GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
    En son konular
    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

    » 14-mart-2015
    C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

    » KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
    Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

    » sümbül...
    Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

    » deneme
    C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

    » kaya işaretler
    Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

    » taştan daire ve dörtgen
    C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

    Kimler hatta?
    Toplam 8 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 8 Misafir

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
    RSS akısı

    Yahoo! 
    MSN 
    AOL 
    Netvibes 
    Bloglines 



    Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

    GNOSİS

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    1 GNOSİS Bir Perş. Tem. 15, 2010 12:24 am

    CANTAR




    İskenderiye’li Clement

    Gnosis”,
    Yunanca'da “Bilgi” anlamına gelen bir sözcüktür; insanın tinsel
    kurtuluşunu sağlayan bir bilinçlenme tarzıdır. İlk Hıristiyan
    düşünürlerinden biri olan İskenderiye’li Clement, Gnosis’i “Tanrı
    Bilgisi
    ” olarak tanımlamış ve tüm olgun Hıristiyanları birer Gnostik
    olarak kabul etmiştir. Ne var ki, Clement’dan sonraki yıllarda
    Hıristiyan Kilisesi, Gnosis’i İsa’nın öğretilerinden bir sapma olarak
    değerlendirmiştir. Unutulmamalıdır ki Gnostizm, Hıristiyanlığın ilk
    dönemlerinde Akdeniz ve çevresinde oldukça yaygındı.



    Valentinus’çu Gnostikler, Gnosis’i iki biçimde
    tanımlarlar. İlki, Gnosis’in bir “öz-bilgilenme” (self-knowledge)
    yani insanın kendini tanıması olduğunu, ancak aynı zamanda da “insanın
    içindeki ruhun tövbesi ve kurtuluşu
    ” anlamına geldiğini söylerler.
    Sonuç olarak Gnostikler, insanın kendisini tanımasının doğrudan kişinin
    kurtuluşunu ve günahlarından arınmasını sağladığını düşünürler. Ortodoks
    Hıristiyanlar ise, bu biçimde tanımlanan Gnosis’in Tanrı’ya iman etme
    yolunda sapkın bir inanç olduğunu ve kurtuluşu yalnızca kendini bilmenin
    sağlayamayacağını ileri sürerler.











    Çeşitli Gnostik tarikatlar, Gnosis’in içeriğini farklı
    biçimlerde belirlerler, ancak tümü insanın doğrudan kendini
    keşfetmesinin tanrısal olduğunu, zira Gnosis’in “kendini bilmek,
    Tanrı’yı bilmektir
    ” tanımına odaklandığını ileri sürerler. Ortodoks
    Hıristiyanlar için bu görüş sapkındır, zira insanın kendisi de Tanrı'ın
    yaratımının parçalarından biridir ve bu nedenle, doğrudan Yaratıcı ile
    eş tutulamaz. Gnostik kitaplardan biri olan Philip İncili’nde,
    Gnosis’e ulaşan kişinin “artık bir Hıristiyan değil, bir İsa olduğu
    yazılıdır. Elbette bu görüş de, İsa’nın tek ve benzersiz olduğuna
    inanan Ortodoks Hıristiyan öğretisine karşıttır. Tüm bunlara ek olarak
    Gnostikler, kendini İsa ile bir tutan kişilerden bekleneceği gibi,
    Hıristiyan Kilisesinin piskoposların yetkesi altında örgütlenme çabasına
    da özellikle karşı çıkmışlardır.


    Gnosis’i deneysel düzeye çıkarabilmek amacıyla Gnostik
    okullar, ritüel ve meditasyon benzeri bir çok pratik uygulamaları da
    kullanmıştır. Tinsel özgürleşmeye yalnızca insanın kendini tanıması ile
    varılabileceği düşüncesi, Ortodoks Hıristiyanlık için sapkın olmakla
    birlikte, Budizm için esastır. Budistler, insanın çektiği acıların kendi
    gerçek doğasını bilmemesinden kaynaklandığına inanırlar. Bu açıklama,
    Gnosis’in Hindistan’dan Batı’ya İ.S. I. yüzyılda Budist rahipler
    tarafından getirilmiş olabileceği olasılığını çağrıştırabilir, ancak bu
    görüşü destekleyecek hiç bir tarihsel kanıt yoktur. Bir çok ezoterik
    inanç sistemi, insanın öz varlığının tanrısal olduğunu vurgulamıştır.
    Gnostik akım, tüm dünyadaki manevi düşünce sistemleri üzerinde büyük
    etki yaratmıştır.


    Gnosis, insanın Tanrı’yı, O’nun gizlerini ve yaratılışın
    gizemlerini tanıması arzusundan doğar. Gnostikler, önce kutsal metinler
    ile, mensup bulundukları dinlerin kutsal kitapları ile işe başlarlar ve
    ezoterik bir anlam ya da gizli bir mesaj içerip içermediklerini
    anlayabilmek için bu metinler üzerinde şifre çözercesine çabalarlar.
    Gnostisizm bir tür “Hermetizm”dir ve Gnostikler, dinsel anlatım
    ve yazıların, ilk bakışta görüldüğünden daha derinlerde, tümcelerin,
    sözcüklerin ve metin yapısının içine gizlenmiş anlamlar içerdiklerine
    inanırlar.


    Gnostikler,
    kökleri” ve “gizleri” ele geçirebilmek için maddenin
    özüne ulaşmayı hedeflerler. Bu onların kötülük ile yüz yüze gelmelerini
    sağlar. Gnostikler, kendilerinde ve dünyada rastladıkları kötülük ile
    mücadele ederler. Kendini tanımak yolundaki yanılgıların giderilmesi,
    evreni tanımaktaki yanılgıların silinmesine de yol açar. Yobaz ya da
    sofu değillerdir; onlar, görünmez olsa bile, her zaman varolan ışığı
    aramaktadırlar. Kendilerini Tanrı ile eşdeğer tuttukları ileri sürülürse
    de, bu doğru değildir; Gnostikler yalnızca kendi içlerinde bulunduğuna
    inandıkları tanrısallığı aramaktadırlar. İnsanoğlunun kendini
    gerçekleştirmek adına, Tanrı’nın zaferine destek olması gerektiğini öne
    sürerler. Tanrı’nın gizemini aydınlatmanın değil, kendilerini
    aydınlatmanın çarelerini ararlar. Bu aydınlanma yalnızca entellektüel
    düzeyde kalmayıp, aynı zamanda aydınlanarak kutsallaşan kişinin bedenine
    de odaklanmıştır.


    Bir
    tür gizemci varoluşçuluk olarak, Gnostizm özgürlüğün anasıdır ve
    yaratıcı tanrısallığın destekçisi olduğunu açıkça ortaya koyar. İnsan,
    kötülükten kurtulmak uğruna, yanılgılarının üstesinden gelmelidir.
    Özetle insanoğlu kendi varlığının, kendi gururunun ve sürekliliğinin
    sorumlusu olsa da, kötülüğün kaynağı değildir. Gnostizm, Hermetizmin
    felsefi temelini oluşturur; Evrenin gizlerinin ardındaki arayışın bir
    parçasıdır; mitlerle zenginleşmiş, simgeler sayesinde gelişmiştir; Sevgi
    ve umutsuzluk arasında bir sarkaç gibi gidip gelmektedir. Gnostik
    kendinin “Tanrı’nın oğlu” olmasını arzular; oysa simyacı “kendi
    yapıtının oğlu
    ” olmayı istemekte ve herşeyi kendine
    sahiplenmektedir. İnisiyasyon, varoluşun bireysel bir biçimidir ve
    Gnostizm, inisiyasyonun kollektif olarak ortaya konuluşudur zira
    Gnostik, gizemci inananlar topluluğunun bir alt grubuna üyedir.

    From Darkness to
    Light - Deville


    Genellikle Gnostizm’in kökeninin, Yahudiliğin bazı
    etkilerini taşıyan bir tür Pagan’lık olduğuna inanılır. Gnostizm, önce
    Babil’de ortaya çıkmış, oradan Küçük Asya ve Suriye’ye yayılmıştır. İlk
    Gnostik kitapların İsa’dan hemen önceki yıllarda yazılmış olduğu
    sanılmaktadır. Bu durum, bazı uzmanların Hıristiyanlığı Gnostizmin bir
    kolu olarak değerlendirmelerine yol açmıştır. Bu kişiler İsa’nın bir “Essene”
    olduğunu, Esseneler’in de Gnostik olduklarını ileri sürerler. Onlara
    göre, İncil dünyanın yaratılışını ve gelecek olan kıyameti anlatan
    şifreli bir metindir. “Maniciler” gibi Gnostikler de iyi ve
    kötünün sürekli bir çekişme içinde olduğuna ve “Adalet Egemeni
    figürünün tıpkı İsa gibi, yanılsamalı bir bedende yaşayan bir ruh
    olduğuna inanırlar. İnsanın özdeksel ve tinsel tarihini yansıtan
    Gnostizm, diğer tüm dinsel inançlarla aynı eski kökenleri
    paylaşmaktadır.


    Gnosis’in
    aranışının başlangıcında adaylar, müthiş bir umutsuzluk duygusu ve aynı
    zamanda güçlü bir sevgi patlaması içine çekilirler. Gnostizmde
    inisiyasyon, iyiliğe yönelmek değil, varolan kötülüğün iyiliğe
    dönüştürülmesini, koyu umutsuzluktan dayanışmaya geçişi işlemektedir.



    Gnostikler,
    politikacılarla dünyevi iktidarı paylaşmaya da karşı çıkarlar, böyle bir
    uzlaşmayı da bir tür kötülük olarak değerlendirilerdi.


    Gerçeğin düşler de varolduğuna, bilinmezlerin mitler
    tarafından aktarıldığına inanırlardı. Bu düşünce tarzı sonucunda,
    gizemcinin kendini tanıyabilmesi karşısındaki engeller Şeytan’ın ta
    kendisi olarak görülürdü. Meryem gizemcinin eldeğmemişliğini, Havva
    dişiliğini ve çarmıha gerilme ise sadomazoşizmini simgelemekteydi. Ruh
    cenneten düşmüş ve madde içinda tutsak kalmıştır; Gnostikler, böylece
    maddeyi de bir ölçüde kutsallaştırıp, görünen evreni görünmeyen evrene
    bağımlı olarak algılamışlardı. Gnostiklerin gerçeği arayışı, ruhun
    düşüşünün sorumluluğunu üstlenmek ve kurtuluşunu hazırlamaktı.


    Son yüzyılda Gnostiklere ait bir çok elyazması
    bulunmuştur; bunlar arasında özellikle Kumran’da bulunan “Ölü Deniz
    Yazıtları
    ” ve Mısır’da Nag Hammadi’de bulunan “Gnostik İnciller
    önemlidir. Bazı araştırmacılar Tampliye Şövalyeleri'nin de kimi
    elyazmalarını Kudüs’te bulduklarını ve bunları kendileri için
    sakladıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu araştırmacılar, çağdaş Masonluğu
    da gnostik olarak nitelendirirler ancak böyle bir nitelendirmenin nedeni
    pek açık değildir.







    Günümüzde “Gnostik” sözcüğü (Yunanca’da “tinsel
    ya da tanrısal Bilgi
    ” anlamına gelen “Gnosis” sözcüğünden
    türemiştir), Hıristiyan Kilisesi tarafından eskiden sapkın olarak
    değerlendirilen ve diğer dinsel akımların etkisini taşıdıkları ileri
    sürülerek Hıristiyan inancına aykırı bulunan belgeler için
    kullanılmaktadır. Bu yargı pek doğru sayılamaz zira Hıristiyan Gnostik
    belgeleri, İran ve Hindistan kökenli gnostik yaklaşımları da içerdiği
    gibi geleneksel Yahudi kaynaklarının da etkisini taşımaktadır. Kimi
    belgeler ise doğrudan İsa’ya atfedilen felsefi mesajlardan oluşmaktadır.
    Gnostikler için, kendini tanımak, doğayı sevmek ve doğal bilimlere
    saygı duymak Tanrı’ya giden doğru yolu oluştururdu. Bu nedenle
    Hıristiyan Gnostikler, İsa’yı bir tanrı olarak değil, Tanrı’ya ulaşan
    yolu gösteren bir insan olarak kabul ederlerdi.


    Gnostik İnciller”, Hıristiyanların kutsal kitabı
    olan “Yeni Ahit” ile yaklaşık aynı dönemde yazılmışlardır. Ancak
    çağdaş kamuoyu Nag Hammadi’de bulunan elli iki papirüsün çevrimi ve
    basımı sonucunda bunları son yıllarda tanımak fırsatını bulabilmiştir.
    Bu elyazmalarının çoğu İ.S. 350-400 yıllarından kalmadır ancak aslında
    bu papirüslerin üçyüz yıl önce yazılanların kopyaları oldukları ortaya
    çıkarılmıştır.


    Bu
    elyazmalarının arasında en eskisi olduğu sanılan ve Zürih’teki “YoungVakfı”ndan
    Profesör Quispel tarafından satın alınan “Thomas’ın İncili” de
    vardır. Diğerleri Kahire’deki “Kıpti Müzesi”nin malıdır.


    Nag Hammadi yazmalarının yaklaşık 1.600 yıl önce
    gelişmekte olan Katolik Kilisesi’nin sapkın olarak gördüğü Gnostikler
    üzerinde yaptığı baskılar sonucunda, toprağa gömüldükleri sanılmaktadır.
    O dönemde, Hıristiyanlığın en büyük rakibi Gnostikler idi. Kilise
    kendini koruyabilmek amacıyla bu sapkın akımı yasaklamış ve Gnostik
    metinleri yok etmiştir.

    En İçteki Sakin -
    Watts


    Gnostikler ile Ortodoks Hıristiyanlar, İsa’nın “Diriliş”ini
    (Resurrection) iki farklı ve karşıt biçimde yorumlarlar. “Philip’in
    İncili
    ”ne göre Gnostikler, insanın varoluşunu aslında ruhun
    tutsaklığı biçiminde görürler ve dirilişi ise gerçeği açıklayan bir
    aydınlanma anı olarak değerlendirirler. Böyle bir diriliş kavramı,
    Masonluğun üçüncü derecesindeki törene oldukça benzemektedir.


    Ortodoks görüşe göre ise Diriliş, Havariler’in
    tanık oldukları biçimde, İsa’nın bedeninin göğe yükselmesi ile
    tamamlanmıştır. Bunun sonucu olarak Kilise’nin önderliği Havariler’e ve
    onların izleyicilerine verilen bir ayrıcalık olmalıdır. Günümüzde bile,
    Papa’nın yetkisi Havariler’in önderi olan Aziz Petrus’tan
    kaynaklanmaktadır. İsa’nın dirilişini bir gerçek olarak kabul etmekle
    Kilise, dinsel yetkeyi kendinde tutma hakkını bulmaktadır, zira daha
    sonradan bir başka kişi İsa’ya doğrudan ulaşma ayrıcalığına sahip
    olamayacak ve benzer bir iktidarı eline geçiremeyecektir.


    Gnostikler, diriliş hakkındaki bu Hıristiyan yaklaşımını
    Çılgınların İmanı” olarak adlandırırlar, zira böylesi bir
    bedensel dirilişe inananlar, tinsel bir gerçek ile fiziksel bir olayı
    birbirine karıştırmaktadırlar. Gnostikler, kendilerine özgü ayrı bir
    Havari geleneğine sahip olduklarını ileri sürerek Kilise’nin iktidarına
    ve otoritesine karşı çıkarlar.
    Hıristiyan Gnostikler arasında İsa’nın
    dirilişini, tıpkı Masonluktaki üçüncü derece ritüelinde olduğu gibi,
    yalnızca tinsel bir yeniden doğuş olarak değerlendirenler de vardır.
    Bunun dışında, Masonluk ile Gnostikler arasında doğrudan bağlantının bir
    çok farklı örneğinin bulunduğu ileri sürülmektedir.

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    2 GNOSİS Bir Perş. Tem. 15, 2010 12:25 am

    CANTAR




    Gnostisizm “bilgi ile kurtuluş
    öğretisidir. Gnosis sözcüğünün etimolojisine dayanan bu tanım, oldukça
    tutarlı olmasına karşın, Gnostik düşünce dizgelerinin çeşitli
    özellikleri arasından yalnızca tek bir tanesini dikkate almaktadır. Ne
    var ki ele alınan bu özellik, Gnostisizm’in en temel niteliklerindendir.
    Yahudilik, Hıristiyanlık ve neredeyse tüm pagan inanç dizgeleri, ruhun
    kurtuluşunun Yüce Tanrısal Güç’e akıl ve irade ile boyun eğmekle, yani
    iman ve ibadet ile sağlanacağını öngörmüşlerdir. Oysa Gnostisizm’in
    dikkat çekici farklılığı, ruhun kurtuluşunun evren gizemlerinin
    bilgisine "sezgi" ile ulaşmakla ve bu bilgiyi açıklayan büyülü
    formülleri öğrenmekle sağlanacağını varsaymasıdır. Gnostikler “bilen
    kişiler”dir ve bilgileri onları tüm varlıklar arasında üstün
    kılmakta, bilgisizlere oranla geçmiş ve gelecekte temelden farklı bir
    statü sahibi olmalarını sağlamaktadır.


    Gnostisizm aslında kolektif bir nitelendirmedir ve
    öğretileri birbirinden oldukça farklı olabilen çok sayıdaki “idealist-kamutanrıcı
    mezhep ve tarikatleri topluca belirtmek için kullanılmıştır. Bu
    gruplar, İsa’dan önceki dönemlerden yaklaşık V. yüzyıla kadar etkin
    olmuşlardı. Dönemin bellibaşlı dinlerinin, özellikle Hıristiyanlığın,
    söylem ve ilkelerini kendilerine uyarlamışlardı. Maddeyi tinin bozulmuş
    biçimi ve tüm evreni Tanrı’nın niteliksizleşmesi olarak görürlerdi. Her
    varlığın temel amacının maddenin kabalığından sıyrılmak ve Yaratıcı
    Tin’e geri dönmek olduğunu öğretirlerdi. Bu geri dönüşün Tanrı
    tarafından gönderilen bir "Kurtarıcı" sayesinde başlayacağını ve
    kolaylaşacağını ileri sürerlerdi.


    Bu tanımlar ne denli yetersiz olsalar da, Gnostik
    akımların çeşitliliği, belirsizliği ve karmaşıklığı daha anlamlı ve
    tatmin edici bir tanım getirmeye izin vermemektedir. Üstelik bir çok
    araştırmacı, Gnostik akımlara genel bir tanım getirme çabasını boşa
    harcanacak emek olarak görmektedirler.




    Köken



    Gnostisizm’in kökenleri üzerinde uzun süredir
    tartışılmakta ve araştırmalar hala sürmektedir. Konu derinlemesine
    araştırıldıkça, Gnostisizmin kökenleri geçmişte daha gerilere
    gitmektedir. Önceleri Hıristiyanlığın bözulmuş bir türü olarak
    değerlendirilmesine karşın, günümüzde Gnostik akımların ilk izlerinin
    İsa’dan önceki yüzyıllarda olduğu kanıtlanmıştır. Hindistan dinleri ile
    bağlantısı kanıtlanmaya çalışılmış, anavatanı olarak Suriye ve Finike
    belirtilmiş, Mazdeizm ile ilişkileri araştırılmış, Platon felsefesi ve
    Helen Gizem Dinlerinin etkisinde olduğu ileri sürülmüştür. Hıristiyan
    inançlarının Helenleştirilmesi biçiminde de tanımlanmıştır.


    Son yüzyıllarda araştırmacılar Gnostisizmin,
    Hıristiyanlık öncesi Doğu kökenleri üzerinde yoğunlaşmışlardır.
    Berlin’de 1882’de yapılan Beşinci Oryantalistler Kongresi’nde Kessler,
    Gnostisizm ile Babil dini arasındaki bağlantıya dikkat çekmiştir. Ancak
    burada sözü edilen özgün Babil dini olmayıp, Cyrus’un fethinden sonra
    ortaya çıkan senkretik Babil inançlarıdır. Benzer yaklaşımlar Manicilik
    için de ileri sürülmüştür. 1889 Yılında Brandt’ın “Manden Dini” (Mandiaische
    Religion
    ) adlı kitabı yayınlanmıştır. Manden dini öylesine şaşmaz
    bir biçimde Gnostik nitelikler göstermektedir ki, artık Gnostisizm’in
    Hıristiyanlık’tan önce ve bağımsız olarak varolduğuna kuşku kalmamıştır.
    1897 Yılında Wilhelm Anz, Gnostik kuramlar ile Babilonya Astrolojisi
    arasındaki benzerlikleri vurgulamıştır. Diğer taraftan Friedlander 1898
    yılında Gnostisizm’in köklerini Hıristiyanlık öncesi Yahudilik’te
    aramıştır. Bir çok araştırmacı Gnostik öğretilerin kaynağının Helen
    dünyasında, özellikle İskenderiye’de bulunduğunu ileri sürmüştür. Joel,
    tüm Gnostik düşüncelerin tohumunun Platon’da bulunduğunu kanıtlamaya
    kalkışmıştır. Bu yaklaşım bir abartı olarak görülse de, Gnostisizmin
    doğuşunda ve özellikle gelişmesinde Helen etkilerinin varlığı
    reddedilemez. Hermetik literatürde Gnostisizm’e fazlasıyla yakın düşen
    özellikler vardır. Bu bakımdan Gnostisizm’in kökenlerinin eski Mısır’da
    olduğu da sıkça savunulmuştur. Plotinus’un felsefesi ile Gnostisizm
    arasındaki bağlantı ise 1902 yılında Schmitd tarafından ortaya
    atılmıştır. Elde bulunan Gnostik metinlerin hemen tümünün Kıpti kaynaklı
    olması, İskenderiye’li Plotinus’un düşüncelerinin en azından Hıristiyan
    Gnostisizm’inin gelişmesine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Öte
    yandan Helen Gizem Dinleri ile ezoterik Gnostisizm arasında da bir çok
    benzerlikler vardır. Ancak Helen Gizem Dinlerinin ne ölçüde doğrudan
    Helen düşüncesinin ürünü olduklarını da bilmemiz bugün için olası
    değildir.


    Gnostisizm’in
    kökenleri hala koyu karanlıkta bulunmasına karşın, bir çok
    araştırmacının birleşik çabaları bu sorunu öylesine aydınlatabilmiştir
    ki, artık şu kesinlik taşımayan sonucu sunabilmek olasıdır: ilk bakışta
    Gnostisizm, ilkçağdaki tüm dinsel dizgelerin özensiz bir bileşimi gibi
    görünse de, gerçekte derinlerde oluşmuş ve Gnostisizm’in yaşayıp
    gelişmesi için gerekli olan temel bir ilkeye dayanmıştır; bu ilke,
    felsefi ve dinsel kötümserliktir. Aslında Gnostikler kendi terimler
    dizgelerini hemen tümüyle varolan dinlerden aktarmışlar, ancak bunu bir
    yandan varoluşun özdeki kötülüğü hakkındaki düşüncelerini açıklayabilmek
    için, diğer yandan insanüstü bir Kurtarıcı ve büyülü sözler sayesinde
    bu kötülükten sıyrılmayı öngören amaçları için kullanmışlardır. Diğer
    dinlerden ödünç aldıkları ne olursa olsun, söz konusu edilen kötümserlik
    kesinlikle kendilerine özgüdür.


    Bu kötümserlik, bu evrendeki tüm
    güzellikleri ve soyluluğu saygı ile dile getiren neşeli Helen
    düşüncesinden kaynaklanmamıştır; ne de öte dünyadaki yargı ve
    cezalandırmalar için öngördükleri ayrıntılı spekülasyonların gündelik
    yaşamlarını gölgelemesine izin vermeyen ve evrenin Thoth’un öncü
    bilgeliği altında yaratılıp geliştiğini varsayan Mısır düşüncesi
    değildir bu kötümserliği aktaran. Diğer taraftan Gnostisizm’in
    kötümserliğinin kökeni, Ahura Mazda’nın saltık üstünlüğünü vurgulayan ve
    evrenin yaratılışında Ahriman’a ancak ikincil bir pay tanıyan İran
    düşüncesi de olamaz; basit ve en saf anlamıyla Kamutanrıcılığı yaşayan
    ve evreni Tanrı ile çelişkili olarak değerlendirmekten uzak olan Brahma
    düşüncesi hiç olamaz. Son olarak, Sami inançları da değildir
    kötümserliğin kökenini içeren, zira Sami dinleri ölümden sonra ruhun
    kaderi hakkında fazlasıyla suskundurlar ve Baal, Marduk, Assur ya da
    Haddad tapımlarında uzun ve mutlu yaşamanın pratik bilgeliğini sunarlar.



    Tüm evreni bir bozulma ve
    bir yıkım olarak değerlendiren bu su katılmamış kötümserlik, bedenden
    kurtulmaya hummalı biçimde can atan ve varoluşun lanetli büyüsünü
    bozacak gizemli sözcükleri öğrenmek için delice bir umut besleyen
    Gnostik düşüncenin temeli olmuştur. Gnostisizm, olsa olsa Budizm ile
    aynı verimli toprakta yeşermiş olabilir; ancak Budizm etik temellidir ve
    tüm arzuların söndürülmesi ile amacına ulaşmaya çabalar. Gnostisizm,
    sahte bir entellektüellik içerir ve özellikle sezgisel bilgiye güven
    duyar.












    İ.Ö. 539 yılında Cyrus Babilonya’yı fethettiği zaman iki
    büyük düşünce dünyası birbiriyle karşılaştı ve İran inançları ile
    Babil’in eski uygarlığının bileşiminden dinsel senkretizm ilk kez ortaya
    çıktı. İyi ile kötü arasında süregiden büyük mücadele düşüncesi İran
    Düalizminin ve Mazdeizmin ana fikriydi. Bu temel inanç ile ruhlar,
    cinler, melekler ve “Deva”lar gibi aracı varlıkları canlandıran
    imgelem, Sami inançlarında öteden beri yerleşik olan iyimserliği
    zedeledi. Diğer taraftan astrolojiye olan sarsılmaz güven duygusu,
    gezegenler sisteminin dünya olayları üzerinde kaderci bir etkisinin
    olduğuna olan inanç Kalde yöresinde varlığını inatla sürdürdü. Kutsal “Hebdomad
    diye de adlandırılan yedi gezegenin – Ay, Merkür, Venüs, Mars, Güneş,
    Jüpiter ve Satürn – ihtişamı, Babilonya’nın basamaklı kuleleri ile
    binlerce yıl boyunca simgelendi ve değerini hiç yitirmedi. Gezegenlere
    tapınma sona erdi, ancak yine de gezegenler, “Archontes” ve “Dynameis
    biçimlerine bürünerek, insanoğlunun çekindiği karşı konulmaz güçleri
    temsil etmeyi sürdürdüler. Uygulamada tanrısal niteliklerini yitirip,
    “Deva”lar ya da kötü cinler haline dönüştüler. Fethedenlerin inançları
    ile fethedilenlerin inançları arasında bir uzlaşma doğdu: Babilonya’nın
    yıldız inançları doğruydu, ancak yıldızların ötesinde “Ogdoad”ın
    sonsuz ışığı parlamakta ve her ruh bu tek iyi Tanrı’ya ulaşabilmek için “Hebdomad”ın
    rakip etkilerinden sıyrılmak zorunda kalmaktaydı. Ruhun, gezegen
    kürelerini aşarak yukarılardaki cennete doğru yükselmesi, rakip kötü
    güçlere karşı verilen bir savaşım olarak değerlendirildi ve
    Gnostisizm’in ilk ve önde gelen düşüncesi biçimine dönüştü.


    Gnostisizm erken dönemlerde Yahudilik ile karşılaştı.
    Fırat vadisinde bulunan güçlü, iyi örgütlenmiş ve yüksek kültür sahibi
    Yahudi topluluklarının varlığı düşünülürse, Yahudilik ile Gnostisizm’in
    bu erken ilişkisi pek doğal kabul edilmelidir. Belki de Gnostisizm’in
    “Kurtarıcı” (Redeemer) düşüncesi Yahudiliğin “Mesih
    düşüncesinden etkilenmiş olabilir. Ne var ki, Gnostiklerin “Kurtarıcı”sı
    Yahudilerin “Mesih”inden çok daha fazla insanüstü nitelikler taşıyordu.
    Gnostik “Soter”, iyi Tanrı’nın, bir “Işık-Kral”ın, bir “Aion”un
    doğrudan belirmesi ya da görünmesi idi.


    Gnostisizm, yeni doğmuş Hıristiyanlık ile
    karşılaştığında, hızla bu yeni inancın biçimlerini kendine uyarlamaya,
    terimlerini aktarmaya başladı. İsa’yı evrenin “Kurtarıcı”sı olarak
    benimsedi; Hıristiyanlığın dinsel törenlerini uyguladı ve kendini İsa
    inancının ezoterik bir açıklaması olarak gösterdi. Hıristiyanlık
    geliştikçe, Gnostisizm de gelişmesini sürdürdü; kendini Hıristiyanlığın
    tek ve gerçek biçimi olarak nitelendirdi. Ne var ki Gnostisizm’in
    ezoterik yapısı onu bir seçkinler inancı biçimine sokmakta, geniş halk
    yığınlarına yayılamasını engellemekteydi. Gnostisizmi anlayamayan ve
    benimseyemeyen kitleler Hıristiyanlığın daha hızlı yayılmasını ve
    güçlenmesini sağladılar.
    Helenleşmiş İskenderiye’de Gnostisizm, Babil ve
    Yahudiler’den aldığı Sami terimlerini terketti, “Emanaton” ve “Syzygies
    gibi Yunanca terimlerle doldu, giderek Neo-Platoncu düşünceleri
    içeriğine aldı. Eski Mısır dini ise Gnostisizmi inanç ve ilkeler
    bakımından çok, tören ve ibadet biçimleri gibi dinsel uygulamalar
    bakımından etkiledi.

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    Similar topics

    -

    » GNOSİS

    Bu forumun müsaadesi var:
    Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz