GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 5 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 5 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

MUSA ve FİRAVUNUN KAOS ÇAĞLARI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 MUSA ve FİRAVUNUN KAOS ÇAĞLARI Bir Perş. Tem. 15, 2010 12:40 am

CANTAR




Musa’nın aynı zamanda
kardeşi olan Firavun’la mücadelesi, halkını esaretten kurtararak
Mısır’dan çıkartması, Mısır ülkesini baştanbaşa sarsan 10 felaket,
Kızıldeniz’in yarılması ve sonra geri dönerek Firavun’un ordusunu
yutması, kutsal kitaplarda yer alan mucizevî dinsel bir hikâye olup,
Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta da inanılması farzdır. Ancak,
bugünkü bilimsel tarihsel görüş açısından doğrulanabilir mi? Immanuel
Velikovsky’nin “Kaos Çağları” (Ages in Chaos) adlı kitabı bu
soruya bazı çarpıcı ve dâhiyane çözümler getiriyor. İnanılması güç bazı
olaylar hem bilimsel açıklamalar kazanıyor, hem de bölgesel tarihle
bütünleşiyor. Günümüzdeki bazı araştırmalar bunları tekrar gündeme
getirip, tarihçilerin önceki varsayımlarına meydan okuyarak, inkâr
edilemez kanıtlar ortaya çıkarıyor.

Rus Yahudi’si bir ailenin
çocuğu olan Immanuel Velikovsky (1895-1979) Moskova Üniversitesi’nde
eski tarih ve toplum bilimi ve tıp eğitimi görmüş, daha sonra Viyana’da
Freud’un öğrencisi Wilhelm Stekel yanında Psikanaliz eğitimi almıştır.
Sonradan, araştırmalarını daha da genişleterek, kozmoloji, astronomi,
jeoloji, mitoloji, efsane ve Kutsal Kitaplar’daki metinleri incelemiş ve
bunlardan tarihi yeniden yorumlayan tartışmalı eserler çıkarmıştır.
Geçmiş çağlarda büyük felaketler yaşandığı Velikovsky’nin en önemli
savıdır. Ancak, insanların kötü anılarını bilinçaltına itmesi ve
unutulması anlamına gelen “kitlesel amnezi” ile bunların sadece
efsanelerde izleri kaldığını iddia etmektedir. Her yerde felaketlerin
izleri olduğu halde bunlarla yüzleşmek acı verdiği için, bilim adamları
bunları göz ardı ettiler. Günümüzde bu felaketlerin inkâr edilemez
izleri bir bir ortaya çıkarılarak, tarih üzerindeki etkileri konusunda
spekülasyonlar yapılıyor. Örneğin, son zamanlarda M.Ö. 2300 yılında
Irak’ta büyük bir meteor yağmurunun o zamanki uygarlıkların çöküşüne yol
açtığı ortaya çıkmıştır. Hemen sonrasında, meydana getirdiği karanlık
çağda, Tevrat’a göre İbraniler göç ederek kuraklıktan nasibini almayan
Mısır’a yerleşmişti ve zamanla Yusuf’un vezirliğini unutan yeni bir
Firavun İsrailoğullarını köleleştirdi.



Tevrat’a göre Musa’nın Mısır’dan Çıkışı M.Ö.
1447 yılında gerçekleşmiştir ve Ramses adı geçtiği için tarihçiler o
zamanki firavunun Ramses II olduğunu varsaymışlardır. Ramses II ile
ilgili dev eserlerin ortaya çıkışı 19. yüzyılın hayal gücü üzerine büyük
etki yaratmıştır. Tarihçiler buna dayanarak Çıkış’ın M.Ö. Ramses (M.Ö.
1279-1213) dönemine denk gelen yıllarında olabileceğini varsaymışlardır,
ama bunu kanıtlayabilecek herhangi bir bulgu ortaya çıkmadığı gibi,
Tevrat’ın söz ettiği çalkantılı dönemlerin izine de rastlanmamıştır.
Ramses sözcüğü Tevrat’ta Yusuf’un döneminde de yer alıyor ve
akademisyenler bunun genel bir terim olduğu düşüncesindedirler. Bu
yüzden Velikovsky ve Tarihçi David Rohl “Zamanın Kanıtı” (A
Testament in Time) ve “Cennet Bahçesinden Sürgüne” (From Eden to
Exile)
eserlerinde Çıkış firavununun 13’üncü hanedandan
Dudimose olduğunu savunmuşlardır. Aslında Musa bir İbrani ismi olmayıp,
Mısır dilinde oğul anlamına gelir. Bu isim, genelde firavunlara ve
prenslere verilir. Örneğin Tutmoses, Tut (Tanrı Thoth) oğlu, ve Ramose
Ra (Tanrı Ra) oğlu, Amenmose (Tanrı Amen) oğlu demektir. Firavun
Dudimose’un (veya Tutimaos) en uygun firavun olma gerekçesi eski Mısır
tarihçisi Manetho’ye dayanmaktadır. Ona göre Dudimose zamanında “Biz
[Mısırlılar] Tanrının gazabına uğradık” ve o dönemdeki büyük felaketin
arkeolojik kalıntıları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Manetho’ya göre
Dudimose’tan hemen sonra Mısır zayıf düşmüş ve Hyksoslar hiç karşılık
görmeden Mısır’ı zapt edebilmişlerdir.
Tevrat’a göre Firavun, İbrani halkını azat edip
ülkeyi terk etmeye izin vermediği için Mısır’ın başına 10 felaket
gelmişti. Bunlar: 1) Nil nehrinin kana dönüşmesi; 2) Kurbağa istilası;
3) Sivrisinek istilası; 4) Atsineği istilası; 5) Hayvan ölümleri; 6)
Çıban belası; 7) Dolu belası; Cool Çekirge belası; 9) Karanlık Belası; 10) İlk doğan
çocukların ölümüdür.


Velikovsky’nin önemli savlarından biri İpuwer
papirüse dayanır. Mısır’ın eski hanedan dönemine ait bu papirüs 1828
yılında bulunmuş ve halen Hollanda’nın Leiden Müzesi’nde
sergilenmektedir. Akademisyenler bunun bir bilmece veya kehanet
olduğunu düşünmüşlerdir, ancak bu papirüs açık bir şekilde Mısır’ın
başına gelen felaketler zincirini anlatmaktadır. Nil nehrinin kana
dönüşmesi, suların zehirlenmesi, göklerin kararması, hayvanların ölmesi,
yangınlar, depremlerle Mısırlıların perişan ve aç bir vaziyete
düşmelerini kaydeder. Eğer Velikovsky’nin savı doğruysa, bu sav Mısır
tarihinde Tevrat’ta söz edilen olayların Mısır tarihinde izleri
bulunmadığı görüşünü çürütür.

Girit yakınlarında, Thera
adasında Santorini yanardağının patlamasının yaklaşık olarak o
dönemlerde gerçekleştiği düşünülmektedir. Jeologlar M.Ö. 1626 ve M.Ö.
1360 gibi farklı tarihler vermektedir ve Velikovsky’e göre bu sıralarda
yanardağlarda zincirleme patlamalar vardı. Santorini adasının patlaması,
Girit uygarlığının yok olması gibi, tarihte birçok radikal değişimlere
sebep olmuştu. Ortaya çıkan bu patlamanın, 1883 yılında tüm dünyayı
sarsan ve 35 bin kişinin ölümüne yol açan Karakatoa yanardağının
patlamasından kat kat güçlü olduğu ortaya çıkmıştır ve Vesuvius
yanardağının patlaması da aynı zamana rastlar. Santorini yanardağının
nükleer bombadan bin kez daha güçlü olduğu hesaplanmıştır. Velikovsky’e
göre volkanik Sina dağı da aynı anda patlamıştı. Tevrat’ta, Çıkış’tan
hemen sonra İsrailoğulları Sina’ya yürüyüşü “Tanrı önümüzde gündüz bir
duman sütunu gibi ve gece bir alev sütunu gibiydi” diye tanımlanır.
Volkanik patlamaların gündüz ve gece böyle gözlemlendiği doğrudur.

Son bulgulara göre böyle bir
patlamada Mısır karanlığa boğulur, şimşekler ve dolu yağmuru dehşet
saçar. Yakın bir zamanda Amerika’da görüldüğü gibi volkanik küller Nil
nehrini kırmızıya dönüştürebilir. Nehrin zehirlenmesiyle kurbağalar
karaya çıkar, burada ölerek sinek ve pirelerin çoğalmasına neden olur.
Bunlardan da hastalıklar yayılır ve çıbanlar çıkar. Böylece birçok
canlının ölümü gerçekleşir. Bölgedeki toplu mezarlar bir veba salgınını
doğrulamaktadır. Mısır’ı saran karanlığa Santorini ve diğer
yanardağlardan yükselen duman bulutlardan meydana getirmiş olabilir.
Karakatoa tüm dünyada ısının birkaç derece düşmesiyle birlikte, yıllar
süren böyle bir nispi karartma etkisi yapmıştı.

Peki bu durumda,
Kızıldeniz’in yarılması nasıl izah edilebilir? Velikovksy’e göre
İsrailoğulları daha sığ olan Sazlar denizinden geçmekteyken oluşan bir
deprem suların geri çekilmesine sebep olabilir. Büyük yanardağ
patlamalarının depremleri tetiklediği bilinmektedir.

Velikovsky’nin kabul
edilen Mısır tarih kronolojisinin birkaç yüzyıl ile hatalı olduğu
tarihçi David Rohl ve diğer revizyonist Mısır tarihçileri tarafından
destek görmektedir. David Rohl kitabında yüzlerce sayfalık kanıt
vermektedir. Bunlar, kutsal kitaplardaki olayların tamamen uydurma
olduğu, Musa, Davut ve Süleyman gibi Tevrat’ta söz edilen kralların
hiçbir zaman yaşamadığını iddia eden bazı tarihçilerin tezlerini
çürütmektedir. Velikovsky ve Rohl’a göre bu tarihçiler arkeolojik
bulguları yanlış tarihte aramaktadırlar ve birkaç yüzyıl geri bakılırsa
tüm kanıtların orada olduğu gözlemlenecektir.

Mısır’dan Çıkış’ın yer aldığı dönemdeki felaketler
büyük göçlere de sebep olmuştur denebilir. İsrailoğulları tam bu
dönemden sonradır ki Hyksoslar denilen bir kavmin işgaline
uğramışlardır. Hem Velikovksy, hem de Rohl’a göre bu kavim Çıkış’tan
sonra İsrailoğullarının Mısır yolunda karşılaşıp savaştığı
Amalekliler’di. Mısırlıların Amu dedikleri ve ayrıca “Çoban Kralları”
olarak da bilinen Hyksoslar, hiç karşılık görmeden Mısır’ı ele
geçirdiler. Birkaç yüz yıl sonra işgalden uzak Mısır’ın Güney hanedanı
Hyksosları ülkeden kovabilmişti. Arap tarihçilere göre Mekke civarında
yaşayan Amalekliler kendi ülkelerinde büyük bir felaket sonrası göç
etmişlerdi. Seller bazı kavimleri ortadan kaldırmıştı. Üzerlerine kara
dumanlar çökmüş, karıncalar istila etmişti. Manetho’ya göre Dudimose’un
döneminden hemen sonra Mısır, doğudan gelen bu gaddar ve acımasız kavim
tarafından istila edilmişti. Amalekliler Mısır’da büyük tahribatlarla
halkı esir ettiler. Velikovsky’e göre eski ahit Mezmurlar’da geçen
“[Tanrı Mısırın üzerine...] Üzerlerine kızgın öfkesini, gazap, hışım,
bela ve bir alay kötülük meleği gönderdi” aslında “Üzerlerine kızgın
öfkesini, gazap, hışım, bela ve bir alay çoban kralları gönderdi.”
Kötülük meleklerinin Mezmurlarda yazılışı malakhei-roim, bu aslında
Çoban Kralları, anlamına gelir, doğrusu malakhim-roim olmalı.

Kutsal kitaplar Musa’yı
olağanüstü vasıflarla donatır. O dönemde geçen olayların ve doğal
felaketlerin arkasında doğal nedenler olması kanımca, bir dönüm
noktasında bu felaketleri önceden bilen ve Tanrı’nın gazabı olarak
yorumlayan güçlü, bilge bir liderin şanından bir şey eksiltmez.
Manetho’nun da Mısır’ın o dönemde Tanrı’nın gazabına uğradığını
belirtmesi bunu doğrular.

Velikovsky’nin tezlerini
doğru kabul etmek tarihe bakışımızı değiştirmekle kalmaz, bize bu önemli
mesajı verir: Dünya tarihinde büyük felaketlerin rolü de büyük olmuştur
ve bu olasılık her zaman için geçerliliğini korumaktadır. Velikovksy ve
Rohl’un kitapları bu savı öne sürüyor

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz