GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 15 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 15 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

KABALANIN İÇ YÜZÜ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 KABALANIN İÇ YÜZÜ Bir Perş. Tem. 15, 2010 9:26 am

CANTAR




KABALA'NIN İÇ YÜZÜ

Yahudilerin hak dinden
saparak taptıkları
buzağı heykeli, pek çok araştırmacıya göre, Eski
Mısır'ın
dininde yer alan Aphis adlı, altından yapılma inek
şeklindeki
putların bir taklidiydi.


Exodus" kelimesi
"çıkış" anlamına
gelir ve aynı zamanda Tevrat'ın 2. kitabının başlığını
oluşturur.
Bu kitapta, İsrailoğulları'nın Hz. Musa önderliğinde
Mısır'dan çıkarak
Firavun zulmünden kurtulmaları anlatılır. Firavun, köle
olarak çalıştırdığı
İsrailoğulları'nı serbest bırakmaya yanaşmamış, ancak
Allah'ın Hz.
Musa'ya verdiği mucizeler ve Firavun kavmine gönderdiği
felaketler
karşısında zayıf düşmüş, İsrailoğulları da bu sayede
toplanıp Mısır'dan
bir gecede topluca göçe başlamışlardır. Ardından
Firavun'un saldırısı
gelmiş ve Allah Hz. Musa'ya verdiği mucizelerle
İsrailoğulları'nı
kurtarmıştır.

Ancak Mısır'dan çıkış vakasını bize en doğru
şekliyle anlatan kaynak,
Kuran-ı Kerim'dir. Çünkü Tevrat, Hz. Musa'ya
vahyedilmesinden sonra
pek çok tahrifata uğramıştır. Nitekim Tevrat'ın beş kitabı
(Tekvin,
Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye) arasında pek çok
çelişki bulunması
buna dair önemli bir kanıttır. Bu beş kitabın sonuncusu
olan Tesniye'nin
sonlarında Hz. Musa'nın ölümü ve gömülmesinin anlatılması
ise, bu
kitapların Hz. Musa'nın vefatından sonra ilavelere
uğratıldığının
açık ve tartışılmaz bir ispatıdır.


Kuran'da ise İsrailoğulları'nın Mısır'dan
çıkışı, tüm diğer kıssalar
gibi, en ufak bir çelişki bulunmadan, akla ve mantığa
tamamen uygun
şekilde anlatılır. Dahası, Allah, Kuran'ın diğer
kıssalarında olduğu
gibi, bu kıssada da olayların akışı içinde pek çok önemli
hikmet
ve sır açıklamaktadır. Bu nedenle, akıl ve hikmet gözüyle
bakıldığında,
bu kıssalardan sayısız ders çıkarmak mümkündür.


BÖGÜREN BUZAĞI HEYKELİ

İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkışı hakkında
Kuran'da açıklanan
önemli gerçeklerden biri, İsrailoğuları'nın, Hz. Musa
vesilesiyle
Firavun zulmünden kurtarılmış olmalarına rağmen, Allah'a
ve dinine
karşı isyankar davranmalarıdır. İsrailoğulları, Hz. Musa
tarafından
kendilerine tebliğ edilen tevhid dinini bir türlü
kavrayamamış,
sürekli olarak putperestliğe yönelik bir eğilim
göstermişlerdir.


Kuran'da İsrailoğulları'nın bu garip eğilimi
şöyle anlatılır:

İsrailoğulları'nı denizden geçirdik.
Putları önünde
bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar.
Musa'ya dediler
ki: "Ey Musa, onların ilahları gibi, sen de bize bir ilah
yap."
O: "siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz"
dedi. Onların
içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta
oldukları
şeyler de geçersizdir. (Araf Suresi, 138-139)

İsrailoğulları'nın bu sapkın eğilimi Hz.
Musa'nın uyarılarına rağmen
devam etmiş ve Hz. Musa'nın kendilerinden ayrılıp Tur
Dağı'na tek
başına gitmesi üzerine iyice ortaya çıkmıştır. Samiri adlı
kişi
Hz. Musa'nın yokluğundan yararlanarak ortaya çıkmış,
İsrailoğulları'nın
putperest eğilimlerini körükleyerek kavmi, bir buzağı
heykeli yapıp
ona tapınmaya ikna etmiştir:

Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça
kızgın, üzgün
olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir
vaadde
bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu
geldi?
Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın
inmesini mi istediniz
de bana verdiğiniz sözden caydınız?"

Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden
kendiliğimizden
dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından
birtakım
yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri
de attı."

Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli
döküp
çıkardı, "İşte, sizin ilahınız ve Musa'nın ilahı budur;
fakat (Musa)
unuttu" dediler. (Taha Suresi, 86-88)

Peki acaba neden İsrailoğulları'nda put yapıp
ona tapınmak gibi
garip bir eğilim vardır? Bu eğilimin kökeni nedir?

Eski Mısır'a ait bir diğer
put: Altın
buzağı Hathor


Daha öncesinde böyle bir putperest inanca
sahip olmayan bir toplumun
bir anda aniden bir put yapmak ve ona tapınmak gibi son
derece saçma
bir eyleme girişmeyeceği açıktır. Bunu, ancak
putperestliği doğal
karşılayan, bu saçma inancı benimsemiş insanlar yapabilir.

Oysa İsrailoğulları, ataları olan Hz.
İbrahim'den itibaren hep
tek İlaha iman etmiş bir kavimdir. "İsrailoğulları"
ifadesi, Hz.
İbrahim'in torunu olan Hz. Yakub'un oğullarını ve onlardan
gelen
Yahudi soyunu ifade eder. İsrailoğulları, ataları Hz.
İbrahim, Hz.
İshak ve Hz. Yakup'tan tek Allah'a iman etmeye dayalı
tevhid inancını
miras almış ve korumuşlardır. Hz. Yusuf'la beraber Mısır'a
girmişler,
burada uzun zaman yaşamışlar, ama Mısır'ın putperest
dinine rağmen
tevhid inancını muhafaza etmişlerdir. Hz. Musa kendilerine
geldiğinde
de, İsrailoğulları'nın tek Allah'a iman eden bir kavim
oldukları
Kuran'daki kıssalardan anlaşılmaktadır.

Peki bu durumda İsrailoğulları'nın, hem de
Hz. Musa tarafından
kendilerine gösterilen pek çok mucizenin ardından, bir
anda kolayca
putperestliğe eğilim göstermelerinin nedeni ne olabilir?

Bunun tek açıklaması, İsrailoğulları'nın, her
ne kadar tevhid dini
üzerine yaşayan bir toplum olsalar da, çevrelerindeki
putperest
kavimlerden etkilenmeleri, Allah'ın kendileri için seçtiği
din yerine
putperestliğe özenmeleridir.

Eski Mısır'a ait bir Hathor
heykeli


Konuyu tarihsel kayıtların eşliğinde
incelediğimizde, İsrailoğulları'nı
etkileyen putperest kültürün, uzun devirler içinde
yaşadıkları Eski
Mısır olduğunu görürüz. Bizi bu sonuca götüren önemli bir
gösterge,
Hz. Musa Tur Dağı'nda iken İsrailoğulları'nın saparak
tapındıkları
"böğüren buzağı heykeli"nin, aslında Mısır'daki Hathor ve
Aphis
adlı putların bir taklidi oluşudur. Hıristiyan araştırmacı
Richard
Rives, Too Long in the Sun (Güneş Altında Uzun Süre) adlı
kitabında
şöyle yazar:
<blockquote>

Mısır'ın boğa ve inek
tanrıları, yani Hathor
ve Aphis, güneşe tapınmanın sembolleriydiler. Bu putlara
tapınılması,
Mısır'ın güneşe tapınma konusundaki uzun tarihinin
sadece bir
parçasını oluşturuyordu. Sina Dağı'ndaki
(İsrailoğulları'nın tapındığı)
altın buzağı ise, orada kutlanan bayramın güneşe
tapınmayla ilgili
olduğunu gösterir..21
</blockquote>

Mısır'ın putperest dininin İsrailoğulları
üzerindeki etkisi pek
çok değişik aşamada ortaya çıkmıştır. Başta da
belirttiğimiz gibi,
putperest bir kavimle karşılaştıklarında hemen bu sapkın
inanca
eğilim göstermiş ve ayette haber verildiği üzere,
"Ey Musa, onların ilahları gibi, sen de bize bir ilah yap"
demişlerdir.
(Araf Suresi, 138-139) Hz. Musa'ya karşı
söyledikleri,
"Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana
inanmayız" (Bakara
Suresi, 55) şeklindeki söz de, Mısır'ın putperest
dininde
olduğu gibi "gözle görülen", yani maddi varlıklara
(putlara) tapmak
istediklerini göstermektedir.

İsrailoğulları'nın burada özetlediğimiz Eski
Mısır kaynaklı putperest
eğilimi son derece önemlidir ve bize Tevrat'ın tahrifi ve
Kabala'nın
kökenleri konusunda önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu
iki konuyu
yakından incelediğimizde, her ikisinin de kaynağında Eski
Mısır'ın
putperest ve materyalist dininin izlerini görürüz.


ESKİ MISIR'DAN KABALA'YA

Sefirot, Kabala'nın pagan öğretisinin en açık
ifadelerinden
biridir. Üstteki Kabalistik gravürde yer alan
dairelerden
oluşmuş şema, sefirottur. Kabalacılar, yaratılışı
sefirotla
açıklamaya çalışırlar. İlahi kitaplarda bildirilen
gerçeklere
tamamen aykırı olan bu senoryo, pagan bir hurafedir.


İsrailoğulları henüz Hz. Musa hayatta iken
dahi Eski Mısır'da gördükleri
putların benzerlerini yapıp onlara tapınmaya başlamışken,
Hz. Musa'nın
vefatının ardından daha ileri sapmalara kaymaları zor
olmamıştır.
Kuşkusuz tüm Yahudiler için aynı şey söylenemez, ama
aralarından
bazıları Mısır'ın putperest kültürünü yaşatmış, dahası bu
kültürün
temelini oluşturan Mısır rahiplerinin (Firavun
büyücülerinin) öğretilerini
sürdürmüş, bu öğretileri Yahudiliğin içine sokarak onu
tahrif etmişlerdir.


Eski Mısır'dan Yahudiliğe devrolunan öğreti,
Kabala'dır. Kabala
da, aynı Mısır rahiplerinin sistemi gibi, ezoterik bir
öğreti olarak
yayılmış ve yine Mısır rahipleri gibi temelde büyü ile
ilgilenmiştir.
Kabala'nın dikkat çekici bir yönü ise, Tevrat'taki
yaratılış anlatımından
çok farklı bir anlatım içermesi, Eski Mısır'ın maddenin
sürekliliğine
dayalı materyalist görüşünü korumasıdır. Türk
masonlarından Murat
Özgen Ayfer bu konuda şunları yazmaktadır:
<blockquote>

Tevrat'ın ortaya
çıkışından çok daha eski bir
tarihte oluşturulmuş bulunduğunu göstermektedir.
Kabala'nın en
önemli bölümü, evrenin oluşturulmasına ilişkin
kuramıdır. Bu kuram,
teist dinlerde benimsenen yaratılış öyküsünden pek
farklıdır.
Kabala'ya göre, yaratılışın başlangıcında, "daireler" ya
da "yörüngeler"
anlamına gelen ve SEFİROT olarak anılan, hem özdeksel
(maddi)
hem de tinsel (manevi) nitelikli oluşumlar doğmuştur.
Bunların
toplam sayısı 32'dir; ilk onu Güneş Sistemi'ni,
diğerleri ise
uzaydaki öteki yıldız kümelerini temsil ederler.
Kabala'nın bu
özelliği, eski astrolojik inanç sistemleriyle yakın bir
bağlantısının
bulunduğunu ortaya koyar... Böylece Kabala, Yahudi
dininden bir
haylice uzaklaşır; Doğu'nun eski gizemci inanç
sistemleriyle...
çok daha bağdaşır.22
</blockquote>

Eski Mısır'ın materyalist, büyüye dayalı
ezoterik öğretilerini
devralan Yahudiler, Tevrat'ın bu konudaki yasaklamalarını
tamamen
göz ardı ederek, diğer putperest kavimlerin büyü
ritüellerini de
benimsemişler ve böylece Kabala Yahudiliğin içinde ama
Tevrat'a
muhalif bir mistik öğreti olarak gelişmiştir. İngiliz
yazar Nesta
H. Webster "Ancient Secret Tradition" (Antik Gizli
Gelenek) adlı
makalesinde, bu konuyu şöyle açıklar:
<blockquote>

Büyücülük, bildiğimiz
kadarıyla, Filistin'in
İsrailoğulları tarafından işgal edilmesinden önce,
Kenanlılar
tarafından uygulanıyordu. Mısır, Hindistan ve Yunanistan
da kendi
kahinlerine ve büyücülerine sahipti. Musa Yasası'nda
(Tevrat'ta)
büyücülük aleyhinde yapılmış lanetlemelere karşı, Yahudiler,
bu uyarıları göz ardı ederek, bu öğretiye kendilerini
bulaştırdılar
ve sahip oldukları kutsal
geleneği, diğer
ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar.

Aynı zamanda Yahudi Kabalası'nın spekülatif yönü,
Perslerin büyücülüğünden,
neo-Platonizm'den ve yeni Pisagorculuk'tan etkilendi.
Dolayısıyla,
Kabala karşıtlarının, Kabala'nın saf bir Yahudi kökenden
gelmediği
şeklindeki itirazlarının haklı temeli vardır.23
</blockquote>

Kuran'da bu konuya işaret eden bir ayet
bulunmaktadır. Allah, İsrailoğulları'nın,
kendi dinlerinin dışındaki kaynaklardan şeytani büyü
öğretileri
öğrendiklerini şöyle haber vermektedir:

Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti)
hakkında
şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi,
ancak
şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki
iki meleğe
Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o
ikisi: "Biz,
yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme" demedikçe hiç
kimseye öğretmezlerdi.
Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi
öğreniyorlardı.
Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar
veremezlerdi.
Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar
sağlamayacak şeyi
öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın,
ahiretten hiçbir
payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında
sattıkları
şey ne kötü; bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 102)


Yahudilerin bir kısmı, Eski
Mısır'daki
ve Mezopotamya'daki pagan (putperest) toplumların
kültürlerinden
etkilenerek Allah'ın kendilerine yol gösterici
olarak indirdiği
Tevrat'tan yüz çevirdiler ve çeşitli maddi
varlıklara tapmaya
başladılar. Üstte, güneşe tapan pagan toplumlara ait
bir tapınak


Ayette bazı Yahudilerin, ahirette kayba
uğrayacaklarını
bilmelerine rağmen, büyü öğrendikleri ve uyguladıkları
haber verilmektedir.
Yine ayetteki ifadeyle, söz konusu Yahudiler, bu şekilde
Allah'ın
kendilerine indirdiği şeriattan sapmış ve putperestlerin
kültürüne
(büyü öğretilerine) özenerek "kendi nefislerini satmış",
yani imandan
vazgeçmişlerdir.

Bu ayette haber verilen gerçek, Yahudi
tarihindeki önemli bir mücadelenin
de ana hatlarını göstermektedir. Bu mücadele, Allah'ın
Yahudilere
gönderdiği peygamberler ve bu peygamberlere itaat eden
mümin Yahudiler
ile, Allah'ın emirlerine isyan eden, çevrelerindeki
putperest kavimlere
özenerek Allah'ın şeriatı yerine onların inanç ve
kültürlerine eğilim
gösteren sapkın Yahudiler arasındadır.




TEVRAT'A EKLENEN PAGAN ÖĞRETİLER

İlginçtir ki, sapkın Yahudilerin suçları,
bizzat Yahudilerin kutsal
kitabı olan Eski Ahit'in içinde de kimi zaman belirtilir.
Eski Ahit'in
bir tür tarih kitabı niteliğindeki kısımlarından biri olan
Nehemya'da,
Yahudilerin işledikleri suçu itiraf edip tevbe edişleri
şöyle anlatılır:
<blockquote>

Ve İsrail zürriyeti bütün ecnebilerden
ayrıldılar ve durup suçlarını
ve atalarının fesatlarını itiraf ettiler. Ve oldukları
yerde ayağa
kalktılar ve günün dörtte birinde Allahları RABBİN
şeriat kitabından
okudular; ve dörtte birinde suçlarını itiraf edip
Allahları Rabbe
secde kıldılar. Ve Yesua ve Bani, Kadmiel Sebanya,
Bunni, Serebya,
Bani ve Kenani, Levililer merdiveni üzerinde ayağa
kalkıp yüksek
sesle Allahları Rabbe feryat ettiler...

(Dediler ki): Atalarımız...
itaatsizlik
ettiler ve sana karşı âsi oldular ve senin şeriatini
arkalarına
attılar ve onları sana döndürmek için kendilerine karşı
şehadet
eden senin peygamberlerini öldürdüler ve büyük küfürler
ettiler.
Ve düşmanlarının eline onları verdin ve onları
sıkıştırdılar;
ve sıkıntıları vaktinde sana feryat ettiler ve sen
göklerden işittin
ve çok merhametlerine göre onlara kurtarıcılar verdin,
bunlar
da düşmanlarının elinden onları kurtardılar. Fakat rahat
bulunca
yine senin önünde kötülük ettiler, bundan dolayı
düşmanlarının
elinde onları bıraktın ve üzerlerinde saltanat sürdüler;
fakat
onlar dönüp sana feryat edince göklerden işittin; ve
rahmetlerine
göre çok kereler onları kurtardın, ve onları kendi
şeriatine döndüresin
diye onlara karşı şehadet ettin. Fakat azgınlık ettiler
ve senin
emirlerini dinlemediler, fakat
hükümlerine
karşı suçlu oldular -o hükümler ki, insan onu yapmakla
yaşar-.
Ve omuzlarını yükten kaçırıp enselerini sertleştirdiler
ve dinlemediler...
Fakat çok merhametlerinden ötürü onları büsbütün
bitirmedin ve
onları bırakmadın; çünkü sen lûtfeden ve çok acıyan
Allahsın.

Ve şimdi, ey Allahımız, ahdi ve inayeti
koruyan büyük, kudretli
ve heybetli Allah... Sen başımıza gelen herşeyde
âdilsin, çünkü
hakikatle davrandın fakat biz kötülük ettik; ve kırallarımız,
reislerimiz, kâhinlerimiz ve babalarımız senin şeriatini
tutmadılar
ve onlara karşı şehadet ettiğin emirlerini ve
şehadetlerini dinlemediler.
Ve kendi ülkelerinde, onlara verdiğin bol iyilik içinde
ve önlerine
koyduğun geniş ve semereli diyarda sana kulluk etmediler
ve kötü
işlerinden dönmediler. (Nehemya, Bap 9, 1-35)
</blockquote>

Bu pasaj, Yahudilerin tekrar Allah'ın dinine
dönmesini isteyen
bir düşüncenin ifadesidir. Ancak Yahudi tarihi içinde
giderek diğer
taraf ağırlık kazanmış, Yahudi toplumuna hakim olmuş ve
sonra da
Yahudiliği tamamen ele geçirip tahrif etmiştir. Bu
nedenle, Tevrat'ın
ve diğer Eski Ahit kitaplarının içinde, üstteki gibi hak
dine dönme
yanlısı anlatımlar bulunduğu gibi, sapkın putperest
(pagan) öğretilerden
aktarıldığı anlaşılan anlatımlar da vardır. Örneğin:
<blockquote>

* Tevrat'ın ilk kitabında Allah'ın tüm
evreni 6 gün içinde yoktan
yarattığı anlatılır. Bu doğru bir bilgidir ve vahiy
kaynaklıdır.
Ama hemen ardından, Allah'ın 7. günde "dinlendiği" gibi
tamamen
hayal ürünü bir iddia ortaya atılır. Allah'a insani bir
sıfat
atfetmeye yönelik bu sapkın fikir, pagan bir zihniyetin
ifadesidir.

* Tevrat'ın diğer bazı kısımlarında,
Allah'a karşı saygıya uygun
olmayan bir üslup vardır ve özellikle Allah'a birtakım
uydurma
insani zaaflar atfetme eğilimi dikkati çekmektedir.
(Allah'ı tenzih
ederiz) Bu uydurma senaryolar, putperest kavimlerin
kendi hayali
tanrılarına atfettikleri insani zaaflara benzemektedir.

* Allah'a karşı uydurulan bu iftiraların
birisi, İsrailoğulları'nın
atası olan Hz. Yakub'un "Allah ile güreşip onu yenmesi"
gibi son
derece saçma bir senaryodur. İsrailoğulları'na üstün bir
ırk payesi
vermek için uydurulmuş olduğu aşikar olan bu senaryo,
putperest
kavimlerde yaygın olan "kabile asabiyetinin" (Kuran'daki
ifadeyle
"öfkeli soy koruyuculuğunun") bir ifadesidir.

* Eski Ahit'te Allah'ı sanki sadece
İsrailoğulları'nın ilahı
gibi göstermeye yönelik bir eğilim vardır. Oysa kuşkusuz
Allah
tüm alemlerin ve tüm insanların İlahı ve Rabbidir. Eski
Ahit'teki
bu "milli din" fikri, her kabilenin kendine has bir
ilaha tapındığı
pagan kültüre uymaktadır.

* Eski Ahit'in bazı kitaplarında (örneğin
Yeşu'da), Yahudi olmayan
kavimlere karşı çok büyük vahşet buyrukları verilir.
Kadın, çocuk
ve yaşlı ayrımları yapılmadan kitle katliamları
emredilir. Allah'ın
adaletine tamamen aykırı olan bu acımasız vahşet, hayali
"savaş
tanrı"larına inanan barbar pagan kavimlerin vahşet
kültürünü andırmaktadır.

</blockquote>

Tevrat'a eklenen tüm bu
pagan düşüncelerin kuşkusuz
bir kaynağı olmalıdır. Birtakım Yahudilerin, Tevrat
dışında itibar
ettikleri, benimsedikleri ve korudukları bir gelenek
olmalıdır ki,
oradaki sapkın fikirleri Tevrat'a dahil ederek onu
değiştirmiş olsunlar.
İşte bu gelenek, asıl kökenleri Eski Mısır'daki rahiplere
(Firavun
rejiminin büyücülerine) uzanan, bir kısım Yahudiler
tarafından oradan
devralınıp korunan Kabala'dır. Kabala, Eski Mısır'ın ve
sonra diğer
putperest kültürlerin Yahudilik içine girip
barınabileceği, gelişebileceği
bir gelenek haline gelmiş ve Tevrat da söz konusu Kabala
merkezli
sapkın Yahudi öğretisine göre tahrif edilmiştir.
Kabalacılar, "Kabala'nın
aslında Tevrat'ın gizli sırlarını açıklayan bir öğreti
olduğunu"
iddia etmişlerdir elbette, ama gerçekte Kabala Yahudi
tarihçi Theodore
Reinach'ın ifade ettiği gibi "Yahudiliğin damarlarına
giren ve onu
tamamen ele geçiren gizli bir zehir"dir.24

Nitekim Eski Mısır'ın materyalist "dünya
görüşü"nün açık izlerini
Kabala'da bulmak mümkündür.


KABALA'NIN "YARATILIŞ KARŞITI" ÖĞRETİSİ

Allah, Tevrat'ın hak bir kitap olduğunu ve
insanlara "hidayet ve
nur" getirdiğini Kuran'da şöyle açıklar:

Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir
hidayet
ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler,
Yahudilere onunla
hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek
bilginler
de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli
kılındıklarından
ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla
hükmederlerdi)...
(Maide Suresi, 44)

Kabala'nın evrenin ve
canlıların kökeni
hakkındaki öğretisi, İlahi kitaplarda anlatılan
yaratılış
gerçeğine tamamen aykırı, hurafelerle dolu bir
efsanedir.


Dolayısıyla Tevrat, Allah'ın varlığı,
birliği, sıfatları, diğer
varlıkları ve insanı yaratışı, insanın yaratılış amacı,
Allah'ın
insana emrettiği ahlak gibi konularda, Kuran'a tamamen
paralel bilgiler
ve hükümler içeren bir kitaptır. (Ama söz konusu gerçek
Tevrat bugün
elimizde değildir, elimizde insan eliyle bozulmuş, tahrif
edilmiş
bir "Muharref Tevrat" vardır.)

Gerçek Tevrat'ta ve Kuran'da ortak olan çok
önemli bir nokta, Allah'ın
"Yaratıcı" (Halik) sıfatıdır. Allah, ezelden beridir var
olan yegane
mutlak varlıktır. Allah'tan başka herşey, O'nun yokluktan
yarattığı
mahluklardır. Tüm evreni, içindeki gök cisimlerini, cansız
maddeleri,
canlıları ve insanı, Allah yaratmış ve şekillendirmiştir.
Allah
tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur.

Gerçek bu iken, "Yahudiliğin damarlarına
giren ve onu tamamen ele
geçiren gizli bir zehir" olan Kabala'da çok farklı bir
anlatım vardır.
Kabala'nın Allah ve yaratılış hakkındaki öğretisi, Gerçek
Tevrat'ta
ve Kuran'da bildirilen ve üstte kısaca açıkladığımız
"yaratılış
gerçeği"ne tamamen aykırıdır. Amerikalı araştırmacı Lance
S. Owens,
Kabala hakkındaki bir yazısında bu öğretinin varlığın
kökeni hakkındaki
senaryosunu şöyle anlatır:
<blockquote>

Kabalistik tecrübe,
kutsallık hakkında çeşitli
algılamaları doğurmuştur ki, bunların çoğu genel kabul
edilen
görüşten hayli uzaklaşmışlardır. İsrail'in inancının en
temel
taşı, "Tanrımız Birdir" şeklindeki beyandır. Ama Kabala,
Tanrı'nın
tamamen açıklanamaz bir teklik olarak en yüksek formda
var olduğunu
kabul etse de (ki buna Kabala dilinde Ein Sof, yani
sonsuzluk
adı verilir), bu bilinemez tekliğin kaçınılmaz olarak
birçok tanrısal
forma dönüştüğünü iddia etmiştir: Yani çok sayıda
tanrıya. Kabalistler
bunlara "Sefirot" adını verirler, bu Tanrı'nın yüzleri
veya kapları
anlamına gelir. Tanrı'nın anlaşılamaz bir teklikten bu
çokluğa
geçişi, Kabalistlerin pek çok meditasyon ve
spekülasyonuna neden
olmuş bir sırdır. Açıkçası, bu çok yüzlü Tanrı imajı,
çok tanrılı
olmak suçlamalarını da beraberinde getirmiştir.
Kabalistler bu
suçlamaya karşı çıkmışlar, ama başarılı bir şekilde
cevaplandıramamışlardır.


Kabalistik teosofide İlahi varlık sadece
çoğul sayılmakla kalmaz,
ama aynı zamanda Tanrı'nın ilk belirsiz yansımasında
Erkek ve
Dişi olarak ikili bir form aldığına inanılır. Bunlar
kutsal Baba
ve Anne'dir veya Kabala diliyle Hokhmah ve Binah.
Kabalistler
Hokhmah ve Binah arasındaki ilişkinin nasıl yeni formlar
oluşturduğunu
anlatmak için açıkça seksüel benzetmeler kullanmışlar..25
</blockquote>

Kabala'nın tam anlamıyla bir "hurafe" olan bu
senaryosunun ilginç
bir özelliği, insanı "yaratılmış" bir varlık saymaması,
adeta insana
bir tür ilahlık atfetmesidir. Lance S. Owens bu Kabala
hurafesini
de şöyle açıklar:
<blockquote>

Kabala'nın karmaşık Tanrı
imajı... aynı zamanda
antropomorfik (Allah'a insani vasıflar atfeden) bir
şekildedir.
Bir Kabalastik yoruma göre Tanrı, Adam Kadmon'du; yani
ilk ve
örnek insan. (Bu inanca göre) İnsan, Tanrı ile kendi
özünden gelen,
yaratılmamış bir kıvılcım ve kompleks, organik bir form
paylaşıyordu.
Adam (Adem) ile Tanrı arasındaki bu garip Kabalistik
özdeşleştirme,
aynı zamanda Kabalistik bir şifre ile destekleniyordu:
İbranice'de
Adem ve Yehova (Yod he vav he harfleri) kelimelerinin
sayısal
değeri aynıydı; 45. Dolayısıyla Kabalistik yorumda
Yehova Adem'e
eşit sayılıyordu; Adem Tanrıydı. Bu iddiayla birlikte,
tüm insanlığın
en yüksek realizasyonunda Tanrı gibi olduğu iddiası
geliyordu.26
</blockquote>

Pagan dinlerin hurafelerinden devşirilmiş
olan bu uydurma senaryolar,
Yahudiliğin dejenarasyonunun temelini oluşturdu. İnsanı
ilahlaştırmaya
kalkacak kadar akıl sınırlarının dışına çıkan Yahudi
Kabalistler,
söz konusu "insan"ın da sadece Yahudilerden ibaret
olduğunu, diğer
ırkların insan sayılmadığı iddiasını da senaryolarına
eklediler.
Bunun sonucunda, Allah'a itaat ve kulluk temeli üzerine
kurulmuş
bir din olan Yahudiliğin içinde, Yahudilerin kibir
hislerini tatmin
etmeye yönelik sapkın bir öğreti gelişmeye başladı.
Tevrat'a rağmen
Yahudiliğin içine sokulan Kabala, bir zaman sonra Tevrat'ı
tahrif
ederek kendi öğretisini onun içine yerleştirmeye başladı.

Kabala'nın sapkın öğretisindeki bir diğer
ilginç nokta, Eski Mısır'ın
pagan öğretisiyle paralellik göstermesiydi. Eski
Mısırlılar, daha
önceki sayfalarda incelediğimiz gibi, "maddenin hep var
olduğuna"
inanıyor, bir başka deyişle maddenin yoktan yaratıldığını
reddediyorlardı.
Kabala ise aynı reddiyeyi insan için yapıyor, insanın
yaratılmadığını,
kendi varlığının sorumlusu ve idarecisi olduğunu ileri
sürüyordu.


Eğer günümüzün terimleriyle konuşursak, Eski
Mısır'ın öğretisinin
adı "materyalizm"di.

Kabala'nın öğretisi ise "seküler (din dışı)
hümanizm".

Ne ilginçtir ki, bugün bu iki kavram, son iki
yüzyıldır dünyaya
hakim olan kültürü de tarif eden kavramlardır.

Acaba tarihin derinliklerinden Eski Mısır ve
Kabala öğretilerini
günümüze taşıyan birileri mi olmuştur?


TAPINAKÇILAR'DAN MASONLARA

Önceki sayfalarda
Tapınakçılar'dan söz ederken,
bu garip Haçlı örgütünün Kudüs'te bulduğu bir "giz"den
etkilendiğini
ve bunun sonucunda Hıristiyanlıktan çıkarak garip büyü
ayinlerine
giriştiğini anlatmıştık. Başta belirttiğimiz gibi, konuyu
inceleyen
pek çok araştırmacının ortak görüşü, bu "giz"in Kabala ile
ilişkili
olduğudur. Örneğin okültizm (gizli ilimler) tarihinin ünlü
uzmanlarından
Fransız yazar Eliphas Lévi, Histoire de la Magie (Büyünün
Tarihi)
adlı kitabında, Tapınakçılar'ın Kabala doktrini ile
"inisiye edildiklerini",
yani bu doktrin ile gizli bir biçimde eğitildiklerini
detaylı kanıtlar
göstererek anlatır.27

Kabala ise, bir önceki bölümde incelediğimiz
gibi, kökenleri Eski
Mısır rahiplerine uzanan, büyüye dayalı pagan bir
öğretidir. Yahudiler
Eski Mısır'dan devraldıkları bu öğretiyi, Ortadoğu'daki
putperest
kavimlerin büyü inançlarıyla da (Kuran'daki Harut ve Marut
ile ilgili
Bakara Suresi 102. ayetinde haber verildiği gibi)
karıştırarak bir
gelenek şeklinde korumuşlar ve Tevrat'ı buna göre tahrif
etmişlerdir.
Böylece kökenleri Eski Mısır'dan gelen öğreti, Kabala
üzerinden
Tapınakçılar'a aktarılmıştır.

Dünyaca ünlü İtalyan yazar
Umberto Eco, Foucault
Sarkacı adlı romanında söz konusu gerçekleri bir roman
akışı içinde
aktarır. Umberto Eco, roman boyunca, canlandırdığı
kahramanların
ağzından Tapınakçılar'ın Kabala'dan etkilendiklerini ve
Kabalacıların,
eski Mısır zamanındaki firavunlara uzanan bir "giz"e sahip
olduklarını
anlatır. Eco'ya göre, Eski Mısırlılar'ın sahip olduğu
birtakım "giz"ler,
Yahudi önde gelenleri tarafından öğrenilmiş ve sonra da bu
Yahudiler
tarafından Eski Ahit'in ilk beş kitabına (Muharref Tevrat)
serpiştirilmiştir.
Ancak üstü kapalı bir biçimde anlatılmış olan bu "giz"
ancak Kabalacılar
tarafından anlaşılabilmektedir. (Zaten daha sonra
İspanya'da yazılacak
ve Kabala'nın temeli haline gelecek olan Zohar, bu söz
konusu beş
kitabın "giz"lerini konu edinecektir) Umberto Eco,
Kabalacıların
Eski Mısır'dan devraldıkları bu "giz"in Süleyman
Tapınağı'nın geometrik
ölçülerinden de okunduğunu söyledikten sonra,
Tapınakçılar'ın bu
gizi, o dönemde Kudüs'te bulunan Kabalacı hahamlardan
öğrendiklerini
yazar: "... Gizi, Tapınak'ın açıkça
söylediği
şeyi sezinleyenler, Filistin'de kalan bir avuç hahamdır
yalnızca...
Tapınakçılar da onlardan öğreniyorlar."28

Tapınakçılar Eski Mısır-Kabala öğretisini
benimsemekle, doğal olarak,
Avrupa'da hakim olan Hıristiyanlık temelli düzenin
muhalifi haline
gelmişlerdir. Bu muhalefette onlarla aynı safta olan bir
diğer önemli
güç ise Yahudilerdir. Tapınakçılar'ın Fransa Kralı ve
Papa'nın ortak
kararıyla 1307 yılında tutuklanmalarının ardından, bu
muhalefet
yer altına inmiş, ama eskisinden daha radikal ve kararlı
biçimde
devam etmiştir.

Daha önceden de belirttiğimiz gibi,
Tapınakçılar'ın önemli bir
bölümü tutuklamalardan kurtulmuşlar, kendilerine güvenli
bir yer
bulabilmek içinse o dönemde Avrupa'da Papa otoritesini
tanımayan
tek krallık olan İskoçya'ya kaçmışlardır. İskoçya'daki
duvarcı loncalarına
sızmışlar, zamanla bu loncaları ele geçirmişler, loncalar
Tapınakçı
gelenekle özdeşleşmiş ve böylece masonluğun kökeni
İskoçya'da oluşmuştur.
Nitekim hala günümüz masonluğunun temeli, "Eski ve Kabul
Edilmiş
İskoç Riti"dir.

Süleyman Tapınağı'nın bir
maketi.
Tapınakçılar ve masonlar, Hz. Süleyman hakkındaki
batıl inançları
nedeniyle, bu tapınakta sözde pagan kültürlerden
kalma bir
"giz" olduğuna inanmışlardır. Masonik literatürde
Süleyman
Tapınağı'na bu denli yoğun bir vurgu yapılmasının
nedeni budur.


Yeni Masonik Düzen adlı kitabımızda detaylı
olarak incelediğimiz
gibi, 14. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa tarihinin
çeşitli
aşamalarında Tapınakçılar'ın -ve onlarla ilişki halindeki
bazı Yahudilerin-
izlerini görmek mümkündür. O kitapta incelediğimiz bazı
konu başlıklarını,
detaylarına girmeden, şöyle belirtebiliriz:
<blockquote>

* Fransa'daki Provins bölgesi,
Tapınakçılar'ın önemli sığınaklarından
biriydi. Tutuklamalar sırasında pek çoğu burada
saklanmıştı. Bölgenin
diğer bir önemli özelliği ise, aynı zamanda Avrupa'nın
en belirgin
Kabala merkezi olmasıydı. Provins, sözlü bir gelenek
halindeki
Kabala'nın kitaba döküldüğü yer oldu.


* 1381 yılında İngiltere'de patlak veren
Köylü Ayaklanması, tarihçilerin
kabulüne göre, bir tür "gizli organizasyon" tarafından
körüklenmişti.
Masonluk tarihini inceleyen uzmanlara göre, bu "gizli
organizasyon"
Tapınakçılar'dı. Ayaklanma basit bir sosyal patlamanın
ötesinde,
Katolik Kilisesi'ne yönelik planlı bir saldırıydı.


* Bu ayaklanmadan yarım asır sonra Bohemya
bölgesinde John Huss
adlı bir din adamının Katolik Kilisesi'ne karşı
başlattığı muhalefetin
ve ardından gelen ayaklanmanın da perde arkasında
Tapınakçılar
vardı. Dahası Huss, Kabala ile çok yakından ilgilenmiş
bir kişiydi.
Doktrinlerini geliştirirken kendisinden etkilendiği en
önemli
isim olan Avigdor Ben Isaac Kara, Prag'daki Yahudi
cemaatinin
hahamlarından biri ve bir Kabalacıydı.
</blockquote>

Bu gibi örnekler, Tapınakçılar ve Kabalacılar
arasındaki oluşan
ittifakın, Avrupa'da bir sosyal düzen değişikliği peşinde
olduğunun
işaretleriydi. Bu değişiklik, Hıristiyanlık temelinde
yükselen Avrupa
kültürünün değiştirilmesi, bunun yerine Kabala temelli bir
kültür
yerleştirilmesini öngörüyordu. Bu kültürel değişimin
ardından ise,
siyasi değişiklikler gelecekti. Fransız Devrimi, İtalyan
Devrimi
gibi...

İlerleyen bölümlerde Avrupa tarihinin bazı
önemli dönüm noktalarını
inceleyeceğiz. Her aşamada karşımıza çıkacak olan gerçek,
Avrupa'yı
dindar bir kültürden uzaklaştırmak, bunun yerine din-dışı
bir ideoloji
yerleştirmek ve bu amaçla dini kurumları yıpratmaya ve yok
etmeye
çalışan bir gücün varlığı olacaktır. Bu güç, Eski
Mısır'dan Kabala'ya
aktarılmış olan öğretiyi Avrupa'ya kabul ettirmeye
çalışmıştır.
Bu öğretinin temelinde ise, daha önce de belirttiğimiz
gibi, iki
kavram ön plana çıkar: Hümanizm ve materyalizm.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz