayın bulunduğu tepede şimdi İstanbul’da
    yapılanlar tarzında, alttan ısıtılan iki hamam(biri




    Süleyman Paşa hamamı, diğeri bugün
    üzerine bina oturtulan 50. Yıl Okulu yanındaki olmalı)




    gördük. Güzel mermer taşların hepsi kazılıp çıkartılmış. Bu
    hamamların birinin erkeklere
    diğerinin kadınlara mahsus olduğu anlaşılıyor. Zira her
    iki hamam da birbirine çok yakın. Bu
    hamamların suyunun nereden geldiği insanı düşündürüyor.
    Çünkü suyun şehirden ve
    saraydan geçip gelmesi lazım. Aynı yerde uzunca ve dört
    köşe bir taş bulduk. Altında ve
    üstünde oyulmuş gesimisler mevcut. Üzerinde Latince bir
    yazı var. Önce okuyamadık. Taşın
    üstündeki tuğla ve kireç
    kalıntılarını kazıdıktan sonra kısmen okuyabildik.




    PERPETVO
    IMP O



    C. AVR. V. DIOCLETIAN




    P. AVG.
    CVIVS. PRO



    VIDENTIAE

    ……TIAM



    LAVACRVMR
    … TE




    MARVMNTONI FVNDI
    TVS .. . . .VERSVM
    PECVNIA AMPLIFI
    CATVMOPVLO
    SVO
    EXHIBERI. IVSSIT
    A E P



    Buna benzer diğer bir taş yeni sökülmüş. Biz
    orada iken kesip parçalayıp İstanbul’daki



    mabetlerine götürecekler.



    Bizim İzmit’te bulunduğumuz tarihe kadar suyolundan gelen
    su, sarayın içinden ve dağınüstünden aşağıya doğru akıyor ve bir taş yontma ve
    kesme atölyesine kadar ulaşıyor.Burada iki büyük bıçkı ile saray, şato ve
    benzeri yerlerden çıkan mermerler kesiliyor.Bıçkıların bilenmiş dişleri yok. 3–4 adım
    uzunluğunda, bir karış genişliğinde ve yarım parmak
    kalınlığında. Kesilecek mermerler alta
    konuluyor, üzerine bıçkılar oturtuluyor ve mermer sağa
    sola kaymasın diye iki tarafına boylu boyunca bir
    şeyler sıkıştırılarak emniyet altına alınıyor.
    Mermer hızarcısı bıçkı iyi işlesin diye hızarın
    çalıştığı yere azar azar mermer tozu döküyor.
    Yukarıdan da bu tozun üzerine damla damla su akıyor. Ve
    böylece sert mermer veya taşlar
    kolaylıkla kesiliyor. Hızarcı sanki keman çalıyormuş
    gibi mermer kesiyor. Su, buraya bir
    buçuk gün uzaklıkta bulunan bir dağdan getiriliyormuş.
    Vaktiyle bu güzel sarayın ve hisarın
    bulunduğu dağın her tarafında şimdi köpek ve kırlangıç
    yuvaları var. Çok büyük taşlardan
    yapılmış olan bu sarayı çok kudretli kralların
    yaptırmış olası lazım. Zira bu büyüklükte, bu
    kadar güzel mermer blokları buraya getirttirmek kolay
    olmamıştır. Bunlar şimdi bir yere
    gönderilemiyor. Yüzlerce
    kişinin kaldıramadığı bu mermerleri biz orada iken kesiyorlardı. 13
    Mart öğleden sonra İzmit’ten ayrılarak dağın eteğindeki
    küçük bir köye geldik. Bir dere
    kenarında, kervansarayda kaldık. Bu küçük köyün adı Kazıklı(Kavaklı)
    idi. Derenin adı da
    Kazıklı
    Deresi. İzmit’ten çıktığımızda sol tarafta küçük bir köy görmüş ve iki
    tahta köprüden
    geçmiştik. Daha sonra da eski, üzeri taş kaldırımlı ve
    iki kemerli bir köprüden geçtik. Yalnız
    bu kemerler ortalarından çökmüş, açılan kısma tahta
    kaplamışlar. Bu köprünün altındaki su





















    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ




    oldukça çok ve denize dökülüyor. Adı
    Kiles imiş. Burada Macar bir kadın gördük. Belki
    de
    kadın bize katılıp yola devam edecekti. Fakat Türkler
    onu köprüden geri çevirdiler. Köprüdeki
    bir kulübede iki veya üç
    bekçi bulunuyor.





    İzmit kentinin sona erdiği yerden hemen sonra
    Sinus Maris veya bizim günlerdir kenarından
    geldiğimiz denizin kolu (İzmit Körfezi)
    sona eriyor. Biz hemen oradan, sanki bir gölün
    şeddinden geçiyor gibi karşıya geçtik ve karlı dağa
    doğru ilerledik. Bir süre sonra yukarıda
    sözünü ettiğim kervansaray ve Kazıklı
    köyüne geldik. Yolda İstanbul’a götürülen odunlar ve
    koyunlar gördük. Orada sahilde odun tartılan bir kantar
    vardı. Daha sonra ilk defa Macarlara
    rastladık. Bunlar sığır güdüyorlardı. Adamlar
    başka zaman böyle iş yapmazlar. Çünkü onların
    davar sürüleri falan yok. Biraz daha
    gidince yan tarafta bir köy göründü. Yolu kenarında,
    bizdeki bir ahıra bile benzemeyen bir ev vardı. Bir
    sipahinin eviymiş. İzmit’ten Kazıklı’ya
    kadar uzanan yol, Arnavut kaldırımı
    döşeli, güzel ve geniş. İzmit’ten geceyi geçirdiğimizKazıklı’ya
    gelene kadar 25 adet taş ve tahta köprüden geçtik. Kazıklı
    kervansarayı yeni
    yapılmış. Binanın alt kısmında eski
    İzmit’ten getirilmiş büyük taşlar kullanılmış.
    Kervansarayın içine kalın meşe direkler
    dikilmiş. Direkli kısımlar 93 adım uzunluğunda, 21
    adım genişliğinde. Kervansarayda
    10 ocak var.






    Kısacası, Üsküdar’dan İzmit’e
    kadar bir süre deniz kenarından, bir süre de dağlar üzerinden
    geldik ve yolculuğumuz böylece İzmit’in yarım mil
    altında, denizin son bulduğu yere kadar
    devam etti. Körfez’in sondaki genişliği
    Tuna Irmağı’nın Petersburg’daki genişliğinin 4–5
    mislidir. Denizde birçok ada ya da tepecikler gördük.
    Denizin öbür yakasında ise Bursa var.
    14 Mart günü Kazıklı’dan İznik’e doğru yola
    çıktık.





    Dernschwam, İznik
    surlarının çok zarar gördüğünü,
    hendeklerin dolduğunu,
    kale
    temellerinde heykel kaidelerinin
    bulunduğunu,
    bazı yıkıntılardaki önemli
    taşların
    İstanbul'a
    nakledilmekte olduğunu
    anlatır.




    1557, Sidi (Seydi) Ali Reis




    Kaptan-ı Derya Sidi
    Ali Reis’in 1557 yılında kaleme aldığı, Mirat-ül Memalik
    yani “Ülkelerin
    Aynası” adını taşıyan yapıtı, 1553–1556 yılları
    arasında Hindistan, Afganistan,
    Orta Asya ve
    İran’a doğru Portekizlilere karşı çıktığı
    seferini ele alır. Malabar sahilinde gemisi karaya
    oturan ve kara yolundan dönen Kaptan-ı
    Derya, 14. bölümde yöremiz hakkında bir bilgi
    vermeksizin, kısaca Nisan 1557’de Taraklı, Yenice,
    Geyve’nin ardından Sakarya üzerindeki
    bir köprüden geçerek Ağaç Denizi’ni
    aştıktan sonra Sapanca ve İzmit üzerinden İstanbul’a
    ulaştığını yazmaktadır. A. Wambery tarafından İngilizceye de çevrilerek 1889
    yılında
    Londra’da
    yayınlanmıştır.67




    1557, Wolfgang Müntzner




    Babenberg’li maceraperest
    Wolfgang Müntzner, İstanbul’da birlikte hapis yattığı Moritz von
    Altmanshausen
    ve Melchior Seydlitz’le beraber İznik üzerinden 1 Ağustos
    1557’de İzmit’e
    gelir. Burada bir kervansaray ve cami’yi
    ziyaret ederler. Aynı seyahatnameyi diğer ikisi de
    kaleme almışlardır. Ancak
    bu ikisinin yapıtları birbirinin aynıdır.68




    1558, Kutbiddin-Mekki



    On altıncı Asırda
    Yurdumuzu Dolaşan Arap Seyyahlardan Kutbiddin-Mekki
    Seyahatnamesi



    (1557–1558). Mekke şerifi tarafından bu kentteki yeniçeri
    ağasının uygulamalarını şikâyet
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 9:57 pm

    etmek üzere İstanbul’a gönderilen Kutbiddin Mekki
    (1511–1582), 1558 yılı Nisan ayında



    Hersekzade imareti (Altınova-Hersek) ve Gebze
    Mustafa Paşa imaretini ziyaret eder.69




    1567, Petrus Villinger




    1565–1568 yıllarını içeren seyahatnamesinde
    görüleceği üzere Petrus Villinger, arkadaşları
    Bockenberch, Helfferich ve Vlaming
    ile birlikte 07.03.1567’de İzmit’e gelerek Piyale Paşa
    camini (?) ziyaret ederler.70




    1568, Ludwig von Rauter



    Ludwig von Rauter, 10.06.1568’de Gebze Mustafa Paşa
    kervansaray ve camini, Glossy



    (Diliskelesi) ve 11/06’da İzmit’i ziyaret eder.71




    1582, John Newberie



    Hindistan yolculuğu esnasında Gemlik’ten İstanbul’a geçen
    Londralı tüccar gezgin John



    Newberie 08.03.1582’de Dil İskelesi’ne uğrar.72




    1588, Reinhold Lubenau




    1588 yılında İzmit’e gelen Reinhold
    Lubenau1628 yılında yayınladığı el yazması seyahat
    notlarında İzmit’ten ve Pantaleimon
    Manastırı’ndan bahsetmektedir. Lubenau manastır
    hakkında şu bilgiyi vermektedir. “Aziz Pantaleimon
    manastırının bulunduğu yerden az





    uzakta, kiliseye benzeyen bu eski bina,
    muhtemelen manastırın bölümlerinden biri olmalıdır.
    Kilisede
    altarın altında Pantaleimon’un mezarı bulunmaktadır. Mezar
    çok güzel bir beyaz
    mermere oyulmuştur.” Lubenau mermer
    lahte mezar adını vermiştir. Yöremizdeki konaklama





    yer ve tarihleri ise şu şekildedir: 12 Temmuz
    1588’de Eskihisar,
    Gebze ve Carmesal
    (Karamürsel), 15–21/07 İznik, 21/07
    Nasockli (Nüzhetiye), 23/07 Casilik (Kazıklı-Kavaklı),
    24/07 İzmit Kale ve Piyale Paşa cami, (?)
    27/07 İzmit’ten gemiye biniş, 28/07 ve Karamürsel
    ve Kadıköy gezileri.benau İznik’te göl tarafındaki
    surlar dışındakileri oldukça
    Lu



    sağlam
    gördüğünüe
    124 burç saydığınıeurların üzerinden
    kenti çepeçevre
    v
    v s


    gezmenin olanaklı olduğunuelirtmiştir.

    b


    1588, J. E.
    Dauzats




    Dauzats’ın “1588'de Anadolu’nun
    bir köşesi adlı seyahatnamesinin İzmit-Geyve-Torbalı-
    Mudurnu-Nallıhan-Beypazarı-Sivrihisar-Gemlik”
    adlı bölümünde her ne kadar İzmit adı geçse
    de deniz yoluyla gelip sahile iner inmez kenti terk
    ettiklerinden İzmit kenti hakkında pek bilgisunmamaktadır:73






    Şark harbi sonunda tifüsün
    kaybolması, ordunun eczacı-doktorlarına bilimsel bir gezi fırsatı
    verdi. Afyon mahsul zamanı yaklaşıyordu.
    Yerinde bir inceleme gerekiyordu. Eczacı
    M.
    Bourlier’nin başkanlığında bir heyet
    gönderildi. Bana da kendilerine eşlik etme olanağı
    verildi. Heyetimizde bizden başka, bir Türk
    hastanesinde eczacı olan Mösyö Galligas ile dörthastane memuru ve iki kavas
    vardı.





    18 Haziran 1588 sabahı Galata limanından ayrıldık. Birkaç
    saat sonra İzmit’e geldik. Fakat


















    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ



    1597, John Sanderson



    Gezgin John Sanderson, 1597 Eylül ayı sonunda
    İzmit’i ziyaret etmiştir.75




    1608, Polonyalı Simeon




    15 Şubat 1608’de Kudüs’e
    gitmek üzere yola çıkan ve bir Polonyalı Ermeni
    olan gezgin
    Simeon
    ve 10 Eylül 1608 yılında vardığı İstanbul’da karşılaştığı Bithynia
    bölgesinde
    incelemeler yapacak Harputlu Mıgırdiç adlı bir vardapet
    (vaaz veren papaz), birlikte yola
    çıkarak İstanbul’dan gemi ile hareketle Mudanya
    iskelesine varırlar. Burada beş gün kalarak
    İncilci Yahya (Ioannes) ve Prokhoron’un
    çalıştıkları ve daha sonra camiye çevrilmiş hamamı
    ziyaret ederler.





    Buradan hareketle bir buçuk
    günde Bursa denilen antik Bithynia’nın Prusa kentine
    varırlar.
    Kenti ve o dönemde Keşiş Dağı
    (Bithynia Olympos’u - Uludağ) olarak adlandırılan Olkos
    Dağı’nı ve daha sonra Mihaliç Kasabasını
    (Karacabey) ziyaret ettikten sonra Bandırma
    üzerinden Edincik’e varırlar. Buradan
    güneye İzmir’e kadar gittikten sonra kuzeye yönelerek
    Gelibolu ve Tekirdağ’dan sonra Karamürsel
    iskelesine gelirler. Burada az sayıda Ermeni
    ve
    bir papazla karşılaşırlar. Dört gün kaldıkları Karamürsel’den
    Nikya’ya (İznik) geçerler.
    Simeon,
    bir zamanlar oldukça büyük olan kentin büyük kısmının yıkık olduğunu
    söyler. Ancak
    kent dışında şaşırtıcı yapılar, temel kalıntıları ve
    bir dikili taş olduğunu ekler. Öğretileri daha
    sonra sapkınlıkla suçlanan Arianos’un (Arius)
    bu taşın altında can verdiğini ve 318 patriğintoplandığı kilisenin (İznik Konsili) göl
    kenarında olduğundan bahseder. Belirttiği üzere az
    ötede de kubbeli büyük bir kilise vardır ve Ariusçuların
    bir dönem bu kiliseye hâkim
    olmuşlardır. Simeon’un orada bulunduğu
    dönemde bu kilise Rumların elinde idi. Kentin
    çevresinde büyük surlar ve çeşitli burçlar vardı. Bunların
    içleri, kiliselerde olduğu gibi aziz
    betimlemeleri ile süslenmişti. Ancak
    yıkıntı durumundaydılar. Kentin kapısında muazzam iki
    söke taşı vardı ve birinin üzerinde Nestor’un diğerinde
    ise Arius’un resimleri bulunmaktaydı.






    İznik’ten hareket eden Simeon ve
    yol arkadaşı, otuz hane Ermeni
    bulunan Adapazarı adlı bir
    köye, oradan bir yanında orman diğer tarafında kayalık
    bir dağ bulunan bir düzlüğe ulaşırlar.
    Dağın üzerinde, Erzincan’ın Kabos
    manastırından gelmiş bir piskopos ile iki keşiş olduğu
    küçük bir kargir manastır (Bahçecik) ile
    karşılaşırlar.76
    Oradan büyük ve bender (bayındır) bir
    şehir olan İzmit’e gelirler. Kentte iki
    papaz ve 180 hane Ermeni vardır. İzmit’te bir ay kalır ve
    daha sonra İstanbul’a geçerler. Simeon,
    daha sonra 1616 yılında Suriye gezisinden
    dönüşünde 1618 yılında iskele kenti olarak nitelediği
    İzmit’e bir kez daha uğrar ancak bir gün
    kalarak deniz yoluyla
    İstanbul’a geçer ve kent hakkında başka bir bilgi vermez.77





    1615’e kadar kâh çalışan kâh gezilerini
    gerçekleştiren seyyah, eserini 1619 yılında Ermenice
    yayınlar. Bir başka baskı 1936’da
    Viyana’da gerçekleştirilir. Birinci bölüm Lvov’dan İstanbul’a
    kadar olan güzergâhı, ikinci bölüm İstanbul’u, üçüncü
    bölüm Ege ve Marmara kıyısındaki
    kentleri, dördüncü bölüm İstanbul-Venedik güzergâhını,
    beşinci bölüm Venedik’i, altıncı
    bölüm Papalık hükümetini, yedinci bölüm
    Roma’yı, sekizinci bölüm Muş’a kadar Anadolu kent
    ve kasabalarını, dokuzuncu bölüm doğudaki diğer
    kentler, onuncu bölüm Kahire’yi, on birinci
    bölüm Kahire-Kudüs etabını,
    on ikinci bölüm Kudüs, on üçüncü bölüm Suriye,
    on dördüncü
    bölüm ise Suriye’den
    İstanbul’a kent ve kasabaları anlatır.




    1609, William Biddulph



    Biddulph
    William, Afrika ve Asya’da
    birçok yer gezdikten sonra 1609 yılında Anadolu’ya



    gelerek Bithynia ve Trakya’dan sonra Karadeniz’e
    geçmiştir.7
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2281
    Deneyim seviyesi: 5593
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 57
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: Geri: kocaeli bölgesi   Cuma Tem. 16, 2010 10:00 pm













    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ



    1631, Evliya Çelebi




    1611–1684 yılları arası yaşamış yorulmak
    bilmez Türk gezginlerinden Evliya Çelebi 1631
    yılında İstanbul’dan yola çıkarak Bursa,
    İzmit, Sakarya üzerinden Karadeniz’e geçer. Evliya
    Çelebi, İzmit Seyahati sırasında Sakarya
    ve Sapanca Gölü’ne de uğramış, Trabzon
    gezisinde ise Kafken ve diğer Karadeniz
    kasabalarına uğramıştır. 1645’de Erzurum’a
    giderken izlediği yol ise İzmit, Sapanca,
    Hendek, Düzce, Uskubi (Konuralp), Bolu şeklinde bir
    hat oluşturmakta idi. Gezgin’in ilettiği üzere o
    yıllarda Gebze’deki mahkemeler Üsküdar
    Kadısı’nın bir naibi tarafından
    yürütülüyordu.79
    Öyküsel anlatımına rağmen dönemin
    sosyoekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler
    vermektedir. İzmit’i ve çevresini şu sözlerleanlatmaktadır:





    Tavşancıl




    Her yıl Temmuz’da kiraz mevsiminde
    İstanbul’dan ve diğer kentlerden binlerce insan birikip
    çadırlar kurarak bir saz ve düğün, bir iyş-ü nüş olur
    ki kırk gün kırk gece sürer. Öyle tüfenk,
    fişenk şenlikleri olur ki dil ile anlatılamaz. Derdi
    olup fasid ahlat hastalığına tutulanlar burada
    üç gün üç gece içme suyundan içerler. Allah’ın
    emri ile kimi kusup sarı sarı, yeşil safra,sevda, ahlat çıkarırlar ki insanın kötü kokusundan
    ölesi gelir. Bazıları aşağısından safra,
    sevda, balgam, ahlat, kara balgam, gazbur, okrak,
    seyrence adlı çeşitli hastalıkları çıkararak
    güya yeniden hayat bulur. Bazısından,
    benzetmek gibi olmasın tesbih tanesi gibi dürülmüş
    çıkınca şeyler çıkıp, kırk ellişer boğum bağırsak gibi
    çıkıları çalılara sererler. Gelip geçenler
    seyrederler. Tuhaf hikmettir ki kimileri çıkıları
    yardıkları zaman içinden binlerce siyah başlı
    kurtlar, kelebek gibi haşerat çıkar. Bu su yalçın kayadan kaynayıp çıkar.
    Saydam, güzel bir
    su olsa da tuzlucadır. İçen kimse öncelikle üç gün
    kesinlikle tuzlu ve canlı yemeyip perhiz
    yapmalı, dördüncü gün ise sabah akşam birer fincan su
    içmeli ancak kendini de sıcak
    tutmalıdır. Üç gün bu şekilde vücudunu haberdar edip
    moğla içmiş olduktan sonra üç gün
    daha günde üçer kez sudan içip tuzsuz piliç maslukası
    suyu içilmelidir. Tam onbeş kez amel
    ettikten sonra yukarıdan, aşağıdan faydalar görülür.
    Limon suyu, ekşi çorba içilerek amel
    kesilir. Nice faydası vardır. Sonra
    buradan gemiye binerek karşıdaki Yalova ılıcalarına
    giderek oradaki hamamlara girilmelidir. Vücuttaki
    tüm deri düzelerek güzelleşir. İşte böylehacetli bir içme suyudur.80







    Buradan gemiye binip kürek
    çekerek yarım saatte İne Hacı köyüne vardık. Köyün deniz
    kıyısında bir mescidi bulunan altmış evli bir Müslüman
    köyüdür. Bir değirmeni vardır.
    Buradan yine
    sekiz saat kadar kürek çekip Zeytinburnu köyüne vardık.




    İzmit




    Yunanlıların Aleksandr dedikleri
    ve asıl adı Yunanlı İskender olan kral, Peygamberimizin
    nübüvvetinden 882 sene önce bu İzmit kentinde
    doğmuştur...81
    Bu kentte doğan İskender,
    şanı büyük bir padişah olup İzmit’i mamur ederek sağlam
    bir kale yaptırmıştır ki İstanbul’a
    benzermiş. Hala eserleri, kale duvarları görülür…
    İskender, doğu taraftaki Sapanca gölünü
    yararak İzmit Körfezi’ne akıtmıştır. Kocaeli(Yarımadas ı) ile İzmit kenti Sakarya
    Irmağı,
    Karadeniz ve İzmit Körfezi
    arasında bir ada gibi kalmış. Sonra İstanbul tekfuru Konstantin,




    Evliya Çelebi’nin Gezi Notlarından



    Sapanca halicini kapatıp İzmit’i
    ada olmaktan kurtarmış. Ama yine Osmanlı Devleti ister veSapanca Gölü’nü İzmit Körfezi’ne
    akıtırsa bir kantar odun beş akçeye, bir tahta iki akçeyedüşer. Ve bütün İzmit gemileri ta Düzce’ye kadar pazara
    yanaşıp orası bender iskele olur




















    Seyahatnamelerde
    KOCAELİ ve ÇEVRESİ




    Bu kaleye demir attık. Hava iyi
    olmadığından gemiler kürek çekerek yirmi mil mesafede
    Diliskelesi’ne geldi. Burada Konya,
    Halep, Şam ve Mısır’a giden hacılar, tüccar, ziyaretçiler
    at
    kayıklarına binerek bir mil kadar karşı tarafta bulunan
    Hersek diline geçerler. Çünkü bir
    boğazdır. Doğu tarafı seksen mil sürer bir körfezdir
    ki, sonunda İzmit kenti vardır. Bu Gebze
    dili iskelesinde iki eski han, iki ekmekçi dükkânı, bir
    bozahane, iki bakkal dükkânı ve bir
    çeşme vardır ki üzerinde ki tarihten Sultan
    Murat’ın Bostancıbaşı’sı Mustafa Ağa’nın
    H.1048’de yaptırdığı
    anlaşılıyor.




    Gebze




    Burası eski zamanlarda büyük bir
    kent imiş. İkiyüzkırkdört tarihinde Bağdat’tan Harun Reşid
    Cafer Seyid Battal Gazi ile
    gelip İstanbul’u kuşatarak barışla İstanbul içine Silivri kapısı
    yakınında Kızıl
    Manastırı dedikleri yerde ki ona hala Koca Mustafa cami
    derler. Eski
    mabeddir. Bir kale bina ederek içine üç
    bin asker yerleştirdiler. Her sene kâfirlerden bir Mısırhazinesi almak üzere barış yapıp Harun Reşid yine Bağdat’a
    döndü. Seyid Battal Gazi
    Üsküdar’da muhafazacı kalarak o sene Gebzeliler, Battal
    askerinden birkaçını şehit ettikleri
    için Gebze’yi yağme edip evlerini harab, kâfirlerini
    esaret şişinde kebap ederler. Oradan
    Malatya kentine çekip gider. Hala o harabelerden
    Gebze’de nice eserler açıkta görülür. Fakat
    sonra Kral Konstantin yine
    burada büyük bir kale yapıp kenti onarır. Sonra Çelebi Sultan
    Mehmet bu kaleyi ele geçirip, küffara yatak olmasın
    diye harab ettirir. Sonraki kalenin eserleri
    yer yer görülür. Gebze kelimesi “gel bize” kelimesinden
    galattır. Fatih Sultan Mehmet Han,
    İstanbul fethinden sonra burayı mamur etmiş. Kocaeli
    sancağı toprağında yüzeli akçeli
    kazadır. Sultan Süleyman
    dönemi köprü sahibi ünlü Koca Mustafa Paşa
    burada çok büyük
    bir cami yaptırdığından ona vakıf olarak verilmiştir.
    Mütellisi hâkimdir. Bir yüksek dağın
    tepesinde olup denizden bir saat uzak, susuz dağ başı
    bir yerdir. Hepsi bin kadar mamur
    bahçeli eski tarz evleri, üç cami şerifi vardır. Ama hepsinden daha
    güzel Selâtin(Sultan lar)
    cami gibi kurşun örtülü, mavi kubbeli büyük bir cami
    vardır ki, İstanbul’da vezir camilerindeböylesi yoktur. Bu cami Edirne
    yakınında “Geçme namert köprüsünden koparsın su seni”
    mısraı söylenen köprünün sahibi Mustafa Paşa’nın
    hayırlarındandır. Merhum Mustafa Paşa
    Mısır valisi iken bu caminin mermer taşlarını Mısır’da
    usta mermercilere levha levha
    yaptırmıştır ki, cihan heykeltraşları o şamdanın bir
    şişesini yapmaya bile muktedir değildirler.Daha nice bin çeşit Mısır hediyeleri yaptırıp Gebze’nin
    Darıca iskelesine göndermiştir.
    Caminin iç kısımdaki duvarları üç adam boyu renkli
    mermerler kaplıdır ki, İstanbul’da bu çeşit
    bir şekil hiçbir camide görülmemiştir. Mimberi,
    mihrabı, müezzinler mahfili sihirli sanatlardır kitarifi mümkün değildir.








    Bu cami Süleymaniye
    şerifini yapan Koca Mimar Sinan’ın baş
    halifesi “Hüsam Kalfa” büyükbir beceri ve ustalıkla yapıp şirin ve ince işçilik
    fenlerinde büyük sanatını göstermiştir.Caminin dört tarafındaki pencerelerin üzerinde büyük
    kuşlar gibi ince nakışlı büyük camdanışıklar vardır ki, üzerinde ateş saçan güneşin ışığı
    vurunca camiyi nura boğar. Onun içinkubbesinin ortasında “Allahu nur üs
    semavatu vel ard” ayeti celilesi yazılmıştır. Kubbesinin iç
    tarafı tabaka tabaka kandillerle ve nice asılı şeylerle
    süslüdür. İçinde Mısır işi öyle halılar
    vardır ki, güya İsfehan işidir. Nasihat eden vazi için
    bir kürsü vardır ki, Hint sedef ustalarının
    becerikli ellerinden çıkmıştır. Zamanın doğramacıları
    ona benzer bir kürsü yapmaya muktedir
    değildir. Caminin üst tarafındaki pencerelerin dışında
    irem bahçesine benzer bir gülistan
    vardır ki, oradaki sümbül ve reyhan, gül ve erguvanın
    kokusu cami içindekilerin ruhunu
    okşar. Kıbleye açılar sanatla bir kapısı
    vardır ki, güya büyük bir kapıdır. Üst eşiğinde
    Karahisari Hüseyin Çelebi Efendi
    yazısıyla altınlı “hayren Hasanen, sene 930” cümlesi tarih
    olarak yazılmıştır. Caminin içinde yetmiş adet güzel
    yazı ile yazılmış Allah kelamları vardır ki,
    her biri bir Mısır hazinesi değerinde. Ama
    hepsinden güzeli mihrabın sol tarafındaki “yakut-u
    Mustaf’sami” yazısıyla olan Allah kelamıdır ki, hiçbir diyarda misli
    yoktur. Meğer Sultan
    Ahmet caminde ola. Kıble
    kapısının iki yanında dış sofralarında altı adet çeşitli sütün üzerine
    kondurulmuş yedi adet kubbelerle süslüdür. Caminin
    avlusu selâtin camiler gibi geniştir. Bir
    şerefeli minaresi vardır. Gayet nisbetli, yüksek bir
    minaredir. Bu caminin etrafında gelip
    gidene misafirhane olmak için bir han vardır ki, üç bin
    adam ve iki bin at alır. Başka devliği de
    vardır. Bütün misafirler ve gelip geçenler
    için bir yemekhanesi vardır ki ay ve sene, ihtiyar ve




    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
     

    kocaeli bölgesi

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

     Similar topics

    -
    » kocaeli bölgesi

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ :: GÖRSEL KONU DEPOSU-