GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Perş. Tem. 15, 2010 1:22 am

CANTAR




Tarihin en gizemli
topluluklarından biri de hiç kuşkusuz Tapınakçılar’dır. Fransızca’da
“Templiers” , İngilizce’de “Templars” olarak adlandırılan bu
şövalyelerin gizemi günümüzde de varlığını korumaktadır. Özellikle de
Mason Cemiyetlerinin bu şövalyelere sahip çıkmaları günümüzde de
süregelen bir ilgiye kaynaklık etmektedir.





TARİKAT’IN DOĞUŞU

1099 yılında Kudüs ve Filistin’deki
kutsal yerler Haçlılar’ın eline geçmişti. Ancak Haçlı kuvvetlerinin
burada güven içinde olduklarını söylemek çok güçtü. Buradaki Müslüman
kuvvetler , özellikle de 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra akın eden
Türkler Haçlıları güç durumda bırakmaktaydılar.

Bölgeye Hristiyan hacı adaylarının
da sürekli gelmesi bölgede özel güvenlik önlemlerinin alınmasını
gerektirmekteydi. Hacı adayları ya fanatik Müslümanların ya da etraftaki
haydutların kurbanı olmaktaydılar.

Bölgede güvenlik sağlanması ve hacı
adaylarının güven içinde seyahatlerinin gerçekleştirilebilmesi için
–kaynaklara göre- dokuz şövalye Fransa’da , Champagne bölgesinde ,
Hugues de Payns önderliğinde toplanmışlardır. Elimizdeki kayıtlara göre
bu şövalyeler Hugues de Payns, Geoffroy de Saint-Omer, André de
Mantbard, Payen de Montdidier, Archambaud de Saint-Aignan, Geoffroy
Bisol, Hughes Rigaud, Rossal ve Gondemare’dir.

Hac yollarının emniyeti için yola
çıkıp Kudüs’e varan bu şövalyeler , kral II.Baudouin tarafından çok iyi
karşılanmış ve kendilerine şehirde bir yer tahsisi edilmiştir. Bu yıllar
, 1119 –1120 yılları, tarikatın aynı zamanda ilk yıllarıdır. Tarikatın
bu yıllardaki adı ise “İsa’nın Yoksul Şövalyeleri”dir. Birkaç sene sonra
ise kral II.Baudouin , oturmakta olduğu ve Süleyman’ın Tapınağı olarak
bilinen yeri terk etmiş ve burayı bu şövalyelere tahsis etmiştir.
İsa’nın Yoksul Şövalyeleri’nin adı ise bundan böyle “Tapınakçılar”
olarak anılmaya başlamıştır.

Takip eden yıllarda
Tapınakçı şövalyelerin sayısı hızla artmaya başlamıştır. Artık savunmaya
ihtiyaç duyan hacıların korunmasın üstlenmek isteyen şövalyeler
kendilerini Tapınakçıların arasında bulmaktadırlar. Özellikle Hayfa
Limanı ile Kudüs arasındaki yolun korunmasını Tapınakçılar üstlenmiştir.


Tapınakçıların
sayılarının artması artık Saint Augustin’den esinlenerek konulan
kuralların yerine yeni , bu tarikata mahsus kuralların konulması
gerektirmişti. 1127 yılında Hugues de Payns beş arkadaşı ile birlikte
Roma’ya, papa II.Honorius’u ziyarete gitmiş ve bu topluluk papa
tarafından dini bir örgüt olarak tanınmış ve 13 Ocak 1128’de kurallar
konulmuştur. Latince olan bu kurallar “Latince kurallar” olarak geçer.
12 yıl sonra uygulanacak olan “Fransızca kurallar” ise bunlardan çok az
farklıdırlar.

Aslında Tapınakçıların tanınmasında ve kuralların konmasında ,
daha başka bir deyişle tarikatlaşmasında önemli bir isim rol oynamıştır :
Saint Bernard de Clairvaux. 1090 doğumlu olan Saint Bernard de
Clairvaux, genç yaşlardan beri çevresinde tanınmaya başlanmış , gerek
davranışları gerekse de din kültürü ile ünü yayılmıştır. 1153 yılındaki
ölümüne kadar etrafında hem sevgi dolu bir din adamı hem de karizmatik
bir lider olarak saygı görmüştür. 20 Ağutos’daki ölüm tarihi, ona ait
bir kült gününe dönüşmeye başladığında ise kilise müdahale etmek zorunda
kalmıştı.

Saint Bernard de Clairvaux gibi önemli bir kişiden
destek alan Tapınakçılar böylece hem savaşçı şövalye olarak hem de
dindar rahipler olarak kendi kurallarını uygulamaya başlamışlardır.
Tapınakçılar ayrıca kendilerini diğerlerinden ayırmak için beyaz
elbiseler de giymeye başlamışlardır. Tapınakçıların kıyafetlerinin en
belirgin özelliği ise beyaz elbisenin üzerinde bulunan kırmızı haçtır.



TARİKATIN BÜYÜMESİ

Zaman içinde Tapınakçılara bir çok
şövalye katılmış ve örgüt büyümeye başlamıştır. 1147 yılında tarikatın
ikinci Üstadı Robert de Craon öldüğünde sadece Kudüs’de 700 şövalye ve
onlara hizmet eden 2400 kişi vardı. On üçüncü yüzılda bir çok eyalette
varlık göstermekteydiler. Bunların arasında Provence , Bourgogne,
Catalogne , Portekiz , gibi yerler de vardı. Filistin’de üç büyük
eyalete bölünmüşlerdi : Kudüs , Tripoli ve Antakya. Bu yüzyılda
Tapınakçıların 3468 adet şatoları vardı.

Tapınakçılar hem asker hem rahip
oldukları için kadınlarla ilgilenmezler , boş vakitlerinin çoğunu
ibadetle geçirirlerdi.

Tapınakçılar hem birtakım
ayrıcalıklara sahip oldukları için hem de güvenilir oldukları için
kutsal topraklara giden haçlıların paralarını da taşıyorlardı.
Tapınakçılar ayrıca hem katılanlardan gelen gelirle hem bağışlarla iyice
de zenginleşmişlerdi. Bunun dışında söylentilere göre Tapınakçılar
civardaki Müslümanlardan da para almaktaydılar.

Tapınakçılar bu arada Orta Doğu’da
ve İberya’da bir çok savaşlara katılmış ve başarılar da sağlamışlardı.

Sonuç olarak ,
Tapınakçılar Haçlı Seferleri ve Hristiyan Krallıkları döneminde
güçlerinin doruğuna çıkmışlardı. Ancak bu etrafta söylentilerin
doğmasına da neden olmaktaydı.



TARİKATIN SONU

Sağlanan bütün başarılara rağmen
doğuda Latin krallıkları çok uzun ömürlü olamamışlardı. 16 Haziran
1291’de son kale de Müslümanların eline geçtiğinde sadece 16 Tapınakçı
şövalye kalmıştı. Kalan şövalyeler ise Fransa’ya yerleşmişlerdi.

Belli bir amaç için kutsal
topraklarda toplanan Tapınakçı şövalyelerin Fransa’da tarikatın
varlığını sürdürmelerine için hiçbir neden yoktu. Artık tarikat ömrünü
tamamlamıştı. Ancak şövalyeler bunu kabul etmek bir yana zenginlikleri
ile ayrıcalıklı bir konumda varlıklarını sürdürüyordu.

Tapınakçı şövalyelerin bu zenginliği
, paraya ihtiyacı olan Fransa kralı Güzel Philippe’nin (Philippe le
Bel) dikkatini çekmekteydi. Bu arada Tapınakçı şövalyeler hakkında çıkan
söylentiler de kralın içini kolaylaştıracak gibi durmaktaydı. Sonunda
kral ustaca bir komplo ile 13 Ekim 1307’de Tapınakçı şövalyelerin büyük
bir bölümünü tutuklamayı başardı.

Aralarında Büyük Üstad Jacques de
Molay’ın da bulunduğu bu grup büyük işkenceler maruz kalmış ve
kendilerine atfedilen suçlardan büyük bölümünü kabul etmişlerdir. Bu
suçlamalar arasında birbirlerini kalçalarından ve kaba etlerinden
öpmeleri, eşcinsel ilişkide bulunmaları, haça tükürmeleri, Bafomet adı
verilen bir puta tapmaları da vardı.

Uzun mahkemelerden sonra
Tapınakçıların sonu ateşte yanarak gelmiştir. Ancak ölümlerinden ve
tarikatın yok olmasından sonra da haklarında söylentiler devam etmiştir.




TAPINAKÇILARIN GİZEMLERİ


Tapınakçıların
gizemleri daha tarikatın kuruluşu ile başlar.

Aslında tarikat kurulduğu
andan itibaren ezoterik bir karakter göstermiş ve amacını saklamıştır.


Tarikatın
ezoterik karakteri mühründe de görülmektedir. Aynı ata binmiş iki
şövalye şeklindeki bu mühür değişik araştırmacılar tarafından değişik
şekillerde yorumlanmıştır. Bazı araştırmacılar bu sembolü birbirini
kollayan iki şövalye olarak yorumlarken bazıları da bunu tarikatın ilk
yıllarındaki fakirliğini belirttiğini iddia etmişlerdir. Aslında bu
mühür , Saint Bernard’ın da «çarpışma iki yönlüdür, yeryüzünde ve
gökyüzünde
» şeklinde belirttiği gibi , misyonun maddi ve manevi olan
iki yönünü temsil etmektedir. Bir başka deyişle görünüşteki amaçları
Kutsal Topraklara giden hacılara yardım etmek olan tarikatın aslında bir
de ruhsal bir amacı vardı.

Tarikatın ezoterik yönünün bir başka
göstergesi de inisiyasyon törenleridir. Bu törenler bütün ezoterik
topluluklarda görülen törenlere benzemektedir. Aday kabul edilmeden önce
çeşitli sınavlardan geçmektedir. Bu sınavların tam olarak neler
olduğunu bilemesek de dört elementle ilgili bir takım törenler olduğunu ,
bazı moral değerlerin sorgulandığını öğrenmekteyiz. Bu sınavları geçen
adayı, geceleyin, on iki şövalye beklemekteydi. Dışarıda bekleyen adaya
şövalyeler niçin kapıya geldiğini üç defa sorarlar , yanıtını kabul
edince içeri alırlardı. Tarikata kabul edilme ise törenle olmaktaydı.

Tarikatın bir ilginç karakteri de o
zamanki Orta Çağ düşüncesinden farklı düşünsel yapısı idi. Ezoterik
düşünceye olan yatkınlığı Tapınakçıları diğer tarikatlardan ayırtmakta
ve etrafta yanlış anlamalara yer vermekte idi.

Tapınakçıları tam bir ezoterik
topluluk olarak düşünmek doğru olmaz ancak tarikatın zaman içinde böyle
bir karakter aldığını ve diğer ezoterik topluluklara kaynak olduğu için
bu özelliğinin fazla abartıldığını söyleyebiliriz.


TAPINAKÇILARIN İSA
HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ



Tarih boyunca süregelen rivayetlere göre Tapınakçıların İsa
hakkındaki görüşleri Hıristiyanlıktan çok daha farklıdır. Yaygın olan
bir rivayete göre Tapınakçı şövalyeler Johannit mezhebe mensupturlar.


Bilindiği
gibi, Hıristiyanlık tarihine baktığımızda İsa’nın gelişinden önce
Vaftizci Yahya’nın kişiliğinin öne çıktığını görürüz. Ancak Yahya ,
kabul edilen İncillerde İsa’nın geleceğini müjdeleyip onun vaftiz
olmasını sağlayan bir kişidir sadece . Hatta Matta İncilinde Yahya şöyle
der : «Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden
sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O’nun çarıklarını çıkarmaya bile
layık değilim. O sizi Kutsal Ruh ve ateşle vaftiz edecek.
» Ancak
zaman içinde bazı topluluklar Yahya’yı İsa’dan daha önemli tutmuşlar
hatta bu düşüncelerini çağlar boyu, İsa betimlemelerinde aslında
Yahya’yı resmederek sürdürmüşlerdir.

Aslında Tapınakçıların
Johannit olduklarına dair çok da somut deliller yoktur , ancak
kendilerine yöneltilen birtakım suçlamalarda Johannit mezhebe yöneltilen
suçlamalara benzer suçlamalar vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalar
ise , biraz zorlamalı da olsa, bazı Tapınakçı sembollerinde Johannit
mezhebine ait izler bulmaktadırlar.

Tapınakçılara yakıştırılan
başka inanışlara göre de Tapınakçılar İsa’nın Thomas isimli bir ikizi
olduğuna ve yeniden dirilmenin ancak böyle gerçekleştiğine inanmakta ve
ayrıca Maria Magdelena’nın İsa’nın karısı olduğunu öne sürmektedirler.






<BLOCKQUOTE>
TAPINAKÇI ŞÖVALYELERİN MÜSLÜMANLARLA OLAN
İLİŞKİLERİ


Haçlı seferleri sırasında kutsal topraklara giden
haçlılar içinde Müslümanlar ile en yakın ilişkileri kuranlar
Tapınakçılardır.

Söylentilere göre Tapınakçılar Müslümanlardan para da
almaktadırlar.

Tapınakçıların en çok ilişki kurdukları topluluk ise
İsmailliye mezhebinden türeyen Haşhaşiler’dir. Haşhaşiler (Batıda
“Assasin” diye anılırlar ve katil anlamına gelen bu sözcük buradan
türemiştir.) Hassan Sabbah’ın Alamut kalesini almasından sonra buraya
yerleşen müritlere verilen isimdir. Haşhaş içtikten sonra cinayet
işledikleri öne sürülen bu topluluk aslında dejenere olmuş bir ezoterik
öğretiye bağlılardı. Ancak Hassan Sabbah’ın kişiliğinden de kaynaklana
nedenlerle siyasete de karışan Haşhaşiler Tapınakçıların ezoterik
İslam’ı tanımalarında etkili olmuşlardır.

Tapınakçılar Müslümanlarla ilişki
kurdukları için çok suçlanmışlar , hatta Tapınakçıların taptığı ileri
sürülen Bafomet/Bahomet adlı putun aslında Mahomet (Muhammed)
sözcüğünden geldiği ve Tapınakçıların Muhammed’e taptıkları
söylenmiştir. Aslında Orta Çağ’da Batı’da Müslümanların Muhammed’e
taptıkları zannedildiği bilindiğinden Tapınakçıların Müslüman olmakla da
suçlandıklarını düşünebiliriz.



SONUÇ

Aslında Tapınakçılar için söylenecek
çok şey vardı, ancak biz bu yazı bir başlangıç olduğundan özellikle
Tapınakçıların gizemlerine , gizli öğretilere ya da onlara yakıştırılan
düşüncelere burada yer vermedik. Özellikle de Orta Çağ ve hatta günümüz
Hristiyanlarının İsa’nın hayatını sorgulamaları ve İsa hakkında
geleneksel kilise öğretisinin dışında geliştirdikleri görüşler bu konuya
daha da ışık tutabilirdi.

Ancak özellikle de İsa ile ilgili
olan düşüncelere girmemeye de çalıştık. Bu, daha sonraki çalışmaların
konusu olabilir ancak. Bu arada Johannit mezhepler de, Özellikle de
İstanbul ile olan alakadan ötürü üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.

Kaba hatları ile tarihini anlatmaya
çalıştığımız Tapınakçıların gizemleri bugün hala gündemde . Yazılan bir
çok kitapta Tapınakçıların bir çok “sırra vakıf “ oldukları, tapınağın
anahtarına , Kutsal Kab’a , Ahit Sandığı’na, bilmem hangi hazinelere
sahip oldukları sürekli yazılmakta. Bazı cemiyetler ise bu topluluğu
gereğinden fazla abartmakta.

Tapınakçılar tarihin derinliklerinde
yerlerini alırken, ezoterik bir toplulukken parayla , maddiyatla
uğraşıp ateş üzerinde yok olarak günümüzde de varlığını sürdüren
ezoterik topluluklara ders vermiyorlar mı?


[b]

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Perş. Tem. 15, 2010 1:25 am

CANTAR






İlk Haçlı Seferi
(1) Kutsal
Savaşa Çağrı


"Ortaçağ
<blockquote>
Avrupasında, yönetici sınıfın ahlak anlayışı Nibelungenlied efsanesi ile
eski İzlanda sagalarındaki ahlak ilkelerine bağlı kalmıştı. Onuncu
yüzyıla kadar, Jom-Viking'ler adı verilen bir pagan dinsel örgüt
İskandinavya'da etkinlik göstermişti. Bu örgüt, çok sıkı bir disiplin
altında yaşayabilen, cesaretleri kanıtlanmış müthiş savaşçılardan
oluşuyordu. Savaş alanında can vererek, Valhalla'ya gitmek ve orada
Woden'e (Odin) kavuşmak en büyük arzularıydı. Norman'ların İngiltere'yi
fethetmeleri ile sonuçlanan Hastings Savaşında kendilerini pek kanlı bir
biçimde kanıtlayan "Carles Birlikleri"nin kurucusu da, eski bir
Jomsburg kardeşliği komutanı olan Kral Sweyn Forkbeard idi. Üstelik, bir
çok Avrupalı soylu Norman kanı taşıyordu. Onikinci yüzyılda, bu kuzeyli
şavaşçıların anıları hala çok canlıydı ve bir tür kahramanlık şiiri
olan "chanson de geste"ler bu savaşçıların pagan ülkülerini dile
getirmeye devam ediyordu: fizik güç, yağmacılık ve intikam hırsı."
Desmond Seward, The
Monks of War
"Kuzey Avrupa Savaş
Kültlerine bağlı askerler, savaş alanlarındaki çılgın vahşetleri ile
korku salmışlardı. Bir çok derebeyine bağlı olarak varlıklarını sürdüren
bu savaşçılar, Kutsal Roma İmparatorluğunun yönetiminde oluşturulmak
istenen barış içinde bir birleşik Avrupa ülküsüne engel oluyorlardı."
"Kilise, umutsuzca akan
kanları durdurmaya çabaladı. Bu girişimin ilk örneklerinden biri;
"Tanrısal Ateşkes" adı verilen ve soylulara belirli günlerde savaşmayı
yasaklayan bir dinsel uygulamaydı. Kanlı içgüdüleri ehlileştirmek için
uzun vadeli çözüm olarak da "Şövalyelik" kurumu düşünülüyordu.
Savaşçılara bir Hıristiyanlık ülküsü aşılayan, özgün olarak savaş
becerisini arttırmayı amaçlayan, ama pratikte, dinsel bir çağrı
niteliğine bürünen, silahların kutsanması ve namus yeminleri gibi yarı
dinsel ayinlerle süslü yeni bir uygulamaydı bu. Kuzeyli savaşçıların kan
tutkusu, savunmasızları korumayı ön plana alan, dualarla dolu bir
kendini feda etme işlemine dönüştürüldü."
Desmond Seward, The
Monks of War
"Bir şövalye, kötülük
içermeyen merhamet, hile içermeyen nezaket, acı çekenler için sefkat ve
eli açıklık sahibi olmalıdır. Düşkünlere yardıma hazır olmalı,
hırsızlara ve katillere karşı çıkmalıdır. Adaletli bir yargıç gibi
davranmalı, onurunu yitirmektense ölümü seçmelidir. Kendini savunamayan
Kutsal Kiliseyi de korumalıdır."
Chretien de Troyes
"Sagalar
zamanla yerlerini Kral Arthur romanslarına bıraktı, çılgın Galya'lı
Amadis giderek Don Quixote'ye dönüştü. Roma İmparatorluğunu işgal eden
barbarları uygarlaştırma ve Avrupa ile kaynaştırma işinde Katolik
Kilisesinin uygulamalarından bir örnekti bu. Ancak, bu kültürel işlem
yüzyıllar sürebilirdi ve daha acil, daha hızlı bir çözüm gerekiyordu."
"Bu gerilim Papalıkta bir devrime yol açtı. Gregory
VII (1073-85) papalık kurumunu, batı Hıristiyan dünyasında tam bir
yargıç ve önder konumuna yükseltti. "Tıpkı yaşam süresince, ruhun bedene
bağlı olduğu gibi, dinsel iktidarın da askeri bir güce bağlı olması
gerektiği"ni ileri sürerek, bir papalık ordusu, "Militia Sancti Petri"yi
oluşturdu. Avrupa artık bu kral-papaları daha saygı ile dinliyordu.
"1095 yılında, Papa Urban
II'nin, 683 yılından beri Müslümanların elinde olan Kudüs'ü kurtarma
çağrısı olağanüstü bir heyecanla karşılandı. İsa'nın kentinin
inançsızların elinde kalması Tanrı'nın buyruklarına aykırıydı. Aslında,
Kutsal Savaş, barbar kanı taşıyan soyluların yıkıcı enerjilerini
harcayabilecekleri bir fırsattı."
"Norman kanı taşıyan
soylular, bu çağrıyı hem Tanrı'ya asker olarak hizmet etme şansı, hem
de, daha önce İngiltere'de ve Güney İtalya'da olduğu gibi, yeni
topraklar ele geçirme fırsatı olarak değerlendirdiler. Tüm Avrupa "Deus
li volt" (Tanrı istiyor) çığlıkları ile inledi. "Vexilla regis prodeunt"
(Kralın sancağı önde gidiyor) ilahisini söyleyerek, hemen her sınıftan
savaşçı-hacılar Kutsal Topraklara doğru yola çıktılar."
Desmond Seward, The
Monks of War
"İlk Haçlı Seferine
katılan şövalyeler, birlik disiplini ile kişisel cesareti kaynaştıran,
çeşitli savaşçı grupları olarak düzenlenmişlerdi. St. Bernard tarafından
ihtirasları, yarasızlıkları ve şiddete yatkınlıkları eleştirilen bu ilk
şövalyeler, giderek bireysel bir arayış tarzına dönüşen ve rahiplerin
kutsal hac yolculuklarını anımsatan bir sakinliğe yaklaşan, yeni bir
şövalyelik ruhuna yerlerini terk ettiler. Çoğunlukla maddi ve hatta
erotik deneyimler içeren maceralar peşinde koşturan gezgin şövalye ile
günahlarının affı uğruna haçlı seferlerine katılmayı kabul eden şövalye
arasında artık bir benzerlik kalmamıştı."
Peter Partner, The
Murdered Magicians

Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
"1099 yılı Temmuz ayında Haçlılar Kudüs'ü ele
geçirdiler. Yağma ve katliamın şiddeti, Kilisenin soydan gelen kıyıcılık
içgüdülerini yeterince Hıristiyanlaştırmayı beceremediğini ortaya
koyuyordu. Kutsal kentin tüm nüfusu, Yahudiler ve Müslümanlardan oluşan,
erkek, kadın ve çocuk tam 70.000 kişi üç gün süren bu toplu çılgınlıkta
yaşamlarını yitirdiler. Kentin bazı sokaklarında askerler dizlerine
kadar yükselen kan gölü içinde yürümek zorunda kaldılar. Bu şanlı (!)
fatihler, gözyaşları içinde Kutsal Mezar Kilisesinde yalınayak,
ağlayarak dua ediyorlar ve sonra tekrar yağma ve katliama katılmak için
dışarı koşuyorlardı."
"Sonradan, Kutsal Topraklarda kalıp
yerleşenler, çoğunlukla geride birşeyleri olmayan Fransız serüvencilerdi
ve kendi bildikleri feodal düzeni aynen Filistin'de de kurdular."
"Kral, altın işlemesi bir
cüppe ile keyfiye takıyor, toplantılarda halı üzerinde bağdaş kurup
oturuyordu. Soylular, Fransa'nın yün ve kürkten oluşan giyim tarzını
terkedip ucu yukarı kıvrık terlikler, turbanlar, ipekliler, şam işi
muslinler ve pamuklular giyiyorlardı. Avlulu ve çeşmeli villalarda
oturuyorlar, divanlara uzanıp, ut dinliyor, dans eden kızları
izliyorlardı. Avrupa'nın hiç tanımadığı şekerlemeleri, narenciye
ürünlerini ve kuyularda soğutulmuş kavunları yiyorlar; kadınlar da
kozmetik ve ayna kullanıyorlardı. Kalabalık pazarlara, kadınlarına peçe
taktırmaya ve cenazelerde profesyonel ağlayıcılar bulundurmaya
alışmışlardı. Paralarının üzerinde Arapça yazılar bile vardı... Kısa ama
fırtınalı kışlar ile uzun, boğucu yazlardan oluşan iklim, oldukça
gelişmiş Arap tıp bilimine karşın, Filistin'in yeni sahiplerinin
hastalık ve ölüm oranlarını yükseltiyordu... Halkın çoğunluğu
Müslüman'dı.... Ölüm, işkence ve kölelik tarafından sürekli gölgelenen
yaşam, ancak özdenetim sahibi güçlü insanların ayakta kalmasına izin
veriyordu."
Desmond Seward, The Monks of War

"Kafirlerin saldırıları sonucunda, peşpeşe gelen
yenilgiler ve "Tanrı'nın çocuklarının" (Hıristiyanlar) kitle halinde
ölümleri ile Kutsal Kilisemizin nasıl yıprandığını öğrenince, inanıyoruz
ki herkes yardıma koşacaktır. Sizleri, Kilise'yi kurtarmak ve
kardeşlerimizi savunmak için elinizden gelen herşeyi yapmaya
çağırıyoruz."
Papa Calixtus II, 1123
(2) Yeni Tarikat
"Tampliye tarikatı, ilk Haçlı Seferi sonrasında
Kudüs'te kuruldu. 12. yüzyılın başlarında, Kudüs'te bulunan bir grup
dindar asker "Süleyman Tapınağının Fakir Şövalyeleri Tarikatı"nı kurdu.
Kutsal Toprakları ziyarete gelen hacıları, liman kenti Yafa ile Kudüs
arasındaki tehlikeli yollarda yapacakları yolculuk sırasında korumak
görevini üstlendiler. St. Augustine tarikatının dinsel kurallarına
bağlıydılar ve Kudüs'teki Kutsal Mezar Kilisesi'nden yardım ve dinsel
rehberlik sağlıyorlardı."
Peter Partner, The Murdered Magicians
"1104
yılında, Champagne Kontu, Kudüs'ten geri dönen bazı yüksek rütbeli
soylular ile bir toplantı yaptı...Bu toplantıda, André de Montbard da
bulunuyordu."
Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood
and the Holy Grail
"Toplantıdan hemen sonra, Hugues de Champagne Kutsal
Topraklara yollandı. 1108 yılına kadar Filistin'de kaldı. 1114 yılında,
bir kez daha kısa süreli bir yolculuk yaptı ve Champagne'a geri döndü.
Clairxuax'daki malikanesini St. Bernard'a bağışladı. Bundan dört yıl
sonra, Champagne Kontu'nun hem vasalı ve hem de akrabası olan Hugues de
Payens önderliğinde, André de Montbard ve yedi arkadaşı görevlerine
başladılar. 1125 yılında, Hugues de Champagne da tarikata katıldı ve
böylece, kendi vasalının emri altına girdi."
Lynn Picknett &
Clive Prince, Turin Shroud
"Hugues
de Payens, aslen Champagne yöresindendi ve soyu Troyes Kontlarının bir
dalına dayanıyordu."
"1123 tarihli bir belge, Hugues de Payens'i
"Magister Militum Templi" (Tapınak Şövalyleri Üstadı) olarak
nitelendirmektedir. "Magister Militum" ünvanı Roma İmparatorluğunda
"Başkomutan" karşılığındadır. Oysa, o dönemde bu küçük grup sadece bir
kardeşler birliğinden ibarettir ve ilk yıllarda yeni katılımcılar
bulmakta pek güçlük çektikleri için neredeyse dağılmak üzeredir."
Desmond Seward, The
Monks of War
"Kudüs kralı, eskiden
Süleyman Tapınağının bulunduğu bölgeyi onlara merkez olarak
bağışlamıştı. Bu nedenle, Tampliyeler kendilerine "militia templi"
(tapınak askerleri" adını seçmişlerdi."
John J. Robinson, Born
in Blood



</blockquote>
"Yeni tarikatın tam ismi
"Pauperes Commilitones Christi Templique Solimanis" (Süleyman
Tapınağının ve İsa'nın Fakir Askerleri) idi. İlk görevleri, Kudüs yolunu
korumaktı ama, kısa bir süre sonra gönüllü bir polis gücüne
dönüştüler."
Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail
"Kendilerini Tanrı'ya adamış, namuslu ve disiplinli
bir yaşam arzulayan, varlığa değer vermeyen bazı yüksek düzeyli soylu
şövalyeler, Patrik hazretlerini gözetimi altında, İsa'ya hizmet etmek
için bir araya geldiler. Bu kişilerin arasında en önemlileri; Hugues de
Payens ile Geoffroy de Saint-Omer'di. Kalacak bir yerleri ya da
kendilerine ait bir kiliseleri bulunmadığı için, kral (Kudüs Kralı II.
Baudouin) geçici olarak, onları kendi sarayına, Tapınağın güney kısmına
yerleştirdi. Patri ve diğer piskoposlar tarafından, eski günahlarının
affı için verilen ilk görevleri, yeteneklerinin tümünü kullanarak Kudüs
yollarını, hacıların güvenliği için, soyguncular ve saldırganlardan
temizlemekti."
William of Tyre
"Kral
Baldwin, savaşçı-rahiplere, kendi sarayının doğu kısmını, eskiden
Süleyman Tapınağının bulunduğu yerin tam karşısına düşen ve sonradan
inşa edilecek olan El-Aksa Camii'nin yanında bulunan bir bölgeyi
bağışladı. Kutsal Mezar Kiliseis'nin ahırları da atlarına tahsis
edildi."
Peter Partner, The Murdered Magicians
(2) Sion Birliği
"Tampliye
Şövalyelerinin ardında, onları askeri ve idari şubesi olarak kurmuş
bulunan bir gizli örgüt mevcuttu. Çeşitli isimler altında varlığını
günümüze dek sürdüren bu örgütün en çok tanınan adı "Sion Birliği"
(Prieuré de Sion)'dur. Prieuré sözü, dinsel birlik ya da topluluk
anlamına gelmektedir".
Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood
and the Holy Grail
"Baigent, Leigh ve
Lincoln, Sion örgütünü de kapsayan (bir çok yerde "Our Lady of Sion" ya
da "Notre Dame de Sion" diye de geçer) ve Champagne bölgesinden çok
sayıda aileyi de içine alan, bir komplonun kanıtlarını ortaya
çıkardılar. Onlara göre, Tampliyelerin kuruluşunun ardında bile bu
komplo mevcuttu.
"Olayların ardındaki asıl düzenleyici, Tampliye
tarikatının kurulmasını sağlayan ve sonradan 1125 yılında kendisi de
Tampliyelere katılan Champagne kontu Hugues idi. Bazı tarihçiler, Hugues
de Champagne'ın Hugues de Payens'ın akrabası olduğunu ileri sürerler,
ancak bu konuda belgeler kesin değildir. Kesin olan, Hugues de Payens'ın
Hugues de Champagne'ın vasalı olmasıdır."
Lynn Picknett & Clive Prince, Turin Shroud
"Bazı
yazarlar, Tampliyelerin aslında, İsa'nın yalancı peygamber olduğunu ve
gerçek Mesih'in Vaftizci Yahya (John the Baptist) olduğunu ileri süren
Mandean ya da Johannit (Yahyacı) din sapkınlığına bulaştığını iddia
ederler. Ortadoğudaki varlıkları süresince, Tampliyeler kuşkusuz bazı
Johannit mezheplerle karşılaşmışlardır".
Baigent, Leigh &
Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail
"Johannit
mezhebinin başrahipleri "Christ" adını taşırlar ve Vaftizci Yahya'dan
bu yana hiç aksamadan süregelen bir zincir oluştururlar. Tampliye
tarikatının kuruluşu sırasında (1118 yılında), başrahip olan Theocletes,
Hugues de Payens'i yakından tanıyordu. Ona Johannit gizemlerini
öğretti, ayrıcalıklı davranarak, kısa sürede rahiplik ve üst düzey
yöneticilik önerdi. En sonunda, Hugues de Payens'i kendi yerine geçecek
kişi olarak belirledi".
Kenneth Mackenzie, The Royal Masonic
Cyclopedia
"Sion Birliğinin en az
iki Büyük Üstadının Johannit bağlantılı eylemlere katıldığı biliniyor.
Hugues de Payens'in de gizli bir Johannit olduğu 19. yüzyılda önce
Vatikan, sonra da Teosofist'lerce açıklanmıştır.
"Johannit'ler gizli
kiliselerinin kuruluşunu Vaftizci Yahya'ya bağlarlar ve mezheplerinin
başrahiplerine Christos, Mesih ya da Kutsanmış adını veririler.
Başrahipler, Yahya'dan bu yana birbiri ardınca hiç aksatmadan dinsel
iktidarlarını sürdürmüşlerdir. Tampliye tarikatının kuruluşu sırasında,
bu hayali niteliklerin sahibi olan Theoclet isimli bir şahıs Hugues de
Payens'i bu sözde kilisenin gizemlerine ve umutlarına ortak etmiş,
rahiplik ve yöneticilik vaatleri ile kandırmış ve sonunda da, onu kendi
yerine başrahip olacak kişi diye saptamıştır".
Pio Nono of Vatican,
Against Freemasons
"İsa'nın ve
Hıristiyanlığın gerçek öyküsü Johannit (diğer adıyla Nazaren) mezhebinin
başrahibi tarafından Hugh de Payens'e açıklandı. Sonradan bu giz,
Filistin'deki şövalyelere, ayrıca St. John tarikatının daha soylu ve
daha aydın üyelerine aktarıldı. Gizli amaçları, entellektüel fikir
özgürlüğüne kavuşmak ve evrensel bir dinin kurulmasıydı. İtaat, fakirlik
ve namus yeminleri ile bağlanmış, vahşi topraklar üzerinde, yaban balı
ve çekirgelerle beslenen, Vaftizci Yahya'nın gerçek askerleriydi onlar.
Gelenekler ve gerçek kabalacı uygulama böyledir".
M. P. Blavatsky, Isis
Unveiled

Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
(3) Gizli
Amaç
"1099 yılında Haçlılar
Kudüsü aldıklarında, kentte az sayıda kalan Yahudilerden "Kutsalların
Kutsalı" hemen orada, Dome of the Rock'da (Kubbet-üs Sahra'da)
bulunduğunu öğrendiler. Ancak Haçlılar, yanlışlıkla islam yapısı olan
Kubbet-üs Sahra'yı Süleyman Mabedi sandılar".
Noel Currer-Briggs,
The Shroud and the Grail
"1118
yılında, aralarında Geoffroi de Saint-Omer ve Hugues de Payens'in de
bulunduğu, dokuz haçlı şövalyesi kendilerini dine adayarak, Photius
zamanından beri Roma'nın dinsel otoritesine gizli ya da açık düşmanlık
eden Constantinople (Istanbul) Patrik'ine yeminle bağlandılar.
Tampliyelerin herkese açıklanan görevi kutsal yerleri ziyarete gelen
Hıristiyan hacıları korumaktı. Gizli amaçları ise, Ezekiel tarafından
kehaneti yapılan modele uygun olarak Süleyman Mabedini yeniden inşa
etmekti."
General Albert Pike, Morals and Dogma
"Dokuz
şövalyenin gerçek görevi, eski Mısır ve Yahudi gizli geleneklerinin özü
hakkında bilgiler bulunduran, bazıları tahminen Musa'nın zamanından
kalma, yazıt ve kutsal eşyaları araştırmaktı...Bu özel görevi yerine
getirdiklerine hiç kuşku yoktur. Elde ettikleri bilgiler, tarikatın
gizli toplantılarında ağızdan ağza yayılmıştır."
Gaetan Delaforge, The
Templar Tradition in the Age of Aquarius
"1960'larda,
Louis Charpentier, açık ve kesin ifadeleri ile dikkat çeken iki
kitabında, Tampliyelerin Kutsal Topraklara Süleyman Mabedinin Ahit
Sandığını bulup Avrupa'ya götürmek amacıyla St. Bernard tarafından
gönderildiklerini iddia etti. Bu amaca ulaştıklarına dair kanıt olarak
da, Tampliyelerin simya yoluyla elde ettikleri gümüşler sayesinde
Avrupa'daki gotik katedralleri inşa ettirdiklerini ileri sürdü. Ayrıca,
Kolomb'tan yaklaşık üçyüz yıl önce, Tampliyelerin Amerika kıtasına
giderek, oradan da gümüş getirip La Rochelle limanına boşalttıklarını
iddia etti."
Peter Partner, The Murdered Magicians
"...Bir
çok Yahudi ve İslam efsanesi, Kudüs'teki Ruhlar Kuyusunun (Well of
Souls) altında toprağın derinliklerine inen bir gizli geçit bulunduğunu
ve Süleyman Tapınağının yıkıldığı zaman, Ahit Sandığının oraya
gizlendiğini anlatır. Bir çok kişi, cinler ve şeytanlar tarafından
korunan Ahit Sandığının hala orada olduğuna inanmaktadır. Hugues de
Payens ve destekçisi Champgne Kontunun, Tampliye örgütünü kurmaları ve
bu sayede Tapınak tepesinin kontrolünü ele geçirmelerinin asıl nedeni
Ahit Sandığını ele geçirmek olabilir."
"Eğer, gerçek amaçları bu
idiyse, açıkça görülüyor ki, başarısız olmuşlardır. 12. yüzyılda, basit
bir kutsal eşyanın bile inanılmaz bir değeri vardı. Kaldı ki, Ahit
Sandığı gibi eşsiz bir kutsal eşyaya sahip olanlar müthiş bir güç ve
prestij kazanabilirlerdi. Bu nedenle, eğer Tampliyeler Ahit Sandığını
bulmuş olsalardı, büyük bir zafer ilan ederek Avrupa'ya götürürlerdi ve
herkes bundan haberdar olurdu."
Graham Hancock, The
Sign and the Seal


Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
(4)
Tampliyelerin Mimari Ustalıkları
"Kudüs'te
sarayın diğer yanına Tampliyeler yeni bir bina inşa ettiler. Bu yeni
binanın eni, boyu, yüksekliği, bodrumu, katları, merdivenleri ve çatısı o
yörede bulunan binalardan çok farklıydı. Gerçektende, binanın çatısı o
denli yüksekti ki, yüksekliğini söylesem dinleyenler bana inanmazlar."
Theoderic (1174)
"Tamplyelerin
mimari ustalıkları neredeyse doğaüstü bir gelişmişlikte olup, özellikle
kavisler ve sivri çatılarla dikkat çekmektedir...Sivri çatılar ve
kavisler, aynı zamanda gotik mimari düzeninin ayırt edici özelliği olup,
12. yüzyılda inşa edilen Chartres ve diğer Fransız katedrallerinde
belirgindir. Bu yapıları, bilimsel anlamda, o dönemin mimari
bilgilerinin izin verdiğinden çok daha üstün olarak değerlendiren
uzmanlar vardır."
Louis Charpentier, The Mysteries of Chartres
Cathedral
"Tapınak tepesinde
yaptıkları kazılar sonucunda, Süleyman mabediyle ilgili yazıtlar,
belgeler, planlar buldular mı? Bu bulgular, antik çağların büyük
anıtlarını yapanların ve hatta piramitleri inşa edenlerin bildikleri,
ama çoktandır yitirilmiş uyum, denge, oran ve geometri ile igili mimari
gizleri kapsıyor muydu? Tampliyeler, tarikatlarına verdiği desteğin
karşılığı olarak, bu gizleri St. Bernard ile paylaştı lar mı?"
Graham Hancock, The
Sign and the Seal
"Tampliyelerin dinsel
önderi St. Bernard, gotik mimarinin erken döneminde, bu stilin
yaygınlaşması ve gelişmesinde yapıcı bir rol oynamıştır. 1134 yılında,
Chartres Katedralinin kuzey kulesinin inşası sırasında St. Bernard
gücünün doruklarındadır ve bu harika yapının inşasında, ama özellikle
kuzey kulesinin yapımında kullanılan kutsal geometri ilkelerini sürekli
olarak eserlerinde vurgulamıştır."
"Gotik mimari...1134
yılında Chartres Katedralinin kuzey kulesinin yapım çalışmalarıyla
doğmuştur. Bu tarihten hemen önceki yıllarda, katedralin inşası için
hazırlıkların sürdüğü dönemde, St. Bernard, Chartres paşpiskoposu
Geoffroy ile özel bir dostluk geliştirmiş, inşaatın planlarına
olağandışı bir ilgi göstermiş, yapı ustaları ile hemen hergün
konuşmuştur."
"Tanrı nedir" diye sorulunca, St. Bernard'ın
yanıtı "O boy, genişlik, yükseklik ve derinliktir" olmuştur. Tüm
Chartres Katedrali, büyük bir dikkatle, derin dinsel gizemlerin bir
anahtarı olarak, özellikle dizayn edilmiştir. Örnek olarak; mimarlar ve
duvarcı ustaları, yapının birçok farklı yerinde, taşlar üzerine karanlık
anlamlar taşıyan törensel sözleri kazırken "gematria" (alfabedeki
harfler yerine sayıların kullanıldığı eski bir İbrani şifre sistemi)
kullanmışlardır. Aynı şekilde, süslemeciler ve heykeltraşlar da,
yarattıkları binlerce farklı bezeme ve figürlerde, insan doğası, geçmiş
olaylar ve İncil'in anlamı hakkında karmaşık mesajları dikkatlice
gizlemişlerdir. Bir diğer örnek, kuzey kapısı üzerinde yer alan bir
sahnede, bir öküz arabasına yerleştirilmiş olan Ahit Sandığının
bilinmeyen bir yöne doğru taşınması temsil edilmektedir. Silinmiş ve
yıpranmış yazıtta "Hic Amicitur Archa Cederis" (Ahit Sandığı burada
gizlidir) sözleri bulunmaktadır."
"1139 yılında, adaylığı
St. Bernard tarafından heyecanla desteklenmiş olan, II Innocent papa
seçilince, Tampliyelere benzeri hiç görülmemiş bir ayrıcalık tanıdı;
kendi kiliselerini inşa etme hakkı. Bu ayrıcalığı Tampliyeler sonuna
kadar kullanmasını bildiler ve genellikle, tıpkı Londra'daki Temple
kilisesi gibi, yuvarlak formu olan ve Tampliyelerin mimari ustalıklarını
vurgulayan güzel kiliseler inşa ettiler."
Graham Hancock, The
Sign and the Seal
St.
Bernard'ın Tüzüğü
(1) Güçlü
Önder
"Kutsal hizmete baş koyan
her kardeş, cehennem korkusuyla, Üstad'a mutlak itaat göstermelidir. İsa
Mesih için, itaatten daha aziz bir davranış yoktur ve eğer, Üstad ya da
onun yetkilendirdiği bir kişi emrederse, sanki Tanrı'dan gelen bir
emirmiş gibi hemen yerine getirilmelidir...Kendi özgür iradenizden
tümüyle vazgeçmelisiniz."
Tampliye Tüzüğü, Troyes 1128
"1118-1119 yıllarında, Tampliye
şövalyeleri Kudüs'te ilk kuruluş döneminde, esas görevi kıyı kenti Yafa
ile Kudüsü bağlayan yolları korumak olan "fakir" bir tarikattı. Ancak,
bu yeni doğmuş örgüt, kurucularından Andre de Montbard'ın yeğeni olan
St. Bernard'ın koruması altına girince, önemli değişiklikler yaşadı.
Zaten, St. Bernard'ın kendisi de, yirmi yaşındayken dinsel yaşama girene
kadar, tam bir şövalye eğitimi almıştı."
Edward Burman, The
Assassins - Holy Killers of Islam
"St.
Bernard'a Clairvaux topraklarını bağışlayan Hugues de Champagne'dı. St.
Bernard, orada manastırını kurdu ve "imparatorluğunu" genişletmeye
başladı. Tampliyelerin resmi "sponsoru" olarak, Troyes konsilinde
papalığın tarikatı tanımasını sağladı...St. Bernard'ın eski
öğrencilerinden ve Clairvaux'nun rahiplerinden biri olan papa Innocent
II, Tampliye tarikatını papa dışında hiç bir otoriteye hesap vermek
durumunda olmayan, ayrıcalıklı bir statüye yükseltti."
Lynn Prickett &
Clive Prince, Turin Shroud
"1128
yılında, Bernard de Clairvaux daha henüz yirmi sekiz yaşındayken,
Troyes konsili Tampliyeler için bir tüzük hazırlanmasını ondan istedi.
St. Bernard, bunun çok daha fazlasını gerçekleştirdi ve tarikatın dinsel
önderi oldu. Para ve arazi bağışları yapılmasını sağladı; soylu
ailelerin erkeklerini, tarikata katılarak kılıç ve haç sayesinde
günahlarından arınmaları konusunda teşvik etti."
John J. Robinson, Born
in Blood
"St. Bernard, feodal
soyluların enerji fazlasını yöneltebileceği ve böylece "canileri,
hırsızları ve katilleri" dine kazandırabileceği bir yöntemi yaratmıştı.
Hugues de Champagne'a yeni adamlar bulmak ve bir tüzük hazırlamak sözünü
verdi: "Tanrı'nın savaşında, İsa'nın askerleri olacaklar..." Askeri
Hıristiyanlık gerçek yaratıcısını bulmuştu."
Desmond Seward, The
Monks of War
"...düşmanı öldürmek
günah değildir...İsa'nın askerleri sevap için adam öldürür ve kendi
ölürse daha büyük sevap olur. Kendi kurtuluşu için ölür, İsa için
öldürür."
St. Bernard
"St.
Bernard, Tampliyelerin Tanrı'yı hoşnut eden dinsel yaşantıları ile
diğer şövalyelerin, zina, yağma, hırsızlık ve diğer birçok günahla dolu
ahlaksız yaşantılarını kıyaslayarak, gençleri Tampliye örgütüne
katılmaya çağırıyordu. İsa'ya kendini adamak, dua ve erdemlerle dolu bir
yaşam, inançsızlara karşı savaşırken ölebilmek; tüm bunlar, önceden
işlenmiş günahlardan arınmak için yeterliydi. Bu bakımdan, St. Bernard
tüm ruhunu kötülük sarmış katilleri ve tecavüzcüleri Tampliyelere
katılarak, ruhlarını kurtarmaya davet ediyordu. Aforoz edilmişler için
bile bir çıkış yolu, bir af olanağıydı bu. Tampliye yemini kiliseye
bağlılığın kesin kanıtıydı, gerçek haç uğruna savaşla geçecek bir yaşam
da Tanrı hoşnutluğunun garantisiydi."
John J. Robinson, Born
in Blood
"Tampliyeler, kuzu kadar
uysal ve aslan kadar yırtıcıdırlar; bir rahibin yumuşaklığı ile bir
şövalyenin cesaretini kendilerinde birleştirirler. Süleyman Mabedini
mücevherler yerine silahlarla, altın taçlar yerine kalkanlarla,
şamdanlar yerine koşum takımlarıyla süslerler. Şöhrete değil zafere,
şatafata değil savaşa düşkündürler. Boş konuşmalardan, gereksiz
eylemlerden, ölçüsüz gülüşlerden, dedikodudan ve tüm boş şeylerden
nefret ederler. Çok sayıda olmalarına karşın, tek çatı altında, tek
tüzüğe bağlı, yek ruh ve tek yürekle yaşarlar."
St. Bernard
"Tarikatın
bir başka insan kaynağı, at ve silah alacak olanakları olmayan fakir
şövalyelerdi (iyi bir savaş atının fiyatı yaklaşık 400 günlük tarım
işçisi ücretine eşitti). Tarikate girişlerinde, tüm bunların yanısıra,
hizmetkar ve seyislere de sahip olabiliyorlardı. Yeterli besin ve
yatacak yer garantisi vardı...Önceden ne ölçüde azalmış olursa olsun,
kendilerine olan saygıları kısa zamanda yükseliyordu."
John J. Robinson, Born
in Blood
(2) Giriş Töreni
"Adayların
tarikata kabul töreni haftalık toplantılarda yapılırdı. Kardeşlerin
çoğunluğu uygun bulursa, aday toplantıya getirilir, kardeşler tarafından
sorgulanırdı. Verdiği yanıtlar tatmin edici bulunursa, en önemlisi piç
değilse ve eğer soylu ve özgür bir kişiyse, Üstad'ın huzuruna
çıkartılırdı..."
Noel Currer-Briggs, The Shroud and the Grail
"Büyük gizlilik içinde
yapılan giriş törenleri, her zaman Kudüs'teki Kutsal Mezar Kilisesinin
rotundasının bir örneği şeklinde düzenlenmiş bir salonda
gerçekleştirilirdi. Zaten, Tampliyelerin inşa ettiği bir çok kilise ve
şapel Kutsal Mezar Kilisesinin bir örneği olarak yapılmış ve tıpkı
İspanya'nın Segovia kentinde bulunan Vera Cruz Tampliye kilisesinde
olduğu gibi, tam merkeze İsa'nın mezarını temsil eden iki katlı ve
merdivenlerle çıkılabilen bir lahit yerleştirilmiştir. Özel törenlerin
belirli bir aşamasında, tarikat üyelerine bu lahite çıkarak, kısa bir
süre için temsili olarak Tanrı'nın yüzüne bakabilme şansı veriliyordu."
Ian Wilson, The Shroud
of Turin
"Geceleri yapılan gizli
törenlerde yeni şövalyeler tarikata katılıyordu. Büyük Eğitmen (Grand
Prior) toplantıya katılan kardeşlere, bir kaç kez adayın aralarına
alınmasında bir itirazları olup olmafdığını sorardı. Eğer hiç bir itiraz
yoksa, tüzük maddeleri gereğince, adayın ailesi, borçları, hastalıkları
ve bir başka örgüte üyeliği sorgulanırdı. Tüm bunlara uygun yanıtlar
alınırsa, aday diz çökerek, tarikatın "bir kölesi ve hizmetkarı" olmak
istediğini bildirir ve "Tanrı ve Kutsal Meryem" adına bağlılık yemini
ederdi."
Ancient Wisdom and Secret Sects
"Tarikate
kabul töreni sırasında, bir kaç kez, Tanrı'nın ölümsüzlüğü ve Tanrı'nın
oğlunun saflığı dile getirilirdi. Tören yöneticisi adaya "ölmeyen ve
hiçbir zaman ölmeyecek olan Tanrı'ya inanıyor musun?" diye sorardı.
Zamanı gelince, aday, yemin etmek için alışılmış olduğu üzere İncil
üzerine değil de, Mass'in İsa'nın cesedinden söz eden bölümüne el
basardı. Adayın kutsandığı aşamada ise, tüm kardeşler "Hoc est enim
corpus meum" sözlerini hep bir ağızdan söylerlerdi. Yemin sonrasında,
aday artık resmen tarikate katılmış olur ve adaya beyaz manto
getirilirdi. Töreni yöneten en son olarak 133. Mezmuru okurdu."
Noel Currer-Briggs,
The Shroud and the Grail
"Ecce
quam bonum et quam jocundum habitare fratres in unum."
"Ne iyi, ne güzeldir,
birlik içinde kardeşçe yaşamak !
Başa sürülen değerli yağ gibi,
Sakaldan,
Harun'un sakalından
Kaftanının yakasına dek inen yağ gibi.
Hermon
dağında yağan çiğ
Sion dağlarına yağıyor sanki.
Çünkü Rab orada
bereketi,
Sonsuz yaşamı buyurdu."
133. Mezmur (Davud'un
Hac İlahisi)
Jacobson
Philip Rubinov - İnisiyasyon
"Bu
mezmur, İsraillileri Mısır'dan çıkışlarında besleyen ve yüksek bir
teknoloji ürünü olan "Mana Makinası" hakkındaydı. Gizemli güçlere sahip
bu makina "Ahit Sandığı" olarak da bilinmektedir."
George
Sassoon, The Mana Machine
(3) Yoksulluk ve Kardeşlik
"Cistercian
tarikatı (St. Bernard'ın kendi kurduğu tarikat) tüzüğüne göre "herşeyden
önce üç temel yemin gelir; erdem, yoksulluk ve itaat yeminleri". Bu
yeminleri aynen kabul eden Tampliye tarikatında, erdem kuralına göre,
hiçbir şövalye, annesi ve kızkardeşi de dahil, asla bir kadına
dokunamaz. Kadınlarla konuşmak bile sakıncalıdır, çoğu zaman da
yasaktır. Tampliyeler hiçbir durumda çıkarmalarına izin verilmeyen kuzu
derisi külotlar giyerler. Külot çıkarma yasağı, cinsel eylemleri
engellemek amacıyla konmuştur. Tampliye tüzüğü kardeşlerin yıkanmalarını
bile yasaklamıştır. Hiç kimse, özellikle bir diğer kardeş, bir
Tampliyeyi çıplak görmemelidir. Manastırlar da dahil olmak üzere, sadece
erkeklerden oluşan toplulukların sürekli problemi olan eşcinselliği
engellemek maksadıyla, yatakhaneler geceleri de daima aydınlatılmış
olmak zorundadır."
John J. Robinson, Born in Blood
"Sessizlik üzerinde önemle durulurdu.
Yemekhanelerde, konuşma yasağı nedeniyle sadece işaretle iletişim
kurulurdu. Talimler ve ayinler dışında, kardeşler daima sessizce dua
eder gibi dolaşırlardı. Günde iki kez, bir kardeş İncil okurken
(özellikle Jozhua ve Makabiler bölümleri) hiç konuşma olmadan yemek
yenirdi. Oruç tutarak zayıf düşülmemesi için, tüm kardeşler eşler
halinde birbirini denetlemek zorundaydılar. Her yemekte şarap bulunurdu
ama et haftada sadece üç kez yenirdi. Tüm yaşam savaşın gereklerine göre
düzenlenmişti. Her şövalyenin üç tane atı vardı. Aslan avı dışında,
avlanmak da tüzük gereği yasaktı. Saçlar her zaman kısa kesilmeli,
mutlaka sakal bırakılmalıydı. Hristiyanlık tarihinde ilk kez, askerler
rahipler gibi yaşamak durumundaydılar."


<blockquote>
Desmond
Seward, The Monks of War
"Tampliyelerin
kalkanları, tıpkı sonradan Hıristiyanlaştırılan Grail kahramanı Sir
Galahad'ın kalkanı gibi, beyaz üzerine kırmızı renkte geniş bir haç
resmi ile süslüydü. Tarikatın amblemi ise, iki şövalyenin birlikte
bindikleri tek bir at figüründen oluşmuştu. Bu amblem, kardeşliği ve
yoksulluğu simgelemekteydi. Kırmızı bir haç deseni işlenmiş beyaz
mantolar giyerlerdi. Savaşa giderken, birliklere "Beauseant" adını
taşıyan siyah-beyaz bir bayrak öncülük ederdi. Beauseant aynı zamanda
Tampliyelerin savaş narasıydı."
Ancient Wisdom and
Secret Sects
"Her şövalye emirlere
sonuna kadar itaat etmek zorundaydı. Tarikat, papa dışında hiçbir
otoriteye hesap vermek zorunda olmadığı için, itaatsizlik karşısında,
ölüm cezasını da içeren kendi cezalandırma sistemini yürürlüğe
koymuştu."
"...Tampliyelerin özel yaşamları hiç yoktu. Bir
kardeşin aldığı mektup bile, herkesin arasında ve Üstadın huzurunda
yüksek sesle okunurdu."
"Savaş alanını da, üçe karşı tek kalana dek,
geri çekilemezlerdi. Bu da ancak Üstadın emri üzerine yapılabilirdi.
Aslında, Tampliye tarikatına girenler, savaşta ölmekten başka bir umut
taşıyamazlardı."
John J. Robinson, Born in Blood
"Bir
Tampliye için,inançsız bir insanı öldürmek dinsel bir ödevdi. St.
Bernard'ın sözlerine göre "İsa adına adam öldürmek, cinayet değil,
kötüleri yok etmek, adaletsizliği ortadan kaldırmaktır... Bir dinsiz
öldürmek, zafer kazanmaktır, zira İsa'ya şan verir... Savaşta ölmek din
şehidi olarak kutsanmak anlamına gelir." Bu hevesle, iki yüzyıl boyunca,
yaklaşık yirmi bin Tampliye din şehidi mertebesine yükselmiştir. St.
Bernard'ın dehası, işte böylece "Kuzey Savaş Kültünü" dinsel bir
adanmışlığa dönüştürmüştür; tıpkı pagan tanrıların Hıristiyan azizlerine
dönüşmesi gibi. Sonunda, İsa Woden'i (Odin) yenmiştir."
Desmond Seward, The
Monks of War
</blockquote>

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

3 TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Perş. Tem. 15, 2010 1:27 am

CANTAR







(1) "Ölüme Gel"

<BLOCKQUOTE>
"Tampliye
şövalyeleri askeri mimarlıkta da çok başarılıydılar. Özel olarak inşa
ettikleri, Filistin ve çevresindeki kalelerinin fethedilmesi neredeyse
olanaksızdı. Bu önemli kaleler arasında en önde geleni Atlit kalesi
(Chateau Pelegrin - Hacılar Şatosu) idi. Bu kale, 1218 yılında
Tampliyelerin onikinci Büyük Üstadı William of Chartre tarafından inşa
ettirilmişti..."
Graham Hancock - The Sign and the
Seal
"Haşişi
topraklarına en yakın olan kaleler, 1152 yılında Tampliyelere Kudüs
kralı tarafından bağışlanmış olan Tortosa kalesi ve Beyaz kale (Chastel
Blanc) idi."
"Ciddi ve manevi değerlere çok
saygılı kişiler olan Tampliyeler, yitik bir yetkinlik biçimini eskilerde
arayıp, duygusal ve nostaljik bir şövalye düzeni ülküsünü
gerçekleştirmek amacındaydılar. Kendi cesaret, bağlılık ve dini
emellerinin bilincinde olan bu kişiler, Haşişi'lerin yöntem ve
amaçlarını kendilerine yakın bulmazlık edemezlerdi. Haşişi'leri ve
Tampliyeleri oluşturan benzer bir insan kaynağı vardı: din dışı yaşamda
bir etkinlik üstlenme fırsatları olmayan, asilzadelikten uzak, taşralı
alçakgönüllü toprak sahipleri. Başarıları, her iki tarikatın da baskıcı
hiyerarşik yapısı ve katı kuralları altında, kendi kişisel ve dinsel
kimliklerini ısrarla aramalarından kaynaklanan, yeni tür maceracılardı
bunlar."
"Tampliye örgütündeki, "birader,
çavuş ve şövalye" sıralaması, Haşişi'lerdeki "lazik, fedai ve refik"
düzeninin eşiydi. Tampliye şövalyelerinin, kırmızı haçla bezenmiş beyaz
pelerinlerine karşılık, onların Haşişi'lerdeki eşdeğeri olan refikler
beyaz üzerine kırmızı çizgileri olan bir pelerin giyerlerdi."
"İki tarikatın
yüksek dereceleri de, dikkat çekecek kadar benzeşmekteydi.
Tampliyelerin "prior (önder), baş prior ve üstad" ünvanları, "dai, büyük
dai ve şeyh" derecelerine denk düşüyordu. Bu bakımdan, Tampliyelerin
tüzüğünü St. Bernard hazırlarken, hiyerarşik yapının sonradan ve çok
farklı bir kaynaktan aktarıldığını gözden kaçırmamak gerekir."
Edward Burman,
The Assassins - Holy Killers of Islam
"Kutsal Topraklarda, silahlı Tampliye şövalyelerinin
sayısı, çavuşlar da dahil edilse bile, hiç bir zaman üçyüz kişiyi
aşmamıştır. Ancak, bu vurucu birlikler hemen her zaman, sıradan
askerler, at uşakları ve paralı Türk askerlerle desteklenmişlerdir. Bu
nedenle, büyükçe kalelerde çekirdeğini 50-60 şövalye ve çavuşun
oluşturduğu, 400-500 kişilik bir garnizon bulunurdu."
Peter Partner,
The Murdered Magicians
"Haşişi kaleleri, etrafı surlarla
çevrili bir binalar topluluğu olup, surların en zayıf noktasında bir
kule bulunan, ele geçirilmesi zor korunaklardır. Aslında, bu kaleler
savunma amacından çok, yapılacak operasyonlara bir üs oluşturmak
görevini yerine getirirler. Hülagu'nun yaklaşık bir yüzyıl sonra
Alamut'a karşı kullanacağı gelişmiş kuşatma araçlarının olmadığı bu
dönemde, Suriye'de bulunan Haşişi kaleleri oldukça küçük ve İran'daki
kalelerin doğal korumasından yoksundu. Tampliye ve diğer haçlı
tarikatlarının, Haşişi'lerden aktarıp geliştirdikleri strateji,
kalelerin, toprak kontrolü ve düşman birliklerinin yolunu kesme
görevinden çok, sömürgeleştirici işlevleriydi."
Edward Burman,
The Assassins - Holy Killers of Islam
"Haşişi'lerin Suriye kolunun Tampliyelere ödediği ünlü
üçyüz altın olayı, hiç bir zaman çözülememiş sırlardan biridir. Bir
görüş, bu tutarın Hıristiyanlara haraç olarak ödendiğini ileri sürer.
Bir diğer
görüş ise, bu ödemeyi, büyük örgütün küçüğüne destek olması şeklinde
yorumlar.
Haşişi'leri, fanatik Müslümanlar ve
bu nedenle, kendi inançlarına göre kafir olan kişilerle asla işbirliğine
yanaşmayan insanlar olarak düşünenler büyük yanılgı içindedirler. Zira,
Haşişi'ler için, herşeyin doğrusunu sadece Şeyh-ül Cebel (Raşid-el Din
Sinan; 1162-1193 arası Suriye Haşişi'leri şeyhi) bilir ve Kutsal
Topraklarda Allah adına haçlılarla savaşan diğer Müslümanlar, Haşişi
öğretisine yanaşmadıkları sürece, en az haçlılar kadar güvenilmez ve
kötüdürler."
"...Selahaddin Eyyubi, 3 Temmuz 1187
Cuma sabahı, şafakla Hittin yakınlarında saldırıyı başlattı. Savaş
sonunda, aralarında Kudüs kralının da bulunduğu, otuzbin haçlı esir
edilmişti. Müslüman belgelerinde, esirler arasında hiçbir Tampliye'den
söz edilmez. Oysa, o günlerde, Selahaddin'in ünlü savaş narası "Ölüme
koşun, Tampliyeler!" herkes tarafından bilinmektedir. Halbuki,
Hıristiyan tarihçiler, Tampliye Büyük Üstadı Gerard de Ridefort'un da
esir düştüğünü bildirmektedir. "Gerçek imanın ışığına" dönmeleri
koşuluyla, Selahaddin tüm esirlerin yaşamlarının bağışlanacağını söyler.
Tümü reddederler ve Büyük Üstad dışında, herkesin başı vurulur."
"Bir başka
sav, bir grup Tampliye'nin saf değiştirip, Müslümanlara katıldığı ve
onların soyundan gelenlerin bugün kuzey Arabistan'da yaşayan Salibiyye
(haçlılar) kabilesi olduğu biçimindedir."
John J.
Robinson, Born in Blood

Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
Gustave Dore - Onursuz Barış
Aslında
bir Tampliye olduğu düşünülen bir trubadurun (gezgin ozan) Provensal
lehçesi ile kaleme aldığı şiirinde, 1265 yılında "feci bir şekilde
yitirilen bir çok kale ve kent" (özellikle, Kayseriye kenti ve Arsuf
kalesi) konu edilmektedir:
"Acı ve azap
öyle yüreğimi doldurdu ki, kendi canıma kıymayı düşünüyorum. Haçta can
veren adına, haçta şerefle can vermeyi ben de istiyorum. Ne Kutsal Haç,
ne de O'nun adı, bizleri bu lanet Türklerden koruyamıyor. Aslında,
Tanrı'nın Türkleri desteklediği aşikar. Tek bir saldırı ile Kayseriye'yi
aldılar. Güçlü Arsuf kalesi de düştü. Tanrım, ne zor bir yola saldın,
Arsuf duvarları arasında sıkışıp kalan şövalyeleri. Ne yazık! Suriye
krallığı öyle bir yitip gitti ki, eski gücü darmadağın oldu.
"Türklerle
savaşmak çılgınlık, İsa bile onlara karşı çıkmıyor. Frank'ları,
Tatar'ları, Pers'leri ve Ermeni'leri yok ettiler. Ve her gün bize yeni
yenilgiler tattırıyorlar. Bizim koruyucu Tanrı'mız uykuda ve Muhammed
(Bafometz) Sultan için tüm gücünü kullanıyor."
Ricault
Bonomel



(2) Akka'nın Düşüşü

"...1291 Yılı
Mart ayında, 160,000 piyade ve 60,000 süvariden oluşan muazzam bir
Memlük ordusu Akka üzerine yürüdü. En gelişmiş silahlara sahip Müslüman
ordusunda, en az 100 kadar mancınık da vardı. Savunmadaki Akka'nın tüm
sivil ahalisi 50.000 kişi kadardı ve yalnızca 14,000 düz asker ile 800
süvari savaşçı mevcuttu."
"Türk mühendisler sürekli surların
ve kulelerin altına lağım kazıp, mayın döşüyorlardı. Bitmez tükenmez
mancınık salvoları nedeniyle surlarda yer yer gedikler açılmaya
başlamıştı. Ayrıca, kent içine doğru devamlı Rum ateşi ve ok yağmuru
vardı. Henri III anlaşma yollarını denedi, ama el-Eşref koşulsuz
teslimden başkasına yanaşmadı. 15 Mayıs'a gelindiğinde, ilk sıradaki
surlar ve tüm savunma kuleleri tümüyle yerle bir olmuştu. İkinci
surların önündeki hendeği kum torbaları, at ve insan cesetleri ile
dolduran Memlükler kentin ana kapısına ulaştılar. Develere binmiş 300
davulcunun sürekli çaldıkları davullarla cesaret bulanlar kente girmeyi
başardılar. Kentin dar sokaklarından at üstünde saldıran Tampliye ve
Hospitalye şövalyeleri bu ilk dalgayı geri püskürtmeyi başardı. Ancak,
akşama doğru, gün boyu süren saldırılardan umutlarını yitiren Frank'lar
iç kaleye sığınmak zorunda kaldılar. Ertesi gün, kentin limanından, tüm
kadın ve çocukları gemilere bindirip, Kıbrıs'a göndermek istediler,
fakat ne yazık ki, fırtınalı hava denize açılmaya uygun değildi."

Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
Gustave Dore - Haçlı Savaş Makineleri

</BLOCKQUOTE></FONT>
<BLOCKQUOTE>
"18
Mayıs Cuma günü, şafaktan hemen önce Sultan el-Eşref genel saldırı
emrini verdi. Önce tek bir büyük davul çalmaya başladı, sonra ona
katılan yüzlerce davul, borular ve zillerin ürpertici ezgileri saldırı
emrini herkese ilan etti. Okçular ve mancınıklar, lanetli kenti sürekli
ateş altında tutuyordu. "Neft yağlı oklar yağmur gibi yağarken" Memlük
intihar timleri dumandan yararlanarak kentin içine sızdılar"
"Akka artık
kesin olarak yitirilmişti. Korku içindeki halk; kadınlar, çocuklar ve
yaşlılar çaresizce limana koştular. Kral Henri III çoktan denize
açılmıştı ve limanda pek az sayıda gemi kalmıştı. Kalabalık sandallarda
itiş kakış başladı; yükü fazla olanlar sulara gömüldüler. Tüm bu
felakete bir yenisi eklendi ve müthiş bir fırtına başladı. Memlükler bu
sırada rıhtıma ulaşıp geride kalanları kılıçtan geçirdiler."
"Sağ kalan
Tampliye şövalyeleri, deniz kıyısında kendilerine ait olan bir kaleye
çekildiler. Çok sayıda kadın ve çocuk da Tampliyelerin kalesine
sığınmayı başarmıştı. Tampliyeler bu zavallıları, kendi gemilerine
bindirip, Kral'ın filosuna yetişmek üzere yolcu ettiler. Herkes yetecek
kadar yer olmadığı için, tüm şövalyeler, hasta ve yaralı olanlar bile
geride kaldılar. Son gemilerin yola çıkışına tanık olan bir kişi,
sonradan şunları kaleme almıştır: "Gemiler kıyıdan uzaklaşıp, yelken
açmayı başarınca, geride kalan tüm Tampliyelerden bir sevinç çığlığı
yükseldi..." Bir kaç gün sonra, Sultan el-Eşref pek uygun koşullarla bir
barış önerisi gönderdi. Tarikat marşali Pierre de Sevrey, kalede
bulunan tüm insanların, mal ve mülkleri ile birlikte Kıbrıs'a gitmesine
izin verilmesi karşılığında, kaleyi Memlüklere teslim etmeyi kabul etti.
Sayıları yüzü bulan Memlük askeri, hazırlıklar için kaleye alındı ve
Sultanın hilalli sancağı burçlara asıldı. Ancak, içeri giren Memlükler
tamimiyle disiplinsiz davrandılar ve Hıristiyan kadınlara saldırdılar.
Buna çok kızan şövalyeler, kale içindeki tüm Memlük askerlerini kılıçtan
geçirdiler. Ölünceye kadar direnmeye yemin eden Tampliyeler, Sultanın
sancağını indirip yerine "Beau Seant"ı çektiler. Gece bastırınca Pierre
de Sevrey, tarikatın komandanı Thibaut Gaudin ve bir kaç yaralı kişi ile
tarikat hazinesi ve kutsal eşyaları bir kayıkla Sayda'ya gönderdi.
Ancak, ertesi gün, el-Eşref kendi askerlerinin hatalı olduğunu ve layık
oldukları ölümü bulduklarını söyleyerek, çok uygun koşullarla barış
önerisini yineledi. Pierre ve bir kaç şövalye görüşmelerde bulunmak
üzere kaleden çıktılar. Henüz Sultanın çadırına kadar ulaşmadan,
yakalandılar ve derhal idam edildiler. Kalenin duvarları üzerinden
olanları gören Tampliyeler kapıların ardına eşya yığarak mücadeleye
devam ettiler, fakat Müslüman lağımcıların surların altına kadar
ilerleyen büyük bir lağım kazmalarını engelleyemediler. 28 Mayıs günü,
kelenin kara tarafındaki cephesi çökmeye başladı. İkibin Memlük askeri
açılan gedikten kaleye daldılar. Zaten çökmekte olan temele bu ağırlık
fazla geldi ve tüm bina büyük bir gürültüyle yerle bir oldu. Memlükler
ve Tampliyeler yıkıntının altında kaldılar."
"...İsa'nın
Fakir Şövalyeleri"nin son uğraşı olan, Kilise'nin tefecilik karşısındaki
tutumunu değiştirme çabaları tam anlamıyla ekonomikti. Kapitalizmin
doğuşuna, Tampliyelerden başka hiçbir Ortaçağ kurumu bu denli katkı
göstermemiştir. Ancak, tüm bunlara karşın, Tampliyeler, finans uzmanları
olarak anımsanmaktansa, Akka kahramanları olarak belleklerde kalmaya
layıktırlar. İsa adına, tüm o çağdaki Hristiyanlığı bile huzursuz edecek
kadar olağanüstü bir biçimde ölüme atılan kardeşler olarak
anımsanacaktırlar."
Desmond Seward, The Monks of War

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

4 TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Perş. Tem. 15, 2010 1:38 am

CANTAR




Baphomet



(1)
Söylentiler ve Suçlamalar
"Baphomet adını
verdikleri bir put aracılığıyla şeytana tapmakla suçlanmaları,
Tampliyeler'in halkın gözünde değerini yok etmişti. Baphomet,
yönlendirilmiş irade gücünü temsil eden ve "fallus" ibadetine dayanan
gnostik ayinlerin bir simgesiydi. Keçi sakallı ve keçi ayaklı, cinsiyeti
belli olmayan bu put, eski çağların boynuzlu tanrısı Mendes keçisi ile
bağıntılıydı".
Peter Tompkins, The Magic of the
Obelisks
"Bazı
şövalyeler, işkence altında yapılan sorgulama sırasında; kızıl, gri ya
da kara renkli bir kedi şeklinde bir puta taptıklarını itiraf ettiler.
Yaptıkları ayinlerde, bazı durumlarda, kedinin kuyruk altının öpülmesi
de gerekliydi. Kimi zamanlarda da, bu kedi putu, yakılmış çocuklardan
elde edilen yağla ovuluyordu. Tampliyeler, savaşta ölmüş kardeşlerinin
cesaretlerinin kendilerine geçmesi amacıyla, yemeklerine ölmüş
şövalyelerin küllerini serpiyorlardı".
John J.
Robinson, Dungeon, Fire and Sword
"12 Ağustos 1308 tarihli Engizisyon suçlama listesinden;
Madde; bu putlara ya da bir puta tapıyorlardı.
Özellikle büyük toplantılarda onlara tapıyorlardı.
Madde; putlara
Tanrı yerine tapıyorlardı.
Madde;
kurtarıcı olarak tapıyorlardı.
Madde; putun
onları kurtaracağını söylüyorlardı.
Madde;
zenginlik verdiğini söylüyorlardı.
Madde; ağaçları
çiçeklendirdiğini, tohumları yeşerttiğini söylüyorlardı.
Madde; putlara
kuşaklar, bezler, ipler bağlıyorlar; sonra bu bezleri ve ipleri
gömleklerinin altında, vücutlarına sarıyorlardı.
Madde;
tarikata girişte her yeni üyeye bu bez ve iplerden veriyorlardı.
Madde; putlara
böyle tapıyorlardı.
Madde; yeni girenlere yemin
ettiriyor, bunları kimseye söylememeye and içiriyorlardı."
Suçlama
Maddeleri
"...Bir çok
yerde, fiziksel özellikleri farklı şekilde tanımlanan bir puta
tapıyorlardı. Bu puta Baphomet adını vermişlerdi. Bu söz, etimolojik
olarak, eski Fransızca'daki "Muhammet" sözü ile aynıydı (sorgu sırasında
bazı Tampliyeler doğrudan "Muhammet" adını bir kaç kez kullanmışlardı).
Daha önce kovuşturmaya uğramış olan bir çok sapkın topluluk gibi,
Tampliyeler'in de gizli toplantılarını geceleri yaptıkları ileri
sürülmüştü."
"Tampliyeler'in, Muhammet peygamberin
adını taşıyan bir puta tapma uygulamasını Doğudan edinmeleri
olanaksızdı. İsmailîler ve Dürziler gibi, en uç sapkınlıktaki
Müslümanlar arasında bile, böyle bir put asla varolmamıştı.
Müslümanların puta taptıkları düşüncesi de, Batılı Hıristiyanların
Doğuyu küçük göstermeye çabalayan iftira sisteminin bir parçasıdır".
Peter Partner,
The Murdered Magicians
"Melek Tavus
tarikatına (Yezidiler) giriş törenlerinde, müritler boyunlarına iç içe
örülmüş siyah ve kırmızı yünden yapılma bir iplik bağlarlar. Parsiler'in
kutsal ipinde ve diğer eski Orta Doğu kültlerinde olduğu gibi, bu iplik
asla çözülmemelidir. Sapkın suçlaması ile ortadan kaldırılan Tampliye
tarikatında da bu uygulamaya aynen rastlanır".
Arkon Daraul,
Secret Socities





(2) Baphomet'in Tanımı

"Koskoca sakallı bir adam
kafası. Tüm taşra karargâhlarında bu puta saygı gösteriyorlar,
tapıyorlar. Fakat, bütün tarikat üyeleri bunu bilmiyorlar; sadece Büyük
Üstat ve kıdemliler biliyorlar".
Philip'in
Talimatları
"1307 Yılında,
Tampliyeler'in yargılanması sırasında, Fra. Jean de Taillefer şu
kanıtları ortaya koydu: "Tarikata Champagne karargâhına bağlı üç
bölgeden biri olan Mormant'ta katılmıştı. İnisiyasyon töreninde, sunağa
bir adam kafasını temsil eden bir put konulduğunu söyledi". Bir başka
Tampliye, Burgundy'li Hugues de Bure, şapelde yapılan toplantıda, bir
dolap ya da sandıktan bir "kafa" çıkarıldığını, uzun sakallı bir adam
heykeli olan bu putun, altın ya da gümüşten imal edilmiş olduğunu
anlattı. Fra. Pierre d'Arbley putun hem önünde hem de arkasında iki
yüzünün bulunduğunu söyledi. Akrabası Guillaume d'Arbley ise, putun
yalnızca büyük toplantılarda sergilendiğini ve sadece özel durumlarda
kıdemli şövalyelere gösterildiğini belirtti."
"Tarikatın
Paris hazinecisi Jean de Turn, büyük toplantılardan birinde, boyalı bir
kafatası biçiminde bir puta taptıklarını itiraf etti."
"Neredeyse tüm açıklamada bulunan tarikat
kardeşleri, putun uzun sakallı ve uzun saçlı olduğunda birleşiyorlardı.
Ayrıca, başkaca bir nedeni olmasa bile, o çağda çoğunluğun düşüncelerine
uygun olarak, uzun saçı, kadınsılığın bir belirtisi olarak kabul
ettikleri için, şaşırtıcı buluyorlardı."
Noel
Currer-Briggs, The Shroud and the Grail
"...Gerçek bir insan başı büyüklüğünde, sakallı ve haşin
ifadeli..."
Jean de Taillefer'in Sorgusu
"Tam olarak tarif edemeyeceğini, ama kırmızıya çalan
bir rengi olduğunu sandığını açıkladı."
Ian Wilson, The
Shroud of Turin
"Paris'te
yapılan bir tarikat toplantısında, rahip tarafından getirilip sunağa
yerleştirildi. Renksiz, soluk, süslü olmayan, tıpkı bir Tampliye gibi
dağınık sakalları olan bir adam kafasıydı bu."
Stephen de
Troyes
"Açıkça
anlaşılıyor ki, kopyaları inceleyenler, altın ya da gümüş kutulardan,
kafanın üzerinde tutulduğu ahşap panellerden söz ederler; halbuki,
gerçek put, yani "kutsalların kutsalı" olarak kabul edilen
Paris'tekiydi. Orada yapılan törenler de, tıpkı eski Bizans kilisesi
törenlerine benzemekteydi."
Ian Wilson, The
Shroud and the Grail
"Büyük olasılıkla, bu put, Tampliyeler
tarafından ne ölçüde saygı ve sevgi ile anıldığı düşünülürse, Vaftizci
Yahya'nın kesik başını simgelemekteydi. Tampliyeler, 1203-1204 yılları
arasında yapılan 4. Haçlı Seferinde, Bizans'ın yağmalanmasına iştirak
etmişlerdi. Robert de Clari, aralarında Vaftizci Yahya'nın kesik başının
da bulunduğu iddia edilen, Istanbul'daki Boucoleon sarayı şapelindeki
sayısız kutsal emanetleri etraflıca anlatmıştır. (Boucoleon sarayı bugün
Tekfur sarayı olarak bilinmektedir, sarayın şapeli ise büyük olasılıkla
Kariye olmalıdır)."
Baphomet'in kimliği hakkında bir
başka ipucu da, Yuhanna İnciline göre, İsa'nın cenazesine baharat
getiren Nicodemus'la ilgilidir. "Evangelum Nicodemi"de (Nicodemus
İncili, 4. Yüz yıl), İsa lehine tanıklık eden Yahudilerin yöneticisi
olarak da adı geçer Nicodemus'un. Chretien'in Perceval isimli eserinin
birinci devam extrapolation'unda Arimathea'lı Josephus ile Nicodemus'un
beraberce İngiltere'ye kaçışları anlatılır."
Noel
Currer-Briggs, The Shroud and the Grail
"Nicodemus, çarmıhta acı çekerken gördüğü haline uygun
olarak, İsa'yı temsil eden bir kafa heykeli yapmıştı. Eminim ki, bu
heykelin yapımına Tanrı'nın eli de karışmıştı; çünkü, bu kafa asla bir
insan tarafından yaratılmış olamazdı."
Perceval'ın
Birinci Devam Extrapolation'u
"Tampliyeler'in putları, Mandylion kefeninden kopya
edilmiş olan İsa'nın yüzünü temsil etmekteydiler. İngiltere'de
Templecombe'da bulunan bir örnek, renkli bir panel üzerinde, gerçek
insan başı boyutunda, kızıl sakallı bir erkek kafasıdır. Bu kafa,
Tampliyeler'in verdikleri tanımlara uymaktadır; gerçek boyutlarda,
sakallı adam kafası, ahşap plaka üzerine raptedilmiş vs.."
Ian Wilson,
The Shroud of Turin
"Baphomet'in
ileri sürülen fiziksel özellikleri, ya Maufe'ye (Kuzey Avrupa folkloruna
ait bir cin), ya da eski kilise reliklerine bağlanabilir".
Peter Partner,
The Murdered Magicians
Sorgucu: Bize "kafa"dan söz et !
Fra. Raoul:
Kafa mı? Evet, Fra. Hugues de Peraud başkanlığında yapılan yedi ayrı
toplantıda, kafayı ben de gördüm.
Sorgucu: Nasıl
tapıyorlardı?
Fra. Raoul: Şöyle..Kafa ortaya
çıkarılıp, gösterilince, herkes kendini yere atıyor, cüppelerini açıyor
ve tapıyordu.
Sorgucu: Kafa nasıldı?
Fra. Raoul:
Korkunçtu. Bana bir şeytanın, bir Maufe'nin yüzüymüş gibi gelirdi. Her
gördüğümde o kadar korkardım ki, bakmaya cesaret edemezdim.
M. Michelet,
Le Proces des Templiers
"Korkunç
yüzü ve dağınık sakalları olan bir cin şeklinde tarif edildiğine
bakılırsa, bu putun Asmodeus'u (tapınağın yapımında Süleyman'a yardım
eden koruyucu cin) temsil ettiği söylenebilir. Rennes Le Chateau'da
bulunan köy kilisesinin kapısında da Asmodeus'un bir heykeli mevcuttur".
"Kudüs'teki Tampliye karargâhı 1244 yılında
Müslümanların eline geçti. Muzaffer sultan Baybars, Tampliye kalesini
araştırttı ve kulede koruyuculuk yaptığına inanılan kocaman bir put
bulundu. Baybars, putun yok edilmesini ve yerine bir mihrap inşa
edilmesini emretti."
Ian Wilson, The Shroud of Turin



(3) Dişi Köken ?

"Tampliyeler'in,
bir tür kafa ile bağlantılı gizli törenler yapmaları suçlamasının
dayandırıldığı tartışılmaz kanıtlar bulunmuştu. Gerçekten de, Engizisyon
kayıtlarında ağırlık taşıyan en önemli konu böyle bir kafanın
varlığıydı...Paris karargâhında el konulan eşyalar arasında, kadın başı
biçiminde garip bir ölü kalıntısı da vardı."
Baigent, Leigh
& Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail
"Dövülmüş gümüşten mamul, büyük ve pek güzel
bir kadın başı. Bu gümüş kafanın içinde, kırmızı ve beyaz yünlü
kumaşlara sarılı olarak duran iki adet kafa kemiği vardı. Üzerinde CAPUT
LVIIIm yazılı bir de etiket takılıydı. Kemikler oldukça ufak tefek bir
kadına aittiler."
Oursel, Le Proces des Templiers
"CAPUT LVIIIm - KAFA 53m, hala şaşırtıcı bir mesele
olmaya devam ediyor. Ancak, en sonda yer alan M harfinin, doğrudan bir
harf olarak değil de, Virgo'nun (Başak burcu) astrolojik simgesi
olabileceği öne sürülüyor."
Baigent, Leigh
& Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail
"Von Hammer'e göre, Tampliyeler'e ait bir kadeh
üzerinde yazılı olan bir slogan şöyleydi: "Tüm varlıkları
tomurcuklandıran ve çiçeklendiren Mete'ye övgüler olsun. O bizim
kökümüzdür. Bir ve yedidir. Sekizli isimdir". G. Massey ise, Mete'nin
Baphomet ya da "Anne" anlamına geldiğini ileri sürer".
Kenneth Grant,
Nightside of Eden
"Herodot, bir kafatasını metalle kapladıktan
sonra, ona tapan ve kurbanlar sunan İssedon'lar isimli bir halktan
bahseder. Isparta'lı Cleomenes, Archonides'in kafatasını bal dolu bir
kova içinde saklamış ve önemli kararlar arifesinde kafatasından
kehanetler beklemiştir. İÖ 4. Yüz yıldan kalma, Etruria'da bulunan bazı
vazoların üzerinde, kesik kafalara tapınan ve onlardan kendilerine yol
göstermelerini bekleyen insanlar resmedilmiştir. Aristo da, Karianlar'ın
kesik kafalarından söz etmiştir".
Julian Jaynes,
The Origin of Conciousness
"Kutsal Kâse Grail ile ilgili bir Gal romans olan
Peredur'da, Keltler'in kesik kafa kültüne ve geleneklerine ait bölümler
bulunmaktadır:
"Sayda'lı bir Tampliye şövalyesi,
Maraclea'lı bir genç kadına deliler gibi aşıktı. Ancak, kadın henüz daha
pek gençken öldü. Cenaze gecesi, çılgın âşık mezarı kazıp ölü bedeni
çıkardı ve ölüyle sevişti. Bunun üzerine, gaipten yükselen bir ses,
dokuz ay sonra geri gelmesini, zira bu mezarda bir evlat bulacağını
söyledi. Tampliye bu emre uyarak, tam dokuz ay sonra mezarı tekrar
açınca, iskeletin bacakları arasında bir kafa buldu. Gaipten gelen aynı
ses "bu kafayı iyi muhafaza et, çünkü tüm güzellikleri ve iyilikleri
sana verecektir" dedi. Tampliye kafayı yanına alarak uzaklaştı."
Ward,
Freemasonry and the Ancient Gods
"Öykünün bir başka anlatımında, kadının adı da verilir;
Yse. Açıkça, İsis'ten türetilmiş bir isim."
Baigent, Leigh
& Lincoln, The Holy Blood and the Holy Grail
"Bir
zamanlar yalnızca Tanrı vardı. Gücü sınırsızdı ve tek başınaydı. Yalnız
olmaktan hoşnut değildi, bu yüzden bir eş yaratmak için kendini ikiye
böldü. Düzen ve Mantık öğelerini kendinde tutarken, Coşku ve Kargaşa
öğelerini eşine verdi. Eşinin adını Yse koydu. Yse, yaratılışı
sırasında, öylesine sevgi ile dolmuştu ki, Tanrı onu ilk öptüğü anda,
sonradan "Seçilmiş Yanıt" diye adlandırılacak olan, bir tepkide bulundu.
Evrende, bir kadın ile bir erkek arasında oluşan ilk etkileşim ve ilk
onaylamadır "Seçilmiş Yanıt", insanlığın en büyük gizemi ve bilmecesi
olan "Kutsal Kâsedir (The Holy Grail)."
Synopsis from
the Merovingian Bible, The Gnostic Christian Path
"Essene Odyssey" isimli kitabında Dr. Hugh Schonfield,
bazı Essene/Zadokit/Nazaren metinlerinde kullanılan bir şifre yöntemini
keşfettiğini ileri sürmüştür. "Atbash" şifresi adını verdiği bu
tekniğin, Qumran'da bulunan bir çok eski belgede yer aldığını
belirtmiştir."
Baigent, Leigh & Lincoln, The
Messianic Legacy
"Schonfield,
İbranî Atbash şifresini "Baphomet" sözcüğüne uyguladığında, dişil
bilgelik anlamına gelen "Sophia" sözcüğüne ulaştığını açıklamıştır.
Plutarkos ise, Sophia'nın İsis'i simgelediğini belirtmiştir."
David Wood,
Genesis
"İsis'in büyüsü ile Mısır tanrısı Thot'un bilgeliği
bağlaşıktır. Thot'un karısı Nehemaut ise Gnostiklerce Sophia diye
adlandırılır. Bu yaklaşımla, Tampliyeler'in Baphomet'e tapınmaları
aslında, Bilgelik ilkesine tapınmaları anlamına gelmektedir."
Graham
Hancock, The Sign and the Seal
"Tampliyeler'in Atbash şifresini kullanmış olmaları,
Orta Doğuda, on ikinci yüzyıl sonlarına kadar, Nazaren ya da Neo-Nazaren
tarikatların varlığını ve öğretilerinin Batıya ulaştığını kanıtlar."
Baigent, Leigh
& Lincoln, The Messianic Legacy



(4) Kara Bakire
"Plutarkos, İsis'i bilgiyle eş
tutarken, Typhon'u cehaletle birleştirir. Aydınlanan kişinin ruhunu
ışıklandıran gizli öğretinin karşıtıdır Typhon. Gerçek Bilgi kadar
değerli başka hiçbir tanrısal armağan yoktur."
General Albert
Pike, Morals and Dogma
"Çoğunlukla
kara derili bir kadın olarak betimlenen, simya biliminin anası büyük
Mısır tanrıçası İsis, Avrupa'da bulunan "Siyah Madonna'lar" ile
birleştirilir."
Lynn Pickett & Clive Prince,
Turin Shroud
"İsis'in
elinde taşıdığı "ankh" (üst kolu halka biçiminde Mısır haçı), Siyah
Madonna'ların ellerinde bulunan garip görünümlü asaları andırmaktadır.
Bu heykellerin kara-yeşil renkleri, simyacılara göre, gizemi İsis'in
seks organında saklı olan, büyük yaratıcılığı (opus) simgelemektedir."
Ean Begg, The
Cult of the Black Virgin
"Kara Bakire
İsis'tir ve gerçek adı Işık-Kadın'dır (Notre Dame de Lumiere)."
Pierre
Plantard de St. Clair (Sion Birliği eski Büyük Üstadı)
"Chinon şatosunda ölümü bekleyen Tampliyeler, Kara
Bakire'ye dua ediyorlardı. Kara Bakire dinini kuran kişi St. Bernard'dı.
Yazdığı sayısız ilâhî ve verdiği vaazları ona adamıştı. Süleyman ve
Saba Melikesi için Eski Ahit'teki Neşideler Neşidesinde (Songs of Songs)
"Ben karayım, fakat güzelim, Ey Kudüs'ün kızları" dizeleri, Siyah
Bakire kültünün nakaratıdır."
Ean Begg, The
Cult of the Black Virgin
"Ben karayım, fakat güzelim,
Ey Yeruşalim
kızları!
Kedar çadırları gibi,
Süleyman'ın
büyük çadırları gibi."
Neşideler Neşidesi 1:5-6
"Adlarına "Siyah Madonnalar" denilen ve Fransa'da
bulunmuş olan bir kaç yüz heykelin hemen hepsi dumanla ya da kandil
isiyle karartılmıştır. Az sayıda, koyu renkli ağaçtan oyulmuş olanlar ya
da yağ ve şarapla uzun süren işlemler sonucu karartılanlar da vardır.
Haçlı seferleri sırasında, Fransa'ya taşınan Suriye, Mısır ve Kıptî
kökenli putlar Siyah Madonnalara ilk örnekleri oluşturmuşlardır.
"Kara Bakire
kiliseleri genellikle Mary Magdalene'in adını taşırlar. 1247 Yılında,
Tampliyeler'in Kudüs'e yerleşmesini sağlayan kral Baudouin II, "Turin
Kefeni"nin bazı parçalarına karşılık, Vezelay Manastırından Mary
Magdalene'in olduğu ileri sürülen bir cenazeyi almıştır. Gizli bir
geleneğe göre, Magdalene İsa'nın karısıdır ve onun çocuğunu Güney
Fransa'ya götürmeyi başarmıştır."
Ean Begg, The
Cult of the Black Virgin

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

5 Geri: TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Perş. Tem. 15, 2010 2:07 am

CANTAR




Tampliye Mirası
(1)
Afrikanın Derinlikleri



"1145 Yılında, alman piskopos Otto von
FreiSign, Chronicon adlı tarihinde, çok şaşırtıcı bir yazışmadan söz
eder. Papa, o güne dek varlığı hiç bilinmeyen, Hindistan'ın Hıristiyan
hükümdarından bir mektup almıştır. Bu kral, mektubunda, "Cennet
Irmağı"nın kendi ülkesinde bulunduğunu bildirmektedir. Mektup, aslında
Suriye'nin Akdeniz kıyısında bulunan Gebal kentinin piskoposu
aracılığıyla Roma'ya kadar ulaştırılmıştır. Hıristiyan hükümdarın adı
"Yaşlı John" (Yuhanna) ya da aynı zamanda bir rahip olduğu da ileri
sürüldüğü için "Vaiz John" olarak geçer. Dediklerine göre, bebek İsa'yı
ziyaret eden Magi'lerden birinin soyundan gelmektedir. İran'ın tüm
Müslüman hükümdarlarına boyun eğdirmiş, Dünyanın diğer ucunda, gelişen
bir Hıristiyan krallığı kurmuştur."

Graham Hancock, The Sign and the Seal




"Vaazcı Yuhanna" aslında, Havari Yuhanna'nın
yozlaştırılmasından başka bir şey değildir. İncil'de bile, Yuhanna'nın
hiç bir zaman ölmeyeceği söylentilerinin çıktığı ama bunun doğru
olamayacağı yazılıdır. Avrupa'nın Müslüman tehdidiyle yüz yüze geldiği
dönemlerde, Bizans tahtına çıkan bir çok imparatorun adı Batıda Yuhanna
diye geçer. Bu sadece, yardım umutlarının bir söylenti sayesinde
pompalanmasını ifade etmektedir".

Steve Sharper


"Piskopos Otto'nun Vaazcı John'un
varlığını ve ülkesinde bulunan Cennet Irmağını açıklamasının üzerinden
pek fazla zaman geçmeden, Papa resmi bir bildiri ile Haçlı Seferlerinin
yinelenmesi çağrısında bulundu. İki yıl içinde, 1147'de, Alman
İmparatoru Conrad, diğer derebeyleri ve bir çok soylu ile birlikte
İkinci Haçlı Seferini başlattı.



Haçlıların talihlerinin yükselip alçalmasına
uygun olarak, Avrupa'da zaman zaman Vaazcı John hakkında söylentiler
belirip kayboluyordu. O dönemin tarihçilerine göre, 1165 yılında, Vaazcı
John Bizans İmparatoru, Kutsal Roma İmparatoru ve diğer krallara
gönderdiği yeni bir mektupla, pek yakında, orduları ile Kutsal
Topraklara ulaşacağını haber veriyordu. Ülkesini yine pek şatafatlı bir
tarzda anlatıyor, bu kez sadece Cennet Irmağının değil, aynı zamanda
Cennetin Kapılarının da ülkesinde bulunduğundan söz ediyordu."

Graham
Hancock, The Sign and the Seal




"Eğer gerçekten büyük gücümün nereden
kaynaklandığını merak ediyorsanız, o takdirde kuşkusuz olarak inanın ki,
ben Vaazcı John...Gök yüzünün altında yaşayan tüm yaratıklardan daha
varlıklı, daha bilge ve daha kuvvetliyim. Yetmiş iki kral bana haraç
ödemekte. Yürekten dinine bağlı bir Hıristiyan'ım ve ülkemdeki
dindaşlarımı her an korumaktayım...Büyük bir ordu ile gelip, Tanrının
mezarını ziyaret etmeye yemin ettim...İsa'nın haçının düşmanlarına da
savaş açacağım ve onları acımasızca cezalandıracağım.

Görkemim üç Hindistan'ı tümüyle kaplıyor ve
hatta, St. Thomas'ın mezarının bulunduğu uzak Hindistan'a bile
yayılıyor. Çölleri aşıyor ve güneşin doğduğu yere, Babil Kulesinin
yakınındaki ıssız Babil vadisine kadar uzanıyor..."

Bizans İmparatoru Manuel Comnenus'a
gönderilen mektup (1165)



"Vaazcı John neredeydi ? St. Thomas'ın mezarından
söz etmesi Hindistan'ı işaret ediyordu. Ancak, orta çağın coğrafya
kavramları öylesine geriydi ki, Hindistan Nil nehri yakınlarında
sanılıyordu. Bu nedenle, 1177 yılında Papanın Vaazcı John'a yazdığı
mektup Habeşistan'a doğru yola çıkıyordu."

Mysteries of the Past



"Kardeşi Lalibela tarafından tahttan
indirilene kadar Habeşistan hükümdarı olan Harbay'ın efsanevî Vaazcı
John olabileceği sanılıyor."

Graham Hancock, The Sign and the Seal




"Vaazcı John'un mektubunda, kendisine karşı
kardeşi ile iş birliği yapan Tampliyeler hakkında bile bir uyarı vardı:

"Sizin
soyunuzdan gelen, sizin maiyetinizde bulunan bazı Fransızlar Sarasenler
(Müslümanlar) ile iş birliği yapıyorlar. Size yardım edeceklerine
inanıp, onlara güveniyorsunuz ama onlar sahtekâr ve hilebazlar...Cesur
olun ve dua edin...Sahtekâr Tampliyeler'i öldürmeyi ihmal etmeyin."

Vaazcı
John'un çeşitli krallara gönderdiği mektup (1165)





"Wolfram von Eschenback Parzival'de, Grail'i
arayanlardan birinin, Rohas'ın ötesine, Afrika'nın derinliklerine
yaptığı yolculuğu anlatır. Rohas, Habeşistan'ın en uzak bölgelerinde bir
kenttir. 1185 Yılında, Lalibela zaferle girdiği Rohas'ın adını
değiştirir, kendi adını verir yeni başkentine...Lalibela, ülkesine geri
dönmeden önce, yıllarını Kudüs'te Tampliyeler'le birlikte geçirmiştir.
Tampliyeler'in, kayıp Ahit Sandığını gizlediğine inanılan Habeşistan'dan
gelen bir soyluya ilgi göstermelerinin nedeni aşikârdır".

Graham
Hancock, The Sign and the Seal




"Habeşistan ile Hıristiyan Avrupa arasındaki
ilişkiler bir sonraki yüzyılda da devam etmiştir:

"Kurtuluşumuzun 1306. yılında, Habeşistan
İmparatoru Wedem Araad, Avignon'da bulunan Papa V. Clement'a otuz
kişiden oluşan bir heyet gönderdi."

Giovanni da Carignano (Cenova'lı bir
haritacı)




"Habeşistan'da
kayalara oyulmuş on bir kilise, Afrika'nın en gelişmiş mimarî
yapılarıdır (UNESCO tarafından Dünyanın Harikaları arasında
gösterilmişlerdir)...Kiliseler, inşa edilmelerinin üzerinden sekiz yüz
yıl geçmiş olmasına rağmen, bu gün de ibadete açıktır. Bu kiliselerin
özellikle belirtilmesi gereken nitelikleri, alışılmış yöntemlerle inşa
edilmek yerine, doğrudan kırmızı volkanik kayalara oyulmuş olmalarıdır.
Bu nedenle, sadece boyut olarak değil, işçilik ve kavrayış açısından da,
insanüstü bir görünümleri vardır.

"...Gerçek niteliklerini anlayabilmek için
çok çaba sarf edilmiştir: bazıları derin hendeklerde bulunurken,
diğerleri kocaman mağaraların içindedir. Tüm kiliseleri bir birine
bağlayan, karmaşık ve hayret verici, bir tüneller, geçitler, galeriler,
mezarlardan oluşan bir lâbirent ağı vardır. Ebedi görevlerini yerine
getiren rahiplerin uzak ayak sesleri ile yankılanan, loş ve nemli, yosun
tutmuş serin duvarları ile bir yer altı dünyası."

"St. Mary kaya kilisesinin tavanında, Davut
Yıldızının içine çizilmiş stilize bir haç resmi bulunmaktadır. Bir
Hıristiyan mabedi için oldukça şaşırtıcı bir süslemedir bu, ancak
Tampliyeler'in en önem verdikleri simgelerden biridir Davut Yıldızı. Bu
çizimin altında, kumaş kaplı bir sütun vardır. Rahipler, bu sütunun
Lalibela'nın bizzat kendisi tarafından oyulduğunu ve kaya kiliselerinin
mimarî gizlerinin içinde saklı olduğunu söylerler."

Graham Hancock, The Sign and the Seal



(2)
Portekiz: İsa'nın Şövalyeleri

"Portekiz'de, Tampliyeler kısa süren bir
soruşturmadan sonra aklandılar ve yalnızca adlarını "İsa'nın
Şövalyeleri" şeklinde değiştirerek, varlıklarını 16. yüzyıla kadar
sürdürdüler. Denizcilik alanındaki keşifleri tarihe geçti: Vasco de Gama
bir İsa şövalyesiydi, Denizci Prens Henry ise (Dom Enrique) tarikatın
Büyük Üstadıydı. Gemilerinde hala Tampliyeler'in kızıl haçı ile desenli
yelkenleri kullanıyorlardı. Colomb'un Yeni Dünyayı keşfetmek üzere
Atlantik'i aşan üç gemisinde de Tampliye haçları dalgalanıyordu. Zaten
Colomb, tarikatın Büyük Üstadının kızıyla evliydi ve kayınpederinin
haritalarına ve evraklarına bakma fırsatını bulmuştu."

Baigent & Leigh, The Temple and the
Lodge





"...Hakkında
geçerli bilgi sahibi olunabilen en önemli ve önde gelen kişi Denizci
Prens Henry'dir (Dom Enrique). Tarikatın Büyük Üstadı olan Henry, yaşam
öyküsünü kaleme alan Zurara'ya göre, "güçlü duyum ve keskin zekâ sahibi,
önemli ve yüce eylemleri başarmak için olağanüstü ihtiraslı bir
kişilikti".

"1394 Yılında dünyaya gelen Henry, 1415
yılından itibaren etken olarak denizcilikle uğraşmaya başlamıştı. En
büyük ihtirası, kendisinin açıkça itiraf ettiği gibi, Vaazcı John'un
ülkesine denizden ulaşabilmekti. Dönemin tarihçileri kadar modern
tarihçiler de, yaşamının büyük bölümünü bu amacın ardında geçirdiğinde
hemfikirdirler."

"Kendini kozmografi, matematik, astroloji
araştırmalarına adamıştı. Çevresi devamlı olarak, gök bilimciler ve
Yahudi bilim adamlarıyla doluydu."

Graham Hancock, The Sign and the Seal




"Portekiz'de, İsa'nın Şövalyeleri örgütünün
Büyük Üstadı Dom Enrique, "Denizci Prens Enrique" olarak adını duyurdu.
En modern denizcilik tekniklerini kullanıyor, maiyetinde coğrafyacılar,
gemi yapımcıları, dil uzmanları, Yahudi haritacılar ve Arap kaptanlar
bulunduruyordu. Ekip çalışması ile harita yapımı ve denizcilik
aygıtlarının, özellikle pusula ve usturlabın geliştirilmesi konusunda
çaba harcıyorlardı. Madem Müslümanlar İspanya'yı ele geçirmişlerdi,
öyleyse Hıristiyanlar da, Afrika'yı ve sonra da Asya'yı ele
geçirmeliydiler. 1425 Yılına gelinceye kadar, örgüt Madeira ve Kanarya
adalarını almıştı bile. 1445 Yılında Azorları elde ettiler. Batı Afrika
kıyılarının sistemli araştırması 1434 yılında başlatıldı. O çağın en
hızlı gemileri olan yeni karaveller tüm bunları olası kılmıştı."

"Enrique'nin
yaptığı yolculuklar hakkında bilgimiz pek sınırlıdır. Bunun nedeni,
gerçeklerin, tarihi olguların, seyir defterlerinin, haritaların,
talimatnamelerin ve tüm raporların örgüt tarafından uygulanan bir
gizlilik ilkesinin arkasında kalmış olmasıdır."

Edgar Prestage, The Portugese Pioneers





"Gerçekten de, Enrique'nin zamanında gizliliğe olan bağlılık o
denli fazlaydı ki, yapılan çeşitli keşif gezilerinin sonuçları hakkında
bilgi açıklamanın cezası ölümdü. Buna rağmen, yine de, Prensin asıl
saplantısının Habeşistan'la doğrudan ilişki kurmak olduğu öğrenilmişti.
Bunu ancak, Afrika kıtasının etrafını dolaşarak başarabileceğini de
anlamıştı, zira Akdeniz'den Mısır'a geçip, oradan da Kızıl Denize açılma
çözümü Müslümanların o bölgedeki egemenliği nedeniyle geçersiz duruma
gelmişti. Her olasılık göze alınarak, yine de, Batı Afrika kıyılarını
keşfe çıkan denizcilere, Vaazcı John'un ülkesine karadan ulaşacak daha
kısa bir yolu araştırmaları da tembih edilmişti."

"Enrique'nin yaşamının son yıllarına ait,
bazı gizli arşivler ancak yirminci yüzyılda açığa çıkartılabildi. Bu
belgeler arasında, Vaazcı John'un bir elçisinin Enrique'nin ölümünden
sekiz yıl öncesinde, Lizbon'a geldiğini gösteren bir belge bu arşivlerin
arasında bulundu. Bu ziyaretin amacı ve görüşmelerin konusu bilinmiyor.
Ancak, bu ziyaretten tam iki yıl sonra, Portekiz kralı V. Alfonso'nun,
Habeşistan'ın ruhanî yönetimini İsa'nın Şövalyeleri örgütüne
devrettiğini açıklaması bir rastlantı olamaz."

"1487 Yılında, aynı zamanda İsa'nın
Şövalyeleri tarikatının Büyük Üstadı olan, o dönemin Portekiz kralı II.
John, yardımcılarından Pedro de Covilhan'ı, Akdeniz, Mısır, Kızıl Deniz
yolu ile Vaazcı John'a elçi olarak gönderdi. Bir tüccar kimliğine
bürünen Covilhan, İskenderiye ve Kahire'den geçerek, Suakin'den bir
küçük Arap gemisiyle Aden'e ulaşmayı başardı. Ancak orada, çeşitli
engellere takılarak uzun zaman harcamak zorunda kaldı. Ancak 1497
yılında, Habeşistan'a varabildi. İmparator sarayında, önce coşku ile
karşılandı fakat, sonra nedeni bilinemeyen bir tatsızlık sonucunda bir
tür oda hapsine tâbi tutuldu (Covilhan'ın asıl becerisinin casusluk
olduğu biliniyor; daha önce İspanya'da da casus olarak görev yapmıştı).

"1497
Yılında, yine İsa'nın Şövalyelerinden bir denizci, Vasco de Gama
Hindistan'a yaptığı keşif gezisinin büyük kısmını Doğu Afrika kıyılarını
araştırmaya ayırmıştı. Mozambik'te demir attığı zaman, Vaazcı John'un
ülkesinin, çok yakında, kıtanın içlerine doğru biraz kuzeyde bulunduğunu
öğrenince, sevinçten ağladığı biliniyor."

"Vaazcı John'un sarayına ulaşabilen ilk
resmi Portekiz elçilik heyeti Masawa limanında karaya ayak bastığında
yıl 1520 olmuştur. Sekiz ay süren bir kara yolculuğu sonucunda, başkente
ulaştıklarında, tahtta 1508 yılından beri oturan kral Lebna Dengel
tarafından karşılanırlar."

Graham Hancock, The Sign and the Seal





"Büyük sevinçle İmparator Vaazcı John'un
kulübelerini ve çadırlarını gördük"

Portekiz Heyeti (20 Ekim 1520)




"Çadırdan sarayın tam merkezinde, kırmızı
döşeli bir bölmede, aslan derisinden giysileri olan savaşçılar
tarafından korunan Habeşistan İmparatorunun karşısına çıktılar. Nihayet,
aradıklarına ulaşan Portekizliler, ne imparatorun ne de
maiyetindekilerin Vaazcı John'dan hiç haberlerinin olmadığını
öğrendiler."

Mysteries of the Past



(3) İspanya: "Viva la Muerte"

"İspanya'da, Calatrava, Alcantara ve
Santiago'da bulunan Tampliyeler Reconquista'nın (İspanya'nın
Müslümanların elinden geri alınması) vurucu gücünü oluşturuyorlardı.
Hıristiyan ilerleyişini güçlendiren, Granada ve Cordoba'daki İslâm
uygarlığını yok eden onlardı. Hıristiyan halk, Arap akıncıların
korkusundan, geniş yaylalara yerleşememişti. Sadece, Tampliyeler'e bağlı
çiftliklerde koyun ve sığır sürüleri otlatılabiliyordu. Orta Çağın
sonlarına dek, Kastilya yönetimini ele geçirmek isteyen politikacılar
Tampliyeler'in gücünü arkalarına almak istediler. İslâma karşı
sürdürülen beş yüz yıllık savaşın en yetkin silâhlı gücü onlardı. Ancak,
sonları Fransa'da yaşanan örnekten farklı olmadı".

"Tampliyeler'in ortadan kaldırılması ile,
İspanyol kardeşler isimlerini "İsa'nın Şövalyeleri" ve "Montesa
Kardeşleri" şeklinde değiştirerek varlıklarını sürdürmeyi başardılar.
Aslında, bu tarikatlar hakkında etraflıca bilgi sahibi olmadan, İspanya
tarihinin büyük bölümünü anlayabilmek olası değildir. Bu tarikatlar
Reconquista olgusunun ta kendisidir ve Tercio Extrajero'nun "Viva la
Muerte!" (Yaşasın Ölüm) sloganında anlamını bulan İspanyol askeri
geleneğinin kurucularıdır. Bu askeri gelenek, müthiş bir kıyıcılıkla,
inanılmaz bir centilmenliği birleştirebilmektedir. İşte bu ruh ve
Reconquista'nın askeri teknikleri sayesinde, Aztek ve İnkalar dize
getirilip, İspanya İmparatorluğunun temelleri atılmıştır. Diğer
taraftan, Portekizli tarikatlar, haçlı ruhunu bir kolonizasyon
hareketine dönüştürmeyi başararak, Avrupa'yı tüm dünyaya egemen
kılmışlardır."

Desmond Seward, The Monks of War




"Tampliye örgütünün dağıtılmasının üzerinden
çok zaman geçmeden, açıklaması olanaksız şekilde, Avrupa'nın her
tarafında, kesin doğrulukta deniz haritalarının ortaya çıktığı görüldü.
Adına "portolan" denilen bu yeni tür haritalar, manastırlarda ve
üniversitelerde akademisyenler tarafından etüd edilen "Ptoleme" türü
haritalardan çok daha üstündüler. Portolanların çoğunluğu deniz ticareti
için pek önemli olan bölgeleri, özellikle Akdeniz'i ve Atlantik
okyanusunun kıyılarını göstermekteydiler."

"Portolanların bilinen en eskisi, 1335
tarihini taşıyan, "Opicinis de Canestris" isimli Akdeniz haritasıdır. Bu
harita, Philip ve Clement V. tarafından Tampliye örgütünün ortadan
kaldırılmasından yaklaşık olarak sadece 20 yıl kadar kısa bir süre
sonra, portolanların elden ele dolaşmaya başladığını göstermektedir."

"...Colomb,
Palos'tan denize açılırken, bayrak gemisi olan Santa Maria'nın
yelkenlerinde Tampliye kocaman bir haçının bulunması bir rastlantı
mıdır? Bu yolculuğun sanıldığı gibi, İsabella'nın mücevherleri sayesinde
değil de, Yahudileri ve başka sapkın inançlı zengin kişileri bir araya
toplayan bir gizli topluluk tarafından finanse edilmiş olması bir
rastlantı olabilir mi? Colomb'un 3 Ağustos 1492 günü, tam da Yahudilerin
İspanya'yı terk etmeleri gereken son mühletten bir kaç saat önce, demir
alması da nasıl bir rastlantı sayılabilir?"

Michael Bradley, Holy Grail Across the
Atlantic


Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız



(3) İngiltere: 1381 Köylü Ayaklanması

"1381
Yılında, İngiltere'de meydana gelen "Köylü Ayaklanması"ndan önceki son
bir kaç yıl süresince, aşağı ruhban sınıfından düş kırıklığına uğramış
bir grup rahibin, köyleri tek tek dolaşarak, zenginler aleyhine ve
kilisenin yozlaşması hakkında vaazlar verdikleri bilinmektedir.
Başkaldırının tam öncesinde, son bir kaç ay içinde de, Orta İngiltere
bölgesinde bir çok gizli toplantı düzenlenmiştir. Ayaklanma
bastırıldıktan sonra, yakalanan asi elebaşıları, Londra'da bulunan büyük
bir gizli örgütün ajanları olduklarını itiraf etmişlerdir."

"Bir
başka esrarlı olay ise, bu ayaklanmalar süresince, "St. Jean Hospitalye
Şövalyeleri Tarikatının" (Malta Şövalyeleri) bir çok gaddarca saldırının
hedefi olmalarıdır. Asiler, Hospitalyeler'e ait mülkleri yakıp
yağmalamakla yetinmemişler, tarikatın "Büyük Eğitmeni"ni Londra
Kulesinden zorla çıkartıp, Canterbury piskoposu ile birlikte idam
etmişlerdir. Kesilen kafalar, çılgın kalabalığın sevinç çığlıkları
arasında Londra Köprüsüne asılmıştır. Sonradan, yakalanan bir elebaşına
isyanın amacı sorulunca, verdiği yanıt:"Hospitalyeler'in yok edilmesi"
olmuştur. Unutulmamalıdır ki, İngiltere'deki bu isyandan tam yetmiş yıl
önce, Papa V. Clement, Tampliyeler'in tüm varlıklarının Hospitalyelere
devredilmesini emretmişti."

"William the Tyler, Köylü Ayaklanmasının
tartışılmaz lideri olarak, esrarengiz bir şekilde ortaya çıkıp,
İngiltere tarihine bir bomba gibi düştüğünde, tarih 7 Haziran 1381 Cuma
günüydü. Tyler, ortaya çıktığı kadar ani bir biçimde tarih sahnesini
terk etti; topu topu sekiz gün sonra, yani 15 Haziran 1381 Cumartesi
günü, yakalandı ve kafası kesildi. Bilinen bu sekiz günlük süre dışında,
Tyler'in yaşamı hakkında hiç bir bilgi yoktur. Adının bile gerçek
olmadığı tahmin edilmektedir, zira masonlukta "tyler" deyimi, loca
koruyucusu, muhafız anlamını taşımaktadır."

"William the Tyler tarafından boynu
vurdurulan Canterbury piskoposunun yerine geçen ve böylece İngiltere'nin
dinsel lideri olan piskopos Courtenay, 1382 baharında, yanı
ayaklanmadan bir yıl kadar sonra, isyanı körükleyen bir "Lollard"
grubunun varlığını ortaya çıkardı. Onları Oxford'dan sürdü ve bu
hareketi tümüyle yok etmeye çalıştı. Ancak, Lollardlar yeraltına inerek,
yıkıcı faaliyetlerini tüm ülkeye yayılan bir hücre sistemi ile ve gizli
toplantılarla sürdürdüler. Her nasılsa, aristokrasinin bazı üyelerinin,
özellikle şövalye sınıfının desteğini elde etmeyi de başarmışlardı."

John J.
Robinson, Born in Blood






"14. Yüzyıl başlarında, Oxford
üniversitesinde bir ilahiyat profesörü olan John Wycliffe, İngiliz
Kilisesinin temel sorununun, sadece latince olduğu için, İncil'in ancak
ruhban sınıfı ve soylularca okunmasından kaynaklandığını fark etti. Halk
genellikle okuma yazma bilmiyordu. Wycliffe, İncil'in İngilizce'ye
çevrilmesi halinde, genel okuma yazma oranının da gelişeceğini düşündü.
Bunun üzerine, tercüme çalışmalarını gerçekleştirmek için, "Fakir
Vaizler Tarikatı" adında bir örgüt oluşturdu. Bu örgüt, çeviri
çalışmaları biter bitmez, yeni İncil'i tüm ülkede okuma bilen herkese
dağıtabilmek için kolları sıvadı. Sıradan insanlar, ilk kez olarak,
İncil'de neler yazılı olduğunu doğrudan öğrenmek fırsatını buldular. Tüm
köylüler, köy meydanlarında ve kiliselerinde toplanarak, "Fakir
Vaizlerin" İngilizce İncil okumasını dinlediler."

"Wycliffe'in "Fakir Vaizler Tarikatı"na
karşı çıkan tutucu kilise üyeleri, onlara "Lollard" (boş gezenler,
tembeller) adını takmıştı. Lollardlar'ın sayısı, sadece köylüler
arasında değil, esnaf ve soylular arasında da, hızla yükseldi. Öyle ki,
bir Lollard karşıtı "rastladığım her iki kişiden biri Lollard" diyerek,
bu gelişmeyi dile getirmiştir."

"Lollardlar öyle bir etki uyandırdılar ki,
pek geçmeden kilise Wycliffe'in yazılarını yasakladı. Papa, yargılanması
için Roma'ya getirilmesini emretti. Oysa, Wycliffe 1384 yılında,
Roma'ya hareket etmeden önce kalp krizinden öldü. 1425 Yılında,
Wycliffe'in ölümünden tam kırk bir yıl sonra, Roma Kilisesi hala o denli
çileden çıkmış haldeydi ki, Wycliffe'in cesedinin mezarından çıkarılıp,
yazmış olduğu 200 kadar kitapla birlikte yakılmasını buyurdu."

W. T.
Still, New World Order




(4) İskoçya; İskoç Muhafızlar

"O dönemde (1307 yılında) İskoçya ile
İngiltere arasında savaş vardı. Karışıklıklar nedeniyle, yasal
önlemlerin alınıp uygulanmasına fırsat bulunamadı. Böylece,
Tampliyeler'i ortadan kaldıran Papalık kararnameleri İskoçya'da asla
yürürlüğe konulamadı. Teknik olarak, Tampliye örgütü İskoçya'da
varlığını kesintisiz sürdürdü."

"16. Yüz yıl sonunda, Hospitalyeler'in
düzenlediği listelerde, İskoçya'da tam 519 adet bağımsız Tampliye
mülkünün (Terrae Templariae) varlığı belirtilmiştir."

"Bir çok İngiliz ve bilindiği kadarıyla
Fransız Tampliye şövalyesi İskoçya'ya sığındı. 1314 Yılında yapılan
Bannockburn muharebesine, Robert Bruce'ün yandaşı olarak, önemli bir
Tampliye birliği de katılmıştır. Söylentilere göre (söylentileri
destekleyen açık kanıtlar da vardır), Tampliye tarikatı İskoçya'daki
varlığını 4 yüz yıl daha devam ettirmeyi başarmıştır."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Holy Blood
and the Holy Grail




"1424
Yılındaki, kanlı Verneuil savaşında, Fransız ordusuna bağlı İskoç
birlikleri büyük cesaret ve fedakarlık gösterdiler. Ancak, komutanları
John Steward ile birlikte, neredeyse tümüyle yok edilmekten
kurtulamadılar. Charles VII tarafından 1445 yılında kurulan yeni Fransız
ordusu, her biri 660 kişiden oluşan 15 alaydan meydana gelmekteydi. Bu
birliklerin arasında, İskoç Muhafız Alayının (Compagnie des Gendarmes
Ecossais) özel bir konumu, askeri bir önceliği vardı. Örneğin, tüm geçit
törenlerinde ilk sırayı onlar alıyorlardı. İskoç Alay komutanı da,
Fransız Süvarileri Birinci Üstadı unvanına sahipti."

"1474 Yılında, bu İskoç birliğinin sayısı
yeniden belirlendi: bir komutan yönetiminde 77 kişi Kraliyet Muhafız
Birliğini oluştururken, bir diğer komutan yönetiminde 25 kişi kralın
özel korumasını üstlendi. İskoç muhafızların tüm komutan ve subayları,
her zaman için ve hiç eksiksiz olarak, St. Michael Tarikatı üyesiydiler.
Bu tarikatın bir kolu sonradan İskoçya'da da kuruldu."

"İskoç muhafızlar, aslında tam bir
neo-Tampliye kuruluşu olarak, Dizbağı, Yıldız ve Altın Post gibi diğer
saf şövalye örgütlerinden çok üstündüler. Muhafızları oluşturan
soylular, Tampliye geleneklerinin mirasçısıydı. Bu gelenekleri Fransa'ya
geri getirip, iki yüz yıl sonra meyve vermesi için tekrar ekenler
onlardı. Guise ve Lorraine hanedanları ile sürdürdükleri yakın ilişkiler
de, onları Fransa'nın bir diğer ezoterik geleneğiyle temasa
getiriyordu. Bu ezoterik gelenekler, Marie de Guise'in İskoç kralı James
V. ile evlenmesi vasıtasıyla, İskoç topraklarında da gelişme zemini
bulmuşlardı. Diğer taraftan, Fransa'dan ülkelerine dönen bazı muhafızlar
da, bu inançların İskoçya'ya yayılmasını sağladılar. Sonuç olarak,
ortaya çıkan amalgam, ilerde doğacak yeni bir örgütün, Masonların
çekirdeğini oluşturuyordu."

Baigent, Leigh & Lincoln, The Temple and
the Lodge




(5) Batı'ya,
Amerika'ya

"Fransa'da, Tampliyeler'in inşa edip kontrol
ettikleri yol şebekesinin haritasına bakıldığında, tüm uzun menzilli
yolların tek bir noktada kesiştikleri hemen göze çarpar. Bu nokta
Atlantik kıyısında bulunan La Rochelle liman kentidir. Bir körfezin
içinde yer alan kent, tam bir doğal liman görünümündedir. Savunması da
kolaydır. Tarikatın ilk yıllarından itibaren, La Rochelle Tampliyeler'in
ilgisini çekmiş, örgütün buraya üslenmesiyle de hızla gelişmiştir.
Tampliyeler La Rochelle'de çok sayıda gemiden oluşan bir filo
bulundurmaktaydılar. Kuzeye doğru, İngiltere'ye ve Güneye doğru, Akdeniz
ve kutsal topraklara yapılan seferlerin başlangıç noktası hep La
Rochelle limanı olmuştur. Halbuki, La Rochelle coğrafî konumu açısından,
Filistin'e yapılacak seferlerin başlangıç noktası olarak fazlasıyla
kuzeyde kalmakta, aynı şekilde, İngiltere yolculukları için de,
fazlasıyla güneye düşmektedir. Aslında Britanya adalarına hızlı ve kolay
ulaşmak için, kuzey Fransa'da çok daha uygun limanlar bulunmaktadır."

"Bu
bakımdan, La Rochelle limanının Tampliyeler için, çok daha özel bir
anlamı olması gerekir. Liman kenti, basit bir Tampliye karargâhı
olmaktan çok, örgütün taşra merkezi niteliğindedir. Yıllar boyunca,
nüfus hızla artmış ve kent dikkati çeken bir gelişme göstermiştir. Eğer,
ne güney ve ne de kuzeye yapılan seferlere pek uygun değilse, La
Rochelle hangi yöne yapılması düşünülen gemi yolculukları için en müsait
konumdadır? Kentin coğrafî konumu nedeniyle bu soruya en akla yakın
yanıt olarak şu geliyor: Tampliye gemileri La Rochelle'den yola çıkarak
batıya doğru, Amerika kıtasına gidiyorlardı."

"1809 Yılında, Napoleon orduları Roma'yı
işgal edince, Vatikan'ın gizli arşivlerinden alınan bazı belgeler
Paris'e geri götürüldü. Bu belgeler arasında, Tampliyeler'in
yargılanmaları ile ilgili soruşturma tutanakları da vardı. Bunlardan bir
tanesi, Nemours bölge karargâhından Jean de Chalons'un itirafları,
özellikle dikkat çekiciydi."

Johannes and Peter Fiebag, The Discovery of
the Grail


Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız



"Baskından önceki gece, 12 Ekim 1307
Perşembe gecesi, Gerard de Villiers komutasında 50 atlının, saman yüklü
üç araba ile Paris'ten ayrıldıklarını bizzat gördüm. Arabalara gizlenmiş
sandıklarda, örgütün tüm hazinesi vardı. Batıya doğru, denize
yöneldiler; tarikatın on sekiz gemisi onları taşımak için kıyıda hazır
bekliyordu."

Jean de Chalons



(6) Mason Kardeşler

"Diğer Büyük Üstatlar gibi, Jacques de Molay
da, belgeleri imzalarken "Magister Templi" (Tapınak Üstadı) unvanını
kullanırdı. Süleyman Tapınağından adını alan bu yeni tapınak, Tampliye
üstatlarının öldürülmesi nedeniyle tamamlanamadı. Üstatları sonunda
öldüren, ama öldürmeden önce sırlarını alabilmek için işkence eden üç
katil vardı. Jubelo, Jubela ve Jubelum (Süleyman Mabedinin mimarı
Hiram'ı öldüren katiller) değildi bunlar; bu katiller, IV. Philip, V.
Clement ve Hospitalye tarikatıydı."

John J. Robinson, Born in Blood




"Süleyman Mabedini yeniden inşa etmeyi
amaçlayan Tampliyeler, kendilerine örnek olarak, Eski Ahit'teki, bir
elinde kılıç, bir elinde mala ile çalışan Zorobabel'in
savaşçı-duvarcılarını seçmişlerdi."

"Tampliyeler'in en önde gelen simgeleri
kılıç ve malaydı. Sonradan, bilindiği gibi, Tampliyeler kendilerini
Mason Kardeşliği adı altında gizlediler."

General Albert Pike, Morals and Dogma




"Tampliye şövalyeleri tarikatı,
başlangıcından itibaren, Roma'nın tiara'sına (Papanın giydiği başlık) ve
kralların taçlarına karşı çıkma davasına kendini adamıştı. Tüm tarikat
yöneticileri sapkın kabalacı gnostik inançlara sahiptiler. Zaten,
gnostiklerin babası Yuhanna'nın kendisi değil miydi? İsa'nın Kelâm
olduğunu reddeden kendi mezhebini korumak için yazdıkları, İncil'in
ruhunu tümüyle yanlış anlayıp yorumladığını ortaya koymaktadır. Kaba bir
tahminle kökenleri Dionysos işçilerine ya da alman taş ustalarına
bağlanabilen Masonlar, işte bu nedenle, İncilci Yuhanna'yı kendilerine
pir olarak kabul ederler. Ancak, Roma'nın kuşkularını uyandırmamak için,
İncilci Yuhanna'yı Johannit sapkınlığının başı Vaftizci Yuhanna ile
bağdaştırarak, kendilerini hem kabalacıların hem de Esseneler'in evlâdı
olarak ilân ederler."
Pio Nono, Against Free Masons

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

6 Geri: TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Salı Ocak 04, 2011 7:32 am

novanda




Tapınak şövalyeleriyle ilgili olarak kayda değer bir önemli konu ise kullandıkları nümerolojidir ki bunu hayatlarının her alanında kullanmışlardır. Şöyleki:
3 rakamı (herzaman heryerde var olan):
3 din yemini (bağlı olan tüm tarikatlarda kullanılmıştır)
3 zorunlu yardım sadaka, her hafta
3 defa veya gün oruç (her yıl)
3 ööğün yemek, günde
3 et yemeği, her hafta
3 sunum yapılması, yeni bir adayın kabul edilmeden önce kurulun önünde yapması gereken.
1 e karşı 3 kavganın zorunluluk olarak kabul edilmesi.
3 defa düşman saldırısı, tapınakçıların karşı saldırıya geçmeden önce.
3 at alınması bir seferden ya da savaştan önce
8 sayısı
8 gün boyunca affedılır bır gunah ıcın tövbe edilmesi.
8 defa şarap ve ekmeğin kutsanması töreni.
8 melekli haçın kullanılması
8 tane yemin madddesi, yeni birinin girmeden öceki ettiği yemin sözleşmesinde.
9 sayısı
9 kurucu kişi olması
9 kişi zorunluluğu, bir şövalye savaş takımının oluşması için.
9 tane il, batıdakı Tapınak şövalyelerine ait.
Tapınağın 9 yılda kurulması (1118-1127)
72 pirimitif kural olması (7+2=9)
180 yıl hukmetmeleri (1+8+0=9)
9000 tapınak şovalyesi (kesin olmamakla beraber Matthieu Paris tarafından)
117 tane engizisyon hükmünün olması (1+1+7=9)
Son büyük usta Jacques de Molay ın idamı 18 Mart 1314 (1+8=9) (1+3+1+4=9)
3 rakamı daha bırcok yerde kullanılmış. Tapınak şövalyelerinin neden 3,8 ve 9 rakmalarını kullandığına dair kesin ve net bir bilgi yok. ) rakamının ise ayrı bir önemi var Tapınakçılarda.
ayrıca çok önemli olan 8 haç var bunlar birbirinden çok farklı olup alfabetik simge ve şifreler içermektedir


_________________
.................BİLMEK LANETLENMEKTİR.................

7 Geri: TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Salı Ocak 04, 2011 8:00 am

novanda




Masonlar, kendi aralarında gizli, özel bir alfabe geliştirmişlerdir. Gönyelerden meydana gelmiş Masonik alfabenin kökeni İbrani Alfabesi'ne dayanmaktadır. (Çırak, Kalfa, Usta) (S.45) [x1]

Masonların kullandığı bu alfabe, iki paralel çizgiyi iki paralel çizginin keserek oluşturduğu dokuz bölüm ve bir x işaretinin açılarının oluşturduğu dört odacığa ikişer ikişer ve sırasıyla yazılmış ingiliz alfabesinde ki 26 harften oluşan yazı sistemidir.[x2] Alfabe ve anahtarı şöyledir:
[URL=http://img801.imageshack.us








_________________
.................BİLMEK LANETLENMEKTİR.................

8 D.o.u.o.s.v.a.v.v. M Bir Salı Ocak 04, 2011 8:21 am

CANTAR




[size=12]
[size=12]





















D OUOSVAVV M

Kategori: Gizli Semboller








Stafford yakınlarındaki bir mâlikânenin ücrâ bir köşesinde Shugborough Hall, ya da bilinen adıyla "Çoban Anıtı",
250 yıldır üzerindeki işaretlerle insanları şaşkına çeviriyor.
Söylentilere göre anıtın üzerindeki bu kod, içinde İsa'nın çarmıha
gerilirken yaralarından sızan kanın bulunduğu Kutsal Kase'nin
nasıl bulunabileceği konusunda bir bilgi saklıyor. Kimilerine göre ise
bu işaretin temeli, Masonlar ve Afrikalı putperestlerle ilgili çok eski
dini bir sembol olması.

Anıtın Üzerinde ünlü ressam Nicolas Poussin'in 17'nci yüzyılda yaptığı "Les Bergers d'Arcadie II" (Arkadya Çobanları) adlı bir tablosu var ve yine söylenenlere göre o (Poussin), Kâse'nin nerde olduğunu biliyor.

Bu yazı şu: D O.U.O.S.V.A.V.V. M [1]

















Bletchley Park





"Kutsal Kase'nin Sırları"
yazımızda Bletchley Park'tan söz etmiştik. Bletchley Park, İkinci Dünya
Savaşı'nda Almanların şifreleme makinesi 'Enigma'yı çözen merkez.
İngiliz uzmanlar, Staffordshire bölgesinde bulunan 'Çobanın Anıtı'nın
üzerindeki harflerin sırrını çözebilmek için mayıs ayından beri
çalışıyor. Anıtın üzerinde D.O.U.O.S.V.A.V.V. M harfleri bulunuyor ve bu
harflerin taşıdığı gizin insanları Kutsal Kase'nin yerine götüreceğine
inanılıyor. Yaklaşık altı aydır bu harflerin sırrını çözmeye çalışan
Bletchley Park'ın şifre kırıcılarının 250 yıllık gizi çözdüğü
düşünülüyor. Anıtın bulunduğu bölge, turist akınına uğrarken, dünyanın
dört bir yanından deneyimli ve deneyimsiz şifre çözücüler de bu şifreyi
çözebilmek için uğraşıyor.

Bletcley'deki uzmanlar, ünlü
Enigma şifresini içeren ve oldukça karmaşık olan WWII kodunun bir
kısmını kırmışlardı.Ama bu, onların sıradışı gözleri için oldukça
karmaşık olacaktır.Bletcley, 2004'te tekrar çalışmaya başladı ve tarihi
belgelerde ipuçları aramaya başladılar. Heyecanlı geçen bir 6 ay
boyunca; tüm dünya, bu arayışlardan bir sonuç bekledi.[1]


Lawn, bu şifre için; "Enigma'dan bile daha zor"
dedi. Eşi Sheila ise şifrenin Kutsal kase ile ilgisi bulunmadığını,
dul kalan Lord'un eşi için yazdırdığı duygusal bir cümle olduğunu öne
sürüyor. Sheile'ya göre şifrenin çözümü Latince "Optima Uxoris Optima Sororis Viddus Amantissimus Vovit Virtutibus" (En iyi eş, en iyi kız kardeş, seni en çok seven dul sadakat yemini eder) cümlesinin kısaltılmışı. Oliver Lawn ise, "10
harfli bir şifre için minimum düzeyde çözülmüş bir şifreye sahip
olmanız gerekiyor. Şifre yoksa 10 harfli bir kodu kesin bir şekilde
çözmek mümkün değildir" diyor.[2]
Kutsal kase, nereye
saklandı? Bu sorunun cevabı kuşkusuz tarihin en büyük gizemlerinden
biridir. Birçok insan Kutsal Kase'yi yüzlerce yıldır aramaktadır.
Araştırma çalışmam 2004 yılının Kasım ayında Shugborough Şifresi'nin
Kutsal Kase ile ilişkisi hakkında yayınlanan bir BBC haberini okumamla
birlikte başladı. BBC haberinde,Kutsal kase
ile gizli tarikatların (Sion Tarikatı, Tapınak Şövalyeleri, İlluminati
vs.) bağlantısı olduğuna inanıldığı ve Shugborough Şifresi'nin, Çoban
Anıtı'nı yaptıran Anson ailesinin üyelerinin Tapınak şövalyelerinin
büyük üstatları ile ilişkileri olmasından dolayı Kutsal Kase'nin yerini
işaret ettiği belirtilmekteydi. İlave olarak, Nicolas Poussin'in (Çoban
Anıtı'nın rölyefi temasını onun ünlü "ET IN ARCADIA EGO" isimli
tablosundan almıştır.) bir Tapınak Şövalyesi büyük üstadı olduğu yine
aynı haberde iddia edilmekteydi. Tapınak Şövalyeleri'nin Haçlı Savaşları
sırasında Kudüs'ü ele geçiren ve Kutsal Kase'nin koruyucusu olarak
kabul edilen askeri bir tarikat olduğu haberde vurgulanmaktaydı. Çoban
Anıtı'nda yer alan gizemli kitabe'de (Shugborough Şifresi) yer alan
harfler üzerine yapmış olduğum ve iki yıl civarında süren
araştırmalarımı tamamladım.

Shugborough Şifresi Kutsal
Kase'nin saklandığı yeri göstermektedir. Kutsal Kase'nin Saklandığı
Yeri Öğrenmeye Hazır mısınız? [3]

















Çoban Anıtı ve Gizemli Kitabe (Shugborough Şifresi)





Çoban Anıtı, İngiltere'nin
Staffordshire şehrinde, Shugborough Malikanesi'nin (Lichfield
Kontluğunun atalarından kalma evleri) kuzey tarafındaki bahçeler içinde
yer almaktadır. Bir mezar üzerindeki yazıtı inceleyen üç erkek çoban ve
bunları izleyen bir kadın çobanı gösteren bir rölyef taşıyan Çoban Anıtı
1748 yılında zamanın kontu olan Thomas Anson (Daha sonradan Baron
ünvanı verilen Amiral George Anson'un kardeşi) tarafından inşa
ettirilmiştir. Anıtın rölyefinin altındaki kitabe aşağıdaki gizemli
harfleri içermektedir:

D O.U.O.S.V.A.V.V M

Çoban Anıtı ismini
Hollandalı sanatçı Peter Scheemakers'in yapmış olduğu rölyeften alır.
Rölyefin teması, Fransız ressam Nicolas Poussin'in yapmış olduğu ve "ET
IN ARCADIA EGO" olarak bilinen tablodan (tablonun bir diğer ismi ise
"Arkadyalı Çobanlar" dır) alınmıştır. Rölyef, orjinal tablonun aynada
görüntüsü olarak hazırlanmıştır.

Anıt Thomas Wright
tarafından tasarlanmış ve sütunlar ile süslemeler büyük bir olasılıkla
1755 yılında James (Athenian) Stuart tarafından anıta eklenmiştir.
Anıtın rölyefinde yer alan mezar üzerinde Latince olduğu kabul edilen
"ET IN ARCADIA EGO" (ve ben de Arkadya'da ...) cümlesi okunmaktadır.
Rölyef üzerinde orjinal tabloda olmayan bazı farlılıklar bulunmaktadır;
1. Bunların en dikkati çekeni rölyefin yatay olarak ters yapılmasıdır.
2. Diğer bir fark ise bir çobanın parmağı ile tabloda ARCADIA
kelimesinde bulanan R harfini, rölyefte ise IN kelimesinde yer alan N
harfini işaret etmesidir. 3. İlave bir lahit mezar üzerine
yerleştirilmiştir. Rölyef'in altında yer alan mermer plaka aşağıda yer
alan gizemli ve şifreli kitabeyi içermektedir:

O•U•O•S•V•A•V•V
D• M•

250 yılı aşkın bir süredir
İngiltere'nin en iyi din bilimcileri, tarihçileri ve aralarında Charles
Darwin ve Josiah Wedgwood'ın da bulunduğu bilim adamları şifreli
kitabeyi çözmeye çalışmış ancak başarılı olamamışlardır. En son olarak
İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların ünlü Enigma şifresini çözen
Bletchley Park'ın şifre çözücüleri gizemin aydınlatılması için
görevlendirilmiş, ancak yine bir netice elde edilememiştir.[3]













SHUGBOROUGH ŞİFRESİNİN ÇÖZÜMÜ





Shugborough Şifresi'ni
çözebilmek için öncelikle "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi üzerine düşünmeye
başladım. Bu cümlenin Latince olduğuna inanılmaktaydı. Ancak fiili
eksikti. Bu nedenle de özel bir mesaj yada (anagram olarak hazırlanmış)
bir şifreyi içerdiği yönünde tahminler yapılmaktaydı. "ET IN ARCADIA
EGO" cümlesi Nicolas Poussin'in iki tablosunun ismidir. Çoban Anıtı'nın
rölyefi Poussin'in ikinci versiyonundan esinlenerek yapılmıştır. Ancak
rölyef, tablonun aynada görüntüsü olarak hazırlanmıştır. Poussin'in
mektuplarını Latince "Tenet Confidentiam" yani "Sırların Koruyucusu"
cümlesini içeren bir mühür ile mühürlediği söylenmektedir.

Öyleyse Poussin'in koruduğu sır nedir ?

"ET IN ARCADIA EGO" cümlesini gizemi çözmek için başlangıç noktası
olarak kabul ettim ve çalışmalarıma başladım. Nicolas Poussin'in tablosu
4 insan figürü içermektedir. Tabloda 3 adet asa vardır ve dikkat
edildiğinde bunların "IV" şeklinde resmedildiği görülebilir. Roma
rakamları ile "IV", 4 sayısına eşittir. 4 sayısının işaret edilmesinin
nedeni nedir? 4 sayısı üzerine yoğunlaşarak "ET IN ARCADIA EGO"
cümlesini incelemeye başladım.

"ET IN ARCADIA EGO" cümlesinin 4 adet Roma rakamı içerdiğini gördüm.[3]






4 Sayısının Sembolizmi





1. Tanrının ismi (Yahweh) 4 harf ile yazılır (Tetragrammaton):
İbrani'ce YHWV, İngilizce YHWH, YHVH, JHWH veya JHVH, Almanca JHWH

2. İncil'in Apocalypse'inde (Book of Revelation) Mahşerin 4 atlısı vardır: Savaş, Kıtlık, Salgın Hastalık (Veba), Ölüm

3. Ana kan grubu adedi 4 dür: A, B, O, AB

4. Eski Yunan medeniyetine göre 4 ana element bulunmaktadır: Ateş, hava, su, toprak

5. 4 mevsim: ilkbahar, yaz, sonbahar, kış

6. Günün 4 bölümü vardır: gece, sabah, öğleden sonra, akşam

7. Ana yönlerin sayısı 4 dür: kuzey, güney, doğu, batı

8. 4 Havarinin yazdığı 4 adet İncil bulunmaktadır: Matta İncili, Mark İncili, Luka İncili, John İncili

9. Maddenin 4 temel hali vardır: katı, sıvı, gaz, ve plazma

Bu liste daha uzayıp gitmektedir. Ancak görülmektedir ki 4 sayısının
özel bir anlamı vardır. "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi de 4 adet Roma
rakamı içerir. Cümle içinde yer alan Roma rakamları "I”, “C", "D" ve “I"
dır. "I”, “C”, “D” ve “I" Roma rakamlarının sayısal değerleri:

I - C - D - I = 1 - 100 - 500 - 1

bulunan sayıların ilk haneleri:

1 - 100 - 500 – 1=1151
Elde edilen 1151 sayısını Roman rakamları ile "MCLI" olarak
yazabiliriz."ET IN ARCADIA EGO" cümlesinde yer alan "ICDI"
karakterlerinin yerine "MCLI" karakterlerini yerleştirdiğimizde ; "ET MN
ARCALIA EGO" cümlesini elde ederiz. "ET MN ARCALIA EGO" cümlesinin
İbrani Numeroloji sistemindeki değeri 866 dır.

Keşif 1: Nicolas Poussin'in tablosu ile 866 sayısı arasında bir ilişki vardır.[3]



















866 Sayısı





866 sayısının işaret ettiği nedir ?

Çoban Anıtı bu sorunun cevabını vermektedir.

Anıtta yer alan kitabe'nin ikinci satırı "D.M." karakterlerini içerir.
Nostradamus'un 866 numaralı kehanetinin ilk satırında "D.M."
karakterlerini kullanılmaktadır.

Not: Nostradamus'un kehanetleri 4 satırdan oluşmaktadır ! 866 numaralı
kehanet 1 kadın ve 3 erkekten bahseder (Kral, Kraliçe, Prens Ulpian ve
Dük). Nicolas Poussin'in tablosunda da 1 kadın ve 3 erkek figürü vardır.

866 numaralı kehanet bir kitabenin bulunmasına değinir. Çoban Anıtının da gizemli ve çözülememiş şifreli bir kitabesi vardır.

Keşif 2: 866 sayısı Nostradamus'un 866 numaralı kehanetini işaret etmektedir.

Nostradamus bağlantısı ve keşif 2 yi doğrulayan diğer kanıtlar:

Kanıt 1: "ET IN ARCADIA EGO" cümlesinde yer alan "I", "C", "D" ve "I" Roma rakamlarını, Roma sayı sistemine göre düzenleyelim:
DCII DCII Roma rakamı 602 sayısına eşittir.602 ve 206 (602 nin tersi) nin toplamı:
602 + 206 =808 Nostradamus'un kitabında 7. yüzlükte sadece 42 adet
kehanet vardır ve 58 adet kehanet eksiktir. 866 numaralı kehanet 8.
yüzlükte yer alır. 866 numaralı kehanet eksik olan 58 kehaneti dikkate
alırsak sıralama olarak 808. kehanettir: 866 – 58 =808
Not:Nostradamus'un kitabının kapağında (Benoist Rigaud 1568 Lyon Basımı)
5 yıldız ve küre üzerinde 8 rakamı yer alır. 5 yıldız ve 8 sayısı 58
sayısına işaret eder.

Tapınak Şövalyeleri dağıtıldığında Paris karargahlarında üzerinde CAPUT LVIIIM (58m) yazısı olan gümüş bir kafatası bulunmuştur.
Gizemli 58 sayısı Tapınak Şövalyeleri için önemli bir sayıdır. Bu sayı
ile ilgili incelemelerimi ileriki bölümlerde bulabilirsiniz.

Kanıt 2: Çoban Anıtı'nda yer alan "DOUOSVAVVM" kitabesinin İbrani
Numeroloji sistemindeki değeri 503 dür.503 ve 305 (503 ün tersi)
sayılarının toplamı yine 808 sayısını verir:503 + 305 = 808

Kanıt 3: Çoban Anıtında yer alan rölyef panelin ebatları (National
Recording Project of Public Monument and Sculpture
Associationkayıtlarına göre):

Genişlik: 1.45 m.
Yükseklik: 1.8 m.
Derinlik: 6cm (0.06 m.)

Rölyef panelin hacmi:

1.45 x 1.8 x 0.06 = 0.1566 Nostradamus 1566 yılında ölmüştür. Bir sayıyı
tersiyle toplamak ana yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.

866 ve 668 (866 ın tersi) sayılarının toplamı:866 + 668 =1534
Nostradamus 1534 yılında Rönesans döneminin meşhur filozoflarından biri
olan Jules Cesar Scalinger tarafından Agen'e davet edilmiştir. Jules
Cesar Scalinger, Nostradamus'un tıp, bilim ve metafizik alanlarında
gelişimine büyük katkılarda bulunmuştur. Hatta daha sonraları
Nostradamus kendi oğluna Jules ismini bile verecektir. 1534 yılı
Nostradamus için gerçekten de bir dönüm noktasıdır.

Ayna'dan okunacak şekilde yazma stili Sion Tarikatının kullandığı
yöntemlerden biridir. Leonardo da Vinci de not defterlerini bu yöntemle
kaleme almıştır.

Kanıt 3: 808 sayısı da Nostradamus'un 866 numaralı kehanetini işaret
etmektedir. Nicolas Poussin'in tablosu, Çoban Anıtının kitabesi ve
Nostradamus'un 866 numaralı kehaneti arasında bir ilişki vardır.[3]




















Kutsal Kase Bağlantısı





Daha önceki bölümde "ICDI" harf dizgesinden yola çıkarak "MCLI" harf dizgesinin bulunduğunu belirtmiştim.

"MCLI" harf dizgesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri 140 dır.140
sayısı Roma rakamları ile "CXL" olarak yazılır."CXL" harf dizgesinde
yer alan harflerin yerlerini değiştirsek "CLX" harf dizgesini elde
ederiz.
"CALIX" kelimesi Latince'de kase, kadeh anlamlarına gelmektedir. "CLX"
ise bu kelimenin sessiz harflerini içermektedir.866 ve 668 sayısının
farkını alalım:

866 - 668 = 140 ("MCLI" harf dizgesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri)

Çoban Anıtı'nın rölyefinin resmini baş aşağı çevirip, diz çöker durumda
resmedilmiş yaşlı çobanın sandaletlerine bakıldığında iki gizli yazının
gizlendiği görülür:"LI" ve "CAX" [3]

"LICAX" kelimesi "CALIX" kelimesinin anagramıdır.

Keşif 4: "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi, 866 numaralı kehanet and 668 numaralı kehanet Kutsal Kase'yi işaret etmektedir.

TEORİM: Asıl şifre 3 parçadan oluşmaktadır:

1. "ET MN ARCALIA EGO" cümlesi
2. 866 numaralı kehanet
3. 668 numaralı kehanet

"ET MN ARCALIA EGO" cümlesini tamamlayan harfler 866 ve 668 numaralı
kehanetler içinde gizlidir. "O.U.O.S.V.A.V.V" yazıtı ise gizlenmiş
harfleri bularak, şifreyi çözmemizi sağlayacak olan anahtar dizgedir.

4 sayısının gizemi burada da karşımıza çıkar. Nicolas Poussin,
tablosunda, 4 sayısını 3 adet asa kullanarak, Roma rakamları ile "IV"
olacak şekilde resmetmiştir. 3 asa asıl şifrenin 3 parçadan oluştuğunun
ve 4. parçanın ise anahtar olduğunun göstergesidir.

Kehanet 8,66 (Benoist Rigaud 1568 Lyon Basımı)
QUAND L'ESCRITURE D.M. TROUVEE,
ET CAVE ANTIQUE A LAMPE DESCOUVERTE,
LOI, ROI, & PRINCE VLPIAN ESPROUVEE
PAVILLON ROGNE & DUC SOUS LA COUVERTE.

Türkçe'si:
D.M. kitabesi bulunduğu zaman
bir lamba ile aydınlatılan kadim mağarada
Kanun, Kral ve Prens Ulpian yargılandı.
Kraliçe ve Dük galeride koruma altında

Kehanet 6,68 (Benoist Rigaud 1568 Lyon Basımı)
LORS QUE SOULDARTS FUREUR SEDITIEUSE.
CONTRE LEUR CHEF FERONT DE NUICT FER LUIRE:
ENNEMY D'ALBE SOIR PAR MAIN FURIEUSE,
LORS VEXER, ROME, & PRINCIPAULX SEDUIRE.

Türkçe'si:
Askerler öfkeyle ayaklandıkları zaman
Kendi liderlerine karşı çelik geceyi aydınlatacak.
Düşman Alba öfkeli taraf ile antlaşma yapacak,
Roma'nın canını sıkmak ve önemli birilerini kışkırtmak için [3]

















"Arkadyalı Çobanlar" Tablosu ile Kehanetler Arasındaki Bağlantılar





Nicolas Poussin'in tablosunda (Arkadyalı Çobanlar II) yer alan insan figürlerini soldan sağa doğru “A”, “B”, “C” ve “D” harflerini vererek kodlayalım.

C figürü, sağdan ikincidir ve bir kolu ile sol yönü göstermektedir.

B figürü parmağı ile mezar üzerindeki yazıtı işaret eder. Nicolas Poussin bu figürün sağ kolunu "V" biçiminde resmetmiştir. "V"
şeklinin Kutsal Kase'nin sembollerinden biri olduğuna inanılmaktadır.
Soldan ikinci olarak görünen bu figür, aynı zamanda sandaletlerinde "CALIX" (kase, kadeh) yazısı gizli olan yaşlı çoban figürüdür.

"V" harfi, 866 numaralı Kehanetin üçüncü satırında yer alan "VLPIAN" kelimesinin (sağdan ikinci kelime) ilk harfidir ve bu kehanette "V" harfi ile başlayan başka bir kelime bulunmamaktadır.

B figürü, Çoban Anıtı'nın rölyefinde sağdan ikinci olarak yer alır ve
burada sol yönü işaret eder. Çoban Anıtı'nın rölyefi 866 numaralı
kehaneti işaret etmektedir.

866 numaralı kehanet içinde yer alan kişiler, "V" harfinden başlayarak ve kehanet metnini sağdan sola ve aşağıdan yukarıya okuduğumuz zaman aşağıdaki şekilde sıralanır:

PRINCE VLPIAN (Prens Ulpian),
ROI (Kral)
DUC (Dük)
ROGNE (Kraliçe)

Bu sıralama rölyefte yer alan figürlerin sıralaması ile uyumludur. Kraliçe figürü soldan sağa doğru bakıldığında ilk figürdür.

"V" harfi, 668 numaralı kehanetin dördüncü satırında yer alan "VEXER" kelimesinin (soldan ikinci kelime) ilk harfidir ve bu kehanette "V" harfi ile başlayan başka bir kelime bulunmamaktadır.

B figürü, "Arkadyalı Çobanlar II" tablosunda soldan ikinci olarak yer alır ve burada sağ yönü işaret eder. "Arkadyalı Çobanlar II" tablosu 668 numaralı kehaneti işaret etmektedir.

"V" harfi, 866 ve 668 numaralı kehanetler içinde gizlenmiş olan harfleri bulabilmemizi sağlayacak olan başlangıç noktasıdır.

866 numaralı kehanetin üçüncü satırı 5 (Roma rakamları ile "V") kelime (“&”

668 numaralı kehanetin dördüncü satırı da 5 (Roma rakamları ile "V") kelime (“&”[4] işaretini dikkate alırsak 6 kelime) içermektedir.
işaretini dikkate alırsak 6 kelime) içermektedir.
















"O.U.O.S.V.A.V.V" Anahtar Dizgesini Kullanarak Kehanetlere Gizlenmiş Harflerin Bulunması





QUAND L'ESCRITURE D.M. TROUVEE,
.---- V S O

Not: "V" harfi için "LDNAU" ve bu harfin nokta işaraeti için "Q"

ET CAVE ANTIQUE A LAMPE DESCOUVERTE,
U

LOI, ROI, & PRINCE VLPIAN ESPROUVEE
O

PAVILLON ROGNE & DUC SOUS LA COUVERTE.
---- V.- ---V A

Not: "V" için "SUOSC" ve bu harfin nokta işareti için ise "U" harfi,

son "V" harfi için "DENGO"

Sonuç olarak, bu kehanette gizlenmiş harfler aşağıdaki şekilde karşımıza çıkar:

RORELDNAUQLSUOSCUDENGO

Burada toplam 22 harf vardır ve 22 sayısı Kabala'nın kutsal sayısıdır.

866 numaralı kehanet de yer alan boşlukları silelim:

QUANDLESCRITURED.M.TROUUEE
ETCAUEANTIQUEALAMPEDESCOUUERTE
LOYROY&PRINCEVLPIANESPROUUEE
PAUILLONROYNE&DUCSOUSLACOUUERTE

“S” ve “P” harfleri dikey olarak görünür.
“S” harfi ikinci satırda soldan 22. harftir.
“P” harfi üçüncü satırda soldan 22. harftir.

“PS” harfleri Sion Tarikatı'nı (Prieure de Sion) temsil etmektedir.




















668 Numaralı Kehanet





Arama Yöntemi: soldan sağa ve yukarıdan aşağıya
Başlangıç Noktası: dördüncü satırda yer alan ve “VEXER” kelimesinin ilk harfi olan "V" harfi

“O”, “U”, “O”, “S” ve “A” harflerinden sonra gelen nokta işareti için bir sonraki harfi alalım. "V" harfi için ise sonraki 5 harfi ve "V" harfinden sonra gelen nokta işareti içinde bulunan en son harfi takip eden 1 harfi alalım.

Not: Anahtar harflerde son "V" harfinden sonra nokta işareti yoktur. Bu harfi takip nokta işareti olmamasından dolayı sadece sonraki 5 harf alınacaktır.

LORS QUE SOULDARTS FUREUR SEDITIEUSE.
A V- ---.V- ---

Not: "V" için "TSFUR" ve bu harfin nokta işareti için "E"

Son "V" harfi için "URSED"

CONTRE LEUR CHEF FERONT DE NUICT FER LUIRE:
V----.

Not: "V" harfi için "CONTR" ve bu harfin nokta işareti için "E"

ENNEMY D'ALBE SOIR PAR MAIN FURIEUSE,
O S

LORS VEXER, ROME, & PRINCIPAULX SEDUIRE.
O U

Sonuç olarak, bu kehanette gizlenmiş harfler aşağıdaki şekilde karşımıza çıkar:

MLIECONTRERTSFUREURSED

Burada toplam 22 harf vardır ve 22 sayısı Kabala'nın kutsal sayısıdır.

Gizlenmiş harfler “M” ile başlar ve “D” ile biter.

Bu kehanette ilk üç satırın ilk harflerini yan yana yazalım: "LCE"

“LCE” kelimesi, “CLE” kelimesinin anagramıdır.

Fransızca “CLE” kelimesi "anahtar" anlamına gelir.[5]





















Asıl Şifre ve Çözümü





"MLIECONTRERTSFUREURSED RORELDNAUQLSUOSCUDENGO ETNARAAEGO MCLI"

Asıl şifre 58 adet harften oluşur. Gizemli 58 sayısı burada da karşımıza
çıkmaktadır. Asıl şifreyi oluşturan harflerin anagramı Fransızca olarak
aşağıda yer almaktadır:

"ENRICO DANDOLO A ÉCRIT CLEF MONTRÉ SUR MUR SOUS LUNE QUE GARDÉ ST GRAEL"

Türkçe'si:

“ENRICO DANDOLO, GÖSTERİLEN ANAHTARI KUTSAL KASE'Yİ KORUYAN AY'IN ALTINDAKİ DUVARA YAZDI”

KUTSAL KASE AYASOFYA'DA SAKLANMIŞTIR [6]




Shugborough Şifresi'ni çözebilmek için
öncelikle "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi üzerine düşünmeye başlayalım. Bu
cümlenin Latince olduğuna inanılmaktaydı. Ancak fiili eksikti. Bu
nedenle de özel bir mesaj yada (anagram olarak hazırlanmış) bir şifreyi
içerdiği yönünde tahminler yapılmaktaydı.
"ET IN ARCADIA EGO" cümlesi
Nicolas Poussin'in iki tablosunun ismidir. Çoban Anıtı'nın rölyefi
Poussin'in ikinci versiyonundan esinlenerek yapılmıştır. Ancak rölyef ,
tablonun aynada görüntüsü olarak hazırlanmıştır.
Poussin'in
mektuplarını Latince "Tenet Confidentiam" yani "Sırların Koruyucusu"
cümlesini içeren bir mühür ile mühürlediği söylenmektedir. Öyleyse
Poussin'in koruduğu sır nedir ?

ET IN ARCADIA EGO" cümlesini gizemi çözmek için başlangıç noktası olarak kabul edelim ve çalışmalara başlayalım
Nicolas
Poussin'in tablosu 4 insan figürü içermektedir. Tabloda 3 adet asa
vardır ve dikkat edildiğinde bunların "IV" şeklinde resmedildiği
görülebilir. Roma rakamları ile "IV" , 4 sayısına eşittir. 4 sayısının
işaret edilmesinin nedeni nedir?
4 sayısı üzerine yoğunlaşarak "ET IN ARCADIA EGO" cümlesini incelemeye başlayalım.

"ET IN ARCADIA EGO" cümlesinin 4 adet Roma rakamı içerdiğini görürsünüz
4 Sayısının Sembolizmi

1. Tanrının ismi (Yahweh) 4 harf ile yazılır (Tetragrammaton) :
İbrani'ce YHWV , İngilizce YHWH , YHVH , JHWH veya JHVH , Almanca JHWH
2. İncil'in Apocalypse'inde (Book of Revelation) Mahşerin 4 atlısı vardır:
Savaş, Kıtlık, Salgın Hastalık (Veba), Ölüm
3. Ana kan grubu adedi 4 dür :
A, B, O, AB

4. Eski Yunan medeniyetine göre 4 ana element bulunmaktadır :
Ateş, hava, su, toprak

5. 4 mevsim :
ilkbahar, yaz, sonbahar, kış

6. Günün 4 bölümü vardır :
gece, sabah, öğleden sonra, akşam
7. Ana yönlerin sayısı 4 dür :
kuzey, güney, doğu, batı

8. 4 Havarinin yazdığı 4 adet İncil bulunmaktadır :
Matta İncili, Mark İncili, Luka İncili, John İncili

9. Maddenin 4 temel hali vardır :
katı, sıvı, gaz, ve plazma

Bu liste daha uzayıp gitmektedir. Ancak görülmektedir ki 4 sayısının özel bir anlamı vardır.
"ET IN ARCADIA EGO" cümlesi de 4 adet Roma rakamı içerir. Cümle içinde yer alan Roma rakamları "I” , “C" , "D" ve “I" dır
"I” , “C” , “D” ve “I" Roma rakamlarının sayısal değerleri :

I - C - D - I = 1 - 100 - 500 - 1

bulunan sayıların ilk haneleri :

1 - 100 - 500 – 1 = 1151

Elde edilen 1151 sayısını Roman rakamları ile "MCLI" olarak yazabiliriz.

"ET IN ARCADIA EGO" cümlesinde yer alan "ICDI" karakterlerinin yerine "MCLI" karakterlerini yerleştirdiğimizde ;
"ET MN ARCALIA EGO"
cümlesini elde ederiz.

"ET MN ARCALIA EGO" cümlesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri 866 dır.

Keşif 1 : Nicolas Poussin'in tablosu ile 866 sayısı arasında bir ilişki vardır.

866 sayısının işaret ettiği nedir ?

Çoban Anıtı bu sorunun cevabını vermektedir.

Anıtta yer alan kitabe'nin ikinci satırı "D.M." karakterlerini içerir.
Nostradamus'un 866 numaralı kehanetinin ilk satırında "D.M." karakterlerini kullanılmaktadır.

Not : Nostradamus'un kehanetleri 4 satırdan oluşmaktadır !
866
numaralı kehanet 1 kadın ve 3 erkekten bahseder (Kral , Kraliçe , Prens
Ulpian ve Dük). Nicolas Poussin'in tablosunda da 1 kadın ve 3 erkek
figürü vardır.


866 numaralı kehanet bir kitabenin bulunmasına değinir. Çoban Anıtının da gizemli ve çözülememiş şifreli bir kitabesi vardır.
Keşif 2 : 866 sayısı Nostradamus'un 866 numaralı kehanetini işaret etmektedir.
Nostradamus bağlantısı ve keşif 2 yi doğrulayan diğer kanıtlar:

Kanıt 1 :
"ET IN ARCADIA EGO" cümlesinde yer alan "I" , "C" , "D" ve "I" Roma rakamlarını , Roma sayı sistemine göre düzenleyelim :
DCII

DCII Roma rakamı 602 sayısına eşittir.

602 ve 206 (602 nin tersi) nin toplamı :

602 + 206 = 808

Nostradamus'un
kitabında 7. yüzlükte sadece 42 adet kehanet vardır ve 58 adet kehanet
ekcanim. 866 numaralı kehanet 8. yüzlükte yer alır.
866 numaralı kehanet eksik olan 58 kehaneti dikkate alırsak sıralama olarak 808. kehanettir :
866 – 58 = 808

Not
: Nostradamus'un kitabının kapağında (Benoist Rigaud 1568 Lyon Basımı)
5 yıldız ve küre üzerinde 8 rakamı yer alır. 5 yıldız ve 8 sayısı 58
sayısına işaret eder.

Tapınak Şövalyeleri dağıtıldığında Paris karargahlarında üzerinde CAPUT LVIIIM (58m) yazısı olan gümüş bir kafatası bulunmuştur.
Gizemli 58 sayısı Tapınak Şövalyeleri için önemli bir sayıdır.


Kanıt 2 :
Çoban Anıtı'nda yer alan "DOUOSVAVVM" kitabesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri 503 dür.

503 ve 305 (503 ün tersi) sayılarının toplamı yine 808 sayısını verir :

503 + 305 = 808


Kanıt 3 :
Çoban
Anıtında yer alan rölyef panelin ebatları (National Recording Project
of Public Monument and Sculpture Association kayıtlarına göre) :

Genişlik : 1.45 m.
Yükseklik : 1.8 m.
Derinlik : 6cm (0.06 m.)

Rölyef panelin hacmi :

1.45 x 1.8 x 0.06 = 0.1566

Nostradamus 1566 yılında ölmüştür.


Bir sayıyı tersiyle toplamak ana yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.
866 ve 668 (866 ın tersi) sayılarının toplamı :

866 + 668 = 1534

Nostradamus
1534 yılında Rönesans döneminin meşhur filozoflarından biri olan Jules
Cesar Scalinger tarafından Agen'e davet edilmiştir. Jules Cesar
Scalinger , Nostradamus'un tıp , bilim ve metafizik alanlarında
gelişimine büyük katkılarda bulunmuştur. Hatta daha sonraları
Nostradamus kendi oğluna Jules ismini bile verecektir. 1534 yılı
Nostradamus için gerçekten de bir dönüm noktasıdır.
Ayna'dan okunacak
şekilde yazma stili Sion Tarikatının kullandığı yöntemlerden biridir.
Leonardo da Vinci de not defterlerini bu yöntemle kaleme almıştır.

Kanıt
3 : 808 sayısı da Nostradamus'un 866 numaralı kehanetini işaret
etmektedir. Nicolas Poussin'in tablosu , Çoban Anıtının kitabesi ve
Nostradamus'un 866 numaralı kehaneti arasında bir ilişki vardır.



Kutsal Kase Bağlantısı

Daha önceki bölümde "ICDI" harf dizgesinden yola çıkarak "MCLI"
harf dizgesinin bulunduğunu belirtmiştim.

"MCLI" harf dizgesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri 140 dır.

140 sayısı Roma rakamları ile "CXL" olarak yazılır.

"CXL" harf dizgesinde yer alan harflerin yerlerini değiştirsek "CLX" harf dizgesini elde ederiz.

"CALIX" kelimesi Latince'de kase , kadeh anlamlarına gelmektedir. "CLX" ise bu kelimenin sessiz harflerini içermektedir.

866 ve 668 sayısının farkını alalım :

866 - 668 = 140 ("MCLI" harf dizgesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri)

Çoban
Anıtı'nın rölyefinin resmini baş aşağı çevirip , diz çöker durumda
resmedilmiş yaşlı çobanın sandaletlerine bakıldığında iki gizli yazının
gizlendiği görülür :

"LI" ve "CAX"


"LICAX" kelimesi "CALIX" kelimesinin anagramıdır.

Keşif 4 : "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi , 866 numaralı kehanet and 668 numaralı kehanet Kutsal Kase'yi işaret etmektedir.
TEORİM :

Asıl şifre 3 parçadan oluşmaktadır :

1. "ET MN ARCALIA EGO" cümlesi
2. 866 numaralı kehanet
3. 668 numaralı kehanet

"ET
MN ARCALIA EGO" cümlesini tamamlayan harfler 866 ve 668 numaralı
kehanetler içinde gizlidir. "O.U.O.S.V.A.V.V" yazıtı ise gizlenmiş
harfleri bularak , şifreyi çözmemizi sağlayacak olan anahtar dizgedir.

4
sayısının gizemi burada da karşımıza çıkar. Nicolas Poussin ,
tablosunda , 4 sayısını 3 adet asa kullanarak , Roma rakamları ile "IV"
olacak şekilde resmetmiştir. 3 asa asıl şifrenin 3 parçadan oluştuğunun
ve 4. parçanın ise anahtar olduğunun göstergesidir.

"Arkadyalı Çobanlar" Tablosu ile Kehanetler Arasındaki Bağlantılar

Nicolas
Poussin'in tablosunda (Arkadyalı Çobanlar II) yer alan insan
figürlerini soldan sağa doğru “A” , “B” , “C” ve “D” harflerini vererek
kodlayalım.

C figürü sağdan ikincidir ve bir kolu ile sol yönü göstermektedir.

B
figürü parmağı ile mezar üzerindeki yazıtı işaret eder. Nicolas Poussin
bu figürün sağ kolunu "V" biçiminde resmetmiştir. "V" şeklinin Kutsal
Kase'nin sembollerinden biri olduğuna inanılmaktadır. Soldan ikinci
olarak görünen bu figür , aynı zamanda
sandaletlerinde "CALIX" (kase,kadeh) yazısı gizli olan yaşlı çoban figürüdür.

"V"
harfi , 866 numaralı Kehanetin üçüncü satırında yer alan "VLPIAN"
kelimesinin (sağdan ikinci kelime) ilk harfidir ve bu kehanette "V"
harfi ile başlayan başka bir kelime bulunmamaktadır.

B figürü ,
Çoban Anıtı'nın rölyefinde sağdan ikinci olarak yer alır ve burada sol
yönü işaret eder. Çoban Anıtı'nın rölyefi 866 numaralı kehaneti işaret
etmektedir.

866 numaralı kehanet içinde yer alan kişiler , "V"
harfinden başlayarak ve kehanet metnini sağdan sola ve aşağıdan yukarıya
okuduğumuz zaman aşağıdaki şekilde sıralanır :


PRINCE VLPIAN (Prens Ulpian),
ROI (Kral)
DUC (Dük)
ROGNE (Kraliçe)

Bu sıralama rölyefte yer alan figürlerin sıralaması ile uyumludur. Kraliçe figürü soldan sağa doğru bakıldığında ilk figürdür.


"V"
harfi , 668 numaralı kehanetin dördüncü satırında yer alan "VEXER"
kelimesinin (soldan ikinci kelime) ilk harfidir ve bu kehanette "V"
harfi ile başlayan başka bir kelime bulunmamaktadır.

B figürü ,
"Arkadyalı Çobanlar II" tablosunda soldan ikinci olarak yer alır ve
burada sağ yönü işaret eder. "Arkadyalı Çobanlar II" tablosu 668
numaralı kehaneti işaret etmektedir.

"V" harfi , 866 ve 668 numaralı kehanetler içinde gizlenmiş olan harfleri bulabilmemizi sağlayacak olan başlangıç noktasıdır.


866
numaralı kehanetin üçüncü satırı 5 (Roma rakamları ile "V") kelime
(“&” işaretini dikkate alırsak 6 kelime) içermektedir.

668
numaralı kehanetin dördüncü satırı da 5 (Roma rakamları ile "V") kelime
(“&” işaretini dikkate alırsak 6 kelime) içermektedir.
"O.U.O.S.V.A.V.V" Anahtar Dizgesini Kullanarak Kehanetlere Gizlenmiş Harflerin Bulunması

1. 866 Numaralı Kehanet
Arama Yöntemi : sağdan sola ve aşağıdan yukarıya
Başlangıç Noktası : Üçüncü satırda yer alan ve “VLPIAN” kelimesinin ilk harfi olan "V" harfi

“O”
, “U” , “O” , “S” ve “A” harflerinden sonra gelen nokta işareti için
bir sonraki harfi alalım. "V" harfi için ise sonraki 5 harfi ve "V"
harfinden sonra gelen nokta işareti içinde bulunan en son harfi takip
eden 1 harfi alalım.

Not : Anahtar harflerde son "V" harfinden
sonra nokta işareti yoktur. Bu harfi takip nokta işareti olmamasından
dolayı sadece sonraki 5 harf alınacaktır.



QUAND L’ESCRITURE D.M. TROUVEE,
.---- V S O
Not : "V" harfi için "LDNAU" ve bu harfin nokta işaraeti için "Q"
ET CAVE ANTIQUE A LAMPE DESCOUVERTE,
U
LOI, ROI, & PRINCE VLPIAN ESPROUVEE
O
PAVILLON ROGNE & DUC SOUS LA COUVERTE.
---- V.- ---V A
Not : "V" için "SUOSC" ve bu harfin nokta işareti için ise "U" harfi ,

son "V" harfi için "DENGO"

Sonuç olarak , bu kehanette gizlenmiş harfler aşağıdaki şekilde karşımıza çıkar :

RORELDNAUQLSUOSCUDENGO

Burada toplam 22 harf vardır ve 22 sayısı Kabala'nın kutsal sayısıdır.

866 numaralı kehanet de yer alan boşlukları silelim :

QUANDLESCRITURED.M.TROUUEE
ETCAUEANTIQUEALAMPEDESCOUUERTE
LOYROY&PRINCEVLPIANESPROUUEE
PAUILLONROYNE&DUCSOUSLACOUUERTE

“S” ve “P” harfleri dikey olarak görünür.
“S” harfi ikinci satırda soldan 22. harftir.
“P” harfi üçüncü satırda soldan 22. harftir.

“PS” harfleri Sion Tarikatını (Prieure de Sion) temsil etmektedir.

2. 668 Numaralı Kehanet
Arama Yöntemi : soldan sağa ve yukarıdan aşağıya
Başlangıç Noktası : dördüncü satırda yer alan ve “VEXER” kelimesinin ilk harfi olan "V" harfi

“O”
, “U” , “O” , “S” ve “A” harflerinden sonra gelen nokta işareti için
bir sonraki harfi alalım. "V" harfi için ise sonraki 5 harfi ve "V"
harfinden sonra gelen nokta işareti içinde bulunan en son harfi takip
eden 1 harfi alalım.

Not : Anahtar harflerde son "V" harfinden
sonra nokta işareti yoktur. Bu harfi takip nokta işareti olmamasından
dolayı sadece sonraki 5 harf alınacaktır.


LORS QUE SOULDARTS FUREUR SEDITIEUSE.
A V- ---.V- ---
Note : "V" için "TSFUR" ve bu harfin nokta işareti için "E"
Son "V" harfi için "URSED"
CONTRE LEUR CHEF FERONT DE NUICT FER LUIRE:
V----.
Not : "V" harfi için "CONTR" ve bu harfin nokta işareti için "E"
ENNEMY D’ALBE SOIR PAR MAIN FURIEUSE,
O S
LORS VEXER, ROME, & PRINCIPAULX SEDUIRE.
O U

Sonuç olarak , bu kehanette gizlenmiş harfler aşağıdaki şekilde karşımıza çıkar :

MLIECONTRERTSFUREURSED

Burada toplam 22 harf vardır ve 22 sayısı Kabala'nın kutsal sayısıdır.

Gizlenmiş harfler “M” ile başlar ve “D” ile biter.

Bu kehanette ilk üç satırın ilk harflerini yan yana yazalım : "LCE"

“LCE” kelimesi , “CLE” kelimesinin anagramıdır.

Fransızca “CLE” kelimesi "anahtar" anlamına gelir.

Asıl şifre üç parçadan oluşmaktadır :

(866 numaralı kehanet içine gizlenmiş harfler) +

(668 numaralı kehanet içine gizlenmiş harfler) +

("ET MN ARCALIA EGO" cümlesi)




"MLIECONTRERTSFUREURSED RORELDNAUQLSUOSCUDENGO ETNARAAEGO MCLI"

Asıl şifre 58 adet harften oluşur. Gizemli 58 sayısı burada da karşımıza çıkmaktadır.




_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

9 Geri: TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Salı Ocak 04, 2011 8:22 am

CANTAR





ASIL ŞİFRENİN ÇÖZÜMÜ

Asıl şifreyi oluşturan harflerin anagramı Fransızca olarak aşağıda yer almaktadır :

"ENRICO DANDOLO A ÉCRIT CLEF MONTRÉ SUR MUR SOUS LUNE QUE GARDÉ ST GRAEL"

Türkçe'si :

“ENRICO DANDOLO GÖSTERİLEN ANAHTARI KUTSAL KASE'Yİ KORUYAN AY'IN ALTINDAKİ DUVARA YAZDI”


Enrico
Dandolo , Ayasofya'nın yapımı tamamlandıktan 668 yıl sonra ölmüştür.
Burada yine 668 668 numaralı kehanette yer alan boşlukları silelim :

LORSQUESOULDARTSFUREURSEDITIEUSE.
CONTRELEURCHEFFERONTDENUICTFERLUIRE:
ENNEMYDALBESOIRPARMAINFURIEUSE,
LORSVEXERROME&PRINCIPAULXSEDUIRE.

“D” ve “M” harflerinin dikey olarak yerleştirildiğini görebiliriz.
“D” ve “M” harflerinin arasında “H” ve “S” harfleri yer almaktadır.

Ayasofya'nın Bizans dönemindeki ismi "Hagia Sophia" dır.

“H” , “Hagia” kelimesinin ilk harfidir.
“S” , “Sophia” kelimesinin ilk harfidir.


Çoban Anıtı "Shugborough Hall" ın bahçesinde da yer almaktadır.

“S” , “Shugborough” kelimesinin ilk harfidir.
“H” , “Hall” kelimesinin ilk harfidir.
1300 lü yıllarda Tapınak Şövalyeleri'nin yargılanmaları sırasında "Baphomet" isimli bir puta taptıkları iddia edilmiştir.

"Baphomet" kelimesinin İbrani Atbash şifresi karşılığı "Sophia" yani bilgeliktir.

“Hagia Sophia” ismi “Kutsal Bilgelik” anlamına gelmektedir.

"OUOSVAVV" anahtar dizgesinde yer alan ve Roma rakamı değeri taşıyan harfler "VVV" dir :

"V” , “V” ve “V" nin sayısal değerleri :

V - V - V = 5 - 5 - 5 = 555

olarak bulunur.

555 sayısı , Roma rakamları ile "DLV" olarak yazılır.

"OUOSVAVV" anahtar dizgesinde yer alan "VVV" harf dizgesinin yerine "DLV" harf dizgesini yerleştirirsek :

"OUOSDALV"

harf dizgesini buluruz. Bu dizgenin İbrani Numeroloji sistemindeki değer 481 dir
Sophia’’ yazısının ATbash şifresi numaraloji de 481 i temsil eder !!!..[/size]




Stafford yakınlarındaki bir mâlikânenin ücrâ bir köşesinde Shugborough Hall, ya da bilinen adıyla "Çoban Anıtı",
250 yıldır üzerindeki işaretlerle insanları şaşkına çeviriyor.
Söylentilere göre anıtın üzerindeki bu kod, içinde İsa'nın çarmıha
gerilirken yaralarından sızan kanın bulunduğu Kutsal Kase'nin
nasıl bulunabileceği konusunda bir bilgi saklıyor. Kimilerine göre ise
bu işaretin temeli, Masonlar ve Afrikalı putperestlerle ilgili çok eski
dini bir sembol olması.

Anıtın Üzerinde ünlü ressam Nicolas
Poussin'in 17'nci yüzyılda yaptığı "Les Bergers d'Arcadie II" (Arkadya
Çobanları) adlı bir tablosu var ve yine söylenenlere göre o (Poussin),
Kâse'nin nerde olduğunu biliyor.




Bletchley Park



"Kutsal Kase'nin Sırları"
yazımızda Bletchley Park'tan söz etmiştik. Bletchley Park, İkinci Dünya
Savaşı'nda Almanların şifreleme makinesi 'Enigma'yı çözen merkez.
İngiliz uzmanlar, Staffordshire bölgesinde bulunan 'Çobanın Anıtı'nın
üzerindeki harflerin sırrını çözebilmek için mayıs ayından beri
çalışıyor. Anıtın üzerinde D.O.U.O.S.V.A.V.V. M harfleri bulunuyor ve bu
harflerin taşıdığı gizin insanları Kutsal Kase'nin yerine götüreceğine
inanılıyor. Yaklaşık altı aydır bu harflerin sırrını çözmeye çalışan
Bletchley Park'ın şifre kırıcılarının 250 yıllık gizi çözdüğü
düşünülüyor. Anıtın bulunduğu bölge, turist akınına uğrarken, dünyanın
dört bir yanından deneyimli ve deneyimsiz şifre çözücüler de bu şifreyi
çözebilmek için uğraşıyor.

Bletcley'deki uzmanlar,
ünlü Enigma şifresini içeren ve oldukça karmaşık olan WWII kodunun bir
kısmını kırmışlardı.Ama bu, onların sıradışı gözleri için oldukça
karmaşık olacaktır.Bletcley, 2004'te tekrar çalışmaya başladı ve tarihi
belgelerde ipuçları aramaya başladılar. Heyecanlı geçen bir 6 ay
boyunca; tüm dünya, bu arayışlardan bir sonuç bekledi.[1]


Lawn,
bu şifre için; "Enigma'dan bile daha zor"
dedi. Eşi Sheila ise şifrenin Kutsal kase ile ilgisi bulunmadığını, dul
kalan Lord'un eşi için yazdırdığı duygusal bir cümle olduğunu öne
sürüyor. Sheile'ya göre şifrenin çözümü Latince "Optima Uxoris Optima
Sororis Viddus Amantissimus Vovit Virtutibus" (En iyi eş, en iyi kız
kardeş, seni en çok seven dul sadakat yemini eder) cümlesinin
kısaltılmışı. Oliver Lawn ise, "10
harfli bir şifre için minimum düzeyde çözülmüş bir şifreye sahip
olmanız gerekiyor. Şifre yoksa 10 harfli bir kodu kesin bir şekilde
çözmek mümkün değildir" diyor.[2]
Kutsal kase, nereye
saklandı? Bu sorunun cevabı kuşkusuz tarihin en büyük gizemlerinden
biridir. Birçok insan Kutsal Kase'yi yüzlerce yıldır aramaktadır.
Araştırma çalışmam 2004 yılının Kasım ayında Shugborough Şifresi'nin
Kutsal Kase ile ilişkisi hakkında yayınlanan bir BBC haberini okumamla
birlikte başladı. BBC haberinde,Kutsal kase
ile gizli tarikatların (Sion Tarikatı, Tapınak Şövalyeleri, İlluminati
vs.) bağlantısı olduğuna inanıldığı ve Shugborough Şifresi'nin, Çoban
Anıtı'nı yaptıran Anson ailesinin üyelerinin Tapınak şövalyelerinin
büyük üstatları ile ilişkileri olmasından dolayı Kutsal Kase'nin yerini
işaret ettiği belirtilmekteydi. İlave olarak, Nicolas Poussin'in (Çoban
Anıtı'nın rölyefi temasını onun ünlü "ET IN ARCADIA EGO" isimli
tablosundan almıştır.) bir Tapınak Şövalyesi büyük üstadı olduğu yine
aynı haberde iddia edilmekteydi. Tapınak Şövalyeleri'nin Haçlı Savaşları
sırasında Kudüs'ü ele geçiren ve Kutsal Kase'nin koruyucusu olarak
kabul edilen askeri bir tarikat olduğu haberde vurgulanmaktaydı. Çoban
Anıtı'nda yer alan gizemli kitabe'de (Shugborough Şifresi) yer alan
harfler üzerine yapmış olduğum ve iki yıl civarında süren
araştırmalarımı tamamladım.

Shugborough Şifresi Kutsal Kase'nin saklandığı yeri göstermektedir. Kutsal Kase'nin Saklandığı Yeri Öğrenmeye Hazır mısınız? [3]













Çoban Anıtı ve Gizemli Kitabe (Shugborough Şifresi)


Çoban Anıtı, İngiltere'nin
Staffordshire şehrinde, Shugborough Malikanesi'nin (Lichfield
Kontluğunun atalarından kalma evleri) kuzey tarafındaki bahçeler içinde
yer almaktadır. Bir mezar üzerindeki yazıtı inceleyen üç erkek çoban ve
bunları izleyen bir kadın çobanı gösteren bir rölyef taşıyan Çoban Anıtı
1748 yılında zamanın kontu olan Thomas Anson (Daha sonradan Baron
ünvanı verilen Amiral George Anson'un kardeşi) tarafından inşa
ettirilmiştir. Anıtın rölyefinin altındaki kitabe aşağıdaki gizemli
harfleri içermektedir:

D O.U.O.S.V.A.V.V M


Çoban Anıtı ismini
Hollandalı sanatçı Peter Scheemakers'in yapmış olduğu rölyeften alır.
Rölyefin teması, Fransız ressam Nicolas Poussin'in yapmış olduğu ve "ET
IN ARCADIA EGO" olarak bilinen tablodan (tablonun bir diğer ismi ise
"Arkadyalı Çobanlar" dır) alınmıştır. Rölyef, orjinal tablonun aynada
görüntüsü olarak hazırlanmıştır.


Anıt Thomas Wright
tarafından tasarlanmış ve sütunlar ile süslemeler büyük bir olasılıkla
1755 yılında James (Athenian) Stuart tarafından anıta eklenmiştir.
Anıtın rölyefinde yer alan mezar üzerinde Latince olduğu kabul edilen
"ET IN ARCADIA EGO" (ve ben de Arkadya'da ...) cümlesi okunmaktadır.
Rölyef üzerinde orjinal tabloda olmayan bazı farlılıklar bulunmaktadır;
1. Bunların en dikkati çekeni rölyefin yatay olarak ters yapılmasıdır.
2. Diğer bir fark ise bir çobanın parmağı ile tabloda ARCADIA
kelimesinde bulanan R harfini, rölyefte ise IN kelimesinde yer alan N
harfini işaret etmesidir. 3. İlave bir lahit mezar üzerine
yerleştirilmiştir. Rölyef'in altında yer alan mermer plaka aşağıda yer
alan gizemli ve şifreli kitabeyi içermektedir:


O•U•O•S•V•A•V•V

D• M•

250 yılı aşkın bir süredir
İngiltere'nin en iyi din bilimcileri, tarihçileri ve aralarında Charles
Darwin ve Josiah Wedgwood'ın da bulunduğu bilim adamları şifreli
kitabeyi çözmeye çalışmış ancak başarılı olamamışlardır. En son olarak
İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların ünlü Enigma şifresini çözen
Bletchley Park'ın şifre çözücüleri gizemin aydınlatılması için
görevlendirilmiş, ancak yine bir netice elde edilememiştir.[3]












SHUGBOROUGH ŞİFRESİNİN ÇÖZÜMÜ


Shugborough Şifresi'ni
çözebilmek için öncelikle "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi üzerine düşünmeye
başladım. Bu cümlenin Latince olduğuna inanılmaktaydı. Ancak fiili
eksikti. Bu nedenle de özel bir mesaj yada (anagram olarak hazırlanmış)
bir şifreyi içerdiği yönünde tahminler yapılmaktaydı. "ET IN ARCADIA
EGO" cümlesi Nicolas Poussin'in iki tablosunun ismidir. Çoban Anıtı'nın
rölyefi Poussin'in ikinci versiyonundan esinlenerek yapılmıştır. Ancak
rölyef, tablonun aynada görüntüsü olarak hazırlanmıştır. Poussin'in
mektuplarını Latince "Tenet Confidentiam" yani "Sırların Koruyucusu"
cümlesini içeren bir mühür ile mühürlediği söylenmektedir.

Öyleyse Poussin'in koruduğu sır nedir ?

"ET IN ARCADIA EGO" cümlesini gizemi çözmek için başlangıç noktası
olarak kabul ettim ve çalışmalarıma başladım. Nicolas Poussin'in tablosu
4 insan figürü içermektedir. Tabloda 3 adet asa vardır ve dikkat
edildiğinde bunların "IV" şeklinde resmedildiği görülebilir. Roma
rakamları ile "IV", 4 sayısına eşittir. 4 sayısının işaret edilmesinin
nedeni nedir? 4 sayısı üzerine yoğunlaşarak "ET IN ARCADIA EGO"
cümlesini incelemeye başladım.

"ET IN ARCADIA EGO" cümlesinin 4 adet Roma rakamı içerdiğini gördüm.[3]





4 Sayısının Sembolizmi


1. Tanrının ismi (Yahweh) 4 harf ile yazılır (Tetragrammaton):
İbrani'ce YHWV, İngilizce YHWH, YHVH, JHWH veya JHVH, Almanca JHWH

2. İncil'in Apocalypse'inde (Book of Revelation) Mahşerin 4 atlısı vardır: Savaş, Kıtlık, Salgın Hastalık (Veba), Ölüm


3. Ana kan grubu adedi 4 dür: A, B, O, AB


4. Eski Yunan medeniyetine göre 4 ana element bulunmaktadır: Ateş, hava, su, toprak

5. 4 mevsim: ilkbahar, yaz, sonbahar, kış

6. Günün 4 bölümü vardır: gece, sabah, öğleden sonra, akşam

7. Ana yönlerin sayısı 4 dür: kuzey, güney, doğu, batı


8. 4 Havarinin yazdığı 4 adet İncil bulunmaktadır: Matta İncili, Mark İncili, Luka İncili, John İncili

9. Maddenin 4 temel hali vardır: katı, sıvı, gaz, ve plazma

Bu liste daha uzayıp gitmektedir. Ancak görülmektedir ki 4 sayısının
özel bir anlamı vardır. "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi de 4 adet Roma
rakamı içerir. Cümle içinde yer alan Roma rakamları "I”, “C", "D" ve “I"
dır. "I”, “C”, “D” ve “I" Roma rakamlarının sayısal değerleri:

I - C - D - I = 1 - 100 - 500 - 1

bulunan sayıların ilk haneleri:

1 - 100 - 500 – 1=1151
Elde edilen 1151 sayısını Roman rakamları ile "MCLI" olarak
yazabiliriz."ET IN ARCADIA EGO" cümlesinde yer alan "ICDI"
karakterlerinin yerine "MCLI" karakterlerini yerleştirdiğimizde ; "ET MN
ARCALIA EGO" cümlesini elde ederiz. "ET MN ARCALIA EGO" cümlesinin
İbrani Numeroloji sistemindeki değeri 866 dır.

Keşif 1: Nicolas Poussin'in tablosu ile 866 sayısı arasında bir ilişki vardır.[3]


















866 Sayısı


866 sayısının işaret ettiği nedir ?

Çoban Anıtı bu sorunun cevabını vermektedir.

Anıtta yer alan kitabe'nin ikinci satırı "D.M." karakterlerini içerir.
Nostradamus'un 866 numaralı kehanetinin ilk satırında "D.M."
karakterlerini kullanılmaktadır.

Not: Nostradamus'un kehanetleri 4 satırdan oluşmaktadır ! 866 numaralı
kehanet 1 kadın ve 3 erkekten bahseder (Kral, Kraliçe, Prens Ulpian ve
Dük). Nicolas Poussin'in tablosunda da 1 kadın ve 3 erkek figürü vardır.

866 numaralı kehanet bir kitabenin bulunmasına değinir. Çoban Anıtının da gizemli ve çözülememiş şifreli bir kitabesi vardır.

Keşif 2: 866 sayısı Nostradamus'un 866 numaralı kehanetini işaret etmektedir.


Nostradamus bağlantısı ve keşif 2 yi doğrulayan diğer kanıtlar:

Kanıt 1: "ET IN ARCADIA EGO" cümlesinde yer alan "I", "C", "D" ve "I" Roma rakamlarını, Roma sayı sistemine göre düzenleyelim:
DCII DCII Roma rakamı 602 sayısına eşittir.602 ve 206 (602 nin tersi) nin toplamı:
602 + 206 =808 Nostradamus'un kitabında 7. yüzlükte sadece 42 adet
kehanet vardır ve 58 adet kehanet eksiktir. 866 numaralı kehanet 8.
yüzlükte yer alır. 866 numaralı kehanet eksik olan 58 kehaneti dikkate
alırsak sıralama olarak 808. kehanettir: 866 – 58 =808
Not:Nostradamus'un kitabının kapağında (Benoist Rigaud 1568 Lyon
Basımı) 5 yıldız ve küre üzerinde 8 rakamı yer alır. 5 yıldız ve 8
sayısı 58 sayısına işaret eder.

Tapınak Şövalyeleri dağıtıldığında Paris karargahlarında üzerinde CAPUT
LVIIIM (58m) yazısı olan gümüş bir kafatası bulunmuştur.
Gizemli 58 sayısı Tapınak Şövalyeleri için önemli bir sayıdır. Bu sayı
ile ilgili incelemelerimi ileriki bölümlerde bulabilirsiniz.

Kanıt 2: Çoban Anıtı'nda yer alan "DOUOSVAVVM" kitabesinin İbrani
Numeroloji sistemindeki değeri 503 dür.503 ve 305 (503 ün tersi)
sayılarının toplamı yine 808 sayısını verir:503 + 305 = 808

Kanıt 3: Çoban Anıtında yer alan rölyef panelin ebatları (National
Recording Project of Public Monument and Sculpture
Associationkayıtlarına göre):

Genişlik: 1.45 m.
Yükseklik: 1.8 m.
Derinlik: 6cm (0.06 m.)

Rölyef panelin hacmi:

1.45 x 1.8 x 0.06 = 0.1566 Nostradamus 1566 yılında ölmüştür. Bir
sayıyı tersiyle toplamak ana yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.

866 ve 668 (866 ın tersi) sayılarının toplamı:866 + 668 =1534
Nostradamus 1534 yılında Rönesans döneminin meşhur filozoflarından biri
olan Jules Cesar Scalinger tarafından Agen'e davet edilmiştir. Jules
Cesar Scalinger, Nostradamus'un tıp, bilim ve metafizik alanlarında
gelişimine büyük katkılarda bulunmuştur. Hatta daha sonraları
Nostradamus kendi oğluna Jules ismini bile verecektir. 1534 yılı
Nostradamus için gerçekten de bir dönüm noktasıdır.

Ayna'dan okunacak şekilde yazma stili Sion Tarikatının kullandığı
yöntemlerden biridir. Leonardo da Vinci de not defterlerini bu yöntemle
kaleme almıştır.

Kanıt 3: 808 sayısı da Nostradamus'un 866 numaralı kehanetini işaret
etmektedir. Nicolas Poussin'in tablosu, Çoban Anıtının kitabesi ve
Nostradamus'un 866 numaralı kehaneti arasında bir ilişki vardır.[3]



















Kutsal Kase Bağlantısı


Daha önceki bölümde "ICDI" harf dizgesinden yola çıkarak "MCLI" harf dizgesinin bulunduğunu belirtmiştim.

"MCLI" harf dizgesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri 140
dır.140 sayısı Roma rakamları ile "CXL" olarak yazılır."CXL" harf
dizgesinde yer alan harflerin yerlerini değiştirsek "CLX" harf dizgesini
elde ederiz.
"CALIX" kelimesi Latince'de kase, kadeh anlamlarına gelmektedir. "CLX"
ise bu kelimenin sessiz harflerini içermektedir.866 ve 668 sayısının
farkını alalım:

866 - 668 = 140 ("MCLI" harf dizgesinin İbrani Numeroloji sistemindeki değeri)

Çoban Anıtı'nın rölyefinin resmini baş aşağı çevirip, diz çöker durumda
resmedilmiş yaşlı çobanın sandaletlerine bakıldığında iki gizli yazının
gizlendiği görülür:"LI" ve "CAX" [3]

"LICAX" kelimesi "CALIX" kelimesinin anagramıdır.


Keşif 4: "ET IN ARCADIA EGO" cümlesi, 866 numaralı kehanet and 668 numaralı kehanet Kutsal Kase'yi işaret etmektedir.

TEORİM: Asıl şifre 3 parçadan oluşmaktadır:

1. "ET MN ARCALIA EGO" cümlesi
2. 866 numaralı kehanet
3. 668 numaralı kehanet

"ET MN ARCALIA EGO" cümlesini tamamlayan harfler 866 ve 668 numaralı
kehanetler içinde gizlidir. "O.U.O.S.V.A.V.V" yazıtı ise gizlenmiş
harfleri bularak, şifreyi çözmemizi sağlayacak olan anahtar dizgedir.

4 sayısının gizemi burada da karşımıza çıkar. Nicolas Poussin,
tablosunda, 4 sayısını 3 adet asa kullanarak, Roma rakamları ile "IV"
olacak şekilde resmetmiştir. 3 asa asıl şifrenin 3 parçadan oluştuğunun
ve 4. parçanın ise anahtar olduğunun göstergesidir.

Kehanet 8,66 (Benoist Rigaud 1568 Lyon Basımı)
QUAND L'ESCRITURE D.M. TROUVEE,
ET CAVE ANTIQUE A LAMPE DESCOUVERTE,
LOI, ROI, & PRINCE VLPIAN ESPROUVEE
PAVILLON ROGNE & DUC SOUS LA COUVERTE.

Türkçe'si:
D.M. kitabesi bulunduğu zaman
bir lamba ile aydınlatılan kadim mağarada
Kanun, Kral ve Prens Ulpian yargılandı.
Kraliçe ve Dük galeride koruma altında

Kehanet 6,68 (Benoist Rigaud 1568 Lyon Basımı)
LORS QUE SOULDARTS FUREUR SEDITIEUSE.
CONTRE LEUR CHEF FERONT DE NUICT FER LUIRE:
ENNEMY D'ALBE SOIR PAR MAIN FURIEUSE,
LORS VEXER, ROME, & PRINCIPAULX SEDUIRE.

Türkçe'si:
Askerler öfkeyle ayaklandıkları zaman
Kendi liderlerine karşı çelik geceyi aydınlatacak.
Düşman Alba öfkeli taraf ile antlaşma yapacak,
Roma'nın canını sıkmak ve önemli birilerini kışkırtmak için [3]
















"Arkadyalı Çobanlar" Tablosu ile Kehanetler Arasındaki Bağlantılar


Nicolas Poussin'in
tablosunda (Arkadyalı Çobanlar II) yer alan insan figürlerini soldan
sağa doğru “A”, “B”, “C” ve “D” harflerini vererek kodlayalım.

C figürü, sağdan ikincidir ve bir kolu ile sol yönü göstermektedir.

B figürü parmağı ile mezar üzerindeki yazıtı işaret eder. Nicolas
Poussin bu figürün sağ kolunu "V" biçiminde resmetmiştir. "V"
şeklinin Kutsal Kase'nin sembollerinden biri olduğuna inanılmaktadır.
Soldan ikinci olarak görünen bu figür, aynı zamanda sandaletlerinde
"CALIX" (kase, kadeh) yazısı gizli olan yaşlı çoban figürüdür.

"V"
harfi, 866 numaralı Kehanetin üçüncü satırında yer alan "VLPIAN"
kelimesinin (sağdan ikinci kelime) ilk harfidir ve bu kehanette "V"
harfi ile başlayan başka bir kelime bulunmamaktadır.

B figürü, Çoban Anıtı'nın rölyefinde sağdan ikinci olarak yer alır ve
burada sol yönü işaret eder. Çoban Anıtı'nın rölyefi 866 numaralı
kehaneti işaret etmektedir.

866 numaralı kehanet içinde yer alan kişiler, "V" harfinden başlayarak
ve kehanet metnini sağdan sola ve aşağıdan yukarıya okuduğumuz zaman
aşağıdaki şekilde sıralanır:

PRINCE VLPIAN (Prens Ulpian),
ROI (Kral)
DUC (Dük)
ROGNE (Kraliçe)

Bu sıralama rölyefte yer alan figürlerin sıralaması ile uyumludur. Kraliçe figürü soldan sağa doğru bakıldığında ilk figürdür.

"V"
harfi, 668 numaralı kehanetin dördüncü satırında yer alan "VEXER"
kelimesinin (soldan ikinci kelime) ilk harfidir ve bu kehanette "V"
harfi ile başlayan başka bir kelime bulunmamaktadır.

B figürü, "Arkadyalı Çobanlar II" tablosunda soldan ikinci olarak yer
alır ve burada sağ yönü işaret eder. "Arkadyalı Çobanlar II" tablosu 668
numaralı kehaneti işaret etmektedir.

"V" harfi, 866 ve 668 numaralı kehanetler içinde gizlenmiş olan harfleri bulabilmemizi sağlayacak olan başlangıç noktasıdır.

866 numaralı kehanetin üçüncü satırı 5 (Roma rakamları ile "V") kelime (“&”

668 numaralı kehanetin dördüncü satırı da 5 (Roma rakamları ile "V")
kelime (“&”[4] işaretini dikkate alırsak 6 kelime) içermektedir.

işaretini dikkate alırsak 6 kelime) içermektedir.
















"O.U.O.S.V.A.V.V" Anahtar Dizgesini Kullanarak Kehanetlere Gizlenmiş Harflerin Bulunması


QUAND L'ESCRITURE D.M. TROUVEE,
.---- V S O

Not: "V" harfi için "LDNAU" ve bu harfin nokta işaraeti için "Q"

ET CAVE ANTIQUE A LAMPE DESCOUVERTE,
U

LOI, ROI, & PRINCE VLPIAN ESPROUVEE
O

PAVILLON ROGNE & DUC SOUS LA COUVERTE.
---- V.- ---V A

Not: "V" için "SUOSC" ve bu harfin nokta işareti için ise "U" harfi,

son "V" harfi için "DENGO"

Sonuç olarak, bu kehanette gizlenmiş harfler aşağıdaki şekilde karşımıza çıkar:

RORELDNAUQLSUOSCUDENGO

Burada toplam 22 harf vardır ve 22 sayısı Kabala'nın kutsal sayısıdır.

866 numaralı kehanet de yer alan boşlukları silelim:

QUANDLESCRITURED.M.TROUUEE
ETCAUEANTIQUEALAMPEDESCOUUERTE
LOYROY&PRINCEVLPIANESPROUUEE
PAUILLONROYNE&DUCSOUSLACOUUERTE

“S” ve “P” harfleri dikey olarak görünür.
“S” harfi ikinci satırda soldan 22. harftir.
“P” harfi üçüncü satırda soldan 22. harftir.

“PS” harfleri Sion Tarikatı'nı (Prieure de Sion) temsil etmektedir.



















668 Numaralı Kehanet


Arama Yöntemi: soldan sağa ve yukarıdan aşağıya
Başlangıç Noktası: dördüncü satırda yer alan ve “VEXER” kelimesinin ilk harfi olan "V" harfi

“O”,
“U”, “O”, “S” ve “A” harflerinden sonra gelen nokta işareti için bir
sonraki harfi alalım. "V" harfi için ise sonraki 5 harfi ve "V"
harfinden sonra gelen nokta işareti içinde bulunan en son harfi takip
eden 1 harfi alalım.

Not: Anahtar harflerde son "V" harfinden sonra nokta işareti yoktur. Bu
harfi takip nokta işareti olmamasından dolayı sadece sonraki 5 harf
alınacaktır.

LORS QUE SOULDARTS FUREUR SEDITIEUSE.
A V- ---.V- ---

Not: "V" için "TSFUR" ve bu harfin nokta işareti için "E"

Son "V" harfi için "URSED"

CONTRE LEUR CHEF FERONT DE NUICT FER LUIRE:
V----.

Not: "V" harfi için "CONTR" ve bu harfin nokta işareti için "E"

ENNEMY D'ALBE SOIR PAR MAIN FURIEUSE,
O S

LORS VEXER, ROME, & PRINCIPAULX SEDUIRE.
O U

Sonuç olarak, bu kehanette gizlenmiş harfler aşağıdaki şekilde karşımıza çıkar:

MLIECONTRERTSFUREURSED

Burada toplam 22 harf vardır ve 22 sayısı Kabala'nın kutsal sayısıdır.

Gizlenmiş harfler “M” ile başlar ve “D” ile biter.

Bu kehanette ilk üç satırın ilk harflerini yan yana yazalım: "LCE"

“LCE” kelimesi, “CLE” kelimesinin anagramıdır.

Fransızca “CLE” kelimesi "anahtar" anlamına gelir.[5]




















Asıl Şifre ve Çözümü


"MLIECONTRERTSFUREURSED RORELDNAUQLSUOSCUDENGO ETNARAAEGO MCLI"

Asıl şifre 58 adet harften oluşur. Gizemli 58 sayısı burada da
karşımıza çıkmaktadır. Asıl şifreyi oluşturan harflerin anagramı
Fransızca olarak aşağıda yer almaktadır:

"ENRICO DANDOLO A ÉCRIT CLEF MONTRÉ SUR MUR SOUS LUNE QUE GARDÉ ST GRAEL"

Türkçe'si:

“ENRICO DANDOLO, GÖSTERİLEN ANAHTARI KUTSAL KASE'Yİ KORUYAN AY'IN ALTINDAKİ DUVARA YAZDI”

KUTSAL KASE AYASOFYA'DA SAKLANMIŞTIR











Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz! | Etiketler : kutsal kase,ayasofya,kehanet,kral,dan brown







Şeytanın Sayıları...666...Deccâl...3661...03.03.03...06.06. 06..


09-03-2010 · Kategori: anlatim , Hobi











Bu konu orjinaldir.İlk kez MehdiKıyam'dan okuyorsunuz..Herzamanki gibi,sıradışı bir tarzda..


666'yı çoğumuz duymuştur...Şeytanın vazgeçilmez,900'lü hatları gibi bir numarası...

Bundan 4 yıl önce:2006 yılında,Dünya'da gizli bir panik ve korku yaşandı..
Tarihler 06.06.06 'yı gösterdiği zaman..
Avrupa ve Amerika'da,azımsanmayacak hamile kadın,o gün doğum yapmamak için sezaryenle erken doğum yaptırdı...
Peki niçin?..
İslam'da,yahudilik'de,hristiyanlık'da
adı geçen Deccâl'in:kıyametten önce,güçlü devletlerin kontrolünü ele
alıp,büyük bir savaş çıkaracağı ve tüm Dünya'yı,bu son kanlı savaşta
yerle bir edeceği hikâyesini çoğunuz duymuştur..
Deccâl'in,hem simgesel,hem de kişisel olarak bir manası vardır.
Simgesel olarak:kötülük ve her türlü pislik ve iğrençliğin sözlük anlamı için,Şeytan'ın bir alt kademe kelime ifadesidir..
Kişi olaraksa:şeytanın yardımcısı ve uşağıdır..
Hz.Muhammed'in bir hadisinde çok güzel bir anlatımı vardır:



















İbn-i
Ömer anlatıyor:Hayır,Allah'a kasem olsun ki,Rasûlüllah,Hazret-i İsâ'nın
kızıl çehreli olduğunu söylemedi.Ancak şunu şöyledi:
"Ben bir keresinde
uyumuştum.Rüyamda Beytullah'ı tavaf ediyordum.O sırada düz saçlı,kumral
benizli,başından su akar vaziyette iki kişiye dayanıp ortalarında
gitmekte olan birisini gördüm..
'--Bu kim?' dedim.
'--Meryem'in oğlu!' dediler..
Bunun üzerine daha yakından görmek için ilerledim..
Kızıl,iri,kıvırcık saçlı,sağ gözü kör,gözü üzüm gibi pertlek bir adam daha vardı...
'--Bu kim?..' dedim...
'--Bu, Deccal!' dediler...
İnsanlardan en çok ona benzeyeni İbn-i Katan'di.."
Zuhrî der ki:"İbn-i Katan,câhiliye devrinde vefat eden Huzaalı bir kimseydi.."
(Buhàrî, Tabi 33, 11, Enbiya, 42, Libas 68, Fiten 26, Müslim, İmam 275,(169);Muvatta, Sıfatun-Nebî 2, (2, 920)















Deccâl'den,Nostradamus da söz eder:

X,66
Amerikan iktidarı yüzünden Londra'nın başkanı
İskoçya Adası'nın buz kalıbında yatacak
Kızıl Krallığı,bir o kadar müzevir Deccal bulacak...
Ve o hepsini savaşa sokacak...








Kızıl Krallığıyla,kâhinin kastettiği komünistlerdir.Hadislere göre,Deccâl doğudan çıkacaktır:




"--Temîmid-Dârî'nin
rivayetinin,benim size ondan (Deccal'dan), Mekke ve Medine'den
anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti.Bilesiniz O,Şam denizinde veya
Yemen denizindedir.Hayır..doğu tarafındandır..Evet o doğu tarafından
zuhur edecektir..O doğu tarafından zuhur edecektir!.." buyurdu ve eliyle
doğu tarafına işaret etti..."
(Müslim, Fiten 119, (2942); Ebû Dâvud, Melâhim 15, (4325, 4326); Tirmizî, Fiten 66, (2254))










Mekke'nin doğu tarafı..Kızıl krallığı..Doğudaki..Çin ve Kuzey Kore toprakları..






Bu tanımlardan sonra,sayılara ve tarihlere geçelim.06.06.06 yılında,yani 2006'da neler yaşanmış:
-Kuzey kore,tarihinde ilk kez nükleer bomba denemesi yaptı..BM güvenlik konseyi,yaptırım kararı aldı..
-Filistin'de,yönetimi Hamas aldı.
-Gazze ve Batı Şeria,bombalanmaya devam edildi..
-İsrail,sadece 2 askerinin kaçırılması yüzünden Lüblan'a girdi..2 askerine karşılık 1200 kişiyi katletti..
-Saddam Hüseyin asıldı..
-Danimarka'da
Hz.Muhammed'e hakaret içerikli karikatürler yayınlandı..Papa
16.Benedikt,İslam'ı bir şiddet dini gibi
gösterdi..Müslümanlarla,hristiyanlar arasındaki gerilim hat safhaya
ulaştı..
-Mayıs'da sona eren,31 ay devam eden Darfur savaşında 200.000 kişi ölmüştü..












Ve,gerçekten
çok ama çok ilginç sayısal bir olay veriyorum.Hazır olun.Gerçekten
inanamayacaksınız...Tekrar hatırlatayım:bu olaylar 2006 yılında
yaşananlar.Yani 06.06.06 tarihinin sayısal olarak denk geldiği
yıl..Hazırsanız...





-İngiliz Tıp Dergisi The
Lancet'in yaptığı araştırmaya göre:Irak savaşının başladığı Mart
2003'den 2006'ya 650.000'den fazla sivil ölmüştü...
İnanmayan google'dan bakabilir...2003'den
2006 yılına kadarki 3 yılda,savaşta ölen sivil sayısı:650.000...Bu
yuvarlanmış hâli..Gerçekte 666.000 ya da 666.666 da olabilir!!...








Tatmin olmadınız mı?...Şimdi 666'yı 2'ye bölelim ve 2006'dan 3 yıl geriye;savaşın başladığı 2003'e gidelim..
333..Başlıkta da yazmıştım.03.03.03..Bu sefer hem ay,hem de yıl olarak akılalmaz bir şekilde sayılar yerine oturuyor...






Hazır olun...




20 Mart 2003...Amerika'nın Irak savaşı'nı başlattığı yıl!!!.... 20.03.03 tarihi!!...




2003'de neler yaşanmış yazmaya gerek yok.Amerikan emperyalizminin zirve yaptığı yıllardı..Boşuna hatırlamayalım..






666,Kuran'da da geçer..
Kuran'da 66.Sure Tahrim'in anlamı ''haram kılmak'' demektir...
Sure 66-Tahrim'in,6. ayetiyle birleştirip okursak:Sure 66,ayet 6..







''Ey
iman edenler!Kendinizi ve ailenizi,yakıtı insanlar ve taşlar olan
ateşten koruyun..O ateşin başında gayet katı,çetin,Allah’ın kendilerine
verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan
melekler vardır...''





Yorumsuz...






666'nın,3 tane 6'sını 2'yle
çarparsak 12.12.12 tarihi var..O malum tarihi hepimiz biliyoruz
artık...Fazla söz etmeye gerek yok...





Bu arada 06.06.06 tarihiyle
03.03.03 tarihi arasında,3 yıl fark vardı.06.06.06'ya 3 eklersek
09.09.09 Çok ilginç bir sayısal olay da veriyorum şimdi...



12 Eylül 2009 / 12.09.09...
Dünya Nüfusu 6 Milyar 810 Milyon...

Son olarak yapılan araştırmada dünya
nüfusunun 6 milyar 810 milyon olduğu açıklandı.Gelişmekte olan ülkeler
bu nüfusun % 18'ini oluşturuyor...

Dünya nüfusu 09.09.09 tarihi civarı 6 milyar,666 milyon,666 bin,666 barajını aştı...

Birleşmiş
Milletler Nüfus Fonun'nun belirlediği tarihe göre 12 Ekim 1999'da dünya
nüfusu 6 milyara ulaşmıştır.7 milyara ise Kasım 2010'da ulaşacağı
sanılmaktadır.


1999'da 6 milyar olmuş.Nostradamus'a
göre 1999 tarihinden sonra yaşanacaklar çok önemliydi..Demek bir bildiği
varmış..Kasım 2010'da 7 milyara ulaşması bekleniyor...O tarihte,Baba
Vanga'nın 3.Dünya savaşı kehâneti vardı.Tekrar 6.666.666.666 ' ya
düşebilir...















Şimdi 3661'e gelelim...
İlk,Kuran'dan bir ayet..Sure 36,Ayet 60-61..






“Ey
ademoğulları! Ben size, şeytana kulluk etmeyin..;çünkü o sizin için
apaçık bir düşmandır..,bana kulluk edin..:işte bu dosdoğru yoldur,diye
emretmedim mi?..”





3661,Babillerin,Sümerlerin
ve Mayaların bildiği,Nasa'nın yeni keşfettiği gezegen X:
Marduk-Nibiru'nun,Güneş etrafındaki yörünge dolanım yılı sayısıdır...
Babiller,Sümerler ve
Mayaların 3'ü de bu esrarengiz gezegene tapmışlardı..Bu 3 eski uygarlık
da bunun sonucunda gizemli bir biçimde ortadan kayboldular...Tanrı'nın
en sevmediği şey:kendisi yerine başkalarına tapılmasıdır..Ateistlerden
bile daha çok öfkelenir buna Yaratıcı..Ateistlerin en azından bir gururu
var:inanmıyorlar..Bunlar inanıyorlar ama;şeytana inanmışlar...
Marduk-Nibiru-Gezegen X
artık her neyse..Kuran'daki ayetlerin sayısal göstergesine göre
cehennemdir...Dünya'da savaş,tufana ve kıyamete sebep olarak bu
cisimdir..
Savaşa nasıl sebep oluyor
peki?.Şeytan,orada çünkü..Her geçen saniye Dünya'mıza yaklaştığı için
ruhsal(telepatik) olarak insanların düşüncelerini etkiliyor ve kötülüğe
sürüklüyor..Her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran 3.Dünya savaşı
tehlikesini kışkırtıyor.Kuran'da,şeytan vesvese verir
diyor.Vesveseyi,telepatik(ruhsal) olarak verebilir..








Şeytanın mekânının özelliklerine bakacak olursak..




-3661
yılda bir geliyor.Jupiter ile Mars arasında bulunan 'asteroid kuşağı'
bölgesine sokuluyor; oradan dönüp gidiyor..Bize fazla yaklaşmıyor..
-Fakat kütlesi çok büyük
olduğu için,çekim gücü her seferinde bizim burada(yani dünya
gezegeninde) amansız depremlere,yanardağ patlamalarına,tsunamilere,sel
baskınlarına yol açıyor. 3661 yılda bir geliyor;ama pir geliyor;bizi
mahvedip gidiyor...
-Ünlü Nuh tufanına da bu gezegen yol açmış ve dünyamızda daha önce varolan başka bir uygarlık böylece ortadan kalkmış..
Bu iddiayı ortaya ilk atan Zecharia Sitchin.İddiasını ise Mezopotamya yazıtlarına dayandırıyor..
-Bu gezegen;daha doğrusu
bunun uydularından biri,eski geçişlerinden birinde,asteroid kuşağının
yerinde evvelce bulunan bir başka gezegene çarpmış,kopan büyük parça bir
süre serseri mayın gibi dolaşa dolaşa bugün bildiğimiz Venüs'ü
oluşturmuş..Geri kalan toz toprak da işte o asteroidleri,yani küçük
parçacıkları...Dönüş hareketi,bütün gezegenlerin tersine,Venüs'de
batıdan doğuya doğru değil,doğudan batıya doğrudur...Yani eğer Venüs’ün
yüzeyinde “sabah olmasını” bekleyen biri olsaydınız,güneşin ufukta
doğuşunu görmek için doğuya değil,batıya dönmeniz gerekecekti..Her
şeyiyle ters, aykırı,garip,ürkütücü bir gezegendir Venüs..
-60'lık rakam sistemi
kullanan Babillilerde 3661 rakamı,Marduk'un yörünge zamanı.Aynı
zamanda,hem "Şar" yani kral anlamına geliyor, hem de "döngü", "yıkım",
"tamamlanma" gibi anlamlara geliyor..









''1999 yılının Ağustos ayında,
“Satürn’ün halkalarını inceleme” amacını taşıdığı söylenen Cassini adlı
uzay aracı,“enerji ihtiyacını karşılamak üzere” 30 kilo plutonyumla
birlikte uzaya yollandı..Bağımsız bilim adamları bunun bir “nükleer
tehlike” olduğuna dikkat çekerek protesto gösterileri düzenlediler;ne
var ki Cassini,mükemmel bir zamanlamayla yollanmıştı..Dünya
medyası,bütün dikkatini 11 Ağustos’taki “Milenyumun son güneş tutulması”
na çevirmişken,bilim adamlarının sesleri,gürültü arasında boğuldu ve
uzay aracı sessiz sedasız “küçük bir gezegeni havaya uçurabilecek”
miktarda nükleer yükle Satürn’e doğru yola çıktı..İyi ama niçin ve en
önemlisi, kime karşı?..

Mars’a gönderilen son
yedi uzay aracından beşi,gizemli biçimde kayboldu..Bunlardan birinin,
Sovyetler Birliği’nce 1988 Temmuz’unda yollanan Phobos 2’nin,bağlantı
kopmadan önce yolladığı son resimde,üzerine doğru ilerleyen “puro
biçiminde” dev bir gölge görülüyordu...Şimdiyse, bir yandan Cassini
nükleer yakıtıyla Satürn’e doğru gitti;bir yandan da NASA’nın yapısı
“militarize” hale getiriliyor ve halka açıklanan bilgiler iyice
daraltılmış süzgeçlerden geçirilirken..uzaya “nokta atışı yapabilecek”
dev nükleer silahlar yerleştiriliyor...Bütün bunlar kimin için?..Yoksa
bir bildikleri mi var “kapalı kapılar ardında” oturan birilerinin?..''
(Burak Eldem)


Deccâl'in son savaşının ardından,Şeytan'ın yeryüzüne gelmesi hakkında Nostradamus'un 2 dörtlüğünü veriyorum..











Kehanet 8 Haziran
Kova burcu yörüngeye girdiğinde,Şeytan yeniden gelecek yeryüzüne..
Büyük Mars ateş,işkence,korku ve şiddet verecek...
Kuzey'den Güney ülkelerine kadar yayılacak bu kışkırtmalar...
Flora,düşüncenin kapıdan girmesini sağlayacak..








I,41
Yedi gün boyunca,kuyruklu yıldız gökyüzünde yanacak...
Bulutlu bir yıldız...sanki gökte iki güneş görünecek...
Bütün gece şişman bekçi köpeği havlayacak..
Büyük papa ülkesinden uçup gittiğinde...










Kova
burcunun yörüngeye gireceği zaman 2012'dir..Büyük Mars:Marduk..Büyük
papa:Aziz Malaki'nin 111 papa kehânetindeki listeye göre,son sıradaki
16.Benedikt...





666
rakamından,Deccal’in yarın dünyaya geleceği sonucunu çıkaran ve
bebeklerini 6 Haziran 2006'da doğurmak istemeyen anne adayları,sezaryen
için hastanelere akın etti.. Bunlardan biri olan Melissa Parker isimle
İngiliz kadın,doğumunu daha önce yapmak için hastane yönetimini ikna
etmeye çalışdı...“The Omen” (Kehanet) filminin etkisinde kalan
Parker,06.06.06 tarihinde bebeğini dünyaya getirmekten korktuğunu
belirterek, “Çocuk kötü birisi olacak diye çok korkuyorum...Daha
kötüsü,bebeğimin kendisi şeytan veya deccal olabilir” dedi...





Amerika'da 06.06.06 tarihinde vizyona giren The Omen-666 filmi..
http://www.z9z.org/The-Omen-666.html
3661 vidyosu:
http://www.dailymotion.com/video/xbv...egi_shortfilms










Şeytanın,deccâlin ve cehennemin sayılarının hikâyesi bundan ibaret...


En Uğursuz Sayı 13 mü,23 mü?..

Lorem
Ipsum içerisinde En Uğursuz Sayı 13 mü,23 mü?.. konusu: En Uğursuz Sayı
13 mü,23 mü?..

23 Numara filminin esin kaynağı olan 23 sayısı birçok kişiye göre içinde
bir gizem barındırıyor. İyiye ya da kötüye işaret olarak algılanıyor.
Başkalarına göre ...

23 Numara filminin esin kaynağı olan 23 sayısı birçok kişiye göre
içinde bir gizem barındırıyor. İyiye ya da kötüye işaret olarak
algılanıyor. Başkalarına göre ise 23 sayısı etrafında dönen olaylar
sadece birer tesadüf.

Batıl inançlar arasında en popüler olan şüphesiz 13 sayısının
uğursuzluğuna inanmaktır. Hele bir de 13 sayısı cuma gününe denk
gelirse, birçokları için bu sayının uğursuzluğu katlanarak artar sanki.
düğün tarihleri değiştirilir, önemli toplantılar ertelenir. 13’ün laneti
yetmez gibi şimdi karşımıza bir de 23 sayısı çıktı. Bugüne kadar belki
çoğumuz bu sayıyla ilgili özel bir durum olduğundan habersizdik.
Ta ki "23 Numara / The Number 23" filmi çekilene dek.

Bu hafta vizyona giren bu filmde 23 sayısını saplantı haline getiren
Walter Sparrow (Jim Carrey) hayatını kendisinin ve sevdiklerinin ölümüne
yol açabilecek bir psikolojik işkenceye dönüştürür. Walter elinden
bırakmadığı "23 Numara" adlı gizemli romanın etkisiyle karısı ve oğluyla
beraber hayatını sürdürebilmek için geçmişteki sırların kapısını
aralamak zorunda kalır. Kitabın ana karakteri dedektif Fingerling’in 23
sayısının gizli gücüne duyduğu saplantı Walter’ı kontrol etmeye başlar.

William S. Burroughs 23’ün esrarını keşfetti.
Filmin esin kaynağı olan 23 sayısı öğrendik ki hayatın birçok alanında
kendini gösteriyor. 23 sayısı birçok gizemli tesadüfte saklı ancak
sadece onu fark edebilen görüyor. "23 muamması" tüm olayların doğrudan
23 sayısıyla ilişkili olduğu inancını kapsıyor.
Yazar William S. Burroughs’un keşfettiği bu muamma bazıları için iyiye işaret, diğerleri için ise bir felaket simgesi.

Hikaye şöyle devam ediyor...
Burroughs, Fas’ın Tanca şehrindeyken İspanya’ya giden bir geminin
kaptanı olan Clark’la tanışır. Bir gün Clark, Burroughs’a 23 yıldır
kazasız gidip geldiğini anlatır. Ve o gün gemisi batar... O gece
Burroughs radyoda New York’tan Miami’ye giden 23 sefer sayılı uçağın
düştüğünü duyar. Pilotun adı da geminin kaptanı gibi Clark’tır.
Burroughs bu olaylardan sonra 23 sayısıyla ilgili kayıtlar tutmaya
başladı. Dutch Schultz hakkında yazarken fark eder ki gangster 23 Ekim
1935’te düzenlenen bir suikastin ardından ölmüştür.

23 Ekim’den söz açılmışken... 16’ncı yüzyılda yaşayan Başpiskopos James
Ussher dünyanın MÖ 23 Ekim 4004’te yaratıldığını iddia ederken
Mayalıların dünyanın sonu olarak verdiği tarih 23 Aralık 2012 idi.
Eski kehanet yöntemi I Ching’deki 23’üncü altıgen "ayrılmak", telegraf
şifresindeki 23 "hattı kes" anlamına geliyor. İngiliz astrolog, yazar ve
ressam Aleister Crowley 23 sayısının "ayrılık, neşe ve hayat" anlamına
geldiğini söylemişti.

Şüpheyle bakanlar da var
"23 muamması"na şüpheyle bakanlar da yok değil. Onlar bu tesadüfleri tek
bir sayıya odaklanmaya bağlıyor. Bu doğru olabilir ama bazıları bu
23’lerle eğleniyor, bu uyumdan zevk alıyorlar. Bu arada diğerleri için
23 sayısı hayatı oldukça zorlaştırıyor.
Genesis P. Orridge (kurduğu müzik grubu Psychic TV 23 ay boyunca her
ayın 23’ünde albüm çıkarmaya niyetlendi, 17’inci nedense sonuncu oldu)
başka bir İngiliz müzik grubu olan Cabaret Voltaire’in elemanlarına bu
muammadan bahsetti. İlgilenseler de şüpheyle yaklaştılar. İki gün sonra
Genesis’i aradılar:
"Seni serseri! Üç konser vermek için Hollanda’ya geldik. Oteldeki oda
numaramız 23 ve ayın 23’ündeki konser bir felaketti. Döndüğümüz her
yerde 23’ü görüyoruz. Ne yaptın sen?"
Genesis’in cevabı "Fark etmeye başlayacağınızı söylemiştim" oldu.
Mantıklı düşünülünce "23 muamması" algıda seçicilikle de açıklanabilir.
Ama bu tür gizemlerden hoşlanıyorsanız hayatınızdaki 23’leri aramaya
başlayın.

Bilim
23 kromozom
Her ebeveyn çocuğunun DNA’sına 23 kromozom verir.
Kanın tüm vücuttaki dolaşımını tamamlaması 23 saniye sürer.
Dünyanın ekseni yaklaşık 23,5 derecedir.
Neptün gezegeni 23 Eylül 1846’da keşfedildi.

Spor
Uğurlu ve uğursuz formalar
Michael Jordan’ın forma numarası. Birçok sporcu Michael Jordan’a ithafen
ya da onun gibi olmak için 23 numaralı forma giyiyor. Buna iki örnek
İngiliz futbolcular David Beckham ve Sol Campbell.
Manchester City futbol kulübü 2003 yılından beri hiçbir oyuncusuna 23
numaralı forma giydirmiyor. Bunun nedeni 26 Haziran 2003’te oynarken
ölen Marc-Vivien Foe’nun forma numarasının 23 olması.
NBA’in Cleveland Cavaliers takımında oynayan LeBron James’in forma numarası 23’tür.

Televizyon
"Lost"un gizemli şifresi
"Family Guy"ın bir bölümünde Peter’ın bahis kuponunda 23 sayısı yer alır.
"Lost"ta düşen uçağın kuyruk kısmından kurtulan yolcu sayısı 23 idi.
Rose ve doktor Jack uçakta 23’üncü sırada oturuyorlardı. Filmin ana
karakterlerinden Kate’i yakalayana 23 bin dolar ödül vardı. Ve dizide
sıklıkla karşımıza çıkan şifrede 23 sayısı yer alır.
"Heroes" dizisindeki karakterlerden biri 23 numaralı otel odasında kalır.

Film
Matrix’ten seçilen 23 kişi
"Matrix Reloaded"daki açılış şifresinde son ve en önemli sayı 23’tür.
Ayrıca Architect, Neo’ya son görevi olan Zion’u yeniden inşa etmesi için
"Matrix’ten 23 kişi seçmesi gerektiğini" söyler.
"Beşinci Güç"te (Fifth Element) hikaye 23’üncü yüzyılda, 2263’te geçiyor.
"Con Air"de 23 tecavüzden suçlanan adam "Johnny 23" adını alıyor.
Pedro Almodovar’ın "Konuş Onunla" filminde komadaki kadın Alicia geçmişte yaşadığı binanın kapı numarası 23’tür.
Robbin Williams’ın rol aldığı "Baskı"da (One Hour Photo) süpermarketteki
dijital sayaçta ve bir karakterin tişörtünün üzerinde 23 sayısı
görülür.
"Büyük Lebowski"de Ahbap ve arkadaşları hep 23’üncü caddede oynuyor.
"Bıçak Sırtı"nda (Blade Runner) Dünya’ya kaçan 23 kişi öldürülür.
"Kabus Gecesi" (Jeepers Creepers) filmlerinde şeytan karakteri 23 yılda bir 23 günlüğüne insanları yemeğe gelir.
"Prestij"de Christian Bale’in karakteri Alfred Borden hapishanedeyken 23D hücresinde kalır.

Matematik
Olasılık teorisinde 23
Roma rakamlarınde 23, XXIII şeklinde yazılır: İki "X" ve üç "I".
Eğer 1 sayısı dikkate alınmazsa tam sayılar 2 ve 3 toplama yoluyla başka
bir tam sayı oluşturmak için yeterli en küçük sayılardır. (örn: 13= 2 +
2 + 2 + 2 + 2 + 3)
Pi sayısının (3,14159) ilk altı basamağının toplamı 23’tür.
Olasılık teorisinde, doğum günü paradoksu şöyle geçer: Rastgele seçilmiş
23 kişi arasında, en azından iki kişinin doğum günlerinin aynı olma
olasılığı yüzde 50’nin üzerindedir.

Doğanlar ve ölenler
Bıçak darbeleri
Bazı kaynaklara göre William Shakespeare 23 Nisan 1564’te doğdu ve 23 Nisan 1616’da öldü.
Oyuncu River Phoenix 23 Ağustos 1970’te doğdu. 1993’te Cadılar Bayramı’nda 23 yaşında öldü.
Jül Sezar suikasta uğradığında 23 kez bıçaklandı.
Alman bilgisayar korsanı ve Trojan virüsünün kaşifi Karl Koch 23
Mayıs’ta öldü. İntihar ettiği ve bu tarihi bilinçli olarak seçtiği
tahmin ediliyor.

Kültür
Şarkılardaki sayı
Beatles’ın en son kaydedilen albümünün son şarkısı "Her Majesty" 23 saniye sürüyor.
Prince’in "Gett Off" adlı şarkısında şu sözler yer alıyor: "Twenty-three
positions in a one-night stand" (Tek gecelik ilişkide yirmi üç
pozisyon).
Alternatif rock grubu Jimmy Eat World’ün 2004 yılında çıkan albümü
"Futures"daki son şarkının adı "23" ve şarkının süresi yedi dakika 23
saniye.
Latin alfabesinin 23’üncü harfi olan W’nun iki ucu aşağı, üç ucu yukarı bakar.
X-23 (Laura X olarak bilinen Laura Kinney) çizgi roman "X-Men"den hayali
bir karakterdir. 23 numaralı deneyden adını alan X-23 Wolverine’in bir
klonudur.

Din
Adem’le Havva’nın 23 kızı vardı
Kuran’ın Hz. Muhammed’e indirilmesi 23 yıl sürdü.
Bir inanca göre Adem ve Havva’nın 23 kızı vardı.

milliyet

HER SEY BU SAYIYLA BAGLANTILI
’23 Muammasi’ tüm olaylarin dogrudan 23 sayisiyla, 23’ün
permütasyonlariyla ya da 23’le ilgili olan bir sayiyla baglantili oldugu
inancidir. Iste örnekler:

1. 23 sayisi sadece kendisine ve 1’e bölünebilen bir sayidir.
2. 23 sayisi iki filme konu olmustur, birincisi 1998 yilinda çekilen,
bir Alman filmi olan ’23’, bir digeri de basrolünü Jim Carrey’nin
oynadigi ’23 Numara’ adli film.
3. Russell Crowe’un basrolünü oynadigi, Nobel ödüllü yazar John Nash’i
canlandirdigi ‘Akil Oyunlari’ adli filmde, profesör Nash de 23 sayisiyla
takintiliydi. Nash, toplam 23 bilimsel makale yayinlamisti.
4. Charles Darwin’in 1859’da yayinladigi kitabi ‘Türlerin Kökeni’ de yayinlandigi yil olan 1859 yani 1+8+5+9=23’e denk gelir.
5. Antik Çin’de insanlar sayilarin cinsiyetleri sembolize ettigine
inanirdi. Çift rakamlar kadinlari, tek rakamlar ise erkekleri temsil
ederdi. Asal sayi 23 ise en erkeksi sayiydi.
6. Bir felaket filmi Airport’ta, bombacinin koltuk numarasi 23’dü. Lost
dizisinde 23, dünyanin sonunu engellemek için bilgisayara girilmesi
gereken 6 sayidan birisiydi.
7. Teröristler, Amerika’ya 11 Eylül 2001 tarihinde saldirdilar. Rakamlar toplandiginda 23 ortaya çikiyor; 9+11+2+0+0+1=23
8. Michael Jordan kariyeri boyunca 23 numarali formayi giydi.
9. Eski Ahit’e göre, Adem ile Havva’nin tam 23 kizi bulunuyor.
10. Her ebeveyn, çocugun DNA’sina 23 kromozom verir.
11. Kanin tüm vücuttaki dolasimini tamamlamasi 23 saniye sürer.
12. Insanlarda cinsiyeti belirleyen 23. kromozomdur.
13. Latin alfabesinde 23 harf vardir.
14. Julius Caesar suikast sirasinda 23 kez biçaklanmistir.
15. Dünya’nin ekseni 23.5 derece egridir.
16. Tapinak Sövalyeleri’nin 23 Büyük Üstadi vardir.
17. William Shakespeare 23 Nisan 1564’te dogmustur.
18. William Shakespeare 23 Nisan 1616’da ölmüstür.
19. Eski Misir takvimleri 23 Temmuz’da baslar.
20. Mayalar dünyanin sonunun 23 Aralik 2012’de (20+1+2 =23) gelecegine inanirlar.
21. Jim Carrey’nin yapim sirketinin adi JC23 Entertainment’tir.
22. Kurt Cobain 1967 dogumludur: 1+9+6+7 = 23 Kurt Cobain 1994’te ölmüstür: 1+9+9+4 = 23.
23. 23 Numara 23 Ocak 2006’da çekilmeye baslanmistir. 23 Subat 2007’de gösterime girmistir.
[/size]


Bazıları yedi sayısının uğuruna, bazıları ise tavşan ayağının şansına
inanır. Fakat öyle bir gün var ki, eğer batıl inançlarınız kuvvetliyse hiçbir şey kar etmez: 13. Cuma. Aynı bugün olduğu gibi...

Bu yıl üçüncü kez Cuma günü ne rastlayan ayın 13’ü bazıları için şanslı
bir gün olarak adledilse de çoğunluk bugünün yılın en uğursuz günü
olduğunu düşünür. Bu yıl daha önce Şubat ve Mart ayında yaşanan 13. Cuma bundan sonra bir daha 2015 yılında yaşanacak.

Kelimenin kökenine bakacak olursak 13. Cuma’dan korkmaya
“paraskevidekatriaphobia” deniyor. Bu da Yunanca Cuma anlamına gelen
Paraskeví (Παρασκευή), 13 anlamına gelen dekatreís (δεκατρείς)
kelimelerinin fobi anlamına gelen phobía (φοβία) kelimesine eklenmesiyle
ortaya çıkıyor.

Öncelikle 13’ün neden uğursuz olduğuna kısaca değinmek gerekirse iki
küçük örnek yeterli olacaktır. Her ne kadar 13’ün uğursuzluğu
Hıristiyanlık öncesine dayansa da birincisi İsa’nın son yemeğinde masada
13 kişi vardı. İkincisi ise İskandinav mitolojisine göre Valhalla’da verilen bir ziyafete davet edilmeyen iki buz devinin oğlu Loki istenmese de zorla gelmişti ve böylece masada 13 kişi olmuştu. Daha sonra da tanrılar tanrısı, rüzgar ve bilgelik tanrısı Odin ile ana tanrıça Frigg’in oğlu, en sevilen tanrı Balder katledilmişti.

Rivayete göre hikaye şöyleydi: Valhalla’daki ziyafete 12 tanrı davet edilmişti ve kötü tanrı Loki partiye davetsiz misafir olarak giderek davetli sayısını 13’e yükseltmişti. Loki, Odin ve Frigg’in oğlu kış tanrısını Hod’u Balder’e saldırması için kışkırtmıştı. Hod, Loki’nin verdiği
ökseotundan yapılma mızrağı kaptığı gibi emre itaat ederek Balder’e
fırlatmıştı. Balder ise oracıkta ölmüştü. Bütün Valhalla yasa
boğulmuştu. O günden sonra da ziyafetlere 13 kişinin gelmesi uğursuzluk
olarak adledilmişti.

Hatta Fransızlar yemeğe 14. gelen misafirler için Quartorziennes kelimesini kullanırlar. Ve yine Fransızlar hiçbir eve 13 numarasını vermezler.
Çoğu sokak 13 adını almaz , İtalyanlar da ikramiyelerde 13 numarasını
kullanmazlar. Hatta E. Cobham Brewer’ın 1894 tarihli “Dictionary of
Phrase and Fable” kitabında Türklerin 13 numarasını, kelime
dağarcıklarından çıkaracak kadar sevmediği yazar.

Bunun yanı sıra birçok binanın 13. katı yoktur. Bir inanca göre de eğer
adınızda 13 harf varsa şeytanın şansı size bulaşmıştır. Örneğin
Karındeşen Jack, Charles Manson, Jeffrey Dahmer, Theodore Bundy ve Albert De Salvo. Ayrıca bir cadı meclisinde de 13 cadı bulunur.

13 SAYISI BÜTÜNLÜĞÜ BOZUYOR

Numeroloji’ye göre 12 sayısı bütünlüğü simgeliyor; bir yılda 12 ay
olması, 12 burç olması, 12 saat sistemi , İsrail’in 12 kabilesi, İsa’nın
12 havarisi, Olimpus’un 12 tanrısı, vs... 13 ise düzensiz ve bu bütünlüğü bozan olarak görülüyor .

Cuma’nın uğursuzluğu ise 14. yüzyılda Geoffrey Chaucer tarafından
yazılan Canterbury Hikâyeleri’ne dayanır. Hikayeleri, Londra
dolaylarından Canterbury' deki katedralde bulunan Saint Thomas Becket
Mabedi'ne doğru hac yolculuğuna çıkanlar, yol boyunca vakit geçirmek
için birbirlerine anlatır.

Yine İskandinav mitolojisine dönmek gerekirse Cuma adını aşk ve doğurganlık tanrıçası Frigga’dan almıştır. İskandinav ve Germanik kabileleri Hıristiyanlığa geçtiğinde Frigga bir dağın tepesine gönderilmiş ve cadı olarak adledilmişti. Her Cuma kindar tanrıçanın 11 başka cadı ve
şeytanla, bu da toplamda 13 kişi ediyor, toplanarak bir sonraki
haftanın kaderini belirlediğine inanılır. İskandinavya’da Cuma günü
cadıların geceyarısı buluştuğu gün olarak bilinir.

Cuma günü ayrıca İsa’nın çarmıha gerildiği ve Adem ile Havva’nın yasak meyveyi yediği gün olduğu için uğursuz sayılır. Katoliklerin dışında Budistler ve Brahminler de bu günü uğursuz sayar. İspanya’da da cumanın şans getirdiğine inanılmaz.

CUMA GÜNÜ NE YATAK YAPIN NE DENİZE AÇILIN

Cuma gününe dair batıl inançlara gelince ise eğer Cuma günü yatağınızı
değiştirirseniz, gece kabus görürsünüz. Cuma günü başlayacağınız bir
yolculuk size kötü şans getirecektir. Eğer Cuma günü tırnaklarınızı
keserseniz, onları kederden kesersiniz. Eğer Cuma günü bir gemi denize
açılırsa kötü şansa sahip olur. Tıpkı 19. yüzyılda Cuma günü denize
açılıp bir daha hiç haber alınamayan H.M.S. Friday gemisi gibi.

İngiltere Cuma denize açılmanın uğursuzluğuna dair batıl inancı kırmak
için H.M.S. Friday gemisinin omurgasını Cuma günü çattı, mürettebatını
Cuma günü seçti, Jim Friday adlı bir kaptan atadı ve Cuma günü denize açılmasını sağladı. Ve anlaşılan o ki bütün bunlar kötü bir fikirdi...

Dolayısıyla Cuma günü ve ayın 13’ünün
birleşimi şu ana kadar bütün inançlardan birçok insana uğursuzluk
getirmiştir. Bu konuda daha çok sözel bir tarih olduğu söylense de 13.
Cuma’nın 13 sayısının ve Cuma gününü uğursuzluklarının birleşiminden doğduğuna inanılıyor.

İnanışa göre eğer 13. Cuma'da saçınızı keserseniz, ailenizden biri ölür.
13. Cuma'da doğan bir çocuk hayatı boyunca şanssız olur. Eğer 13.
Cuma'da bir cenaze kortje önünüzden geçerse, bir sonraki cenaze sizinki
olur. 13. Cuma'nın uğursuzluğu ile de değişik şekillerde savaşmaya
çalışanlar olmuş. Mesela Indiana'da bir kasaba 13 Ekim Cuma günü bütün
kara kedilerin boynuna küçük çanlardan takmış. O gün kötü bir şey
olmadığını görünce de bu geleneğe üç yıl daha devam etmişler.

İLK YAZILI METİN 1869'A AİT

13. Cuma’nın uğursuzluğuna dair ilk yazılı metin ise Gioachino
Rossini’nin 1869’daki biyografisinde rastlanmıştı: “Rossini sonuna kadar
sevecen arkadaşlarıyla çevrelenmişti; ve eğer doğruysa, birçok İtalyan gibi Cuma’yı ve 13’ü uğursuz olarak adlederdi, 13. Cuma gününde ölmesi de dikkat çekiciydi.”

13. Cuma ile ilgili bir başka hikaye ise Tapınak Şövalyeleri’ne ait. Nathaniel Lachenmeyer’in “13: Dünyanın En Meşhur Batıl İnancı” kitabında şöyle yazar: “Tapınak
Şövalyeleri 1118’de Kudüs’te manastırın ordusu olarak kuruldu. Haçlı
Seferleri sırasında Hıristiyan hacıları koruyacaklardı. Sonraki iki
yüzyıl boyunca Tapınak Şövalyeleri aşırı derecede güçlü ve zengin oldu. Bu güç karşısında kendini tehdit altında hisseden ve servetlerini ele geçirmek isteyen Kral Philip, Fransa’da 13 Ekim 1307 Cuma günü şövalyelerin topluca tutuklanmasını istedi.” Şövalyeler daha sonra yakılmıştı.

SAYILARLA 13. CUMA


Britanya'da British Medical Journal'ın ayın 6'sına denk gelen Cuma ve
13'üne denk gelen Cuma'ları karşılaştırarak yaptığı bir araştırma 13.
Cuma günlerinde trafik kazalarında yüzde 52'lik bir artış olduğunu
ortaya koymuş. Fakat Alman Sigorta İstatistikleri Merkezi ise 12 Haziran
2008'de bir açıklama yayınlayarak 13. Cuma'larda daha az kaza, yangın ve
hırsızlık olduğunu söyledi. Bunun sebebi ise insanların korkudan evden
çıkmamalarına bağlanıyor. Hollanda'da ise 13. Cuma'da araç sürmek daha
güvenli. Çünkü normalde ortalama 7.800 kaza olurkan 13. Cuma'da 7.500 kaza bildirilmiş.

Kuzey Carolina'daki Stressle Başa Çıkma ve
Gobi Enstitüsü'nün araştırmasına göre ise Amerika'da her yıl 17 ila 21
milyon kişi bugünden korktuğu için gündelik işlerini yerine getiremiyor.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

10 Geri: TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Salı Ocak 04, 2011 8:51 am

CANTAR




Hz. Muhammed'in doğum tarihi 571, topla=13
İstanbul'un fethi 1453, topla=13

Batıda çoğu otelde 13. kat yoktur, doğru. O katta kalmayı kimse
istemediği için bir kat dolusu boş oda otelde bir işe yaramaz. Katlar;
10, 11, 12a, 12b, 14 şekilde ya da 12'den direkt 14'e atlayarak gider.

İslam dininde batıl inançlara yer yoktur. Zaten Cuma çok mübarek bir gündür.

hiç bir sayı insanı korkutmamalı

sonuçta matematik için insanın kafasında oluşan bir sayıdır

Cuma haftanın en hayırlı günüdür.Müslümanların bayramıdır.
Cumartesi günü yahudilerin ve Pazar günü aynı şekilde hristiyanların
Farkındaysanız müslümanlar cuma tüm gün haftanın
yorgunluğunun üzerine çalışırken hristiyanlar yahudiler ibadetlerini
yapıyorlar.

Apollonius araştırmacısı Roberto Solarion'un iddasına göre Ayasofya'daki
��Sahte İsa Mesih'' mozaiği Solarion'na göre bu tasfir gerçekte
Apollonius'a aittir ve üzerinde özel bir şifre vardır: sol kaşın üstünde
11 sayısına uygun bir yara işareti. Gizli teşkilata girenlere böyle bir
işaret konuyor, Apollonius 16 yaşında iken Pisagorcu bir gizli
teşkilata girmiş, Urfa-Harran bölgesinde 11.yy'a kadar Apollonius'a
tapıyorlar 572 yılında Urfa Kralı Anatolius sözde İsa resimleri yaptırıp
Apollonius'u resimlerin içine gizlettiriyor. Fakat biz buna Apollonius
dersek bizi keserler diye de İsa suretinde Apolloniuslar yaptırıp 11
işaretini koyuyorlar. 10 kabbalah da mükemmel olan sayıdır. 11 ise
kutsal bir sayıdır; kullanılmaz ve � �Lilith ın rakamı'' olarak kabul
edilir. Dişil prensibi (Sophia/Hikmet) temsil eder. Yahudiler 11 den çok
korkarlar. Adem'in Havva'dan önce bir çok karısı olduğuna, bunların
yüzleri olmayan ve her genç erkeği baştan çıkartan Lilit'lar olduğuna
inanırlar. Evlerinin kapısına Lilit girmesin diye muska koyarlar. 11
aynı zamanda tıpkı iki gibi bütünden ayıran demektir. 11 sadece ve
sadece Pisagorcular tarafından kutsal bir sayı olarak görülür. Sebebi
de, 1 ve 1, yani hem dişil hem de eril prensibi (Logos) aynı bedende
saklanmasıdır.''

TARİHİN EN GİZLİ YALANI
��İsa'yla aynı zaman diliminde, bugün Kemerhisar dediğimiz yerde yaşamış
Apollonius isimli bir şifacı var. İsa Mesih'in yaptığı söylenen ölü
diriltmeyi Efes'te yapmış. Kendisinden ��İnsan suretindeki Tanrı'' diye
bahsediliyor. İşte bu adamın hayatı intihal yoluyla İsa'ya atfedilmiş.''


��Önce Tapınak Şovalyeleri, ardından Gül ve Hac Kardeşliği teşkilatı,
Sion Teşkilatı ve sonra Masonlar bu sırrı günümüze taşıyorlar.
Apolllonius'un hayatı 1501'de yayımlanıyor, Kilise bunu hemen
yasaklatıyor. 1954'te ABD'de Alice Weston bu olayı güncelleştirerek
tartışmayı alevlendiriyor.''

��Tartışılmaz gerçeklik olarak kabul edilen İncil metinlerinin aslında
tamamen ilk dönem Kilise babaları tarafından uydurulmuş yalanlar
oldukları, önce akademik çevrelerde son yıllarda da kamu oyunda
tartışılmaya başlandı. Hıristiyanlıkta İsa Mesih denilen kişi ancak
Müslümanlara göre peygamber olan Kuran'da anlatılan kişi olabilir. Yoksa
tanrının oğlu yapılmış olan kişinin hiçbir gerçeklikle ilgisi yok.''

��Sır'' mı? Son yıllarda tüm dünyada belki de en çok tartışılan konu
olan Hz.İsa'nın yaşamı, ��Sır'' kelimesinin gündelik lisanımızdaki
kullanımını misliyle artırdı.

Da Vinci Şifresi ile kitlelerin gündemine giren Hıristiyan dünyasının
sırları, hemen herkesin dilinde. Hz. İsa'nın soyunun devam ettiği,
ruhbanların Katolik Kilisesi'nin eliyle Hıristiyanlığı bir devlet dini
haline getirdiği ve bu sırrı bilen gizli cemiyetlerle yüzyıllardır
arasında savaş olduğu yazılıp söyleniyor uzundur. Aytunç Altındal yeni
kitabı �Yoksul Tanrı/Tianalı Apollonius'la tartışmaları bir sonraki
basamağa taşıyor şimdi: ��Bundan sonra Da Vinci Şifresi değil Apollonius
var.''

Henüz 1970'lerde Yüzüklerin Efendisi'nin dünya çapında tutulacağına, Zen
Budizm'in yaygınlaşacağını, Leonard Cohen'in dünya çapında ünlü
olacağını öğrenen Altındal ��hikmetfuruşluk değil bazı gizli örgütlerin
ve hesaplamaların sonucu. Bunları bilmeden siyaset de yapılamaz.'' Diyor
ve ekliyor: ��İsa Mesih diye birisi hiçbir zaman var olmadı.
Hıristiyanlığın gerçek kurucusu İsa değil, Anadolulu pagan Tianalı
Apollonius'tur. Asırladır kilise yüzmilyonlara sen benim tanrımı
istiyorsan benim dediklerimi yapacaksın dedi. Artık gerçekler ortaya
çıkıyor ve Vatikan tasfiye sürecine girdi.''

Teyibi Altındal'a uzatıyor ve aradan çıkıyoruz.

�'İSA MESİH'İN HAYATI APOLLONİUS'TAN KOPYA EDİLDİ''

Kilisenin sunduğu şekliyle İsa Mesih'in hayatı tamamen bir kurgudan
ibarettir. İsa'yla aynı zaman diliminde � sıfırla doksan yılları
arasında � bugün Kemerhisar dediğimiz, o zamanlar Tiana diye bilinen
yerde yaşamış olan Apollonius isimli bir şifacı var. Çok varlıklı bir
ailenin çocuğu ve � Apollo'nun oğlu' olarak tanınan pagan Apollonius 16
yaşına geldiğinde o dönemde eğitim merkezi sayılan Tarsus'a gitmiş ve
buradaki Pisagorcu / Apollo'ya bağlı kişilerle tanışmış ve gizli bir
teşkilatta öğrenci olmuştur. Aynı dönemde, Aziz Paul da yerlisi olduğu
Tarsus'ta eğitim görüyordu. Biri Roma İmparatorluğunun asli dinsel
sistematiği olan Paganizm'e göre, diğeri de Yahudi Farisi mezhebinin
öğretilerine göre eğitilmişlerdi. Apollonius ile Paul'un Tarsus'ta
tanışmış olmaları muhtemeldir.

Eğitiminin ardından Apollonius uzun yolculuklar yaptı. Her gittiği
yerde, ahlakı düzeltmek ve Pisagor'un dogmalarını yaymak için çalıştı.
Bazı yerlerde sihirbaz ve şarlatan olarak suçlanan Apollonius, gerçekte
bir şifacıydı ve mucizeleri vardı. Adına bir tapınak yapılan ve bir çok
tapınakta da resmi bulunan Apollonius Ephesos da (Efes) öldüğünde
kendisine bir tanrı gibi tapılıyordu. Hıristiyan geleneğindeki meşhur
Lezarus'un diriltilmesi olayı mesela. İşte bu olayı Apollonius Efes'te
yapıyor, genç bir kızı diriltiyor. İfadesi gayet net: ��Ben şifacıyım,
tabiatta böyle olaylar var, hasta kızı bitkilerle canlandırdım. İkinci
kez dirilt derseniz, yapamam.''

Araplar arasında Balyanus Usta adıyla bilinen Apollonius'un muziceleri
Roma İmparatorluk kayıtlarında geçiyor. 217-220 yılları arasında Doğu
Roma İmparatoru Domitian'ın bilge eşi İmparatoriçe Julia Donna'nın
imparatorluk arşivindeki belgeleri vererek Flavius Philostratus adlı
ünlü bir yazara hazırlattığı kitapta Apollonius'un ��İnsan suretindeki
tanrı olduğundan söz ediliyor.'' Roma İmparatorluğu diyor ki ��İsa diye
birisinin kaydı yok!'' Apollonius'un var.

��TARİHİN EN GİZLİ YALANI''

Daha sonra Kilise Babaları, Hıristiyanlığı İmparator Konstantin'e kabul
ettirmek için bu hikayeyi, Apollonius'un hayatını alıp İncil'de İsa'ya
atfediyorlar. Konstantin zaten hiçbir zaman Hıristiyan olmuyor. ��Ben
yeni bir devlet kurdum; Yeni Roma. Yeni de bir din kuracağım'' diyor ve
325'te İznik'te birinci Ekümenik Konsili topluyor. Kendisi de konsilin
başına geçiyor. Bizim İsa Mesih Tanrı'nın oğludur diyorlar Konstantin'e.
Konsilin pagan başkanı bunda bir sakınca görmüyor; ��Ee ne var bunda,
ben de güneşin oğluyum.''

Konsilde alınan gizli bir kararla Apollonius'un yaşamı intihal yoluyla
İsa Mesih'e atfediliyor ve Anadolu Ermiş Kilise tarafından adı ve
eserleri ortadan kaldırılarak tarihten siliniyor. O güne dek yazılmış
olan 2500'e yakın İncil'in de sayısını dörde indiriyorlar. Böylece
Hıristiyan öğretisiyle dönemin pagan motifleri birleşiyor ve ortaya
pagan Hıristiyanlığı gibi bir olay çıkıyor.

Gerçekte vaftiz bile olmamıştır Konstantin. Ölmek üzere iken başında
bekleyen 150 kadar kişi var, bir papaz bir bardak suyu üzerine döküyor,
vaftiz oldu diyorlar. Ama tabi hemen Konstantin aziz ilan ediliyor hatta
13. Havari yapılıyor. Ruhbaniyet de kendi istediği Hıristiyanlığın
yayılmasını istiyor çünkü.

Tabii daha 1.yy'dan itibaren İsa'nın tanrının oğlu filan olmadığını
söyleyen Ariusçular var. Diyorlar ki insanı tanrı yapmanız paganca bir
olay. İnsanın tanrılaştırılma fikri zaten İsa doğmadan 1000 yıl önceden
beri var. Mesala Mısır döneminde 2. Ramses daha hayattayken tanrı ilan
edilmişti.

Bu intihalin tartışmaları yüzyıllar boyunca büyüyor. Önce Tapınak
Şovalyeleri, ardından Gül ve Hac Kardeşliği teşkilatı, Sion teşkilatı ve
sonra Masonlar sırrı günümüze taşıyorlar. Bu gruplar Kilise İncil'ine
değil kendi gnostik İncillerine inanıyorlar. Kilisenin tarif ettiği
İsa'ya inanmıyorlar çünkü. Apollonius'un hayatı 1501'de yayımlanıyor,
kilise bunu hemen yasaklatıyor. Hollanda da yüzyıl sonra Gül ve Hac
Kardeşliği teşkilatı kitap çıkarıyor, o da engelleniyor. 16.yy'da
başlayan reform hareketi sırasında Apollonius'un yaşamı ve eserleri
özellikle Arap bilim adamları tarafından yeniden Batı dünyasına
tanıtılıyor ve ismi yeniden gündeme geliyor.

��İSA'YI BENİMSEMEK İÇİN PAGAN SEMBOLLERİNİ KULLANDILAR''

Göreme'deki Karanlık Kilise'nin duvarlarında bir mandylion'un
(hıristiyan inancına göre kutsal sayılan bez) var. Her yıl binlerce
Hıristiyan onu görmeye gelir. Özelliği, İsa'nın kendi eliyle yaptığı tek
portresi olduğuna inanılması. Rivayete göre Urfa Kralı Abgar cüzzam
hastasıymış. İsa'nın destansı şifacı güçlerini duyan Abgar, bir ressamı
elçi yollamış. ��Tanrının oğlu İsa'ya gelsin beni iyileştirsin y da onun
bir resmini yap, resme bakarak iyileşeyim.'' Fakat İsa'nın yüzünde o
kadar güçlü bir nur varmış ki elçinin gözleri kamaşmış ve resmi
yapamamış. Bunun üzerine İsa elçinin boynundaki eşarbı alıp yüzüne
tutmuş ve sureti eşarba çıkmış. Urfa'daki herkesin bu olayın ardından
Hıristiyan olduğu söylenir.

Hıristiyan geleneğinde büyük önemi olan bu hikaye, tarihe mal olmuş bir palavra tabii...

Mandylion da İsa'yı bir haçın ortasında görüyoruz. İyi de, İsa çarmıha
gerildiği sıra da konuşmuyor ki elçiyle! Resimdeki diğer bütün
sembollerse, Hıristiyanlığa ait olmayan Aplollo mabetlerinde bulunan,
yerel halkın aşina olduğu güneş, gökyüzü ve yıldız gibi pagan
sembolleri. Bu sembollerin kullanılmasındaki amaç, pagan inançlarla
yoğrulmuş olan dönemin halkına yabancılık çektirmeden İsa'yı
benimsetmekti. Resmin sağ ve sol tarafında ikili olarak bulunmalarının
sebebi de şifacı olan kişiyi koruduklarına inanılması.

Hikayeye göre Urfa Kralı 1.Abgar bu olayın üzerine Hıristiyan oluyor.
Ama tarihsel olarak baktığımızda Urfa'daki ilk Hıristiyan kralın
söylendiği gibi 1.Abgar değil, 217 yılında Hıristiyanlığı seçen 8. Abgar
olduğunu görüyoruz.

Bütün bu masal Slyvia Anetta isimli, azize rolleri oynayan bir kadının
6.yy'da yazdığı bir hikaye aslında.pencereleri olmayan ve kayaların
içine inşa edilen Karanlık Kilise'nin de zaten 6.yy'da yapıldığı bütün
arkeolojik çalışmalarla sabitlendi. Kilisenin uydurduğu tipik
palavralardan birisi bu hikaye, gerçekte Apollonius'tan ilham alarak
kurgulanmış. Şifacı olan ve Urfa'ya defalarca gidip gelmiş olan
Apollonius'tan ...

��KATOLİK KİLİSESİ PAGAN PRATİKLERİNİ GASPETTİ''

Kilise bütün bu yayınlara karşı Apollonius'un çok tehlikeli bir Okültist
(gizli ilimler üstadı) olduğunu ve İsa'dan üstün olmadığını söylemekle
yetinmiştir. 20.yy'a gelindiğinde yaklaşık 300 kadar kitap yayınlanmış
ve bunlarda da Apollonius'un Hıristiyanlığın gerçek kurucusu olduğu
belirtilmiştir. 1954'te ABD'de Alice Weston bu olayı güncelleştirerek
tartışmayı daha da alevlendirdi. Tartışılmaz gerçeklik olarak kabul
edilen İncil metinlerinin aslında tamamen ilk dönem Kilise Babaları
tarafından uydurulmuş yalanlar oldukları önce akademik çevrelerde sonra
da basında tartışılmaya başlandı.

İlginçtir ki, Katolik Kilisesi Apollonius'u karalamak için onun
�cinlerle' uğraşan, şifa getirmek amacıyla �cinleri' kovan bir büyücü
olduğunu yüzyıllardır yinelemektedir. Ne var ki, o dönemde �cin kovma'
(Exorcism) paganlara özgü bir �şifa' yöntemiydi. Bugünkü tanımlarla
söylersek bir tür �ruhsal terapi' ve psikolojik danışmanlıktı.
Yahudilerde böyle bir uygulama ve inanç yoktu, olamazdı.

1.yy'da bu dalda en ünlü kişi Apollonius idi. Şaşırtıcı olan tamamen
paganlara ait olan bu uygulamanın tıpkısı günümüzün Katolik Kilisesinde
�resmen' vardır ve adı da �Athenaeum Pontificium Regina Apostolorum'dur.
Burada deneyimli papazlar, tıpkı pagan Apollonius'un yaptığı gibi,
ruhsal bunalımlar geçirmekte olan hastalarını �zapt' etmiş olan cinleri
kovmaktadırlar. Katolik papazlar, Konstantin'in emri ile �Devlet
Tanrısı' yapılmış olan İsa Mesih ve Kutsal Kitap İncil adına
yapmaktadırlar bunu. Neyin adına yapılırsa yapılsın sonuç bir pagan
pratiğinin, Katolik Kilisesi tarafından gasp edilerek kendisine mal
edilmiş olduğu gerçeğini değiştiremez.

��İSA MESİH'İN YAŞAMI ÇELİŞKİLER YUMAĞI''

Olayın özü şu: İncil'in yeni ahit bölümünde Yahudi asıllı İsa Mesih'e
atfedilen bir çok özellikle Tianalı pagan Apollonius'un yaşamı neredeyse
birebir çakışmaktadır. Apollonius'da rastlantı buya tıpkı İsa Mesih
gibi mabetleri ve tapınakları dolaşmış ve buradaki çarpık ve yoz dinsel
öğretileri eleştirmiştir. Ancak İsa, Yahudi sinagoglarını, Apollonius
ise pagan tapınaklarını gezmiştir. Tıpkı İsa Mesih gibi, Apollonius'ta
insanlara kötü huylarından ve uygulamalarından vazgeçerlerse,
kendilerine �yeni bir yaşam' verileceğini müjdelemiştir. Tabi bu yeni
yaşam pagan tanrılarından gelecektir. Apollonius'da tıpkı İsa gibi,
tefecilerle tartışmış ve mabetlerden çıkartılmalarını istemiştir.
İncil'de de İsa'nın sinegogun avlusundaki tefecilerin para masalarını
nasıl devirdiği anlatılmaktadır.

Mesih olmak Yahudilikte bir mevkii temsil eder. Dini bir otorite
kullanarak bu dünyayı yeniden düzenleyecek kişiye verilen unvandır ve
tanrının oğlu olmak anlamına gelmez. Bu yüzden zaten dönemin yahudileri
İsa'nın bildikleri anlamıyla Mesih olduğunu da kabul etmemiş, ��Bu Mesih
kadar güçlü ve bilgili bile değil; kendisini tevkif ediyorlar, kuzu
kuzu gidiyor.'' Diyerek karşı çıkmışlardır.

İsa'nın yaşam hikayesinde ciddi problemler var. Mesela bekar olması...
Yahudi inancına göre o dönemde bir erkeğin, hasta veya özürlü değilse,
otuz yaşına kadar evlenmemesi mümkün değil. Yine de evlenmemişse
toplumdan dışlanıyor, Yahudilik adına konuşamadığı gibi kendisi de
Yahudi kabul edilmiyor. Tabi İsa'nın idam edildiğini de tam olarak
bilemiyoruz. Ama Meryem'in oğlu İsa'dan önce 200 yılında yaşamış olan
Sıraç'ın Oğlu İsa var, o gerçekten de idam edilmiş...

��BUGÜN İSA'YI VATİKAN'IN ÖNÜNDEN GEÇİREMEZLER''

Eğer İsa diye biri yaşadıysa her peygamberin söylediği gibi insanlara
(iyi olun, kötülük yapmayın gibi nasihatler verdi.) Doğru yolu gösterdi
ve sonra da onu öldürdüler. Ya da Müslümanların inandığı gibi Keşmir'de
öldü. Yani Hıristiyanlıkta İsa Mesih denilen kişi ancak Müslümanlara
göre peygamber olan, Kuran'da anlatılan kişi olabilir. Yoksa Tanrının
oğlu yapılmış olan kişinin hiçbir gerçeklikle ilgisi yok. Öyle birisi
yaşamış değil. Tamamen başkalarının hayatlarından alınarak uydurulmuş
sanal bir karakter. Babasız doğması, mucizeler filan hepsi hikaye.

Sayısının dörde indirdikleri İncillerden Matta, Markus ve Luka da
palavradır. Luter bile yazanların kim olduğunun dahi belli olmadığını
söylemiştir. Aziz Paul ileriki yaşlarında, başlangıçta çok karşı olduğu,
İsa Mesih olayını yaymayı üstlenmiş ve dört Evangelist'in Gospeller'ini
vazetmeye başlamıştır. Dördüncü Gospel'in yazarı John � ki bunu onun
yazdığı da belli değildir. � İsa'nın Lazarus adlı bir genci �öldürdükten
sonra dirilttiğini' yazmıştır. Bu masalda garip olan, son Evangelist
olan John'un Gospel'ini İsa'nın ölümünden (yaklaşık 27-29 yılları)
altmış yıl kadar sonra yazmış olmasıdır. Oysa Cleaude-Carrierre'nin de
belirrtiği gibi, ilk Gospel'in yazarı Matthew, İsa'nın hep yanında yer
almıştı. Her zaman onunla beraber olmuş, her zaman ona yakın olmuştu ama
kendi Gospel'inde, böylesine inanılmaz bir olaydan tek satırla dahi söz
etmemişti.

Dünyada tarih boyunca süren büyük bir savaş var ve artık iyice
şiddetlendi. Şu anda bütün bu iddiaların muhatabı Katolik Kilisesi ve
gerçekten de İsa'yı baş aşağı çevirmiştir. Bugün İsa söyledikleri gibi
yeniden dünyaya gelse Vatikan'ın önünden bile geçirmezler. Vatikan'ın
bugün ettiği görüşün ve radikalleşmesinin sebebi, bu iddialarla
hesaplaşmak zorunda olması. Bu iddialar o kadar büyük bir boyuta geldi
ki kilise yok olma tehdidi altında. Bir süre sonra da Vatikan'daki
şebeke kaldırılacak, Hıristiyanlık peygamber olan İsa ile devam edecek.

��YENİ PAPALIK TÜRKİYE'NİN AB İLE ENTEGRASYONUNU BALTALAYACAK KURUM OLACAK''

Yeni papa 16. Benedikt bir geçiş dönemi papası olacaktır. Döneminin
ipuçlarını daha önceki Benediktlere bakarak deşifre
etmeliyiz.Benediktlere bakarak deşifre etmeliyiz.Birinci Benedikt
575-579 yılları arasında papalık yaptı.Türk adını dünyada kötüye çıkaran
kişi doğrudan doğruya odur. Döneminde Roma İmparatoru Avar Türkiye'nin
baskısı altındaydı.Benedikt Cenovalı bir asilzadeydi ve Türklere karşı
Almanlarla � o zamanki Lomrador � işbirliği yapmak istedi.Fakat Lamrador
Türklere birleştiler ve haraç karşılığı Roma'yı işgalden vazgeçtiler. O
gün bugündür Avrupa'da Türk adı kötüdür.

Bugüne kadar papalık yapan Benediktlerin ortalama görev süreleri iki buçuk sene.

Yeni papalık Türkiye'nin AB ile entegrasyonunu baltalayacak kurum
olacak. Dört konuda çok zorlayacak Türkiye'yi. Ekümenizm konusunu
sürekli kullanacak. Zaten adamın yaz �Kilise, ekümenizm ve siyaset' diye
kitabı var. Kitaptan bir pasaj: ��Hıristiyan inancının ilk hizmeti,
insanlığın zamanımızın gerçek tehdidi olan politik mitlerden
özgürleştirilmesini temin etmesidir.'' Yani Papa canı neyi isterse
politik mit ilan edebilir. Gerçek benim söylediğimdir ve ona inanmak
seni özgürleştirir diyor adam. Ekümenik meselesinin içinde tabii
misyonerlik faaliyetleri var

En önemli husus ise Katolik aleminin Türkiye'deki mal varlığının geri
alınması veya tazminatı yoluyla gidilmesi meselesi olacak.'' Bizim
mallarımızı vakıflar aracılığıyla bize iade edin, AB'ye girmenize
yardımcı olalım.'' Onları versem bu sefer ��Ermenilere yapılan soykırımı
kabul edin '' diyecek. Bunu da yapsan bu kez ��Abdullah Öcalan'ıserbest
bırakın, parti kurmasınıda izin verin, bakın o zaman AB'ye
girebilirsiniz, biz size destek oluruz'' diyecek. Kendisine bağlı
politikacılar, Hıristiyan Demokrat Partiler ile çok güçlü bir siyasi
figür Papa. Tabii bunlardan sonra bile pek mümkün değil Türkiye'nin AB
üyeliği.

��VATİKAN'IN HEDEFİ ASYA OLACAKTIR.''

Bir de tabii bundan sonraki papanın son olacağı kehaneti var. St.
Malachias'ın 1139 tarihli kehanetine göre 264'ncü (kelimelere göre
266'ncı) papa (2'inci John Paul) için ��de labore solis'' (güneşin
isinden) tasviri öngörülmüştür ki, Karol Wojtyla bir güneş tutulması
sırasında doğmuştur. 266'ncı (kimilerine göre 267'nci)papa içinse
öngörülen tasvir, ��gloria olivae''dir(zeytinin şanı). Zeytin barışın
sembolü olduğu, 15'inci Benedikt'in barışçıl papa olarak bilindiği ve
Ratziger'in Benedikt adını bu barışçıl papanın misyonunu sürdürmek
düşüncesiyle aldığını açıklaması bir yana, ��zeytinciler'' olarak da
bilinen Benedikt'in Tarikatı, bu papanı kendi aralarında çıkacağına
inanmaktadır. Kehanete göre 266'ncı (kimiler,ine göre 268'nci) papa son
papa olacaktır. Onun hakkında açık bir tasvir bulunmamakla birlikte,
adının ��Romalı Petrus'' olacağı ve çalkantılarla geçen dönemin sonunda
yedi tepeli şehrin yıkılacağı, kıyametinde kopacağı öngörülmektedir. Ne
olacağını yaşayıp göreceğiz. Düşündürücü olan, 2005 yılında papa olan
bir adamın, 1139'da yazılmış bu ��kehanetlere'' göz kırpar şekilde bir
isim seçmesidir.

Bütün bu bilgiler tabii rastlantı olarak çıkmıyor ortaya. Gündeme
getirilmelerinin nedeni, Hıristiyanlar arasındaki hesaplaşmanın
yaklaşması. Vatikan'ın artık hücuma geçeceği belli ve karşısında da
başta Protestanlar olma üzere birçok grubu bulacak bu papa. Bu geçiş
döneminin ardından da yeni papa Asya'dan birisi olursa şaşırmayın. Hedef
Çin'in Katolikleştirilmesi olacaktır. 22nci Jean Paul 31 tane kardinal
tayin etmişti. İsmi bilinse öldürüleceği için gizli tutulan 31'nci
kardinalin, Çinli Zenze olduğunu artık biliyoruz.


Aytunç Altındal, Hıristiyanlığa ait eski bir iddiayı yeniden gündeme getiriyor

Yoksul Tanrı

Araştırmacı Aytunç Altındal, Hz. İsa'nın mucizelerinin asıl sahibi
olarak da tanınan Tyanalı Apollon'un aynı zamanda Arap kaynaklarındaki
tılsım ve büyü yeteneklerine sahip Balinus Efendi olduğunu söylüyor.
Altındal, bu iddiaya nisan ayında çıkacak 'Yoksul Tanrı' adlı kitabında
yer veriyor.

Araştırmacı yazar Aytunç Altındal, nisan ayında çıkacak �Yoksul Tanrı'
adlı yeni kitabında, Hz. İsa'ya atfedilen mucizelerle ilgili olarak
farklı bir iddiaya yer verecek. Hikâye aslında eski olmasına karşın,
Hıristiyan dünyasında yine de gürültü koparacak gibi. Çünkü iddiaya
göre, İsa'nın kendisine atfedilen mucizeler, aslında bugünkü Niğde
Kemerhisar olan antik Tyana'da doğmuş Apollon'a ait. İddianın temelinde
ise İ.S. 325 yılında İznik'te toplanan ve İncillerin sayısını dörde
indirmesiyle bilinen konsül sırasında yapıldığı ileri sürülen ve ucu
Aziz Pavlus'a kadar uzanan bir intihal yatıyor.

Burada hemen Apollon'un kimliğini biraz daha açıklamak gerekiyor.
Apollon, bugünkü Niğde'nin Kemerhisar'ı olan ve o zamanki adıyla
Tyana'da Hz. İsa ile aynı çağda, zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmuş
bir düşünür.

Yaklaşık 95 yıl yaşadığı sanılan Apollon, uzun boylu, mavi gözlü,
saçları uzun ve yakışıklı biri olarak tarif ediliyor. Aynı zamanda bir
Hermetist (büyü ile ilgili) olan Apollon'un Yeni Pisagorculardan olduğu
da biliniyor. Apollon, Hindistan'a kadar varan uzun yolculuklar yapıyor
ve bu sırada büyü, tılsım, nümeroloji gibi konularda Pisagorculardan
öğrendiği bilgileri geliştiriyor, kendini eğitiyor. Yılın belli
zamanında bir kuyunun dibinde yedi gün oruç tutan Apollon, bilinçli bir
şekilde vejetaryenliği seçmesiyle de tanınıyor.

Roma İmparatoru Septim Severe'nin (Septimius Severius) eşi Julia Domna,
tarafından ikinci yüzyıl sonlarında Atinalı tarihçi Flavio Flastro'ya
(Flavius Philostratus) araştırma yapması için verdiği görev ve ortaya
çıkan iki kitap, Apollon'la ilgili iddiaların ve bilgilerin temelini
oluşturuyor. Flastro'ya göre Apollon, bir tapınakta iken yok olup göğe
çekilmiş. Tabii Hz. İsa ile Apollon arasındaki benzerlik, bununla
bitmiyor. Ayrıca Roma Grek döneminde, Hıristiyan olmayanlar, Apollon'u
bir çeşit üstün insan ya da Hıristiyan olmayanların İsa'sı saymışlar ve
onun adına tapınaklar yaptırmışlar.

Flastro'nun kitabında yer alan ve sonradan yazılan 180'e yakın kitapta
tekrarlanan iddialara göre, Apollon'un doğaüstü birtakım güçleri de var.
Bu güçler, salgın dindirmekten ölü diriltmeye, başkalarına görünmeye ve
çeşitli tılsımlara kadar uzanıyor. Ancak bu mucizeler ilk olarak Aziz
Pavlus zamanında bir intihale uğruyor, ardından 325'teki İznik
Konsülü'nde tamamen Hz. İsa'ya atfediliyor.

Öte yandan, Altındal'ın 1973 yılından bu yana aralıklı olarak
araştırdığı ve sonunda nisan ayında yayımlatacağı �Yoksul Tanrı' adlı
kitap piyasaya çıkmasa bile, özellikle 2006 yılından itibaren dünya, bu
konuyu bir hayli tartışacak. Çünkü Altındal'ın ifadesine göre, dünyadaki
çeşitli araştırmacılar tarafından yazılan 19 akademik doktora tezinin
bir bölümü bu yıldan itibaren bitmeye başlayacak. Dolayısıyla 2006,
Apollon' la Hz. İsa'nın karşı karşıya geldiği yıl olacak.

Balinus Efendi, Apollon'mu?

Altındal'ın yazdığı kitapla konuya katkısı ise Apollon'la ilgili İslam
ve Arap kaynaklarında yaptığı çeşitli araştırmalar. Zira Altındal, Arap
kaynaklarında adı geçen ve nümeroloji, sihir, büyü, tılsım gibi
konularda eserleri incelenen �Balinus Efendi'nin (Balinius) Apollon
olduğu konusundaki fikirlerin doğru olduğunu düşünüyor. Altındal
iddiasını şu görüşle destekliyor: �Apollon'la ilgili Hıristiyan âleminde
her şey yasaklanırken Araplar, bu adamın tüm çalışmalarını alıp
Arapça'ya çevirmişler, Arapça'nın ardından da İbranice'ye çevrilmiş.
Dolayısıyla Arap bilim adamları bu eserleri okudu. Özellikle nümeroloji,
tılsım ve muska bu adam tarafından ortaya serilmiş ve Araplar
tarafından geliştirmiş. Kaldı ki Apollon, Mısır yolcululuğu sırasında bu
gizli ilimler konusunda araştırmalar yapmış. Mısır'da Cabirilerin
arasına katılmış. Oradan Hindistan'a gönderilmiş ve kendini geliştirmiş.
Kaldı ki o dönemin inanışlarına göre, Tanrı'nın seçkin kulları
yeryüzünde büyü sanatını yapabiliyor. İnanış bu.�

Gelelim, başlarda değindiğimiz intihal ve bu konuda yazılmış kitaplar ve
Apollon'un destekçilerine. Aytunç Altındal'ın saptamalarına göre,
Apollon'un mucizelerinin intihale uğradığını iddia edenler Gnostik
Hıristiyanlar. İntihalciler ve Apollon'la ilgili kayıtları ortadan
kaldıranlar da kilise yanlısı Hıristiyanlar. Hatta Altındal'ın ifadesine
göre, Hıristiyanlığı yayan bir numaralı isim Aziz Pavlus intihali
başlatan kişi. Altındal bu iddiasını da şu sözlerle dile getiriyor:
�Aziz Pavlus Tarsuslu, Apollon Niğdeli. Arada 50 kilometre var. Aziz
Pavlus, esas olarak Apollon'un hayatını biliyor. Oysa Hz. İsa ile hiç
karşılaşmamış. Yalnızca bir vizyon görmüş Hz. İsa ile ilgili olarak.
Oysa Apollon'un da göründüğü kişiler, yani böyle bir yeteneği var. Ama
izler 325'ten sonra silinmeye çalışılıyor.�

Silinen izlerin yeniden ortaya çıkış tarihi 16. yüzyıla tekabül ediyor.
20. yüzyılın başından itibaren de araştırmalar yeniden başlıyor. 1947
yılında Dr. Walter Seigmeister, ABD'de �Nasıralı Apollon' diye bir kitap
yazıyor. Ancak kitap yasaklanıyor. Bundan önce de teozofinin kurucusu
sayılan Helena Petrovna Blavatsky'nin �Gizli Öğreti' adlı eserinde de
Apollon'la ilgili bilgiler bulunuyor. Bundan başka 1501 yılından
başlamak üzere yazılmış 180'e yakın kitap var.

Aytunç Altındal'ın kitap adı olarak �Yoksul Tanrı'yı seçmesi ve
Apollon'un başına gelenlerle ilgili olarak görüşleri ise şöyle: �Yoksul
Tanrı. Çünkü elinden her şeyi çalınmış. Bütün mucizelerin Hz. İsa'ya
atfedilmesinin nedeni Apollon'un bir örgütü ve arkasında bir gücü
olmaması. Yani onun görüşlerini yaymak için havarilere sahip olmaması.
Ama Hıristiyanlık yürüyor ve güçlü. Üstelik, aynı çağda yaşamış olsalar
bile mucizeleri Pisagorcu biri yapmış denirse olmaz.�


Thule ve Hitler:

Ekim
1918’de Sebottendorf, loca kardeşleri Karl Harrer ve Anton Drexler’i
DAP’ı (Alman İşçi Partisi) kurmakla görevlendirdi. Thule örgütünün yayın
organı olan “Völkischer Beobachter” önce DAP’ın sonra da NSDAP’ın yayın
organı haline geldi. Yine Ekim 1918’de genç okültist ve ezoterik Adolf
Hitler (Asıl adı Adolf Schicklgruber idi. “Hitler” annesinin kızlık
soyadı idi.) Thule-Dap’a geldi ve iyi bir hatip olarak dikkatleri
çekmeye başladı. Hitler’in gençlik arkadaşı olan (Mason) Walter Johannes
Stein –ki daha sonra Mason Winston Churchill’in danışmanı olmuştu-
Hitler hakkında şunları anlatıyordu:

“Hitler
daha 20 yaşından itibaren mistisizm ile ilgileniyordu ve bazı ilaçlar
yardımı ile daha yüksek bilinç seviyelerine ulaşmayı denemişti. Hitler,
halüsünasyona yol açan “Peyotl” ilacını da mistik aydınlanma vasıtası
olarak kullanmıştı.” Bu zaman aralığında Hitler, “Siyon Bilgelerinin
Protokolleri” kitabı ile de tanıştı ve Yahudilere karşı olan nefreti
daha da güçlendi. Hitlerin gençlik çağlarından beri uyuşturucu bağımlısı
olması şaşılacak bir şey değildir. Çünkü bütün yaşamı boyunca güçlü
narkotik’ler kullanmıştı. Hitler’in özel doktoru olan Thule üyesi Dr.
Theodor Morell’in günlüğüne bakılırsa, II. Dünya Savaşı sırasında
Hitler’e ağrı kesiciler, trankilizanlar, Striknin, Kokain, Morfin
türevleri ve diğer ilaçlar enjekte etmişti. Hitler, Thuke-DAP tarafından
seçim konuşmacısı olarak görevlendirilmişti ve Anti-Bolşevik Thule
biraderi Dietrich Eckart tarafından doğru yazması ve konuşması
öğretilmişti. Hitler, Eckart tarafından Münih ve Berlin’e getirilerek bu
sahnelerde boy göstermeye başladı. Hitler o günlerde Thule’nin
görüşlerini tamamen benimsemiş bir vaziyette idi. 1919 yılında Adolf
Hitler, Alman Askeri İstihbarat Bölümü görevlisi olarak, gizli ajanlık
yapıyor ve Münih’teki darbeyi gerçekleştiren komünist liderler, Münih’in
kurtuluşundan sonra kurşuna dizilmişlerdi.


Hitler,
Münih’te iken yeni kurulmuş olan Alman İşçi Partisi’nin toplantılarına
katılmaya başlamıştı. Alman İşçi Partisi, ırk üstünlüğünü, Alman
milliyetçiliğini ve anti Semitizm’i savunuyordu. Bu sosyalist parti,
“Thule” örgütü tarafından kurulmuştu ve yine onlar tarafından finanse
ediliyordu. Thule’ciler Almanya’daki gizli örgütlerden en önemlilerinden
birini oluşturuyorlardı. Onlar, aşırı sağcı siyaseti, okültizm ve
Tötonik paganizmle harmanlaya-ak yeni bir dünya görüşü
oluşturmuşlardı.(1)

1924 yılında, başarısız Münih
darbesinin ardından Landsberg hapishanesine giren Hitler’i, Thule’nin
büyük üstadı Haushofer her gün birkaç saat ziyaret ediyor ve ona teori
ve planlarını açıklıyordu. Haushofer ayrıca ona birçok siyasi ve
ezoterik kitaplar getiriyordu. Haushofer’in Hitler’e getirdiği kitaplar
arasında Lord Bulwer-Lytton’un “The Coming Race” (Geleceğin Irkı) adlı
kitabı da bulunuyordu. Bu romanda yeraltında yaşayan gelişmiş üstün bir
ari ırk’tan bahsediliyordu.

Bulwer
Lytton’un kitabında disk şeklindeki uçan gemiler de önemli bir rol
oynuyordu. Yine aynı yıllarda Ferdinand Ossendowski’nin “Beast, Men
& Gods” (Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar) adı kitabı yayınlandı. Bu
kitapta Agarthi ve Şamballa efsanelerinden bahsediliyordu. Hitler, kayıp
yer altı imparatorluğundan ve Thule’nin ari ırk öğretisinden çok
etkilenmişti. Haushofer ve Rudolf Hess, Hitlerin siyasi eğitimini
üstlenmişlerdi. Landsberg cezaevinde Hitler, Thule’nin büyük üstadı
Haushofer’in teorilerini ve diğer bir Thule üyesi olan Rosenberg’in
düşüncelerini ve siyasi propagandasını karıştırarak yeni bir sentez
yaptı. Rudolf Hess bunları doğru bir şekilde formüle ederek, yazı
makinası ile yazdı. İşte Hitler’in ünlü kitabı “Mein Kampf” (Kavgam)
böyle ortaya çıktı.


Karl
Haushofer, daha sonra “Alman Reich’ının en büyük büyücüsü” diye
adlandırılacaktır. Bu da o günlerde mistisizmin ve okültizmin 3.
Reich’da ne kadar yaygın olduğunu gösteriyordu. Thule’nin “Heil und
Sieg” selamını benimseyen Hitler, buradan “Sieg Heil!...” selamını
çıkardı. Bu selamla birlikte sağ kolun havaya kaldırılması büyüsel bir
ritüeldi!...


Yalnız
Alman tarafından değil, müttefikler tarafında da majikal ayinle siyasi
amaçlarla kullanılmıştı. İngilizlerin ünlü “V” (Victory=Zafer) işareti,
1940 yılına kadar yüksek dereceli Masonlar tarafından bilinen bir
işaretti. 1940 yılında, kendisi de yüksek dereceden Mason olan Winston
Churchill, İngiltere’nin Hitler’in başarılı ej majisinin (Alman selamı)
kurbanı olacağı korkusuyla, ünlü Mason üstadı ve satanist A. Crowley’den
yardım ister. Crowley, “V” işareti –ki, bütün cinler yeryüzüne insin,
anlamındadır- ile bu tehlikeyi savuşturmayı düşünmüştü. Alman okültist
Franz Bardon’un açıklamalarına göre, Adolf Hitler, FOGC (Freimaurerische
Orden der Goldenen Centuire = Altın Çağ Masonik Tarikatı –ki 99’lar
locası olarak da biliniliyordu) locası üyesiydi.

Bu
loca, dünyanın çeşitli ülkelerine mensup 99 kişiden müteşekkildi.(2)
Her locanın bir şeytanı ve her üyenin de şahsi bir şeytanı vardı.
Anlaşmaya göre, şeytan o şahısa yardım ederek, onun para ve güç
kazanmasını sağlayacak, buna karşılık da şahsın ölümünden sonra ruhu
şeytanın emrine girecekti. Ayrıca her sene bir üye locanın şeytanına
törenle kurban edilerek, yani bir üyeye yer açılırdı. 99’lar locasının
üyeleri ekonomi ve finans dünyasının patronlarının en önde gelenlerinden
müteşekkildi. FOGC Locaları bilinen bütün satanist örgütlerden daha
tehlikeli ve güçlüdürler. Franz Bardon’a göre Hitler ve Thule örgütü,
bir grup Tibetli kara büyücünün aleti durumundaydı.


Thule Örgütünün Kurucusu, Büyük Üstad Sebottendorf’un Gizemli Yaşamı:

Tarih’e
Baron Rudolf von Sebottendorf adıyla geçen şahıs, 9 Kasım 1875’de
Dresden’de Adam Alfred Rudolf Glauer adıyla dünyaya geldi. Aristokrat
bir ailenin değil, bir lokomotif sürücüsünün oğlu idi. Genç Glauer,
yarım bıraktığı yüksek öğrenimini tamamlayamadan gemilerde çalışmaya
başladı. Üç yıl süre ile Avustralya dahil, bir çok ülkeyi dolaştı.
Gemilerde elektrikçi olarak çalışan Glauer, Kahire’de Hidiv Abbas
Paşa’nın hizmetindeki etkili ve büyük toprak ağası olan Hüseyin Paşa’nın
maiyetine girdi. Glauer bir yıl süre ile Paşa’nın Bandırma ve
Bursa’daki çiftliklerinde çalıştı.

İşte
ilk kez Bursa’da Glauer, okültizmin sırlarıyla tanıştı. Hüseyin Paşa
bir Bektaşi idi ve kendisine emanet edilmiş bazı bilgiler vardı. Genç
Alman Glauer’i Mevlevi tekkelerine sokan adam o oldu. Kahire’de ise
Paşa’nın has adamları tarafından ebced ve numeroloji alanlarında
eğitildi. Glauer Bursa’ya dönünce Hüseyin Paşa’nın isteği üzerine
Bursalı ipek tüccarı yahudi Termudi ailesinin yanına gönderildi. Termudi
ailesinin gerçek uğraşları Kabbalizm ve okültizm’di.(3) Termudi’ler,
Ortadoğu’nun ve Levant’ın en gizli okült örgütlerinden birini
yönetiyorlardı. Ortaçağdan kalma simyacılığı ve okültizmi çok iyi
incelemişlerdi. Baba Termudi, oğlu gibi sevdiği Glauer’e bazı özel
bilgiler aktardı. İşte bu bilgiler, Glauer’de ilk kez Bektaşilik ile,
tüm gençliği boyunca öğrendiği Aryanizm ve “Rune” yazıtları arasındaki
bağ kurmasını sağladı. Termudi, onu Akdeniz ülkelerinde çok yaygın olan
ve Fransız Menfis Ritine göre çalışan bir mason locasına soktu. Ayrıca
kıymetli kitapçılığını ve okült çalışmalarına ait yazıları Glauer’e
miras bıraktı. 1908 yılı sonunda Glauer yeniden İstanbul’a döndü. Bu
sırada Meşrutiyet devrimi olmuştu.(4) Glauer, İttihatçılarla iyi
dostluklar kurdu. Glauer’in 1901’de girdiği loca, devrimci ve Abdülhamit
zamanında liberal düşüncenin propagandasını yapan bir loca idi. Glauer
bu zaman aralığında özellikle Bektaşi dervişleri ile yakın ilişkiler
kurdu. O günlerin Türkisyesi’nde çok yaygın olan tarikat, Avrupa
masonları ile ilişki halindeydi.(5) Glauer, Bursa’da kendisine
öğretilenleri yıllar sonra “Bektaşilik ve Türk Masonluğu” adlı kitabında
toplayacaktır. 1908’den itibaren İstanbul’da simyacılık ve bağlantılı
okültizm konularında konferanslar vermeye ve çevresini genişletmeye
başlamıştı.(6)


1911’de
Osmanlı vatandaşlığına geçmiş ve ilginçtir ki, bu olaydan çok kısa bir
süre sonra, Almanların en köklü ve soylu ailelerinden biri sayılan
“Sebottendorf”lar tarafından evlat edinilmişti. Böylelikle Sebottendorf,
hem Osmanlı hem de Alman ilk ve tek Baron oluyordu. Bu evlat edinme
işlemi Alman makamlarınca tanınmadığı için, bu işlem Siegmund von
Sebotendorf von Rose (1843-1915) tarafından 1914 yılında Wiesbaden de
tekrarlanmıştı. Glauer’in Türkiye’deki ikameti 4 yıl sürdü. II. Balkan
Savaşı2ndan sonra –ki Glauer gönüllü olarak Türk ordusu saflarında
savaşmış ve ağır yaralanmıştı-. Almanya’ya geri dönmüştü. Üvey babası
Siegmund 1915’de ölünce Elbe nehri kenarındaki Kleinschachwitz’de
yaşamaya başadı ve orada kendine 50.000 altın marklık bir villa
yaptırdı. 15 Temmuz 1915’de ise Berlin’li zengin tüccar Friedrich
Müller’in kızı Berta Anna Ifland ile evlendi.

Thule,
“Germanen Orden” denilen gizli tarikatın, yeraltından yerüstüne
çıkmasını sağlayan bir kuruluştu. Birçok Alman soylusu buna üye idiler.
Thule, 1919’den önce DAP’ı (Alman İşçi Partisi) kurmuş ve partiye Hitler
üye yapılmıştı. Bu parti sonradan NSDAP (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi
Partisi) olmuştu. Sebottendorf, monarşist ve yahudi düşmanı idi. Ama
aynı zamanda –daha evvel de bahsetmiş olduğum gibi- “Memfis” adlı Mason
locasına kayıtlı idi. Daha sonra da “İmparator Konstantin Tarikatı”
olarak bilinen ve Rusya’da çarlığı devrim sonrası, yeniden tesis etmeye
çalışan gizli bir Ortodoks örgütünün de üyesi olmuştu. Malta
şövalyeleriyle bağlantılı olan bu tarikatta Sebottendorf çift taraflı
ajan olarak çalışmıştı. Sebottendorf, Hitler iktidara gelince
aralarındaki anlaşmazlık nedeni ile İstanbul’a kaçmıştı. Sebottendorf,
1926’da İstanbul’da Türkiye’nin Meksika fahri konsolosluğunu yapmış ve
Meksika’ya gidip gelmişti. Ayrıca iddialara göre, 1934-1945 yılları
arasında “SS”lerin gizli istihbarat örgütü olan “SD” (Sicherheitsdienst)
hizmetinde çalışmıştı. İngiliz istihbarat kaynaklarına göre de
Almanya’nın teslim olması üzerine 9 Mayıs 1945’de intihar etmişti



Diğer bir
iddiaya göre, Sebottendorf, II. Dünya Savaşı sırasında Alman Gizli
Servisi için önce P. Leverkuehn (I. Dünya Savaşı’nda İran Cephesi’nde
Türk Teşkilat-ı Mahsusası ile birlikte görev yapan Alman Subayı) sonra
da Herbert Rittlinger’in emrinde çalışmıştı. Rittlinger, Sebottendorf’un
çalışmalarını dengesiz bulmuş, hatta onun bir İngiliz ajanı olduğundan
şüphelenmişti. Rittlinger’in daha sonra öğrendiğine göre, Sebottendorf, 9
Mayıs 1945’de Boğaz içinde boğulmuş olarak bulunmuştu.


Thule
örgütü ve üyeleri Hitler’in hem bilgisel, hem de siyasi hayatta başarı
kazanmasında birinci derece rol oynamışlardı. Hitleri ajan olarak
geldiği yerden alıp siyasete sokan ve Hitleri bile gizli polis
tarafından koruyanlar onlardı. Gamalı Haçlı bayrağı bile bir Thule üyesi
hazırlayıp, Hitlere vermişti. Kısacası 1500 kişilik güçlü, zengin ve
deneyimli kadrosu ile Thule, Hitler’in iktidara yürümesinde birinci
dereceden sorumlu bir kuruluştu.(7)


Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) Programı:

1918’de
Yahudi aleyhtarlığının (Anti-Semitizm) Almanya’da yükselişe geçmesinin
sebebi, savaş sonrası, Polonyalı ve Galiçyalı doğu Yahudilerinin kitle
halinde Almanya’ya göç etmesinden aranmalıdır. Bu büyük göç,
Almanya’daki yerleşik Yahudileri bile endişelendirmişti. Daha önce de
bahsettiğim gibi Hamburg’lu ünlü Yahudi banker Warburg, Reich başbakanı
Ebert’e başvurarak doğudan yahudi göçünü durdurmasını istemişti. Hitler,
Alman siyasi hayatına girdiği zaman, Almanya’da anti-semitik akımlar
çok güçlü bir durumdaydı. Bu sebepten Nasyonel Sosyalistler, “Yahudi
yabancılaşmasına” karşı ırkçı tedbirleri parti progr***** almışlardı ve
halkın çoğunluğunun da desteği arkalarındaydı. İlk defa 1920 yılında
yayınlanan NSDAP’nin 25 maddelik programından bazı önemlileri aktarmak
istiyorum:

Madde 4: Yalnız soydaş olanlar
vatandaş olabilir. İnancı ne olursa olsun, yalnız Alman kanı taşıyanlar
soydaş olabilir. Bu sebepten Yahudiler soydaş olamazlar.

Madde 5: Vatandaş olmayanlar, Almanya’da misafir olarak yaşayabilir ve Yabancılar Kanunu’na tabidir.

Madde 6:
Devletin yasalarını ve yönetimini belirleme hakkı yalnız Alman
vatandaşlarına aittir. Bu sebepten her çeşit kamu görevinden yalnız
Alman vatandaşlarına verilmesini istiyoruz. Karakterleri ve başarıları
göz önünde alınmadan, yalnız partizanlarla doldurulmuş, kokuşmuş
parlamento üyeleri ile mücadele edeceğiz.

Madde 7:
Biz devletin öncelikle kendi vatandaşına iş ve aş imkanı temin etmesini
istiyoruz. Eğer bütün nüfusu doyurmak mümkün olmazsa, yabancı millet
mensupları (vatandaş olmayanlar) derhal Reich sınırları dışına
çıkarılmalıdır.

Madde 8: Alman olmayanların daha fazla göç etmelerine engel olunmalıdır.

Biz,
2 Ağustos 1914’den sonra Almanya’ya göç etmiş olan Alman olmayanların
derhal Reich sınırları dışına çıkarılmalarını istiyoruz.

Madde 23:
Biz, basın yoluyla yayılan bilinçli siyasi yalanlarla karşı bir
mücadele vermek istiyoruz ve bu amaçla bir Alman basını mümkün kılmak
için; Almanca yayınlanan bütün gazete ve dergilerin yazarlarının soydaş
olmalarını istiyoruz.

Bu Thule Derneği,Nasyonal Sosyalizm ve siyonizm ile ilgili bende bir link buldum bir göz atın derim...
http://www.masonluk.net/YMD5.html


Thule DerneĞİ ( 1918 )


Thule Derneği, ya da Almanca adiyla Thule Gesselschaft, Baron
Rudolf von Sebottendorff adli bir Alman milliyetçisi tarafından
Germenorden'in devami niteliginde 17.08.1918�de kuruldu.Thule Örgütü�nün
adını nereden aldığı konusunda çeşitli rivayetler vardır. Bir rivayete
göre Örgüt, adını � Thule Kornen�den almıştı. � Thule �, İzlanda
efsanelerindeki batık bir kıtanın adıdır.Başka bir rivayete göre Bir
Tibet efsanesine göre, üç-dört bin yıl önce, Orta Asya� da, Gobi� de çok
büyük bir uygarlık vardı. Bu uygarlık, bir felaket, belki de bir atom
savaşı sonucu yıkılır; Gobi bir çöle dönüşür. Bu felaketten canını
kurtarabilenler, Kuzey Avrupa�ya ve Kafkasya� ya göç
ederlerSebottendorff'u bu denli önemli kilan icraati ise kuskusuz
kurduğu ünlü Thule dernegiydi. Baron, 1910 yılında, Istanbul' da
bulundugu sıralarda, masonluk ve simya prensiplerini anti-komünizm ve
asiri sag felsefe ile birlestiren kendine bağlı yeni bir örgüt kurmaya
karar verdi. 1916 yılında Germenorden ile baglantiya geçti ve sonraki
iki yil içinde örgütün en etkin üyesi haline geldi. Sonuçta, 1918
yılında Germenorden'in adi Thule Gesselschaft' a dönüştürüldü ve
Sebottendorff da örgütün büyük üstadi oldu. Umberto Eco, Thule'nin
kurulusunu söyle anlatiyor:� 1912'de Ari irkin üstünlügünü öne süren
Germenorden diye bir grup olusuyor. 1918'de Baron von Sebottendorff diye
biri buna bağlı bir grup kuruyor: Thule Gesselschaft; gizli bir dernek.
Tapınakçı Gelenege Baglilik'in çesitlemelerinden biri ama güçlü irksal,
pan-Cermenist, Yeni-Arilik egilimleri var. �Sebottendorff ilginç
birisiydi. Doguya geziler yapmis, Misir ve Istanbul'da uzun süre
kalmisti. Bu gezileri sirasinda simya, astroloji ve Kabala üzerinde
çalismis, Gül-Haç felsefesi üzerinde de uzun arastirmalar yapmisti.Bu
gizemli örgütün kurucusu İslâm-doğu mistizminden, simyacılığından
etkilenen; Almanca, Osmanlıca, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca,
Rusça ve Latince bilen Baron Rudolf von Sebottendorff ( asıl adı Adam
Alfred Rudolf Glauer ), 1899-1901 yılları arasında Kahire�de bulunmuş,
burada ve geldiği İstanbul�da İslâmiyetteki rafîzî akımları temsilcileri
ile ilişkiler kurmuştu; Enver Paşa ailesi ve İttihat ve Terakki ile
yakın ilişkilerine dayanarak, 1911�de Osmanlı-Türk vatandaşlığına
geçmiş; hem düzensiz mason locası, hem de ünlü Germen asıllı Hıristiyan �
Gül ve Haç �(Christian Rosenkreutz)ları örgütü ve de Bektaşi tarikatı
üyesi olmuş; 1912 yılında Leipzig�de monarşist Alman aristokratları
etrafına toplaya-ak Thule örgütünü kurmuştu. 13 1901 yılında, Fransiz
Grand Orient obediyansina bağlı olan bir mason locasina katildi.
Sebottendorff'un bağlı oldugu loca politik amaçlari olan bir locaydi ve o
dönemde Halife Abdülhamid'e karsi devrim hazirligi yapan Ittihat ve
Terakki derneği ile de çok yakin iliskilere sahipti.Baron 1919�da
Thule�nin yönetiminden ayrılarak İsviçre�ye gitmiş; 1924�te İstanbul�a
dönmüş; Sebottendorff, " Bursa'da Abraham Termudi adli bir Yahudi
bankerin delaletiyle Memphis adiyla taninan mason locasina üye
yapilmisti. " Baron, o yillarda bir de Türk Masonlugu ve Bektasilik adli
bir kitap yazmisti. 1929-31 yılları arasında ABD�de bulunmuştu; 1933�de
Hitler�in Şansölye olmasından sonra Almanya�ya dönmüştü.1934 yılında �
Uzun Bıçaklar Gecesi� nde SA�ların tasfiyesi sırasında tutuklandığı ve
öldürüldüğü iddia edilmişse de; Türk vatandaşı kimliği taşıdığı için
eski İttihatçı Türkiye Büyükelçisinin çabası ile serbest bırakılmış o da
sahte bir kimlikle önce İsviçre�ye sonra da İstanbul�a gelmiştir.Bu
sırada Türkiye�deki görevi sırasında Türkçe öğrenmiş olan Kardinal
Angelo Roncalli (daha sonra Papa 23. John � Türk Papa � olarak taç
giyecektir) İstanbul�dadır ve � Gül ve Haç � örgütüne insinye
edilmiştir. (Bu olay 6 Eylül 2000 Çarşamba tarihli milliyet gazetsinde
de yer almıştır.)Yukarıda yazılanlardan da anlaşıldığı gibi "Tapınakçı
Gelenege Baglilik'in çesitlemelerinden biri" ya da daha basit bir
ifadeyle özgün bir mason locasi olan Thule, Nazi partisinin öncüsü ve
hatta gerçek kurucusuydu. Örgüt kurulduktan sonra hizla büyüdü. 1918
yılında yalnizca Münih kentinde 250, tüm Bavyera'da ise 1.500 üyeye
sahipti. Üyeler arasinda; yargiçlar, avukatlar, polis sefleri,
aristokratlar, doktorlar, üniversite hocalari, bilim adamlari, subaylar,
sanayiciler ve is adamlari vardı. Önde gelen üyelerden Bavyera Adalet
Bakani Franz Gurtner, ayni makama Nazi rejimi sirasinda da atandi. Thule
üyelerinden polis sefi Wilhelm Frick ise Nazi Almanyasi'nda Içisleri
Bakanligi yapacakti.Thule'nin Nazi partisine dönüsümü bir dizi olayin
sonucunda gerçeklesti. Örgüt, kuruldugu günden itibaren komünistlerle
sürekli çatisma halindeydi. 1919'daki komünist ayaklanma sirasinda Thule
yeraltina çekildi ve asiri sagci karsi-devrimcileri organize ederek
silahli bir terör gücü olusturdu. Komünistlere karsi halk destegi
kazanmak içinse, Alman Isçi Partisi'ni kurdu. Iste bu sıralarda Adolf
Hitler de Thule'ye katildi. Hitler, savas öncesi dönemde okültizmle
yakindan ilgilenmis, özellikle Armanenschafft'in kurucusu Guido von
List'in teorilerinden çok etkilenmişti. Bu nedenle, bir Tapınakçı örgütü
olan Thule'ye kolayca adapte oldu. Thule'nin siyasi uzantisi olan Alman
Isçi Partisi'nin kendisine amblem olarak gamalı haçi seçmesi ise
Hitler'in etkisiyle olmustu. 1920 yılında Alman Isçi Partisi'nin adi
Nasyonal Sosyalist Parti (Nazi Partisi) olarak degistirildi. Partinin
lideri ise elbette Hitler'di. Hitler'in bu hizli yükselisi, Thule'nin
destegi ile olmustu.Theosophical Society'den başlaya-ak; Viril,
Armanenschafft, Ordo Templi Orientis, Ordo Novi Templi, Germenorden ve
Thule gibi okült derneklerin birbirlerinden aktararak taşıdıkları
Tapınakçı-mason geleneği, Nazi partisinin gerçek kökenini oluşturmuştu.
Naziler, 1314 yılında kesin olarak yasaklanmalarının ardından yer altına
giren ve Gül-Haç ve masonluk gibi örgütlerle yeniden ortaya çıkan
Tapınakçı geleneğin yeni bir varyasyonundan başka bir şey değildiler.
Bunu açıkça ifade etmekten de çekinmediler. Hitler, Nazi parti sistemini
mason localarının sistemine uygun bir biçimde düzenlemiş ve bunu da
açik açik söylemisti. 1934 yılında ise söyle demisti: "Biz bir örgüt
kuracagiz, saf kan ilkesinin etrafinda toplanmis Tapinak Sövalyeleri
Biraderligi." 18 Bu "Tapinak Sövalyeleri Biraderligi"ni kurmakla
görevlendirilen kisi ise kısa zamanda III. Reich'in Hitler'den sonraki
ikinci adami haline gelecek olan Heinrich Himmler'di. Himmler, 1920'li
yillarda Hitler'in bodyguardlari olarak görev yapmis olan SS
(Schutzstaffel) örgütünü Tapınakçı ve mason sistemine göre düzenleme
isini üstlendi.19 Himmler, SS'ler içinde özel bir arastirma grubu da
olusturdu; bu grup, Tapinakçilar'in ve diğer okült derneklerin tarih
içindeki yerini arastirmakla görevliydi. SS'ler ayni zamanda
Tapinakçilar'in belirgin özelligi olan anti-Hiristiyan ritüellere de
sahiptiler. Himmler'in liderliginde yapilan SS törenlerinde
Nasyonal-Sosyalist marslar söylenerek Hiristiyan haçi yakilir ve yerine
gamalı haç yerlestirilirdi





Sion Tarikatı, (İngilizce: Priory of Sion, Fransızca: Prieuré de
Sion) çeşitli komplo teorilerinde adı geçen, bin yıllık olduğu iddia
edilen, gizli politik ve dini örgüt. Yakın dönemde Dan Brown’un Da Vinci
Şifresi kitabıyla tekrar gündeme gelmiştir.

İsa’nın kızı kaçırılıyor…
Bugün Da Vinci Şifresi’nde yazılan bilgiler, tarihsel tartışmalara
götürüyor insanlığı. Hıristiyanların hiç evlenmediğine kutsal bir ayet
gibi inandığı İsa aslında evliydi. Karısı da fahişe olarak tanımlanan
Magdalalı Meryem’di. Hatta İsa çarmıha gerildiği sırada Meryem kızları
Sarah’a hamileydi. İsa’nın doğmamış çocuğu ve Magdalalı Meryem, neslinin
korunması için kutsal topraklardan kaçtı. Tarihte hep sır isim olarak
zikredilen Arimatea’lı Yusuf devreye girdi. Meryem’i gizlice Fransa’ya
getirildi. Oradaki Yahudiler arasında kendine sığınacak güvenli bir yer
bulundu. Kızını da burada doğurdu. Sarah, İsa’nın ilk çocuğu olarak, İsa
neslini çoğaltacak bir kadın olarak, Fransa topraklarında yaşama gözünü
açtı. İşte olaylar zinciri de bu noktadan sonra başladı.
İsa ile ilgili gerçekleri gizlediği iddia edilen Roma Kilisesi, İsa’nın
neslinin artmasından, İsa ve Magdalalı Meryem sırrının açığa çıkmasından
ve temel Katolik öğretilerine meydan okunmasından korkuyordu. Bugünkü
Vatikan’ın, o dönemdeki Roma Kilisesi’nin tüm engellerine rağmen İsa’nın
nesli çoğalmaya devam etti. 15. yüzyıla kadar bu nesil gizlice
çoğalmıştı. Ancak bu tarihte İsa’nın neslinin son temsilcisi, Fransız
asillerinden biriyle evlendi. Merovingian hanedanı diye bilinen İsa’dan
gelme bir soy oluştu. Vatikan, bu soyu yok etmek için türlü çabalar
içine girdi. İşte bu krallıkta bir isim öne çıktı: Kral Dagobert.
Dagobert Merovingian kralıydı. Yani İsa’nın neslini temsil eden
hanedanlığın da kralı. 17. yüzyıl sonunda bu hanedanlık yok olma
aşamasına geldi. Dagobert öldürüldü. Oğlu Sigisbert kaçmayı başardı.
Aileye sonradan bir isim eklendi: Godefroi de Bouillon. İşte İsa’nın
sırrı bu isimle birlikte bir gizli cemiyetin himayesine girdi.
Son temsilci
İsa’nın bu sırrını koruyan Sion tarikatı kuruldu. İsa’nın neslinden olan
Merovingianların bugün soyunu temsil eden soyadları ise Plantard ve
Saint Clair. Bu soyadları tarikat tarafından yıllarca korundu. İsa
soyunun son temsilcisi bugün hayatta. Fransa’da yaşıyor ve tarikat
tarafından gizlice korunuyor. İsmi ise Pierre Plantard de Saint Clair.
Bu isim Dan Brown’un kitabında yazmıyor. Ancak 80′lerden bu yana
Hıristiyanlık ve Vatikan’la ilgili araştırmaları olan Aytunç Altındal bu
ismi Tempo’ya açıkladı. Son olarak Gül ve Haç Kardeşliği adlı kitabı da
yayımlanan Altındal için Türkiye’nin Dan Brown’u demek yanlış olmaz.
Altındal, İsa’nın torunu, neslin son temsilcisi Saint Clair ile ilgili
ise şunları anlatıyor: “Pierre Plantard de St. Clair. İkinci Dünya
Savaşı sırasında adamı Almanya’da aramaya başlıyorlar. Paris’te
oturuyor. Hemen Londra’ya kaçırıyorlar. Adamı Londra’da saklıyorlar.
Savaş bitince geliyor. 1945′den itibaren de AB’nin kurulması
meselesinde, Sion tarikatı yeraltından çıkıyor. Sion tarikatının
elindeki, İsa’yla ilgili dosyalar birden bire devlet arşivinde
bulunuyor.”
Altındal’ın verdiği bilgiye göre İsa soyunun son temsilcisi 88 yaşında
şu an ve Paris’te yaşıyor. İsa’nın kimliğiyle ilgili bu şaşırtıcı
bilgiler, binlerce yıldır şifreler, gizli oluşumlar, cinayetler ve
entrikalar arasında taşınıp durmuş. Tapınak Şövalyeleri, Sion tarikatı,
Gül ve Haç Kardeşliği diye bilinen gizli örgütler, İsa’nın sırrını
saklamak ve yüzlerce yıl Vatikan’a kaptırmamak için çalışıyorlar.
Tartışmalı da olsa 25 Aralık İsa’nın doğum günü. 2000 yılın bittiği yeni
bir çağın da içindeyiz artık. Sion Tarikatı bu gerçekleri açıklamaya
hazırlanıyor. Hem Dan Brown bu bilgiyi kitabında yazıyor, hem de Aytunç
Altındal bunun altını çiziyor. Altındal, tarikatın şifreleme sistemine
göre bugünkü Papa’nın ölmesini beklediklerini söylüyor. Ölümünün
ardından da gizli belgeler gün yüzüne çıkarılacak ve İsa gerçekleri
ortaya konacak. Dolayısıyla binlerce yıldır Vatikan’la bu gizli
tarikatlar arasında yaşanan çatışma da Vatikan’ın aleyhine sonuçlanmış
olacak. Bu tarikatın içinde Victor Hugo, Leonardo da Vinci, Isaac
Newton, Botticelli gibi ünlü sanatçılar da var. Her biri bu tarikatın
üyesi olmuşlar. Eserlerine İsa gerçeğiyle ilgili gizli şifrelerini
koymuşlar.
This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 605×365.
Bir dönem Sion Tarikatı başkanlığını da yaptığı ortaya çıkan Leonardo da
Vinci’in Son Akşam Yemeği tablosu bugün yeniden tartışılıyor. Çünkü 13
havari ve İsa olarak bilinen tablodaki karakterlerin 13′üncüsü meğer
Magdalalı Meryem’miş. Aslında tüm bunları anlayabilmek için tarihin
başına dönmek gerek. Hıristiyanlık tarihi için önemli bir isim olan
Constantin’in Hıristiyanlık dinini seçtiği tarihe…
325 yılında Constantin’in emriyle İznik’te toplanan Konsey’de, İsa’nın
Tanrı olarak görülmesine karar veriliyor ve İsa’yı insan ve evli olarak
tanımlayan İncil’ler yok ediliyor. Dan Brown bu tarihi gerçeği romanında
şu satırlarla aktarıyor: “İsa’nın çarmıha gerilmesinden üç yüzyıl
sonra, İsa müritleri katlanarak artıyordu. Hıristiyanlarla paganlar
savaşmaya başlamışlardı ve anlaşmazlık o boyutlara gelmişti ki, Roma’yı
ikiye bölmekle tehdit ediyordu. Constantin de bir şeyler yapılması
gerektiğine karar verdi. 325 yılında Roma’yı tek bin din altında
birleştirmeye karar verdi. Hıristiyan sembollerinde pagan dinine ait
izler vardır. Mısırlıların güneş çemberleri, Katolik azizlerin haleleri
oldu. İsis’in mucizevi bir şekilde gebe kaldığı oğlu Horus’u emzirdiğini
gösteren çizimler, Bakire Meryem’in Bebek İsa’yı emzirdiği modern
sahnelere dönüştü. Constantin Hıristiyan geleneğini sağlamlaştırmak için
İznik Konseyi adlı ekümenik toplantı düzenlendi. Tarihin o anına kadar
Mesih, müritleri tarafından ölümlü bir peygamber olarak kabul
ediliyordu. Mesih’in Tanrı’nın oğlu olduğu İznik Konseyi’nde teklif
edilmiş ve kabul edilmişti”
1956, Sion Tarikatı
1956′da Fransız tacında hak iddia eden Pierre Plantard tarafından Sion
Tarikatı isimli bir örgüt kuruldu. Sion Tarikatı Fransız yasaları gereği
20 Temmuz 1956′da resmi olarak kayıt edildi. Plantard bu örgütü
kraliyet destekçisi bir mason locası olarak kurmuştu. Örgütün monarşinin
desteklenmesinde ve kendisinin kral olmasında etkili olacağını
umuyordu.
Örgüt ismini Kudüs’teki Sion Dağı’ndan alır. Ayrıca Fransa’nın Annemasse
bölgesinde de aynı isimli bir tepe bulunmaktadır. Kudüs’teki Sion Dağı
daha önce de bazı dini kuruluş ve tarikatlar tarafından kullanılmıştır.
Bazı ezoterik tarihçiler, tartışmalı filozoflardan Sicilya’lı Julius
Evola’nın fikirlerinin, Pierre Plantard’ın iddialarına temel teşkil
ettiğini düşünmektedirler. Bu örgütün tarihi kökenleriyle ilgili
iddialar ve kanıtlar bir çok önemli tarihçi ve akademisyeni tatmin
etmemiş, sonradan örgütün kökenleri ile ilgili bazı kanıtların Plantard
ve arkadaşları tarafından Fransa’nın çeşitli yerlerine yerleştirildiği
ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte komplo teorisyenleri örgütün varlığı
ve gücü konusunda ısrarcıdırlar.




_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

11 Geri: TAPINAKÇILAR TEMPLİER'LER Bir Salı Ocak 04, 2011 10:03 pm

novanda




ALFABELER KALELER ŞİFRELER RESİMLER
Tapınakcıların kendı arasında kullandıkları bır afabe oldugu bılınıyor
bunun gızlerı sekız adet hacda bulunuyor.
Bu sekız hac dan bırısı olan PAUVRE HACI dır bılınenı de budur.bu hac uzerınde 24 geometrık sekıl bu alfabenın harflerını sımgelemektedır.
Bu hac da bır yazı bulunmaktadır.cozumlemesı sudur
NOVUS ORDO MUNDI VENIT
acılımı da su" dunyanın yenı duzenı yaklasıyor."
Soz konusu hac a daha sonra tekrar donecegım cunku dıger 7 hacla bırlıkde kayıp tapınakcılara aıt hazınenın gızı bu hacların bır yuzeyınde yatıyor.
"60 templıyer sovalyesı 1307'de, phılıp'ın çagrısına uyarak parıs e gıttıler phılıp, onurlarına duzenledıgı bır yemek sırasında sovalyelerı tutuklatırken papalık da halkı onlara karsı kıskırtmak ıçın tum kılıselerde sovalyeler aleyhıne vaazlar verdırttı tum avrupa'da buyuk bır sovalye avı basladı orgutun mal varlıklarına ve arazılerıne krallıklar tarafından el konurken, tasınabılır hazınelerının bır kısmı sovalyelerın bazılarıyla bırlıkte rochelle lımanından 18 gemı ıle hareket ettı bu gemıler ve sovalyeler hakkında daha sonra hıçbır bılgı alınamadı "
ACABA ARANIZDA KALAN BU 7 HAÇIN NE OLDUĞUNU BİLEN VARMI



hac muhtelıf ucgenlerden olusmaktadır.toplam 8 adet olan budur ustlerınde olusan anlatımları cozmeden sıfreyı de cozmek mumkun degıldır
halıhazırda tapınakcıların hazınelerı bulunmus degıldır





























_________________
.................BİLMEK LANETLENMEKTİR.................

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz