GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

TAŞ DEVRİ MAGARA İNSANI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 TAŞ DEVRİ MAGARA İNSANI Bir Çarş. Tem. 14, 2010 11:58 pm

CANTAR




Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız






Enlarge
this imageSayfayı
küçültmek Gercek
boyutunu görmek için buraya tıklayınız








TAŞCI NIN SON HALİ SANKİ ONA DOKUNMUYACAĞIMI
MI SANDI.......






İlk İnsanın Yaşam Biçimi




insanın yaşayışı değiştikçe evi de
değişiyordu. Evlerin tarihi yazılsaydı mağaradan başlamak gerekirdi.
Doğa yapısı olan bu evi, insan hazır olarak bulmuştu.


Doğa,
kötü bir mimardır. Dağları ve dağlardaki mağaraları yaparken bunlarla
insanın yaşayacağını kesinlikle önemsememiştir. Bu nedenle insanlar
barınacak mağara ararlarken kendilerine her bakımdan uygun olanına pek
sık rastlamıyorlardı. Evin ya tabanı çok alçaktı, ya duvarları çökmek
üzereydi; ya da kapısı alabildiğine dardı ve içeriye emekleye emek-leye
girmek zorundaydı.

Evi, içinde yaşanabilecek duruma
getirmek için bütün topluluk kolları sıvar, mağaranın tavanıyla
duvarlarını taş âletlerle hazır ve ağaç kazıklarla da düzeltirdi.


Giriş
yerinde ocak açılır ve çevresine de taş dizilirdi. Anneler yavrularına
özenle “yalaklar” hazırlarlardı.

Yerde bir çukur kazılır ve döşek
yerine de ocaktan ılık kül koyarlardı.

Mağaranın bir köşesinde
ayı eti ve her türlü yiyecek için bir ambar yapılırdı.

Böylece
insan, doğanın yaratmış olduğu mağaraya bir çeki düzen veriyor, kendi
gücüyle bunu insan evi’-ne çeviriyordu.

İnsan; kaya
diplerinde hazır ça-tımsı yerler bulduğunda altına duvar örüyor, hazır
duvar bulunca da üzerini çatıp ev yapıyordu.

Fransa’nın
güneyindeki dağlarda ilk insanlardan kalma böyle bir ev bulunmuştur.
Yerli halk bu eve “Şeytan Ocağı” gibi yadırgatıcı bir ad vermiştir.
Çünkü, büyük taş- parçalarından yapılmış bu inin ocağında yalnız şeytan
ısınabilir sanmışlardır. Atalarının tarihini daha iyi bilselerdi,
“Şeytan OcağY’mn şeytan tarafından değil, insan eliyle yapılmış olduğunu
anlarlardı.


İlk avcılar bir zamanlar burada kayalık bir
çatı altında ve dağdan kopmuş taş parçalarından meydana gelen iki duvar
bulmuşlar. Bu hazır İki duvara, dikey iki duvar da İnsanlar Örmüş…
Duvarların biri büyük taş levhalardan, öbürü de kazıklar arasına dallar
örülüp üzeri hayvan deri-siyle kaplanarak yapılmış…

Bu
sonuncu duvann böyle yapıldığını yalnızca var sayıyoruz, çünkü zamanla
yıkılıp gitmiştir.

Duvarlarla çevrili geniş bir çukur olan
zeminliğin dibinde çakmaktaşı parçaları, kemik âletler ve boynuzlar da
bulunmuştur.

“Şeytan Ocağı” yarı ev, yarı mağaradır.
Artık buradan gerçek eve geçiş pek uzak değildir.

Böylece,
mağaralarla hazır kaya çatılan altında değil, açık havada kurulmuş ilk
evler belirdi.

Daha sonraları her türlü bulguda arkeologlar,
arkeoloji biliminin tüm kurallarına uya-ak bazı işlerini
süır-dürüyorlardı. Gözlerinin önünde ilk avcıların evi gittikçe daha iyi
beli-riyordu.

Avcı evi, duvar dipleri boyunca taş
bloklar, mamut kellesi ve dişleri bulunan bir zeminlikti. Duvarlar, ağaç
kazıklar arasına dallar örülerek


ve hayvan derileriyle
kaplanarak yapılırdı. Kazıkların uçları da yukarıda birleşerek çatıyı
meydana getirirlerdi. Duvarların berkiltiimesi İçin de diplerine taşlar
ve mamut kemikleri yı-ğıhrdı.

Böyle bir ev dışarıdan
büyük bir kulübeye benzerdi. Bir duvarın dibinde mamut dişinden yapılmış
kadın heykelcikleri bulunmuştu. Bir tom-20bul, öbürü de zayıf bir
kadındı. Sanatçının, bu heykelcikleri doğadan kopya ettiği
anlaşılıyordu. Kadınların saçları üzerinde Özellikle durulmuş olup özene
bezene işlenmişti.


Kulübenin ortasında ve yerde sandık
ödevini gören dairesel bir çukur vardı. Bulunan kemik iğne, mavi tilki
dişlerinden gerdanlık ve bir mamut kuyruğu anlaşılan burada korunmak
istenmişti.

Evin en aydınlık yeri olan ocak başında yassı
taş levhalardan iş tezgâhı yapılırdı. Böyle tezgâhlar üzerinde
âletlere, malzeme parçalarına ve kalıntılarına, yarım kalmış eşyalara
şimdi bile rastlanır. İşte tezgâh üzerinde serpilmiş kemik boncuklar…
Bazıları hazır, cilâlı ve delik. Bazıları daha hazır değil… Usta, uzunca
bir kemiği birkaç yerinden çentmişse de, ayrı ayrı boncuklar halinde
doğraya-mamtş… Bir şey engel olmuş; belki de insanlar evlerini bırakmak
zorunda kalmışlar. Bu beceriyle yapılmış mızrak uçlarını, delikli kemik
iğneleri, çeşitli işlerde kullanılan taş keskileri bırakıp gittiklerine
göre, herhalde büyük bir tehlikeyle karşılaşmışlardı.

Bu eşyaları
yapmak pek kolay de-ğildİ. Her birine saatlarca emek verilmişti.
Tarihte İlk İğne olan kemik iğneyi eie alalım: İğne büyük bir şey değil
gibi görünür ama, bunu yapabilmek büyük ustalık ister.


İnsan
konutlarından birinde hammaddesi ve yapılması yanm kalmış eşyalarıyla,
tam donatımlı bir kemik iğne işliği bulunmuştu. Burada her şey olduğu
gibi kalmıştı.

O kadar ki, eğer bugün kemik iğne işe
yarasaydı, bu işlikte hemen ertesi gün iğne yapımına başlanabilirdi.

iğne
şöyle yapılırdı: Önce keskiyle tavşan kemiğinden bir kıymık çıkarılıp
ucu pürtüktü bîr taşla sivriltilir,


sonra taş bizle
delik açılır ve yine bir taş levhayla perdahlanırdı.

İğne
ustaları her toplulukta bulunmazdı. Kemik iğne en değerli eşyalardan
biriydi.

1853 yılında İsviçre’de şiddetli bir kuraklık
olmuştu. Vadilerde ırmakların suyu azalmış, göllerin suları çekilerek
çamurlu dipleri meydana çıkmıştı. Zürihgölü kıyısındaki Ober-mailen
kasabasının halkr sudan bir parça toprak koparabilmek için kuraklıktan
faydalanmaya karar vermişlerdi.

Bunun için suyu çekilen
araziyi bîr bentle gölden ayırmak gerekti.

işe başlandı.
Arabacılar atlarını dehleyerek bende toprak taşıyorlardı. Toprak hemen
oradan, kurumuş gölün dibinden alınıyordu. Birdenbire kazmacılardan
birinin küreği yan çürümüş bîr kazığa çarptı, derken ük kazığın ardından
bir ikincisi, üçüncüsü bulundu. Bir zamanlar insanların burada yaşamış
ve çalışmış oldukları anlaşılıyordu. Küreğin toprağa hemen her vuruşunda
yeni taş baltalar, olta iğneleri, çanak çömlek kırıkları çıkıyordu.
Arkeologfar olaya el koydular. Bulunan her kazığı, gölün dibin-! den
çıkan her şeyi inceleyerek vaktiyle Zürih gölündeki göl-evlerinden
yapılma kasabayı olduğu gibi kitap sayfalarına geçirdiler.

Arkeologlar,
İsviçre’de Neuchatel gölünü de incelediler. Yapılan incelemeler gölün
dibinin birkaç kat olud-ğunu göstermiştir.

Börekte
hamur, peynirden kolayca ayrıldığı gibi gölün dibinde de bir katı
öbüründen ayırmak kolaydı. Altta bir kat kum, onun üzerinde, ev;
kapkacak ve alet kalıntılarıyla çamur katı, sonra yeniden kum tabakası…
Bu, böylece birkaç kez tekrar ediyordu. Yalnız bir yerde, iki kum
tabakasıarasında kalın bir kömür tabakası vardı.

Bu tabakalar
nasıl meydana gelmişti?

Kumu su getirebilirdi, kömür nereden
çıkmıştı?

Burada ateş yakılmış olduğu da belliydi.

Bilimadamlan
tabakaları inceleyerek gölün tüm tarihim öğrendiler. Çok eski
zamanlarda gölün kıyılarına gelen insanlar köylerini burada kurmuşlardı.
Yıllarca sonra göl suları kabara kabara kıyıyı basmıştı.

İnsanlar
su altında kalan köylerini bırakıp gitmişlerdi. Yapılan suda çürümüş,
yıkılıp gitmiş. Önceleri kırlangıçların cıvıldaştığı damların üzerinde
küçük balık sürüleri yüzmeye başlamıştı. Evin ardına kadar açık
kapılarından yüzgeçlerini oynata oyna-ta turna balıkları çıkıyordu.
Sobanın yanındaki kanepenin altında yengeçler kollarını kımıldatıyordu.
Yıkıntıların üzerini yavaş yavaş çamurlar ve bunları da kumlar
kaplıyordu.

Çok daha sonraları, su yavaş yavaş çekilerek
gölün dibi görünmeye başladı. Öncelereri köyün bulunduğu kumluk alandan
çekildi… Köy artık görünmüyordu. Çünkü kumların altında kalmıştı.


insanlar
yeniden gölün kıyısına göç ettiler. Baltalar işlemeye, sarı kumların
üzerine yongalar saçılmaya başladı. Gö! kenarında birbiri ardınca yeni
ve sağlam evler yükseldi.

İnsanla gölün savaşı böylece sürüp
gidiyordu. Bu savaşta talih bir insanlara, bir göle gülüyordu. İnsan
yapıyor, göl yıkıyordu.

Bu sonu gelmeyen savsatan usanan
insanlar, gölün kenarını bıra-kıp,dibine kazıklar çıkarak bunların
üzerinde ve gölün ortasında yaşamaya başladılar. Döşemenin
aralıklarından görünen su, artık insanlar için

tehlikeli
değildi. Ne kadar yükselirse yükselsin, döşemeye kadar çıkamazdı.

Ama
insanın sudan başka bir düşmanı daha vardı: Ateş… ahşap evlerle
birlikte ilk yangınlar da başladı. Binlerce yıldır insanın hep isteğine
boyun eğen ateş, şimdi bir yırtıcı hayvan gibi tırnaklarını göstermişti.


İşte
Neuchatel gölünün dibinde bulunan kalın kömür tabakası, eski bir yangın
kahntısıydı.

Evleri kül eden ateş, bize müzelerimize çok değerli
şeyler; yeni ağaç kap, balıkçı ağları, hatta buğdaytane-leri ve bitki
saplan gibi şeyler bırakmıştır.

Ateş kolay yakabileceği şeyleri
nasıl olmuş da, “mucize” türünden korumuştur?

Eşyalar
tutuşarak suya düşüyordu. Su onları söndürüyor; yani, bir bakıma
koruyordu da. Böylece zedelemeden gölündibine çöküyorlardı. Orada
eşyaları başka bir belâ bekliyordu; çürüme tehlikesi. Fakat yanarak
kömürleşmeleri onları bu tehlikeden kurtarmıştı, incecik bir kömür
kabuğu, eşyaları çürümekten kor rumuştu.

Eşyalar ateşten
ayrı, sudan ayrı et-kilenselerdi, yok olup giderlerdi. Fakat ateşle su
birlikte işliyordu. Bu yolla binlerce yıl önce dokunmuş ve çok dayanıklı
olmayan bir keten parçası bile korunabilmiştir.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 Geri: TAŞ DEVRİ MAGARA İNSANI Bir Cuma Tem. 16, 2010 7:44 am

hattap




slm etme amca benim atalarım böylemiydi yani bence sende bunlara inanmıyordun demi emeğine sağlık sağolasım amcacığım

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz