GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Yalan hakkında

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Yalan hakkında Bir Cuma Tem. 09, 2010 7:42 pm

magaracı




Hazret-i Lokman Hakîm oğluna buyurdu ki: “Oğlum, yalandan sakın! Zira o, serçe eti kadar tatlıdır. Ondan az kimseler kurtulabilir.”
Hazret-i Ali buyurdu ki: “Allah indinde en büyük hata, yalan konuşmaktır.”
Malik bin Dinar hazretleri buyurdu ki: “Doğru ile yalan, biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşurlar.”
Hasan-ı Basrî hazretleri buyurdu ki: “İçi dışına, sözü işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır.”
Bütün kötülüklerin esası yalandır. Peygamber efendimizin en sevmediği huydur. Eshab-ı kiram da en çok yalana buğzederdi.
Hazret-i Aişe validemiz, “Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, yalanla kâmil imanın bir arada bulunmadığını bilirlerdi” buyurdu.
Tabiînden biri buyurdu ki: “Doğru sözlülük, Allah dostlarının süsüdür. Yalancılık da bedbahtların alamet-i farikasıdır. Nitekim Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde tevbe suresinde bu hususları açıklamıştır: “Bugün, doğruların doğruluğunun kendilerine fayda vereceği bir gündür.”
Adamın biri Peygamber efendimize dedi ki:
- Üç günaha tutuldum. Onları yapmadan duramıyorum. Bunlardan nasıl kurtulabilirim. Bunlar; zina, yalan ve içki.
Peygamber efendimiz de buyurdu ki:
- Yalanı benim için terk et!
Adam gitti. Bir günahı işleyeceği zaman, kendi kendine, “Eğer bu günahı yaparsam, Resûlullah sorduğunda, ‘evet’ dersem suçum meydana çıkar. ‘Hayır yapmadım’ dersem, yalan söyleyerek verdiğim sözü tutmamış olurum” diye düşündü. Diğer günahları işleyeceği zaman da aynı şekilde düşünerek kötü huylarını terk etti.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Üç şey vardır ki, bunlardan biri kimde bulunursa, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır. Konuşunca yalan söyler, söz verince durmaz, kendisine verilen emanete hıyanet eder.”

2 Geri: Yalan hakkında Bir Cuma Tem. 09, 2010 7:43 pm

magaracı




Olgunluğun alâmeti
Yalancılık ne kadar kötüyse, doğruluk da o kadar iyi, güzel ve faziletlidir. Peygamber aleyhisselâma olgunluğun alâmeti sorulduğunda, “Doğru konuşmak ve doğrulukla iş yapmaktır” buyurdu. İnsan her işinde, her sözünde doğru olmalıdır. İç ile dışın bir olması adalettir. İçinin dışından iyi olması fazilettir. İçi dışına uymayan insana doğru denmez.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bir müminin kalbi doğru olmayınca, imanı doğru olmaz. Dili doğru olmayınca da kalbi doğru olmaz.”
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Ey ümmet ve eshabım, siz bana, altı şeyi tekeffül ediniz, altı şeye riayet edeceğinize söz veriniz. Ben de size cenneti tekeffül edeyim, cennetlik olacağınıza dair size söz vereyim: 1- Konuştuğunuz zaman doğru söyleyiniz! 2- Vaat ettiğiniz zaman vaadinizi yerine getiriniz! 3- Emanete hıyanet etmeyiniz! 4- Zinadan uzak durunuz! 5- Gözlerinizi haramdan koruyunuz. 6- Ellerinizi haramdan çekiniz, harama yaklaştırmayınız!
Abdullah İbni Mesud hazretleri buyurdu ki: Sözün en doğrusu Kelamullah, Kur’an-ı kerimdir. En şereflisi zikrullahtır. Körlüğün, basiretsizliğin en zararlısı kalb körlüğü, kalb basiretsizliğidir. Az olup fakat kifâyet eden, çok olup fakat gâfil edenlerden daha hayırlıdır. Nedametlerin en büyüğü ve en zararlısı kıyamet günündeki nedamettir. En hayırlı zenginlik, gönül zenginliğidir. Azıkların en hayırlısı takvadır. İçki günahların davetçisidir. Gençlik, deliliğin bir şubesidir. Hataların en büyüğü dilin yalanıdır.
Peygamber efendimiz de buyurdu ki:
Yalan ancak üç yerde câizdir:
1- Düşmanla yapılan harpte. Zira harp bir hileden ibarettir,
2- Dargın iki müminin arasını bulma hususunda,
3- Kadın ile kocası arasındaki dargınlığı giderme hususunda.
Peygamber efendimiz, “Yâ Rabbî, dilimi yalandan, kalbimi nifaktan, amelimi riyâdan, gözümü hıyanetten temizle ve koru! Gönülden geçenler senden gizli değildir” şeklinde duâ etmemizi tavsiye ederlerdi.

3 Geri: Yalan hakkında Bir Cuma Tem. 09, 2010 7:44 pm

magaracı




Yalan, her dinde haramdı

Yalan söylemek, çok kötü bir huydur. Yalan, her dinde harâmdı. Bütün peygamberler yalan üzerinde çok durmuşlardır. Hazret-i Lokman şöyle buyurdu: “Yalandan çok sakın. Çünkü dîni bozar ve insanlar yanında i’tibârı azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makamını kaybedersin. Yalan söyleyen kimsenin nûru gider, kötü huylu olan kimsenin gam ve kederi çoğalır. Anlayışsız kimseye bir mes’ele anlatmak, bir kayayı yerinden ayırmaktan daha zordur.”
İbni Mes’ûd hazretleri buyurdu ki: “Münâfığın üç hâlinden ibret alınız. Onu bu üç tavrı ile değerlendiriniz. Konuştu mu yalan konuşur. Va’dedince sözünde durmaz. Sözleştiği zaman haksızlık ve zulüm eder. Allahü teâlâ münâfıkların bu özelliklerini Tevbe sûresinde şöyle beyân buyurmaktadır: “İçlerinden kimi de, ‘Eğer Allah bize lûtfundan ihsân ederse, yemin olsun ki zekâtını vereceğiz, muhakkak sâlihlerden olacağız’ diye Allaha söz vermişti. Ne zaman ki Allah kendilerine lûtfundan verince de onunla cimrilik edip, va’dlerinden döndüler. Onlar öyle dönektir işte!”
Huzeyfe ibni Yamânî hazretleri buyurdu ki: “Resûlullahın zamanında bir adam bir yalan söyledi mi bununla münâfık olurdu, ya’nî bu bir yalan onun münâfıklığına delîl sayılırdı. Hâlbuki bugün ben, sizden birinin günde on yalanını duyuyorum...”
Müslümanın, kendisini münâfıklık alâmetlerinden koruması gerekir. İnsan kendisini yalancılığa alıştırır, onu kendisine huy edinirse, durumu tehlikeli olur. Yalancılığın ve söylediği yalanların günâhı kendisine yüklendiği gibi, o husûsta kendisine uyanların günâhı da yine kendisine yüklenir.
Münâfıklık, kişinin dışının içine uymaması demektir. Sözü, özüne uymaz. İ’tikâd edilecek şeylerde münâfıklık yapmak, küfürdür. İşlerinde ve sözlerinde münâfıklık yapmak, harâm olur.
Kişinin tevbesi dört şeyde belli olur: 1) Dilini lüzûmsuz sözlerden, gıybetten, yalandan koruyorsa, 2) Kalbinde hiçbir kimseye ne hased, ne de düşmanlık beslemiyorsa, 3) Kötü kişilerden uzak duruyorsa, 4) Ölüme hazırlanarak geçmiş günâhlarına nedâmet duyuyor, onlara tevbe, istigfâr ediyor ve Rabbinin tâatına yöneliyorsa.

4 Geri: Yalan hakkında Bir Cuma Tem. 09, 2010 7:45 pm

magaracı




“Yalan söylememek için söz verdim!..”

Peygamber Efendimizin, İslâmiyeti yaymaya başladığı zamanlarda, Mekke’de Rügâne isminde meşhur bir pehlivan vardı. Çok kuvvetli idi. Kimse sırtını yere getiremiyordu. Rügâne çobanlık yapardı. Bir gün, şehir dışında Resûlullah Efendimizle karşılaştı. Peygamber Efendimiz kendisini imana çağırdı. O da, “Senin peygamber olduğuna bir şâhidin, bir delilin var mı?” dedi.
Peygamber Efendimiz, “Seninle güreşelim, sırtın yere gelirse, îmân eder misin?” diye sordu. Rügâne, “Evet îmân ederim” dedi. Sonra güreşe başladılar. Daha güreşin başında iken, Rügâne’nin sırtı yere geldi. Rügâne, buna bir ma’nâ veremedi. Sırtının nasıl yere geldiğini anlayamadı. Ayağa kalkıp, “Bir yanlışlık oldu, tekrar güreşelim” dedi. Peygamber Efendimiz kabûl buyurdu, tekrar güreşe tutuştular. Rügâne’nin sırtı yine yere geldi. Rügâne “Bir daha güreşelim” diye teklif etti. Üçüncü defa sırtı yine yere geldi. Artık, i’tirâz edecek hâli kalmadı. Mahcup bir şekilde Peygamber Efendimize, “Benim îmân etmeye niyetim yok idi. Sırtımın yere geleceği hâtırımdan bile geçmemişti. Şimdi, kuvvetinin benden daha çok olduğunu kabûl ettim. Ayrıca bu işe çok şaştım. Kimse benim sırtımı yere getiremezken, sen nasıl getirdin? Seni tebrik ediyorum. Sürümün yarısını sana hediye ediyorum” deyip oradan ayrıldı.
Peygamber Efendimiz de, sürüyü alıp, Mekke’ye doğru yürümeye başladı. Daha sonra Rügâne, koşarak Resûlullah Efendimizin yanına geldi, “Mekkeliler, ‘Bu sürüyü nereden buldun’ derlerse ne cevap vereceksin?” diye sordu. Peygamber Efendimiz şöyle cevap verdi: “Rügâne verdi derim.” “Ne için verdi derlerse” “Onunla güreştik. Sırtını yere getirdim. Kuvvetimi beğendi de verdi, derim.” “Aman öyle söyleme! Şanım, şerefim yok olur. (Sözlerim hoşuna gitti de verdi) dersen iyi olur.” “Ben hiç yalan söylememek için Rabbime söz verdim” “Öyle ise, sürüyü geriye ver!” “Alırsan al! Rabbimin rızâsı için, bin sürü fedâ olsun!” Rügâne, Resûlullah efendimizin bu îmânına, bu doğruluğuna âşık oldu, hemen (Kelime-i şehâdet) söyleyerek Müslüman oldu.

5 Geri: Yalan hakkında Bir Cuma Tem. 09, 2010 7:45 pm

magaracı




Yalan ateşin kapısıdır!

İsmail bin Vâsıt şöyle anlatıyor: Ebubekir Sıddîk, Resulullahın vefatından sonra ağlayarak şöyle dedi: Bir sene önce Allahın Resulü şimdi bulunduğum yerde durdu ve şöyle buyurdu: “Yalandan sakınınız. Çünkü yalan, fısk ve fücurla beraberdir. Bunların ikisi de cehennemdedir.”, “Muhakkak ki yalan, ateşin (Cehennem) kapılarından bir kapıdır.”
Hasan Basrî hazretleri buyurdu ki: “Daha önce şöyle deniliyordu: ‘Gizli ile açığın, söz ile fiilin, çıkış ile girişin değişik olması münâfıklıktandır. Üzerinde münâfıklık binâsının yükselmiş olduğu temel yalancılıktır.”
Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:
“En büyük hıyanet, din kardeşine haber verdiğin bir sözde o sana inandığı halde senin ona yalan söylemendir.”
“Kul yalan söylemek ve yalancılıkla meşgul olmak sebebiyle Allah katında yalancılardan sayılır.”
“Yalan, rızkı eksiltir.”
Efendimiz, bir koyunun pazarlığını yapıp “Allah’a yemin ederim, sana şu şu fiyattan eksik vermem”, “Allah’a yemin ederim, ben de sana şu şu fiyattan fazla vermem” diye yemin eden iki kişinin yanından geçti. Sonra oradan geçerken onlardan birinin koyunu satın aldığını gördü ve şöyle dedi:
“O iki kişiden biri hem günahı, hem de yeminin kefaretini yüklenmiş oldu.”
Resulullaha sordular: “Ey Allah’ın Resûlü! Allah, alışverişi helâl kılmamış mıdır?” Hazreti Peygamber “Evet! Alışverişi helâl kılmıştır. Fakat tüccarlar alışverişte yemin ederler, günahkâr olurlar, konuşurlar, yalan söylerler” buyurdu.
Yine buyurdu ki: “Üç sınıf vardır. Kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz ve onlara rahmet nazarı ile bakmaz:
1. Verdiği sadakayı başa kakan.
2. Yalan yemin ile malını satan.
3. Kibir ve gururdan ötürü eteğini yerlerde sürükleyen.”
“Allah’a yemin eden bir kimse, yeminine bir sivrisinek kanadı kadar yalan katarsa, o yemin kıyamete kadar onun kalbinde bir (siyah) nokta teşkil eder.”

6 Geri: Yalan hakkında Bugün 10:56 pm

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz