GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
    En son konular
    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

    » 14-mart-2015
    C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

    » KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
    Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

    » sümbül...
    Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

    » deneme
    C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

    » kaya işaretler
    Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

    » taştan daire ve dörtgen
    C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

    Kimler hatta?
    Toplam 8 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 8 Misafir

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
    RSS akısı

    Yahoo! 
    MSN 
    AOL 
    Netvibes 
    Bloglines 



    Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

    Yalnız Allah’tan korkmak

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    1 Yalnız Allah’tan korkmak Bir Cuma Tem. 09, 2010 8:09 pm

    magaracı




    Sual: Kur’an-ı kerimdeki, (Yalnız Allah’tan korkun) ve (Yalnız senden yardım isteriz) mealindeki ayetlerden kasıt nedir?
    CEVAP: Bizi Cennete koyacak olan da, Cehenneme atacak olan da Allahü teâlâdır. Bir başkası bu işi yapamaz. (Putların gazabına uğrarız da, bizi Cehenneme atar) gibi bir korku yanlış olur. Deccal veya başka zalimlerden, bizi Cehenneme sokar diye korkulmaz. Bu hususlarda yalnız Allahü teâlâdan korkulur. Yılandan, hırsızdan, caniden korkmalar, bununla ilgili değildir. Allahü teâlâ dilerse, bu korkulardan da bizi muhafaza eder.
    (Yalnız senden yardım isteriz) mealindeki âyet-i kerimeden önce, (Yalnız sana ibadet ederiz) buyuruluyor. Demek ki, ibadet yalnız Allahü teâlâya olur. Putlara veya başkalarına olmaz. İbadetten sonra yardım istemek, bu ibadetin yapılmasında, kabul edilmesinde ve neticede Cennete girmemizde, yalnız senden yardım dileriz demektir. (İnsanlardan istenen yardımda da, yardımı yaratan sensin, başkasından bir yardım istesek bile, bu yardımı yaratan sensin, bize her türlü yardım senden gelir, yükümüzü birisi kaldırsa buna o gücü veren sensin, senin emrin olmadan kimse kimseye yardım edemez) demektir. Nitekim Abdülaziz Dehlevi hazretleri, Fatiha suresinin tefsirinde buyuruyor ki:
    Birisinden yardım istenirken, yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeple yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünerek ondan yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur. (Tahkik-ul-hakkıl-mübin)
    Kurtubi tefsirinde buyuruluyor ki:
    (Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz) mealindeki âyet-i kerimeyi kabul edip söyleyen, Cebriye’den de, Mutezileden de uzak kalmış ve onlara gerekli cevap verilmiş olur.
    Mutezile fırkası, (Allah bizim yaptığımız işlere karışmaz) diyor. Biz, (Ya Rabbi, senden yardım isteriz) demekle, işi yapanın Allahü teâlâ olduğu meydana çıkıyor ve Mutezile rezil oluyor.
    Cebriye fırkası ise, (Her işi yapan Allah’tır, kulların hiçbir rolü olmaz, günahı, sevabı işleten de odur) diyor. Biz, (Ya Rabbi, sana ibadet eder ve senden yardım isteriz) demekle, kulların da iş yaptığı, ibadet ettiği ve yardım istediği meydana çıkıyor. İbadeti bizim yaptığımız, günahı bizim işlediğimiz, dolayısıyla günahtan mesul olduğumuz meydana çıkıyor. Cebriye’ye gereken cevap verilmiş oluyor ve Cebriyecilikten de kurtulmuş oluyoruz.

    2 Geri: Yalnız Allah’tan korkmak Bir Cuma Tem. 09, 2010 8:11 pm

    magaracı




    Allahü teâlâya itimât etmek
    İtimât etmek, güvenmek demektir. İnsan, bir işe başlarken veya o işi yaparken, bir yere güvenmesi gerekir. Bu güven, ya insanın kendisine yani nefsine veya Allahü teâlâya olur. Her insanın nefsi vardır ve herkesin nefsine itimâdı, güvenmesi, bu insanların birbirinden farklı, üstün ve haklı olmasına sebep olmaz. Zira;
    “Başkasının yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu batman taşı sanır” atasözü meşhûrdur.
    İnsanlar, işlerinde, kendi aralarındaki münasebetlerde ve hak arama konusunda nefislerine değil de, Allahü teâlâya itimât ederler, güvenirlerse, her bakımdan rahat ederler. Böylece hak sahipleri, haklarını alır ve insanlar arasındaki zulüm ortadan kalkmış olur. Allahü teâlâya inanan ve güvenen bir kimse, “Haklı olduğumu Rabbim biliyor, O bana yardım eder” diye düşünür, “Ben haklıyım nefsim bana yardım eder” diye düşünmez. Zira nefsine güvenen kimse, egoist, bencil olur. Nefsinin isteklerini ele geçirmede engel tanımaz, zulüm dahil her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmez, dahâ azgın ve saldırgan olur. Bu sebeple nefse güvenmek, kötü maksatları kullanmaya daha elverişli olmaktadır.


    “BİR ARZUN VARSA!..”
    Allahü teâlâya itmât eden, güvenen kimsede, nefsine güvenenden kat kat daha fazla kuvvet hâsıl olmaktadır. Allahü teâlâya itimât eden kimse de, nefsine itimât eden kimse gibi, boş oturmayıp çalışmakta, sebeplere yapışmaktadır. Ancak nefsine güvenen kimse, kendinden başkasına itimât etmediği için, işlerinde, yaptıklarında ve düşüncelerinde yalnızlaşır, tek başına kalır. Allahü teâlâya güvenen kimse, yalnız kalmaz, ümitsizliğe düşmez çünkü onun itimât ettiği bir yer vardır ve bu tükenmez kaynaktan kuvvet almaktadır. Allahü teâlâya inanıp, güvenen bir kimse, hem bütün kuvveti ile çalışmakta, hem de, kazancını kendinden bilmek gibi egoistliğe, bencilliğe düşmemektedir.
    Tevekkül, herhangi bir işe başlarken, o işin sebeplerine yapıştıktan sonra Allahü teâlâya güvenmek, Ona itimât etmek demektir. Peygamber efendimiz, Ebu Hüreyre hazretlerine hitaben;
    (Yâ Ebâ Hüreyre! Allahtan başka hiçbir şeye ümit bağlama! Allaha tevekkül eyle! Bir arzun varsa, Allahü teâlâdan iste! Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesi şöyledir ki, her şeyi bir sebep altında yaratır. Bir iş için sebebine yapışmak ve sonra Allahü teâlânın yaratmasını beklemek lâzımdır. Tevekkül de bundan ibârettir) buyurmuştur.
    İslâmiyyette tevekkül, çalışmayıp her şeyi Allahü teâlâdan beklemek değildir. Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Sebepleri O yarattığı gibi, onların te’sîr ederek, işin meydâna gelmesini de, O yaratmaktadır. İslâmiyyet, her şeyin sebebini araştırmamızı ve bu sebebe yapışmamızı emretmektedir. Her şeyin bilinen, meşhûr olan, sebebine yapışmamız ve bu sebebin te’sîrini yaratması için, Allahü teâlâya duâ etmemiz, yalvarmamız lâzımdır. Sebebe yapışmadan işin yapılmasını Allahtan beklemek, Allahü teâlâya karşı gelmek, Onun âdetini bozmaya kalkışmak olur. Allahü teâlâ, Dâvud aleyhisselâma vahyederek;
    (Bir kimse, her şeyden ümit kesip, yalnız bana güvenirse, yerde ve göklerde bulunanların hepsi, ona zarar yapmaya, aldatmaya uğraşsalar, onu elbette kurtarırım) buyurmuştur.


    KALBİN VEKİLE GÜVENMESİ...
    Allahü teâlâya güvenmek yani tevekkül etmek, kalbde hâsıl olan bir hâldir. Allahü teâlânın lütuf ve ihsânının pekçok olduğuna îmân etmekle hâsıl olur. Bu hâl, kalbin vekîle itimât etmesi, güvenmesi, Ona inanması ve Onun ile râhat etmesidir. Böyle bir insan, dünyâ malına gönül bağlamaz, dünyâ işlerinin bozulmasından üzülmez. Allahü teâlânın, rızkı göndereceğine güvenir.
    Netice olarak Allahü teâlâya güvenmek, Ona tevekkül etmek demek, iş yapmayıp tembel olmak için değildir. Bir işe başlamak, başlanan işi başarmak ve güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için, nefse değil, Allahü teâlâya güvenilir, tevekkül edilir. Bir âyet-i kerîmede meâlen buyurulduğu gibi:
    (Bir işe başladığın zamân, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona güven!)

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    Similar topics

    -

    » Manyaq Nickler

    Bu forumun müsaadesi var:
    Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz