GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

DÜNYADAKİ İNSANLARIN HEPSİ TÜRK MÜ ?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 DÜNYADAKİ İNSANLARIN HEPSİ TÜRK MÜ ? Bir Perş. Tem. 15, 2010 12:31 am

CANTAR




Hiç
tufandan önce insanların uygarlığının neye benzediğini öğrenmek ister
miydiniz? Bu artık mümkün. Bu görüntüler ,Türkiye ve Orta Asya'da
kazılarla ortaya çıkmaktadır.

Biz
insanlar tüm uygarlığın atası olarak Sümer, Yunanistan, Mısır ve Çin'i
görmeye yanlış bir şekilde şartlanmışızdır. Ancak şimdi Türkiye ve Orta
Asya'da arkeologlar tufandan on binlerce yıl önce uygarlık izlerini
keşfetmektedirler. İran ve başka yerlerde kazılarda sadece bir değil ama
belki de birkaç "Nuh'un gemisi" olduğunu öğrenmekteyiz.

Bir
zamanlar Yunanlılar ve Türkler tek bir halktı. Ancak, belirsiz bir
tarihte onların yolları ayrıldı. Onlar o zamanlar daha emekleme çağında
olmalarına rağmen birbirlerine gayrimeşru dediler. Binlerce yıldır,
Yunanlılar Türkleri örtbas edip Batı Uygarlığın atalarının kendileri
olduğunu dünyaya ikna edebilmişlerdi. Ancak bu yalanı daha fazla
sürdüremezler.

Yakın zamanda tarih
konusunda bilgili bir Türk hanımla yazıştım ve ona böyle korkunç bir
sahtekârlığın nasıl yürütülebildiği konusunda fikrini sordum. Türkler ve
Yunanlılar hakkında olup bitenleri bilmediğini belirtti, ancak şunları
söyledi "Yunanlılar ve Türklerle ilgili şunları söyleyebilirim. Zeus
Türkçe bir isimdir. Yunan sahtekârlığı artık bir sır değildir ve birçok
araştırmacı, Yunanlı olarak bilinen birçok şeyin Helen öncesi Yunan
olmayan Mısır, Hitit ve Türk uygarlıklarına ait olduğunu anlamaya
başladılar - Bu çok tartışmalı bir konudur. Türkiye'deki Truva kazıları
yürütün Profesör Manfred Korfmann, Avrupa'da yaptığı bir konferansta
Truva ve diğer önemli Anadolu Uygarlıklarının Yunanlı olmadığını
söylediği için büyük tepki görmüştü. Anadolu'nun çok yakın bir tarihte
Yunanlaştığını söyledi. O zamandan önce başka önemli uygarlıklara ev
sahipliği yapıyordu. Maalesef, Prof. Korfmann yakın bir tarihe vefat
etti. Çok şükür, akademik dünyada bu önemli konuyu açmaya vakti oldu.
Önderimiz ****** "Anadolu 7000 yıldır Türk'tü"
demişti ve
Çanakkale'de İngilizleri yendikten sonra Truvalıların intikamını aldık
demişti. Bunu sadece politika sanabilirsiniz ama Petroglifler herkesin
göreceği şekilde ortadadır.

Yahudi
Tarihini yazan Flavius Josephus, eserinin Yunancaya tercüme edilmesini
istemedi. Çünkü o zaman Yunanlıların, Yahudiliği kendilerinin
keşfettiklerini iddia edebileceklerini savundu.

Hıristiyanlığı
ilk kabul edenlerin Türk ulusları olduğu tarihi bir gerçektir. Bunun
sebebi bizden saklanmıştır. Aslında bir Yunanlı olan Roma İmparatoru
Konstantin I, Türklerin neden Hıristiyanlığı bu kadar kolay kabul
ettiklerini öğrenmemizi istemedi. Dolayısıyla, onun etkisiyle dünya
tarihinin en şaşırtıcı gerçeklerinin biri bizden esirgenmişti. Ben
kendim bunu yakın tarihte öğrendim,


<TABLE id=table16
border=0 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=40 align=left>

<TR>
<td></TD></TR>
<TR>
<td
bgColor=#ffffff>
Resim 1 Durupınar Nuh'un Gemisi Ziyaretçi Merkezi - Gemi
Solda

</TD></TR></TABLE>
Belirttiğim
gibi tüm dünya uygarlıklarının ataları ve tüm bilimlerin öncüleri,
Sibirya'dan bugün Modern Türkiye'ye uzanan bölgede bulunan eski Türk
halklarıydı. Onlar Aryan (Ari), Kuru,Turan, Tulan, Danuu veya Tanu (Dan
Kavimleri) ve diğer benzeri isimlerle bilinmektedir. Ayrıca onlara
Pancha Krishtaya (İnsanlığın Beş Irkı) denilirdi.

Dünyanın
eski efsanelerine göre Kuzey Kutbu bugün bildiğimiz ıssız buzullar
değildi. Orada iklim koşulları elverişli ve ılımandı. Topraklar
bereketliydi. Hyberborların, çocukların bile kolayca öğrenebileceği ve
uygulayabileceği basit bilimsel teknolojileri vardı. Oksijen sevileri
günümüzden daha yüksek olduğu için onlar hastalıksız binlerce yıl
yaşayabiliyorlardı. İntihar etmeden kolayca ölemiyorlardı.



<TABLE id=table18
border=0 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=40 align=left>

<TR>
<td></TD></TR>
<TR>
<td
bgColor=#ffffff borderColor=#ffffff>
Resim 2 En Az 12.500
Yıllık Göbekli Tepe Harabeleri

</TD></TR></TABLE>

Onlar iki başlı bir kartal, Krishta (Krişta,
Christ) ve haç (Krsti) olarak simgeledikleri yüce tanrı olarak
taptıkları güneş enerjisini kullanabiliyorlardı. Dinlerini kendi
adlarıyla Krishtaya ve ayrıca "fatih" anlamına gelen Kristihan
(Sanskritçe sözlüğe bakınız). Onların dininin bütün dinlerden önce var
olduğunu bilmek Hıristiyanları şaşırtabilir. Ancak bu bizim şu anda
kadim insan tarihini yeniden yazmamızı mecbur eden tek gerçek değildir.

Kuzey
Kutup bölgelerinin Rus araştırmacısı felsefe doktoru Valery Dyemin,
Yunanlıların efsanelerinde İskitlerin kuzeyinde olduğu anlatılan
Hyperborea'nın ("Kuzey rüzgarı Borea'nın ötesi") gerçekten var olduğunu
savunmaktadır.

Dyemin şöyle demektedir, "Ben
inanıyorum ki o uygarlığın kalıntılarını Avrasya ve Amerika'nın buzul
bölgelerinde, Kuzey Kutbun Arktik deniz ada ve takımadalarında, deniz,
göl ve nehir diplerinde aramalıyız. Rusya, Hyperborea'yla ilintili
olabilecek en fazla mıntıka ve kalıntıya sahiptir. Bazıları şimdiden
araştırmacıların dikkatini çekmiştir, diğerleri keşfedilmeyi bekliyor.
Kola Yarımadası, Vaigach Adası, Karelia, Ural Dağları, Batı Sibirya,
Khakasia, Yaktia ve başka yerlerde aktif keşifler günümüzde devam
etmektedir. Franz Josef bölgesi, Taimyr ve Yamal'da da araştırma
yapmanın olasılığı vardır.








google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad",
google_handleError, google_render_ad);
"Coğrafik terim olarak
'Hyperborea düzlüğü' teknik açıdan kullanılmaktadır. Bilim adamları
düzlüğün deniz dibine neden battığını öğrenmek için dinamiklerini
tartışıyorlar.

"Diğer deyişle, Hyperborea
(Hiperborya) sonuçta deniz dibine inen kalıntıların üzerinde yayılmış
olabilir.

"16ncı asır Flaman haritacı ve
coğrafyacı Gerhardus Mercator, haritalarının birinde Kuzey Kutup
civarında çok büyük bir kıtayı göstermektedir. Bu yer derin nehirlerin
adalara böldüğü bir takımadadır. Tam merkezinde bir dağ bulunmaktadııur
(efsanelere göre Hint Avrupalıların ataları Meru Dağına yakın
yaşıyorlardı). Sormak gerekir, bu yer haritaya nasıl geçti? Ortaçağlarda
Arktik bölgeler hakkında bilgi yoktu. Mercator'un kadim bir haritadan
faydalandığına dair belirtiler var. Bunu 1580 yılında yazdığı bir
mektupta açıklamıştı. O harita Arktik Denizi'nin ortasında bir kıta
gösteriyordu. Bunu da haritasında buzsuz olarak göstermişti. Mercator'un
haritasının kadim haritaya dayandığı gözükmektedir."

[http://english.pravda.ru/science/mysteries/29-11-2006/85697-Paradise-0 ]



Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
Resim 3 Mercator Haritası - Rus Bilim Adamı Kuzey
Kutbunda Cenneti Buluyor (Büyük Resim için
Tıklayınız)


Kutsal
kitabımız, bu Hyperborea cennetine Aden adını veriyor. Ancak Aden Rus
ve Sibirya bozkırlarının esas adından başka bir şey değildir. Maalesef,
onların dünyevi cennetleri yok olacaktı. Büyük bir felaket, belki de
büyük bir göktaşı, meteor veya asteroitin dünyayla çarpışması eksenini
ve/veya yörüngesini değiştirmiştir. Hyperborea buzul bir cehenneme
dönüştü. Hiperborealılar sonra günümüzde Türkiye ve Orta Asya
Cumhuriyetlerinin bulunduğu yerlere kaçtılar. Efsanelere göre onlar
Tannu Tuva (ayrıca Tewa veya Tiwa). Bu Tannu kelimesi ayrıca Sanskritçe
Danu olarak geçer ve fatih anlamına gelir. Onlar ayrıca
kendilerine üstün fatihler anlamına gelen Su-Tannu derler.
Türkçe'de Su ayrıca asker anlamına gelir.

Afganistan,
Pakistan, İran, Irak ve Orta Asya ülkeleri dahil çok geniş bir alanı
kapsıyan
bu Federasyonları sonunda dağıldı.
Belki de bu zamanlarda Yunanlılar Türk kardeşlerine sırtlarını çevirerek
ayrı bir yola gitmeye karar verdiler. Bu dağılan ülkeleri Tacikistan,
Afganistan, Pakistan, Kazakistan, Kurustan (bugünkü Türkiye),
Kırgızistan, Özbekistan ve diğerleri olarak bilmekteyiz. Bunların sonu
"stan" ile bitmektedir. Unutmayalım ki, "stan" ekleminin kökeni
"Su-Tannu"dan gelmektedir.

Daha
sonra Altay bölgesinde büyük bir sel bölgeyi daha da verimsiz duruma
getirdi. Bundan sonra onlar Hindistan'ın içlerine kadar yayıldılar ve
orada mevcut olan yüksek bir uygarlığa kendi bilgeliklerini kattılar.
Hindistan'a girdikten nerdeyse hemen sonra iki bölge arasında karşılıklı
nüfus yerleşmeleri başladı. Dini inançlarını birleştirdiler. Sonuç
olarak Şiva (Shiva), İndra, Kubera (bizim Heber'imiz) ve diğerleri
olarak bildiğimiz Hindu tanrılarının aslında Türk ve Sibirya kökenleri
vardır.

Onlar ayrıca Mısır, Sümer,
Çin ve bildiğimiz tüm diğer kadim uygarlıkları kurdular. Onlar bize
değişik alfabe ve hatta dinlerimizi bile verdiler. Dolaylı veya dolaysız
olarak, onlar İnka, Aztek, Mayaların atalarıydı, Tihuanaco ve Karal
gibi kadim ve yüksek Güney Amerikalı şehirlerinin mimarlarıydılar.




Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
Solda Resim 5 Tihuanaco'nun 20 bin yıllık olduğu iddia
edilir

Sağda Resim 6 Peru Sahilinde Karal'ın Mısır
piramitlerden daha eski

Hindistan'da
bile insanlığın ve tüm uygarlıkların yaratıcı gücüne Ana Tanrıça olarak
tapılır. Onun kutsal mekânı manyetik Kuzey Kutbun merkezindedir.

Kuran'a
göre Âdem (İnsanoğlu için Türkçe ismi) Aden (Sibirya bozkırları) cennet
bahçesinden kovulduktan sonra Siri Lanka veya diğer adıyla Serendip'e
uçarak "Âdem Tepesi"ne indi. Serendip, Sanskritçe Ceren-Dvipa
kelimelerinden türemiştir. Anlaşıldığı gibi Âdem pek de ilkel
sayılmazdı. Onun Siri Lanka'ya bir tür hava gemiyle gittiği
anlaşılmaktadır. Oradan tüm dünyayı dolaştı. Sonunda Arabistan Cidde'de
geride kalan Havva ile tekrar bir araya gelip Orta Asya'ya geri dönmüş.

Hint
efsanelerinde Hyperborea'dan gelen Ana Tanrıça ve Adem'in
Ceren-Dwipa'ya seyahatini açıkladım. Böylece okuyucuların böyle muhteşem
bir cennetin Güney Kutbunda olduğu yanılgısına düşmemeleri gerekir,
çünkü hiçbir eski efsanede bundan söz edilmiyor.

Böylece
Ana Tanrıçanın yaratıcılığı Siri Lanka kadar güneye yayıldı. Ondan
sonra uygarlık tüm dünya etrafında Yengeç ve Oğlak Dönencesi arasında
güneşi takip etti.



Resim 7
Uygarlığın Dünya Etrafında Doğudan Batıya Hareketini
Gösteren Harita


Altay'daki büyük tufandan sonra hayatta kalanlar
Meru ve Si-Yoni (Zion, Siyon) Dağı adında ünlü bir dağa yakın
sığındılar. Ancak farklı kavimler arasında geçimsizlik dünyanın muhtelif
bölgelerine göç etmelerine sebep olmuştu. Günümüzde Hindular Batı
Tibet'te Kailasa Dağına Meru veya Si-Yoni (İnsanlığın kökeni) Dağı
olarak itibar ederler.



Resim 8
Batı Tibet'te Kailasa Dağı

Bazı
araştırmacılar esas Meru Dağının Herat, Afganistan'a yakın bir dağ
olabileceğini veya Altay, Kafkasya veya Tannu-Tuva'da olabileceğini
düşünüyor. Filistin'e (Pala-stan) yerleşenler gibi, bazı kavimler Orta
Asya'daki kadim yurtlarının anısına Kudüs'e yakın iki dağa Zion (Siyon)
ve Moriah (Meru) adını verdiler. Binlerce yıl içinde gerçek soy ve
kökenlerini tamamen unuttular ve Zion ve Moriah'ı varlık ve
ruhaniyetlerinin "kaynağı" olarak görmeye başladılar. Şu anda, gerçek
köken ve geleneklerinin esasında Hindistan ve Orta Asya bozkırlarında
olduğu konusundaki cehaletleriyle birbirlerini öldürmeye çalışıyorlar.

Nasıl
Arapların ve İsraillilerin ataları Filistin ve çevresinde bulunan
dağın, gerçek Meru (Moriah) veya Si-Yoni (Siyon) Dağı olduğuna ikna
olmuşlarsa, aynı şekilde Kuzey ve Güney Amerika Kızılderilileri Altay
tufanın anılarını beraberlerinde götürdüler. Onlar da Ana Tanrıça'nın
kuzeyde olduğu fikriyle geldiler. Yüzyıllar sonra Amerika Birleşik
Devletlerinin güneybatısını Ana Tanrıçanın kuzeydeki mekânı sanmaya
başladılar. Bundan dolayı birçok Meksikalı eylemciler Kızılderili
atalarından edindikleri efsanelerden hareket ederek A.B.D.'nin
atalarından miras kalan kutsal yurtları olduğu iddiasında bulunmakta.
"Ana Tanrıçalarının" mekânının Kuzey Kutbunda olduğu konusundan haberdar
değillerdir. Benim onlara önerim şudur, "Cehaletinizle cimri
davranınız, onu savurmayınız."

Eğer
anlattıklarım doğruysa, tüm insanların Orta Asya'yı terk ederek dünyanın
diğer yerlerine göç ettiklerini nasıl kanıtlayabilirsiniz? Bunu şimdiye
kadar neden anlamadık? Bu sorulara tatmin edici bir yanıt veremem,
ancak kökenimizin kanıtları çok bariz olarak ortada. Herhangi birinin bu
konuda tereddüt veya şüphe duyması beni şaşırtır. Örneğin,
Avrupalıların çoğunun kökeni günümüzün Gürcistan olan Colchis
(Kolhis/Abhazya) - iberya ve günümüzün Albanya'sı olan Aeria. Gürcistan
binlerce yıldır uygar bir devletti. Uygarlığı büyük Tufandan çok önce
yaygındı. Hatta M.Ö. 300 yıl önce bile mevcut olan okunması basit bir
alfabesi de vardı. Aşağıdaki tablet M.Ö. 5nci yıla aittir ve
Gürcistan'ın ilk yazılı kitabı sayılmaktadır. Tabletin ortasındaki haç
figürü dikkat çekici.



Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
Resim 9 Gürcistan'ın ilk Kitabı







Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız


Gürcü İberler (Kelt, Got,
Vizigot, Ostrogot, Alan, Albanlar/Arnavutlar vs.) Batı Avrupa'ya göç
ettiler. Yeni yurtlarına İberya (günümüzün İspanyası) adını verdiler.
Aynı adı İtalya'ya da verdiler. Ondan sonra İngiltere'ye (Anguli),
İskoçya'ya (Skota veya İskitya), İrlanda'nın bir bölgesine (Hibernia)
göç ettiler vs.

Kadim İngiltere'nin birkaç
adı vardır. Bunlardan biri Albion idi. Bu kelimenin kaynağı "Alban"dir.
Albanya!nın diğer adı Aeria, İrlanda (ire - land) oldu. Ayrıca,
Tannu-Tuva halklarının adını Avrupa'da Danimarka ve Tuna nehrinde
görüyoruz.

Bizim Amerikan
Kızılderililerin bile, geldikleri yer önemli ölçüde küçülen Tannu-Tuva,
Altay ve Kafkasya'sındandır. Rus bilim adamları onların DNA'larının
bizim Amerikan Kızılderililerinin DNA'sına uyduğunu tespit etmişlerdir.
Ancak bunu kanıtlamak için DNA'ya gerçekten ihtiyacımız var mı?



KENDİNİZ KARAR VERİNİZ
Aşağıdaki Türk mekanlarını Amerikan Kızılderili
mekanlarıyla karşılaştırınız. Navajo çadırlarının (hogan - yurt)
deriden yapılmadığı dikkatinizi çekmiş olabilir. Bunun sebebi esas
Navajo göçmenlerinin hayvancılıkları yoktu.





Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
Resim 11, 12, 13


Aşağıdaki
Kızılderili Tuva ve Altay Şamanlarının resimlerine dikkatli bakınız.
Benziyorlar mı?




Resim 14,
15, 16

Tannu-Tuvas,
Tevas ve Tivas ile Amerikan'ın Güneybatısında Tewa, Tiwa ve Towa
köyleriyle Taoan kızılderili kavmin bu kadar benzer olması dikkate değer
bir vakadır. Bu bir tesadüf olabilir mi?



Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız
Resim 17


Mabet çatılarını tutan Meksikalı putlara Atlantes
denilirdi. Yukarıdaki resimde Tula, Hidalgo harabelerinde duran
Atlanteslere dikkat ediniz. Bazıları bunların uzaylıları temsil ettiğini
iddia eder. Eğer bu doğruysa, neden bunlar Rusya'da Sibirya'nın Tula
bölgesindeki Şamanlar gibi giyinmişler?

Biz
insanlar, gözümüzün önündeki kanıtlı gerçekleri tanımakta bu kadar uzun
neden bekledik? Kafamızdaki örümcek ağları kaldırmamızı ve kim
olduğumuzu ve nereden geldiğimizi hatırlamamızı bizden isteyen doğanın
arkasında bir güç mü var? Bizim dünyaya ve hemcinslerimize fayda veya
zarar vermek için neler yaptığımızı mı değerlendiriyor? Kendimizi
geliştirmemiz mi gerekiyor, yoksa dünyayı daha iyi yapmaya gücümüz mü
yetmiyor?

A.B.D.'nin New Meksika
eyaletinde bulunan ünlü bir Kızılderili Membreno-Apaçi reisi, bana
insanoğlunun geçmişi ile yüzleşmesi gerektiği ilahi takdirle tayin
edilmiş bir süreye girdiğini söyledi. Bu evrende seyahatimizde
durakladığımız bir süredir. O bunu şöyle tarif etti, "Geçmiş şimdidir."

Bu geçmişe endeksli şimdiye
bir de bir gelecek eklenmesini ister miyiz? Bundan sonra ciddi
düşünmemiz gerekir. Daha önce dünyaya sular bastı. Kehanetlere göre bir
sonraki felakette dünyayı ateş sarabilir.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz