GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

ANTALYA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 ANTALYA Bir Salı Tem. 13, 2010 9:32 pm

CANTAR

avatar


ANTALYA TARİHÇESİ
Yapılan arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen
bulgulardan Antalya ve bölgesinde günümüzden 50 bin yıl önce insanların
yaşadığı kanıtlanmıştır.Bu kanıtlar Antalyanın 27 km kuzeybatısında
Yağcıköy sınırındaki Karain mağarasında bulunmuştur.Karain kazılarında
Paleotik,Mezolotik,Neolotik,Kalkolotik ve Bronz çağlarına ait kalıntılar
elde edilmiştir.Fil,suaygırı,mağara aslanı,alageyik gibi memeli hayvan
fosiline rastlanmıştır.
Anadoluya Kafkasyadan İran ve Mezopotamya yolu ile geldiği sanılan
Hititler İ.Ö.2500-1200 Yıllarında Anadoluda egemenlik
sürdürmüşlerdir.İ.Ö.XIII veXII.yüzyıllarda Traskyadan gelen kabileler
Hitit uygarlığına son vermişlerdir.Bundan sonra Antalya bölgesinde
Pamfilya,Likya ve Kilikya gibi devletler ortaya çıkmıştır.
Doğudan batıya doğru Manavgat Köprü,Aksu,Düden Çayı ile sulanan Pamfilya
(bugünkü Antalya)bölgesi ilkçağdan beri birçok kavmi barındırmış ve
sonucunda Side-Perge-Aspendos-Silyon gibi şehirler kurulmuştur.
İ.Ö.VII.y.yıldan 546 yılına kadar bölgede süren Lidya egemenliği yerini
İ.Ö.546 yılında Pers egemenliğine bırakmıştır.Makedon kralı B.İskender
bölgedeki Pers egemenliğine İ.Ö.336 yılında son vermiş ve ölünce
kargaşalar başlamış Bergama kralııı.Attolos kenti(bugünkü
Antalya)bilinen tarihi başlamıştır.Kent Atelia-Adalia-Adalya gbi adlar
almıştır.
Antalya İslam egemenliğine1085 yılında Anadolu Selçuklularından Süleyman
Şah zamanında geçmiştir.
Dünya Savaşına değin Osmnlı yönetiminde kalan Antalya önemli liman kenti
hüvüyetini korumuştur.
I.Dünya Savaşı sonrasında Antalya İtalyanlar tarafından işgal
edildi.Antalya ve bölgesi Btı cephesi savaşında güçlere karşı önemli
destek sağlamıştır.5 Temmuz1921 de Antalya işgalden kurtuldu.Cumhuriyet
dönemiyle birlikte büyük bür gelişme gösterdi.
TARHİ YERLER
Olympos Antik Kenti
Antalya'nın batısında Kemer ile Adrasan
arasındadır. Antalya-Kumluca yolunda Phaselis'i geçtikten sonra Çıralı
ve Olympos'a giden yolları gösteren iki işaret görülür. Her iki yolla da
Olympos'a ulaşılır. Çıralı, Olympos antik kentinin yanındaki köyün
adıdır. Olympos M.Ö. II.yüzyılda kurulmuş bir liman kentidir. M.S.
XV.yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Ünlü Bellerophontes efsanesi
burada geçmiştir. Antik kent eşsiz güzellikteki bir vadinin iki
yakasındadır. Vadi ve kentin denize ulaştığı yerde kumsal çok güzel bir
plaj oluşturur. Olympos'dan yaya olarak bir saatte ulaşılabilen Çıralı
ilginç bir doğa harikasıdır. Yerli halkın "Yanar" dedikleri bu dağda,
doğal gaz sızıntısının oluşturduğu ve binlerce yıldır hiç sönmeden yanan
alevler yükselir gökyüzüne. Buraya ilk kez gelenlerin Çıralı Köyü'nden
bir rehberle birlikte Yanar'a gitmelerini öneririz.
Phaselis Antik Kenti
ntalya - Kumluca karayolunun 57. km.'sinden
güneye dönüldüğünde yaklaşık 1 km. sonra Phaselis'e ulaşılır. Kent M.Ö.
VII. yüzyılda Rodos'lular tarafından kurulmuştur. Uzun yıllar Likya'nın
doğu kıyısının en önemli liman özelliğini korumuştur. Phaselis'in üç
limanı vardır. Kuzey Limanı, Savaş Limanı veya Korunmuş Liman ve Güneş
Limanı. Bunlardan en önemlisi güneydekidir. Kentin ortasında 20-24 metre
genişliğinde muhteşem bir cadde vardır. Bu caddenin güney ucunda
Hadrian Kapısı bulunur. Caddenin iki yanında gezinti yolları ve
dükkanlar vardır. Bunların da yakınında Hamamlar, Agora ve Tiyatro gibi
kamu yapıları bulunur. Bu yapıların tarihinin M.Ö. I. ve II. yüzyıla
kadar uzandığı ileri sürülmektedir. Kent merkezi ile 70 m. yükseklikteki
plato üzerine kurulmuş olan yerleşim yeri arasında su kanalları vardır.
Thermessos
Antik Kenit
Antalya çevresindeki antik kentlerin en
ilginçlerindendir. Toros Dağları üzerinde 1050 m. yükseklikte kurulmuş
bir Pisidya kentidir. Termessos Ulusal Parkı içinde bulunması ve koruma
altında tutulan çok sayıda bitki ve hayvan türü ile birarada bulunup
eşine az rastlanır bir sentez oluşturması ayrı bir özelliğidir
Termessos'un. Antalya-Burdur karayolunun 11. km.'sinden Korkuteli yönüne
dönüldüğünde 14 km. sonra Termessos işaret levhası görülür. Buradan
Termessos'un uzaklığı 9 km.'dir. Termessos'u gezmek için biraz zaman ve
biraz da yürümeyi sevmek gereklidir. Çünkü kent tamamen dağlık ve
engebeli bir alanda kuruludur. Termessos insanlarına Solym'ler
denilmektedir. Solym'ler diğer antik kentlerdekinin aksine denizden
gelen kavimler değildirler. Tamamen Anadolu kökenlidirler. Termessos'un
bilinen tarihi Büyük İskender'in İ.Ö. 333 yılında Termessos'u
kuşatmasıyla başlar. İskender, şahin yuvasına benzettiği bu kenti
alamamıştır. Termessos İ.S. V. yüzyıla kadar varlığını sürdürebilmiştir.
Kent Surları, Hadrian Kapısı, Su Sarnıçları, Tiyatrosu, Gymnasiumu,
Agorası, Odeionu ve Hereonu kentin önemli yapıtlarından bazılarıdır.
Geniş bir alana yayılmış mezarlığı, Alketas, Agatemeros ve Arslanlı
Mezar gibi anıt mezarlar herkesin hayranlığını toplamaktadır.
Perge Antik Salonu
Antalya'nın 18 km. doğusunda Düden ve Aksu
akarsuları arasında kurulmuştur. Antalya'dan Alanya yönüne giden yolda
Aksu'dan kuzeye dönülür ve 2 km. sonra Perge'ye ulaşılır. Deniz
kıyısında bulunmadığı için Korsanların baskı ve yağmalarından uzak
kalmıştır. Bu nedenle gelişme sürecinde duraklamalar görülmez. Kuruluşu
M.Ö 1200 yılındadır. M.S 334 yılında Side gibi Perge de Büyük İskender
ile antlaşma yapmıştır. Böylece kent savaşmamış, yakılıp yıkılmamıştır.
Helen, Roma ve Bizans dönemini yaşamıştır. 15000 kişilik tiyatrosu M.S
II. yüzyılda yapılmıştır. Tiyatronun hemen yakınındaki stadyum 12000
izleyici alır. Ege bölgesinde Aphrodisias'taki hariç tutulacak olursa en
iyi korunmuş Stadyumdur. Stadyumun oturma yerlerinin altında dışa
açılan ve dükkan olarak kullanıldığı sanılan 30 adet oda vardır. Son
yıllarda yapılan kazılarda çok sayıda heykel ve sanat eseri bulunmuştur.
Kapıları, Agorası, Nymphaeumu, Sütunlu caddeleri, Mezarlığı, Bazilikası
ve Akropolu Perge'nin görülmeye değer yerlerinden bazılarıdır.
Aspendos
Antalya-Alanya karayolunda Serik'i geçtikten
sonra kuzeye dönülerek 4 km.'lik Aspendos yoluna girilir. Geçmisi M.Ö.
V. yüzyila kadar uzanir. M.S II.yüzyilda yapilan tiyatrosu Selçuklu'lar
devrinde kervansaray olarak kullanilmis ve zaman zaman onarilmistir.
Sahnesi ile birlikte günümüze degin en iyi sekilde korunabilmis nadir
tiyatrolardandir. Tiyatro, bir kisiye 0.50 m. oturma yeri hesabiyla 7000
kisiliktir. Orkestra bölümü de ayrica 500 izleyici alir. Günümüzde
çesitli konser, senlik, festival ve yagli güreslerde kullanilmaktadir.
Aspendos'da diger yapilarin yani sira Agora, Bazilika, Nymphaeum ve 15
km. uzunlugunda kemerli su yollari görülmege deger yapilardir.
Kekova
Antik şehirleri Simena ve Teimiussa ile uzun ve
dar olan Kekova adası; antik olmasına rağmen, hala gemiler için iyi
korunmuş bir liman olan bir koyun önünde uzanır. İçinde Teimiussa'nın
antik kalıntılarını barındıran, balıkçı köyü Üçağız, koyun iç
tarafındadır. Teimiussa ismini, Yunanca "üç ağız" anlamına gelen
"eristomo" sözcüğünden almıştır. Bu isim coğrafi konumundan
kaynaklanmaktadır. Bu üç ağızı, adanın doğusunda ve batısında bulunan
kanal şelindeki iki giriş oluşturur. Simena'nın antik yerleşmesi doğu
girişine hakim bir manzara ile Kale Köyü'nün civarında uzanır. Koyda,
deniz seviyesine kadar yuvarlanan taşlar, bir takım küçük adalar
oluşturmuştur. Eski çağlarda, kayalardan yontulan büyük taş bloklar
inşaat amacıyla kullanılmıştır.
MYRA

Finike ile Kaş arasında, Finike'ye 25, Kaş'a 48 km. uzaklıktadır. Eski
çağ Likya'sının en önemli 5 kentinden birisi olup kuruluşu M.Ö V.
yüzyıla kadar uzanır. Eskiden bir kıyı kenti iken Demre çayının
getirdiği alüvyonlarla günümüzde denizden içeride kalmıştır. M.S IX.
yüzyılda Arap akınları sonucu terk edilmiştir. Kaya Mezarları, Tiyatro
ve St.Nicholas Kilisesi varlığını günümüze değin sürdürebilmiş
yapılardan bazılarıdır.
M.S 245 yılında Patara kentinde doğan St.Nicholas (Aziz NikolaN. Baba)
M.S 326 yılına değin Anadolu'da yaşamış bir azizdir.Yaptığı
yardımlarlaSt.Nicholas,halkın koruyucusu olarak Noel Baba adı ile bu
güne değin yaşatılarak efsaneleştirilmiştir. Demre Piskoposu olarak
yaptığı dini ve sosyal çalışmalarla halkın sorunlarına insancıl çözümler
getirmiştir. Öldükten sonra Demre'de gömülmüş adına kilise
yaptırılmıştır.Bir kısım parçaları ise bugün Antalya Müzesi'nde
sergilenmektedir.





























KONYAALTI PLAJI
Antalya kentinin hemen batısında, karlı dağların eteklerinde uzanan bir
plajdır. Deniz sakin fakat ani derinleşmelerle doludur. Kıyı boyu ince
çakıllı kumdur. Plaj üzerinde boydan boya uzanan halk plajları
mevcuttur. Bu halk plajları arasında Baki Grup ve Beachpark tarafından
işletilen tatilcilere daha farklı hizmet sunan plajlar da yer
almaktadır. Yine Beachpark bünyesinde faaliyet gösteren çok sayıda kafe,
bar, disko, restoran, mağaza, bilardo salonu gibi tesis hizmet
vermektedir.
---------------------------------------------------------------------------

LARA PLAJI
Antalya kentinin hemen batısında, karlı dağların
eteklerinde uzanan bir plajdır. Deniz sakin fakat ani derinleşmelerle
doludur. Kıyı boyu ince çakıllı kumdur. Plaj üzerinde boydan boya uzanan
halk plajları mevcuttur. Bu halk plajları arasında Baki Grup ve
Beachpark tarafından işletilen tatilcilere daha farklı hizmet sunan
plajlar da yer almaktadır. Yine Beachpark bünyesinde faaliyet gösteren
çok sayıda kafe, bar, disko, restoran, mağaza, bilardo salonu gibi tesis
hizmet vermektedir.
NERELERİ GÖRMELİ
YAYLALAR: Yaz
ayları serin geçen, Toros Dağları'ndaki yaylalarda, Antalya halkı ve
Yörükler yaz mevsimini geçirirler. Belli başlı yaylalar Bakırlı,
Fesleğen, Yeşil Yayla, Saklıkent, Finike-ördübek Yaylası Serik - Ovacık
Yaylası, Alanya - Demirtaş Nahiyesi Kaş - Sapadere - Tokar Ve Söğüt
Yaylaları, Üçoluk Yaylası...
Damlataş Mağarası : Alanya şehir içinde ve deniz kıyısında
bulunmaktadır. Merkeze 3 km. Toplam Uzunluğu 30 m. olan mağara kuru,
yatay mağara tipindedir. 200 m'.lik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda
sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara 15 m. yüksekliktedir.
Karbondioksit gazı, yüksek ölçüde nem, düşük ısı ve radyoaktif
havasıyla astım hastaları için son derece yararlıdır. Bu nedenle astım
hastaları mağaranın en yoğun ziyaretçi gruplarını oluştururlar.

KARAİN MAĞ.:
Antalya'nın 30 km. kuzeybatısında eski Antalya-Burdur karayoluna 5-6 km.
uzaklıkta bulunan Yağca Köyü sınırları içinde bulunur. Türkiye'nin en
büyük doğal mağaraları arasında yer alan Karain mağarası, önünde bulunan
traverten ovasından 150 m., denizden ise 430-450 m. yüksekliktedir.
Klasik dönemlerdeki kullanım daha çok Adak Mağara (tapınak) niteliğinde
olup, mağara alnı ve dış duvarları üzerinde Grekçe kitabe ve nişler
bulunmaktadır. Karain Mağarasında yapılan kazalarda elde edilen
arkeolojik buluntular, Antalya Müzesinde ve mağaranın hemen yakınında
bulunan Karain Müzesinde sergilenmektedir.

KOCAİN MAĞ.:Antalya
İli'nin 45. km kuzeyinde yer alır. Mağaraya, Antalya-Burdur
karayolundan Camiliköy-Ahırtaş köyleri üzerinden ulaşılır. Türkiye'nin
en geniş ağzına ve tek parça olarak en büyük galerisine sahip bir
mağaradır. İçinde 50-60 m. yüksekliğe sahip sütunlar bulunan mağarada,
aynı zamanda Roma döneminden kalan bir sarnıç da bulunmaktadır. Çok
büyük iki salondan oluşan mağaranın giriş ağzının genişliği 35x70 m.dir.
MİLLİ PARKLAR
Düden Şelalesi:Şehir
merkezine yaklaşık 10 km. uzaklıktadır. 20 m. yükseklikten dökülen
şelalenin ana kaynağı "Kırkgöz Mevkii"ndedir. Aşağı Düden Şelalesi ise
Lara yolu üzerinde merkeze 8 km. uzaklıktadır. Yaklaşık 40 m.lik bir
falezden denize dökülür.

Altınbeşik Mağarası Milli Parkı:Milli Parkın başta görülmesi gerekli yeri, Altınbeşik
Mağarasıdır. Ziyaretçileri hayran bırakacak olan Manavgat Vadisinin
doğal güzellikleri ise bir başka. Milli Parka ulaşırken uğrak noktası
olan Ürünlü Köyü yöresel mimarisi ile ziyaretçileri etkilemektedir.
Köprülü Kanyon:Milli
Park tabii güzellikleri kadar, zengin kültürel kaynağa da sahiptir. MÖ
5. yüzyılda kurulmuş antik Selge şehrinin tiyatrosu, agorası, Zeus ve
Artemis tapınakları, sarnıçlar, su kemeri, Köprü ırmağı ve Kocaçay
üzerinde bulunan Oluk ve Büğrüm köprüleri ile Selge'yi Pamphlia sahil
şehirlerine bağlayan taş kaplamalı tarihi yolu şehrin kalıntılarının en
çarpıcı örnekleridir. Rekreaktif öneminden dolayı Köprü ırmağı da
görülebilecek yerlendendir.

Kurşunlu Şelalesi:[i]
Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi
çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj
özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi'ne
sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı
olarak ayrılmıştır. Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en
uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin
yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde
ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur.
Alacadağ Tabiatı Koruma Alanı, Çığlıkara Tabiatı Koruma Alanı, Dibek
Tabiatı Koruma Alanı görülmesi gereken diğer yerlerdir.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 ANTALYA Bir Salı Tem. 13, 2010 9:48 pm

CANTAR

avatar


KALE İÇİ VE YAT LİMANI
Deniz ve kara surları
tarafından kuşatılan kent merkezine bugün "Kale İçi" denmektedir. Kale
İçi'nin sokakları ve yapıları Antalya tarihinin izlerini günümüze kadar
getirmektedir. Eski evlerin önemi sadece mimari açıdan değil, aynı
zamanda insanların yaşam şekli, davranışları, gelenekleri ve sosyal
yönleri konusunda da çok yararlı bilgiler aktarmaktadır.


Kale İçi'nin sokakları dardır. Çoğunlukla limandan yukarılara doğru, dış
surlar yönünde uzanırlar. Evler sahiplerinin ekonomik güçleri ve
kullanılış amaçlarına göre farlılık gösterebilmektedir. Fakat ortak
özellikleri çoktur. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak
yapılmışlardır. Hepsinin bir sokak cephesi ve bir de sokak görmeyen
bahçesi bulunur. Sokağa bakan yüzde, ilk katta çok az pencere vardır.
Üst katta ise "Cumba" denilen ve hem ev, hem de sokak mimarisine uygun
olarak yapılmış çıkmalar vardır. Bu çıkmalar ağaç süslemelerle
bezenmiştir. Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş
zeminli "Taşlık"lar oluşturur. Bu taşlıklarda ağaçtan dinlenme
kanepeleri vardır. Buralardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi,
üst kata da bir merdivenle ulaşılır. Zemin kat evin daha çok hizmet
bölümüdür. Depo, mutfak gibi görevi olan odalar buradadır. Üst kat ise
yaşam içindir. Üst katın odalarının pencereleri daha büyük olduğundan
dolayı daha aydınlıktır. Çoğunlukla bu odalarda üst üste iki sıra
pencere vardır. Üst pencereler camsız olup ağaç kafeslerden oluşmakta,
alt pencereler açılıp kapanabilir türdendir. Cumbaların üst
pencerelerinde küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunur. Kale
içinde birçok ev aslına uygun restore edilmiştir. Kale içi günümüzde,
eğlence yerlerinin, pansiyonların, restoranların, hediyelik eşya satan
dükkanların ve antika halı satan mağazaların bulunduğu eşsiz güzellikte
bir turizm merkezi olmuştur.
Antalya limanı bir zamanlar Türkiye'nin güney kıyısında Mersin'den sonra
gemilerin yanaşabileceği ikinci limandı. Bu gün ise bu limandan sadece
yatlar yararlanmaktadır. Kentin batısında yapılan Endüstri Limanı'nın
çalışmaya başlaması ile eski limanın adı "Yat Limanı" olarak
değişmiştir.



HIDIRLIK KULESİ
Kara surlarının en güneydeki başlangıç
noktasında bulunan alt kısmı kare, üst kısmı silindir şeklinde olan bir
kuledir. Antik çağdan kalma bir yapı olup, içinde kare şeklinde büyük
bir kütle vardır. Kulenin yapısı son derece sağlamdır. İç yapısının
özelliği nedeni ile savunma amacıyla kullanılan ya da işaret ateşi
yakılan bir yer olduğu sanılmaktadır.


KESİK MİNARE CAMİİ
Yapı elemanları incelendiğinde camiinin
geçmişinin İ.S. II.yüzyıla kadar uzandığı görülür. Bulgular yapının,
İ.S. V. yüzyılda mevcut antik bir tapınak üzerine Bazilika olarak
yapıldığını göstermektedir. II. Beyazid'in oğlu Sultan Korkud tarafından
cami'ye çevrilmiş ve yapıya bir minare eklenmiştir. Minare'nin ağaç
kısmı XIX. yüzyılda çıkan bir yangında yanmış ve ozamandan beri Kesik
Minare adı yerleşmiştir. Halen harap bir durumda olan eser
kullanılmamaktadır. Fakat ziyaretçilere aynı yapı içinde Antik Bizans ve
Selçuklu yapı unsurlarını sunma yönünde eşine ender rastlanır bir
kalıntı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.


ŞEHİR SURLARI

Eski Antalya kenti, birisi deniz ve birisi de karadan olmak üzere at
nalı şeklinde iki surla korunmaktaydı. Ayrıca şehir içi yerleşim
merkezlerini birbirinden ayıran duvarlar da vardı. Dış surlarda çok
sayıda ve elli adım aralıklarla kuleler bulunuyordu. Antalya surlarının
geçmişi antik çağlara kadar uzanır. Genellikle Helen devri temmelleri
üzerine Romalı' lar tarafından yapılmış olup Selçuklu'lar devrinde
genişletilmiş ya da onarılmıştır. Duvarlarda çok sayıda antik özellik
taşıyan taş bloklar kullanılmıştır. XIX.Yüzyılın sonlarına
kadar neredeyse tamamı korunmuş haldeydi. Günümüzde sadece kent içindeki
bazı burçlar, Hadrian kapısı, Saat kulesi, Hıdırlık kulesi ve bazı
duvar kalıntıları varlığını korumaktadır.


HADRİAN KAPISI

Antalyada'ki tarihi yapılardan en iyi korunmuşlarından birisidir. Bir
Roma eseri olan yapı, İ.S.130 yılında Roma İmparatoru Hadrian adına
yapılmıştır. Zamanla şehir surları kapının dış kısmını kapatmış ve kapı
uzun yıllar kullanılmamıştır. Eserin günümüze değin yıkılmadan
gelebilmesinin bir nedeni belki de budur. Sur kalıntılarının yıkılması
ile kapı ortaya çıkarılmıştır. Pamfilya'nın en güzel kapısı olarak kabul
edilmektedir. Üst kısımları kubbe şeklinde üç açıklık vardır. Sütunları
hariç tamamen beyaz mermerden yapılmıştır. Oyma ve kabartma süslemeleri
çok güzeldir. Kapının orjinali iki katlıdır. Üst kat hakkında yeterli
bilgimiz yoktur.
Kapının iki tarafında, kapı ile aynı zamanda yapılmadığı bilinen iki
kule vardır. Bunlardan güneydeki Julia Sancta kulesi olarak bilinir ve
bir Hadrian devri eseridir. Süslemesiz blok taşlardan yapılmıştır.
Kuzeydekinin ise alt kısımları antik çağa ait olup üst kısmı
Selçuklu'lar zamanından kalmadır.
Kapının önünde durup birkaç saniyelik bir değerlendirme yapınız. Bir
yanda modern Antalya'nın çift sıra palmiyelerle ikiye ayrılmış ******
Caddesi. Kapının arkasında ise eski Antalya, geçmişle günümüz arasında
Pamfilya'nın en güzel kapısı. Bu kapının iki yanında ise iki ayrı çağ ve
medeniyetin eseri kuleler. Çağlar ve medeniyetlerin uyum içinde birbiri
ile kaynaşması. Bu durum Antalya'nın pek çok yerinde görülebilen ilginç
bir özelliktir.


YİVLİ MİNARE VE KÜLLİYESİ

Kalekapısı semtinde bulunan ve çok sayıda Selçuklu yapıtından oluşan
eserler topluluğudur. Külliye'de bulunan yapılar şunlardır: Yivli
Minare, Yivli Camii, Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Selçuklu Medresesi,
Mevlevihane, Zincirkıran Türbesi ve Nigar Hatun Türbesi.
Yivli Minare Antalya'daki ilk islam yapılarındandır. XIII. yüzyıla ait
bir Selçuklu eseridir. Kaidesi kesme taştandır. Gövde kısmı tuğla ve
firuze renkli çinilerden yapılmıştır. 8 Yivlidir. Minare günümüzde
Antalya kentinin sembolü durumuna gelmiştir. Yüksekliği 38 m. olup 90
basamaklı bir merdiven ile çıkılmaktadır.
Yivli Minare Camii, Yivli Minare'nin hemen batısındadır. Anadolu çok
kubbeli camii türünün en eski örneğidir. Yarım küre şeklinde 6 adet
kubbe ile örtülüdür. 1372 yılında Balaban Tavşi'ye yaptırılmıştır.
Yapısında diğer elemanların yanı sıra antik kalıntılardan yararlanıldığı
da görülmektedir.
Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Atabey Armağan tarafından 1239
tarihinde, Gıyaseddin Keyhüsrev adına yaptırılmıştır. Bu eserin
kapısının karşısında bir XIII. yüzyıl yapıtı olduğu sanılan Selçuklu
Medresesi kalıntıları vardır.
Zincirkıran Türbesi, Yivli Minare'nin kuzeyinde ve üst bahçededir. Şekil
olarak Selçuklu tarzındadır. Fakat dış yüzeyinin sade olması,
pencerelerinin bulunması, içindeki mezarlığın aşağı seviyede olması
özellikleri ile Osmanlı Türbeleri karakterini taşır. 1377 yılında
yaptırılmış olup 3 adet mezarı korumaktadır.
Nigar Hatun Türbesi, Yivli Camii'nin kuzeyindedir. Altıgen bir plan
üzerine yapılan Türbe'nin sade bir görünümü vardır. Selçuklu tarzında
olan Türbe 1502 yılından kalmadır.
Zincirkıran Türbesi'nin batısında bulunan yapı Mevlevihane olup Alaeddin
Keykubat tarafından 1225 yılında yaptırıldığı sanılmaktadır. Kitabesi
kaybolmuştur. Onarım görmüştür. Günümüzde güzel sanatlar galerisi olarak
kullanılmaktadır.

İSKELE CAMİİ
Yat Limanı'nda bulunan küçük ve şirin bir
camiidir. Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Kale içi restorasyon
çalışmaları sırasında yeniden düzenlenmiştir.

Olympos
M.Ö. 100'de Lykia birliğinin önde gelen ve üç oy hakkına
sahip altı şehrinden birisi olmuştur. M.Ö. 78'de Roma komutanı Servilius
Isaurieus Olympos'u korsanlardan temizleyerek şehri Roma topraklarına
katmış, Roma dönemi sırasında hemen yakınındaki tabii gazların yandığı
Çıralı'daki Demirci tanrı Hephaistos kültü ile büyük bir ün sahibi
olmuştur. Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin Akdeniz'de cirit
attığı Orta Çağ'da şehir biraz hareketlenmiş ise de deniz
üstünlüğünü kurmalarından sonra iyice önemini kaybetmiş ve XV. yüzyılda
terk edilmiştir.
Olympos, içinden geçtiği dereciğin iki yanına yayılmıştır. Kumsaldan da
görülen ve mezarların üzerinde bulunan yüksek tepe Olympos'un
akropolüdür. Üzerindeki yapı kalıntıları ise Orta Çağ'da bir kale
şekline sokulan surlara aittir. Bu tepeden bakıldığında Venedik misali
ırmağın güzel görüntüsünü seyredebilirsiniz. Irmak, kenarlarına yapılan
poligonal teknikteki duvarlarla kanal haline sokulmuş, bugün de izlerini
gördüğümüz köprü ile iki yaka birleştirilmiştir.Nehrin karşı tarafında
hemen kıyıda görülen pencereli yapı şehrin hamam kalıntılarıdır.
Olympos'un bu kıyısına nehrin üzerindeki iri taşlara basarak
geçilebilir. Burada çalılıklardan çok zor gezilebilen Olympos'un
tiyatrosu bulunur. Tiyatronun tonozlu paradosları, orkestraya ve çevreye
dağılmış süslü kapı ve niş parçaları burada tipik bir Roma Devri
tiyatrosunun bulunduğunu gösterir. Tiyatro ile deniz arasında Çağı bazilikası ve suru ile nehrin
kenarındaki hamam kalıntılarıdır.
Olympos SIT alanı kapsamında olduğu için antik alan ve çevresinde
yapılaşma yasaktır. Konaklama ağaç evlerde yapılır. Burası gezgincilerin
en önemli durağıdır. Ayrıca bölge yakınlarındaki ilgilenenler için ideal bir bölgedir.
































Belkıs'ın
Efsanesi
Aspendos adıyla da bilinen Belkıs
harabelerinin Anadolu efsaneleri arasında ilginç bir öyküsü bulunuyor.
Antonius Pius (138- 164) tarihleri arasında inşa edilen tiyatro kadar,
kentin su ihtiyacını karşılayan kemerlerin de öyküsü halk arasında
dilden dile dolaşıyor. Romalılar Döneminde kent idaresinin başında
bulunan valinin dillere destan güzellikte bir kızı varmış. Kentin iki
ünlü mimarı da aynı kıza âşıkmış. Vali ise kızını hangisi ile
evlendireceğine karar vermekte güçlük çekerken damat adayını seçmek için
bir yol bulmuş. Mimarları çağırıp teklifini iletmiş "Hanginiz kent için
yararlı ve güzel bir eser ortaya koyarsa kızımla o evlenecektir"
buyurmuş. Mimarlar yoğun çalışma dönemi sonrasında eserlerini sunmuşlar.
Mimarlardan biri Belkıs'a su getiren suyollarını, kemerleri inşa edip
kentin su ihtiyacını giderirken, diğeri görkemli Aspendos tiyatrosunu
tamamlamış. Her iki muhteşem eser karşısında zor durumda kala kalan
güzel kızın babası hükümdar, bu defa kızını hangisinin daha çok
sevdiğini anlamak için bir başka yolu denemiş."Her ikiniz de çok yararlı
eserler yarattınız bu nedenle sözümü tutmak için kızımı ortadan ikiye
bölüp, bir yarısını birinize diğer yarısını diğerinize verip
evlendireceğim" demiş. Mimarlardan biri kızın ortadan bölünmesine
kıyamayarak ben vazgeçtim, kızınızı rakibime verin, yeter ki o ölmesin
demiş. Baba da kızının ortadan bölünmesine razı gelemeyecek kadar çok
seven mimarın o olduğuna inanıp kızını vermiş.


TARİHİ YERLERi:

ALANYA KALESİ
Surlarının uzunluğu 6.5 kilometreyi bulan Alanya
Kalesi, denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada üzerindedir...
Kandeleri adıyla da bilinen Alanya yarımadasındaki yerleşim, Helenistik
döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl
Selçuklu eseridir. Kale, 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Kalenin 83
kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların içine yerleşmiş kentin
su gereksinimi sağlamak üzere 400’e yakın sarnıç yapılmıştır.
Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılmaktadır. Surlar, planlı bir
şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap
Evliyası Burcu ve Esat Burcu’nu inerek Tophane ve Tersane’yi geçip
Kızılkule’de son bulacak şekilde inşa edilmiştir. Yarımadanın zirvesinde
açık alan müzesi olarak değerlendirilen içkale bulunmaktadır. Sultan
Alaaddin Keykubat sarayını burada yaptırmıştır... Kalede yerleşim
günümüzde de sürmektedir. Ahşap ve kagir tarihi evlerin önünde tahta
tezgahlarda ipek ve pamuklu dokuma yapılmakta, değişik figürlerde su
kabakları boyanmakta, küçük bahçelerde otantik yemek servisi
verilmektedir. Ayrıca kaleye çıkan yol üzerinde ve limana egemen
yamaçlarında restoran ve kafeteryalar vardır. Kale taşıt trafiğine
açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir.


KIZILKULE
Limandadır. Kentin sembolü olan sekizgen planlı yapı
13. yüzyıl Selçuklu eseridir. 1226 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin
Keykubat tarafından Sinop Kalesi’ni yapan Halepli yapı ustası Ebu Ali
Reha el Kettani’ye yaptırılmıştır. İnşaat sırasında belli bir
yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı
pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını
almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar
görülmektedir. Sekizgen planlı ve her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde
olan kulenin yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil
beş kat vardır. Kulenin üstüne yüksek aralıklı ve 85 basamaklı taş
merdivenle çıkılır. Kulenin tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata
kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir sarnıç bulunur. Kule denizden
gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapılmış
ve yüzyıllar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır. 1950’li yıllarda
onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı Etnoğrafya
Müzesi’ne dönüştürülmüştür.


TERSANE
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kenti
almasından altı yıl sonra Kızılkule’nin yakınında 1227’de yapımına
başlanmış ve bir yılda bitirilmiştir. Kemerli beş gözden oluşan
tersanenin denize bakan cephesi 56.5 metre, derinliği 44 metredir.
Tersane için seçilen yer, gün ışığından en fazla yararlanılacak şekilde
planlanmıştır. Tersanenin giriş kapısındaki yazıt, Sultan Keykubat’ın
armasını taşır ve rozetlerle süslüdür. Alanya Tersanesi, Selçukluların
Akdeniz’deki ilk tersanesidir. Daha önce Karadeniz’de Sinop Tersanesini
yaptıran Alaaddin Keykubat, Alanya Tersanesi ile “iki denizin sultanı”
unvanını almıştır. Tersanenin bir yanında mescit öteki yanında muhafız
odası bulunur. Gözlerden birinde de zaman içinde körlenmiş bir kuyu
vardır. Denizden teknelerle ya da Kızılkule’nin yanındaki surlardan
yürüyerek ulaşılan Tersane’ye giriş ücretsizdir.

TOPHANE
Tersane’nin bitişiğinde denizden 10 metre
yüksekliğinde bir kayaya tersaneyi korumak amacıyla yapılan Tophane
vardır. 1227 yılında kesme taştan inşa edilen üç katlı ve dikdörtgen
planlı yapıda aynı zamanda savaş gemileri için top döküldüğü
bilinmektedir. Tersane ve Tophane’nin Kültür Bakanlığı ve Alanya
Belediyesi tarafından bir Denizcilik Müzesi’ne dönüştürülmesi için
çalışmalar sürmektedir.

EHMEDEK
Kale’nin kuzey yamacında Bizans döneminden
kalan küçük kalenin yerine Selçuklu döneminde “orta kale” olarak yeniden
inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227 yılında yapıldığı
anlaşılmaktadır. Adını, Selçuklu döneminin inşaat ustası “Ehmedek”ten
aldığı sanılmaktadır. Üçer kuleli iki bölümünden oluşan orta kale, kara
saldırılarına karşı stratejik bir yerde ve aynı zamanda sultanın
sarayının bulunduğu iç kaleyi de koruyacak konumdadır. Kulelerin
günümüze kadar gelen duvarları Bizans döneminde kayalardan yontularak
yapılmıştır. Orta kalenin içindeki üç sarnıç günümüzde de
kullanılmaktadır. Kale duvarlarında Selçuklu döneminden kalma gemi
resimleri vardır.

SÜLEYMANİYE CAMİSİ
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından
kentin yeniden düzenlenmesi sırasında 1231 yılında kalenin zirve
kısmında, İçkale’nin hemen dışında yaptırılmıştır. Ancak sonraki
yıllarda cami yıkılmış ve 16. yüzyılda Osmanlı döneminde Kanuni Sultan
Süleyman tarafından tekrar yaptırılmıştır. Tek minareli cami, Alaaddin,
Kale ya da Süleymaniye adıyla anılır. Yapı moloz taştan ve kare
planlıdır. Sekizgen kasnak üzerine, kiremitli bir kubbesi vardır.
Kubbenin askılık görevi üstlenen kısmına akustiği sağlamak için 15 küçük
küp yerleştirilmiştir. İbadet sırasında bu özellik ortaya çıkmaktadır.
Son cemaat yeri, dört ayak üzerine kiremitli üç kubbe ile örtülüdür.
Kapı ve pencere kapakları Osmanlı döneminin ahşap oyma işçiliğinin güzel
bir örneğidir.
BEDESTEN
Kale içinde, Süleymaniye Camisi yakınındadır. 14.
ya da 15. yüzyılda Karamanoğulları döneminde çarşı veya han olarak
yapıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır...
26 odası vardır ve 13 metre genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir avluya
sahiptir. Tarihi bina günümüzde otel, restoran ve kafeterya olarak
kullanılmaktadır... Avluya açılan orta çağ dükkanları, otel odası olarak
düzenlenmiştir. Bahçe kısmında, merdivenle inilen büyük bir sarnıç
vardır. Bahçenin manzarası, bir yanıyla yukarıdaki kale surlarına,
aşağıdaki Akdeniz’e ve kumsala bir yanıyla da Toros dağlarına hakimdir.
Bedesten, işletmecisinden izin alınarak gezilebilir.

DARPHANE
Yarımadanın ucunda, uzunluğu 400 metreyi bulan
sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerindeki yapılardır. Halk
arasında “darphane” olarak anılmasına karşın kesme taştan inşa edilmiş
binalarda para basılması söz konusu değildir. 11. yüzyıldan kalma taş
yapılardan biri küçük bir kilisedir, diğerlerinin ise manastır olarak
kullanılma olasılığı yüksektir. Küçük kilisenin kubbesi ayakta
durmaktadır. Kayaların üstünde bir de sarnıç vardır. Cilvarda burnundaki
yapılar topluluğuna İç Kale’den kayalara oyulmuş basamaklarla bir yol
bulunmasına karşın yol günümüzde kullanılamaz durumdadır. Denizden çıkış
ise zor ve tehlikelidir. Gerek İç Kale’den seyredildiğinde gerekse
denizden teknelerle burnu dönerken, etkileyici bir görüntüsü vardır.

AKBEŞE SULTAN MESCİDİ
Kale içinde, Bedesten’in batısında, Süleymaniye
Camisi’nin 100 metre kadar ilerisindedir. Alaaddin Keykubat’ın Alanya
Kalesi’ndeki ilk kumandanı Akşebe Sultan tarafından 1230 yılında
yaptırılmıştır. Dışı kesme taş, içi ve kubbesi tuğla örülüdür. Kare
planlı ve iki odadan oluşur. Odalardan biri mescit, diğeri Akşebe
Sultan’ın mezarının bulunduğu türbedir. Türbede, üç mezar daha vardır.
Eski kalıntılardan mescidin apsisinin çinili olduğu anlaşılmaktadır.
Kitabesinde “Tanrı yerin ve göklerin gaiblerini bilir. Allah’ın
mescitlerini ancak O’na ve ahiret gününe inananlar imar ederler. 1230
yılında yüce sultan Alaaddin’in günlerinde Tanrı’nın rahmetine muhtaç
zayıf kulu Akbeşe yaptırdı” yazmaktadır. Mescidin birkaç metre uzağında
moloz taştan kaide üzerinde tuğla gövdeli silindirik bir minaresi
bulunur. Şerefe kısmında biten minarenin ilginç bir görüntüsü vardır.

ANDIZLI CAMİ
Tophane Mahallesi’ndedir. Adını hemen yanındaki andız
ağacından alan cami 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından
yaptırılmıştır. Emir Bedrüddin Camisi de denir. Selçuklu döneminin özgün
mimari özelliklerini taşır. Kesme taştandır, yüksek olmayan bir
minaresi vardır. Minberi, Selçuklu tahta oymacılık sanatının en güzel
örneklerinden birini yansıtır. Camiye, Kızılkule’nin yanından aşağı kapı
yoluyla gidilir.

SİTTİ ZEYNEP TÜRBESİ
Kale’ye çıkan yol üzerinde, büyük bir kayanın
üzerindedir. Selçuklu ya da Osmanlı döneminden kaldığı tahmin
edilmektedir. Yapı, kare planlı ve kubbeli iki odadan ibarettir.
Odalardan birinde uzunca bir sanduka vardır; diğer oda boştur. Evliya
Çelebi, binanın Bektaşi tekkesi olduğunu yazar. Sitti Zeynep hakkında
kesin bir bilgi yoktur. Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı vakıf
defterlerinde türbeye ait vakfın adı “Sitti Zeynep bin’t Zeynülabidin”
olarak geçmektedir. Türbede mezarı bulunan kişinin bir eren olduğu
sanılmaktadır. Türbenin bulunduğu kayanın içine antik çağda ikişer metre
uzunluğunda üç lahit oyulmuştur. Antik mezarlar, bir dönem su deposu
olarak kullanılmıştır.

HIDRELLEZ KİLİSESİ
Alanya merkezine 10 kilometre uzakta Hacı
Mehmetli Köyü sınırları içinde Hıdır İlyas mevkiindedir. Akdeniz’e gören
bir yamaç üzerine 19. yüzyıl başında kurulduğu sanılan kilise,
günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler tarafından ibadet
amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı kagir, duvarları taş ve küçük bir
apsisi olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin içinde ahşap
süslemeli bir ara kat vardır. Duvarlardaki freskolar bozulmuştur.
Kilisenin 1873 yılında onarım gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır.
Alanya Müzesi’nde sergilenen kitabe, Grek abecesi ile Türkçe
(Karamanlıca) yazılmıştır. Kilise, Alanya’da yaşayan ve Türkçe konuşan
Ortodoksların 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan’a gitmeleriyle
kapanmıştır. Yanında su kaynağı bulunan Hıdrellez Kilisesi’nin bir adı
da Agios Georgios Kilisesi’dir. Kilisenin benzerlerine Antalya
Kaleiçi’nde de rastlanmaktadır. Ören yerine giriş ücretsizdir.

ŞARAPSA HANI
Alanya’nın 13 kilometre batısında şehirlerarası
karayolu üzerinde 13. yüzyıldan kalma bir yapıdır. 1236-1246 yılları
arasında Selçuklu Sultanı olan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından tarihi
ipek yolu üzerinde kervansaray olarak yaptırılmıştır. Bir dönüme yakın
araziye inşa edilen yapının duvarları iri kesme taşlarla örülüdür. Orta
çağın önemli konaklama merkezlerinden bir olan kervansaray günümüzde
eğlence merkezi olarak kullanılmaktadır.

ALARA KALESİ
Alara Kalesi, Alanya’nın 37 kilometre batısında,
denizden 9 kilometre içeride Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat
tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır. İpekyolu üzerindeki kalenin
işlevi, Alara Çayı kenarındaki handa mola veren kervanların güvenliğini
sağlamaktır. Kale 200 metreden 500 metreye kadar çıkan sarp bir tepe
üzerinde kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Dış ve iç kale
olarak iki kısımdır. 120 basamaklı karanlık bir dehlizden kalenin içine
girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban
otları ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir. Kalenin içinde kayalar
oyularak tüneller yapılmıştır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, kale
görevlilerinin odaları, cami ve hamam vardır. Surları ve patikaları
izleyerek Alara Kalesi’nin zirvesine çıkmak isteyenlerin en az bir
saatlik tırmanışı göze almaları ve buna göre donanımlı olmaları gerekir.
Zirvedeki manzara ise yorgunluğa değecektir.

ALARAHAN
Alara Kalesi’ne 800 metre uzakta bir düzlükte
ve Alara Çayı kıyısındadır. Tümüyle kesme iri taşlarla 2 bin metrekare
üzerine kervansaray olarak inşa edilmiştir. 1231 yılında yapılan han
birkaç yıl önce onarılmış ve bugün restoran ve alışveriş merkezi olarak
kullanılmaktadır. Kervansarayın nöbetçi kulübesi günümüzde de özelliğini
korumaktadır. Kervansarayın ikinci kapısı, yolcuların kalacağı
mekanlara açılır. Uzun bir koridorun iki yanında odacıklar bulunur.
Kervansarayın içinde çeşme, mescit ve hamam vardır. Yapının onarımı
sırasında ortaya çıkan taş ustaların imzaları da dikkat çekicidir.
Alaaddin Keykubat, Alanya’daki kitabelerde kendisini “Kara ve iki
denizin sultanı, Arap ve Acem ülkesinin sahibi” olarak nitelerken,
Alarahan’daki kitabesinde “Rum, Şam, Ermeni ve Frenk memleketlerinin
fatihi” ünvanını da almıştır. Alarahan’a giriş ücretlidir. Handaki
restoranın yanı sıra Alara Çayı’nın kenarındaki küçük kır lokantalarında
da yemek yenilebilir ve servis yapılıncaya kadar çayda yüzülebilir.


KARGI HAN
Alanya’nın batısında, Kargı çayının kuzeyindedir.
Hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı hakkında bilgi yoktur. 46 metre
eninde, 50 metre boyunda taş yapıdır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı
dönemlerinde Akdeniz ile İç Anadolu’yu bağlayan yol üzerinde, Kesikbel
mevkiinde kervansaray olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Odalarının
hepsinin tavanında hava bacaları bulunmaktadır ve odalar orta avlunun
etrafında sıralanmıştır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit hayvan
yemlikleri bulunur. Yapı harap durumdadır.



































KEMER

Antalya'ya 35 km uzaklıkta olan Kemer 80 li yılların
başına kadar küçük bir köydü.
Turizmin yükselmesi ile birlikte adını duyurdu.
Tam donanımlı Kemer marinası yatçıların beldenin güneyindeki mükemmel
koyları ve kumsalları keşfedebilmeleri için hazırlıklıdır.

Bahar mevsiminde de Kemer ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin limanı
ile Girne arasında yat yarışları düzenlenmektedir.

Tarihçesi Antalya'nın tarihçesi ile aynı paralellikte düşünülebilir.
.
Bu bölgedeki Phaselis ve Termessos gibi kısmen hala ayakta olan antik
şehirler bulunmakta.
Bu şehirlerin kuruluşları esas olarak milattan önce 6. ve 7. yüzyıllarda
Dor zulmünden kaçan Rodos ve Giritlilere dayanıyor.

Büyük İskenderin bu bölgeye M.Ö. 330 lu yıllarda geldiğini biliyoruz.
Hellen çağı M.S. 1. yüzyıla dek devam ediyor. Ve ardından Roma dönemi
geliyor.

Kemer'e en yakın antik kent Phaselis. Buraya M.S. devrin en büyük
İmparatoru Hadrianus'un geldiğini biliyoruz.











SİDE

Yunanca NAR anlamına gelen Side sayısız efsaneye
ile özdeşleştirilir.Tauros' un
kızı, Pamphilia' da Side şehrinin isim analarından biridir.Side tarih ve
doğanın iç içe geçmiş bir cennet köşesi...

Burada deniz manzaralı sayısız restorant, kafe,
bar ve diskoteğin yanısıra Side'nin o dar sokakları boyunca uzanan ve
Türk el sanatlarının şaheser örneklerini satan sayısız dükkan ve mağaza
bulunmaktadır. Sütunlu kemerler
üzerine inşa edilmiş olan tiyatro bölgedekiler arasında en büyük
olanıdır. Diğer kalıntılar arasında agora, gymnasium deniz kıyısındaki
Apollo Tapınağı, çeşmeler ve nekropolis sayılabilir. Şimdi müze olan
geniş Roma hamamı Türkiye'nin en güzel arkeolojik kolleksiyonlarından
birine sahiptir.

Gezilecek Yerler:

Side Müzesi
Müzede sergilenen eserlerin büyük bir bölümü,
Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından,1947-1967 yılları arasında Side
antik kentinde yapılan kazılarda, çıkarılan buluntulardır. Hellenistik,
Roma ve Bizans Devrinden; yazıtlar, silah kabartmaları, Roma Devrinden
yapılmış Grek orijinallerinin kopyası olan heykeller, torsolar,
lahitler, portreler, ostotekler, amphoralar, sunaklar, mezar stelleri,
sütun başlıkları ve sütun kaideleri sergilenmektedir.

Tiyatro
15 bin kişi almaktadır. Seyirci bölümü bir diazoma
ile iki kata ayrılmıştır. Orkestra yarım daireyi aşan bir kavis
şeklindedir. Sahne binası iki ya da üç katlıdır. Geç İmparatorluk
Devrinde gladyatör yarışları ve hayvan mücadelelerinin yapıldığı arena
olarak kullanılmıştır. Bizans Devrinde M.S. 5-6 yüzyıla açık hava
kilisesi olarak kullanılmıştır. Tiyatro M.S II. yüzyılın ortalarına
tarihlendirilmektedir.


Manavgat Şelalesi
Manavgat Şelalesi yüksek olmamasına karşın
kayalıklardan tüm gücüyle akan su bembeyaz köpükler saçar. Şelalenin
yakınlarında gölgelere sığınmış çay bahçeleri ve restorantlar burayı tüm
günün yorgunluğundan sonra dinlenmek için ideal bir yer konumuna
getirir. Bu güzel yöreyi daha iyi görebilmek için Manavgat Nehri boyunca
eğlenceli bir tekne gezisi yapmakta mümkündür.

SERİK

SERIK Ilçesinde Ilk yerlesim yeri, M.S.II
Yüzyilda Bergama Kralligina bagli olarak bu günkü Yanköy Köyü
yakinlarinda bulunan “SILLYON” (Koçhisar tepesinde) da ve Belkis köyünde
“ASPENDOS” olarak iki yerde kurulmustur. 1900 Yilinda bu günkü ilçe
merkezinde KÖKEZ adi altinda Bucak merkezi olmustur,. 1926 Yilinda da
SERIK Ilçe olmustur. Bati Trakya Türkleri Balkan Savasi sirasinda
Muhacir olarak; Girit savasi sirasinda da, Girit Türkleri Serik'e gelip
yerlesmislerdir.

KAŞ

Akdeniz Bölgesi'nde Antalya ili'ne bağlı bir ilçe
olan Kaş'ın kuzeydoğusunda Elmalı, doğusunda Finike ilçeleri, batı ve
kuzeyinde Muğla, güneyinde de Akdeniz bulunmaktadır. Teke Yarımadasının
güney kesiminde yer alan Batı Toroslarının uzantıları olan Akdağ, Kaş
ile Muğla'nın doğal sınırını oluşturur. Kaş kıyı şeridi oldukça dar
olup, batıda Eşen Ovası, doğuda da Demre Ovasında genişler. Muğla ile
doğal sınırı çizen Eşen Çayının taşıdığı alüvyonlarla bir deltaya
dönüşmüştür. İlçe kıyılarının dışında başta Kekova, Meis, İçada,
Heybeliada ve çataladalar ismiyle bilinen Sıçan ve Yılan adaları
bulunmaktadır.

Kaş ilçesinin ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Bölgede yetişen
belli başlı ürünler portakal, elma, buğday, arpa, çiğit ve pamuktur.
Ayrıca kıyı kesiminde yaygın biçimde seracılık yapılır. Kızılçam, sedir,
ardıç ve karaçamdan oluşan, dağlık kesimde ormancılık ön plandadır. Kaş
ve çevresinde giyim, elsanatları ve halk oyunları bakımından hala
geleneklerini devam ettirmektedir. Yörenin ünlü "Barak Kilimi" Yayla
Kılıçlı ve Yeşilbarak köylerinde dokunmaktadır.

Antik Likya bölgesinin önemli kentleri Kaş'ın çevresinde yer almaktadır.
Ksanthos, Patara, Myra ve Antiphellos bunların başında gelmektedir.

Makedonya Kralı Büyük Iskender'in, Anadolu seferi sırasında, Krallığın
egemenliği altına girmiştir. Büyük İskender'in ölümünden sonra bölge,
Seleukoslar'la Ptolemaioslar arasında el değiştirmiştir. Antik kent,
Roma Dönemi'nde önem kazanmış ve Bizans Dönemi'nde Piskoposluk merkezi
olmuştur. Bu dönemde Arap akınlarına uğramış daha sonra Anadolu Selçuklu
topraklarına katılarak Andifli adını almıştır. Anadolu Selçuklu
Devleti'nin yıkılmasını takiben Tekeoğulları Beyliği yönetimi ele
geçirmiş ve Osmanlı Devleti ilçeyi Yıldırım Bayazıt zamanında
topraklarına katmıştır.

Aya Nicola Kilisesi (St. Nicolas Church)
St. Nicolas(Noel Baba)

Aziz Nicholaos öldüğünde yapılan kilise veya şapel 529 yılındaki
zelzelede yıkılınca daha büyük belki de bazilika tipinde bir kilise
yapılmıştır. Peschlow, büyük apsisin güney tarafında eşit apsisli iki
küçük mekân ile bugünkü binanın kuzey yan nefinin büyük kısmının bu ilk
yapıya ait olduğunu tahmin etmektedir. Bu kilise VIII. yüzyılda zelzele
veya Arap akınlarıyla yıkılmış, daha sonra tekrar yenilenmiştir. 1034
yılında Arap donanmasının denizden yaptığı akınlarla harap olmuştur. On
yıl harap durumda kalan kilisenin 1042'de Bizans İmparatoru IX.
Konstantin Monomakhos ve eşi Zöe tarafından tamir ettirildiği
kitabesinden anlaşılmaktadır. XII. yüzyılda binaya bazı ekler yapılmış,
kilise tekrar onarılmıştır. XIII. yüzyılda Türklerin eline geçen
Myra'da, kiliseyi serbestçe ibadet etmek için kullandığını ve kilisede
bazı onarımların yapıldığını anlıyoruz. 1738'de büyük kilisenin
yanındaki şapel tamir edilmiştir. 1833- 1837 yılları arasında Anadolu'yu
gezen C. Texier, Myra'ya da uğramış ve kitaplarında kiliseden
bahsetmiştir. Ondan on yıl kadar sonra 1842 yılı Mart ayında Teğmen
Spratt ile Prof. Forbes de Myra'ya gelmiş, kilisenin bir krokisini
çıkarmışlar ve kilisenin yanında bir manastırın olduğunu görmüşlerdir.
1853 yılında Kırım Harbi sırasında Ruslar kilise ile ilgilenmişler ve
burada bir Rus kolonisi kurmak için Anna Golicia adındaki Rus kontesi
adına toprak almışlardır. Ancak Osmanlı Devleti işin siyasî yönünü
farkedince Rusların aldıkları toprakları geri almış, yalnızca kilisenin
onarım istekleri kabul edilmiştir. Böylece 1862 yılında August Salzmann
adında bir Fransız, Nicholaos Kilisesi'nin onarımı ile
vazifelendirilmiştir. Bu restorasyonlar kilisenin aslını bozacak kadar
kötü yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında 1876'da bugün görülen çan
kulesi de ilave edilmiştir. Birçok kentin koruyucu azizi olan Noel
Baba'ya adanmış iki bine yakın kilise bulunmaktadır. O'nun yaşam öyküsü
ve mucizeleri birçok kitapta yer almış, ancak en eskisi 750-800 yılları
arasında Byzantion'da Stadion Manastırı Başkeşişlerinden Michael
tarafından yazılmıştır. Şimdi biz Anadolu Bizans mimarisinin ilgi çekici
bir yapısı olan St. Nicholaos Kilisesi'ni beraberce gezelim. Müze
girişinden sonra taş döşeli yoldan aşağıya doğru inilir. İnerken Noel
Baba'nın heykeli solumuzda yeşillikler içinde görülür. IV. yüzyılda
burada bulunan tek kubbeli kilisenin güneyine VIII. yüzyılda haç
şeklinde bir şapel ile kuzey tarafına da eklemeler yapılmıştır. Ayrıca
1862-63 senelerinde de binaya dış narteks ile iç narteksin bazı
kısımları ilave edilmiştir. Binanın esas girişi batı yönünde olmasına
karşılık biz gezi yönünde anlatmayı daha uygun bulduk. Bugün iki sütunu
ayakta kalmış bir avludan bir iki basamakla Bizans Devri'nde ilave
edilmiş güney nefine inilir. Haç biçimli bu bölümün doğu kısmında üç
kemerli pencereye sahip bir apsis yer alır. Apsisin önünde orijinal
stylobat ile ortasında altar kaidesi hâlâ görülür. Apsis nişinin içinde
yer yer renkleri kaybolmuş ve belirsizleşmiş aziz figürleri vardır.
Bunların altındaki küçük niş içindeki fresko Noel Baba'ya aittir. Bu
bölüm ve esas kilisenin güneydoğu şapelinin tabanlarında farklı
desenlerde mozaik panolar görülür. Batı yönünde merdivenlerin
karşısındaki niş içerisinde İsa, Meryem ve Yahya freskoları vardır.
Buradan iyi muhafaza edilmiş kapı çerçevesi bizi lahitlerin bulunduğu
kısma, yani haç biçimli şapelin uzun kısmına çıkartır. Lahitlerin yer
aldığı nişler içindeki freskolar bugün net olarak görülmese bile çeşitli
aziz tasvirlerini içeren freskolar ile bezenmiştir. Kuzey duvarındaki
ilk nişle sütunların üzerinde Meryem freskosu ilginç örneklerdir. Noel
baba freskosunun bulunduğu ikinci niş sütununun ters konduğu
yazılarından anlaşılmaktadır. Nişler içinde yer alan lahitlerden birinci
niş içindeki akarthus yaprakları ile süslü Roma Devri lahdinin Noel
Baba'ya ait olduğu kabul edilir. Hatta Noel Baba'nın denizcilerin de
azizi olmasından dolayı lahdin üzerinin balık pulu desenleriyle
süslendiği söylenir. 20 Nisan 1087'de Bari'li korsanlar, Noel Baba'nın
kemiklerini almak için lahdi kırmışlar, bazı kemikleri alarak Bari'ye
götürmüşlerdir. İkinci niş ile karşısındaki nişte bulunan lahitler
sadedir. Burada nişler içindeki lahitlerden başka yerde iki mezar daha
bulunmaktadır. Buradan bir kapı ile kilisenin iri blok levhalarla döşeli
avlusuna geçilir. Avluda ise bir niş içerisinde boşaltılmış iki mezar
bulunur. Yanında bulunan mermer üzerinde haç ve çapa motifi Noel Baba
için yapılmış olmalıdır. Solda duvar içine yerleştirilmiş mezardaki
kitabede 1118 tarihi yer alır. Avludan önce dış nartekse, sonra üç kapı
ile ana mekâna (naos) açılan iç nartekse geçilir. Burası gruplar halinde
piskoposların resmedildiği freskolarla süslenmiştir. Buradan geçilen
esas mekân üç kemerle yan neflere açılır. Ana mekânın güneyinde iki nef
vardır. İkinci nefte niş içindeki lahitte Noel Baba'nın mezarı olduğu
söylenir ise de üzerindeki kadın erkek kabartması bunun böyle olmadığını
gösterir. Yan nefin karşısındaki niş içerisinde ise bir başka mezar
vardır. Kuzey nefin kubbesinde Hz. İsa ve 12 havarinin freskoları
bulunur. Yanda ise yan nefin kazısı yapılmaktadır. Bu kazının yapıldığı
nefin batı kısmında ise üç oda bulunur. Binanın ortasında pencereli ve
kasnaklı bir kubbenin olması gerekirken, Salzmann yaptığı tamir
sırasında mekânın üstünü kapatarak, kesme taştan kaburgalı büyük bir
çapraz tonoz kullanmıştır.

Myra(Demre)
Çarpıcı kaya mezarlarıyla ünlü Myra'ya düzgün bir yolla kolayca
ulaşılır. Aziz Nicholaos'ın piskoposluk yaptığı ve bu nedenle tüm Orta
Çağ boyunca ününü sürdüren Myra önemli bir Lykia kenti olup isme "Yüce
Ana Tanrıçasının yeri" anlamına gelmektedir. Lykia dilinde "Myrrh"
olarak geçen Myra, Demre ovasını kuzeybatıdan çeviren dağların denize
bakan yamacına kurulmuştur. Önce bugünkü kaya mezarlarının üzerindeki
tepeden kurulan şehir daha sonraları aşağıya inerek genişlemiş ve
Lykia'nın çok önemli altı büyük kentinden birisi olmuştur. Kentin M.Ö.
IV. yüzyılda basılan ilk sikkesi üzerinde ana tanrıça kabartması vardır.
Antik kaynakların M.Ö. I. yüzyıldan itibaren Myra'dan bahsetmelerine
rağmen, kaya mezarlarından ve bastıkları sikkelerden, şehrin en az M.Ö.
V. yüzyılda varolduğu anlaşılmaktadır. Lykia Birliği'nin metropolisi
olan Myra M.S. II. yüzyılda büyük bir gelişme göstermiş, burada Lykialı
zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı yapılmıştır. Örneğin
Oinoandalı Licinius Langus 10.000 dinar vererek tiyatro ve portikoyu
yaptırmıştır. Ayrıca Rhodiapolisli ve Kyeanaili Iason'un da Myra'nın
imarı için çok yardım ettigini kitabelerden anlıyoruz. Aziz Nicholaos'ın
Myra'da başpiskoposluk yaptığı II. Theodosion (408 - 450) zamanında
Myra'nın Lykia Bölgesi'nin başşehri olduğu bilinmektedir. Şehir VII.
yüzyıldan başlayarak IX. yüzyıla kadar devamlı Arap akınlarına uğramış,
809 yılında Harun El Reşit'in komutanlarından birisi Myra'yı
zaptetmiştir. 1034 tarihinde Arapların yaptığı deniz hücumlarında St.
Nicholaos Kilisesi yıkılmıştır. Arap akınlarının verdiği huzursuzluk,
Myros Çayı'nın sık sık taşması, bu taşma nedeniyle gelen toprakla bazı
yapıların dolması ve bu arada meydana gelen depremler şehrin terk
edilmesine ve Myra'nın köy hüviyetine bürünmesine sebep olmuştur.
Türkler bu bölgeye geldikleri zaman böylesine küçülmüş bir Myra
bulmuşlardır. Tiyatronun üzerindeki dağda bulunan akropolde fazla birşey
kalmamıştır. 1842'de Myra'yı ziyaret eden ve akropole çıkan Spratt
burada küçük taşlardan başka birşey kalmadığını görmüştür. Roma
Devri'nden kalma şehir surlarında yer yer Hellenistik Devir'den kalma ve
hatta M.Ö. V. yüzyıla ait olan duvar kalıntıları bulunmaktadır.
Tiyatronun yakınında şehre doğru giderken, yolun sonunda hamam veya
bazilika olabilecek geç devir kalıntıları görülmektedir. Myra'nın su
ihtiyacı Demre deresinin aktığı vadi kenarındaki kaya yüzüne açılan
kanallarla karşılanmaktaydı. Bugünde bu kanalları görmek mümkündür.
Myra'nın diğer yapıları bugün toprak altında olup gün ışığına
kavuşacakları zamanı beklemektedirler. Myra'ya gelirken yol üzerindeki
Karabucak mevkiinde, günümüze kadar iyi korunmuş Roma Devri mezar anıtı
dikkati çeker. Çayağzındaki Myra'nın limanı olan Andriake'nin üzerinde
kehanet merkezi olmasıyla ünlü Sura antik kenti Sura'dan birkaç km
uzaklıktaki Gürses'te ise Trebenda antik kenti yer alır. Şimdi
tiyatrodan başlayarak kaya mezarlarını ve St. Nicholaos Kilisesi'ni
tanıyalım: Myra'nın görkemli tiyatrosu oldukça sağlam olarak günümüze
kadar gelebilmiştir. Arkasındaki dik dağın yamacında kurulan tiyatronun
caveası büyük ölçüde kayalara oyulmuştur. Tiyatro daha sonraları arena
olarak da kullanılmış, bu nedenle bazı düzenlemeler yapılmıştır. Kaya
mezarlarıyla ünlü Myra'da mezarlar hemen tiyatronun üzerinde ve doğu
taraftaki nehir nekropolü denilen yerde olmak üzere iki yerde
toplanmıştır.




KALKAN

[Linkleri görebilmek için üye olmaniz
gerekmektedir. Hizli
üye olmak için tiklayiniz!!
]


Kalkan, Antalya'nın batısında turistik bir
belde. Günümüzden yaklaşık 3000 yıl önceki Likya Uygarlığı'nın yaşadığı
ve sayısız kentler kurulmuş Antalya ile Fethiye arasındaki topraklarda
bulunan Kalkan ve çevresinde nedendir bilinmez bu döneme dair şehir
kalıntısı veya yerleşim görülmemektedir. Kalkan bundan 150 - 200 sene
önce yakınında bulunan Meis isimli Yunan adasından gelen tüccarlar
tarafından kurulduğuna inanılır. Tarih boyunca güvenilir bir liman
olması, Elmalı-Gömbe-Bezirgan yörelerinden gelen tarım ve orman
ürünlerinin pazarlandığı ve yüklendiği bir liman olarak önemini korumuş
ama 1970'li yıllardan sonra Antalya karayolunun açılmasıyle deniz
ticaretini zayıflayarak hemen hemen yok olma noktasına gelmiştir.


Uzun yıllar ulaşım zorluğunun da etkisiyle çevre ilçeler gibi canlılık
kazanamamış ve kendini korumuştur. Son yıllarda özellikle İngiliz
turistler tarafından keşfedilmiştir. İngilizler'in başı çektiği yoğun
bir yabancı nüfusu bugün Kalkan'a yerleşmiş durumdadır. Bu hızlı
gelişmeye rağmen, Kalkan'ın sırtını yasladığı dağlara doğru yayılan
kentin eski dokusunun bulunduğu bölüm korunabilmiştir.

Belde içindeki deniz taşlıktır ama 13 km. uzaklıktaki Patara'daki plaj
sığ denizi kumsalı ile bir alternatif oluşturur. Kalkan koyu mavi bayrak
ödülü almaya hak kazanan temizlik ve güzelliktedir.

Beyaz duvarlı evleriyle meşhur Kalkan, 1920'li yıllara kadar Kalamaki
adıyla anılan eski bir Rum balıkçı köyüdür. O zamandan geriye kalan
köyün kilisesi bugün cami olarak kullanılmaktadır.

Turimin gelişmesi ve yabancı uyruklu kişilerin yaşamaya başlamasıyle
değişik yan sektörler ve iş kolları yerini almış ve diğer beldelere
bağımlılık azalmıştır.

Bu şirin tatil yöresi son yıllarda Bodrum’dakine benzer bir süreç
yaşıyor. Kentli aydınların gözde tatil merkezlerinden biri durumuna
geldi Kalkan.

Yatların konaklayabileceği ve her türlü ihtiyaçlarını
karşılayabilecekleri marinası, küçük sevimli barları, iskeledeki balık
lokantaları, incik boncuk el işi satan tezgahları, dükkanları, temiz
pansiyonları ve otelleriyle sıcak bir havaya bürünen kasaba gürültüden
uzak, sakin bir tatil geçirmek isteyen, değişik bir atmosfer arayanlar
tarafından tercih ediliyor. Kalkan geceleri de renklidir. Küçük
barlardan canlı müzik sesleri sızar dışarıya. Masaların çoğu da
dışarıdadır zaten. İçki eşliğinde başlayan sohbetler gece geç saatlere
kadar uzar gider.

Kalkan’da gün boyu sıkılmazsınız. Kalkan içi denize girmek için pek
uygun değil. Ama çevrede, dolmuşlarla gidilebilecek plajlar var. Kaş
yolu üzerindeki Kaputaş plajı ve Fethiye tarafındaki ünlü Patara
kumsallarını tercih edebilirsiniz.

Marinadan kalkan tekneler çevreye günübirlik turlar düzenliyorlar. Bu
turlarla Kaputaş, Patara, Kaş ve Kekova adası çevresine gidebilirsiniz.
































































OLİMPOS






































http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz