GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir :: 2 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü Bir C.tesi Tem. 03, 2010 10:04 pm

asel






Mersin'den başlayıp Taşucu'na kadar uzanan, kâh Toros Dağlarından, kâh denizden süren gezimizde karşımıza her tepede, her vadide ve her koyda gizemli bir kale, bir yapı, bir kalıntı, ama hep gizemli bir ülkenin, Olba'nın, ve hep bir gizemli kadının, Prenses Aba'nın ismi çıktı. Bulduklarımızı sizinle paylaşıyoruz. Alanya'dan Viranşehir'e uzanan bölgede MÖ 3. yüzyıl dolaylarında hüküm sürmüş Olba Hanedanlığı'na bir dönem kraliçelik yapmış Aba'nın yaşamına dayanıyor, Mersin Devlet Opera ve Balesi'nin,13 Ekim 2005 tarihinde dünya prömiyerini yaptığı F.Hüseyinov’un “Kraliçe Aba” adlı bale eserine ilham veren öykümüz:

"Olaylar Roma İmparatorluğu'nun sınırları geniş hükümdarlığı sırasında geçer: Aba'nın babası Zenofanes, Olba halkı rahipler soyundan olmasına rağmen Roma'ya karşı izlenen politikalara muhalefet etmiş ve korsanlara katılıp liderleri olmuştur. Dolayısıyla, Romalı komutan Pompei'nin Akdeniz'deki korsanları temizleme seferleri sırasında ortadan kaldırılır. Zenofanes'i Romalılara yakalattıran Olba başrahibidir, bu yaptığına rağmen kızı Aba'yı tapınağa alıp büyütür. Aba'nın korsan geçmişinden haberi olmayan Olba kralı Teukros, Aba'ya âşık olur ve evlenirler. Başrahibin dalavereleriyle Roma'ya ödenen vergiler aksatılır ve Antonious Kleopatra'yla birlikte Olba diyarını teftişe gelir. Sonrası Kraliçe Aba'nın kahramanlıklarına rağmen gerginlikler, öfke, intikam ve ölümle bezenmiş bir iktidar savaşı öyküsüdür.

Kraliçe Aba, babası Zenofanes’in öcü ile yanıp tutuşan savaşçı öfkeli bir korsan kızıdır. Dönemin Olba kralı Teukros Aba’ya aşık olunca evlenirler ve Aba Kraliçe olur. Bir gün Kleopatra ile evli olan Mısır Kralı Antonius,Olba’ya gelip Olba topraklarını zaptederek Kraliçe Kleopatra’ya hediye eder.Olba Baş Rahibi, Romalı Komutan Pompei’yi Kral Antonius ve Kleopatra’ya karşı suikast düzenlemeye ikna eder. Kraliçe Aba bu sinsi planı duyar ve suikasti engeller. Ancak Pompei Antonios ve Kleopatra Kanytella’da dinlenmekte oldukları bir sırada adamlarıyla saldırır. Kleopatra’yı öldürmek üzereyken Aba meçhul bir savaşçı kılığında çıkıverir ve onu engeller. Kleopatra hayatını kurtaranın Kraliçe Aba olduğunu öğrenince O’na hayran kalır.Komutan Pompei gözaltından kurtulup Roma’ya ihanet eden Kraliçe Aba’ya saldırır. Kral Teukros Kraliçe Aba’yı korumak için kendisini Aba'nın önüne atar ve ölür. Kraliçe Aba Olba’ya özgürlüğünü verir ama Kralını kaybeder, kendisini Olba’ya ve oğluna adar."

Tarihte ise:
M.Ö.45 li yıllarda Olba'nın (bugünkü Lamas ile Göksu ırmakları arasında kalan bölge) Rahip krallık sistemi zayıflamış ve ülkeyi Tiranlar ele geçirmeye başlamışlardı. Böyle bir dönemde kralın akrabalarından Ksenophanes Tiranlar ile işbirliği yaparak tüm krallığı ele geçirmiştir. Bölgenin fiziksel yapısı zorlu olduğundan, Roma yönetimi garnizon yerleştirme yerine yerel rahip krallar aracılığı ile kontrolü elinde tutmayı tercih etmiştir. Ksenophanes'in çıkışı ile Roma kontrolünü kaybetmeye başlar. Bu tarihlerde, Octavius, Antonius ve Lepidus Roma'da Triumvirlik kurarak imparatorluğun yönetimini paylaştılar. Doğu topraklarını Antonius alır. Octavius ile birlikte 42 yıllarında doğu topraklarındaki düzenini sağlamak amacı ile çıktıkları seferde Ksenophanes'i de ortadan kaldırarak Olba'da Rahip kralların gücünü geri kazandırırlar.

Öldürülen Ksenophanes'in kızı Aba daha sonra dönemin rahip kralı ile evlenerek Olba krallığına katılır. Kral veba salgınında ölür. Oğulları henüz çok küçük olduğundan idare annesi Aba'ya geçer. M.Ö.33'lerde Lepidus ile Octavius arasında çıkan anlaşmazlık sonucu Lepidus, Octavius'un üstünlüğünü kabul ederek Triumvirlikten çekilir. Bunun üzerine Octavius ile Antonius Roma'nın tek hakimi olma yolunda gizli iki rakip haline gelirler. Antonius'un İran seferleri sırasında Kleopatra'ya karşı başlayan tutkusu yüzünden Roma ile arası gittikçe bozulur. Kleopatra ise ilk Ptolemaiosların görkemini geri getirmek, eski topraklarını yeniden almak istemektedir. Bu amaçla Roma'yı Romalılar aracılığı ile alt etme planını bir parçası olarak Antonius'un kendisine olan tutkusundan istifade etmeyi başarmıştır. Antonius Kleopatra ile evlenmiş daha sonra da bazı toprakları ona bağışlamıştır.




Gemi yapımında kullanılan sedir ağacının son derece zengin olduğu Olba krallığı toprakları böylece Kleopatra'nın eline geçmiştir. Antonius'un Kleopatra'ya toprak bağışlaması sonucu M.Ö.32'de Triumvirlik Octavius tarafından resmen sona erdirilir ve onlara karşı savaş açar.

Aba'nın yardımlarından ötürü Kleopatra bir lütuf olarak Olba'yı Aba'ya bağışlar. Daha sonraları Aba da öldürülür ancak Olba krallığı onun soyu tarafından M.S.20'ye kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten sonra bölgenin idaresini rahip krallar aracılığı ile yapmak yerine Roma kendisi üstlenmiştir.

Kıssadan hisse, beyaz atlı prensini bekleyen prenseslerin işi zor... Aba ve Olba hikayesi merakımızı kabartıp da biraz araştırınca Toros Dağlarında Olba Krallığının başkenti, günümüzde Uzuncaburç olarak anılan antik Olba kentinin izini bulduk.

2 Geri: Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü Bir C.tesi Tem. 03, 2010 10:08 pm

asel




ANTİK ÇAĞ’IN LADY DİANA’SI ABA’NIN MEMLEKETİ DİOKAESAREİA VE OLBA.


Ben hep şunu düşünmüşümdür: Şu bizim Anadolu kadar yaşanmışlığa sahip başka bir ülke yoktur yeryüzünde. Dünyanın neresine bakarsanız bakın böyledir bu. Üzerinde yürüdüğümüz, ekip biçtiğimiz ve ürünlerinden yararlandığımız, bizi besleyen bu topraklar kaç ırktan insanların bedenlerinin karışımıdır kimbilir.



Zeus Tapınağı yıkıntılarında bir kabartma resmi.

Kimbilir kaç renge, kaç soya, kaç dine ve kaç dile mensup milletler gelip geçmiştir bu memleketten? Değilse, Ege kıyılarımızdan tut da, ta Doğu sınırlarımıza kadar henüz birçoğunu anlayamadığımız dağlar, kayalar dolusu yazı, resim, figür, kabartma ve şekil var olur muydu bu gün?
Bir ülkedeki yaşanmışlığın bolluğu o ülkenin bir kültür zenginliğidir bence. Sırf bu yüzdendir ki bu gün Türkiye’nin her dağının, her tepesinin, her kayasının, hatta her yaşlı ağacının anlatıgelen bir öyküsü vardır. Yaşamını sürmüş insanlar derin izler bırakmışlardır bu topraklarda. Ve o izlerin hepsi, geçmişteki bir hayatın tanığıdır; o çağlardan bilgi taşırlar günümüze. Eğilip iyice dinlense, bu topraklar has bildiğin konuşur; durmadan bir şeyler anlatıyorlar bize.


Enlarge this imageSayfayı küçültmek Gercek boyutunu görmek için buraya tıklayınız





Zeus Tapınağı yıkıntılarında bir kabartma.

Haydi insanlar bir yana, mitolojide adı geçen tanrıların ve tanrıçaların büyük bir çoğunluğu Anadolu kökenlidir. Sayısız filme, romana konu olan o serüvenleri Anadolu’da yaşamışlardır hep. Ve yine tanrıçaların, tanrıların ve yarıtanrıların yaşadığı aşklarla doludur Anadolu.






Zeus Tapınağı yıkıntılarında bir bitki figürü.

İşte şimdi anlatacağım Diokaesareia (Uzuncaburç) ve Olba da böyle bir öyküyü taşır ta İ.Ö. 4o’lı yıllardan günümüze. Hem kurgu da değil, yaşanmış bir öykü bu.

Önce, konuyu daha iyi anlamanız açısından yararlı olacağını düşündüğüm bazı tarihi bilgiler vermek istiyorum. Sonra Prenses Aba’nın öyküsüne gelecek sıra.

İ.Ö. 323 yıllarında Büyük İskender ölünce, kurduğu Makedon imparatorluğu, komutanları arasında pay edilmişti herkesin bildiği gibi. Antakya taraflarıyla Kilikya bölgesi Selefkos Nikator’un payına düşmüştü. Bugün Mersin sınırları içinde olan Silifke’yi (O zamanki adı Selevkiya) de kendi adına o kurmuştu. Devletin ismi de Selefkoslar olarak tarihe geçer zaten





Tapınak bahçesinde hayvan kabartmaları.
Selefkos Nikator, başka birçok köprü ve şehir gibi şimdi anlatacağım Olba’yı ve yakınındaki Diokaesareia’yı da kurmuştu İ.Ö. 3. Yy başlarında. Olba, Teokrit Sülalesi’nden gelme Zeus’un rahip kralları tarafından yönetiliyordu. Egemenlik alanları ise batıda Claudiopolis (Mut), doğuda ise Canytelis (kanlıdivane), güneyde de Elaiussa-Sebaste ve Corycos’a (Erdemli’ye bağlı Ayaş ve Kızkalesi) kadardı. Kanlıdivane’ye yolunuz düşerse çöküğün güney tarafındaki kayada Aba ve ailesinin bir kabartmasını görebilirsiniz. Teokritler, özerktiler kendi adlarına para bile bastırmışlardı.








Tapınak bahçesinde hayvan kabartmaları.
İ.Ö. üçüncü asırlarda altın çağını yaşayan Selefkoslar Devleti, ikinci asrın ikinci yarısına doğru gücü zayıflayınca, denizde korsanlar, dağlarda da eşkiyalar, yani tiran denen zorbalar türemeye başlamıştı. Özellikle, Taşlık Kilikya’nın koyları, gemilerin; dağlardaki inler ve mağaralar da insanların saklanmasına çok elverişliydi. Korsan denen o eşkiyalar, hayatlarını korkusuzca sürdürebiliyorlardı oralarda. Zamanla işi iyice azıtıp, Suriye ve Çukurova tarafından Roma’ya erzak götüren gemilere saldırmaya, yüklerine el koymaya başladılar. Romada yiyecek sıkıntısı baş gösterdi bu yüzden.

3 Geri: Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü Bir C.tesi Tem. 03, 2010 10:12 pm

asel







Tapınak bahçesinde hayvan kabartmaları.

İ.Ö. 64 yıllarında Roma Senatosu, Pompeius’u, bölgeyi bu korsanlardan temizlemekle görevlendirdi. Pompeius da onbeşbin kişilik bir orduyla Kilikya’ya gelip, korsanlardan bir kısmını öldürdü, bir kısmını zorunlu olarak toprağa bağladı ve üretici haline getirdi, geri kalanını da köle olarak Roma’ya götürdü.





Prenses Aba Ailesi'nin Kanlıdivane'deki kabartması.
Olba’yı yöneten Teokrit kral rahip soyundan gelme Zenofanes diye biri vardı ve o da korsanlara karışmıştı. Korsanların yardımıyla, muhafız kılığına girip krallığı ele geçirmişti. Pompeius’un temizlemekle görevli olduğu korsanlardan biri de o olmalı ki, Zenofanes öldürülmüştü. Buna rağmen, öldürülen Zenofanes’in küçük kızı Aba bakılmak üzere, Roma taraftarı yeni kralın emriyle saraya alınmıştı. Aba, zamanla yetişip güzel bir kız haline gelince dönemin rahip kralı Ailos Nikonogoros Arios’a gelin gitti. (Yıl, İ.Ö. 43) Bazı kaynaklar, Aba’nın, korsan Zenofanes’in kızı olduğunu kralın bilmediğini söylüyor ama ne derece doğru bilmem. Prenses Aba, bu kraldan iki çocuk sahibi oluyor. İ.Ö. 39 yılında kral, veba hastalığına yakalanıp, ölür. Babasının yerine geçmesi gereken çocuklar da küçük olduğu için yönetim işini, kraliçe olarak anneleri Aba üstlenir. Bu sıralarda Klikya’dan sorumlu Romalı komutan Antonyus ile Keopatra, Olba’ya gelirler. Antonyus ve Keopatra, Aba’nın kraliçeliğini onaylAr ve şehir devleti onun yönetmesine izin verir. Bu, Prenses Aba’nın Kleopatra’ya yaptığı bir iyilik karşılığında olduğu yazılır hep, ama nasıl bir iyilik orasını öğrenemedim.



+++++


Tapınak bahçesinde bir lahidin köşesi.

Bir müddet sonra Aba da ortadan kaldırılır ama krallık İ.Ö. 20 yıllarına kadar onun soyundan gelenlerce yönetilir.
Amasyalı Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası adlı kitabının V Bölüm C 672 kısım 10. parağrafta bu konuyu anlatır. Onun yazdıklarını aynen buraya geçirmiştim ama baktım ki çok yer kaplıyor, vazgeçip sildim.


Enlarge this imageSayfayı küçültmek Gercek boyutunu görmek için buraya tıklayınız




Sütunlu Yol'da bir yazıt.

Deminden beri anlatmakta olduğum Olba ve Diokaesareia’yı bayramda gidip tekrar gezdim ve bazı resimler çektim ama hava kapalı ve yağmurlu olduğu için resimlerin çok güzel olduğunu söyleyemem. Yine de size bir fikir verir diye düşünüyorum.



Tapınak bahçesinde bir lahit.

4 Geri: Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü Bir C.tesi Tem. 03, 2010 10:16 pm

asel




Gelelim Diokaesareia ve Olba’nın bu günkü haline. Silifke’den 30 km kuzeye, yani Toroslar’a doğru çıkılınca önce Diokaesareia’ya varılır. Çevreye hakim, yüksekçe bir yerdedir Diokaesareia ve aynı zamanda Olba kentinin tapınma merkezi olup, Selefkos Nikator tarafından İ.Ö. 295 yılında yaptırılan ünlü Zeus Tapınağı burdadır.




Diokaesareia Tiyatrosu.

Diokaesareia’ya varıp da arabadan indiğiniz yerde önce Tören Kapısı’yla karşılaşırsınız. Kapı, İ.S. 1.yy’da Romalılar tarafından altı sıra sütun üzerine, beş gözlü olarak yapılmış. Bu gözlerden üçü tamamen yıkılmış, ancak ikisi kalabilmiş günümüze. Sütunlar kireç taşından olup, Korint mimari üslubu taşımakta ve akantüs, yani kenger yapraklarıyla süslüdür.




Enlarge this imageSayfayı küçültmek Gercek boyutunu görmek için buraya tıklayınız



Tören Kapısı'nın ilk hali.

Tören Kapısı’nın biraz doğusunda ve yolun sağında ise şehrin tiyatrosu bulunur. Bu tiyatronun, Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161-180) ve Lucius Verus (161-169) tarafından yaptırıldığını gösteren bir yazıt bulunduğu söyleniyor.


Enlarge this imageSayfayı küçültmek Gercek boyutunu görmek için buraya tıklayınız



Tören Kapısı.

Yerleşim yerinin biraz güney tarafında bir tepenin başında Helenistik döneme ait bir anıtmezar vardır ve daha Diokaesareia’ya yaklaşırken uzaktan görülür. Buradaki mezarların en eskisinden biri olduğu düşünülmektedir. Dor biçimindeki yapı stiliyle yörede tek olduğu söyleniyor.



Helenistik Mezar. Tapınak Bahçesi'nden bir kabartma.



Sütunlu Yol.


Tören kapısından sonra Sütunlu Yol’da yürümeye başlıyorsunuz. Girişten başlayıp, Şans Tapınağı’na kadar devam eden Sütunlu Yol, kuzeydeki Anıtsal kapıdan gelen başka bir Sütunlu Yol’la kesişmektedir. İ.S. 1. Yy’da yapılmış olan Sütunlu Yol’un hiçbir sütunu günümüze kadar kalamamıştır ne yazık ki.



Antik Çeşme.

Sütunlu Yol’un sağ tarafında ise çeşme varmış ancak ondan da ayakta pek bir şey kalmamış. Sadece yıkıntıları var yerde.

5 Geri: Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü Bir C.tesi Tem. 03, 2010 10:19 pm

asel






Zeus Tapınağı.
Çeşmeyi biraz geçtikten sonra yolun solunda, bütün görkemiyle, Korint mimarisinin dünyadaki ikinci, Türkiye’de birinci ve en eski örneği olan Zeus Tapınağı ile karşılaşırsınız. Tapınak, 39,70 metre uzunluğunda ve 21,10 metre genişliğindedir. Yapıldığında 36 sütunla çevriliymiş. Bu sütunlardan 30 tanesi hâlâ ayaktadır. Sütunların yüksekliği ise 9.80 metredir. Tapınak sonraları değiştirilip bazilika haline getirilmiş, daha sonra da kilise olarak kullanılmış. Çevresindeki yıkıntı taşlarında bulunan vahşi hayvan figürlerinin çeşitliliğinden ve çokluğundan, tapınağın bezeme yönünden oldukça zengin olduğu anlaşılmaktadır.


Zeus Tapınağı sütun başlıkları.



Sütunların devasa boyutlarına baktıkça tapınağın eski halini gözünüzün önüne getirip, Zeus’un gücünün sonsuzluğunu hissediyorsunuz ve büyük bir huşuya kapılıyorsunuz ister istemez. Olimpos’tan inip gelen Zeus’un, yanıbaşında kıskanç karısı Hera, oturup, tanrı ve tanrıça olan oğulları ve kızlarıyla dünyayı nasıl yönettikleri aklınıza geliyor. Krallığın değil, dünyanın bir merkezi burası diyorsunuz içinizden.[/size]




Şans Tapınağı.

Şans tapınağı (Tyche Temple) Sütunlu Yol’un sonunda olup, beş sütunu hâlâ ayaktadır. Sütunlar tek parça granitten yapılmış, ne ulama, ne de ekleme denen hiçbir şey göremezsiniz. Sütunları birbirine bağlayan arşitravdaki yazıtta şöyle bir ibare vardır: “Obrimus’un oğlu Oppius ile Leonidus’un kızı ve Oppius’un karısı Kyria, Şans Tapınağını kente armağan ettiler.” Tapınaktaki mimari stile bakınca, tapınağın İ.S. 1. Asırın ikinci yarısında filan yapıldığı sanılmaktadır.

6 Geri: Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü Bir C.tesi Tem. 03, 2010 10:22 pm

asel






Kent Kapısı.



Kent Kapısı'nın ilk hali.

Zeus Tapınağı’ndan kuzeye doğru gidildiğinde Kent Kapısı’na, öteki adıyla Anıtsal Kapı’ya varılır. Anıtsal Kapı’nın yanlarında iki küçük, ortada bir büyük olmak üzere üç gözü vardır. Kapı, Roma döneminde yapılmış olup üzerinde, Roma’yı Arkadius ile Honorius’un birlikte yönettiği ( İ.S. 395 yılı öncesi) zamanlarda onarım yaptırdıklarına dair bir yazıt bulunmaktadır. Duvar yüzeyindeki çok sayıdaki konsoldan anlaşıldığına göre, kapı eskiden heykel ve büstlerle süslüymüş.




Helenistik Kule.


Enlarge this imageSayfayı küçültmek Gercek boyutunu görmek için buraya tıklayınız


Helenistik Kule'nin başka bir açıdan görünüşü.
Tören Kapısı’ndan çıkıp, kuzeydoğuya doğru 1 km kadar gidilince Helenistik Kule’ye varılır. Kule, 16x13 metre genişliğinde ve 23 metre yüksekliğindedir. İ.Ö. 3.yy ikinci yarısında eyalet valisi Petronius Faistinus’un emriyle Teukros’un oğlu Tarkyares tarafından yapılmıştır. Köşesindeki bir taşta Teokritler’in işareti olan triskeles bulunmaktadır. Burç, beş katlı olup her kat kendi içinde odalara ayrılmıştır. Kule, rahiplerin evi ve tapınak hazinesinin saklandığı bir yerdi aynı zamanda. Eski paraların üzerinde bu kulenin resmi vardır. Ayrıca, kasaba şimdiki adını da bu burçtan almıştır.

Diokaesareia, İ.S. 72 yıllarında Roma İmparatoru Vespiyanus tarafından, Olba’dan ayrılıp ayrı bir şehir halinegetirilmiştir.


Helenistik Kule’den çıkılıp doğuya doğru 4 km kadar gidilince, Prenses Aba’nın doğduğu ve asıl şehir merkezi olan Olba’ya (Olbios, daha eski adı Walma) gelinir. Önceleri bu iki yerleşim yeri arasında taş döşeme bir yol vardı. Ancak yeni yol yapımı için bu antık yol sökülmüş, hiçbir parçasını göremedim bu gidişimde.



Olbalılar'dan kalma bir para.Paranın üstündeki şekil triskeles olup Teokritler sülalesinin işaretidir. (Resim internetten alıntıdır.)

7 Geri: Olba'lı Prenses Aba'nın Öyküsü Bir C.tesi Tem. 03, 2010 10:25 pm

asel




Olba, kuzey tarafı bir düzlüğe bakan, diğer üç tarafı derin vadilerle çevrili bir tepenin üstünde kurulmuştur. Çevresinde belirli aralıklarla yapılmış kuleler vardır ve çoğu hâlâ sapasağlam durmaktadır. Kalıntılara bakılırsa surla da çevriliymiş ama surlardan ayakta pek bir şey kalmamış.






Olba Şehri'ni çeviren kulelerden biri.

Prenses Aba, bu surlardan karşılara doğru kaç kez baktı kimbilir. Belki de ön tarafdaki düzlükte yapılan savaşları, yıkılan askerleri seyretti içi sızlayarak. Sevdiklerinin ardından yas tuttu. Ya da şiirler yazdı, aşık oldu bahar gelip, her taraf Toroslar’ın en güzel bitkileriyle, çiçekleriyle süslenince.







Olba'da antik çeşme.





Çeşmenin yakından bir görüntüsü.

Olba’daki ilk görülecek yer antik çeşmedir. Şehrin doğu tarafındaki arkıyadükten (su kemeri) gelen suyun bir kısmı bu çeşmeden akıyordu. Çeşme, İ.S. 199 yılında, İmparator Septimus Severius zamanında yapılmış. Su akan oluğun bulunduğu yeri ve önündeki koca tekneyi görebilirsiniz.[/size]

Çeşmenin biraz sağına doğru gidildiğinoe ise tiyatro vardır. Tiyatronun çok yeri yıkılmış ise de seyircilere ait bölümle, sahnenin bir bölümü durmaktadır.



Su kemeri.




Su kemerinin başka bir görüntüsü.
Yoldan doğuya doğru yürümeye devam edince büyük bir kısmı sağlam kalan ve Lamos Çayı’nın yukarısından su gelen arkıyadüğun, yani su kemerinin önüne gelinir. Yine bu su kemeri de Septimus Severius zamanında yapılmış ama sonra birçok kez onarım görmüş; duvarlardaki çeşitlilikten kolayca anlaşılıyor zaten bu. Su paylaştırma yerleri ve ordan ayrılan arkcıklar şimdi bile duruyor.
[/size]



Kaya mezarları.



Olba'yı çeviren kuleler.
Olba’yı çeviren vadilerin yamaçları, kaya mezarları ve lahitlerle doluysa da asıl nekropol kuzey taraftaki yamaçlardadır. Orada Helenistik dönem, Roma ve Bizans’tan kalma çok sayıda mezarı görmeniz mümkün




Kulelerden başka biri.



Olba'da bir lahit.

Olba’dan ayrılırken, Prenses Aba’nın buralarda geçirdiği sevinçli, hüzünlü, sıkıntılı, mutlu günler aklıma geldi. Onunla aynı havayı solumuş, aynı yerden gökyüzünü seyretmiş olmak bambaşka bir duyguydu. Aynı yerden aynı dağlara, aynı kayalara bakmıştık, aynı yıldızları gözetlemiştik onunla. Gerçekten de bambaşka şeyler hissediyordu insan. Ben onu düşünüyordum ama o neler düşünmüştü kim bilir? Bilmediğimiz ve asla öğrenemeyeceğimiz hangi duyguları yaşamıştı bu yerin üstünde ve bu gökyüzünün altında?

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz