GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

AT'IN TÜRKLER TARAFINDAN EVCİLLEŞTİRLMESİ ve KULLANILMASI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

CANTAR




<table width="100%" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"><tr><td colspan="2">
Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız


AT'IN TÜRKLER TARAFINDAN EVCİLLEŞTİRİLMESİ ve
KULLANILMASI


Batılılar'ın Ari ırkın üstünlüğünü kanıtlamağa
çalışan İndo-Germen kuramına göre, Hint-Avrupalılar'ın çok eski
dönemlerde Çin'in Kansu bölgesine değin bütün Orta Asya'ya yayıldıkları
ve aslında göçebe (bozkırlı) oldukları, atın ilk kez onlarca
evcilleştirildiği, dünyanın ata binme sanatını onlardan öğrendiği öne
sürülür. Bu aslında Batılılar'ı yüceltmeye dayanan köksüz bir kuramdır.
Bugünkü Batılılar'ın ataları ne tarım kökenli, ne de göçebe kökenli
olmayıp asalak ekonomiye (avcılık ve toplayıcılık) bağlı olduklarından,
Batılılar atalarını yüceltmek ve kendilerine daha yüksek bir kültür
kökeni sağlamak için bu kuramı icad etmişlerdir. Batılılar'ın atın
üzerinde önemle durması, bu hayvanı evcilleştirip binmenin insanlığın
kültür geçmişinde çok ileri bir hamle olmasından ileri gelir.

Evcil
atın kökeninin -kuramsal olarak- kalıntıları Orta Asya'daki Cungarya'da
ortaya çıkarılan kısa kalın bacaklı, büyük ve öne doğru eğik başlı
"Equus Przewalsky" olduğu öne sürülmüştür. Ancak, eski çağlarda bir
değil birçok türden yaban atı yaşamış olup, bunlar arasında Bozkır
Kültürü'ndeki (Türkler'in yarattığı kültür) savaşçı çobanlarca binek ve
savaş atı olarak kullanılan at, "Przewalsky" cinsi değil, küçük gövdeli,
uzun ve ince bacaklı, mağrur bakışlı, sert tırnaklı batı bozkırları
cinsidir. Asya Hunları "Przewalsky Atı" nı bilir ama bu atı yalnızca
araba ve yük hayvanı olarak kullanırlardı. Kalın bacaklı, hantal gövdeli
"Przewalsky Atı" koşu sırasında çeşitli yönlere doğru hızlı dönüş
yapmağa elverişli değildi. "Bozkır Atı" nın ise, özellikle savaşlardaki
seri ve karmaşık manevra hareketlerine kolayca alışabilen bir gövde
yapısı vardı.

Asya'daki ilk at kalıntıları, Türk anayurdu
bölgesindeki Afanasyevo Kültürü (MÖ 2500-1700) ile onun bir gelişmesi
olan, aynı bölgedeki Andronovo Kültürü'nde (MÖ 1700-1200) görülmüş ve
Andronovo Kültür Çevresi'ne giren yerlerde hep at kalıntıları ile
karşılaşılmıştır. Çeşitli bilginlerin araştırmalarının ortaya koyduğu
kanıtlara göre bu iki kültür, Türkler'in eski ataları tarafından
yaratılmış olup Andronovo ve Afanasyevo kültürlerine ait insan
iskeletleri Türk = Turan tipini temsil etmektedir

Başka kültür
çevrelerinin kalıntılarında bulunmuş at iskeletlerinin fonksiyonel bir
değeri yoktur. Örnek olarak bugünkü Türk toplumunu ve kediyi ele alalım.
Bundan binlerce yıl sonra bugünkü Türkler'in yaşamış olduğu topraklarda
arkeolojik bir inceleme yapılsa, birçok kedi iskeleti ile karşılaşılır.
Ama bu iskeletler, kedinin Türkler tarafından evcilleştiridiğini,
Türkler'in yaşamında kedinin sosyal ve/veya ekonomik bir unsur olduğunu
kanıtlamaz. Önemli olan, kedinin Türk yaşamında fonksiyonel bir değer
kazanıp kazanmadığıdır. İşte, atın fonksiyonel bir değer kazanması,
ancak Türkler'in öz ve kendi yarattıkları kültürleri olan "Bozkır
Kültürü" nde görülmektedir. Bozkır Kültürü'nde rol onayan baş etken
biniciliktir. Binicilik ihtiyacının yerleşik-köylü kültürlerde değil,
geniş otlakları ve uzak su başlarını hızla dolaşmak zorunda olan Bozkır
Kültürü'nde duyulacağı açıktır. Bozkır Kültürü'nde, ilk başta kalabalık
sürüleri kollamak gibi bir araç olan binicilik, kısa sürede askerî bir
değer kazanarak bozkır savaşçılığının temeli olmuş, at da savaş atı
tipine doğru geliştirilmiştir. Andronovo Kültürü'nün yaratıcısı olan
savaşçı Proto-Türkler'in çevreye egemen olmağa başlaması, dünya savaş
tarihinde 3500 yıllık "Savaş Atı Çağı" nı açmıştır. Hun Türkleri, Çin
topraklarında atlı savaşın bilinmediği bir zamanda kendi özgün
kültürleri ile göründüklerinde, savaş atlarını da yanlarında
getirmişlerdi. Böylece savaş atı, doğuya doğru yayılmış ve Orta Asya ile
Doğu Asya'da savaş atı yetiştiriciliği ilk olarak Hunlar'ın
yayıldıkları Şan-Si bölgesinde görülmüştür.




Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız


Atın binek hayvanı olarak
kullanılması, dünya tarihinde çok önemli bir aşama olup tarıma bağlı
hayvancılığın çok üstünde bir kültür atılımıdır. Avcılık yaşamından
hayvanları evcilleştirmeğe geçek ilk ırk Türkler'dir. At, Türkler
tarafından evcilleştirilmiş, Türkler ata binen ilk insanlar olmuştur.
Kapanda-Yüs bölgesinde (Afanasyevo-Andronovo kültür çevresi) yapılan
kazılarda, MÖ 3. bine tarihlenen mezarlarda ağızlarında demir gem izleri
bulunan at iskeletlerine rastlanmıştır. Atın, Ön Asya ve İndo-Germen
kavimlerinin tarihinde önemli bir yeri olmadığı gibi Moğollar'da da
sonradan yer almıştır. Moğollar aslen bir bozkır kavmi değil, orman
kavmi idi. Fakat daha sonraları Bozkır Kültürü'ne katılmışlar,
Türkler'le birlikte bu kültürün uygulayıcısı olmuşlardır. Dolayısıyla,
Moğol yaşamında atın yer edinmesi Türk Kültür Çevresi'ne yani Bozkır
Kültürü'ne geçmeleriyle başlar. Bütün bunlara karşılık, en eski
çağlardan beri Türkler'in siyasal, dinsel, ekonomik ve toplumsal
yaşamında at merkezî bir rol oynamaktadır. Türkler, yetiştirdikleri atın
etini yerler, sütünden millî içkileri olan kımız'ı yaparlar, onu kurban
olarak sunarlar, yabancı ülkelere ihraç ederek gelir sağlarlardı.
Özellikle Çin, atı Türk ülkelerinden sağlardı. Çinliler, sadece Gök Türk
çağında, ayrı adlarla anılan 11 cins Türk atından söz etmişlerdir.

Çin
belgelerine göre, Hun Türkleri'nden önce Çin'in kuzey kavimleri atlı
savaş yöntemini bilmiyorlardı. Çinliler de atı önceleri yalnızca savaş
arabalarında kullanmakta olup MÖ 4. yüzyılda Türkler'le ilk
karşılaştıkları zamana kadar Atlı Bozkır Kültürü'nü bilmemekteydiler.
Çin tarihlerine göre Türkler her yıl at güreşi düzenler, birinci gelen
atın soyunu türetirlerdi. Çinliler, Türk atlarının güzelliğine ve gücüne
hayrandılar. En güzel Türk atlarına "Kan Terleyen Atlar" adı verilirdi.



Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız



Bozkır Türk'ü, yaşamında çok
önemli bir yeri olan, özel ad ve sanlar verdiği ve törenle gömdüğü atı
zeka sahibi, gökten inmiş, kutsal bir hayvan olarak düşünmüştür.
Asya'daki en eski atlı defin, Andronovo Kültürü'nde görülmektedir. Atlı
defin törenleri, Andronovo Kültürü'nden dünyaya yayılmış, bu kültürün
soyundan gelen Hun ve Avar Türkleri'nce de Germen ve Islav kabilelerine
öğretilmiştir. Köl Tigin Yazıtı'nın doğu yüzünün 32-40. satırları ile
küzey yüzünün 2-9. satırlarında Gök-Türk orduları başkomutanı Köl
Tigin'in bindiği atlar, adları ile belirtilir. O çağdan beri Türkçe'de
"at" olarak söylenen sözcük, Asya Hunları'nın evcilleştirdiği
hayvanlardan söz eden MÖ'ki Çin kaynağı Shi-Ch'i'de -Çin ağzına
uydurularak- k'utti, k'uai-t'i olarak belirtilmektedir. Çince kaynak bu
Hun'ca sözün anlamını "daima büyük bir güç ile sıçramaya istekli" diye
açıklamıştır. Türkçe'de "at" sözcüğünden türemiş atım, atlamak, atılmak,
atmak vb sözcüklerde aynı anlam bugün de korunmaktadır.

Türkler,
Ön Asya ve Anadolu'ya göç edince at kültürlerini de birlikte
getirmişlerdir. İlk İslam döneminde Esb-i Türk (Türk Atı) ünlü idi. At,
Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da Türk kültüründeki müstesna yerini
korumuştur. Kastamonu Beğliği'nin yetiştirdiği atlar dünyaca ünlü olup
Arap atlarından üstün bulundukları için, her biri bin altından
satılıyordu. Türk at kültürü ile birlikte iğdiş, ulak, yam, yamçı,
yağız, yılkı vb Öz Türkçe sözcükler Arapça ve Farça'ya geçmiştir.


(Hun
Çağı Altay Mezarlarındaki Kişilik ve Kutsallık Verilmiş At Figürleri
)


KURIKANLAR ve TÜRK AT
KÜLTÜRÜ


Gök Türk Yazıtları'nda adları sık sık geçen
Kurıkanlar, ****** gölünün batısında yaşarlardı. Kurıkanlar'dan kalmış
kaya resimleri arasında Gök Türk yazısı ile yazılmış Türkçe yazıtların
bulunması, Kurıkanlar'ın bir Türk boyu olduğunu göstermektedir. Kimi
araştırmacılarca Oguz Türkleri'nin bir boyu sayılan Kurıkanlar, Gök Türk
döneminde Sahalar'ın (Yakutlar'ın) güneyinde, Gök Türkler'in de
küzeyinde bulunuyorlardı. Çin kaynakları, Kurıkanlar'ın çok büyük ve
güçlü olan, boyunları deve boynuna benzeyen atlarının bulunduğunu
yazarlar. Kurıkanlar'dan kalmış kaya resimlerinde de uzun boyunlu güzel
atların bulunması Çin kaynaklarını desteklemektedir. Kurıkan kaya
resimlerinde atların yeleleri tarak ağzına benzer bir biçimde kesilerek
süslenmiş, boyunlarına da bir püskül asılmıştır. Bu tarak biçimindeki at
yeleleri Altaylar'daki Gök Türk, Kırgız çevrelerinde bulunduğu gibi,
Hunlar'ı temsil eden Çin kabartmalarındaki at yelelerinde de bulunur.
Türkler, atın yelelerine astıkları bu süslere bonçuk, monçuk (boncuk)
derlerdi.

Kurıkan kaya resimlerindeki kimi atların eyerlerinin
arka kaşları oldukça yüksektir. Türklerde eyerlerin bu ön ve arka
yastıklarına köpçük adı verilirdi. Bazan da öngdünki yalıg, kidinki
yalıg, yani "ön eyer kaşı, arka eyer kaşı" diye adlandırılırdı.
Resimlerde, atların bazılarının kuyrukları düğümlenmiştir. At kuyruğunu
bağlama geleneği Türkler'e özgüdür. Alp Arslan da, Malazgirt Meydan
Savaşı'nda atının kuyruğunu bağlamıştı. Türkler, at kuyruğunu iple bükme
ya da bağlamaya sırtlamak derlerdi. Harezmşahlar döneminde yazılmış
Türkçe sözlüklerde "tügdi atnın kuyrugın" şeklinde deyimlere rastlanır.
At kuyruğunu bağlama geleneği Kırgızlar'da, Hunlar'ı temsil eden
Ho-Chü-P'ing dikilitaşında, Çin ressamı Han-Kan'ın yapmış olduğu bir Hun
portresinde ve sair Türk boylarında da görülür. Bu gelenek daha sonra
Moğollar'a da geçmiştir.

Kurıkan Türkleri'nin kaya
resimlerimlerinde atlara bazan üç kişinin bindiği görülür. Birden çok
kişinin ata binmesi adeti öteki Türk boylarında da vardı. Türkler, at
üzerine ikinci bir kişinin binmesi için ayrılan yere sugarsuk, atın
arkasına binene de köçük derlerdi.

MS 983-985 yıllarında Uygur
başkentine giden Çinli elçi Wang Yente, Uygur Türkleri'nde mülkiyetin at
renklerine göre düzenlendiğini belirtir. Peçenek Türkleri'nde de benzer
biçimde, boylar atların renkleriyle vurgulanır. Sekiz boydan oluşan
Peçenekler'in atlara bağlı olarak aldıkları adlar şöyledir:

1.
Yavdı Erdim: Parlak Erdem. Parlak atları olan Erdem boyu.
2. Kürekçi
Çor: Gök (Mavi) Çor. Gök (mavi) atları olan Çor'un boyu.
3.
Kabukşın Yula: Ağaç kabuğu renginde atları olan Yula'nın boyu.
4.
Suru Kül-Bey: Boz atları olan Kül-Bey'in boyu.
5. Kara Bay: Kara
atları olan Bay'ın boyu.
6. Boru Tolmaç: Koyu renkli atları olan
Dilmaç'ın boyu.
7. Yazı Kaban: Kaban boyu (net değildir).
8.
Bula Çoban: Alaca atları olan Çoban'ın boyu.

Yukarıda Peçenek
boylarının adlarında geçen Çor, Yula, Bay, Dilmaç, Çoban (Çaban)
terimleri kişi adı değil, unvandır. Mesela Çoban, koyun güden anlamında
değildir.


TÜRK ORDUSUNDA AT

Hun Türkleri, binicilik ve
savaş eğitimlerine daha çocukken başlar; önce koyuna, sonra taya, en
sonra da ata binilerek süvarilik öğrenilirdi. 4-6. yüzyıl Roma ve Batı
kaynaklarına göre "Daha yeni yürümeğe başlayan Hun çocuğunun yanında
eyerlenmiş bir at hazır bulunurdu", "Hunlar at üstünde yerler, içerler,
konuşurlar, alış-veriş yaparlar, uyurlardı", "At başka kavimleri
yalnızca sırtında taşır, ama Hunlar at üstünde ikamet ederlerdi". 7-10.
yüzyıl Bizans kaynaklarına göre "Türkler sanki at üstünde doğmuşlardır,
sanki yerde yürümesini bilmezler". Çin kaynaklarına göre, en iyi at
eğiticisi olan Asya Hunları, kimsenin dokunamadığı yaban atlarını
yakalayıp evcilleştirirlerdi. Benzeri bilgilere Çin, Roma, Bizans, Rus,
Süryani, İslam vb kaynaklarda 14. yüzyıla değin rastlanır.

Hun,
Gök-Türk, Selçuklu, Türk-Moğol ve Osmanlı kaganlıkları
(=imparatorlukları) at üzerinde yaşayarak ve savaşarak kurulmuştur.
Türkler yaşın (=şimşek) gibi hızlı atlarıyla kolaylıkla fetihler yapar,
uzak-yakın ülkeleri ele geçirirlerdi. Ağır zırhlı orduları baskın ve ani
saldırılarla şaşkına çevirir, girişimi daima elde bulundurarak düşman
saflarını bozar, sonunda da yok etme saldırısını başlatırlardı. Bu
durum, zaferin az bir kayıpla kazanılmasını sağlardı. Bundan ötürü
Ortaçağ kaynakları, Türk savaşçılarının "kasırga gibi birdenbire
görünüp, kuşlar gibi uzaklaştıklarını" şaşkınlıkla tasvir etmişlerdir.
Eski Türkler'in atlı birlikleri, çağımızın zırhlı birlikleri gücündeydi.

Büyük
çoğunluğu okçu atlılardan kurulu Türk orduları, atın sağladığı hız ile
ağır ve kütle muharebesi yapan yabancı ordular karşısında üstünlük
kazanırlardı. Bozkır savaş yönteminin iki önemli özelliği vardı: sahte
geri çekilme ve pusu. Yani kaçarmış gibi geri çekilerek, düşmanı çember
içine almak için pusu kurulmuş yere çekmek. Kurt Oyunu ya da Türk
yurdunun eski adından ötürü Turan Taktiği adı verilen bu savaş oyununun
temel faktörü at ve atın sağladığı süratti. Atın sağlamış olduğu sürat
olmasa bu taktik uygulanamazdı. Türkler, Bozkır döneminde ve daha sonra
da (1071 Malazgirt, 1369 Niğbolu, 1526 Mohaç, Kurtuluş Savaşı'ndaki bir
çok çarpışma vb) bu taktiği büyük bir beceri ile uygulamışlardır.

Göçebe
Türk kaganlıklarında at, askeri gücün kaynağı idi. Bundan ötürü
Türkler, çok sayıda at yetiştirirlerdi. MÖ 49 yılında bir Hun ailesinin
7000 atı, MS 83 yılında da başka bir ailenin 20.000 atı olduğu
saptanmıştır. Gök Türk han ve beğlerinin de at sürüleri sayısızdı,
yüzbinlere varıyordu. Gök Türkler çağında, Kırgız ve Basmıl Türkleri'ne
komşu olan bir Türk boyu adını atlarının renginden almıştı. Bunların
Oguzlar'dan Alayondlu boyu olduğu anlaşılıyor. Nitekim 8. yüzyıldan
kalma Tibetçe bir belgede Alayondlu (Ha la-yun long) boyunun kalabalık
ve zengin olup, en iyi Türk (Drugu) atlarını yetiştirdiği bildirilir.

Türk
atlıları, savaş alanında atların renklerine göre belli kanatlarda yer
alırlardı. MÖ 201'de Çin imparatoru Kao-ti'yi kuşatan Motun'un (Mete)
savaş düzeni de böyle idi ve doğuda boz atlılar, batıda kır atlılar,
küzeyde yağız atlılar, güneyde doru atlılar yer almıştı. Savaşa girecek
atların kuyruklarının kesilmesi de eski Türkler'de yaygın bir gelenekti.
Çetin savaşlara girmek üzere hazırlanan savaşçılar atlarının
kuyruklarını kesip tuğ yaparak kendilerinin fedai olduklarını ilan
ederlerdi; savaşçı savaşta ölürse, kesilmiş olan atının kuyruğu mezarına
dikilirdi. Zafer için Tanrı'ya yapılan eski at kurbanlarının bir tür
devamı olan bu gelenek, daha sonraları atın kuyruğunu düğümleme
biçiminde devam etmiş, Osmanlılar'ca da uygulanmıştır. Ayrıca aynı
gelenek (savaşa giden savaşçının atının kuyruğunu düğümlemesi) Kuzey
Amerika Kızılderilileri'nde de vardı.

Eski Türkler'de kutsal Türk
sancağı tuğ idi. Türk devletinin ve bağımsızlığınının simgesi olan
tuğ'un başına at kuyrukları bağlanırdı. Tuğ dört bölümden oluşurdu:
süslenmiş tuğ direği; direğin başına bağlanmış at kuyrukları; tuğ başı
(direğin başına konulur ve kuyrukların bağ yerini gizlerdi); tuğ başının
üzerine konulan kurt başı.

ESKİ TÜRK DİNİ ve MİTOLOJİSİNDE AT

Eski
Türkler'de Gök Tanrı ve atalara kurban olarak hayvan kesilirdi. Kurban,
hayvanın erkeğinden olurdu. Dede Korkut Kitabı'nda yiğitler koyundan
koç, deveden buğra, attan aygır kırdırırlar yani kestirirler. En geçerli
kurban olan at iskeletlerine Bozkır Türk boylarından kalma sinlerde
(mezarlarda) rastlanır. Bundan ötürü Asya Hun, Gök-Türk, Avrupa Hun ve
Avrupa Avarları'nın mezarlarında bol oranda at iskeleti bulunmuştur. Çin
kaynakları Hun kaganının her yıl dağda, göğe at kurban ettiğinden söz
ederler. Bu kurban törenlerinde özellikle ak at kullanılırdı. Gök
Tanrı'ya kurban verme işlemleri Proto-Türk ve Hun dönemlerinde olduğu
gibi, Gök Türk döneminde de sürmüştür. Bu dönemde av sırasında at,
vurularak da kurban edilirdi.


Yanlış olarak kurgan diye
adlandırılan (kurgan Eski Türkçe'de korunulacak yer, kale anlamına
gelir; Eski Türkler mezara sin, gömüt, bark gibi adlar verirlerdi) Eski
Türk mezarlarında, ölüye öteki dünyada hizmet etmesi için gömülmüş
atlara rastlanmıştır. Çok kez yas belirtisi olmak üzere atların
kuyrukları kesilmiş ya da düğümlenmiştir. Atın kurban edilmesi İbn
Fadlan'ın seyahatnamesinde de anlatılır. Kesilmiş ağaçlar üzerinde
mezarın başına asılan at, ölünün uçmağa (=cennete) giderken bineceği
attır. Müslümanlık döneminde de kimi Türk hükümdarları atıyla birlikte
gömülmüş ya da atının tek başına gömülmesi için -tıpkı islam öncesi
dönemde olduğu gibi- mezar yapılmıştır.

Türkler'le ilgili birçok
efsane ve destanda at, sahibinin yakın arkadaşı, zafer ortağı ve en
değerli varlığı olarak geçer. At, Türk kozmolojisine göre su unsurunun
hayvan biçimli timsalidir. Su kökenli atlar denilen sudan çıkan kanatlı
atları anlatan efsaneler bu unsurla ilgilidir. Ayrıca, ak atların
üzerinde beneklerin bulunması da uğurlu sayılmakta olup yine bu unsurla
ilişkilidir. Başka bir efsanevi at ise gök kökenli atlardır. Bu atlar
kanatlı olarak düşünülmüşlerdir. Atla ilgili mitolojik motifler
İslamlık'tan sonra da devam etmiştir. Hz. Muhammed'i miraca çıkaran
Burak, Kur'an'da betimlenmemesine karşın, insan yüzlü ve gövdesi benekli
bir at biçiminde tasvir edilmiştir.


Türk destanlarında at en önemli unsurlardan
biridir. Bir çok destanda at, alp'ın (alp= kahraman, yiğit, şovalye)
hem bu dünyada silah arkadaşı olduğu için, hem de öldükten sonra öteki
dünyada yoldaşı olacağı için ayrı ve eşsiz bir değer taşır. Türkler
atların denizden çıkan, dağdan inen ya da gökten, yelden, mağaradan
gelen kutsal aygırlardan türediğine de inanırlardı. Çin kaynaklarında
Hunlar'ın Asya'nın en güzel, en uzun koşan atlarını yetiştirdikleri
kaydedilmiştir. Cins atına binen Motun (Mete) Han'a kimse yetişemezdi.
Kırgız Türkleri'nin destan kahramanı olan Manas'ın ak-kula donlu, soylu
güzel atına da kimse yetişemezdi. Oguz Kagan Destanı'nda Oguz'un
çocukluğu "At sürüleri güder, ata biner idi" sözleri ile övülüyordu.
Oguz Kagan, ilk kahramanlığını da at sürülerini ve halkı yiyen canavarı
öldürerek göstermişti. Yine Buz Dağı'na kaçan atını bulup getiren bir
beğ'e Karluk adını vermiş, onu beğlere baş yapmıştı. Böylece Karluk
Türkleri'nin ad alışında da bir at rol almış oluyordu. Eski Türkler'in
at'a verdikleri önem atasözü ve deyimlerine de yansımıştı; "Yayan erin
umudu olmaz", "At işler, er öğünür", "At, Türk'ün kanadıdır", "Türk,
çadırda doğar, at üstünde ölür", "At ölümü, er ölümü olmasın", "Kuş
kanadı ile, er atı ile", "At'a kuyruk, yiğide bıyık yakışır", "Atı
kuyruklu olanın sözü buyruklu olur" sözlerini sık sık söylerlerdi. Bir
Türkmen atasözünde ise şöyle denilir: "Sabah kalk atanı (=babanı) gör,
atandan sonra atını gör".

Savaşlarda atlar binicisine göre
giydirilir ve zırhla donatılırdı. Savaştan önce at yarışları düzenlenir,
savaş sonrasında at en değerli ganimetlerden sayılırdı. Oguz Kagan,
güney akınları sırasında sayısız atı ganimet olarak almıştır. Semetey
de, babası Manas ölünce onun atını ve eşyasını alır. At yarışlarına
bütün Türk boylarınca çok önem verilirdi. Yarışa katılmak, kazanmaktan
daha önemliydi. Kahramanlar aygıra binerlerdi. Çünkü Türk atlarının
aygırları makbuldü. Aygır olmayan atı Türkler iğdiş ederlerdi. Böylece
atlar daha dayanıklı olurdu. Türkler'in iğdiş edilmiş bu atları Arap
ülkelerinde de kullanılırdı.

Alpların ölümünde at onların vefalı
bir arkadaşı ve yoldaşıdır. Manas'ın ilk ölümünde atı yas tutmuş,
yemeden içmeden kesilmiştir. İli ırmağı boyunda yaşayan Türk boylarının
Er Töştük Destanı'nda, Er Töştük'ün karısının Çal-Kuyruk adlı kutsal bir
atı vardır. Bu at'a Tanrı bin at gücü vermiştir. Er Töştük'le konuşur,
ona akıl verir. Şeytan, Er Töştük'ü öldürünce o diriltir. Birçok
serüvenden sonra karı, koca ve atları üç kişi olarak mutlu günler
yaşarlar. Manas Destanı'nda, Almam Bet Kalmuklar'ca öldürülünce atı
Sarıala, savaş alanında yelesinden ve kuyruğundan ayrıldığı, zayıfladığı
halde, perişan durumuna bakmadan, sahibinin ölüsünü düşmana bırakmayıp
Talas'a getirir.

Türk destanlarında atın kişilik kazandığı
görülür. Kırgız Türkleri, güzel ve cesur atlara Gök Kurt anlamında "Gök
Börü" derlerdi. Köroğlu'nun ünlü kır atı, bir insan gibi dokuz ay dokuz
günde doğmuştur. Bir insan gibi zeki ve anlayışlıdır. Köroğlu'nun
yiğitleri ile birlikte tutsak edilince, kimse kendisini almasın diye kör
ve topal taklidi yapar. Dede Korkut Destanları'nda Bamsı Beyrek,
zındandan çıkıncaya değin kendisini 16 yıl bekleyen atına şöyle
seslenir:

At demezem sana
Kardaş direm
Kardaşımdan ileri

Türk
destan ve efsanelerinde at kutsaldır, gücünü de Tanrı verir. Yakut
Türkleri'nin Er Sogotoh Destanı'nda sarı at, kutsal ve güçlüdür. Er
Sogotoh güney seferine çıktığında Kan Irmağı'nı geçemez, atı uçarak onu
ırmağın ötesine geçirir. Er Sogotoh'un atı gibi Köroğlu'nun atı da
yüzer. Bir keresinde düşmanları Köroğlu'nu izlerken o atını derin bir
suya salar; düşmanları boğulur, atı yüzerek onu kurtarır. Köroğlu'nun
atının ayakları koşarken yere değmez; babası atın ahırda beslenirken
biraz ışık görmüş olduğunu, ışık görmeseydi kanatlı olacağını söyler.
Kır At'ın ayağına koşarken çamur bulaşmaz; yelden tez gider, kuş gibi
uçar, yüksek kale duvarlarını aşar, gökte uçan kuşu kovalar. Manas
Destanı'nda Almam Bet de atıyla, uçan serçeyi yakalar. Köroğlu
Destanı'nın sonunda, Kır At ölünce Köroğlu kendini savunmaz. Çünkü Kır
At'tan sonra ona yaşamak gerekli değildir; başını katillere uzatır...

Oguzlar'da
atların başları çok kez koç ve toklu başlarına benzetilirdi. At türünü
anlatmak için de yund sözü kullanılırdı. İyi at için kullanılan deyim,
eskiden ve şimdi olduğu gibi, yügrük/yögrük sözüdür. Oguz destanlarında
soylu atlardan bidev atlar olarak söz edilir ve bu atlar "bidev atlar
ısın görüp okradıkta" deyimi ile övülür. Ancak, Dede Korkut
Destanları'nın öz atı Kazılık Atıdır. Kazılık atı "yelesi kara" diye
vasıflandırılır ve sık sık anılır. Bu at, Oguz Türkleri'nin ünlü dağı
olan, yaz-kış karı buzu erimeyen Kazılık Dağı'nın koyak ve eteklerinde
yetiştiği için bu adla anılmıştır.

Türkler'in ata karşı
duydukları sevgi inançlarına da yansımıştı. Aşağıda Türkler'in atla
ilgili inançlarından örnekler vardır. Bunlara Anadolu Türkleri de dahil
olmak üzere çeşitli Türk boyları arasında hala inanılmaktadır.


At,
bir evin önünde başı eve doğru bağlanırsa soluğu ile o eve bereket ve
uğur getirir.
Bir kişi sabahleyin gün doğmadan kır ata binerek bir
dereden yedi kez geçerse ona büyü etki yapmaz.
Bir evde at olursa o
eve cin, şeytan girmez.
Atın gözü yaşarırsa ya sahibi ya da
sahibinin yakınlarından biri ölecek demektir.
At başı suya atılırsa
yağmur yağar.
Nazardan korunmak için eve at başı asılır.
At'ın
soluğu hastalığa iyi gelir.

Şaman törenlerinde at, kamı/şamanı
gökyüzüne çıkaran binek ve kurbanlık hayvan olarak önem kazanmıştır.
Şaman davulu da her zaman at olarak nitelendirilmiştir. At, Gök
Tanrı'nın simgelerinden biri olarak önem kazanmış ve kurban olarak da
ona sunulmuştur. Şamanist mitolojide at, kam'a/şaman'a göğe çıkma
olanağı sağladığı için çoğu kez kanatlı olarak düşünülmüştür. Şaman göğe
çıkmak için, ak at yelesinden yapılmış çelenkleri ağaçlara asar. Çengiz
Han'ın kam'ı Teptengeri, ruhlarla konuşmak için görünmezlerden gelen
bir boz ata binip göklere çıkardı. Kimi Türk toplulukları ise ruhların
atlarını, Dünya'nın eksenini oluşturan Demirkazık'a (Kutup Yıldızı'na)
bağladıklarına inanırlardı.

Bunca sözden sonra konuşmamızı eski
bir Türk atasözünü, yeryüzüdeki bütün Türkler ve bütün Türk boyları için
dua niyetiyle söyleyerek bitirelim:


AT ÖLÜMÜ, ER ÖLÜMÜ
OLMASIN



Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız

(Minusinsk'te
Bulunmuş Altın Kemer Tokası)


</td></tr></table>
<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"><tr></tr></table>

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz