GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 4 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 4 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Onlar yaptı biz yaktık, yıktık!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Onlar yaptı biz yaktık, yıktık! Bir Çarş. Tem. 07, 2010 8:54 am

magaracı




İslam tarihi boyunca, İslam ülkelerinin bir uçtan diğer uca vakıf eserleri ile donatılmıştır Türkiye’de, Cumhuriyet öncesinde 41 bin 720, medeni kanun hükümlerine göre ise 4 bin 509 vakıf kurulmuştur...
Osmanlıda, bugün devletin gördüğü kamu hizmetlerinin büyük çoğunluğunu vakıflar görmekteydi. Dolayısıyla devletin kasasından buralara para çıkmıyordu.
Bunun için Osmanlıda devlet bütçesinden geçinen, maaş alan insan sayısı çok azdı. Camilerde görevli, imamlar, vaizler, müezzin ve kayyumlar; medreselerde müderrisler, tekke ve zaviyelerde çalışanlar, mahkemelerde görev yapan kadılar ve diğer görevliler, hastane doktorları ve diğer görevlileri... devletten maaş almazlardı. Bunun için Osmanlı “Vakıf Devleti“ olarak anılagelmiştir.

CAMİ YERİNDE MEYHANE!
1530-1540 seneleri arasında yapılan vakıflarla ilgili tahrirlere, kayıtlara göre; yalnız Anadolu eyâletinde vakıf yoluyla 45 imâret, 342 câmi, 1055 mescit, 110 medrese, 154 muallimhâne, 1 kalenderhâne, 1 mevlevîhâne, 2 dârülhuffâz, 75 büyük han ve kervansaray kuruldu. Bu müesseselerde vazîfe yapan 121 müderris, 3756 hatîb, imâm ve müezzinle 3229 şeyh, kayyım, talebe veya mütevellînin iâşe giderleri ve maaşları vakıf gelirlerinden karşılandı.
Peki, ecdadımızdan kalan bu kadar vakıf eserinin ne kadarını koruyabildik? Ne koruması, onlar yapmaya doyamadılar biz ise yıkmaya!.. Yıllarca yıkılsınlar diye kendi hallerine bırakıldı, yıkılmayanlar ve yıkılanların arsaları da satıldı. Satın alanlar da vakıf inancından, hassasiyetinden uzak, fırsatçı insanlardı.
Vakıf malının satılamayacağını, satın alınamayacağını bilen dinî hassasiyeti olan Müslümanlar bu satışlara katılmadı. Bunun için fırsatçılar, yüzlerce ibadethaneyi yok pahasına satın alarak mülkiyetlerine geçirdiler. Vakıflar kanunu çıkarıldıktan sonra, ülke genelinde mevcut camilerin yüzde ellisi “ihtiyaç fazlası”na çıkartıldı. Hayrat Kütük Defteri incelendiğinde 494 cami arsası, 722 mescit arsası, 598 cami ve 995 mescidin satıldığı görülür. Bu satışların en az olduğu şehir bir mescit ile Yozgat, en fazla olduğu şehir ise 386 eserle İstanbul. İhtiyaç fazlası statüsüne sokulan 914 camiden 81’inin satıldığı İstanbul’u, 209 satışla Bursa ve 208 satışla Aydın izliyor.
Satın alanlar genellikle inançsız veya zayıf inançlı kimseler olduğundan bu vakıf cami, medrese binalarında ve arsaları üzerinde, bar, pavyon, meyhane işletti. Mesela, Taksim’de bir cami, 11 Ağustos 1941 tarihinde 4 bin 10 lira bedel karşılığı bir şahsa satılmış. Daha sonra, yıkılarak yerine önce meyhane yapılmış, sonra pavyona çevrilmiştir.
Sadece bu değil, nice camiler ve arsaları bu şekilde kullanılmaktadır. Az da olsa kurtarılanlar olmuş. Örneğin, İstanbul Sirkeci Garının sağ tarafında bulunan Merzifonlu Mustafa Paşa Camii. Uzun yıllar sazevi olarak kullanıldıktan sonra, 1985 yılında, o günün Vakıflar Baş Müdürü Mustafa Altan Arabacıoğlu tarafından boşatılarak ibadete uygun bir hale getirilmek üzere ihya çalışmalarına başlanmıştır ve cami olarak tekrar faaliyete geçirilmiştir. Sayın Arabacıoğlu İstanbul’da daha pek çok ibadethaneyi kurtarmıştı.

BÜYÜK LANET
Dinimiz ve vakıf kurucuları, kurdukları vakıfların maksatları haricinde kullanılmasını lanetlemiştir. Vakıf malını değiştirene, nakledene, eksiltene ve başka bir hale getirene yönelik bedduaların en ağırı Kanuni Sultan Süleyman‘ın vakfiyesinde geçmektedir: “Böylece günahkârlar, alınlarından tutularak cezalandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Malik onların isteklisi, zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun. Zira Allah’ın hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerinedir...”
Fatih Sultan Mehmed Han’nınki de bundan aşağı değildir: “... Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse; Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları işittikten sonra hâlâ bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir...”

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz