GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

kocaeli bölgesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:06 am

CANTAR




[size=12][size=12]Enrken Gezginler
E



Anadolu’nun eski coğrafyası
hakkında başlıca bilgileri Strabon, Ptolemaios,
Plinius, Bizanslı
Stephanos’un yapıtları ve ilgi çekici yol
cetvelleri ya da haritaları olan Peutingerius Tablosu,
Antoninus ve Kudüs
Itenirerum’ları, Hierocles’in Synecdemus’u yanı sıra Ksenephon’un
günlüğü ya da Arrianus’un Anadolu’nun
İskender tarafından fethinin anlatımı gibi kimi ünlüaskeri sefer notlarından edinmekteyiz ki bu sefer
notları gelecek çağlarda da Matrakçı
Nasuhi’nin yapıtında olduğu gibi önemli bilgiler
sunmuşlardır. Roma’nın Anadolu’daki
savaşları Polybius, Livius ve Appianus’un
yapıtlarında yer almışlar. Bir
başka değerli anlatım
da Haçlı Seferlerini ve İmparator Aleksius
Komnenus’un İstanbul-Konya seferini anlatan
kızı
Anna Komnena’nın
yapıtıdır.




Bölgemize yönelik en eski gezi
notlarını yazan kişidir. Karianda’lı bir kaptan ve
coğrafyacı
olan Skylax’ın
Pers İmparatoru Darius’un (Dareios Hystaspis) emri üzerine
hazırladığı Indus
nehrinden Kızıldeniz’e sonra da Akdeniz’den
Karadeniz’e tüm limanları ve olanaklarını içeren
“Periplus” adlı denizci el kitabı İÖ
360–330 yıllarına aittir, ancak kimi bilgiler aşağıda
açıklayacağımız üzere daha eskidir. Dolayısı ile Skylax’ın daha önce İÖ 6.-5.
yüzyıllardayaşamış olması ve konu kitabın ona atfen daha sonra
yayınlanmış olması ya da daha
sonraki bir kopyası
olması olasıdır.





Bithynia’nın (Kocaeli Yarımadası ve çevresi)
bir süre için Misler tarafından iskân edildiği ilk
kez, Indus yolculuğundan iki buçuk yıl sonra dönmüş
olan Skylax5
tarafından kanıtlanmıştır.
Skylaks, Askania
(İznik Gölü)’nün etrafında Frigyalılar ve Mysialıların yaşadığını
söyler.
Astakos (Başiskele) şehrinden
hiç söz etmeyen antik çağın meşhur coğrafyacısı KaryandalıSkylax,
yalnız Olbia şehriyle Olbianus körfezini (İzmit Körfezi)
belirtir.6 Bu
ilgilendiren bölüm şu
şekildedir:
kitapta bizi


“Maryandinlerin arkasında Trakya Bithynleri,
Sangarios Nehri, Artanes adlı başka bir
nehir,
Thynias adası (Kefken
Adası) ki burada Herakleialılar (Kdz. Ereğli)
otururlar ve Rebas Nehri
bulunur; hemen bundan sonra Boğaz, Pontos’un
(Karadeniz) çıkışında daha
önce
bahsedilen tapınak, bundan sonra Trakya Bosphoros’unun
(İstanbul Boğazı) dışında
Kalkhedon (Kadıköy) kenti,
bundan sonra Olbia Körfezi (İzmit Körfezi).
Maryandinlerden
Olbia Körfezinin en iç köşesine kadar
-işte burası Trak Bithyniası’dır- yapılan bir kıyı seyri üç
gün sürer.”



Burada doğudan batıya doğru bir
kıyı seyri tarif edilir. Thynias adası, Kefken adası olup,tapınak ise Anadolu yakasındaki ünlü Zeus
Urios tapınağıdır. Olbia Körfezi, İzmit Körfezi’dir.
Körfeze bu adın verilmesi bize “Gemi
Yolculuğu” el kitabının yazarı Skylaks’ın
“ yukarıdaki
tarifi oldukça daha eski bir kaynaktan aldığını
göstermektedir. Çünkü İÖ 5. yy. itibaren İzmit
Körfezi genellikle körfezin en iç
noktasında ve Nikomedia yakınındaki Astakos kentine atfen
“Astakos Körfezi” adını
taşımaktadır. Olbia kenti adına tarihi zamanlarda artı
[/size]


rastlanmamaktadır. Demek ki, gittikçe gelişen
Astakos kenti tarafından gölgede bırakılmış ve
sonunda ortadan kalkmıştır. Olbia Körfezi
adı çok eskidir ve İÖ 6. yy. veya 5. yy. ilk yarısını
ifade etmektedir.7




Skylaks
ve Ksenophon’un8 sonraları bir Bithynia
kenti olan Kios’u (Gemlik); Bithynalı tarihçi
Arrianos’un da Nikaia’yı (İznik) Mysia
bölgesinde göstermiş olmaları Bithynia’nın erken
tarihlerde daha kuzeyde ve Kocaeli
Yarımadası dediğimiz alanla sınırlı kaldığına işaret
etmektedir.



İS 18-19, Strabon




Anadolu’nun eski coğrafyasını
kaleme alan Amaseia’lı (Amasya) Strabon’un olgunluk
döneminde, kimi araştırmacılara göre İÖ 7 yılında,
kimilerine göre İS 18–19 yılları arasında
yazdığı 17 kitaplık
Geographika külliyatı, ilk seyahatname örneklerinden biridir.




Hattuşa’nın İÖ 1200 dolaylarında tahrip
edilmesinden sonraki süreçBithynia’nın sınırlarının
belirmeye başladığı dönemlerdir. Bu
dönemin başında Karadeniz kıyısıyla İstanbul boğazı ve
Marmara Denizi arasında
bulunan ve daha sonra Bithynia adını alacak büyük ve
verimli




BölgeyeBebrigler yerleştiğinden bu topraklaraBebrykia denmekteydi. Bu yüzyıllarda
Anadolu’ya
geçen Frigler, buralarda Bryg adıyla anılmış ve bölgeyi birkaç yüzyıl
ellerinde
tutmuşlardır. Topraklarını daha sonra Mariandynlere
kaptıran Bebrykler Strabon’a göre
Trak’tılar.9




Göç hareketleri son bir güçlü zorlama ile İÖ
7. yy. Trak’ları, özellikle Bithyn’leri Anadolu’ya
yönlendirdi. Skyte’lerin
(İskitler) çok kuvvetli bir akınları da İÖ 7. yy. denk düşmektedir.
Olasıdır ki, bu ileri hareket ve baskı Bithyn’leri
göç hareketine zorlamış ve sebep olmuştur.10
Trakya’da Trak ve akraba kavimlerin yer değiştirme
hareketleri, özellikle de Bithyn’lerin
doğuya göçleri geniş bir ülkeler demetine, Kuzeybatı
ve Batı Anadolu’nun bir kısmına sürekli
olarak Trak damgasını vurmuştur. Thoukydides,11 Ksenophon12, Strabon13 ve Plinius14 yanı
sıra birçok başka yazar15 da zaman zaman Asya Trakları adını verdikleri bu
halkın Küçük
Asya’ya Avrupa’dan geldikleri
konusunda görüş birliği içindedirler.




Strabon, Maryandinler konusunda
Theopompos’un görüşüne dayanarak Mariandynus’un
Paphlagonialı bir grup lideri olduğunu ve Bebrikleri
yenerek aldığı bu yere, kendi adını
verdiğini söyler. Kimi kaynaklara göre de
Trakyalı kavimler, Bithynia’da Mariandynleri,
penestes yani fakir insanlar
durumuna düşürmüşlerdi.




Strabon’a göre,16 Bithynia’yı doğuda Paphlagonlar
ve Mariandinler ve Epiktetlerin bir kısmı;
kuzeyde Pontos’un (Karadeniz)
Sakarya’nın ağzından Byzantion (İstanbul Suriçi)
ve
Kalkhedon (Kadıköy)
civarındaki boğaza kadar uzanan parçası; batıda Propontis
(Marmara
Denizi); güneyde Mysia ve Hellespont Frigyası adını da
taşıyan Frigya Epiktetos
sınırlamaktadır.[/size]

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:13 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde KOCAELİ ve ÇEVRESİ





Strabon, “Bithynia”

bölgesinin (Kocaeli Yarımadası ve çevresi) bu adı
Traklar’ın akınından
sonra, İÖ 7. yy. öncesi bölgeye yerleşen Bithyler ve akrabaları
Thynler’in adlarından aldığını
kesin olarak ifade ediyor. Bithynia’nın Asya’dan çeşitli devletlerle
ilişkide olduğu, ticaret
gemileriyle susam yağı ve şarap ihracatı yaptığını yine
antik kaynaklardan öğrenmekteyiz.17
Bu bölgenin ilk çağ tarihine ait olan her
şey o derece karanlıktadır ki eski tarihçiler, bize
aktarılan çok az olay hakkında bile fikir birliği
yapmaktan uzaktırlar. Strabon’un18 dediğine
göre, bu kavimler o kadar değişim geçirmişler ve Bithynia
o kadar farklı uluslar tarafındanistilaya uğramıştır ki coğrafyacılar bu zor problemin
çözümünden vazgeçmek zorunda
kalmışlardır.




BuBuunlar, hususta şöyle diyor: “

yerlerin ve bu kavimlerin durumları tarif edildiği gibidir. B




bugün görülenlere hiç benzemiyorlardı. Bu farkları her zaman bir olmayan

yöneticilerin
isteklerine göre, kavimleri bazen ayırıp bazen
birleştiren çeşitli devrimlerde aramak gerekir
çünkü Troia’nın ele geçirilmesinden sonra bu saha sırasıyla Frigyalılar,
Misyalılar, Lidyalılar,
Aolyalılar, İonlar, İranlılar ve
Makedonyalılar eline geçti ve en sonunda Romalıların yönetimi
altına girdi. Romalıların yönetimi altındaki bu
kavimlerin çoğunluğu,dilleri ve adlarına kadar
herşeylerini kaybettiler.”19



Strabon’un Anadolu Haritası’nda BITHYNIA





Belki de Thynler tek başına bir

ulus değil, Bithynlerin bir koludur. Böyle
olduğuna kanıt,
Bithynlerle
birlikte Anadolu’ya göç etmeleri ve Kocaeli
yarımadasına birlikte yerleşmeleridir.
Thynler kuzeyde Karadeniz kıyısında, Bithynler ise onların güneyinde otururlardı.




Bundan sonraki yüzyılda Astakos’un

kaderinin ne şekil aldığını bilmiyoruz. Ancak Büyük
İskender’in İÖ 323’de ölümünden sonra halefleri
arasında iktidarı ele geçirme savaşları
Boğazlara
kadar ulaştığı zamanlarda Astakos isminden tekrar
bahsedildiği görülür.20











Bithynler bölgeye yerleşmesinden kısa bir süre sonra
Lidya Kralı Krezüs’ün yönetimi altına
girdiler. Lidya İmparatorluğunun yıkılmasından sonra
İran’ın yönetimi altına girdiler. Daha
sonra Yunan göçmenleri gelerek uzun süreden beri
savaşlarla tahrip edilmiş memleketi
yeniden imar için Marmara denizi kıyılarına
yerleşmişlerdi. Fakat bu ilerleme ve gelişme uzun
sürmedi: Byzantion (İstanbul – Suriçi) ve Khalkedon
(Kadıköy) cumhuriyetleri Bithynia’ya çok
sayıda saldırıda bulundular. Bu sahanın
çok sayıda şehrini işgal ederek halkının çoğunu
kılıçtan geçirdiler. Bithynialılar, Ksenophon’un
ordusu “Onbinler”in İran dönüşü kendi
bölgelerinden geçmesinden de sıkıntı çektiler. Calpe (Kerpe)
önlerinde meydana gelen kanlı
bir çarpışma sonucunda
yenildiler ve Onbinler Ordusu Khrisopolis’e (Üsküdar)
ulaştı.





İÖ 200 yıllarında Bithynia’nın Strabon’un
gösterdiğinden daha büyük bir alana yayıldığı
açıktır. Anadolu’yu en iyi bildiğini
kanıtlamış coğrafyacı Strabon acaba burada hata mı
işlemişti? Elbette hayır, Strabon burada
yalnızca Roma’nın Anadolu’daki devletlerin sınırlarını
belirlediği İÖ 188 Apameia barışından21 sonraki olayların aldığı
durumu anlatmıştır ki,
zamanla Bithynia’nın
sınırlarının değiştiğini kabul etmek gerekir.




Strabon ve Yaşlı Plinius’un “Kendi
adıyla anılan Astakenos Körfezi’nde
bulunuyor”22




Polianos’un “Kent, Bithynia’da,
körfezde sağlıksız ve bataklık bir noktada bulunuyor

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

3 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:19 am

CANTAR




notlarına göre bugünkü İzmit’in karşısında Başiskele
yöresinde24

kurdukları kentin ismi



Astakos idi.25trabon’a göre de Astakos
Megaralılar ve Atinalılar tarafından kurulmuştur.26

S




Yeni doğan bu Grek sömürgelerinin böylesi
başarılı olmaları, yerli liderleri gölgede bırakmaya
başladığından, saldırıları sonucu kentler onların
yönetimleri altına girmek zorunda
kalmışlardır. Strabon ise şöyle
demektedir: Astekenos Körfezi’nde Megaralılar
ve Atinalılar ve
daha sonra Perslerin baskısına ve Satrap
Pharnabazes’in dışarıdan sürekli karışıklıkçıkarmasına rağmen Dedaldes (Doidalsos) tarafından
kurulmuş olan Astakos şehri vardır.
Ancak antik dönemde bir kenti ele geçirip,
sonrasında ihya eden kişilere kurucu denilmesi
çok olağandı. Yine de bu satırlardan Krallık
öncesi Bithyn
prenslerinden Dedalses’in bir ara
kenti ele geçirdiğini çıkarmak olasıdır. Kaldı
ki kimi yazarların belirttiği üzere Bithynia
hanedan lideri Dedalses, iki Yunan şehrini kendi
memleketlerine kattı.27
Daha sonra Astakos
kenti, Zipoetes’e savaş açan Lysimakos’un eline düştü.
Gerçi Pausanias,28 “Astakos’un





kurucusu, Trak soyundan olduğu adından da belli olan Zipoites
idi” der
ama az önce




belirttiğimiz üzere sönük bir kenti yeniden canlandıran
kişilerin kent kurucusu olarak



adlandırıldığı ilk çağ yazarlarında görülen bir durumdur.29





Krallık döneminde Bithynia’nın sınırı
artık iyice belirmiştir. Bunların hâkimiyet alanı, doğuda
Sangarius (Sakarya) nehri ve
batıda Rhyndacus (Orhaneli çayı) arasındaki yerleri içine
almaktaydı. Bithynlerin memleketine daha
önce İstanbul boğazından Rhebas nehrine kadar
Thynler yerleşmişti. Bithynler ile Thynler
aynı sınır üzerindeydiler.30




Pausanias31, Olympos’un
surları içinde saklanmış olan sanat eserleri hakkında



I.Nikomedes’in fildişinden yapılma bir heykelinden söz ettiği
sırada “Adını
bu devletin en




büyük şehrine verdi; çünkü Nikomedia şehrine eskiden Astakos
derlerdi”
kaydını ekliyor.




Strabon’un görüşü de bu merkezde
olsa da bu dönemden çok zaman sonra Astakos adı,
Astakenos körfezi kıyısında Nikomedia ile
rekabet eden bir şehir olarak birçok yazar
tarafından belirtilmiştir. Bu anlaşmazlığı Lysimakos’un vefatından sonra Astakos,
kentin
harabeleri üzerinde kurulmuştur, diye açıklamak mümkün
olsa da32
aşağıda anlatılanNikomedia’nın kuruluş efsanesinde Nikomedia’nın
konumunun kuzey yakada olduğu
kesinlikle
belirlenmektedir.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

4 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:23 am

CANTAR




24 Y.U.: Olasılıkla bugünkü
askeri bölge içinde. İzmit-Gölcük yolu üzerinde, İzmit’e 3 km uzaklıkta,
asfaltın 200 m





güneyinde, körfeze hakim tepelerin eteğinde
1960’lı yıllarda yapılan genişletme çalışmalarında keramikler
bulunmuş ve İzmit Müzesi’ne getirilmiştir. Envanter no.
625’e kayıtlı bu keramik buluntular İÖ 5-4. yüzyıllara aittir.
Yine 1967 yılında İzmit-Gölcük yolu inşaatinde
Başiskele mevkiinde Roma dönemi sütün başığı (İzmit Müzesi,
Env.
no.692) ve diğer mimari parçalara rastlanmıştır. Ayrıca, Prof. Dr.
Sencer Şahin 1967 yılında SEKA’dabulunarak Ankara’ya Prof. Dr. Cevdet Bayburtluoğlu’na
iletilen “Kuros başı”nın Astakos’dan gelmiş olabileceğini
düşünmektedir. Söz konusu eser İÖ 54o-530 yıllarına
tarihlenmekte olup, bu tez doğrulanırsa Astakos için en eski
arkeolojik buluntu olacaktır. Bkz. S. Şahin, Neufunde
von Antiken Inschriften in Nikomedia und in der Umgebung
der Stadt, s.68, Elbistan 1973 ve Cevdet Bayburtluoğlu,
İzmit’ten Bulunmuş Olan Arkaik Kros Başı, Belleten, c.
XXXI, s. 331-335. SEKA alanı inşaatında bulunan eser,
İzmit Subay Evi bahçesinde başka bir heykel başı ile
birliktesaklanırken diğer
heykel başı kaybolur, bunun üzerine Kros başı 1967 yılında
Bayburtluoğlu’na götürülür.
Askeri bölge içinde kazı ve fotoğraf yasağı nedeniyle
ancak yüzey araştırması izni alabilen İzmit Müzesi
uzmanlarınca hazırlanan raporlarda, su kanalı izleri
ile Bizans kiremit mezarları görüldüğü belirtilmektedir. Astakos
ile soruların cevapları
ancak bölgede sistemli bir arkeolojik kazı ile olasıdır.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

5 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:24 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde KOCAELİ ve ÇEVRESİ

Narses (Narsetea/Maltepe)
7 mil
Pandicia (Pendik)
7 mil
Pontamus (Gebze ?)
13 mil
Libyssa (Diliskelesi ?)
9 mil
Brunga (Yarımca)
12 mil
Nikomedia (İzmit)
13 mil
Egribolum (Eribolon/Kavaklı)
10 mil
Libum / Libo (Sapanca ?)
11 mil
Liada (Uzunçayır ?)
12 mil
Nikaea (İznik)
9 mil
Schine
8 mil
Midus
7 mil
Chogea
6 mil
Thatesus
10 mil
Tutadus (Geyve yakınlarında
Tottaion)
9 mil
Protoniaca
11 mil
Artemis
12 mil
Dable (Taraklı yakınında Dablis)
6 mil
Cerate (Gerede)
6 mil
Bithynia-Galatia
sınırı
10 mil
Yine aynı şekilde, aşağıda göreceğimiz iki çizelge daha
yöremiz yerleşimleri arası uzaklıklar
hakkında bilgi vermektedirler:



Antoninus’un Çizelgesi:38




Kalkhedon/Kadıköy



Pantichium/Pendik 15 mil



Libyssa/Gebze



24 mil



Nicomedia/İzmit



22 mil



Peutinger’in Çizelgesieutingeriana):39

(Tabula P



Roma dönemi askeri yolları gösteren bu haritada bölgemiz
uzaklıkları şu şekilde



gösterilmektedir:



Kalkhedon (Kadıköy)



Libyssa (Gebze)



37 mil



Nicomedia (İzmit)



23 mil



Bir başka çizelge ise 1884 yılında İtalyan rahip Gian
Francesco Gamurruni (1835–1923),Arezzo’da Santa Flora
kütüphanesinde bulduğu el yazması “Itınerarium” ile ortaya çıkmıştır.
Kitabın
geriye kalan orta sayfalarından Eugeria adlı bir bayanın
ilk olarak İstanbul’a geldiğini
ve buradan yürüyerek Bithynia, Galatia ve Kappadokia’yı
geçerek Tarsus’a ulaştığını ve 381
sonbaharında Kudüs’e
vardığını görüyoruz

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

6 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:30 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ




Nikomedia eyaletinin antik kalıntılarına da
vurgu yapan ilk anlatımı 845’de Batı İran – Arap
Posta Servisi’nin emri ile
İstanbul’a kadar akın güzergâhları hazırlayan bir Arap
yazar İbn
Khordadbeh’den, eyaletin, “üç hisar”ile
“şimdi o bir harabe” dediği Nikomedia kentinden
oluştuğunu açıklaması ile gelir. Khordadbeh’in
anlatımı daha sonraki yazarlarında yinelediği
gibi kentin harabe halini abartılı şekilde açıklar. Bu olasılıkla, hasar görmüş olan
limana yakın
eski mahalleri nedeniyle kentin dokuzuncu yüzyılda
akrapolise doğru çekildiğini anlatıyordu.
Kentin aynı
zamanda İstanbul ana yolu üzerinde bir istasyon olduğunu belirtir.40




10. yy., Tellü Mevzeni Ebû Hüseyin Muhammed bin
Abdülvahhab




İslam coğrafyacılarından Ebu’l Kâsım
Muhammed bin Havkal, Kitabü’l Mesâlik ve’l Memâlik
veya Sûretü’l Arz adlı eserinde, yaşı yüzü
geçmiş olmasına rağmen aklı başında olduğunu
belirttiği Tellü Mevzeni Ebû Hüseyin
Muhammed bin Abdülvahhab’dan dinlediği seyahat
notlarını şu şekilde aktarmaktadır: Alis
nehri üzerindeki Sağire’yi bir binek hayvanla geçtik.





Gölün geçidinden altı fersah yürüdük ve arka
yolundan diğer bir gün daha yürüyerek
Nikomedia denilen kente vardık. Buradan
denizde iki gün gittik. Halkiz ve Nih denilen kente
vardık. Buradan
sabahleyin kalkarak Haliç’te gemiye bindik ve İstanbul’a geldik.41




1097, Kont Etien de Blois




26 Nisan 1097 günü Pelakanon
(Tavşancıl yakınları) toplanarak İzmit’e yönelen 600,000
kişilik Birinci Haçlı ordusunda yer alan
Champagne Kontu Etienne de Blois, Nikomedia’nın
kutsal şehit Pantaleon’un Roma döneminde
eziyet edildiği kent olduğunu söylemiş ve yerde
yatan harabeleri kentteki tahribatı da kısmen “urbem desolatam a Turchis” Türklere
bağlamıştı. Türkler, olasılıkla işgal ettikleri
yerlerde ağır hasarlara sebebiyet vermişlerdiancak bu bölgeyi daha yeni ele geçirmişlerdi ve
hasarların temel nedeni, kesin olarak eski
depremler idi.42





1147, Odo de Deuil



İkinci Haçlı orduları ile gelen tarihçi Odo de Deuil, İzmit’i
gördüğünde, uzun süre önceki bir



geçmişe ait muhteşem harabelerle kaplı idi. Odo, Nikomedia’yı
şu sözlerle anlatılmaktadır:



“Quod nobis
Nichomedia prima mostravit, que sentibus et dumis consita, ruinis
subliminibus




Antiquam suam gloriam et praesentium dominorum
probat inerciam, frustra iuvabat eam



quidam maris profluvius que de Bracchio
consurgens post dietam terciam in ea terminatur.”




“Nikomedia
bize ilk olarak şu görüntüyü verdi; dikenler ve böğürtlenlerle birlikte
yükselmiş





yüce harabeleriyle günün hükümranlarına eski
görkemi ve eşsizliğini görüntülemekteydi. Boş
bir gururla, güneşin Kol’da43 üç kez
doğmasından sonra ulaşılabilen ve kendisine elverişli
ulaşım imkânı sağlayan bir
haliç44.”
ile sonlanırdı



İkinci geçişinde ise özel olarak Nikomedia adını belirtmese de
kalıntılarla tamamen örtüşen



bir anlatım sunmaktadır: “Deniz kıyısından
başlayarak kentin kurulu olduğu yüksek bir




tepede iyi korunan bir kale”yi
anlatmaktadır. Görüldüğü üzere kent bir liman olarak işlevini





devam ettirmişti dolayısıyla denizde gemileri
ve olasılıkla buna bağlı ticareti korumak üzere
kıyıda bir kale olmalıydı. Daha önceki dönemlerde bir
kaleden bahsedilmemiş olsa da bu
konumu daha dokuzuncu yüzyılda kazanmaya başlamış ve on
ikinci yüzyılda kent tamimiyle
görkemli surlara dönüşmüştü;45

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

7 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:32 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



1403 & 1404, Ruy Gonzales de Clavijo




1404 yılında İspanya Kralı’nın
elçisi olarak Timur’un başkenti Semerkant’a varan
Clavijo’nun
kaleme aldığı seyahat (1403–1406) notlarında gördüğümüz
üzere 14.11.1403 Çarşamba
günü İstanbul’dan ilk çıkışında 15 Kasım’da
bir kayalık üzerindeki küçük bir kale olduğunu
söylediği ve nerdeyse denizle kaplanmış dediği Sequello
(Şile) sahillerinden seyrederekCenevizlilere ait küçük bir ada olduğunu belirttiği
Finagia (Kefken Adası) ve Karpi’ye
(Kerpe
limanı) uğrar. İşte
bölgemizdeki bu yolculuğun özet çevirisi:






O esnada Pera (Beyoğlu) valisince Tana (Azov)
Denizi’nden gelmekte olan ve kaptanları
savaşmayı bilmedikleri için güvende olmayan ticari
yüklü Venedik gemilerine göz kulak
olmaları için gönderilmiş silahlı iki tekne bu sulara
gönderilmişti ve bunlardan biri de Kefken
Adası
açıklarında demirli idi.





16 Kasım 1403 Cuma günü
Clavio’nun teknesi tekrar yola koyulmaya niyetlidir ancak
havanın oldukça kötü olması nedeniyle demirde beklemek
zorunda kalırlar. Finogia, üzerinde
kimsenin yaşamadığı küçük bir ada olup Türk
sahillerinden iki mil açıktadır ve limanı çok
güvenli olmadığı için diğer Ceneviz teknesinin Venedik
gemilerini beklediği altı mil uzaklıktaki
Carpi (Kerpe) limanına geçmeye
niyetlenirler ancak tekne reisi yola çıkmak yerinebeklemenin daha doğru olduğunu söyleyince biraz daha
içeriye sokulurlar. Gece yarısı
rüzgâr daha da sertleşir ve deniz kabarınca küreklerin
yardımı ile Ceneviz gemisine rüzgâr
altı yapacak şekilde aborda olmayı denerler ancak
fırtınaya dönüşen rüzgâr deneniyle
beceremezler. Eski konumlarına dönmeye
çalışırlar ancak bunu da başaramazlar. Ne
Ceneviz gemisine ne de limana ulaşamayınca her iki
demiri de funda ederler. Hava daha da
artarak sular güverteye dolmaya başlar ama gece
karanlığında yapacak bir şey yoktur ve
herkes kendini Tanrı’ya emanet eder. Kerpe
yakınlarındaki Ceneviz gemisinin de başı
derttedir, her iki demirini de atmasına rağmen
tutunamaz ve karaya sürüklenir ancak
personeli bir bot ile kendilerini adaya atmayı
başarırlar. Sabah aydınlığında Clavio ve diğer
elçiler karaya çıkarlar, Timur’a sunulacak hediyeler
ıslanmalarına ve dağılmalarına rağmenkurtarılmıştır ancak şimdi karadaki bu şeylere
Türklerin kendi sultanlarına sunmak üzere el
koyma olasılığından
korkmaktadırlar.







Bu
arada bazı Türkler gelerek kim olduklarını sorarlar, yanıt Peralı
Cenevizliler oldukları ve
dün gece kayalıklara sürüklenen gemiden çıktıklarını ve
eşyalarını Capri’deki (Kerpe) diğer
gemiye götürmeleri için atlarını tahsis ederlerse para
ödeyecekleri şeklindedir. Türkler komşuköyden at bulabileceklerini söylerler ve gerçekten de Pazar
günü atlarla geri gelirler ve onları
Capri’ye götürürler. Buradaki teknenin
kaptanı Amrossio onları ve eşyaları gemisine kabul
eder. Bu
arada birlikte bulunan ve Türkler tarafından tanınarak öldürülmesinden
korkulan
Timur’un elçisi de bir Hıristiyan gibi giydirilir.46 Seyire
elverişli bir hava için Salı gününe kadarbeklerler. O gün yörenin şefi bir Türk gelerek bölgeden
giysi ve diğer şeyler aldıklarını ve
gümrük vergisini ödemeleri gerektiğini belirtir;
Türkler onların ne Cenevizli ne de Peralı
olmadıklarını anlamışlardır. Aynı gün öğleden sonra
hava daha da sakinleyince Pera’ya
dönmek üzere denize açılırlar. Kış geldiği içinde Mart ayına kadar
beklemeye karar verirler.







21.03.1404 Cuma günü ikinci kez yeni ama bu
kez silahlandırılmış bir tekneyle yola koyulan
grup aynı gün akşamı Sequel’e (Şile) varır, gece yarısına kadar
orada kaldıktan sonra daha
önceki teknenin battığı Finogia’da (Kefken
Adası) durmadan 23/03 Pontaraquia (Kdz.
Ereğli)üzerinden yoluna devam eder.47

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

8 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:33 am

CANTAR




http://gizlihazineler.turkforumpro.com

9 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:35 am

CANTAR




1433, Bertrandon de la Broquiere



Bertrandon de la Broquiere,48 Bourbogne
dükü Philippe adına 1432 yılında gizli bir görev için
deniz yoluyla gittiği Kudüs’ten kara yolu
ile dönüş yolculuğunda 1433 yılının ilk günlerinde
Kütahya, Bursa ve İzmit
üzerinden İstanbul’a gider. İzmit’e (İzmid)
varışından bir gün önce
kentin yaklaşık dört fersah aşağısındaki (güneyindeki)
bir orman köyünde (Karamürsel)
geceleyen gezgin İzmit’i güzel bir kent olarak
tanımlar. Karşı yakadaki İzmit’ten İstanbul’a
yolun nispeten daha seyahat edilebilir olduğunu
belirten Bertrandon, bu bölgedeki bir



















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



http://gizlihazineler.turkforumpro.com

10 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:49 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



Menzilhane Gebze



Menzilhane - İzmit

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

11 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:50 am

CANTAR





Kanuni devrinde yaşamış değerli
bir hattat, ressam, matematikçi, tarihçi hatta silahşor olan
ve kendince kimi oyunlar icat etmesi nedeniyle Matrakçı
ya da Matraki lakabı ile ünlü
Nasühü’s Silahi’nin “Beyan-
Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman
Han” adlı eser
Kanuni’nin 1534–1536 yılları arasındaki Safevilere
karşı ilk İran seferini konu edinmiştir.
Bununla birlikte Nasuh, sefer esnasında
konaklanan yerlerin yani menzillerin resimleriniyapmak ve adlarını kaydetmek
sureti ile gerçekten birMen zi l- name50

oluşturmuştur.




Bu eserde bulunan menzil
resimlerin sembolik olmaktan çok, genellikle ait oldukları yerleşim
birimleri ve konak yerlerini oldukça doğru, asıllarına
uygun bir şekilde gösterdiklerini
belirtmemiz gerekir. Kitabın orijinal adı olup daha sonra verildiği anlaşılan
adındaki Irak kelimesinicem
yani İran olarak algılamak gerekir. Nasuh adını verdiği
kentler hakkında pek bilgi vermez ama ordunun geçişi
ile ilgili verdiği günü gününe bilgiler
onun sefere katıldığını göstermektedir. Nasuh’un
resmettiği menzillerden Birinci Merhale’de
bizi ilgilendirenlerin isimlerini şu şekilde sıralamak
olası: İstanbul, Üsküdar, 15.06.1534
Kışşahan
Köprüsü (Kemer Köprü) ve Tekfur
Çayırı, 16/06 Gegibize (Gebze), 17/06 Kal’a-i
Hereke, 18/06 Çinarlu ve Sazludere, 19/06
İzniğumid (İzmit) ve Cisr-i Sitare (Sitare Köprüsü),
20/06 Derbend-i Kazıklı (Kavaklı)
ve 22/06 Kal’a-i İznik. Dönüş yolundaki uğrakları ise
03.01.1536 Sitare (Kiles) Köprüsü
ve Merenlü (Karamürsel?), 04/01 İznikmid, 06/01
Geğbüze (Gebze) üzerinden
08/01’de İstanbul’a varış şeklindedir.
Mecmu-ı Menazil Irak-ı A




Nasuhi’nin son yıllarda ortaya çıkmış 1548–49
ikinci İran seferi hakkındaki eseri, sözü geçen
konak ve menzillerin tam olarak belirlenmesinde büyük
yardımcı olmuştur.51
Bu sefere de
katıldığı anlaşılan Nasuhi 14 yıl önce yaptığı üzere
yeniden resimlememiş ancak hem menzil
isimlerini daha doğru tespit etmiş, hem de adını
verdiği konaklar, ordunun durumu, satınalınan arpa, buğday, un gibi ihtiyaç maddelerinin
fiyatları hakkında bilgiler vermiş, daha önce
yazmak imkânını bulamadığı
menziller arasındaki mesafeleri mil olarak belirlemiştir.






Aşağıda Feridun’un ünlü eseri
ile Nasuh’un birinci İran seferindeki eserinde resimleri bulunan
yerleşim isimlerinin bizi ilgilendirenleri ile ikinci
seferinde yer alanları ve bu yerler hakkında,
karşılaştırmalı olarak
tamamlayıcı bilgiler vereceğiz.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

12 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:52 am

CANTAR




15 Haziran 1534



Feridun,M ünşe at, I, 584



: Tekur Çayırı



Matrakçı (1533–36), 10a



: Kışşahan Köprüsü




Tam sayfa resim. Dere üzerinde bir köprü.



Matrakçı (1548-49) 15a




: Kışşahan Köprüsü
1 Nisan 1548, mil 16.”rapanın kilesi onara alındı”
Leunclavius (1548),419,3:
Kisehon
Tzupri, 16 mil.
Ali,Nusretname: Çay Köprü
Mezkûr konak uzak
konaktır. A
(1578),115b



50
Hüseyin G. Yurdaydın, Nasühü’s-Silahi
(Matrakçı), Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn, Ankara 1976



51 Y.U.: Bu sefer esnasında,
Kanuni’nin İzmit’ten Şah İsmail’e yazdığı ve daha önce tutsak edilmiş
İsmail taraftarı





Kılıç adlı biri ile gönderdiği mektup oldukça
önemli olup şu şekilde özetlenebilir: Bil ki ilahi hükümlerden yüz
çevirenlerin, dini ve yasaları yıkmaya çalışanların, bu
hareketlerine bütün Müslümanların ve bu arada adaletli
hükümdarların, gücü oranında engel olmaları gerekir.
Bunu söylemekten amacım şudur: Tekke köşesinden
hükümdarlığa yükselen sen, bu yolda yürüdün. Müslüman
ülkelere saldırdın. Acıma ve utanmayı bir yana bırakıp
zulüm kapılarını açtın. Günahsız Müslümanları incittin.
Bozgunculuğu ve bölücülüğü kendin için temel kabul ettin.
Hükümdarların yapması gereken doğru işleri ve
hükümleri, keyfince değiştirip yasaları yıktın. Daha bir çok yanlış
işler yaptın. Bunlar senin yaptığın kötülüklerden
yalnızca birkaçıdır. Bu nedenle din adamları kesin kayıtlara
dayanarak senin dinden çıktığına, senin ve sana bağlı
olanların öldürülmesinin, mallarının yağmalanmasının,
kadın ve çocuklarının tutsak edilmesinin din bakımından
uygun olduğuna oy birliği ile karar verdi. Bu durumkarşısında ben, Tanrı’nın emrini yerine getirmek, baskı
altında kalanlara yardım etmek için zırhımı giydim, kılıcımı
kuşandım, atıma bindim ve yola çıktım. Amacım Tanrı’nın
yardımıyla senin padişahlığını yok etmek ve böylece
yaptığın kötülükleri engellemektir. Ancak savaştan önce
sana tekrar Müslüman olmanı öneriyorum. Eğer
yaptıklarına pişman olup içtenlikle tövbe eder ve
aldığın kaleleri geri verirsen, seni dost olarak kabul ederim. Ama
yanlış yapmaya devam edersen, kötülüklerinle berbat
ettiğin yerleri kurtarmak ve senin elinden almak için





Tanrı’nın izniyle yakında geleceğim. Takdir ne ise öyle
olacaktır.(Bu mektubun yanıtı gelmeden, Yavuz ikinci
bir



mektup daha gönderecektir.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

13 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:55 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ




12 Mart’ta Gebze’den Nikomedia’ya doğru yola
çıktık. Tam bir günlük yol. 6 mil belki de daha
fazla. Buranın adı şimdi Türkçe’de
İzminik’dir(İzmit).
Yol üzerinde önce küçük bir dere
üstündeki tahta köprüden geçtik. Bundan
sonra oldukça yüksek, çıplak ve kayalık bir dağ
geliyor. Burada sol tarafta alçak tepeler
üzerinde sıradan köylü kulübeleri var. Sazlardan
yapılmış olabilirler. Sağ taraftaki
tepeciklerin üstünden deniz görülebiliyor. Dar bir yol
tepeden denize doğru iniyor. Dağın eteğinden aşağıya
doğru indiğimizde, yolun sol
kenarında büyük, harap bir Rum şatosu ile karşılaştık. Şato
bir kaya üzerine oturtulmuş.
Aşağıya yola kadar iniyor. Hala birkaç
kulesi görülmekte. Buranın adı Hareke (Hereke) imiş.
Şato’nun yanında bir yerde sevimli bir
derecik dağdan aşağıya doğru şırıl şırıl akıyor. Burası
çok güzel bir yer. Karşı tarafında denizde
uzunca bir dağın eteğinde bir ada görülüyor.
Karamusa(Karamürsel) diyorlar.
Şato’nun etrafında küçük, çıplak bir tepe üzerinde üzüm
bağları ve bu bağların yanı başında iki tane küçük ev
var. Daha ilerde deniz kenarında birbiri
ardınca sıralanmış kireç ocakları görülüyor. Buradan
İstanbul’a gemiler yükleniyor. Aynızamanda kışlı odun da burada depo edilip gemilerle
İstanbul’a gönderiliyor. Odun tartan bir
kantar var. Buradan itibaren denizin öbür
tarafında, sağda karlı yüksek bir dağ uzanıyor.
Denizin bir kolu dağın eteğine sokulmuş gibi. Aynı
tarafta daha doğuya doğru gidilirse
Brussa’ya(Bursa) varılır. Biraz
daha ilerleyince dağ ile deniz kıyısı arasında dört koşu atın
yan yana yürüyebileceği genişlikte bir yol uzanıyor.
Fakat bu yol taşlı. Sol tarafta yer yer
kayalıkla bir dağda küçük boyda kocayemiş fidanları
görülüyor. Sol tarafta mermer yalaklı
taştan yapılmış bir çeşme gördük. Yanı başında üç tane
kulübecik var. Buraya “İnce İskele”
deniyor. Buradan sonra küçük bir dere
geçtik. Tepede yüksekte, yoldan uzak bir köy var.
Tekrar dağdan akıp gelen dere üzerindeki bir tahta
köprüden geçtik. Yolda eski, etrafınıçalılıklar bürümüş bir mezarlık gördük. Burada
da dağdan denize doğru bir yol iniyor.
Herhalde yukarıda, göremediğimiz birçok köy vardır. Biraz
ilerleyince mermer yalaklı, taştan
yapılmış bir çeşme daha karşılaştık. Sonra
bir köprü daha geçiyoruz, bir köprü daha.
Gebze’den İzmit’e kadar bir günlük seyahatimiz dağlık
bir arazide geçti. Transilvanya’yı
andıran bir arazi, küçük tepeleri ine çıka devam etti
yolculuğumuz. Hepsi de çıplak dağ ve
tepe. Ara sıra tarlalar da var. İşte böyle
kısmen deniz kenarından, çoğu defa da dağ ve
tepeler üzerinden yol aldık. Geçtiğimiz yollar Arnavut
kaldırımı döşeli idi. İki araba
genişliğinden fazla olan bu yollar, Padişah
iki yıl önce İran’a sefer yaparken açılmış. Düzgün
yeni yollar.






İzmit



13 Mart öğleye kadar İzminik’te kaldık. Kısmen
harap olmuş vaziyette bulunan şehri dolaştık.
Ama binde birini bile göremedik. Burası
çok güzel eski bir Bizans
kenti. Deniz kenarına yakın
uzunca bir yamaç üzerinde kurulmuş. Yamacın sonundaki
saray, tepeden aşağıya sahile
kadar iniyor. Bu şehir de İstanbul gibi
yedi tepe üzerine kurulmuş ve etrafında bir sur varmış.
Harap olmuş, yıkılmış duvar kalıntılarından eskiden
burada bir sur olduğu anlaşılıyor. İlk
bakışta doğal bir kaya izlenimi veren bu kalıntıların,
iyice inceleyince taş ve tuğladan örülmüş
duvarlar olduğu anlaşılıyor. Büyük taşları
ve sütunları alıp çok önceleri alıp İstanbul’a
görülmüşler. Şimdi duvarların temelleri
kazıldığında güzel, büyük ve sanatkârane yontulmuş
taşlar çıkıyor. Vaktiyle asıl kent merkezinin bulunduğu
yerde ev yok. Ancak eski binaların
kalıntıları ve boşlukları var. Bir
zamanlar mesire yeri olan bahçelerin yerine şimdi buğday
ekilmiş. Sarayın bulunduğu yerdeki çevre
surları ve kuleler duruyor. Saray, Budin’den
daha
yüksekçe bir tepe üzerinde.65 Etrafında çepeçevre alçak basit Türk
evleri var. Orta yerde bir
cami görülüyor. Burada vaktiyle bir kilise
varmış. Yer sarsıntılarında yıkılmış, onun yerine
Türkler bir cami yapmışlar.66 Kentin genel
manzarası, birbiri üzerine yapılmış çok sayıda
kırlangıç yuvalarını andırıyor. Bu saraydan denize doğru, birçok
büyük köşk mevcutmuş. Sur,
aşağıdan başlayarak dağa doğru devam ediyor; yontulmuş
iri taşlarla yapılmış. Yukarıda üst
kısımda çok büyük mermerlerden yapılmış bir yarım daire
görülüyor. Bu mermerler üzerinde
çok güzel işlenmiş bazı figürler var. Yarım daireyi
oluşturan bu mermerler, 3 veya 4 kulaç
uzunluğunda ve bir kulaç genişliğinde. Bunlar,
üzerlerinden denizin çok güzel görünebileceği



bir başlık oluşturuyorlar. Burada
buna benzer büyük mermer sütunlardan çok varmış. Şimdi
şuradan buradan kazıp çıkarıyorlar. Çok büyük oldukları
için burada alıp satamıyor, gemilere
yükleyip İstanbul’a da yollayamıyorlar. Mimarın tarifi
üzerine büyük mermerleri bıçkıhanede
kesip padişahın yaptıracağı
cami ve binalarda kullanılacak hale getiriyorlar.




Deniz kenarından şoseler bu saraya doğru uzanıyor. Ayrıca
büyük, geniş bir meydan(
Yu k a r ı




Pazar / Forum?)u
var. Her tarafı
kare şeklinde taşlarla kaldırım döşenmiş. B kaldırım
taşlarını




da söküp götürüyorlar. Bunlar
dışında etrafta bahçeler ve tarlalar görülüyor. Neresi kazılsa
yerin altından yontulmuş, işlenmiş taşlar çıkıyor. Bunların
arasında tabanda bulunan yuvarlak
büyük bir sütun gördüm. Aynı yerde dağın eteğinde küçük
bir kapı var. Bu kapı surların
yıkılmasından sonra ortaya çıkmış. Kapıdan
içeriye girdim. İçeride yanlarda küçük hücreler
ve sağlam kemerli bölmeler var. Sayıları
fazla olduğu için hepsini göremedim. Burası
herhalde vaktiyle gizli
hapishane olmalı; zira yukarda saray var.




Sarayın bulunduğu tepede şimdi İstanbul’da
yapılanlar tarzında, alttan ısıtılan iki hamam(biri




Süleyman Paşa hamamı, diğeri bugün
üzerine bina oturtulan 50. Yıl Okulu yanındaki olmalı)




gördük. Güzel mermer taşların hepsi kazılıp çıkartılmış. Bu
hamamların birinin erkeklere
diğerinin kadınlara mahsus olduğu anlaşılıyor. Zira her
iki hamam da birbirine çok yakın. Bu
hamamların suyunun nereden geldiği insanı düşündürüyor.
Çünkü suyun şehirden ve
saraydan geçip gelmesi lazım. Aynı yerde uzunca ve dört
köşe bir taş bulduk. Altında ve
üstünde oyulmuş gesimisler mevcut. Üzerinde Latince bir
yazı var. Önce okuyamadık. Taşın
üstündeki tuğla ve kireç
kalıntılarını kazıdıktan sonra kısmen okuyabildik.




PERPETVO
IMP O



C. AVR. V. DIOCLETIAN




P. AVG.
CVIVS. PRO



VIDENTIAE

……TIAM



LAVACRVMR
… TE




MARVMNTONI FVNDI
TVS .. . . .VERSVM
PECVNIA AMPLIFI
CATVMOPVLO
SVO
EXHIBERI. IVSSIT
A E P



Buna benzer diğer bir taş yeni sökülmüş. Biz
orada iken kesip parçalayıp İstanbul’daki



mabetlerine götürecekler.



Bizim İzmit’te bulunduğumuz tarihe kadar suyolundan gelen
su, sarayın içinden ve dağınüstünden aşağıya doğru akıyor ve bir taş yontma ve
kesme atölyesine kadar ulaşıyor.Burada iki büyük bıçkı ile saray, şato ve
benzeri yerlerden çıkan mermerler kesiliyor.Bıçkıların bilenmiş dişleri yok. 3–4 adım
uzunluğunda, bir karış genişliğinde ve yarım parmak
kalınlığında. Kesilecek mermerler alta
konuluyor, üzerine bıçkılar oturtuluyor ve mermer sağa
sola kaymasın diye iki tarafına boylu boyunca bir
şeyler sıkıştırılarak emniyet altına alınıyor.
Mermer hızarcısı bıçkı iyi işlesin diye hızarın
çalıştığı yere azar azar mermer tozu döküyor.
Yukarıdan da bu tozun üzerine damla damla su akıyor. Ve
böylece sert mermer veya taşlar
kolaylıkla kesiliyor. Hızarcı sanki keman çalıyormuş
gibi mermer kesiyor. Su, buraya bir
buçuk gün uzaklıkta bulunan bir dağdan getiriliyormuş.
Vaktiyle bu güzel sarayın ve hisarın
bulunduğu dağın her tarafında şimdi köpek ve kırlangıç
yuvaları var. Çok büyük taşlardan
yapılmış olan bu sarayı çok kudretli kralların
yaptırmış olası lazım. Zira bu büyüklükte, bu
kadar güzel mermer blokları buraya getirttirmek kolay
olmamıştır. Bunlar şimdi bir yere
gönderilemiyor. Yüzlerce
kişinin kaldıramadığı bu mermerleri biz orada iken kesiyorlardı. 13
Mart öğleden sonra İzmit’ten ayrılarak dağın eteğindeki
küçük bir köye geldik. Bir dere
kenarında, kervansarayda kaldık. Bu küçük köyün adı Kazıklı(Kavaklı)
idi. Derenin adı da
Kazıklı
Deresi. İzmit’ten çıktığımızda sol tarafta küçük bir köy görmüş ve iki
tahta köprüden
geçmiştik. Daha sonra da eski, üzeri taş kaldırımlı ve
iki kemerli bir köprüden geçtik. Yalnız
bu kemerler ortalarından çökmüş, açılan kısma tahta
kaplamışlar. Bu köprünün altındaki su





















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ




oldukça çok ve denize dökülüyor. Adı
Kiles imiş. Burada Macar bir kadın gördük. Belki
de
kadın bize katılıp yola devam edecekti. Fakat Türkler
onu köprüden geri çevirdiler. Köprüdeki
bir kulübede iki veya üç
bekçi bulunuyor.





İzmit kentinin sona erdiği yerden hemen sonra
Sinus Maris veya bizim günlerdir kenarından
geldiğimiz denizin kolu (İzmit Körfezi)
sona eriyor. Biz hemen oradan, sanki bir gölün
şeddinden geçiyor gibi karşıya geçtik ve karlı dağa
doğru ilerledik. Bir süre sonra yukarıda
sözünü ettiğim kervansaray ve Kazıklı
köyüne geldik. Yolda İstanbul’a götürülen odunlar ve
koyunlar gördük. Orada sahilde odun tartılan bir kantar
vardı. Daha sonra ilk defa Macarlara
rastladık. Bunlar sığır güdüyorlardı. Adamlar
başka zaman böyle iş yapmazlar. Çünkü onların
davar sürüleri falan yok. Biraz daha
gidince yan tarafta bir köy göründü. Yolu kenarında,
bizdeki bir ahıra bile benzemeyen bir ev vardı. Bir
sipahinin eviymiş. İzmit’ten Kazıklı’ya
kadar uzanan yol, Arnavut kaldırımı
döşeli, güzel ve geniş. İzmit’ten geceyi geçirdiğimizKazıklı’ya
gelene kadar 25 adet taş ve tahta köprüden geçtik. Kazıklı
kervansarayı yeni
yapılmış. Binanın alt kısmında eski
İzmit’ten getirilmiş büyük taşlar kullanılmış.
Kervansarayın içine kalın meşe direkler
dikilmiş. Direkli kısımlar 93 adım uzunluğunda, 21
adım genişliğinde. Kervansarayda
10 ocak var.






Kısacası, Üsküdar’dan İzmit’e
kadar bir süre deniz kenarından, bir süre de dağlar üzerinden
geldik ve yolculuğumuz böylece İzmit’in yarım mil
altında, denizin son bulduğu yere kadar
devam etti. Körfez’in sondaki genişliği
Tuna Irmağı’nın Petersburg’daki genişliğinin 4–5
mislidir. Denizde birçok ada ya da tepecikler gördük.
Denizin öbür yakasında ise Bursa var.
14 Mart günü Kazıklı’dan İznik’e doğru yola
çıktık.





Dernschwam, İznik
surlarının çok zarar gördüğünü,
hendeklerin dolduğunu,
kale
temellerinde heykel kaidelerinin
bulunduğunu,
bazı yıkıntılardaki önemli
taşların
İstanbul'a
nakledilmekte olduğunu
anlatır.




1557, Sidi (Seydi) Ali Reis




Kaptan-ı Derya Sidi
Ali Reis’in 1557 yılında kaleme aldığı, Mirat-ül Memalik
yani “Ülkelerin
Aynası” adını taşıyan yapıtı, 1553–1556 yılları
arasında Hindistan, Afganistan,
Orta Asya ve
İran’a doğru Portekizlilere karşı çıktığı
seferini ele alır. Malabar sahilinde gemisi karaya
oturan ve kara yolundan dönen Kaptan-ı
Derya, 14. bölümde yöremiz hakkında bir bilgi
vermeksizin, kısaca Nisan 1557’de Taraklı, Yenice,
Geyve’nin ardından Sakarya üzerindeki
bir köprüden geçerek Ağaç Denizi’ni
aştıktan sonra Sapanca ve İzmit üzerinden İstanbul’a
ulaştığını yazmaktadır. A. Wambery tarafından İngilizceye de çevrilerek 1889
yılında
Londra’da
yayınlanmıştır.67




1557, Wolfgang Müntzner




Babenberg’li maceraperest
Wolfgang Müntzner, İstanbul’da birlikte hapis yattığı Moritz von
Altmanshausen
ve Melchior Seydlitz’le beraber İznik üzerinden 1 Ağustos
1557’de İzmit’e
gelir. Burada bir kervansaray ve cami’yi
ziyaret ederler. Aynı seyahatnameyi diğer ikisi de
kaleme almışlardır. Ancak
bu ikisinin yapıtları birbirinin aynıdır.68




1558, Kutbiddin-Mekki



On altıncı Asırda
Yurdumuzu Dolaşan Arap Seyyahlardan Kutbiddin-Mekki
Seyahatnamesi



(1557–1558). Mekke şerifi tarafından bu kentteki yeniçeri
ağasının uygulamalarını şikâyet

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

14 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:57 am

CANTAR




etmek üzere İstanbul’a gönderilen Kutbiddin Mekki
(1511–1582), 1558 yılı Nisan ayında



Hersekzade imareti (Altınova-Hersek) ve Gebze
Mustafa Paşa imaretini ziyaret eder.69




1567, Petrus Villinger




1565–1568 yıllarını içeren seyahatnamesinde
görüleceği üzere Petrus Villinger, arkadaşları
Bockenberch, Helfferich ve Vlaming
ile birlikte 07.03.1567’de İzmit’e gelerek Piyale Paşa
camini (?) ziyaret ederler.70




1568, Ludwig von Rauter



Ludwig von Rauter, 10.06.1568’de Gebze Mustafa Paşa
kervansaray ve camini, Glossy



(Diliskelesi) ve 11/06’da İzmit’i ziyaret eder.71




1582, John Newberie



Hindistan yolculuğu esnasında Gemlik’ten İstanbul’a geçen
Londralı tüccar gezgin John



Newberie 08.03.1582’de Dil İskelesi’ne uğrar.72




1588, Reinhold Lubenau




1588 yılında İzmit’e gelen Reinhold
Lubenau1628 yılında yayınladığı el yazması seyahat
notlarında İzmit’ten ve Pantaleimon
Manastırı’ndan bahsetmektedir. Lubenau manastır
hakkında şu bilgiyi vermektedir. “Aziz Pantaleimon
manastırının bulunduğu yerden az





uzakta, kiliseye benzeyen bu eski bina,
muhtemelen manastırın bölümlerinden biri olmalıdır.
Kilisede
altarın altında Pantaleimon’un mezarı bulunmaktadır. Mezar
çok güzel bir beyaz
mermere oyulmuştur.” Lubenau mermer
lahte mezar adını vermiştir. Yöremizdeki konaklama





yer ve tarihleri ise şu şekildedir: 12 Temmuz
1588’de Eskihisar,
Gebze ve Carmesal
(Karamürsel), 15–21/07 İznik, 21/07
Nasockli (Nüzhetiye), 23/07 Casilik (Kazıklı-Kavaklı),
24/07 İzmit Kale ve Piyale Paşa cami, (?)
27/07 İzmit’ten gemiye biniş, 28/07 ve Karamürsel
ve Kadıköy gezileri.benau İznik’te göl tarafındaki
surlar dışındakileri oldukça
Lu



sağlam
gördüğünüe
124 burç saydığınıeurların üzerinden
kenti çepeçevre
v
v s


gezmenin olanaklı olduğunuelirtmiştir.

b


1588, J. E.
Dauzats




Dauzats’ın “1588'de Anadolu’nun
bir köşesi adlı seyahatnamesinin İzmit-Geyve-Torbalı-
Mudurnu-Nallıhan-Beypazarı-Sivrihisar-Gemlik”
adlı bölümünde her ne kadar İzmit adı geçse
de deniz yoluyla gelip sahile iner inmez kenti terk
ettiklerinden İzmit kenti hakkında pek bilgisunmamaktadır:73






Şark harbi sonunda tifüsün
kaybolması, ordunun eczacı-doktorlarına bilimsel bir gezi fırsatı
verdi. Afyon mahsul zamanı yaklaşıyordu.
Yerinde bir inceleme gerekiyordu. Eczacı
M.
Bourlier’nin başkanlığında bir heyet
gönderildi. Bana da kendilerine eşlik etme olanağı
verildi. Heyetimizde bizden başka, bir Türk
hastanesinde eczacı olan Mösyö Galligas ile dörthastane memuru ve iki kavas
vardı.





18 Haziran 1588 sabahı Galata limanından ayrıldık. Birkaç
saat sonra İzmit’e geldik. Fakat


















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



1597, John Sanderson



Gezgin John Sanderson, 1597 Eylül ayı sonunda
İzmit’i ziyaret etmiştir.75




1608, Polonyalı Simeon




15 Şubat 1608’de Kudüs’e
gitmek üzere yola çıkan ve bir Polonyalı Ermeni
olan gezgin
Simeon
ve 10 Eylül 1608 yılında vardığı İstanbul’da karşılaştığı Bithynia
bölgesinde
incelemeler yapacak Harputlu Mıgırdiç adlı bir vardapet
(vaaz veren papaz), birlikte yola
çıkarak İstanbul’dan gemi ile hareketle Mudanya
iskelesine varırlar. Burada beş gün kalarak
İncilci Yahya (Ioannes) ve Prokhoron’un
çalıştıkları ve daha sonra camiye çevrilmiş hamamı
ziyaret ederler.





Buradan hareketle bir buçuk
günde Bursa denilen antik Bithynia’nın Prusa kentine
varırlar.
Kenti ve o dönemde Keşiş Dağı
(Bithynia Olympos’u - Uludağ) olarak adlandırılan Olkos
Dağı’nı ve daha sonra Mihaliç Kasabasını
(Karacabey) ziyaret ettikten sonra Bandırma
üzerinden Edincik’e varırlar. Buradan
güneye İzmir’e kadar gittikten sonra kuzeye yönelerek
Gelibolu ve Tekirdağ’dan sonra Karamürsel
iskelesine gelirler. Burada az sayıda Ermeni
ve
bir papazla karşılaşırlar. Dört gün kaldıkları Karamürsel’den
Nikya’ya (İznik) geçerler.
Simeon,
bir zamanlar oldukça büyük olan kentin büyük kısmının yıkık olduğunu
söyler. Ancak
kent dışında şaşırtıcı yapılar, temel kalıntıları ve
bir dikili taş olduğunu ekler. Öğretileri daha
sonra sapkınlıkla suçlanan Arianos’un (Arius)
bu taşın altında can verdiğini ve 318 patriğintoplandığı kilisenin (İznik Konsili) göl
kenarında olduğundan bahseder. Belirttiği üzere az
ötede de kubbeli büyük bir kilise vardır ve Ariusçuların
bir dönem bu kiliseye hâkim
olmuşlardır. Simeon’un orada bulunduğu
dönemde bu kilise Rumların elinde idi. Kentin
çevresinde büyük surlar ve çeşitli burçlar vardı. Bunların
içleri, kiliselerde olduğu gibi aziz
betimlemeleri ile süslenmişti. Ancak
yıkıntı durumundaydılar. Kentin kapısında muazzam iki
söke taşı vardı ve birinin üzerinde Nestor’un diğerinde
ise Arius’un resimleri bulunmaktaydı.






İznik’ten hareket eden Simeon ve
yol arkadaşı, otuz hane Ermeni
bulunan Adapazarı adlı bir
köye, oradan bir yanında orman diğer tarafında kayalık
bir dağ bulunan bir düzlüğe ulaşırlar.
Dağın üzerinde, Erzincan’ın Kabos
manastırından gelmiş bir piskopos ile iki keşiş olduğu
küçük bir kargir manastır (Bahçecik) ile
karşılaşırlar.76
Oradan büyük ve bender (bayındır) bir
şehir olan İzmit’e gelirler. Kentte iki
papaz ve 180 hane Ermeni vardır. İzmit’te bir ay kalır ve
daha sonra İstanbul’a geçerler. Simeon,
daha sonra 1616 yılında Suriye gezisinden
dönüşünde 1618 yılında iskele kenti olarak nitelediği
İzmit’e bir kez daha uğrar ancak bir gün
kalarak deniz yoluyla
İstanbul’a geçer ve kent hakkında başka bir bilgi vermez.77





1615’e kadar kâh çalışan kâh gezilerini
gerçekleştiren seyyah, eserini 1619 yılında Ermenice
yayınlar. Bir başka baskı 1936’da
Viyana’da gerçekleştirilir. Birinci bölüm Lvov’dan İstanbul’a
kadar olan güzergâhı, ikinci bölüm İstanbul’u, üçüncü
bölüm Ege ve Marmara kıyısındaki
kentleri, dördüncü bölüm İstanbul-Venedik güzergâhını,
beşinci bölüm Venedik’i, altıncı
bölüm Papalık hükümetini, yedinci bölüm
Roma’yı, sekizinci bölüm Muş’a kadar Anadolu kent
ve kasabalarını, dokuzuncu bölüm doğudaki diğer
kentler, onuncu bölüm Kahire’yi, on birinci
bölüm Kahire-Kudüs etabını,
on ikinci bölüm Kudüs, on üçüncü bölüm Suriye,
on dördüncü
bölüm ise Suriye’den
İstanbul’a kent ve kasabaları anlatır.




1609, William Biddulph



Biddulph
William, Afrika ve Asya’da
birçok yer gezdikten sonra 1609 yılında Anadolu’ya



gelerek Bithynia ve Trakya’dan sonra Karadeniz’e
geçmiştir.7

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

15 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 9:00 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



1631, Evliya Çelebi




1611–1684 yılları arası yaşamış yorulmak
bilmez Türk gezginlerinden Evliya Çelebi 1631
yılında İstanbul’dan yola çıkarak Bursa,
İzmit, Sakarya üzerinden Karadeniz’e geçer. Evliya
Çelebi, İzmit Seyahati sırasında Sakarya
ve Sapanca Gölü’ne de uğramış, Trabzon
gezisinde ise Kafken ve diğer Karadeniz
kasabalarına uğramıştır. 1645’de Erzurum’a
giderken izlediği yol ise İzmit, Sapanca,
Hendek, Düzce, Uskubi (Konuralp), Bolu şeklinde bir
hat oluşturmakta idi. Gezgin’in ilettiği üzere o
yıllarda Gebze’deki mahkemeler Üsküdar
Kadısı’nın bir naibi tarafından
yürütülüyordu.79
Öyküsel anlatımına rağmen dönemin
sosyoekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler
vermektedir. İzmit’i ve çevresini şu sözlerleanlatmaktadır:





Tavşancıl




Her yıl Temmuz’da kiraz mevsiminde
İstanbul’dan ve diğer kentlerden binlerce insan birikip
çadırlar kurarak bir saz ve düğün, bir iyş-ü nüş olur
ki kırk gün kırk gece sürer. Öyle tüfenk,
fişenk şenlikleri olur ki dil ile anlatılamaz. Derdi
olup fasid ahlat hastalığına tutulanlar burada
üç gün üç gece içme suyundan içerler. Allah’ın
emri ile kimi kusup sarı sarı, yeşil safra,sevda, ahlat çıkarırlar ki insanın kötü kokusundan
ölesi gelir. Bazıları aşağısından safra,
sevda, balgam, ahlat, kara balgam, gazbur, okrak,
seyrence adlı çeşitli hastalıkları çıkararak
güya yeniden hayat bulur. Bazısından,
benzetmek gibi olmasın tesbih tanesi gibi dürülmüş
çıkınca şeyler çıkıp, kırk ellişer boğum bağırsak gibi
çıkıları çalılara sererler. Gelip geçenler
seyrederler. Tuhaf hikmettir ki kimileri çıkıları
yardıkları zaman içinden binlerce siyah başlı
kurtlar, kelebek gibi haşerat çıkar. Bu su yalçın kayadan kaynayıp çıkar.
Saydam, güzel bir
su olsa da tuzlucadır. İçen kimse öncelikle üç gün
kesinlikle tuzlu ve canlı yemeyip perhiz
yapmalı, dördüncü gün ise sabah akşam birer fincan su
içmeli ancak kendini de sıcak
tutmalıdır. Üç gün bu şekilde vücudunu haberdar edip
moğla içmiş olduktan sonra üç gün
daha günde üçer kez sudan içip tuzsuz piliç maslukası
suyu içilmelidir. Tam onbeş kez amel
ettikten sonra yukarıdan, aşağıdan faydalar görülür.
Limon suyu, ekşi çorba içilerek amel
kesilir. Nice faydası vardır. Sonra
buradan gemiye binerek karşıdaki Yalova ılıcalarına
giderek oradaki hamamlara girilmelidir. Vücuttaki
tüm deri düzelerek güzelleşir. İşte böylehacetli bir içme suyudur.80







Buradan gemiye binip kürek
çekerek yarım saatte İne Hacı köyüne vardık. Köyün deniz
kıyısında bir mescidi bulunan altmış evli bir Müslüman
köyüdür. Bir değirmeni vardır.
Buradan yine
sekiz saat kadar kürek çekip Zeytinburnu köyüne vardık.




İzmit




Yunanlıların Aleksandr dedikleri
ve asıl adı Yunanlı İskender olan kral, Peygamberimizin
nübüvvetinden 882 sene önce bu İzmit kentinde
doğmuştur...81
Bu kentte doğan İskender,
şanı büyük bir padişah olup İzmit’i mamur ederek sağlam
bir kale yaptırmıştır ki İstanbul’a
benzermiş. Hala eserleri, kale duvarları görülür…
İskender, doğu taraftaki Sapanca gölünü
yararak İzmit Körfezi’ne akıtmıştır. Kocaeli(Yarımadas ı) ile İzmit kenti Sakarya
Irmağı,
Karadeniz ve İzmit Körfezi
arasında bir ada gibi kalmış. Sonra İstanbul tekfuru Konstantin,




Evliya Çelebi’nin Gezi Notlarından



Sapanca halicini kapatıp İzmit’i
ada olmaktan kurtarmış. Ama yine Osmanlı Devleti ister veSapanca Gölü’nü İzmit Körfezi’ne
akıtırsa bir kantar odun beş akçeye, bir tahta iki akçeyedüşer. Ve bütün İzmit gemileri ta Düzce’ye kadar pazara
yanaşıp orası bender iskele olur




















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ




Bu kaleye demir attık. Hava iyi
olmadığından gemiler kürek çekerek yirmi mil mesafede
Diliskelesi’ne geldi. Burada Konya,
Halep, Şam ve Mısır’a giden hacılar, tüccar, ziyaretçiler
at
kayıklarına binerek bir mil kadar karşı tarafta bulunan
Hersek diline geçerler. Çünkü bir
boğazdır. Doğu tarafı seksen mil sürer bir körfezdir
ki, sonunda İzmit kenti vardır. Bu Gebze
dili iskelesinde iki eski han, iki ekmekçi dükkânı, bir
bozahane, iki bakkal dükkânı ve bir
çeşme vardır ki üzerinde ki tarihten Sultan
Murat’ın Bostancıbaşı’sı Mustafa Ağa’nın
H.1048’de yaptırdığı
anlaşılıyor.




Gebze




Burası eski zamanlarda büyük bir
kent imiş. İkiyüzkırkdört tarihinde Bağdat’tan Harun Reşid
Cafer Seyid Battal Gazi ile
gelip İstanbul’u kuşatarak barışla İstanbul içine Silivri kapısı
yakınında Kızıl
Manastırı dedikleri yerde ki ona hala Koca Mustafa cami
derler. Eski
mabeddir. Bir kale bina ederek içine üç
bin asker yerleştirdiler. Her sene kâfirlerden bir Mısırhazinesi almak üzere barış yapıp Harun Reşid yine Bağdat’a
döndü. Seyid Battal Gazi
Üsküdar’da muhafazacı kalarak o sene Gebzeliler, Battal
askerinden birkaçını şehit ettikleri
için Gebze’yi yağme edip evlerini harab, kâfirlerini
esaret şişinde kebap ederler. Oradan
Malatya kentine çekip gider. Hala o harabelerden
Gebze’de nice eserler açıkta görülür. Fakat
sonra Kral Konstantin yine
burada büyük bir kale yapıp kenti onarır. Sonra Çelebi Sultan
Mehmet bu kaleyi ele geçirip, küffara yatak olmasın
diye harab ettirir. Sonraki kalenin eserleri
yer yer görülür. Gebze kelimesi “gel bize” kelimesinden
galattır. Fatih Sultan Mehmet Han,
İstanbul fethinden sonra burayı mamur etmiş. Kocaeli
sancağı toprağında yüzeli akçeli
kazadır. Sultan Süleyman
dönemi köprü sahibi ünlü Koca Mustafa Paşa
burada çok büyük
bir cami yaptırdığından ona vakıf olarak verilmiştir.
Mütellisi hâkimdir. Bir yüksek dağın
tepesinde olup denizden bir saat uzak, susuz dağ başı
bir yerdir. Hepsi bin kadar mamur
bahçeli eski tarz evleri, üç cami şerifi vardır. Ama hepsinden daha
güzel Selâtin(Sultan lar)
cami gibi kurşun örtülü, mavi kubbeli büyük bir cami
vardır ki, İstanbul’da vezir camilerindeböylesi yoktur. Bu cami Edirne
yakınında “Geçme namert köprüsünden koparsın su seni”
mısraı söylenen köprünün sahibi Mustafa Paşa’nın
hayırlarındandır. Merhum Mustafa Paşa
Mısır valisi iken bu caminin mermer taşlarını Mısır’da
usta mermercilere levha levha
yaptırmıştır ki, cihan heykeltraşları o şamdanın bir
şişesini yapmaya bile muktedir değildirler.Daha nice bin çeşit Mısır hediyeleri yaptırıp Gebze’nin
Darıca iskelesine göndermiştir.
Caminin iç kısımdaki duvarları üç adam boyu renkli
mermerler kaplıdır ki, İstanbul’da bu çeşit
bir şekil hiçbir camide görülmemiştir. Mimberi,
mihrabı, müezzinler mahfili sihirli sanatlardır kitarifi mümkün değildir.








Bu cami Süleymaniye
şerifini yapan Koca Mimar Sinan’ın baş
halifesi “Hüsam Kalfa” büyükbir beceri ve ustalıkla yapıp şirin ve ince işçilik
fenlerinde büyük sanatını göstermiştir.Caminin dört tarafındaki pencerelerin üzerinde büyük
kuşlar gibi ince nakışlı büyük camdanışıklar vardır ki, üzerinde ateş saçan güneşin ışığı
vurunca camiyi nura boğar. Onun içinkubbesinin ortasında “Allahu nur üs
semavatu vel ard” ayeti celilesi yazılmıştır. Kubbesinin iç
tarafı tabaka tabaka kandillerle ve nice asılı şeylerle
süslüdür. İçinde Mısır işi öyle halılar
vardır ki, güya İsfehan işidir. Nasihat eden vazi için
bir kürsü vardır ki, Hint sedef ustalarının
becerikli ellerinden çıkmıştır. Zamanın doğramacıları
ona benzer bir kürsü yapmaya muktedir
değildir. Caminin üst tarafındaki pencerelerin dışında
irem bahçesine benzer bir gülistan
vardır ki, oradaki sümbül ve reyhan, gül ve erguvanın
kokusu cami içindekilerin ruhunu
okşar. Kıbleye açılar sanatla bir kapısı
vardır ki, güya büyük bir kapıdır. Üst eşiğinde
Karahisari Hüseyin Çelebi Efendi
yazısıyla altınlı “hayren Hasanen, sene 930” cümlesi tarih
olarak yazılmıştır. Caminin içinde yetmiş adet güzel
yazı ile yazılmış Allah kelamları vardır ki,
her biri bir Mısır hazinesi değerinde. Ama
hepsinden güzeli mihrabın sol tarafındaki “yakut-u
Mustaf’sami” yazısıyla olan Allah kelamıdır ki, hiçbir diyarda misli
yoktur. Meğer Sultan
Ahmet caminde ola. Kıble
kapısının iki yanında dış sofralarında altı adet çeşitli sütün üzerine
kondurulmuş yedi adet kubbelerle süslüdür. Caminin
avlusu selâtin camiler gibi geniştir. Bir
şerefeli minaresi vardır. Gayet nisbetli, yüksek bir
minaredir. Bu caminin etrafında gelip
gidene misafirhane olmak için bir han vardır ki, üç bin
adam ve iki bin at alır. Başka devliği de
vardır. Bütün misafirler ve gelip geçenler
için bir yemekhanesi vardır ki ay ve sene, ihtiyar ve




http://gizlihazineler.turkforumpro.com

16 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 9:02 am

CANTAR





gence, erkek ve kadına nimeti bol olduktan
başka bugüne kadar her gece akşamdan sonra
misafirhanede kalanlara bakır tepsilerle her ocak
başına birer sini, adam başına birer ekmek
parçası, her ocağa bir nurlu yağ mumu, her at ve katır
başına birer çorba yem verilir. Vakıf
tarafından mihmandarlar gelip, herkese hizmet ederler.
Öylesine büyük bir hayırdır. Havası
ve suyu güzel, aydınlık bir hamamı vardır. Anlatılan
imaretlerin hepsi gök kurşunla örtülüdür.
Bunlardan başka bir han, yüzseksen dükkân
vardır. O kadar şirin binalar hep Koca Mimar
Sinan’ın
elinden çıkmadır. Kasabanın suyu, kuyu suyudur. Dağ
başında olduğunda havası
güzelse de suyu ağırcadır.




Hereke




Buradan yine doğu tarafına beş
saat daha giderek Eleke (Hereke) kalesine geldik. Bunu
Çelebi Sultan Mehmet, Rumların elinden
alırken birçok gaziler şehit düştüğünden “heleke”
yani helak yeri demişlerdir. Deniz kıyısında, iki dere
arasında, bir yalçın kaya üzerinde
karakol binası gibi şeddetvari bir bina, güzel küçük
bir kaledir. Daima boştur. Kale dibinde
düz bir değirmen vardır.
Kocaeli toprağında nahiyedir.




İzmit’e ikinci ziyaret




Buradan yine doğu tarafına deniz
kıyısından sekiz saatte İzmit kalesine geldik. Buranın
ahvali 1056 yılında yaptığımız seyahatte bu cildin baş
tarafından mufassal yazdık. Burada bir
gün bekleyerek ertesi gün nefir çaldırıp altı saatte
doğu tarafa, ağaçlar ve ormanlar arasında
gittikten sonra Sapanca
kasabası durağına geldik.




Sapanca




Vaktiyle İzmitli bir koca ihtiyar buradaki
dağlık dikenlikleri kırıp, sapan yürüttüğünden “Sapan
Koca” adı ile bir köy olmuştur. Son
zamanlarda mamur olup, Koca Süleyman Han
zamanında bir kasaba durumuna gelir. İçinde Sarı
Rüstem Paşa büyük bir han yaptırmıştır ki
yüzyetmiş ocaktır. Latif bir cami, bir hamamı, güzel
çarşısı vardır. İmaretleri gök kurşun ilekaplıdır. Bin kadar, kiremit örtülü evi
vardır. İmaretleri hep Koca Sinan yapısıdır. Bir Pertev
Paşa hanı var, o da Mimar Sinan
işidir. Bu hayır
yapıtlarının çoğu Rüstem Paşa’nın olmakla
birlikte onun vakfının hamisi hâkimdir. Başka
yeniçeri serdarı da vardır. Metin edilecek
şeylerden beyaz kirazı meşhurdur. Hamamın dibinde bir
ekmekçi dükkânı vardır. Bir dervişinhayır duası bereketi ile bir çeşit beyaz ve has ekmek,
somun pişirir ki Sapanca somunu adı
ile her tarafta şöhret bulmuştur. Hatta kırk gün bile
dursa kuruyup, küflenip lezzetinin
değişmesi olanaksızdır. O kadar meşhurdur ki birini
ılgar ile taze taze Acem şahına
götürmüşler, o da beğenmiş. Bu derece
lezzetli ve has ekmek olmasını bazıları suyundandırderler. Yakında bir köy
vardır.85








Sapanca Gölü’nün etrafı
yirmidört mildir. Dört tarafında kasaba gibi yetmişaltı parça köyü
vardır. Bütün ahalisi bu halicin suyundan
içtiklerinden yüzlerinin rengi kırmızıdır. Ürünleri
çoksa da bağları yoktur. Bahçeleri son
derece aşırıdır. Bu gölün kenarında bin türlü kavun
karpuz olur ki ancak ikisini bir eşek çekebilir. Bu
göcük içinde yetmiş seksen parça kayık veçırnıklar vardır ki köyden adam, kereste ve diğer
eşyayı götürmekte kullanılırlar. Bu
gölde
bulunan yetmiş seksen çeşit balıktan avlanıp kar
ederler. Alabalık, sazan, turna, luna balığı
gibi tatlı su balıkları çok lezzetli olurlar. Ferahlık
ve kuvvet vericidirler. Gölcüğün derinliği
birçok yerlerinde yirmi kulaçtır. Suyu
gayet saf ve berraktır. Kıyısındaki köylerin insanlarıelbise yıkadıkları vakit asla sabun sürmezler. Ne
yıkasalar, temiz ve beyaz tülbent gibi olur.
Adı geçen ekmek
somununu dahi bu suyla yoğurduklarında pamuk gibi ekmeği olur.






Sakarya Irmağı



Bu gölün doğusunda ve iki saat
uzaklıktan Sakarya Irmağı geçer. Kocaeli’nde
“Erve”kasabası kenarında Karadeniz’e dökülür. Sakarya
Irmağı azıcık bir çaba ile bu göleakıtılabilir. Bu gölcük İzmit Körfezi’ne
üç saat kadar yakın olduğundan ayağı İzmit tuzlasıönünde denize karışır. Hatta bir zaman bu gölcüğü İzmit
Körfezi’ne katmak için yüzbinlerce
azma ve çapalı ırgat ve ameleleri toplattırılmış ise de İzmit
halkının “Buna çok hazine veHazreti Nuh ömrü gerekir” diye gevşeklik göstermesi,
işin yapılmasına engel olmuştur. AmaSakarya Irmağı bu göle, bu göl de İzmit Körfezi’ne
karıştırılsa bir daha Karadeniz’denSakarya vasıtasıyla düşman giremezdi. Bir
de İzmit kenti için vilayet olup “Bolu” ırmağınavarıncaya kadar beş konaklık bir mamur olurdu. Bolu
ırmağı iskeleye yaklaşıp İstanbulgemileri ta Bolu’ya ulaşır ve İstanbul’da
bir tahta üç akçeye, bir kanta odun beş akçeye olup,
büyük hayır olurdu. “Allahümme yessirhü bilhayr.”












Hersek’e Gezi




Üsküdar’dan doğuya doğru hareketle denizden Kartal
ve Pendik köylerinden geçildi ve
Gebze menziline vardık. Bu kasaba bundan
önce yazılmıştı. Buradan yine aşağıya inerek
“içme suyu iskelesi”ne vardık. Burası
büyük iskeledir. Evvelce buradan karşı dile geçtik.
Burası 1050 tarihinde ilk seyahatimizde
müshil suyuyla, falanıyla yazılmıştır. Ama bu sefer,
iskelede iki gün durup ikiyüz parça at kayıklarıyla
uygun günde karşıya geçerek Dil Hanı’na
geldik. Burası da evvelce yazılmıştı. Buradan
yine Kıble tarafına tam sekiz bin adım giderek
Hersek kasabasına geldik.





861 (M. 1456) yılında Fatih Sultan
Mehmet Han Bosna diyarında, Hersek Kralı’nın
hükümet
merkezi olan Bolagay Kalesi’ni
fethetmekte zorluk çekerken içerden kralın oğlu kement ile
dışarı inip Fatih’in huzurunda Müslümanlıkla şeref
bulmuş ve kalenin ele geçirilmesini
olanaklı kılacak sebep ve hileleri göstermiştir. Allah’ın
emriyle kale fethedilip ganimet malıyla
birlikte Müslüman olan
Hersek kralının oğlu Ahmet Bey’e sancak olarak
ihsan edilmiştir.





Ahmet Bey,
babasından kalan yetmiş parça kaleleri de fethederek İslam ülkesine
ekleyince,
hizmeti padişahın makbulu olup, kendisine Bosna
eyaleti ihsan edilerek şanlı vezir oldu. Bu
Hersek kasabasının yeri verimli bir baş arazi olup
hacıların geçtiği yer olduğundan Ahmet
Paşa gaza malından, buraya yediyüz ev
reaya yerleştirecek bir kasaba yaptırır. Halkına her
türlü vergiden af olduklarına dair hattı-şerif alır.
Halk da gelip gidene ibadet yeri olmak üzere
bir minareli, geniş avlulu, dört çerçeveli, kubbeli,
sütunlar ile süslenmiş iki yüksek kubbe ile
bezenmiş mihrab ve mimberi eski usul bir süslü cami
yaparlar. Bir mescidi, bir medrese, bir
okul ile bir tekke, iki han, bir hamam ve bir yemek
verilen imareti vardır. Hala bütün gelip
giden misafirler ve komşular misafirhanesinde kalırlar.
Klavuzları kervansarayın her
ocağında birer testi çorba ve adam başına birer ekmek
parçası ve birer mum getirirler. Ve
her at ve deve başına birer
torba arpa getirip hizmet ederler.





Vakıfları büyüktür. Hepsi 75 adet dükkandır. Sonradan
yapılma 5 adet hanı vardır. Evleri
tamamen kiremitlidir. Ama Hersekzade Ahmet
Paşa’nın bu kasabalar içinde bütün cami ve
imaretleri kurşunlu büyük binalardır. Bunun
için Hersek kasabası derler. Suyu ve havası
ağırdır. Serçeyi sıtma tutar. Halkı hep
sarı renkli Türklerdir. İş ve kazanca elverişli kumsal
düz yerdedir.86





Rivayet olunur ki Orhan Gazi döneminde
dünyayı dolaşan bir gezgin derviş, buradaki
gemicilere gelip “Oğullar, beni karşı tarafa geçirin”
der. Onlar da geçirmeyip giderler. Hemen
o dünya dervişi eteğine toprak doldurup, “Biz
karşıya Allah emriyle böyle geçeriz” diye
eteğindeki toprağı denize döktükçe, deniz kara olur. Böylece
geminin ardı sıra yürür.
Gemiciler bu durumu görünce “Aman sultanım, boğazı
doldurup ekmeğimize engel olma.İstanbul’dan İzmit’e gemiler geçmez olur. Lütfet! Burası
gemilermize gerek” diye rica ederler.
O da onikibin adım kadar denizde gidip doldurduktan
sonra gemiye biner. Halen onun için
“dil” derler. Bir sivri kumsal burundur. Derviş hazretleri de karşı
kıyıya geçince kerametleriniaçığa vurduğu için temiz ruhunu derhal Cenab-ı Hak’ka
teslim eder. Gebze’de, Diliskelesi
yakınında “Dil Baba
Dede” adıyla gömülüdür.87

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

17 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 9:09 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



1632 , Jean Baptiste Tavernier



J. B. Tavernier



J. B. Tavernier Seyahatnamesi
Kapağı




Fransız gezgin Jean-Baptiste
Tavernier, döneminin en ilginç ve tanınmış gezginlerinden
biridir. Paris’e göç etmiş Hollandalı Protestan
bir harita tüccarının oğlu olup kırk yıllık bir
zaman dilimi içinde Türkiye, İran ve Hindistan’a, tüm
kullanılabilir yolları kat ederek altı gezi
gerçekleştirmiştir. Özellikle bir tüccar gözü ile her
ülkenin yaşam koşulları, din, yönetim,gelenekler, ticaret, insan manzaraları, tedavüldeki
paraları hakkında detaylar vermiştir.
Tavernier88 yöremiz için
şunları not düşmüş:






Üsküdar’dan yola konulduğunda, seyahatin
birinci günü oldukça zevklidir. Mevsim bahar ise
çiçeklerle bezeli güzel kırlardan geçilir. Başlangıçta
belli bir süre yolun iki yakasında güzel
mezarlar ve mezar taşları görülür, taşlara bakarak bir
erkeğe mi yoksa bir bayana mı ait
olduğu anlaşılabilir. Erkeklere ait mezar
taşlarının tepesinde bir sarık, ötekilerinde ise bu ülke
kadınlarının taktıkları başlıkları anımsatan bir biçim
var. O gece Bithynia’da bir köy olanKartal’da, ertesi gün Hannibal’in mezarı
nedeniyle ünlenen antik Libyssa’nın bulunduğu
Gebze’de89 konaklanır. Burada
iki kervansaray ve çok güzel iki çeşme bulunmakta.




















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



Üçüncü gün, birçok kişinin eski Nikaia olduğunu varsaydığı
İznik’e varılır
(Gezgin, o



dönemdeki adı İznikmid olan İzmit’i, adının söylenişi
nedeniyle İznik ile karıştırmış olup



geldiği kent bugünkü İzmit’tir).ent
kısmen bir tepenin eteğinde, kısmen denize kadar
K




uzanan ovada kurulmuş. Deniz, kentin
bulunduğu noktada bir girinti yaparak körfezi
oluşturur. Limanda kesme iri taştan iki büyük dalga
kıran ve duvarlarla kapatılmış, askeri
tersane olarak kullanılan sahada üç büyük kapalı ambar
var. Buradaki büyük dehlizlerde, ev
ve kadırga yapımında kullanılan çok sayıda yontulmuş
keresteler görülüyor. Kent çevresinde
av hayvanı bol olduğundan ve bahçelerinde ender
meyveler ile çok güzel şaraplar
üretildiğinden Sultan IV. Murad çevrenin
en güzel noktasına, hem deniz hem kır manzaralı
bir saray yaptırmış.90
Kent esnafının büyük bölümünü oluşturan Yahudiler,
özellikle buğday
ve kereste ticareti ile uğraşıyorlar.91 Rüzgâr uygun olduğunda, İstanbul’dan İzmit’e 7–8
saattegidilebilir ve yol tehlikeli
değildir.






Dördüncü gün Schabanci (Şabanci
= Sapanca) gölü kıyısında küçük bir kasaba olan ve iki
kervansarayı bulunan Şabanci’de92 durulur. Gölün
başlangıcından kasabaya kadar olan
yolda, kimi dağda kimi göl kıyısında (kimi yerde at,
karnına kadar suya gömülür) olmak üzere
yaklaşık iki mil yürünür. Gölün etrafı kesinlikle on
milden daha fazla değildir ve gölde bolmiktarda büyük boyda balıklar avlanmaktadır. Buradan
üç metelik karşılığında iki buçuk ayak
büyüklüğünde bir turna balığı satın aldım. Birçok
Türk padişahı gölden körfeze kadar bir
kanal açmaya yeltenmiş. Böylece gölün
çevresindeki dağlardan elde edilen keresteler
İstanbul’a daha kolay taşınabilecekmiş. Bir
mucize sonucu eceli ile ölen ve yerine oğlu geçensadrazam93
birkaç yıl daha yaşayabilse idi, anısını Osmanlı İmparatorluğu’nda
sonsuza dek
canlı tutacak olan görkemli onarım çalışmaları yanına
kuşkusuz bu güzel eseri de
ekleyecekti.







Olayları kısaca sunabilmek için, anlatacağım
bütün yerlerin, olumsuz hava, eşkıyalarla
karşılaşmamak için yolu uzatmak gibi her hangi bir
engel olmadığı takdirde, deve kervanı ile
birer günlük uzaklıkta
oldukları konusunda okuyucuları uyarırım.





Sapanca’dan sonra akşam Zakarat(Sakar ya), adı verilen oldukça büyük bir
ırmağın
kıyısında konakladık. Irmak, kuzeye doğru akıyor ve Karadeniz’e
dökülüyor. Bir tahta köprü
aracılığı ile ırmağı geçtik ve çok sayıda balık tuttuk.
Bu yörede ne köy ne de kervansaray
bulunmuyor ancak ırmağa bir mil uzaklıkta, halkının
çoğu Ermeni olan Ada
(Adapazarı) adlı
büyük bir kent var. Oraya birini göndererek oldukça
yolculuk için gerekli yiyecek, güzelşaraplar ve gerekli soğuklukları aldırdık. Kankoli’ye(Hend ek?) gitmek üzere nerdeyse tüm
gün boyunca bataklıklar, tahta köprüler ve şoselerden
geçtik.94 Buradan
sonra, iki
kervansarayı bulunan küçük
bir köy olan Tuskebasar’a (Düzce Pazar)95 ulaştık.






Gezgin, bu noktadan sonra Çerkeslerin
burunbalığı olarak adlandırdıkları, alabalık gibi
benekli ama daha lezzetli bir balığın tutulduğu küçük
bir ırmağın kıyısında olan ve bir
kervansarayı bulunan Cargues’ler96
dönemlerde Poia
ya da Polis adı verildiğini belirttiği Bolu
üzerinden yoluna devam eder.

(Çerkesler?) adlı köyde konakladıktan sonra eski

Y.U.: Tavernier’den sekiz yıl sonra
(1640) Gebze’den geçen ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi de buradaki büyük



bir kervansaray’dan söz etmekte.



90 Y.U.: Bugünkü Hünkar
Kasrı’nın yerinde bulunan ve ahşap olan bu saraydan Evliya Çelebi de söz
etmektedir.




Ayrıca Peyssonel de (1745) gönderme yapmaktadır.



91 Y.U.. O dönemde kentte
yalnızca bir Yahudi mahallesi olduğu kesin olarak bilinmesine karşın,
gezgin böylesi




bir yorumu kentin yalnızca çarşı kısmını gezmiş olması
nedeniyle yapmış olmalı.



92
Kasabada bin hane ve
vezirler tarafından yaptırılmış iki han bulunmaktaydı.



93 Y.U.. Gezgin, Köprülü
Mehmet Paşa’dan söz ediyor. Helenistik ve Roma dönemlerinde de gündeme
gelen bu




projeyi daha önceki çeşitli yayınlarımızda ayrıntılı olarak
aktarmıştım.




94
95
96 Melen Çayı üzerindeki Çayırcık köyü
olabilir.
Bataklıklar ve tahta
köprüden Evliya Çelebi (1645) ve Ainsworth (1838) da söz etmektedir. Ainsworth (1838) buradan geçtiğinde en
çok 20 hanelik bir köydü.


















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ




17. yy. Osmanlı ordusunda görev yapan Kâtip
Çelebi katıldığı seferler sırasında arasında
gezdiği yerler hakkında bilgi vermiştir. 1648 yılında
el yazması olarak yazılan bu eser ilk kez
1732 yılında İstanbul’da Cihannüma adı ile basılmıştır.
1744 yılında Armain tarafından
yapılan Fransızca çevirisi, 1812 yılında ise Hammer
tarafından yapılan Almanca çevirisi
Viyana’da yayınlanmıştır. Avrupalılar tarafından “Hacı Kalfa
ya da Hacı Halife” olarak tanınan
Kâtip Çelebi
İzmit’i şu şekilde anlatır:





Marmara Denizi’nin 100 mil kadar doğu ucu
körfezinde sursuz büyük bir şehirdir. Kocaeli
Sancağı’nın merkezidir. Sancak Beyi bu kentte
oturur. Büyük bir iskelesi, camileri, hanları, bir
koruluğu, bir Sultan Köşkü ve
bu köşkü çevreleyen bahçeleri vardır. (….) Kentte Rüstem
Paşa bir han ve bir aşevi97 yaptırmıştır. Aşevine
uğrayanlar kimlik sorulmadan sofrayaalınırlar. Ayrıca Rüstem Paşa bu kentte
bir de görkemli cami yaptırmıştır. İlçenin çevresi
ekinlerle donalı ve yemyeşildir. Yöre,
ağaç denizi adını hak etmiştir. Ormanın sınırları, kentin
yerleşim alanı sınırları ile
kesişir.






Gebze-Tekfur Çayırı, Kâtip
Çelebi’de Sultan Çayırı ve Tekür Çayırı şeklinde
geçmektedir.
Kâtip Çelebi’nin belirttiğine göre ordugâh
ya Gebze’de ya da Sultan Çayırı’nda kurulurdu.
Hereke ise, Kâtip Çelebi’de de ordugâh
yeri olarak değil bir geçit olarak geçmektedir. Katip
Çelebi Çınarlıdere (Derince) için de Gebze ve İzmit
arasında Çınar Çayırı demektedir. Kazıklı(günümüzde Kavaklı), İzmit’in karşısında
İzmit Körfezi’nin güney kıyısında bir iskele olup
Kâtip Çelebi’ye
göre, “Kazıklıbel” İzmit’ten 4,5 saat uzaklıktadır.





1650, Eremya Çelebi Kömürcüyan




Eremya Çelebi Kömürcüyan
(1637–1695) bir Osmanlı şair, seyyah, diplomat ve tarihçisidir.
Kendisini yetiştiren amcası Hacı Ambağum'un
ölümünden sonra bir Ermeni tüccar olan Abro
Çelebi'nin yanında çıraklık yaptı. Abro
Çelebi zamanın sadrazamı Köprülü Fazıl Ahmet
Paşa’ya çok yakındı. Bu
sayede devlet işlerini öğrendi ve çok nüfuzlu kişilerle tanıştı.Kömürcüyan'ın babası ve her iki kardeşi de
papazdı. O zamanlar Osmanlı Ermeni toplumu
bilgisiz ve tutucu papazlar tarafından aldatılmaktaydı.
Kömürcüyan zekâsı, Hıristiyanlık
hakkındaki derin bilgisi ve açık görüşlülüğü sayesinde Ermeni
toplumuna çok büyük
katkılarda bulundu. İşte
yöremiz hakkında notları;






İzmit’ten Doğu ve Orta Anadolu’yu
İstanbul’a bağlayan yollar geçer. Doğudan ve güneyden
gelen çeşitli ticari mallar İzmit üzerinden İstanbul
limanına geçirilmek üzere Üsküdar’a sevk
edilirdi. İzmit ve çevresindeki verimli topraklarda
tarım ve hayvancılık yapılır, saray ve
İstanbul’un iaşesi için buradan gemilerle İstanbul’da
odun iskelesine tavuk, sığır ve oduntaşınır.98





Eremya Çelebi’ye göre İstanbul’dan kara yolu ile
yapılan yolculuk üç gün sürer, yüz mil kadar



olan deniz yolculuğu ise 5-6 saatte alınırdı.99




1656, Jean Thevenot



Troia, Gelibolu, İznik üzerinden İzmit’e varan gezgin kenti şu
şekilde anlatmakta:100





Nikomedia, dünyadaki her hangi bir kentten
daha hoş bir konuma sahip. Bir körfezin dibinde
yer alıyor ve bir tepenin yamacına doğru yükseliyor. Kent
birçok çeşmeyle süslü, çevresi
mısır, meyve ağaçları ve bağlarla kaplı. Bahçe
meyveleri son derece kaliteli ve kavunları
dünyanın en iyisi kabul edilen İran’ın Kaşan
kavunlarına eşdeğer. Buradaki antik kalıntılar,




97 Y.U.: Rüstem Paşa,
Sapanca’da bir külliye yaptırmıştır, gezgin olasılıkla Pertev Paşa
külliyesini kastediyor.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

18 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 9:12 am

CANTAR




gezginlerin meraklarını tatmin edecek kadar
çok. Kent, su perisi Olbia tarafından kurulmuş
ama adını onu genişleten Bithynia Kralı Nicomedes’den
alıyor. Hannibal’in ve Büyük
Konstantin’in öldüğü yer olmakla
tanınıyor. Türkler’in İzmit (İsmit) dedikleri kent Türk, Rum,
Ermeni ve
Yahudilerden oluşan yaklaşık 30,000 kişilik kalabalık bir nüfusa sahip. Birçoğu
geçimini ipek, keten kumaşı, pamuk, yün, meyve, çömlek
ve cam eşya ile daha birçok şey
ticareti ile uğraşıyor, bu da kentte önemli bir
canlılık sağlıyor. Birçok Rum kilisesi ve güzel
camiler ile pazarlara yakın çok sayıda han var. Gemi
inşaları pek farklı olmasa da birçok
İstanbul teknesi burada yapılıyor. İzmit Körfezi’nin
sağ tarafında Türk ve Rumların birçok
hastalığa iyi geldiğini söyledikleri doğal bir kaynak
var (Çene Suyu)
ve buraya yığınlarhalinde geliyorlar.





1670, Thomas Smith




İngiliz bilim adamı Smith
(1638–1710) doğu dillerine çok hâkimdi. 1668 yılı Haziran ayında
büyükelçi Daniel Harwey döneminde İngiltere’nin
İstanbul büyükelçiliğine papaz olarak
atandı. Yaklaşık bir yıl Osmanlı başkentinde kaldıktan
sonra Bithynia’da Bursa’ya ilginç bir
gezi yaptıktan sonra İzmir’e
geçti101 1671’de geri döndü.




1675, Dr. John Covel




Dr. John Covel, 1670–1677 yılları arasında
İstanbul’daki Sir
Daniel Harvey yönetimindeki
İngiliz Elçiliğindeki papazlık görevi
süresi boyunca gerçekleştirdiği seyahatleri sırasında
bölgemize de uğrar.102
1670 yılında İzmir limanından Osmanlı ülkesine giriş yapar ve kuzey
Ege bölgesindeki antik kentleri dolaşmaya
başlar. Daha sonra 1675 yılında İzmit ve İznikgezilerinden kısa bir süre sonra İstanbul’dan Edirne’ye
bir yolculuk yapar. Gezi notları, günlük
ve mektuplardan
oluşmaktadır.





1675-1676, George Wheler & Jacob Spon




Daha sonra İstanbul’da John Covel’in yakın
dostluğunu kazanacak olan Wheler’in (1650–
1724) Lyon’lu Dr. Spon
eşliğinde Yunanistan’a yaptığı gezi notları altı ciltten oluşur. Dört
levha halinde sikkeler ve sayısız heykeli de içeren
yapıtının, birinci cildi Venedik’ten
İstanbul’a olan bölümü, ikinci cilt ise İstanbul ve
çevresindeki yerlerin anlatımını içerir. 1676
Kasım ayında geri dönen Wheler’ın kendi
notlarının ilk baskısı 1682 yılında yayınlanır. 1683
yılında derlediği bilgiler ve gezilerinde topladığı
antik eserleri hediye etmesi sonucu şövalye
ilan edilir. Yol arkadaşı Spon’un anlatımı
ise 1689 yılında Fransa’da yayınlanır. Wheler
özellikle botanik ve topografı ile ilgilidir ancak
yapıtında Pausanias’ın Geographika eserinden
hareketle sikkeler ve
heykeller üzerine de oldukça yoğun bilgiler sunar.103




1677, Guillaume Grelot




Olasılıkla 1677 yılında gerçekleştirilen ve
İstanbul, Gelibolu, Kızık, İznik, Mudanya, İzmit,
Kadıköy, Rodosto (Tekirdağ), Kdz.
Ereğli, Halep ve Diyarbakır’ı kapsayan bir seyahatname
Fransa kralına ithaf
edilmiş.104 İşte Grelot’un
anlatımı:105



















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



Grelot Haritası



İzmit




İstanbul’dan başka diğer bütün şehirlere
üstünlüğünü sağlayan uygun konumu ile İzmit, aynı
adı taşıyan bir körfezin sonundadır. Kent,
meyve ağaçları, bağlar ve tahıl tarlaları ile süslü bir
tepenin tüm yamacına yayılmış durumdadır. Leziz
meyveleri ile çok sayıda bahçe
bulunmakta. Kavunları ise en üstün
kaliteli olduğu kabul edilen ünlü İran Kaşan
kavunlarından hiç de geri kalır değildir. Yazıtlara
ilgi duyan bir gezgin bu ilgisini İzmit’te,
Latince ve Grekçe kimi yazıtlar bulabilinecek bazı
sokak ya da mezarlıklarda kısmen tatmin
edebilir. Bu kent Bithynia
kralının, daha önce su perisi Olbia’dan adını alan Olbia kenti
yerinde106 kendi adını verdiği
kenti yükselttiği andan beri çok iyi tanınır. Burası aynı
zamanda
Hannibal’in çeşitli yenilgileri sonrası Bithynia
kralları Antiochus107 ve Prusias’a
sığındığı
yerdir. Ancak Plutarkhos’a
göre bu kralların kendisini, artık desteklerini yitirdiği Kartacalılara
ya da onu yenmiş olan ve Titus Quintus aracılığı ile Prusias’tan
kendisini isteyen Romalılara
teslim edileceğinden korkarak yüzük taşında sakladığı
zehri içerek ölmüştür. Titus Livus’a
göre de çarmıha
gerilmiştir.





Kent, inançlarını korumak
isteyen ilk Hıristiyanların kanlarının bolca akıtıldığı dolayısı ile çok
sayıdaki aziz martyrleri ile daha da tanındı. Aziz Adrian,
Aziz Pantaleon ile 763 yılında
Pepin’in yeğenlerinden birinin Roma’dan
getirdiği cesedini bugün Fransa’da saklamakta
olduğumuz Aziz Gorgonius yanı sıra Azize Barbara
bu ünlü kenttendirler. BüyükKonstantinus da 340 yılında, altmış
yaşında iken bu kentin yakınlarında Akiron (Yukarı
Hereke) adlı kasabada yüksek ateşten ölmüştü. Bazı yazarlar, İznik Kurultayı’nda
mahkûm
edilmiş aykırı Ariusçu inanca bağlı olan
bu imparatorun Jordan(Ürdün) ırmağında ikinci kez
vaftiz olmak amacıyla İstanbul’dan yola çıktığına ve
Nikomedia’da hastalanarak Nikomedia





105 Y.U.: Ben ulaşamadım ama
Grelot’nun seyahatnamesi, Maide Selen tarafından “Josephus Grelot,
İstanbul




Seyahatnamesi” adı ile Türkçe’ye çevrilmiş (İstanbul, 1998).



106 Y.U.: Olbia antik
kentinin bugünkü İzmit olduğu savı kanıtlanmış bir bilgi değildir.




107 Y.U.: Gezgin, Antiokhos’u
Bithynia kralı sanma yanılgısı içindedir

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

19 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 9:15 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ



Piskoposu
Ariusçu Eusebius tarafından Ariusçularca
uygulandığı gibi ikinci kez vaftiz



edildiğini yazarlar.




Bir buçuk fersahtan daha geniş olmayan İzmit Körfezi
iki kıyısındaki çeşitli kıvrımların
yarattığı güzel manzarası ile oldukça uzundur.
Türklerin İzmit adını verdikleri bu kent,
oldukça büyük ve kalabalık olup nice Rum kilisesi,
güzel camiler, birçok han ya da
kervansaray, çok
sayıda pazar ile hal veya çarşılara sahip. Rum, Ermeni,
Yahudi ve
Türklerden oluşan 30,000 nüfusun nerdeyse tamamı kente
büyük bir canlılık getiren ipek,
pamuk, yün, kumaş, meyve, çanak, çömlek ve cam, vb.
ticareti ile geçinirdi”. Büyük gemiler,kayıklar ve İstanbul tüccarlarının diğer tekneleri
İzmit’te inşa ediliyor ancak sivil ya da askeri
açık deniz teknelerini yapımında çok iyi değiller. Burada
çok yüksek bordalı, oldukça büyük
tekneler ve aynı zamanda kolay alınabilen olağanüstü
yelkenliler inşa ediliyor. Ben orada
iken üç yılda tamamlanan iki tanesi ilk yolculuklarını
yapmak üzere İstanbul’a yüklemeyapmaya gönderildi. Bu ikisi kent halkının
büyük ilgisini çekmişti, limandaki diğer teknelerin
her biri onların yanında bir kayık gibi kalmıştı.
Onları iskeleye ya da buranın camisine yakın
Kurşiu (Karşı
? Çarşı ?) Limanına çekmişler ve Mekke’ye doğru çevirmişlerdi.
Yeni
teknelerde gelenek olduğu üzere mahalle imamı gelerek
açılış duasını yapmıştı. Sonrasında
imam ve halkın iyi yolculuklar dileyen binlerce hayır
duası ardından yüklenmişlerdi. Her ikisi
de demir alarak Mısır’a doğru yola çıkmışlar ancak
Çanakkale Boğazı’nı geçtikten hemen
sonra bir Maltalı bir korsan tarafından yollarını
keserek mürettebatı ile birlikte Malta’ya
götürmüştü.






Çene Suyu




Nikomedia’nın batısında, körfezin sonunda,
sağ kıyıda mineral bir kaynak var.108 Alüminli
olduğunu sanıyorum. Rumlar ve Türkler bu kaynak
hakkında mucizeler anlatıyorlar. Gruplar
halinde her yerden buraya geliyorlar. Anlattıklarına
göre bu suların nerdeyse iyileştiremediği
hastalık yok. Küçük bir dağa bağlı bir
kayanın dibinde doğup Körfez’e doğru akıyor. Diğer
birkaç küçük dere ile birlikte saz ve diğer otlarla
kaplı bir ovayı suluyorlar. Görünüşe göre kış
aylarında bir bataklığa dönüşüyor. Ben
geçtiğimde kuru idi (Ağustos ayında da kuru idi).
Sazlar
arasında yürürken belki de benim hareketlendirdiğim iki yaban arısı
gözlerime atılarak
ikisi de iğnelerini batırdılar, hissettiğim acı o denli
kötüydü ki onbeş dakika boyunca gözlerimi
açamadım. Eğer tıb doktoru Mösyö Vaillant
bana eşlik ediyor olmasaydı İran’a gitmeye
hazırlanmak yerine el yordamıyla İstanbul’a gitmek
zorunda kalma riskiyle yüzleşecektim.
Ancak otların yararlarını sikkelerin
değerinden çok daha iyi bilen bu bilge adam orada
bulduğu bir bitkinin birkaç yaprağını hemen bana
uyguladı. Bu bitkinin suyu ve özü ilegözlerimi buğulayarak ağrımı azalttı ve beni hemen bu
ayazmaya ya da kutsal suyu ziyaret
edebilecek duruma getirdi.





Diliskelesi



Biraz
daha batıda, Körfez’in sol kıyısında güneyde, 10–12 metre
genişliğinde ve çeyrek




fersah uzunluğunda bir kara parçası büyük bir
rıhtım gibi ileri uzanmakta.109 Kara
tarafındaki
ucunda Türklerin hakkında hoş bir hikâye anlattıkları
bir cami bulunmakta. Büyük bayram
günlerinden birinde karşı kıyıda oturan bir derviş ya
da keşiş, her zaman olduğu gibi ibadet
etmek üzere bu camiye gitmeye kalkışmış ancak gece
çıkan bir fırtına teknesini alıp
götürdüğünden ve Körfez’i geçecek başka da
bir vasıta olmadığından ne yapması gerektiği
konusunda Tanrı’ya yakarır. Çağrısı karşılıksız kalmaz
ve melek Cebrail ortaya çıkar, kıyıya
inerek mantosunun cebine olabildiğince toprak
doldurmasını ve geçeceği yöne ekerek
oluşacak yolda korkusuzca ilerlemesini söyler. Zavallı
keşiş kendisine söylendiği gibi ancakya yeterince kum almadığından ya da bolca ektiğinden
karşı kıyıya ulaşamadan yarı yolda
kalır. Arkası su, elinde de ekecek kum
kalmadığından bu zor durumdan kurtulmak için
gözyaşları içinde ibadete başlar. Bu iyi
Müslüman’ın içten yakarışını ve camiye gitmek için





108 Y.U.: Gezgin Çene
Suyu’ndan bahsediyor.




















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ




atıldığı tehlikeyi gören Muhammet, bu zavallı
dervişin ibadetine zamanında yetişebilmesi için
derhal Tanrı’dan kara parçasını ona kadar uzatma iznini
alır. O zamandan bu yana, o kara
parçası bu hatırayı
sürdürmekte.




1678, Corneille Le Bruyn (Cornelius Bruyn)



Corneille Le Bruyn Seyahatnames
Kapak Sayfası



Corneille Le Bruyn




Anadolu, Kos, Rodos
ve Kıbrıs kentleri üzerine Flaman gezgin Corneille Le Bruyn’ün
(1652–
1726/7) gözlemleri, kendi eli ile yaptığı iki yüz
resmin (gravür baskı) yanı sıra giriş
bölümünde seyahatlerinde kendisi ile birlikte olanların
mektupları yer almaktadır.110 Hollandalı
bir gezgin ve ressam olan Le Bruyn
1678–1685 yıllarını doğuya seyahat ederek geçirir. İzmir,İstanbul, Boğaziçi, Rodos, Tyre,
İskenderiye, Bethlehem, Kudüs, Halep, Palmyra,
vb gibi
kentlerin büyük panoramik
çizimlerini yapan ilk sanatçıdır.






Le Bruyn’un Seyahatleri’nin
birinci cildinde oldukça detaylı görüleceği gibi Türkler, Dil Burnu
camideki ibadetten dönen bir dervişin, Cebrail’in emri
ile kaftanının cebinde sakladığı ve
önüne doğru denize döktüğü toprağın mucizevî şekilde
oluşturduğu yol üzerinden boğazı
geçerken suyun ortasına geldiğinde Tanrı’nın karşı
yöndeki toprak parçasını önüne kadar
uzatması ile oluştuğuna
inanırlar.111




İzmit



110

Corneille Le Bruyn (Cornelius Brun), Voyage au Levant, les pricipaux
endroits de l’Asie Mineure, Paris 1700



& Kronovelt, Delft 1714 (Fransızca 2. baskı)



111 Y.U.: Texier, bu efsaneyi
“bunu gören balıkçılar, körfezin kapanacağından korkarak dervişe hemen
kayıklarını





sunmuşlar. Bu hikâyenin orayla bir ilgisi
vardır; çünkü civarda “Dil Baba” adında bir dervişin türbesi mevcuttur.
Dil’de ufak bir han ile Sultan III. Murat’ın bahçıvan
başısı Mustafa Bostancı’nın 1638 yılında yaptırmış olduğu bir
çeşme vardır” şeklinde
devam ettirtmektedir. (Texier, agç, s. 131)

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

20 Geri: kocaeli bölgesi Bir Cuma Tem. 16, 2010 9:18 am

CANTAR
















Seyahatnamelerde
KOCAELİ ve ÇEVRESİ




İstanbul’un hemen ardından gelen İzmit’in
konumundan daha avantajlısını diğer kentler
arasında bulmak zordur. Adını verdiği bir
körfezin sonunda olup çok sayıda çeşme, meyve
ağaçları, bağ ve tarlanın bulunduğu küçük bir tepenin
tüm yamacını kaplamaktadır.
Meyveleri çok lezzetli olan bir sürü büyük bahçe
vardır, kavunları da Doğu’ya seyahat
edenlerin aktardıklarına göre İran’ın “kaşan”
kavunlarından hiç aşağı değildir. Güzel yazıtlar
görmek isteyen meraklı yolcular Nikomedia’da bu
zevklerini tatmin edebilirler çünkü Grekçe
ya da Latince bunlardan parçaların hatta kimi zaman bir
bütün olarak bulunmadığı tek bir
sokak ya da mezarlık yoktur.





Ayrıca bu yerleşimin temellerini atan nymphe (Zeus’un kızı olan su perileri)
üzere bir zamanlar Olbia adını taşıyan kenti büyüterek
kendi adını veren Kral Nikomedes’ten
bu yana önemli bir yeri vardır. Hannibal, birçok
pusudan kurtulduktan sonra Bithynia Kralı
Prusias’ın yanına buraya sığınmıştı. Ama
bu kral tarafından onu isteyen Titus Quintus’a
teslim edileceğinden korkarak, Titus Livius’un dediğine
göre kendisinin hazırladığı ve her
zaman üzerinde taşıdığı bir zehri içerek intihar
etmişti. Plutarkhos ve daha birçok yazar bunu
doğrular. Grelot ise Titus Livius’a atfen çarmığa
gerildiğini belirtir. Bu eski tarihçinin yapıtındaHannibal’in ölümünden bahsedilen bölümde böyle bir
ifade yoktur ancak 17. kitapta
Florus’den söz eden bölümde
bir başka Hannibal’den bahsedilmiştir. adına göründüğü






Bu kent inançlarını savunmak
üzere can veren çok sayıdaki Hıristiyan nedeniyle daha da
bilinir. Bu kentin Akhyron (Yukarı Hereke) adlı bir banliyösünde İmparator Konstantin
ağır
ateş nedeniyle 340 yılında, 66 yaşında iken öldü. Bazı
tarihçiler, imparatorun İznik
Konsili’nde mahkûm ettirdiği Ariusçuluk’a
yönelerek Ürdün’de (Ariusçu mezhebin izin verdiğigibi) ikinci kez vaftiz olmak üzere İstanbul’dan yola
çıktıktan sonra Nikomedia’da
hastalandığını ve (Ariusçu) Piskopos Eusebius
tarafından (ölümünden önce) ikinci kez vaftiz
edildiğini yazarlar.






İzmit Körfezi’nin genişliği bir
buçuk fersahtan fazla olmasa da oldukça uzun olup her iki
kıyıda birçok küçük tepelerle çevrilmiştir. Bu
tepelerin kıvrım ve dönüşleri, aralarından geçen
körfezin sularını birbirine
karıştırırken arzu edilebilecek en güzel görüntüleri oluştururlar.





Türklerin İzmit adını verdikleri Nikomedia
ise oldukça büyük ve 30,000 kişiye ulaşan yoğun
nüfusunun nerdeyse hepsinin ipek, pamuk, yün, kumaş,
meyve, çömlek, cam ve daha birçok
şey ticaretiyle uğraştığı bir tüccar kentidir. Birçok
Rum kilisesi, güzel camiler, birkaç han ya
da kervansaray ve güzel pazarlar yani çarşılar
bulunmaktadır. Gemiler, kayıklar ve İstanbul
tüccarlarının teknelerinin birçoğu İzmit’te inşa
ediliyor, ancak denizcilik, savaş ve inşa sanatı
hakkında pek bilgili değiller yani iyi tekneler ancak
kötü yelkenler yapmalarının yanı sıra bitiş
süreleri sonsuz denecek
derecede.




Çene Suyu & Dil
Burnu



İzmit’in batısında, körfezin sağında bir
mineral su kaynağı vardır ki gerek Rumların gerekseTürklerin yığınlar halinde geldikleri bu suyun her
türlü hastalığı tedavi ettiği rivayet olunur.112
Biraz
daha batıda aynı körfezin sol yakasında, güneye doğru uzanan 5–6 kulaç
genişliğinde
ve çeyrek fersah uzunluğundaki ve kara tarafındaki
ucunda bir caminin bulunan kara dili
hakkında Türkler çok eğlenceli bir hikâye anlatırlar:
Önemli bir bayram günü, körfezin
kuzeydeki karşı kıyısında oturan bir derviş adet olduğu
üzere ibadetini yapmak üzere camiye
gitmek istiyordu ancak gece çıkan bir fırtına kayığını
sürüklemişti ve karşı kıyıya geçmek için
bir başka olanak göremeyince kendisini bu zor durumdan
kurtarması için Tanrı’ya yalvarır











Seyahatnamelerde KOCAELİ ve ÇEVRESİ




C. Bruyn Seyahatnamesi Üsküdar Gravürü




Duaları sonuç verir ve Melek Cebrail derhal
kendisine görünerek, deniz kıyısından
elbisesinin eteklerine olabildiğince kum doldurmasını
ve daha sonra denizin üzerinde
kendisine bir yol yapacak şekilde serperek korkmadan
üzerinde yürümesini söyler. Münzevi
keşiş kendisine söyleneni yapar ancak ya yeterli kum
almadığından ya da fazla serptiğinden
denizin ortasında kalıverir. Tekrar dua etmeye ve bu
şaşkın durumdan kurtulmak için
yalvarmaya başlar. Bu iyi Müslüman’ın
dindarlığından ve ibadetini yapmak için atıldığı
tehlikeden etkilenen Hz. Muhammet derhal, dervişin
namazına zamanında yetişmesi için
Allah’tan
bir kara parçasının(Hersek-Di lburnu) ona kadar
uzanması iznini alır. O zamandan
beri bu mucizeyi hatırlatmak için kara dili burada
durmaktadır.113 Gezgin bu noktadan sonra




Kadıköy’e doğru ilerleyerek yoluna devam eder


















Seyahatnamelerde KOCAELİ ve ÇEVRESİ




C. Bruyn Haritası



1700, Joseph Pitton de Tournefort



Joseph Piton de Tournefort

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

21 Geri: kocaeli bölgesi Bugün 10:55 pm

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz