GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 4 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 4 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

İsis’in Bembine Tableti

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 İsis’in Bembine Tableti Bir C.tesi Mart 05, 2011 1:51 am

CANTAR

avatar



Mısırlı
rahiplerin İsis’in Bembine Tableti’nde sergiledikleri, okült
sembollerden oluşan kurban, ritüel ve seremoni felsefi sisteminin
theurjik veya majikal anlamıyla ilgili olarak Athanasius Kircher şunları
yazar: “Kadim rahipler doğru ve eksiksiz kurban seremonileriyle büyük
bir gücün uyandığına inanıyordu. Tek bir şey eksikse seremoninin tümü
bozulur, der İamblichus. Bu yüzden ayrıntılar konusunda çok
özenliydiler. Çünkü mantıksal bağlantı zincirinin tümünün ritüele tam
anlamıyla uygun olmasının, kesin bir şart olduğuna inanıyorlardı.
Yapmakta oldukları ritüellerin gelecekte kullanımıyla ilgili rehberler
hazırlamalarının sebebi budur. Ayrıca kendilerinden önceki kâhinlerin de
sırlarını göstermek için oluşturdukları bir sembolizm sistemini de
öğrenmişlerdi. Bunu İsis Tableti’ne yazdılar ve tableti, Kutsalların
Kutsalı odasına, buraya girmeye hak edenlere tanrıların doğasını ve
önceden belirlenmiş kurban şekillerini öğretmek için yerleştirdiler. Her
Tanrı düzeninin kendine has sembolleri, işaretleri, kostümleri, süsleri
olduğu için, tapınma sırasında bunların hepsine birden dikkat edilmesi
gerektiğini öğrettiler. Çünkü tanrıların ve kutsal varlıkların
lütuflarını kazanmak için daha etkili başka bir şey yoktu… Bu yüzden
insanların pek gitmediği tenha yerlerdeki tapınaklarına doğadaki hemen
her suretin temsillerini koydular. İlk önce zemin taşlarında,
mineraller, taşlar, süs için uygun diğer şeyler ve küçük su kanalları
kullanarak dünyanın fiziksel ekonomisini sembolize ettiler. Duvarlar
yıldızlar dünyasını, varlıklara ait âlemleri gösteriyordu. Merkezde ise
Yüce Akıl’ın tecellilerini akla getirecek şekilde sunak bulunuyordu.
Böylece tapınağın iç kısmı Evrensel Âlemlerin resmini oluşturuyordu.
Kurban törenini gerçekleştiren rahiplerin elbiselerinde tanrılara
atfedilenlere benzer süsler vardı. Rahiplerin vücudu tıpkı tanrılarınki
gibi yarı çıplaktı ve bütün dünyevi tasalardan uzakta yaşıyorlardı ve en
katı çileci pratikleri uyguluyorlardı… Başları dünyevi şeylere
aldırmazlıklarını göstermek için örtülüydü. Başları ve vücutları tıraş
edilmişti; çünkü saçı gereksiz bir uzantı olarak görüyorlardı.
Başlarının üstünde tanrılara atfetmiş oldukları işaretlerin aynılarını
taşıyorlardı. Bu şekilde sürekli olarak özdeşleşmeye çalıştıkları akla
dönüştüklerine inanıyorlardı. Örneğin dünyaya Evren’in canını ve ruhunu
çağırmak için, tabletimizin ortasında gösterilen imgenin önünde duruyor,
bu figürle aynı sembolleri takıyor, aynı maiyeti kullanıyor ve
kurbanlar sunuyorlardı. Bunlar ve bunlara eşlik eden ilahilerle
tanrıların dikkatini mutlaka duaya çektiklerine inanıyorlardı. Tabletin
diğer kısımlarında gösterilen ritüeller sayesinde de istedikler ilahı
çağırabileceklerini düşünüyorlardı. Kehanet sanatlarının kökeni, açık
bir biçimde bu ritüellerde yatmaktadır. Vurulan bir akort nasıl
vurulmayan bileşik akortların tepki vermesine neden oluyorsa, benzer bir
biçimde, ayrıntıları uyumlu eylemleriyle Tanrı’ya taparken temel Fikir
ile uyum içine giriyor, akli birlik sayesinde, Fikirlerin Fikrine
ulaşıyorlardı. Böylece Fikrin, kehanet hediyesinin ruhlarında
yükseldiğine, böylelikle gelecek olayları, yaklaşan kötülükleri vs.
bilebileceklerine inanıyorlardı. Çünkü Mutlak Akıl’da her şey eşzamanlı
ve mekânsız olarak var olduğu için, gelecek o Akıl’da hazır halde
mevcuttur. Beşeri Akıl tefekkür yoluyla Mutlak Akıl’a bağlandığı için,
bu birleşme yoluyla geleceği bilebildiklerine inanıyorlardı.
Tabletimizde sergilenen her şey, belli koşullar altında, onlara Yüce
Erk’in erdemlerini ilham edecek ve onları iyiye yaklaştırıp kötüden
uzaklaştıracak tılsımlardan ibarettir. Bu büyülü süreçte, hastalıkları
da iyileştirebileceklerine inanıyorlardı. Söz konusu hastalık üzerinde
gücü olan varlık veya tanrının, uykularında onlara görünmesini ve
hastalığın çaresini öğretmesini sağlayabilirlerdi. Bu inanışta hemen her
kuşku ve zorluk karşısında tanrılara danışılabilirdi. Mistik
ritüellerin sunduğu tanrılara benzeme imkânını kullanıp, bilinçli bir
şekilde Tanrısal Fikirler’i temaşa ederek, vecit halinde, uykuda veya
uyanık oldukları bir zamanda, söz konusu meselenin doğruluğu veya
yanlışlığı konusunda Tanrı’nın onlara bir işaret vereceğine
inanıyorlardı.
Thomas Taylor’un bir metninde şu dikkat çekici paragrafı okuruz:
“Platon ‘Büyük Gizemler’e 49 yaşında inisiye edildi. İnisiyasyon
Mısır’daki Büyük Piramit’in yeraltındaki odalarından birinde
gerçekleşti. İSİS TABLETİ, Platon’un önünde durduğu ve kendisinde zaten
var olan, Gizemler’in seremonisiyle tekrar alevlenerek uyku halinden
çıkan bilgeliği aldığı sunak taşıydı. Büyük Salon’da geçirdiği üç günün
sonunda piramidin Hiyerofantı ona, her biri kendine uygun bir Sembol’e
sahip En Yüce Ezoterik Öğretileri sözlü olarak verdi (Hiyerofantı ancak
üç mertebeyi, üç boyutu geçenler görebilirdi). Piramidin salonlarında üç
ay daha misafir kaldıktan sonra, İnisiye Platon, tıpkı kendisinden
önceki Pisagor ve Orfeus gibi, Büyük Tarikat’ın verdiği vazifeyi yerine
getirmek üzere dünyaya gönderildi.”
Roma’nın 1527’de yağmalanmasından önce Mensa Isiaca’nın (İsis
Tableti) hiçbir yerde bahsi geçmez. Tam bu vakitte tablet bir çilingir
veya demircinin eline geçmiş, o da tableti Venedik Cumhuriyeti
tarihçisi, meşhur bir antikçi olan Kardinal Bembo’ya fahiş bir fiyata
satmış, ardından tablet Aziz Markus’un kütüphanecisinin eline geçmiştir.
Kütüphanecinin 1547’de ölümünün ardından İsis Tabletine Montua Sarayı
sahip olmuş ve II. Ferdinand’ın askerlerinin Mantua şehrini işgal ettiği
1630 yılına kadar buranın müzesinde kalmıştır. Birçok yazar tabletin,
içindeki gümüş dolayısıyla cahil askerler tarafından yok edildiğini
düşünmektedir. Bununla birlikte bu kanı yanlıştır. Tablet Kardinal
Pava’nın eline geçmiş, o da Tableti Savoy Dükü’ne, o da Sardunya Kralına
hediye etmiştir. Fransızlar 1797 yılında İtalya’yı işgal ettiklerinde
Tablet Paris’e getirilmiştir. Alexandre Lenoir, 1809 yılında Mensa İsiaca
hakkında yazarken, onun Bibliothèque Nationale’de sergilendiğini
söyler. İki ülke arasında barışın tesisinden sonra Tablet İtalya’ya geri
verilmiştir. Kuzey İtalya Rehberi adlı eserinde Karl Baedeker, Mensa İsiaca’nın Turin’deki Antik Eserler Müzesi’nin 2. galerisinin ortasında durduğunu söyler.
Parmalı Meşhur Aeneas Vicus, 1559 yılında orijinal tabletin kopyasını
çıkarmış, gravürün bir kopyası Bavyera Dükü Şansölyesi tarafından
Hiyeroglif Müzesi’ne verilmiştir. Athanasius Kircher, tabletin “beş el
uzunluğunda ve dört el genişliğinde” olduğunu söyler. W. Wynn Westcott’a
göre o 50 inçe 30 inçtir. Bronzdan yapılmış ve yakılmış emay ve gümüşle
süslenmiştir. Fosbroke şunları ekler: “Figürler fazla derine
kazılmamıştır, çoğunun dış çizgileri gümüş çizgiyle çevrelenmiştir.
Figürlerin üzerine yerleşmiş olduğu ve baskılarda boş görünen zemin,
gümüşle kaplanmış ancak bu gümüş sökülmüştür.” (Bkz. Encyclopædia of Antiquities).
Hermetik felsefenin temel ilkelerini bilenler Mensa İsiaca’da Khalde, Mısır ve Yunan teolojisini göreceklerdir. Antiquities
adlı eserinde Benediktin Peder Montfaucon, bilgisinin tabletin karmaşık
sembolizmini çözmeye yetmediğini itiraf eder. Daha sonra da tabletin
üzerindeki simgelerin dikkate değer bir öneme sahip olduğundan
kuşkulanarak Kircher’in açıklamalarının tabletin kendisinden daha
karmaşık olduğunu söyleyerek onunla alay eder. Laurentius Pignorius, onu
anlattığı 1605 tarihli bir makaleye tabletin kopyasını koyar, ancak
açıklamaları figürler hakkında pek bilgisi olmadığını gösterir.
Kircher, 1654 yılında yayınladığı OEdipus Ægyptiacus adlı
eserinde sorunun üzerine kendine özgü bir azimle atılır. Kadim
dönemlerin gizli öğretileriyle ilgili meselelerde yıllara dayanan
araştırmalarının sonucu olarak bu iş için doğru kişi olan Kircher, bir
grup ünlü uzmanın yardımıyla tabletin gizemlerinin büyük bir kısmını
açıklamayı başarır. Fakat esas sır, Eliphas Levi’nin History of Magic adlı eserinde dile getirdiği üzere, dikkatinden kaçmıştır.
“Bilgili Cizvit,” diye yazar Levi, “tabletin kutsal alfabeyle ilgili bir
hiyeroglif anahtarı içerdiği kehanetinde bulunmuş, ancak bir açıklama
geliştirememiştir. Tablet üç eşit kısma ayrılır. Yukarıda göklerin on
iki evi, aşağıda yıl içinde bunlara karşılık gelen işleri [iş
dönemleri], ortada ise alfabenin harflerine karşılık gelen yirmi bir
kutsal işaret bulunur. Bütün bunları ortasında evrensel varlığın sembolü
olan pantomorfik IYNX, oturmuş bir figür halindedir. Bu sembol İbranice
Yod’a, daha doğrusu bütün diğer harflerin kendinden çıktığı ilk harfe
karşılık gelir. IYNX’in çevresi Mısır ve İbrani alfabelerinin üç ana
harfinde karşılık gelen bir triyad (üçlü) tarafından çevrilmiştir. Sağ
tarafta Ibimorfik ve Serapian triyadlar, solda ise Nepthys ile Hecate
triyadları bulunur. Bunlar aktif ve pasifi, sabit ve hareketliyi,
dölleyen ateş ile doğuran suyu gösterirler. Bu üçlüler merkezdeki
figürle birleştiğinde bir septenary (yedili) oluştururlar ve merkezde
bir septenary vardır. Üç yedili, üç âlemin mutlak sayısını, aynı zamanda
ilksel harflerin toplam sayısını gösterir; buna tıpkı dokuza eklenen
sıfır gibi tamamlayıcı bir işaret eklenir.”

---------LEVİ’NİN
İSİS TABLETİ ANAHTARI-------- Asırları fazla bir hasar almadan atlatan
Kadim Tot Kitabı, kıyasen daha eski olan Taroççi (Tarocchi, Tarot)
Kartları şeklinde resmedilmiştir. Tot Kitabı’nı Mısırlıların ezoterik
bilgilerinin, medeniyetlerinin çöküşünün ardından yapılan bir özeti
olarak görenler için, bu irfan, tarot gibi bir resimsel biçime
kristalize olmuştur. Bu tarot kısmen veya tümüyle unutulmuş veya yanlış
anlaşılmış, resimsel sembolleri sahte kâhinlerin veya kart oyunlarıyla
halkı eğlendiren kişilerin eline düşmüştür. Modern tarot, veya Tarocchi
tarot destesi, 78 karttan oluşur, bunlardan 22’si özel bir koz grubunu
oluşturur ve resimsel bir tasarıma sahiptir. Geri kalan 56 kart dört
seri halindedir ve her seride on sayı kartı, dört tane de saray kartı
vardır (Kral, Kraliçe, Şövalye ve Oğlan veya Uşak). Dört seri şunlardan
oluşur: Kılıçlar (Askeriye), Kupalar (Ruhbanlık), Sopalar veya Asalar
(Tarım), Paralar veya Tılsımlar (Ticaret). Bunlar sırasıyla bizim Maça,
Kupa, Sinek ve Karo serilerimize karşılık gelirler. Biz 22 ana koz
kartıyla ilgileniyoruz, çünkü bunlar tarot hiyerogliflerinin en doğrudan
uzantılarıdırlar. 22 sayısı İbranice ve diğer kutsal dillerin
harflerine karşılık gelir ve doğal olarak İbrani alfabenin aç ana
harfine, yedi çift harfine, on iki basit harfine tekabül ederler. Bunlar
ayrıca biri dışarıda kalan üç yedili grup olarak bir İnisiyasyon
sistemi ile inisiye olmayanı gösterirler.” (Bkz. Westcott, The Isiac
Tablet.)


Levi’nin sunduğu ipucu, tabletin orta kısmındaki yirmi bir figürün 21 majör tarot
Westcott çeşitli otoriteler tarafından ileri sürülen bütün zayıf
teorileri bir araya getirmiştir ve Humphreys’in Montfaucon’un 1721’deki
hiçbir değeri olmayan açıklamalarının çevirisini saymazsak,
İngilizcedeki İsis Tableti’inin tek ayrıntılı açıklaması olan kitabı
yayınlamıştır. 1887 yılında yayınlanan bu kitabın günümüzde kopyasını
bulmak neredeyse imkânsızdır. Westcott, Levi’nin gizli bırakmanın daha
iyi olacağını hissettiği bir sırrı açıklama konusunda çekincelerini dile
getirdikten sonra tablete dair yorumunu şu şekilde özetler: “Levi,
gizemli tableti açıkladığı tablosunun üst bölümünü yılın dört mevsimine
ayırır, her mevsimde Zodyak’ın üç burcu vardır. Dört harfli kutsal
ismin, Tetragrammaton’un Yod’unu Kova’ya, yani Canopus; He’sini Boğa’ya,
yani Apis’e; Vav’ını Aslan’a, yani Momphta’ya ve nihayet son He’yi
Typhon’a tayin eder. Kerublarla –İnsan, Boğa, Aslan ve Kartal– yakınlığa
dikkat edin. Dördüncü form okült iyi veya kötü niyete bağlı olarak
Akrep veya Kartal’a tekabül eder: Bildiğimiz Zodyak’ta Yılan yerini
Akrep’e bırakır.

kartını gösterdiği anlamında yorumlanabilir. Eğer durum buysa,
yorumlarda çatışmalara neden olan, tabletin ortasındaki tahtın üst
kısmındaki gizli triyad tarafından sembolize edilen taç, Mutlak Aklın
isimsiz tacı, sıfır numaralı kart değil midir? Bu Mutlak Akıl’ın ilk
tecellisi olarak, dört aşağı dünyanın önündeki masada uzanan asa, kılıç,
kupa ve para sembolleriyle Hokkabaz, Majisyen en uygun kart değil
midir? Bu şekilde düşünürsek sıfır kartı hiçbir yere ait değildir, bütün
diğer 21 kart (harf) ondan tecelli eder ve bu 21 kartın toplamı yine
sıfırdır. Bu kart üzerindeki şifre, yani daire, aşağı âlemlerin,
güçlerin ve harflerin çıktığı üst kürenin sembolüdür.“Aşağı bölmeyi 20 İbrani basit harfe tayin eder ve bunları ufkun dört
yönüyle ilişkilendirir. Bunu Sefer Yezirah V. Bölüm, 1. kısım ile
karşılaştırınız.
“Orta kısmı Güneşsel ve gezegensel güçlere tayin eder. Ortada üstte
Güneş’i, onun altında, haçın üstünde duran, iç içe geçmiş biri beyaz
biri siyah iki üçgenden oluşan Süleyman’ın mührünü görürüz. Hepsi bir
arada bir tür karmaşık Venüs sembolü oluştururlar. İbimorphos’a üç
karanlık gezegeni verir. Venüs, Merkür ve Mars Ateş elementini gösteren
dikey bir koyu üçgenin köşelerine yerleştirilmiştir. Nephtis triyadına
üç aydınlık gezegeni Satürn, Luna ve Jüpiter’i verir, bunlar su
elementini gösteren açık renkli bir üçgenin etrafındadırlar. Burada su,
dişil kuvvet, pasif ilke, Sefirotsal Ana, Binah ve Gelin arasında
kaçınılmaz bir bağlantı vardır (Bkz. Mathers, Kabbalah) Dikkat
edin, gezegenlerin kadim işaretlerinin hepsi de bir haç, Güneş Diski ve
hilalden oluşmuştur: Venüs Güneş diskinin altında bir haç, Merkür
üstünde hilal, altında haç bulunan Güneş diski, Satürn, en alt noktası
hilalin tepe noktasına değen bir haç, Jüpiter en alt noktası haçın sol
kolunun ucuna değen bir hilaldir ve bütün bunlar derin sırları
oluşturur. Levi’nin Serapis ile Hecate’nin yerini değiştirdiğine dikkat
edin, fakat beyaz Apis ile siyah Apis’in yerini değiştirmez, belki de
ona göre Arı başı Hecate’yle ilişkilidir. On iki basit harfi alt kısımla
ilişkilendirince, 7 çift harf gezegenlerin olduğu orta kısımla
ilişkili, Hava, Su ve Ateş’e karşılık gelen ana harflerin büyük üçlüsü
(A.M.S) resmedilmeden kalmıştır. S’nin etrafında merkezi Iynx veya yod,
Ophionian Üçlüsü’ ve Leonin Sfenks. Levi’nin ortadaki OPS kelimesi
Latince Ops, Terra, yeryüzü zekâsıdır; Yunan Ops, Rhea, veya Kibele,
genellikle aslanlar tarafından çekilen bir savaş arabasında otururken
resmedilir; başında kat kat yükselen bir taç vardır ve elinde bir
anahtar tutar.” (Bkz. İsis Tableti)
Fransızcada 1809 yılında Alexandre Lenoir tarafından yayınlanmış olan
makale ilginç ve orijinal olmasına rağmen tabletle ilgili çok az gerçek
bilgi içerir. Üstelik bu makalede yazar tabletin bir Mısır takvimi veya
astroloji haritası olduğunu kanıtlamaya çalışır. Hem Mantfaucon hem de
Lenoir –aslına bakarsanız 1651 tarihinden itibaren bütün yazarlar–
çalışmalarını ya Kircher’e dayandırmışlar ya da ondan ciddi bir biçimde
etkilenmişlerdir. Kircher’in seksen sayfalık on yedinci asır
Latincesinde yazılmış yorumlarının titiz çevirileri mevcuttur. Kitabın
ortasındaki iki sayfalık tablet resmi Kircher’in Hiyeroglif Müzesi’nden
yapmış olduğu kopyanın aynısıdır. Küçük harfler ve rakamlar onun
tarafından açıklamaları net olsun diye eklenmiştir, burada da aynı
amaçla kullanılacaklardır.
Neredeyse bütün dini ve felsefi eski eserler gibi İsis’in Bembine
Tableti de birçok fikir ayrılığına neden olmuştur. A. E. Waite, tabletin
gerçek doğası ile iddiaları birbirinden ayıramayıp başka bir ünlü
ekzoterik yazar olan J.G. Wilkinson’dan alıntı yapar: “Orijinal tablet
son derece eskidir ve onun sahte olduğu söylenmiştir.” Oysa hayli
bilgili bir insan olan Eduar Winkelmann tabletin eski ve orijinal
olduğunu savunmaktadır. Mensa İsiaca’yı dikkatle incelediğimiz
zaman çok derin bir gerçek açığa çıkar. Tableti yapan kişi illa da
Mısırlı olmasa da, en yüksek dereceden bir inisiyedir ve Hermetik
ezoterizmin en önemli sırlarını çok iyi bilmektedir.

BEMBİNE TABLETİ’NİN SEMBOLİZMİ


İsis Tableti’nin kaçınılmaz olarak kısa tutulan aşağıdaki
değerlendirmesi Kircher’in yazılarına ve yazarın Khalde, İbrani, Mısır
ve Yunan mistik yazılarından elde ettiği bilgilere dayanmaktadır.
Mısırlıların tapınakları öyle bir şekilde tasarlanmıştı ki onları
kaplayan hiyerogliflerin gösterdiği üzere, odaların düzenlenmesi,
dekorasyonlar ve araçların hepsi sembolik bir öneme sahipti. Genellikle
her odanın ortasında bulunan sunağın yanında görünmez borularla odanın
içine akıp dışarı çıkan Nil sularından bir havuz bulunurdu. Burada
ayrıca tanrıların resimleri ve yanlarında da majikal yazılar bulunurdu.
Bu tapınaklarda semboller ve hiyeroglifler kullanılarak neofitlere
rahipler kastının sırları öğretilirdi.
İsis Tableti esasta bir masa veya sunaktı ve onun üzerindeki semboller
rahipler tarafından açıklanan sırların bir parçasıydı. Tabletler çeşitli
tanrılara adanırdı, tablette İsis onurlandırılmıştır. Tabletlerin
yapıldığı madde, tanrı veya tanrıçaların mertebelerine göre değişiklik
gösterirdi. Jüpiter ile Apollon için yapılmış tabletler altından, Diana,
Venüs ve Juna’nınkiler gümüşten, diğer tanrılarınki mermerden ve en alt
tanrılarınki ise ağaçtan yapılırdı. Bu kutsal sunaklarda, anlaşıldığı
zaman insanın görünmez doğasının besini olacak semboller, tıpkı bir
ziyafet masasındaki bedeni besleyen yiyecekler gibi sıra sıra dizilirdi.
Kircher tabletle ilgili giriş yazısında onun sembolizmini şu şekilde
özetler: “Bütün olarak bakıldığında üç katlı dünyanın –arketipsel,
entelektüel ve duyusal– bütünsel yapısını öğretmektedir. En Büyük Tanrı,
hem canlı hem cansız şeylerden oluşan bir evrenin merkezinden çevresine
doğru hareket halinde gösterilmiştir. Bu canlı cansız her şey Baba Akıl
dedikleri mutlak kudret tarafından harekete geçirilip canlandırılır ve
üçlü bir sembolizmle temsil edilir. Burada ayrıca Mutlak Olan’dan çıkan
üç üçlü gösterilmiştir. Her biri ilk teslisin bir özelliğini tezahür
ettirir. Bu üçlülere Temel veya her şeyin zemini denir. Bu tablette de
Baba Akıl’a evrene hâkim olmada yardım eden bu ilahi varlıkların
düzenlenmesi ve dağılımı gösterilmiştir. Üst şeritte âlemlerin
yöneticilerinin her biri kendi ateşsel, esîrî ve maddi işaretleriyle
gösterilir. Alt şeritte ise görevleri her şeyin ilkelerini korumak ve
doğanın ihlal edilemez yasalarını muhafaza etmekle görevli Fathers of Fountains
Yatay olarak üç şeride veya üç odalar serisine bölünen Mensa İsiaca,
İsis Gizemleri’nin aktarıldığı odaların temel planını veriyor olabilir.
Orta şerit, yedi kısma veya küçük odalara ayrılır ve aşağı şeridin iki
taraftan birer kapısı vardır. Bütün tablette birinci dereceden önemli 45
figür ve diğer küçük semboller vardır. Kırk beş ana figür on beş üçlü
halinde gruplandırılmıştır. Bunlardan dördü üst şeritte, üçü ortada ve
dördü de aşağı şerittedir. Hem Kircher’e hem Levi’ye göre bu üçlüler
aşağıdaki şekilde sınıflandırılmıştır:
Üst Bölümde,
1. P, S, V—Mendes Üçlüsü.
2. X, Z, A—Ammonius Üçlüsü.
3. B, C, D—Momphtæan Üçlüsü.
4. F, G, H-Omphtæan Üçlüsü.
Orta Bölümde,
1. G, I, K—Isis Üçlüsü.
2. L, M, N—Hecate Üçlüsü.
3. O, Q, R—Ibimorphous Üçlüsü.
4. V, S, W—Ophioneus Üçlüsü.
5. X, Y, Z—Nephtæan Üçlü.
6. Z, N, G—Serapis Üçlüsü.
7. G, D, E—Osiris Üçlüsü.
Alt Bölümde,
1. L, M, N—Horæan Üçlü.
2. X, O, S—Pandochæan Üçlü.
3. T, F, C—Thaustic Üçlü.
4. Y, F, H—Æluristic Üçlü.

[Pınarların Babaları] gösterilmektedir. Bunlar kürelerin ve bir yerden
ötekine hareket edenlerin tanrıları vardır; çeşitli madde ve formlar
(Zonia ve Azonia) üzerinde çalışan bu ilahi varlıklar, yüzleri onlardan
üstün olan tanrıya dönmüş bir şekilde her iki cinsiyetten figürler
olarak gösterilmişlerdir.”


)”]
----------WESTCOTT’UN
İSİS TABLETİ ANAHTARI------------ Zerdüşt 3 sayısının dünyanın her
yerinde ışıldadığını söyler. Bu durum, İsis Tableti’nde yaratıcı
etkileri temsil eden üçlüler serisi halinde gösterilmiştir. Alexander
Lenoir, İsis Tableti’yle ilgili olarak şöyle der: “Bir sanat eseri
olarak pek ilgi çekici değildir. Soğuk ve önemsiz bir kompozisyondan
ibarettir, kaba hatlarıyla çizilmiş olan figürlerde çok az hayat
belirtisi vardır. Fakat başka bir bakışla incelersek, tabletin
yaratıcısının niyetini anlar ve çok geçmeden İsis Tableti’nin genel
öğrenim için kullanılan, semavi kürelerin küçük kısımlara ayrılmış bir
imgesi olduğunu görürüz. Bu fikre göre, İsis Tableti’nin, esasen, İsis
Gizemleri’nde mevcut olan bir koleksiyona giriş olduğu sonucuna
varabiliriz. Tablet, inisiyasyon seremonilerinde kullanılması için bakır
üzerine işlenmiştir.” (Bkz. New Essay on the Isiac Table [İsis
Tableti’ne Dair Yeni Makaleler

Bu on beş üçlü için Kircher
şunları yazar: “Figürler birbirinden sekiz önemli açıdan ayrılır,
örneğin biçim, duruş, ifade, hareket, kıyafet, başlık, asa ve nihayet
etraflarına yerleştirilmiş hiyerogliflerle. Figürlerin gizli güçlerini
göstermenin bu sekiz sembolik yolu Gerçek Benlik’in anlaşılmasına vasıta
olan sekiz ruhani duyuyu anıştırır. Bu ruhani hakikati göstermek için
Budistler sekiz oklu çark kullanırlar ve bilinçlerini soylu sekiz yolla
yükseltirler. Tabletin üç ana panelini çevreleyen süslü çerçeve kuşlar,
hayvanlar, sürüngenler, insanlar ve bileşik formlardan oluşan birçok
sembol içerir.
Tabletin yorumlarından birine göre bu çerçeve dört elementi simgeler ve
bu yaratıklar elementsel varlıklardır. Başka bir yoruma göreyse sınır
arketipik küreleri temsil eder, frizdeki bileşik figürler ise maddi
dünyada kendilerini çeşitli kombinasyonlarla tezahür ettiren formların
kalıplarıdırlar. Tabletin köşelerindeki dört çiçek, yüzlerini daima
güneşe dönen ve onu gökyüzünde takip eden çiçekler olarak insanın
Yaratıcı’yı görmekten sevinç duyan daha latif doğasını temsil
etmektedir.
Khalde gizli öğretisine göre evren dört varlık haline (kürelere veya
planlara) ayrılır: arketipsel, entelektüel, semavi ve elementsel.
Arketipsel plan Üçlü Ulûhiyet’in aklıyla eşanlamlı görülür. Bu cisimsiz,
ebedi ve ilahi planda, hayatın bütün aşağı tezahürleri, var olan, var
olmuş ve var olacak her şey mevcut bulunmaktadır. Kozmik Akıl’da, ister
ruhani ister maddi olsun, her şey arketipler veya ilahi düşünce formları
olarak bulunurlar ki bu, tablette bir gizli mecazlar zinciri halinde
gösterilmiştir.
Tabletin ortasında kişileşmiş Ruhani Öz’ü içeren bütün formlar, her
şeyin kaynağı ve maddesi görülür. Bundan, üçlü gruplar halinde
(Ophionik, Ibimorphous ve Nephtaean Üçlüleri) dokuz tecelli olarak aşağı
âlemler çıkar. Bunları Taç, Keter küresinden tecelli eden dokuz
kabalacı küreyle karşılaştırın. Evrenin on iki Yöneticisi (Mendesian,
Ammonian, Momphtæan, and Omphtæan Üçlüleri) yaratıcı etkileri
paylaştıran araçlardır ve tabletin üst kısmında gösterilmişledir.
Bunların faaliyetleri arketipsel kürede mevcut olan kapılara göre İlahi
Akıl tarafından yönlendirilir. Arketipler İlahi Akıl’da formüle edilmiş
soyut kalıplardır ve daha aşağı faaliyetler bunlarca kontrol edilirler.
Tabletin alt bölümünde evrenin büyük kapılarının bekçisi Esas Pınarlar
(Horæan, Pandochæan, Thaustic ve Æluristic üçlüleri) görülür. Bunlar
yukarıda gösterilen Yöneticilerden gelen etkileri aşağı âlemlere
dağıtırlar.
Mısır teolojisinde iyilik hükümrandır ve bütün her şey az ya da çok
ondan pay alır. Her şey onu arar. O sebeplerin İlk Sebebi’dir. İyilik
kendi kendine yayılır, dolayısıyla her şeyde mevcuttur; çünkü hiçbir şey
kendinde olmayan bir şeyi üretemez. Tablet gösteriyor ki her şey
Tanrı’da ve Tanrı her şeydedir, yani her şey her şeyde, her tekil her
tekildedir. Entelektüel âlemde, elementsel âlemde yaşayan yaratıkların
görünmez ruhani eşleri bulunur. Dolayısıyla en aşağı en üstü yansıtır,
bedensel akılsalı gösterir, gayp olan eserleriyle tezahür eder. Bu
nedenle Mısırlılar daha üstün ve görünmez güçlerin görünür örnekleri
olsunlar diye, aşağı, duyusal dünyada mevcut olan maddelerin suretlerini
yapmışlardır. Bu bozulmaya ve yıpranmaya açık suretlere bozulmaz
tanrısal özelliklerin erdemlerini tayin etmişlerdir. Böylece bu dünyanın
Tanrı’nın bir gölgesi, içteki cennetin dışsal resmi olduğunu
göstermişlerdir. Görünmez arketipsel planda var olan her şey, duyusal
cisimsel dünyada doğanın ışığıyla açığa çıkmaktadır.
Arketipsel ve Yaratıcı Akıl –evvela Ebeveynsel Temel ve sonra Zekâlar
denilen ikincil Tanrılar aracılığıyla– yukarı ile aşağı arasında sürekli
etkileşim yoluyla bütün güçlerini dünyamıza akıtır. Mısırlılar fallus
sembolizminde ruhani planları temsil etmek için spermi kullanmışlardır.
Çünkü her şey, ondan çıkan her şeyi içinde barındırır. Ayrıca
Khaldeliler ve Mısırlılar bir sonuç olan her şeyin sebepte ikamet
ettiğine ve tıpkı lotus çiçeğinin güneşi takip etmesi gibi bu sebebi
takip ettiğine inanırdı. Aynı şekilde Mutlak Akıl, Ebeveynsel Temel
aracılığıyla ilk olarak ışığı, melekler âlemini yaratmıştır. Bu ışıktan
bazılarının yıldızlar dedikleri gayp varlıklar hiyerarşisi, bu
yıldızlardan da dört element ve duyusal dünya çıkmıştır. Böylece her şey
her şeyin içindedir. Bütün görünür bedenler ve elementler görünmez
yıldızlarda ve ruhani elementlerde, yıldızlar da aynı şekilde bu
cisimlerdedir. Yıldızlar meleklerde, melekler de yıldızlardadır;
melekler Tanrı’da, Tanrı da her şeydedir. Dolayısıyla her şey ilahi
olarak Ulûhiyette, meleksel olarak meleklerde, cisimsel olarak cisimsel
dünyadadır ve tersidir. Tohumun içinde ağacın olması gibi, dünyanın
içinde de Tanrı vardır.
Proclus, “Ulûhiyet’in bütün nitelikleri, yaratımın her yerine nüfuz eder
ve kendini bütün aşağı varlıklara verir,” demektedir. Mutlak Akıl’ın
tezahürlerinden biri, onun her yaratığa verdiği kendi türüne göre üreme
gücüdür. Bu güç yaratıkların yaşayan, ilahi yanını gösterir. Demek ki
ruhlar, semalar, elementler, hayvanlar, bitkiler ve taşlar kendilerini
kendilerine uygun bir biçimde üretirler, fakat hepsi Mutlak Akıl’da
mevcut olan bir dölleyici ilkeye bağımlıdır. Dölleyici güç, kendisi tek
olsa da, farklı töz ve maddelerde farklı şekilde tezahür eder. Böylece
mineral dünyada maddi varoluşa katkıda bulunur, bitkilerde canlılık,
hayvanlarda duyarlılık olarak görülür. Semavi cisimlere hareketini,
insan ruhuna düşünceyi, meleklere zekâyı ve Tanrı’ya her şeyin özü
olmayı verir. Burada bütün suretlerin tek bir tözden, bütün hayatın tek
bir kuvvetten geldiğini ve bunların hepsinin Mutlak Olan’ın doğasında
birlikte mevcut olduğunu görebiliriz.
İlk defa Platon tarafından açıklanan bu öğreti, öğrencisi Aristoteles
tarafından şu kelimelerle dile getirilir: “Bu Duyusal Dünya’nın başka
bir âlemin sureti olduğunu söylüyoruz; bu dünya hareketli ve canlı ise
diğer dünyanın ne kadar hareketli ve canlı olduğunu düşünün… O halde,
ötede, yıldızlara ait erdemlerin ötesinde, tıpkı bu dünyanın semaları
gibi, ulaşılabilecek başka semalar durmaktadır; bunlar daha yüksek bir
kademeden oldukları için daha parlak ve daha büyüktür; ayrıca cisimsel
olmadıkları için bu dünya gibi birbirlerinden uzak da değillerdir. Öte
âlemde bir dünya da vardır, bu dünya cansız maddeden değildir, hayvansal
hayatla doludur ve bu dünyanınki gibi ama farklı türden ve
kusursuzlukta doğal dünyasal fenomenler mevcuttur. Burada bitkiler,
bahçeler, akarsular vardır. Suda, buradakinden daha soylu hayvanlar
yaşar. Öte âlemdeki hava ve hayat buna uygundur ve her şey ölümsüzdür.
Oradaki hayat bizimkine benzese de daha soyludur ve dolayısıyla akılsal,
kalıcı ve değişmezdir. Eğer biri olur da karşı çıkıp bu yukarı âlemdeki
bitkilerin nasıl kök saldığını sorarsa, onların nesnel varoluşa sahip
olmadıklarını ve onların ilk El tarafından mutlak şartla ve cisimleşme
olmadan yaratıldıklarını söyleyerek cevap veririz. Dolayısıyla bunlar
ruh ve akılla aynıdırlar, ne bozulur ne yok olurlar. Çünkü öte varlıklar
yüce bir hayat yaşadıkları, bir pınardan ve bir nitelikten
fışkırdıkları, tatlı şaraplar, güzel kokular, uyumlu renkler ve sesler
gibi kusursuzca bir araya geldikleri için enerji, kuvvet ve sevinç
doludur. Bunlar şiddetle hareket etmez, birbirleriyle karışmaz,
birbirlerini bozmazlar; her biri kendi özsel karakterini kusursuz olarak
muhafaza eder, basittirler ve cisimsel varlıklar gibi çoğalmazlar.”
Tabletin ortasında İsis’i temsil eden –ancak burada Pantomorfik IXNX
olarak adlandırılmış– bir kadın figürünün oturduğu büyük bir taht
bulunur. G.R.S. Mead, IXNX’i “naklî akıl” diye tanımlamaktadır.
Başkalarıysa onun Evrensel Varlık’ın sembolü olduğunu ileri sürmüştür.
Tanrıçanın tahtının üstünde üç katlı bir taç vardır, ayaklarının altında
ise maddi tözün evi bulunur. Buradaki üç katlı taç, Mısırlıların Mutlak
Akıl dediği, Sefer ha Zohar’da “gizli ve açılmamış” diye tarif
edilen İlahi Üçleme’nin sembolüdür. İbrani Kabalacı sisteme göre Hayat
Ağacı ikiye ayrılır: yukarı görünmez kısım, aşağı görünür kısım. Yukarı
kısım üç bölümden, aşağı kısım ise yedi bölümden oluşur. Yukarıdaki
bölünmez Sefirot’un adları Keter, Taç; Hokmah, Hikmet ve Binah,
İdrak’tır. Bu Sefirot kavranamayacak kadar soyuttur, oysa onlardan çıkan
aşağıdaki yedi küre insan aklının kavrayabileceği menzildedirler. Orta
panel triyad oluşturan figürlerle kaplanmıştır. Bunlar tahtın üstündeki
gizlenmiş üçlü taçtan tecelli eden aşağı Sefirot’u gösterir.
Kircher’e göre Taht, üçlü Mutlak Akıl’ın üç âlemin yolları boyunca
paylaşılmasına işaret eder. “Bu üç latif âlemden, Plutarch’ın
‘Boynuzların Evi’ ve Mısırlıların ‘Tanrıların Büyük Kapısı’ dedikleri
duyumsal evren çıkar. Tahtın yılan biçimli alevlerle süslü üst kısmı,
Mutlak Akıl’ın her türlü maddi temastan uzak oluşunu, ebedi ve bozulmaz
oluşunu sembolize eder. Mutlak Akıl’ın ateşini bütün yaratıklara nasıl
verdiği ise tabletin sembolizminde açıkça gösterilmektedir. İlahi Ateş,
Dünya Bakiresi İsis’te kişileşmiş olarak, doğanın evrensel gücü
aracılığıyla aşağı planlara akar. İsis burada IYNX adıyla ve Evrensel
İdea’yı içeren polymorphous [çok-biçimli] olarak gösterilmiştir.”
Buradaki Idea kelimesi Platoncu anlamdadır. “Platon bütün olası şeylerin
madde dışı ezeli formları olduğuna inanıyordu; bu ezeli ve madde dışı
formlara idealar dedi. Platoncu anlamda idelar Tanrı’nın fenomen
dünyasını yarattığı kalıplardır.” (Sir. W. Hamilton.)
Kircher orta paneldeki 21 figürü şu şekilde tanımlamaktadır: “Yedi ana
üçlü yedi üst âleme tekabül eder ve tabletin orta kısmında tasvir
edilmiştir. Hepsi görünmez, ateşsi arketipten [tahtın üçlü tacından]
türemiştir. V S W harfleriyle gösterilen ilk Ophionic, yani IYNX üçlüsü
canlı ve ateşsi âleme karşılık gelir. Bu âlem kadimlerin Aetherium
dedikleri entelektüel dünyadır.
Zerdüşt bu âlem için, “Ah ne şiddetlidir yöneticileri dünyanın!”
demektedir. O Q R harfleriyle gösterilen ikinci İbimorphous Üçlüsü
ikinci entelektüel, yani esîrî âleme karşılık gelir ve nemlilik
ilkesiyle ilişkilidir. X Y Z harfleriyle gösterilen üçüncü Nephtaean
Üçlü, üçüncü entelektüel, esîrî dünyaya karşılık gelir ve doğurganlıkla
ilişkilidir. Bunlar esîrî âlemlerin üç üçlüsüdür ve Ebeveyn Temel’e
tekabül eder. Bundan sonra duyusal, maddi âlemlerin dört üçlüsü gelir.
Bu üçlülerden ilk ikisi, G I K ve g d e sidereal dünyaya, iki boğa
tarafından gösterilen Osiris ve İsis’e, Güneş ve Ay’a tekabül eder.
Bunların ardından, L M N, Hecatine ve z h g Serapaean üçlüler gelir ki
bunlar ayaltı ve yeraltı âlemlere denk gelirler. Böylece doğal evreni
yöneten ilksel Zekâ olan yedi âlem tamamlanmış olur. Psellus,
Zerdüşt’ten şu alıntıyı yapmaktadır: ‘Mısırlılar ve Khaldeliler yedi
cisimsel âlem (entelektüel güçlerle yönetilen âlemler) olduğunu
öğretmişlerdir. Birincisi saf ateştendir, ikinci, üçüncü ve dördüncüsü
esîr, beşincisi, altıncısı ve yedincisi maddidir. Yedincisi yersel
denilen âlemdir ve ışığı sevmez, Ay altında yerleştirilmiştir ve içinde
fundus, yani temel denilen madde vardır.” Bu yedi âleme görünmez tacı
eklersek sekiz âlemi elde ederiz…
“Platon, bir filozofun birincisinin altındaki yedi çemberin
Mısırlılara göre nasıl düzenlendiğini bilmesi gerektiğini yazar. İlk
üçlü ateşi gösterir; ikicisi suyu, bu çember İbimorphous ilahlar
tarafından yönlendirilir, üçüncüsü hava, Nephta tarafından yönetilir.
Ateşten gökyüzü, sudan yer yaratılmıştır. Hava bu ikisinin ortasındaki
arabulucudur. Sefer Yezirah’ta üçten yedinin çıktığı söylenir:
Yükseklik, Derinlik, Doğu, Batı, Kuzey, Güney ve hepsini bir arada tutan
ortadaki Kutsal Tapınak. Tabletin ortasında gösterilen doğanın birçok
surete sahip yüce tahtı Kutsal Tapınak değil midir? Dünyayı yöneten yedi
üçlü, yedi Erk nelerdir? Psellus şöyle yazar: “Mısırlılar inanç,
hakikat, sevgi üçlüsüne ve yedi pınara tapmışlardır: Güneş yönetici
olarak maddenin pınarıdır; sonra başmeleklerin pınarları, ardından
duyuların pınarları, yargının, şimşeğin, yansımaların ve bilinmeyen
yapıdaki karakterlerin pınarları gelir. Onlar en yüksek maddi pınarın
Apollon, Osiris ve Merkür’ün, elementlerin merkezindeki pınarları
olduğunu söylerler. ‘Dolayısıyla Güneş ile Güneşsel dünyanın
yöneticisini, Başmeleklerle aysal dünyayı, duyular pınarıyla Satürn
dünyasını, yargı ile Jüpiter’i, şimşekler ile Mars’ı, yansımalar ve
aynalar pınarı ile Venüs’ün dünyasını, karakterler pınarı ile de
Merkür’ün dünyasını anlarlar. Bütün bunlar tabletin ortasındaki
figürlerle gösterilir.”

Tabletin üst paneli Zodyak kuşağının on iki figürünü dört üçlü
şeklinde gösterir. Her grubun ortasındaki figür Zodyak’ın sabit
burçlarından birini gösterir. S Kova burcu, Z Boğa burcu, C Aslan burcu
ve G Akrep burcudur. Bunlara Babalar denir. Uzakdoğunun gizli
öğretilerinde bu dört figüre –insan, boğa, aslan ve kartal– yaratımın
dört köşesinde oturan dört Maharaja’nın kanatlı küreleri denir. Dört
öncü burç P Oğlak, X Koç; B Yengeç, F Terazi’ye Erkler denir. Dört
değişken burç olan V Balık, A İkizler, E Başak, H Yay’a Dört Efendi’nin
Akılları denir. Bunlar Mısır’ın kanatlı kürelerini açıklarlar. Çünkü
dört merkezi figür –Hezekiel’in Kerublar dediği– Kova, Boğa, Aslan ve
Akrep kürelerdir. Önce ve değişken burçlar, bunların iki tarafındaki
kanatları oluşturur. Böylece on iki burç her birinin iki kanadı olan
dört küreyle gösterilebilir.

Semavi üçlüler de Mısırlılar tarafından bir küre (Baba), onan çıkan
bir yılan (zihin) ve kanatlar (Erk) şeklinde gösterilir. Bu on iki
kuvvet dünyayı üretirler, mikrokozmos,–yani dünyanın on iki kısmını ve
insan bedeninin on iki organını temsil eden– on iki kutsal hayvanın
gizemi buradan çıkar. Anatomik olarak üst paneldeki on iki figür beynin
on iki kıvrımını, alt paneldeki on iki figür Zodyak’ın on iki üyesini ve
insan bedeninin organlarını gösteriyor da olabilir. Çünkü insan,
azaları ve organları on iki kutsal hayvandan oluşmuş bir yaratıktır. Bu
organlar beyinde ikamet eden on iki yönetici veya erkin doğrudan
kontrolü altındadır.

Üst panelin on iki figürü ile alt panelin on iki figürü arasındaki
ilişkiye dair daha derin bir yorum mümkündür. Bu yorum kadim gizemlerin
en büyük sırlarından birine –hareketli ve sabit Zodyakların birbiriyle
ilişkisine– bir anahtar sunar. Sabit Zodyak devasa bir dodekahedron [on
iki yüzeyli katı] olarak resmedilir, dodekahedronun on iki yüzeyi, soyut
uzamın en dış duvarlarını gösterir. Bu dodekahedronun her bir
yüzeyinden büyük bir ruhani güç, içe doğru ışıyarak sabit yıldızlar
denilen kuşağı çevreleyen hareketli Zodyak’ın hiyerarşik erklerinden
biri olur. Bu hareketli Zodyak’ın içinde çeşitli gezegensel ve
elementsel cisimler vardır. Bu iki Zodyak’ın, Zodyak altı âlemlerle
ilişkisinin insan bedeninin solunum sisteminde bir karşılığı vardır.
Büyük sabit Zodyak’ın atmosfer, hareketli Zodyak’ın akciğerler ve Zodyak
altı âlemlerin bedeni temsil ettiği söylenebilir. Yüce sabit Zodyak’ın
on iki ilahi erkinin canlandırıcı enerjilerini içeren spiritüel
atmosfer, kozmik ciğerlerle –hareketli Zodyak– solunur ve onlar
aracılığıyla maddi evrenin parçaları ve azaları olan on iki kutsal
hayvan üzerinden dağıtılır. Aşağı âlemlerin zehirli buharı hareketli
Zodyak tarafından toplanıp büyük sabit Zodyak’a üflendiği zaman işlevsel
döngü tamamlanmış olur. Çünkü burada bu kirli nefes on iki ebedi erkin
ilahi doğalarından geçerek arındırılacaklardır.

Tablet bir bütün olarak birçok yoruma açıktır. Eğer tabletin
çerçevesindeki hiyeroglif şekiller ruhani güç olarak kabul edilecekse, o
zaman merkezdeki taht, insan doğasının oturduğu insan bedenini temsil
eder. Bu bakış açısından bütün tablet insanın aurik bedenlerinin sembolü
haline gelir, bu durumda dış çerçeve aurik yumurtanın dış kabuğu veya
kenarı olur. Eğer taht spritüel âlemin merkezi olarak kabul edilirse,
çerçeve elementleri gösterir ve merkezin etrafındaki çeşitli paneller
ise bir ilahi kaynaktan fışkıran âlemleri veya planların sembolü olur.
Yok eğer tablet tümüyle fiziksel temellerde ele alınacaksa, taht üreme
sisteminin sembolü haline gelir ve tablet de maddi âlemlerin oluşumunda
uygulanan embriyolojinin gizli süreçlerini gösterir. Eğer tümüyle
fiziksel ve anatomik bir yorum istenirse, ortadaki taht kalp,
İbimorphous Üçlü zihin, Nephtaean Üçlü üreme sistemi ve bunları
çevreleyen hiyeroglifler de insan bedeninin çeşitli aza ve organları
olur. Tekâmülcü bakış açısından ortadaki kapı hem giriş hem çıkış kapısı
olur. Ayrıca burada inisiyasyon süreci anlatılmıştır. Taht bu durumda
bir adayın çeşitli sınavlardan geçtikten sonra getirildiği ve ancak
kendisinin açabileceği kendi ruhunu gösterir.

Eğer konu kozmogoni ise orta şerit spritüel âlemleri, üst şerit
entelektüel âlemleri ve alt şerit maddi âlemleri gösterir. Orta şerit
ayrıca dokuz görünmez dünyayı ve T ile gösterilen yaratık da İsis’in
ayağını bastığı fiziksel doğayı ve Evrensel Hayat Ruhu’nu sembolize
edebilir. Simya açısından bakıldığında orta şerit simya süreçlerinin
metallerini ve sınırlarını gösterir. Tahtta oturan figür Evrensel
Merkür’dür (bilgelerin taşı); tahtın alevler içindeki üst kısmı İlahi
Sülfür ve alttaki topraktan küp ise elementsel tuzdur.

Orta şeritteki üç üçlü –yani Ebeveynsel Temel– insan doğasının
görünmez kısımları olan Sessiz Gözcüleri; iki taraftaki iki şerit de
insanın dörtlü aşağı doğasını temsil eder. Orta şeritte 21 figür
bulunmaktadır. Bu rakam Güneş’in kutsal rakamıdır, içinde her birinin
yedi niteliği olan üç büyük erki taşır ve Kabalaca indirgemeyle 21
sayısı 3, yani Yüce Üçlü olur.

Ne var ki İsis Tableti’nin Mısır Gnostizmiyle doğrudan bağlantılı
olması durumu henüz kanıtlanmamıştır. Bodleian Kütüphanesinde korunan
bir Gnostik papirüste altında on iki pınar olan on iki Baba veya
Ebeveyn’den bahsedilir. (Bkz. Egyptian Magic [Mısır Majisi],
S.S.D.D.) Alt şeritteki iki kapı –Doğu’nun büyük kapısı ile Batı’nın
büyük kapısı– onun yeraltı âlemini temsil ettiğini vurgulamaktadır,
çünkü Khalde teolojisinde güneş yeraltının kapılarından yükselir ve
batar. Karanlık saatlerde burada dolaşır. Platon on üç yıl boyunca Magi
Patheneith, Ochoans, Sechtnouphis ve Sebbennithis’li Etymon’un
öğrenciliğini yaptığı için, felsefesi de sonuç olarak Khalde ve Mısır
Triyatlar sistemiyle doludur. İsis tableti, Platoncu denilen felsefenin
şekilsel bir açıklamasıdır. Çünkü tabletin tasarımı bütün mistik
kozmogoni ve doğum teorisini özetlemektedir. Bu tabletin yorumlanmasında
çok faydalı olan bir eser Commentaries of Proclus on the Theology of
Plato [Platon’un Tanrıbilimi Üzerine Proclus’un Yorumları] adlı eserdir.
Ayrıca The Chaldean Oracles of Zoroaster Khaldeli Zerdüşt Kâhinler] adlı eser de bu tabletin gösterdiği birçok teogonik ilkeye dair bahislerle doludur.

Hesiodos’un Theogoni’si Yunan kozmogoni mitinin en eksiksiz
açıklamasını içerir. Orfeusçu kozmogoni, çeşitli felsefe formları ve
temasa geçmiş olduğu – Yunan, Mısır ve Suriye– dinleri üzerinde izler
bırakmıştır. Orfeusçu semboller arasında en önemlisi Phanes’in ışığa
çıktığı dünyevi yumurta’dır. Thomas Taylor Orfik yumurtanın, Platon
tarafından Philebus diyalogunda bahsedilen sınır ve sonsuzluk’tan oluşan
karışımla eşanlamlı olduğuna inanmaktadır. Dahası yumurta, üçüncü Aklî
Üçlü, aurik bedeni aşağı evrenin yumurtası olan Demiurgus’un sembolüdür.

Eusebius, Porphyry’nin otoritesine dayanarak Mısırlıların Cneph ismi
altında akıl sahibi bir Yaratıcı’nın varlığına inandıklarını ve ona koyu
mavi yapıda, elinde bir kuşak ve bir asa tutan, başının üstünde
soylulara özgü bir sorguç taşıyan ve ağzından bir yumurta çıkmakta olan
insan biçiminde bir heykel olarak taptıklarını ileri sürmektedir (Bkz. An Analysis of the Egyptian Mythology
[Mısır Mitolojisinin Bir Analizi]). İsis tableti, dört köşeli olsa da,
felsefi olarak Orfeusçu yumurtayı ve içeriğini göstermektedir. Ezoterik
öğretilerde en yüce bireysel başarı Orfik yumurtanın kırılmasıdır ki,
bu, ruhun Doğu mistiklerinin Nirvana’sına –mutlak koşula– geri dönüşüyle
aynı şeydir.

Samuel Boyse’nin The New Pantheon [Yeni Tanrılar Meclisi]
adlı eseri Bembine Tableti’nin çeşitli kısımlarını gösteren üç resim
içerir. Bununla birlikte yazar konu hakkındaki bilgilere önemli bir
katkıda bulunmaz. Rahip Banier, The Mythology and Fables of the Ancients Explained from History [Kadimlerin Mitoloji ve Fabıllarının Tarihle Açıklaması] adlı eserinde, bir bölümü tamamen Mensa İsiaca’nın
değerlendirilmesine ayırır. Montfaucon, Kircher ile Pignorius’un
sonuçlarını gözden geçirdikten sonra şunları ekler: “Benim kanaatim
şudur: Bu tablet bir prens veya önemli bir kişinin İsis’in ona sunduğuna
inandığı şeylere karşılık yaptırılan bir adaktır.”

http://www.batiniler.com/ dan alıntıdır


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz