GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 5 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 5 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Tevekkül, kalbin tam güvenmesidir

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Tevekkül, kalbin tam güvenmesidir Bir Cuma Tem. 09, 2010 8:06 pm

magaracı




Tevekkül, her işte, sebeplere yapıştıktan sonra Allahü teâlâya güvenmektir ve kalbin yapacağı bir iştir. Tevekkül, Allahü teâlâya îmândan meydâna gelir. Mâide sûresinin 23. âyet-i kerîmesinde meâlen;
(Eğer îmânınız varsa, Allahü teâlâya tevekkül ediniz) buyurulmuştur.
Tevekkül etmek için, te’sîri kesin olan ve herkesçe bilinen sebepleri bırakmak lâzım değildir. Bir gün Resûlullah efendimiz, kendisini ziyârete gelen kimseye;
-Deveni ne yaptın? diye sorarlar. O kimse de;
-Allaha tevekkül edip, kendi hâline bıraktım cevabını verir. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz;
-Deveni bağla ve sonra tevekkül et! buyururlar.
Mûsâ aleyhisselâm hastalanır ve kendisine bir ilâç tavsiye edilince;
-İlâç istemem, Allahü teâlâ şifâsını verir buyurur. Fakat hastalık ağırlaşır. Kendisine tekrar;
-Efendim, bu hastalığın ilâcı tecrübe edilmiştir, az zamânda iyi olursunuz denilince;
-Hayır, ilâç istemem cevabını verir ve hastalık da artar. O zamân Allahü teâlâ vahyederek;
(İlâç kullanmazsan, şifâ ihsân etmem) buyurur.
Bunun üzerine ilâcı içer ve iyi olur. Fakat kalbine, ilâca gerek var mı idi diye bir düşünce gelir. Bunun üzerine Vahiy gelip, Allahü teâlâ;
(Sen tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun. İlâçlara, faydalı te’sîrleri kim verdi? Elbette ben yaratıyorum) buyurur.
İbrâhîm aleyhisselâmı mancınığa koyup, ateşe atarlarken;
(Hasbiyallah ve ni’melvekîl) yani “Bana Allahım yetişir. O iyi vekîl, yardımcıdır” dedi. Ateşe düşerken, Cebrâîl aleyhisselâm gelip;
-Bir dileğin var mı? deyince;
-Var, amma sana değil buyurdu ve böylece “Hasbiyallah” sözünün eri olduğunu gösterdi.
Vaktiyle bir tüccâr hacca gidecekmiş. Kibirli ve parasına güvenir bir şekilde mübârek bir zâta gitmiş ve;
-Efendim, üçyüz tane altınım var, hacca gidip gelene kadar bu altınlar bana yeter mi diye sormuş. O mübârek zât da;
-Bu paralar sana yetmez, biraz daha ilâve et diye cevap vermiş ve cevabını alan tüccâr gitmiş. Tüccârın hemen arkasından da, fakir bir derviş gelmiş ve;
-Efendim, hacca gidiyorum, bana duâ eder misiniz diye arzda bulunmuş. O mübârek zât da;
-Selâmetle git ve selâmetle gel buyurmuş. O zâtın talebelerinden birisi;
-Efendim, tüccârın parası çok olduğu hâde, yetmez dediniz. İkinci gelenin parası olmadığı hâlde, selâmetle git, selâmetle gel buyurdunuz. Bunun hikmeti nedir diye suâl eder. O mübârek zât da;
-Evlâdım, birinci gelen parasına güvendi, ikinci gelen ise Allahü teâlâya güvendi. Allahü teâlâdan başka neye gönül bağlarsanız, Ondan başka neye güvenirseniz, o sizin başınıza belâ olarak yeter cevabı vermiştir.
Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde;
(Allahü teâlâya tam tevekkül etseydiniz, kuşların rızkını verdiği gibi, size de gönderirdi. Kuşlar, sabâh mideleri boş, aç gider. Akşam mideleri dolmuş, doymuş olarak döner) buyurmuşlardır.
Tevekkül etmek, çalışmamak demek değildir. Çünkü hazret-i Ebû Bekir, her işinde tevekkül sâhibi olduğu hâde, halîfe seçildiği zamân, çarşıda kumaş satıyordu. Kendisine;
-Yâ Halîfe! Devlet idâre ederken, ticâret yapmak olur mu? dediklerinde;
-Çoluk çocuğuma bakmazsam, millete nasıl bakarım? buyurdu.

RESULULLAH EFENDİMİZİN SÜNNETİ
Bunun üzerine, halîfeye Beyt-ül-mâldan aylık bağlandı ve bundan sonra, her sâat, millet işleri ile uğraştı. Kendisi tevekkül edenlerin en yükseği iken, ticâret ederdi. Fakat, para kazanmayı düşünmezdi. Kazancını sermâyesinden, çalışmasından bilmez, Hak teâlâdan bilirdi. Malını, din kardeşlerinin malından dahâ çok sevmezdi.
Netice olarak tevekkül için, hem kuvvetli bir îmân ve hem de kuvvetli bir kalb lâzımdır. Böyle olan bir kimsenin kalbinde şüphe kalmaz. İtimât ve rahatlık tam olmadıkça, tevekkül de tam olmaz. Çünkü tevekkül, kalbin, her işte, Allahü teâlâya itimât etmesi, güvenmesi demektir. Muhammed bin Sâlim hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Tevekkül etmek, Resûlullah efendimizin hâlidir. Çalışıp kazanmak da, Onun sünnetidir. Çalışıp da tevekkül ediniz.”

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz