GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 11 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 11 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

SİMYA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 SİMYA Bir Ptsi Tem. 12, 2010 3:27 am

aydin-28




<BLOCKQUOTE>
Aşağıda ilgiye bağlı olarak devam edecek ve muhtemelen simya sanatı ile ilgili en kapsamlı türkçe yazı dizisininin nacizane giriş kısmını okuyacaksınız. Bu yazı dizisi oldukça kalın bir kitabi çalışmanın çok yalın özetidir. Bu konuya ilişkin o kadar az türkçe kaynak vardır ki, bu aciz çalışma bile iddialı olabilmektedir.</BLOCKQUOTE>



Bazılarına göre Simya eski çağların kimyası giyisisindedir. Bu görüşte olanlar genellikle tarihte simyadan kimya bilimine doğru bir gelişme olduğuna inanamaktadırlar. Simyayı basit metallerin soy metallere, yani özetle kurşununun altına çevrilmesi olarak düşünürler.

Simyacı denildiğinde ilk akla gelen kasvetli bir ortaçağ mekanında büyük tencereler ve imbiklerin yanında oturup elinde eski bir kitaptaki bir formülü uygulamaya çalışan bilge kişi akla gelir. Aslında onun bu duruşu herhangi bir çağda yaşamış bir bilim adamından çok saplantılı bir büyücüyü anımsatır.





Simya gerçekten de kimyaya benzemez: Aralarında gerek düşünce ve gerekse uygulama farklılıkları vardır:

Örneğin kimyager müsbet bilimlere önem verir onun uygulamalarında madde dışında bir gerçek yoktur. Oysa simyacı sadece madde ile uğraşmaz. O uygulamasını yaparken dua eder, Tanrısına başarılı olmak için yalvarır ve takdime sunar. O kimyagerden farklı olarak maddenin kendisi ile değil özüyle ve daha da içerisi ile ilgilidir. Kimyager için maddenin en küçük hali atomlardan oluşurken, simyacı için maddenin en içrek hali onun ruhudur.

Kimyager için madde ölüdür. Oysa simyacı için madde yaşayan bir varlıktır. Onun yaşayışı tabiatı ile ilgidir. Günümüzde hala bazı simya tabirlerini kullanmaya devam ederiz. Örneğin kezzap için tuz-ruhu dememiz onun ile simyacılar arasındaki ciddi bağdan kaynaklanmaktadır. İspirto’nun anlamı “Ruh” kelimesidir. İngilizceki Spirit-Ruh günümüzde ispirto olarak kullanılmaya devam edilmektedir.





Kimyacı için madde yaşlandıkça değer kaybederken, Simyacı için yaşlanan maddenin en olgun hali altındır ki, bu maddenin ulaşabileceği en yüksek seviyedir. Tüm maddeler altın olmak ister. Bu aynen tüm insanların ölümle birlikte Tanrısallaşması, ilahi bir mekana gitmesi gibidir. Altın ilahi bir nesnedir ve insanın benliğinde önemli bir yere sahiptir.

Şimdi kendinize sorun bakalım altın neden en değerli madendir. İnsan niye diğer madenlerden farklı olarak altına değer vermektedir?

Bunu ekonomistlere ve bir kısım iktisatçılara sorarsanız size herkes tarafından genel kabul gören ve pek de irdelenmeyen bir cevap verirler; “Altın çok değerlidir çünkü o tabiatta ender bulunur”. Şmdi çevrenize bakınız. Milyonlarca ton altının kuyumcularda, banka kasalarında ve insanları üzerlerinde taşınıp saklandığını alınıp satıldığını gözünüzün önüne getirin. Altın pek öyle tabiatta ender bulunan bir cevher değildir. Elması değerli kılan onun ender bulunması değil, kendine has ışıltısıdır. Altın sarısı ve parlaklığı da insan ruhunda ayrı bir yere sahiptir.

Yani altın insan ruhunun bir parçasını oluşturur. Şöyle anlatırsam daha kolay anlaşılacaktır. Tüm Dünya Altın ile kaplı olsaydı ve herşey altından yapılı olsaydı; daha sonra insanlık Mars’da bir külçe altın olduğunu duysaydı, ne yapıp eder oraya ulaşmaya o altını da kendi varlığına katmaya çalışırdı…

Simyacı ile kimyager arasında en önemli düşünce farklılıklarından biri de kimyacının gelişimi ileri simyacının geriye doğru olmasıdır. Yani kimya bilmi yıllar ilerledikçe daha gelişirken, simyacı için en eski olan en çok şey bilendir. Sanatçı (simyager), eski eserleri toplamaya çalışır. Ona göre sanatın(simyanın) asıl prensipleri ve formülleri eskinin kaybolmuş bilgileridir. O bilgisinin kaynağı olarak kendini Flamel, Aristo, Cabir ve Hermes’e(Mısır Tanrısı Thot) bağlı hisseder. Bilgi zaman içinde unutularak yozlaşmıştır. En eski olan en doğru olandır.

Yüzyıllarca bilim adamları elementlerin sabit ve değişmez olduğunu düşünmüşlerdir. Ortaçağdan sonra gelişen bu ekol kendinden önceki simya çalışmalarını safsata ve cahillik olarak görüp öyle göstermişlerdir. Bu yüzden de alşemistler(simyacılar) hep hayalperest, hastalıklı beyinleri olan insanlar olarak gösterilmişlerdir. ama 1919 yılında İngiliz Fizikçi Rutherford’un helyumla nitrojeni patlatıp oksijen ve hidrojen elde etmesi ile simyacıların haklılığı ortaya çıkacaktır.

Simyacının, simya bilgisinin cahil ellerde bir yıkıma dönüşeceği, maddenin dönüşümü sırasında kontrol edilmesi zor bir enerjinin açığa çıkacağı düşüncesi yıllarca bilim adamlarını güldürürken Hiroşima ve Nagazakiye atılan atom bombaları, bu gülümsemeleri suratta donan bir burukluğa çevirecektir.







Simyacının bir elementi diğerine çevirmek için verdiği mücadelede harcadığı güç ve para gözününde tutulursa bu hırs ve bu hırsı besleyen kaynağın ne olduğu her zaman bir merak konusu olacaktır. Tek işi altın üretmeye çalışmak olduğunu düşündüğümüz bu insanlar geçimlerini nasıl sağlıyorlardı ve onların bu arzularını diri tutan hangi ilhamdı.

Elle tutulur sonuçlar elde edilmeksizin sahte bir umudun peşinde insanlık tarihinde Cabir, Agricola, Newton gibi dahi devlerin boşuna debelendiklerini söyleme aslında kimin haddinedir! Bir kısım bilim adamlarını alaycı edaları ile küçümsenen simya ilmi insanlık tarihinden çıkarılsaydı belki bugün hala mağara devri ve en fazla ortaçağ hayatı yaşıyor olacaktık.

Elbetteki tüm simyacılar süper bilim adamları, alanında uzman kimseler değildiler. Şarlatanlar, hayalperestler, deliler ve dolandırıcıların kendini göstermekten geri kalmadıkları bu uğraşıda çok az sayıda saygın kimse bulunmaktaydı. Simyacı ile ilgili olarak eskiden hep şu öykü anlatılmaktaydı:

Bir gün kasabaya garip bir adam gelerek kendinin simyacı olduğu, herşeyi altına çevirmeyi bildiğini ve bunu kanıtlayabileceğini söyler. İnsanlar onun bu iddiasını önemser ve onu evlerine davet ederler. Bu garip yabancı zengin bir tüccarın evine gider ve onun konukları önünde gösterisine başlar. Önce değer ifade etmeyen ve altına çevrilmesini istedikleri kumaş, bez gibi malzemeyi ortaya yıkmalarını söyler. Meraklı izleyiciler dediğini yaparlar. Daha sonra evde bulunan değerli esyaları getirip kendine vermelerini ister. Bu eşyalar sayesinde diğerlerininin değerini arttıracağını onları altın ve müchevere dönüştüreceğini anlatır. Misafirini dediğin yapılır. Adam eline değerli eşyaları alır ve değersizlerin üzerine üzerinden çıkardığı bir sıvıyı boşaltır. ortalığı yoğun bir duman kaplar…”

Sonra ne mi olur?

Duman dağılınca yabancının ziynet eşyaları ile birlikte ortadan kaybolduğu anlaşılır. İşte simyacı çoğu kez bu öykü ile bilinirdi.

Gerçek böyle midir? Bu kadar basit midir. Hayır. Ancak bu simyanın öyküsü yukarıda anlattığımız hikayeden çok daha eğlenceli bir maceradır.

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz