GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 8 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 8 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

GÜL HAÇ ÖRGÜTÜNÜN İSLAM-İ MENŞEİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 GÜL HAÇ ÖRGÜTÜNÜN İSLAM-İ MENŞEİ Bir Perş. Tem. 15, 2010 1:18 am

CANTAR




Esrarengiz Rose-Croix
(Gül-Haç) cemiyetinin tarihini bilmek için 17. asrın başında Avrupa’da
varlığını kanıtlayan eski belgelere danışmak şarttır. Bu belgeler
arasında en önemlisi yazarları meçhul olan 147 sayfalık Reformasyon veya
"Genel Reform" ("Allegemeine und generale Reformation des gantzen
weiten Welte, heneben der Fama Fraternitatis des löblichen Ordens des
Rosenkreutzes an alle Gelehrte und Haupter Europae geschrieben”)
1614’te Cassel‘de Wilhelm Wessel matbaası tarafından basıldı.
Reformasyon’un esas kısmı Fama Faternitatis, 1614 baskısının 91 ve 118
arasındaki sayfaları oluşturuyordu1. Fama Faternitatis
yaşamını özetlediği Christian Rosenkreutz tarafından yazılışından iki
asır önce kurulan gizli bir kardeşlikten söz ediyor2.

Asil bir aileden doğan
Christian Rosenkreutz erken bir yaşta yetim kalmıştı. Bir Manastırda
yetişip 16 yaşında Arabistan, Mısır ve Fas’a seyahat etmişti (Paul
Sedir, Histoire des Rose-Croix, sayfa 42). Müslüman ülkelerinde
bu seyahatleri sırasında çevirdiği M Kitabından kaynaklanan evrensel
armoni bilimini ona öğreten Doğu bilgelerle temas kuracaktı. Bu
öğretilere dayanarak aynı anda evrensel dini, felsefi, siyasi ve
sanatsal reform planını tasarladı. Bu planı gerçekleştirmek üzere birkaç
müridiyle bir araya gelerek topluluğa Rose-Croix adını verdi.



Tarihçileri, Rose-Croix (Gülhaç) Örgütünün kurucusunun
asil bir aileden geldiğini aktarmışlardır, ancak elimizde bunu
doğrulayacak herhangi bir belge yoktur. Ancak kesin olan şey, onun bir
oryantalist ve büyük gezgin oluşudur. Fama'ya göre gençliğinde kardeş
P.A.L. ile birlikte kutsal anıtlara ziyaret etmeye teşebbüs ettiğini,
ancak bu kardeşin Kıbrıs'ta öldüğünü dolayısıyla Kudüs'e gitmediğini
anlatmaktadır. Bunun yerine ülkesine dönmeyerek Şama gittiğini
anlatmaktadır. Şam'dan Kudüs'e gitme planları hastalık nedeniyle
erteleyen C.R. kullanmasını bildiği tıbbi ilaçlar sayesinde Türklerin
dostluğunu kazanmıştı ve Arabistan'da Damasko (Damkar) bilginleri ile
temas kurmuştu3. Bu bilginlerin gerçekleştirdiği mucizeleri
ve doğanın bütün sırları onlara nasıl açıklandığını öğrenmişti. Sabrını
daha fazla tutamayan C.R., Araplarla bir anlaşma yaparak belirli bir
para karşılığında Damkar'a götürmeleri konusunda anlaşmıştı.
Eğer 1378 yılını Christian
Rosenkreutz'in doğum yılı olarak kabul edeceksek, Orta-Doğudaki
yolculuğunun 1389 ile 1402 arası ile Birinci Sultan Süleyman'ın
saltanatı sırasında (1402-1410)4 ve şüphesiz Türklerin 29
Mayıs 1453'teki Constantinopolis'in fethinden önce gerçekleştiğini kabul
etmek gerekir. Fetihten önce Avrupa ve İslam dünyası arasındaki
ilişkinin normal olduğu bilinmekte ve C. Rosenkreutz gibi Arap kültürünü
taktir eden ve seven genç birisi, İslam ülkelerde bilgili çevreler
tarafından kabul görüp aralarına girme fırsatını kaçırmazdı. Halifeliğin
sonu ile ortaya çıkan entelektüel çöküntüye rağmen Kahire, Bağdat ve
Şam üniversiteleri halen çok itibarlıydı5. Gregory IX, Aristo
ve Arap filozofları üzerindeki yasağı kaldırdığından beri ortaçağı
skolastiği üzerinde çok yoğun etkileri olmuştur6, bu açıdan
genç bir Alman bilginin Kudüs'e gitmesi ve Arap felsefesini öğrenmeye
çalışmasını hiç de şaşılacak bir şey değildir.



C. Rosenkreutz ile Damasco bilginleri arasındaki ilişki
konusunda Fama Faternitatis aslında pek açık değildir. Bu yer Damascus
(Şam) olabilir mi? Bu şehir Araplarca Damaşkun denilir, ayrıca Damacene
diyarının kadim başkenti, Süriye'nin başkenti Arabistan'da değildir.
Aslında farklı bir okul ima etmez mi? Üniversite veya Kolej Arapça'da
Madrasat (medrese) anlamına gelir. Örneğin, Lübnan tarihinin yazarı
"madrasat-ul-hûqûqi fi Bayrût"ten söz ediyor, bu Beyrut Hukuk Fakültesi
anlamına gelir7. Dolayısıyla, Damkar kelimesi esrarını
koruyor. Lane, Kazimirski, Richardson, Wahrund, Zenker, Belot, Houwa
tarafından hazırlanan sözlükleri, Dozy'nin Supplement aux Dictionnaires
Arabes, Fagnan'in Additions aux Dictionnaries Arabes, Brocklemann'ın
Enzyklopädia des Islam ve Geschichte der Arabischen Literatur'ü hiç
sonuç alamadan danıştım, anlaşılan DMKR (Damkar) Arapça bir kök
değildir. Oysa Damkar Kudüs'e yakın gibi gözükmekte. Burada Arapça'sını
geliştirerek bir yıl sonra M Kitabını Latince'ye çevirdi.

Yazarın M kitabı ile ne kastettiğini anlamak oldukça zor.
Belki de bu adı taşıyan Aristo'nun kayıp bir kitabının tercümesi ima
edilmektedir, ancak bu pek olası gözükmemektedir. Çünkü Fama'da aynı
şekilde tek bir harfle adlandırılan başka kitaplardan da söz ediliyor,
dolayısıyla bu harflerin C. Rozenkreutz'in Arapça'dan tercüme ettiği
kitaplar için bir sınıflandırma olarak kabul edebiliriz.

Özellikle Tıp ve matematik üzerinde çalıştığı üç yıllık
bir süreden sonra Arabistan'dan (Sinu Arabico) etütlerini bitki ve
hayvanlara yoğunlaştırdığı Mısır'a hareket etti. Fas'a doğru yolculuğa
çıkmadan önce Mısır'da pek uzun kalmadığı gözükmektedir. Fas için
söyledikleri dikkat çekicidir: "Her yıl Araplar'ın gönderdiği
temsilciler toplanırlar ve birbirlerine Sanatlarda [bilimlerde] daha iyi
bir şeylerin keşfedilip keşfedilmediği veya deneylerin temel ilkelerini
çürütüp çürütmediğini sorgularlar. Dolayısıyla, her yıl matematiği,
tıbbı ve majiyi geliştiren yeni şeyler ortaya çıkar"9. Ancak
majilerinin tam olarak saf olmadığını ve Kabala'larının dini
doktrinlerle yozlaştığını fark etti10. Fas'ta tanıştığı
bilginler diğer Müslüman ülkelerdeki bilginlerle sürekli temas
içindeymiş. "Elementaryler", yani elementleri etüt edenler ona bir çok
sırlarını açıklamışlar11.

Bu sıralarda Fas, felsefi ve okült etütlerin merkeziydi:
Burada Abu-Abdallah', Gabir ben Hayan ve İmam Jafar al Sadık'ın simyası,
Ali-aş-Şabramallişi'nin astroloji ve majisi, Abdarrahman ben Abdallah
al İskari'nin ezoterik bilimleri öğretenler vardı. Bu etütler
Ümeyyeoğullarından beri rağbet görüp sürmekteydi12.

Sırların söz konusu oluşu kesin bir şekilde gizli
cemiyetlerin öğretilerini ima etmektedir. Esas itibarıyla paganizm'in
bir kalıntısı ve heterodoks (aykırı fikirli) bir cemiyet olan Sabiliği
hiç de ima etmemektedir [Bu yazarın fikri, aslında Sabiliğin Arap
dünyasındaki gizli bilimlerde çok geniş bir etkisi vardı, pagan da
sayılmazdı K.M.]. Aslında, C. Rosenkreuatz'in 4. Hicri (622) asırda
Basra'da gelişen, Saflık Kardeşlerinden ("İhvan-üs-Safâ") sırlarını aldığı düşünmek akla yatkın gelmekte. Bu
cemiyet bağnaz olmadan dogmaları yorumlamaya ve ciddi bir şekilde
bilimsel araştırmaya adanmıştı. Kaynakları Grek filozofların etütlerine
dayan doktrinleri yeni-pitagorcu bir yöne doğru gelişmekteydi13.
Pitagoras ekolünden her şeyi sayısal değerlere göre algılama
alışkanlığını edinmişlerdi. Dogma yorumlarının heterodoks oluşundan
dolayı toplumdan gizli tutulurdu. Örneğin, diriliş anlamına gelen
kıyamet kelimesinin aslında kıyamdan (varlığını geçindirmek) geldiğini.
Dolayısıyla ruh bedeni terk ettiğinde kendi cevherinden, özünden
geçinerek varlığını sürdürür ve kıyametin gerçek anlamı bunun olduğunu
kabul ederlermiş. "İhvan-üs-Safâ" her yerde üye olmayanların giremediği ve toplandıkları
lokalleri vardı ve buralarda sırlarını konuşurlardı. Birbirlerine
yardım ederlerdi: "Elle ayağın beden için bir arada çalışması gibi".


Cemiyetlerinde
bir kaç derece vardı., bunların arasında: sanatlar ustası, valiler,
idari işleri yöneten sultan derecesi ve en yüksek derece olan asalet
derecesi varmış. Bu son derecede ölümde kazanılan bir vizyon veya vahiy
haline benzer bir hal tevcih edermiş. Öğretinin gizli kısmı teurji,
kutsal ve melek isimleri, çağrı ve celpler, Kabala ve egzorsizm (şer
etkileri deftenme veya şeytan kovma) gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştı14.
"İhvan-üs-Safâ" sufilerden
farklıdılar ancak bir çok doktrini paylaşıyorlardı. Her ikisi de Kuran
teolojisinden kaynaklanan mistik cemiyetlerdi. İlahi Realitede dogmanın
yerine inanç alır15



Anlaşılan Sufiler kendilerini "İhvan-üs-Safâ"'dan ayırt etmişlerdi. Eğer "İhvan-üs-Safâ"in bazı doktrinlerini hemen hemen bütün Sufi tarikatları
paylaştılarsa da, özellikle tenasüh veya reenkarnasyon altında geçen
doktrinleri bunların arasında saymak gerekir. Mistikleri çoğu kez
etkileyen Arap Yeni-Platoncu ve Yahudi Kabalistlerin öğretilerini
izleyerek, yeniden doğuşu bedenden ayrılan saf olmayan ruhun islahı ve
tasviyesi için gerekli görüyorlardı16.

Bu öğretiler C. Rosenkreuts gibi bir Hıristiyan inisiyenin
dikkatini çekecek için yeteri kadar Hıristiyanlıktan kaynaklanan
karşılıklı etkileşim taşıyordu. Onlarda bulunan ve İncil'lerden gelen
logos (kelam) doktrini [aslında bu doktrin muhtemelen
Hıristiyanlıktan önce İskenderiye'nin Hermetik ve Yeni-Platoncu
ekollerinde mevcuttu-K.M.] Hıristiyan görüşten farklı olduğu
kesindir, ancak bu doktrinlerin her ikisi Rosicrucian (Gü-Haç)
ritüellerde bir şekilde senkronize olduğunu görmekteyiz. Ruhun Tanrıya
yükselişinde İsimlerin nurlanışı eski ahitte verilmekte, ilahi
melekelerin (erdemlerin) nurlanışı İncil'de ve Özün nurlanışı Kuran'da
verilmektedir. İsa ve Muhammet görülmeyenin sırını açıklamışlardı17.
Bu senkronizeliğin (kaynaşma) özelliğidir.

"İhvan-üs-Safâ" üyelerinin özel herhangi bir kıyafet giymediklerini
dikkat çekicidir18. İnisiyatörler riyazet uyguladıkları
bilinmekte. Fama'nın yazarı bunu şöyle ifade etti: "Onlar iffetlidiler"19.
Hastalara şifa verirlerdi. Çok ünlü Arap doktorların isimlerini
saymaktan kendimi alıkoyacağım.

Yakın zamanda yayınladığımız Rosicrucian'ların
(Gülhaçlıların) Yaratılış Doktrini'nin20 aynısını İbni
Sina'nın felsefesinde görebiliriz. Tanrı doğrudan doğruya dünyayı
yaratmıyor, ancak İlk Sevkedici sıfatında bir saf zeka (akl-ı küll)
zuhur eder. İlk Sevkedici, Yaratıcıyı gerekli ve kendisini olası olarak
bilmektedir. Bu andan itibaren yaratılış Düzenine çokluk girmektedir. Bu
zeka, ruhları aydınlatan aktif zekadır. Işık küreden küreye (on
küreden) inerek madde seviyesine ininceye dek, saf zekalara doğru
hareket eder. O halde, Tanrı her şeye muktedir İlk Sevkedici olarak
idrak edilir. Yaratıcı doğrudan doğruya maddeyi yaratmaz, bu aracılar,
ilk prensiplerle özdeşleşen melekler vasıtasıyla olur21.


C. Rosenkreutz, buna benzer
bir tezi geliştiren İbni Sina veya Abdul Kerim al-Jili'nin22
öğretileriyle karşılaştığı muhtemeldir: "Allah dünya ile birlikte
ebedidir. Ancak mantıksal düzende, Allah'ın kendi öz varlığında
bulunduğu fikri, cisimlerin onun bilgisinde varolduğu fikrine kıyasla
öncelik alır. Onları Kendisini bildiği gibi bilir, ama onlar ebedi
değildir, O ebedidir"23.

Mühiddin [Arabi] ruhların bedenden önce varolduklarını,
farklı tekamül seviyelerine sahip olduklarını ve farklı şekilde bedeni
aştıklarını öğretmişti. O halde, öğrenme onlar için anımsamadır.
Geldikleri noktaya dönüştür. "Allah'ın Yüz Güzel Adı [Esmâ-i Hüsnâ]"
[??] adında bir kitap yazan İbni Arabi, sistemini açıklamak için
daireler kullanmıştı, bu da bir Rosicrucian inisiyesi ve öncüsü olarak
kabul edilen Raymound Lully'nin "Diginitates Divinae" [İlahi Makamlar]
oldukça yakındır.

Rosicrucian
teurji, Sufilerinkinden hemen hemen aynıdır, ama Sufiler Kuran'dan
kaynaklanan çok zengin bir melek bilimine sahiptirler. Çerubim'in
yanında İlahi Bilgiyi simgeleyen al-Nun adında çok daha ihtişamlı bir
melek vardır. O semavi kürsünün önündedir, Arşın (tahtın) altında al
Kalam (kalemler) adında melekler ve al-Mudabbır adında melek vardır.
Al-Mufassıl adındaki melek İmamu'l Mubin'in (İlk Zeka) önünde bulunur.
Ruhlar İlahi Bilginin cisimleridir[?]. Sufi mistik mütekamil (mükemmel)
mertebesinde ulaştığında meleklerle irtibat kurar. Eğer onlar görünen
ve görünmeyen alemlerin bilgisini ona bağışlarsalar cisimler, insanlık
ve olaylar üzerinde insanüstü güçler kazanır. Çağrılan melekler artık
sadece Tanrının habercileri değil de İlahi Özden İlk Yaratılandan geçen
ve oradan şeylerin metafizik realitesine tezahür eden düşüncesidir.
Yüksek Maji, al sihru’l ali işte
bunda yatar. "İlahi Birlik Yolu" kitabında mistik Jili nasıl bir
formül aracılığıyla tasavvuf ehlinin Tanrıdan dilediğini elde ettiğini
anlatmaktadır24.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz