GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 0 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNANAN BÜYÜK OYUNLAR!!!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNANAN BÜYÜK OYUNLAR!!! Bir Paz Şub. 13, 2011 6:00 am

CANTAR

avatar


TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNANAN BÜYÜK OYUNLAR!!!

Türk
ekonomisi ve siyaseti ile her zaman yakından ilgilenen Yahudilerin,
neden Türkiye’yi Ortadoğu ateşinin içine çekmek istediklerini anlamak
için bu yazıyı iyi okumanızı öneririz. 1880
yılında İstanbul’a gelen ve burada öğretmelik yapan Bertrand
Bareilles’in 1917 yılında kaleme aldığı “İstanbul’un Frenk ve Levanten
Mahalleleri” adlı kitabında Türkiye’de yaşayan Yahudilere geniş yer
ayırıyor. Bareilles kitabında, Yahudilerin Filistinle birlikte
hedefleri arasında Türkiye’nin de bulunduğuna işaret ediyor.
Türkiye’de
Yahudi cemaati gelişmektedir, ama düne kadar bu gelişme sadece manevi
düzeydeydi. Zaten maddi gelişmeden söz etmek yersiz olurdu. Çünkü
Fransa’nın gönderdiğinden başka parası olmayan bu ülkede kimse servet
yapamıyordu. Ayrıca Yahudi, kökleri bizim büyük Devletimiz’den çıkan
liberal kurumlara uzanan bir toplumsal konumdan yararlanıyordu. Bunu,
Evrensel İsrail Birliği’nin kurucusu Charles Netter’e, birçok yönden
Tevrat’ta ki yargıçlarınkine benzer bir politikanın temellerini atan
Hirsch’lere, Rotschild’lere borçluydu. Birlik okulları Yahudiliğin
gelişimine büyük katkılarda bulundu. Yahudi, önyargıların ve kötü
niyetlerin kendisini hapsettiği aşağı konumdan yavaş yavaş çıktı.
Türkiye’de Yahudi milleti içinde özellikle iş alanındaki becerileriyle
sivrilen çok sayıda insan bulunmakta ve bunların politikası, dünya
çapındaki bir politikayla uyum içinde işlediğinden etkili olmaktadır.
Bugün Yahudi ırkı sınır farkı tanımayan bir aile gibidir. Diğer
milletler birer aileler toplamı iken Yahudilerin bir kardeşler toplumu
olduğunu söyleyen Pascal, her zamankinden çok doğrulanmaktadır.
Yahudiler
herkesle iş yapar, ama dostlukları sadece kendi içindedir. Dışlayıcı
ve kendi içlerine kapalıdırlar; kuşkusuz bunda dinlerinin de payı
vardır. Ama ırksal içgüdülerinin en önemli göstergelerinden birine
dönüşen kendini savunma gereksinimi de unutmamak gerekir. Dünyada daha
etkili bir dayanışma ruhuna sahip, insanların birbirine daha çok omuz
verdiği başka bir cemaat yoktur. Öyle ki onları ilgilendirebilecek her
olay bu cemaatte önemli yankı bulur. Alışkın bir göz insanların
tavırlarındaki heyecandan bu olayları ve yankılarını ayırt edebilir. Bu
gözlem kuşkusuz diğer cemaatler içinde yapılabilir, ama Yahudilerde iş
çok daha belirginleşir. Kendilerini etkisi olmayacak her şeye karşı
ilgisiz kalırlar; olaylarla ancak kendi hedeflerine ya da çıkarlarına
uydukları oranda ilgilenirler. Gerek koşullardan yararlanmak, gerekse
sorumluluktan kaçmak konusunda çok beceriklidirler; kimi zaman hiç belli
etmeden yabancı aracılar kullanarak işlerine gelecek kimi olayları
kışkırttıkları bile görülür.
Politikaları
hep aynıdır; ama önlerine koydukları hedefe ulaşmak için başvurdukları
araçlar ve formüller sadece koşullara göre değil, aynı zamanda bir
ülkeden diğerine ve ortamdan ortama değişebilir.
Türkiye’de
nüfuz merkezleri Selanik ve eylemlerinin temel dayanağı dönme denen
müslüman Yahudilerdi. Dönme İsraillinin onu kendinden kabul edeceği
kadar Sami kalmış ama türkün güvenini kazanacak kadar da
Müslümanlaşmıştı. Cahit’ler ve Cavit’ler dönmedir.
Şu
arada Yahudilerle Türkler arasında süren ateşkes döneminde, Türkler
Siyonist girişimin hedeflerinden habersiz değildir. Her zaman iyi haber
alan Türk etrafında olup biten her şeyi bilir; çünkü ayakta kalabilmek
için, maddi kaynaklarından çok, incelik ve kurnazlığın eşit dozlarda
kullanıldığı diplomatik yeteneklerine güvenir. Rusya’nın ezilmesi ve
bugüne kadar kendisine hizmet eden ama artık bağımsızlıktan başka bir
şey düşünmeyen ırkların kökten yok edilmesi sonucunda, İsrail halkı
daha hedefini gerçekleştiremeden kendi emellerine ulaşabileceğini
hesaplamaktadır. İsrail halkının bu emellerine göz yumar görülmekte
böylece bekleyiş döneminde Yahudiliğin çeşitli güçlerinden yararlanma
olanağı bulmaktadır. Bu anlaşma, kendisine ayakta tutan hayaller
yaşadıkça sürecektir.
Bugün
Abdülhamid’i deviren darbenin örgütlenmesinde ve Türk işlerinin
yönetiminde Yahudilerin oynadığı rolü herkes biliyor. İttihat ve
Terakki Cemiyeti dönmelerden oluşuyordu. Resmi yayın organı Tanin, bir
dönme olan Hüseyin Cahit tarafından yönetiliyordu. Cemiyetin diğer
yayın organı olan ve Fransızca basılan Jeune Turc, Siyonizm tarafından
finanse ediliyor ve içinde Yahudiler de çalışıyordu. Düzenbaz Cavit de
en az diğerleri kadar dönme idi. En çeşitli yetkilerle donatılmış ve
daha önce işitilmemiş bir şekilde, Yıldız’a gidip Halife’ye milletin
artık kendisi istemediğini bildiren parlamento heyeti içinde de yer
alan mebus Karasu da Yahudi idi. 1914′den beri, yazı işleri
müdürlüğünde kalan Hüseyin Cahid’in yerini alan ve Tanin’in başyazarı
olan Salomon Efendi’nin de bir Yahudi olduğunu belirtelim.
Tüm
giz perdeleri henüz kaldırılmamıştır. Ama 8 Temmuz 1908 darbesinden
beri Türkiye’de yaşanan olayların öncesinde ve sonrasında yer alan
entrikalar bunların gerçekleştirilmesinde Yahudi-Alman girişimlerinin
payı hakkında bir fikir vermektedir. Times ‘ın Viyana muhabiri Mr.
Steed bu anlaşmanın en önemli olayının Reval görüşmesinin ertesinde,
1908in haziran başında Çar ve Kral Edward’ın yanlarında Isvolsky ve Sir
Charles Hardinge ile birlikte, genel bir vali atanmasını öngören
Makedonya reform programı üzerinde anlaşmaya varmalarıyla yaşandığını
söyleyecektir. “Almanya’nın” ve Avusturya-Maceristan’ın Alman-Yahudi
basını bu görüşmeyi mevcut statükoya karşı bir komplo olarak suçladı ve
sultanın egemenlik haklarına ve toprakları üzerindeki idari
otoritesine karşı, püskürtülmesi gereken bir saldırı olarak niteledi.
Jön Türklerin Abdülhamid’e karşı örgütlenmesinde toplantı yeri olarak
kullanılan Selanik ve Makedonya’nın tüm mason localarında Reval
görüşmesi hakkında bu Avusturya-Alman yorumu yaygınlaşmıştı ve Osmanlı
imparatorluğu’nu tehdit eden bu yeni tehlike karşısında eylemi
hızlandırmak gerektiğinden söz ediliyordu. 24 Temmuz’da Türk isyanı
patladı. Barutu ateşleyen fitil, Abdülhamid’in komployu ortaya
çıkarması oldu.
Ama
günü gününe izlenebilen birbirini destekleyen ilk olaylara dönelim.
1896′da Dr. Herzel Berlin’de Siyonist Cemiyeti’ni kuruyordu. Ertesi yıl
Kayzer o gürültülü Doğu gezisini gerçekleştiriyordu. Bunun hemen
ardından Yahudi kolonizasyon tasarılarının gerçekleşmesi için
çalışmalar başlıyor, ama bunu ilke olarak kabul eden Abdülhamid o
kuşkulu kişiliyi ile tasarının hayat geçirilmesini engellemeye
uğraşıyordu. Tüm vaatlerine karşın, yavaş yavaş tarım kolonileri
kurulan Hayfa ve Saron bölgelerine Rusya’dan ve Galiçya’dan akın etmeye
başlayan Yahudilere toprak satılmasına karşı çıkıyordu. Özellikler bu
toplulukların kendi seçtikleri noktalarda büyük kalabalıklar halinde
yığılmasına izin vermeyi reddediyordu. Sultanın Panislamist
propagandayı yürüten Arap şeyhlerinin temkinli önerilerine kulak
verdiğini biliyorum. Ama bu durum söz konusu girişimi hazırlayanların
işine gelmiyordu. Türk yetkililere, “göçmenlere bireylerin ve ailelerin
ayrılmasının şart koşulmaması gerektiğini çünkü bir Yahudi’nin dini
görevlerini yerine getirmek için kendi dindaşları arasında yaşamak
zorunda olduğunu” anlatabilmek için müdahale etmeleri gerektiğine
inandılar. Jön Türkler iktidara gelince her şey değişti. Siyonist
önderler daha büyük bir dayatmacılıkla bu sorunu gündeme getirdiler,
ama şimdi tartışmasız bir güce dayanan bir örgüte uygun düşecek bir
otorite ve haber alma kaynaklarına sahip olduklarını gösteren bir güven
ile konuşuyorlardı. Babıali’ye gönderdikleri bir notada, Türkiye eğer
Yahudi göçüne izin verirse “başka ülkelerde yüksek mevkilerde bulunan
dindaşlarımız, kendi ülkelerine karşı görevlerini aksatmamak koşulu ile
tüm nüfuzlarını Meşruti Osmanlı hükümetinin siyasal ve ekonomik
ilerlemeleri hizmetine sunabilir. Yahudiler ile Türkiye arasında bu
ittifakın kurulmasını kurulmasına girişecek olan Osmanlı devlet
adamları, milletimizin şükran ve minnetini elde edebileceklerinden emin
olabilirler. Yahudi dünyasının bağlılığı ve dostluğu konusunda gerekli
sözleri ve güvenceleri verebiliriz; bizim tavsiyelerimizin ve
dileklerimizin bu dünyayı yöneten kişiler ve çevreler tarafından olumlu
karşılanacağına eminiz.” Bu çağrıya kulak verildi ve Yahudilerin yeni
koloniler kurmak üzere hemen Filistin’de toprak satın alma
pazarlıklarına giriştikleri görüldü. Taberiye kentinden Safed’e kadar
uzanan bir bölgede, Taberiye gölünü çevreleyen ve Ürdün nehri boyunca
Eriha’ya kadar inen bir alanda hatırı sayılır toprakların sahibi
olacaklardı. Savaş arifesinde yeterli halkın özellikle de Dürzilerin tüm
muhalefetine karşı, topraklarını Suriye’ye doğru genişletmişlerdi.
Bu
derneklerin ne olduğunu, kredilerinin nereden kaynaklandığını, kimler
tarafından yönetildiklerini bugün artık herkes biliyor. Yinede bunların
Alman Yahudilerinden oluştuğunu belirtelim ve aidiyetin onların yüksek
mevkilerde bulunan diğer ülkelerin Yahudileri adına, onları yöneten
çevreler tarafından kendilerine karşı çıkılmayacağına güvenerek, yabancı
bir hükümetle anlaşmaya girmelerini engellemediğinin de altını
çizelim. Her yerde kolları olan bu dernekler –sadece Amerika’dan söz
edecek olursak- gerçekten de Kahn, Loeb Kumpanyası ve onların
denetimindeki Felix Warburg, James Speyer gibi güçlü mali kuruluşlara
dayanıyorlardı. İngiltere’de Banker Cassel’e ve Jön Türklerin
çıkarlarına bağlılığıyla dikkat çeken Adam Block’a ve Rusya’nın güçlü
Musevi örgütlerine dayanıyordu. Bu ittifak Babıali’ye bir ayağının Alman
müttefikinde diğerinin de olası rakiplerinde olması avantajını
sağlıyordu. Bilgenin dediği gibi, dostlarınızın sayısını asla yeterli
bulmamalısınız.
Siyanist
emellerin Jacobson’lara Eikus’lar ve Morgenthau’lar tarafından temsil
edilen yürütme organları da uluslararası nitelikte idi. İstanbul’da
elçi olan Morgenthau, 1 Temmuz 1916′da şu haberi yayınlayan Le Peuple
Juif gazetesine bakılacak olursa, zamanını boşa harcamıyordu:
“Morgenthau, 21 Mayısta Cincinnati’de yaptığı bir konuşmada, savaştan
sonra Filistin’in Siyonistlere bırakılması sorununu kısa bir süre önce
Osmanlı hükümeti ile görüştüğünü açıkladı. Açılımları Türk nazırları
tarafından çok olumlu karşılanmıştı. Rakamlar önerildi ve bir Filistin
cumhuriyeti kurmanın yararları tartışıldı.” Ve gazete konuşma haberinin
ardından şu yorumu yapıyordu: “tüm dünya Yahudileri güncel olayları
diğer halklardan daha umutlu bir şekilde izlemekte haklıdır; çünkü tam
bağımsız bir vatana kavuşma şansları oldukça yüksektir.” Morgenthau bu
konuşmayı yaparken, savaşta taraf olan bir devletin top atışlarıyla
imzaladığı bir anlaşmanın yazgısından pek kaygılanmadığı anlaşılıyor;
ama Wilson sahneye çıkınca herhalde kendine sormuştur. Zaten başka
etkenler de bu konuda imdada yetişti. Jön Türk hareketini yönettikleri
sürece her türlü Siyonist gösteriden sakınan Selanik Yahudileri, Yunan
uyruğuna geçtikten sonra bu temkinli tutumu bir yana bırakıp, General
Sarrail’in iyi niyetli süngülerinin gölgesinde geçek kimliklerini
ortaya koyabileceklerini düşündüler.
Bu
kentin bir gazetesinde çıkan habere göre, “17 Nisan 5677′de (9 Nisan
1977)” yıllık Yom Aşokel [Kipur?] bayramını kutlamak için toplanan 3000
kadar Selanikli Siyonist içinde bulunan günlerin İsrail halkının hak
etmediği felaketlerin sona ermesinde ve binlerce yıllık umutlarının
gerçekleşmesinde ne kadar büyük bir önem taşıdığının bilincinde olarak,
halkların en eskisine karşı olan adalet borcunun ödenmesi, Yahudi
milletinin tarihsel toprakları olan Filistin’de dirilmesi için Yahudi
olmayan dünyanın tüm seçkin yüreklerinin sıcak desteğini bekliyorlar.”
Bundan iyisi can sağlığı; ama bu çağrının elçinin [Morgenthau] tek
yanlı oyunlarının biraz fazla küçümsediği İtilaf güçlerini yumuşatmayı
hedeflediği açıktır. “seçkin yürekler”in desteği istenmektedir. Çünkü
hedeflerin gerçekleştirilmesinde artık sadece Almanya’nın gücüne
dayanarak başarı sağlanamayacağı anlaşılmıştır. Bu hedeflerin Müslüman
önyargılarını ayaklandırmaktan öte sadece Fransa’nın değil –sadece
Fransa olsa pek önemli sayılmazdı- İngiltere’nin de çıkarlarına ters
düşeceği, Hint Okyanusu’na açılan büyük ulaşım yolları üstüne Töton
kültüründen gelme unsurların yerleşmesini İngiltere’nin hoş
karşılamayacağı düşünülmüştü. Yaşlı kıtaların göbek deliğini oluşturan
Suriye ve Mezopotamya’nın, Ön Asya’nın geri kalanının çok daha önemli
olduklarını, tüm kapıların bu anahtarlarla açıldığını İngiltere,
Fransızlardan daha iyi bilir. Üstelik İngiltere, bu tasarıyı
kabullenmek istese bile, müttefiki olduklarını açıklayan Arapların
duygularını incitmeyi göze alabilir mi? Tevrat çağına dek uzanan bir
hakka sahip olduklarını ileri süren bir takım yabancıların gelip
–Kızılderililere yapıldığı gibi- topraklarını ellerinde almaları
karşısında Araplar susacak mıdır? Ve niye toprakları ellerinden
alınacaktır? O kadar uzun süre başkalarının yanında yaşayan İsrail,
sonuçta kendi ırkından bir başka unsurun yanında yaşamasını niye
hoşgörüyle karşılamayacaktır ? Filistin’e geri dönüşün mutlaka
Amuriyelilerin ve Moabitlerin sürülmesiyle birlikte mi düşünmek
gerekir?
Siyonizmin
Türkiye’yi, sonucu ne olursa olsun, ancak tabut içinde çıkabileceği bir
savaşa itmesinin altında Davud’un tahtının yeniden kurulmasının İslam
için de yaratacağı güçlükleri aşma öngörüsü yok mudur? Güçlü
sermayelerin kullanılması ile nüfusu ve kendisi yenilenecek bir Türkiye,
Yahuda topraklarında kurulacak bir Yahudi cumhuriyetine geçiş yolu
olacaktır. Planları hazırlayanlar Siyonist sorunu bu şekilde
çözülmesini düşünmüş olmalıdır. Yahudi’nin toprakta çalışmaktan
tiksinmesi gibi diğer engelleri bir yana bırakacak olursak, bu çözümün
en azından tüm dünyaya dağılmış durumdaki on iki milyon Yahudi’yi
Yahuda krallığı dar çerçevesi, içine sokmanın olanaksızlığından
kaynaklanan güçlükleri –Yahudi karşıtları bu güçlükleri ustaca istismar
etmektedir- aşma avantajı sağladığı kabul edilmelidir. Kimi olgularca
da inanılır kılınan bazı söylentilere bakılırsa Siyonist, sadece
Tapınağını kuracağı ve iki bin yıllık bir aradan sonra Tanrı’ya yeniden
sunmaya başlayacağı yakılmış kurbanların dumanlarının tüteceği kayalık
Filistin’i değil, kullanılmamış zenginlikleriyle, stratejik
noktalarıyla, Akdeniz’in bir Güney Baltık denizine dönüşmesini
engelleyen ulaşım yollarıyla tüm Türkiye’yi istemektedir.
Bununla
birlikte, kendi evinde oturmak istemesine karşı başkalarının yanında
yaşamayı sürdüren bir ulusun ebedi sorunu muhalefetleri artırarak
çözülemeyeceğini görmek gerekir. Bu oyunda İsrail, sadece eski,
zararsız ve zaten hayırseverlik bilinci ile yumuşatılmış önyargılardan
değil, hiçbir zaman affetmeyen yeni kıskançlık ve kinlerden beslenen
acı düşmanlılar yaratmıştır kendine. Gerçi Almanya, İsrail’in artık
işine yaramadığını düşündüğü, bu nedenle zaten ilk işaretini ve
örneğini de kendisinin verdiği Yahudi karşıtı duyguları canlandırma
kararı aldığı gün Yahudilerin durumu iyice kötüleşecektir. Çünkü
Almanya’nın hoşgörüsü sadece koşullara bağlıdır ve kısa vadede tüm
dünyayı önünde diz çöktüreceğini düşündüğü anlaşmalara dayalı kısa bir
ateşkesten başka bir şey değildir.
Bu
makale Bertrand Bareilles’in Güncel Yayıncılık tarafından basılan
“İstanbul’un Frenk ve Levanten Mahalleleri” adlı kitabından özetlenerek
alıntılanmıştır.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

CANTAR

avatar


TÜRKİYE ÜZERİNE YAZILMIŞ KOMPLO TEORİLERİNE BİR GÖZ ATALIM ?!

****** DEGERLİ ARKADAŞLAR SEBEBİNİ BULAMADIĞIM BİR NEDENDEN DOLAYI A T A T Ü R K İSMİNİN GEÇTİĞİ YERLER ******** OLUYOR.
YASAKLI KELİMELERDE BÖYLE BİR ŞEY OLMADIĞI İÇİN NEREDEN KAYNAKLANDIĞINI BULAMIYORUM BU KONUDA BİLGİSİ OLANLARIN YARDIMCI OLMASINI BEKLİYORUM....
SAYGILARIMLA


******’e
saldırının ardındaki sırrı, Yaşar Nuri Öztürk açıkladı. `****** ve
İslam’ı bütünleştirirsek BOP Projesi biter` !!!!!!
******’e saldırının ardındaki sırrı, Yaşar Nuri Öztürk açıkladı.

`****** ve İslam’ı bütünleştirirsek BOP Projesi biter`
FATİH ERBOZ’un röportajı

“******, Hıristiyan emperyalizmine karşı savaş veren, onu mağlup eden
ve o mağlup ettiği güçlere karşı ve onlara rağmen devlet kuran tek
Müslüman liderdir. Bugün İslam dünyasında Haçlı pergeliyle sınırları
çizilmemiş bir tane devlet var mı Türkiye Cumhuriyeti dışında...”
HYP LİDERİ ÖZTÜRK ******’E YÖNELİK SALDIRILARI DEĞERLENDİRDİ
"Bu tür belgeler, Türkiye’ye ihanet edenlerin tekrar devreye girmesiyle gündeme getiriliyor. Bunu zaman zaman yapıyorlar.”
****** ile İSLAM’ı bütünleştirirsek BOP planı biter!..
“Türkiye’nin
başına Ermeni soykırımı yalanını saranlarla ******’ün dinsiz olduğunu
içeren sloganları üretenler, aynı adamlardır”
Son
günlerde sözde gizli din söyleşilerinin ortaya çıkmasıyla ******’ün
din konusuna koyduğu mesafenin varlığı iddiaları tekrar gündeme geldi.
****** ve İslam üzerine yazdıkları ile bilinen Halkın Yükselişi
Partisi Genel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk ile ****** hakkındaki
iddiaları ve ******’ün İslam’a bakışını konuştuk.

* ****** ve din konusu bazı çevreleri neden rahatsız ediyor?

******’ü anlamak ve dayatmak tabirine dikkat etmek gerekiyor.
Türkiye’de iki şey dayatıldı, anlatılmadı. Bunlardan biri İslam’dır,
anlatmadılar, dayattılar, birileri de ******’ü dayattı. İkisi de
insanımıza kahır çektirdi. Her iki dayatmada da ****** dinsiz
gösterilmeye çalışıldı. Dinciler, O’nun gerçek dini öne çıkaran
tarafından kaçtılar, dinin gerçeğine saygılı ******’ten rahatsız
oldular.

* ******’ün İslam dünyasındaki anlamını biraz açar mısınız?

******, Hıristiyan emperyalizmine karşı savaş veren, onları mağlup
eden ve onlara rağmen devlet kuran tek Müslüman liderdir. Bugün İslam
dünyasında haçlı pergeliyle sınırları çizilmemiş bir tane devlet var mı
? Türkiye dışında. BOP coğrafyasını şekillendirmeye çalışan süper güç,
iki kuvvetten çok çekiniyor; bunlardan bir tanesi Türkiye, diğeri
İran. Bu nedenle Türkiye üzerinde tahrip operasyonları yapılıp, Türkiye
devleti zayıflatılmak isteniyor. Bilinçaltı, içi boşaltılıyor. Bakın
******’ün İslam dünyası ülkelerinde ortak bir adı vardı:
“Müslümanların militan lideri.” ******’e peygamberimizin kim olduğunu
soruyorlar verdiği cevap şu: “Benim için esaret tanımamanın
sembolüdür.” Kuran-ı Kerim de Peygamberi tanımlarken, “O müminlerin
ayağına, boynuna vurulmuş bukağıları da parçalayan peygamberdir” diyor.
****** de bunu ifade ediyor. Mustafa Kemal de esaret tanımamanın
sembolüdür. ‘Bağımsızlık benim karakterimdir’ diyor. ******, Hz.
Muhammed Mustafa’yı böyle anlıyorsa, burada emperyalist batı için çok
ciddi bir sorun var demektir. Bu anlayış İslam coğrafyalarına eğer
egemen olursa, 21. Yüzyıl batı için yok olmuş demektir. Arnold Toynbee,
daha 1940’ların başında, ideolojilerin çökeceğini ve yerine dinlerin
geleceğini, parsayı ise İslam’ın toplayacağını söylüyor. İslam’ın kana
ve teröre bulaştırılmak istenmesinin altında bu yatıyor. Bunları
yapacak olan batı için ****** en büyük engeldir. Mustafa Kemal
emperyalizme karşı İslam dünyası için stratejik bir reçete ortaya
koyuyor. Dincilerin Mustafa Kemal’i dinsiz göstermek için kullandığı
bütün sloganlar, İngiliz gizli servisi tarafından üretilmiş.
Türkiye’nin başına Ermeni Soykırımı yalanını saranlar ile ******’ün
dinsiz olduğunu içeren sloganları üretenler aynı adamlar. Batı,
******’ün hazırladığı reçetenin İslam dünyasında yaratacağı etki
konusunda önlemini aldı ve başarılı da oldu.

* Türkiye’de durum ne oldu?

Ama
Türkiye’de, ******’ün anavatanında başarılı olamadı. Ne zamana kadar,
son çeyrek yüzyıla kadar. Siyasal İslam’ı sahneye sürene kadar. Önce
Müslüman mısın, Türk müsün hezeyanını milletin içine sokana kadar.
Müslü-man’san Laik olamazsın, laiksen Müslüman olamazsın hezeyanını
devreye sokarak Batı siyasal İslamcıların sırtlarını okşadı, ellerine
imkan, dilerine slogan verdi Türkiye’yi 3 Kasım seçimlerine getirerek
AKP’ye teslim etti.

* Bu tür belgeler neden belirli aralıklarla gündeme geliyor?

Bu
tür belgelerin gündeme getirilmesi Türkiye’ye ihanet edenlerin tekrar
dev-reye girmeleridir. Bunu zaman zaman yapıyorlar. Zaman zaman filan
dış gazete, yazar diyerek bunu oynuyorlar. Mustafa Kemal’in dini
mektebe gitmediğinden bahsedilmekte. Ne olacak, Mustafa Kemal’in
ilahiyatçı olması mı gerekiyor. Kaldı ki Mustafa Kemal İslam ilahiyatını
bir çok uzman kişiden daha iyi biliyor. Mustafa Kemal’in hayatında
yaptığı en uzun konuşma 18 sayfalık bir konuşmadır. TBMM konuşmasıdır
bu. Onu iyice bir incelemek gerekiyor. 20’ye yakın Kuran ayetini
orijinal metninden okumuş, tercümesini yapmış ve hadislerle de
açılımını yaparak yorumlamış ve İslam dünyası için oradan reçeteler
çıkarmıştır. O gün bu bi-lince ulaşmış ilahiyatçı bulmanız da zordu.
Bunlar gizli kalmış belgeler değil, ******’ü İslam dışı göstermenin
belgeleridir. ******’ün Arapça duaların Türkçesini halkın bildiğinde
dinden tiksineceğini söylediği de iddiaların arasında...... Bunu mesela
Süleyman Ateş için söyleseniz geçerli. Bazı duaların hurafe İslam dini
tarafından Türk Halkına öğretildiğini söyleseniz, halk bunu anlar. Bu
doğru bir cümle olabilir ama bunun için batılının şahadetine gerek
bulunmamaktadır. Bunlar Mehmet Akif’de var, Süleyman Ateş’in
kitaplarında, benim eserlerimde var.
Utanmıyorlar, sıkılmıyorlar
* İslam’ı din bilmekten bahsettiniz. Bunu ****** bakımından açar mısınız?

******’ün
açık beyanları ve icraatı var. Bazı dinin bütününden rahatsız olanlar,
******’e iki yüzlülük isnad ederek utanmadan sıkılmadan şunu
söylüyor: Bir dönemde ****** onları yaptı da sonradan değişti. Ben
sizin ******’ün ölümüne yakın din ile ilgili tespitlerini de ortaya
koyarım. ****** başarıya ulaşıncaya kadar dini kullandı, sonra dine
ters düştü diyenler Ata-türk’ü hiç anlamamıştır. ******’ün din ile
ilgili en güzel beyanları, başarıya ulaşıp, Cumhuriyeti kurup, Reis-i
Cumhur olduktan sonradır. ****** ilahiyatçı da değildir. Bırakın da
biraz nakiseleri olsun. ****** çok derinini bilmiyor ama yaptığı
icraat budur. Bir de ******’ü Tekke ve zaviyeleri kapatmakla
suçlarlar. 19. Yüzyıl Türk Tasavvuf hayatı benim doktora tezim.
Kuşadalı’yı inceledim. Kuşadalı 1845 yılında esas İslam adına tekkeleri
ka-patan, İslam tarihinin devrimci adam-larından biri. Kuşadalı
tekkelerin devrini doldurduğunu ve buralardan feyz gelmeyeceğini
söylüyor ve bizzat kendi tekkesini kapatıyor. Bunları ****** değil
Kuşadalı İbrahim söylüyor. ****** bunun resmi tescilini yapmıştır.
Tekkeleri esas İslam adına Kuşadalı İbrahim kapattı. Bunları batı
biliyor, ama bizim insanımız bilmiyor. Bizim insanımızın bilmesinden
rahatsız olanlar ise dinin hakikatinden rahatsız olan dincilerle, dinin
bütününden rahatsız olan dinsizler. Ortak çalışıyorlar. Şer
farikasının ana karakteristiği budur. IMF kazığının arkasında bu
kırılma var, AB ihaneti, tasallut ve şerrinin yerleştirilmesinin
arkasında da bu var, GB esaret antlaşmasının arkasında da
bu var, Türkiye’nin bölünmesi yönündeki ihanet planlarının arkasında da bu var.
Bir uyduruk rapor daha !!
Geçtiğimiz
günlerde, Tarih ve Toplum dergisinde yayınlanan bir haber Batı’nın
******’ten nasıl korktuğunu bir kez daha gözler önüne sermişti.
Derginin son sayısında yayınlanan bir haberde Charles H. Sherrill’in
1933’te ******’le din konusunda bir görüşme yaparak rapor hazırladığı
ve ABD Dışişleri Bakanlığına gönderdiği iddia edilmişti. İddiaya göre,
raporda, ******’ün Kuran’ın Türkçeye tercüme edilmesiyle ilgili
görüşleri ise şöyle anlatıldı: “Türk halkının ezberden okuduğu Arapça
duaların manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor. Kuran’dan
Arapça bir bölüm okudu. Bu surede Hazreti Muhammed’in amcası ile amca
kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gidecekleri yazıyor.
(Tebbet Suresi) ‘Düşünen bir Türkün böyle bir duayı okumaktan elde
edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir
misin?’ dedi.



En son CANTAR tarafından Paz Şub. 13, 2011 6:14 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

CANTAR

avatar


O engizisyonu BİTİREN ADAMDIR

****** DEGERLİ ARKADAŞLAR SEBEBİNİ BULAMADIĞIM BİR NEDENDEN DOLAYI A T A T Ü R K İSMİNİN GEÇTİĞİ YERLER ******** OLUYOR.
YASAKLI KELİMELERDE BÖYLE BİR ŞEY OLMADIĞI İÇİN NEREDEN KAYNAKLANDIĞINI
BULAMIYORUM BU KONUDA BİLGİSİ OLANLARIN YARDIMCI OLMASINI
BEKLİYORUM....
SAYGILARIMLA


* Batılılar sürekli bu konuda hamle mi yapıyor?

Evet...
******’ü İslam’la bağdaşır gösterdiğiz anda BOP çöker. BOP’un yok
olmaması için ****** ile İslam koparılmak isteniyor. İslam dünyasının
toparlanması için çare ******’ün projesidir.

* Artık bu tartışmaların bitirilmesi gerekmiyor mu?

İki
tane din var Mustafa Kemal bunların hangisine karşı. Gelenekçi hurafe
dinine karşı. Taliban’ın temsil ettiği dine taraftar mıyız biz.
Süleymaniye Camine haç takmak için gelmiş gemiler için buradan
gidecekler diyene değil de, İngilizlere ve ABD’lilere teslim olalım,
bunlar bu işi halleder diyerek bunu dinle bağdaştırmaya kalkan, Müslüman
halk üzerine Şeyhülislam fetvasıyla, Yunan uçaklarıyla Kuvay-ı
Milliyeciler aleyhine bildiri atanların din dediğine biz din diyor
muyuz? ******, İslam dünyasının Engizisyon dönemini kapatan adamdır.
******’ün karşı olduğu hurafe ve gelenek dini. Batı bunu biliyor,
bizdekiler bunu bilmiyor.

* Mustafa Kemal’in dinleri daha çok ahlak ile bütünleştirdiği yargılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Felsefecilerin
hezeyanlarından biridir. Ahlakın kaynağı da dindir. Ahlakın arkasından
Allah’ı alırsan ahlak diye bir şey kalmaz. Bunu Kant da söylüyor. Ama
Kant ahlakı felsefe de Allah’ın varlığının en temel delillerinden biri
olarak kullanıyor. Ben bu sözü böyle anlıyorum. ****** de bunu böyle
anlıyor. Ama bunu ifade ederken ifade zaafına girmiş olabilir. Ama
******’ün hayatını bütünüyle incelediğinizde benim söylediğim gibi
anlaşılması gerekiyor.

Cek-cak’ı bırak Paşa’ya bak..Vurun Emri Vermişti !!!



Doğan Güreş, 14 yıl önce izinsiz uçacak ABD uçakları için “vurun” emri verirken, AKP hükümeti, kuru sıkı tehditlerle milleti oyalıyor.


Tehlikeye dikkat çekmişti
Doğan Güreş, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Terör sorununu, Kürt sorunu olarak göstermek için büyük bir çaba var” demişti.
ABD
ve kukla Irak yönetimi arasında sıkışan AKP, teröristlerin K. Irak’taki
inlerini vurmak için bir türlü eyleme geçemiyor. Oysa, bölgeye yapılan
en kapsamlı operasyonlardan birine komuta eden dönemin Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, ABD’ye kafa tutmuştu.
Kontrol bizde...
PKK’ya
malzeme taşıyan ABD helikopterlerinin düşürülmesini emreden Güreş, Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin K. Irak’ta bulunduğu yerlerde uçuş kontrol
planlarının kendilerinde olduğunu belirtip, izinsiz uçacak Çekiç Güç
uçakları için de ‘Vur emri’ vermişti.
Laf çok ama icraat yok!
DIŞİŞlerİ
Bakanı Abdullah Gül, teröristlerin Irak’tan, Irak ordusundan elde
ettiği silah ve uzaktan kumandalı patlayıcılarla donandığını belirtti,
“Uluslararası hukuk çerçevesinde tüm haklarımızı kesinlikle
kullanacağız” sözünü tekrar etti.
Dün kafa tutuyorduk
Doğan
Güreş, 1992 yılında Kuzey Irak’ta TSK’dan izinsiz uçacak ABD savaş
uçakları için “vurun” emri vermişti. Bugün ise AKP, Washington ile
kukla Irak yönetimi arasına sıkıştı!
“Güneydoğu’daki bölgesel sorunu, başkalarının söylediği gibi Kürt sorunu olarak nitelendirmiyorum.”
PKK’nın
Kuzey Irak’taki inlerini vurmak için ABD ve kukla Irak yönetiminden
cevap bekleyen AKP hükümeti, bir türlü eyleme geçemiyor. Oysa, bölgeye
yapılan en kapsamlı operasyonlardan birini komuta eden dönemin
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, ABD’ye kafa tutmuştu. PKK’ya
malzeme taşıyan ABD helikopterlerinin düşürülmesini emreden Güreş, Türk
havasahası içinde ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta bulunduğu
yerlerde uçuş kontrol planlarının kendilerinde olduğunu belirtip,
izinsiz uçacak Çekiç Güç uçakları için ’Vur emri “ vermişti. Güreş Paşa,
1 Kasım 1992’de, gazetecilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi
harekat konusundaki sorularını cevaplarken şunları söylemişti:

Kökü kazınacak
“Topraklarımıza
saldıran, kan döken, bölücülük yapan, cinayet işleyen çeteyi takip
ediyoruz. Bize bir daha zarar veremeyecek hale getirmek istiyoruz.
Harekatın amacı budur... “ Paşa, 16 kasım 1992’de Ankara’da yaptığı
açıklamada ise Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen güvenlik operasyonunun
ardından sıranın yurt içindeki operasyonlara geldiğini belirterek, ”
İçeride de büyük operasyonlar olacak ve bunların kökü kazınacak “
demişti. Güneydoğu’daki sorunu ” bölgesel sorun “ olarak nitelendiren
Doğan Güreş, ” Güneydoğu’daki bölgesel sorunu, başkalarının söylediği
gibi Kürt sorunu olarak nitelendirmiyorum. Yalnız, böyle göstermek için
büyük bir çaba var. Bunun böyle gelişebilmesi için, Türkiye’de bir
ayrımcılık olması gerekir. Ancak, Türkiye demokratik bir ülke. Burada
öyle bir ayrım yok” uyarısını yapmıştı.

Bugün icraat yok
Bugün ise terörle mücadelede büyük zaafiyet sergileyen AKP iktidarı
sınırötesi bir harekat için eyleme geçemiyor. Başbakan Erdoğan önceki
gün sınırötesi bir operasyon konusunda ABD ve Irak’tan cevap
beklendiğini açıkladı. Dışişleri Bakanı Gül de Türkiye’nin gövde
gösterisi yapma arzusunda olmadığını ifade etmişti. Bakan Gül, Financial
Times gazetesine verdiği demeçte, Irak hükümetinin kendileriyle
işbirliği yapmada tereddüt etmemesini istedi. Gül, “Eğer onlar
durduramazsa, biz harekete geçmek zorunda olacağız. Bu, açık” dedi.
DSP: Her koşulda girmeliyiz
Başbakan
Erdoğan’ın sınır ötesi harekat konusunda ABD ve Irak’tan cevap
beklendiği açıklamasına DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’den sert tepki
geldi. Sezer, koşullara göre verilebilecek bir sınır ötesi harekatı
kararından bağımsız olarak bir an önce sınır güvenliğinin eksiksiz
sağlanması konusunda gerekli çalışmaların başlatılması gerektiğini
bildirdi.

Kararı biz vermeliyiz
Sezer yaptığı yazılı açıklamada, terörün Kuzey Irak’taki terör
kaynağının etkisiz hale getirilmesi ve sınır güvenliğinin tam olarak
sağlanmasının önemine dikkati çekti. Sezer, açıklamasında “Terör
kaynağının Kuzey Irak’ta etkisiz hale getirilmesi, Irak ve bu ülkede
egemen olan müttefikimiz ABD tarafından; buna imkan bulunamaması halinde
Türkiye’nin tek başına harekatıyla gerçekleştirilebilir” dedi. Her
koşulda Türkiye’nin güvenliğini sınır ötesinde de sağlama hakkına sahip
olduğunu ifade eden Sezer, bu hakkını kullanma kararını başka ülkelerin
değil, kendi iradesiyle vermesi gerektiğini vurguladı.
ANAVATAN: Tatil lüksü yok
Artan
terör nedeniyle Meclis’in olağanüstü toplanmasını isteyen muhalefete
olumsuz cevap veren AKP’ye tepki yağıyor. Anavatan Partisi Grup
Başkanvekili Süleyman Sarıbaş, bir haftada 15 vatan evladının öldüğü bir
ülkede, kimsenin tatil yapma lüksünün bulunmadığını ifade ederek,
“Toplayın Meclisi. Meclis, o cephede kanını vatan için dökenlerin
yanında olduğunu göstermeli” dedi.

Evlatlarımızı yitiriyoruz
Süleyman Sarıbaş, her gün bir şehit cenazesi kalktığını, son bir
haftada 15 şehit verildiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hükümet, yaygara kopardı, şimdi tekrar oturdu. Toplayın Meclisi
diyoruz. Bir haftada 15 vatan evladının öldüğü bir ülkede, kimsenin,
tatil yapma gibi lüksü yok. Toplayın bu Meclisi, milletin dertlerine
çare üretin. ’Meclise gerek yok, o tatil yapsın’ diyorlar.” Vergilerin
emeklilerden, yoksullardan alındığını da ifade eden Sarıbaş, vahşi
düzen, vahşi kapitalizmin, IMF programlarının böyle kurgulandığını
söyledi.

Misyonerliğin asıl amacını korkmadan anlatan ESKİ BİR PAPAZ : İLKER ÇINAR !

İlker Çınar ile tanışmam çoğumuzunda izlediği Ceviz Kabuğu
adlı tartışma programı ile oldu.Misyonerlik faaliyetlerinin
anlatılacağı bir konuydu bu söyleşi,dikkatimi çekmişti,çünkü misyonerlik
faaliyetlerinin görülenin ardında birde görünmeyen,yani aynanın
arkasındaki yüzünü eski bir papaz olan biri anlatacaktı.Konu her Türk
gencinin dikkatini çeken komplo teorilerini üzerinde barındıran sinsi
bir oyundu.Burdan sonrasını İlke Çınar`ın ağzından dinleyelim NOT:Aşağıdakiler bir röportajdandır;Ceviz Kabuğu Programındaki söyleşi değildir...)




Uluslararası
Protestan Kilisesi’nin Evanjelik Başpapazı iken İslam’a dönen İLKER
ÇINAR “Misyonerlik belasını unutturmayacağız” diyor ve ekliyor: BUSH, DÖRT DÖRTLÜK BİR MİSYONER!


İlker Çınar... Protestan, Evanjelik bir ruhani lider iken Müslüman oldu. Şimdi ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerini deşifre ediyor. Hıristiyan camiası ve misyonerlerin ateş püskürdüğü Çınar, ölüm tehditleri alıyor. Misyonerliğin içinden gelen eski papaz Gerçek Hayat’a şoke edici açıklamalarda bulundu.




İlker
Çınar, kıdemli bir papazdınız ve misyonerlik faaliyetlerinin,
Hıristiyanlaştırmanın tartışıldığı bir dönemde İslam’a döndünüz. Neden,
nasıl oldu bu?
Ben Tarsus Uluslararası
Protestan Kilisesi’nin Başpapazı, Pastörü olarak görev yaptım.
Hıristiyan teolojisi ve misyonerlik konularında 10 yıldan fazla yüksek
öğrenim gördüm. Tarsus Protestan Kilisesi’ni ben kurdum.
Ne zaman kurdunuz kiliseyi?
2002 yılında.
Sonra?
Sonra bu kiliseye misyonerler geldi. Onlarla birlikte çalışmalara başladık.
Ne çalışması?
Tabii ki Hıristiyanlaştırma çalışması. Başka ne olacak?
Biliyorsunuz,
Protestanlığın Evanjelik koluna bağlı olanların, kıyameti başlatmak
için çalıştıkları, Irak’taki işgalin sebebinin Evanjelizm olduğu
belirtiliyor. Bush da Evanjelik nitekim. Siz de Evanjelik miydiniz?
Evet
biz Evanjelik’tik. Protestan’dık ama evanjelik’tik. Yani Bush’la aynı
mezheptendik. Şimdi Bush’un köleliğinden kurtulduk. Evanjelik, “Müjdeci”
demek. Bush, canla başla, kanlı müjdesini İslam topraklarına yayıyor.
Büyük Ortadoğu Projesi’nin de Evanjelik yaklaşımın bir ürünü olduğu doğru mu?
Doğru tabii ki. Evanjelikler, kendilerine vaadedildiğine inandıkları
“İncil Ülkesi”ni ele geçirmek için sert, şiddetli tutumlar
benimsiyorlar. Gizli, uzun vadeli planlar yapılmış ve bu planlar hayata
geçiriliyor.
Müslüman oluşunuzun Pentagon’da gündeme getirildiğini açıklamıştınız. Bunun anlamı ne?
Bizim Müslüman olmamız Pentagon’da konuşulmuş, evet. Bunları
uydurmuyorum. Dikkat çekmek için de söylemiyorum. Hıristiyan dünyasında,
kiliseler ile siyasi çevreler arasında bağlantılar, kanallar vardır.
İçeriden biri olarak, bu bilgileri duyabiliyorum.
Sizi ölümle tehdit edenler kimlerdi?
Türkiye’nin doğusunda yaşayan Alman asıllı bir misyoner beni ölümle
tehdit etti. Amerikalılar ise bana İncil’den Romalılar bölümünün, 6.
kısmındaki 11. ayetten cümleler göndererek beni tehdit ettiler.
Ne yazıyor orada?
“Öleceksin” yazıyor. Aldığım istihbarata göre 1 ay içinde bana suikast düzenleyeceklermiş.
1 ay mı?! Kim söyledi bunu size?
İstanbul’daki bir kiliselerden aldım bu bilgiyi. Hıristiyan camiada bulunan bir arkadaşımız var o bildirdi. Bizi uyardı.
Bush da bir nevi misyoner mi? Afganistan’a saldırmadan önce “Bu bir Haçlı Seferi” demişti?
Bush kendisi, dört dörtlük bir misyonerdir. Misyonerlerin tatlı dille
yaptığının aynısını o silahlarla yapıyor. Tanrının askeri sayıyor
kendisini. Evanjeliklerin beklediği Armageddon savaşını başlattı Bush.
Yani kıyamet savaşını.
Misyonerler, Haçlı Seferinin bir parçası mı?
Misyonerler
birer Haçlı askeridir. Tarihte 8 Haçlı Seferi düzenlendi silahlı
olarak. Dokuzuncusu silahsız olarak düzenleniyor ve etkisi
diğerlerinkinden kat kat fazladır. Misyonere sorarsan: “Silahın nedir?”
diye, “İncildir” der. Bu, Haçlı ruhunun ifadesidir.
Misyonerler Türk milletine nasıl bakıyor?
Onların
gözünde Türk = Müslüman. Batıda ülkü birliği oluşturan asıl şey de Türk
düşmanlığıdır. Türk’ün dini, dili, ırkı, kültürü, karakteri bakımından
Müslüman olduğu kesindir onlar için.
AB hakkında ne diyeceksiniz?
Avrupa Birliği kesinlikle bir Hıristiyan kulübüdür. Önceden bizim
kulübümüzdü, ben o kulüpteydim. AB’li yetkililer Türkiye’ye
geldiklerinde ilk önce kiliselere koşarlar. Durumu görmek, Haçlı
Seferinin ne aşamada olduğunu anlamak için. Bize sorular sorarlardı,
bizi denetlerlerdi. AB’nin uyum yasaları, Hıristiyanlığa uyum
yasalarıdır. Yarım üyelik, şartlı üyelik adı altında bizi yarı sömürge
haline getirecekler.
Kitap yazıyormuşsunuz?!
Hıristiyanlıkta,
misyonerlik camiasında dönen dolapları anlatıyorum. Bitmek üzere. Biraz
biyografik; misyonerlikteki stratejiler, metotlar, hedefler
anlatılıyor. Bu kitapta “Bir başpapaz neden Müslüman oldu?” sorusunun
cevapları olacak. İsimleri de vereceğim. Misyonerliği tamamiyle deşifre
edeceğim. Misyonerlerin milyarlarca doları havaya uçmuş olacak inşallah.
Kitabın adı ne olacak?
“Başpapazken
neden Müslüman oldum?”gibi bir adı olacak. Sabahlara kadar yazıyorum. 1
aydır çalışıyorum kitaba. Kısmetse yakında tamamlanacak.
Misyonerlerle nasıl bir işbirliği yaptınız?
İşin para, finans kısmını onlar halletti, bilgi kısmını ben üstlendim.
Faaliyete başladık. Bu kilise; Avrupa ve Amerika tarafından, Dünya
Kiliseler Birliği tarafından da tanınmakta, desteklenmektedir.
İstanbul’daki İncil Bilgilendirme Merkezi tarafından; Van Hakkari, Kilis
ve Şırnak’taki faaliyetler için görevlendirildim. O illerde de kilise
kurma yetkisine sahiptim.
Pardon, kiliselerin faaliyetleri arasında misyonerlik var mıdır?
Batı’da bulunan her kilisenin programında Doğuda misyonerlik faaliyeti
gösterme zorunluluğu vardır. Her kilisenin ‘Doğu programı’ bulunur.
Peki, sizden ne yapmanız istendi?
Aleviler ve Kürtler arasında faaliyet göstermemiz istendi. Biz buna pek yanaşmadık. Tepkiler geldi.
Kim emir verdi, tepki gösteren kim?
Bizim misyonerlik organizatörümüz Jim Mc Donalnd’dır. Ondan emir aldık.
Jim Mc Donald Türkiye’ye mi geldi?
Tabii
ki evet. Türkçe eğitimi aldı burada. Ben Türkçe İncil dersi verdim
kendisine. Mark Johnson ve Kore asıllı Paul Kim adlı misyonerler de
gelmişlerdi. Bunlar CAMA adlı misyoner grubunun üyeleriydi.
Bu misyoner grubuyla beraber, Türk halkına ne anlatıyordunuz?
Bir kere bizim öğrettiğimiz Allah inancı ile Kuran’daki Allah inancı aynı değildi.
Yani?
Biz,
‘İslam’ı çürütme’ tekniği ile çalışıyorduk, maalesef. Akademik çevreye
akademik, sokaktaki adama sokaktaki adam gibi yaklaşıyorduk. Makyavelist
bir yaklaşımdı bizimki. Sosyoloji ve psikolojiyi iyi biliyorduk. Sevgi
dolu gibi görünüyorduk. İnsanlara para, iaşe yardımı yapıyorduk. Onların
güvenini kazanıyor, sonra onları bir boşluğa düşürüyorduk.
Ne boşluğu?
“Bak Avrupa modern ve Hıristiyan ama sen Müslüman ve aşağıdasın” diyorduk.
Bu söz etkili oluyor muydu yani?
Biz bu etkiyi uyandırmanın eğitimini aldık diyorum size. Ben Türkiye için yetiştirilen en önemli 10 adamdan biriydim.
Birkaç gün önce bir pastör, bir ruhani lider idiniz. Şimdi bambaşka şeyler söylüyorsunuz.
“Veni,
vidi, vici” [Geldim, Gördüm, yendim. – Büyük İskender.] Ben de geldim,
gördüm, konuşuyorum işte. Misyonerler emperyalistlerin öncüsü,
siyonistlerin işbirlikçisidir. Türkiye’yi “Bible Land” [İncil Ülkesi]
olarak görüyorlar. Irak’ı Hıristiyanlar aldı işte. Asıl vaadedilmiş
kutsal Hıristiyan toprakları Anadolu. En önemli 7 kilise buradadır.
Tanrı “99 işi ben yapacağım, 1 işi sen yap ve savaş” diyor İncil’de.
Buna inanıyorlar. İncil’de tüm kutsal topraklar, Mezopotamya, Anadolu ve
Ortadoğu vaadedilmiş. Harran’da 48 bin dönüm arazi Amerikalılar
tarafından satın alındı! Görmüyor musunuz?
Ciddi misiniz?!
Oraların Amerikalılara satılışına aracılık eden emlakçılardan biri kilisemizin üyesidir, tanıdığım biridir.
Şimdi, siz Alevilere ve Kürtlere Hıristiyanlık propagandası yapmak istemediniz...
Misyonerlerin söyledikleri tamamen yalandır. Silahla yenemeyeceklerini
anladıkları için azınlıkların ayaklanmasını sağlamak istiyorlar.
Kültürel yapıyı, bağı kopararak...
Hıristiyan yapılan Aleviler, Kürtler aslında Hıristiyan kabul edilmiyorlar fakat, öyle mi?
Dedim
ya, ben baş papazdım, inanmıyor musunuz? O zavallılar yalnızca
Hıristiyan’a benzetilmiştir. “Haleluya” dese de, kilisede mum yaksa,
vaaz dinlese, Meryem Ana’ya yakarsa da... Asıl Hıristiyan onun çocukları
kabul edilir. Bunun için biz akademide çocuk eğitimi, çocuk
psikolojisi, teoloji, psikoloji, sosyoloji, tarih, mitoloji, yorumlama sanatı, dilbilgisi, hitabet, karşılaştırılmalı İslam... dersleri aldık.
Karşılaştırmalı İslam mı? O ne?
Kuran’daki bilgileri İncil’le karşılaştırıp, sonra Kuran’dakilerin sahte olduğunu söylerdik.
İslam’ı kötülemek için yani?
Yobaz
olarak gösterdik Müslümanları, şimdi de terörist olarak gösteriliyor.
Müslümanlar, yobazlıktan teröristliğe geçtiler, farkında değil misiniz?
Bunu kim yaptı? Cami, tespih, başörtüsü denilince akla artık makinalı
tüfek geliyor! Bunu Hıristiyan misyonerler ve Batılı siyasiler hep
birlikte başardı.
Yani işin siyasi yönü ile misyonerlik içiçe?
Her şey içiçe. Mesela Türkçe’nin İngilizceleştirilmesi, mesela turizmin yayılması, televizyonlardaki yayınlar bunun bir parçası.
Ne zaman Müslüman olmaya karar verdiniz?
2 hafta önce Müslüman oldum.
Birdenbire mi?
Ben İslam’ı da iyi araştırdım.
Bir yandan ‘İslam’ı çürütme’ faaliyeti içindeydiniz, fakat bir yandan da...
Evet, biz Muhammed’in sapkın din adamı Bahira tarafından eğitildiğini söylerdik insanlara.
Fakat şimdi İslam’a döndünüz?
Elhamdülillah.
Ben Türk’üm, İslam’ı seçtim. Şu anda Hıristiyanlığı putperestlik olarak
kabul ediyorum. İslam’da takiyyecilik, ikiyüzlülük yoktur. Zaten,
Hıristiyanlığı eleştirmeye, sorgulamaya başlamıştım. Allah nasip etti,
hidayete erdim.
Peki ya yıllarca Hıristiyan yaptığınız, kilisede vaaz verdiğiniz insanlar? Onlara ne diyorsunuz?
Hıristiyan
cemaate de duyuruda bulunuyorum. Yumuşak bir dille hakikati söylüyorum.
Onlar arasında İslam’a dönen bazı kişiler var.
Artık papaz değilsiniz. Yani işinizi, maaşınızı kaybettiniz? İyi kazanıyor muydunuz?
Evet. Lüks bir yerde oturuyorum. Herkes bilir. Rahat bir hayatım vardı.
Fakat artık Müslüman’ım, elimi taşın altına koydum. Kayıplarımı, parayı
hesap etmedim. Şu anda gönlüm zengin. Çünkü Müslüman’ım. Çok şükür bizi
bağlayan zinciri, boynumuzdaki halkayı kırdım. Hıristiyanlaştırılanlar,
misyonerlerin, Batı’nın kölesi durumunda. Ben bu zincirden kurtuldum.
Medyadaki misyonerlik tartışmalarına ne diyorsunuz?
Hiçbiri
kuru laftan öteye geçmez. Hıristiyan misyonerler gerçeği çarpıtıyorlar.
İnanç özgürlüğü sözü geçince, herkes öyle kalakalıyor. Bu halkı soytarı
durumuna düşürüyor misyonerler. İnsanların cebine 3-5 bin dolar
koyunca, zavallılar her şeylerini satıyor!
Camiye gidiyor musunuz?
Cumaya gittim. Hoca kürsüden bizi selamladı, bağrına bastı. Ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Harikaydı.
Kilise ile cami arasında ne gibi farklar var?
Ben
kilisede, camideki manevi havayı göremiyorum. Kilisede hep rol var,
kilise şov mekanıdır. Camide samimiyet var. Cami hakikaten Allah’ın evi.
Camide huzur buluyorum. Kilisede ikiyüzlülük hakim. İnancında samimi
olanlara sözüm yok, yanlış anlaşılmasın. Benim hayatım kilisede geçti.
Fakat şu bir gerçek ki, misyonerler Hollywood aktörleridir. Mel Gibson
bunların eline su dökemez. Bir misyoner kendi niyetini gizler ve size öyle yalanlar söyler ki gözyaşlarınızı tutamazsınız.
Son olarak ne diyeceksiniz?
Allah sonumuzu hayreylesin. Misyonerlik belasını unutturmayacağız. Allah’ın izniyle, Muhammed aşkıyla tam yol ileri!
Çok teşekkürler İlker Bey.
Allah’a emanet olun.
Siz de.
Allah razı olsun.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

4 SELAM Bir Paz Şub. 13, 2011 8:56 am

novanda

avatar


Konunuzu soluksuz okudum emeğinize sağlık
konu ile ilgili olarak Mustafa Kemal ****** 'ün bir dizi gizli vasiyetlerinin olduğu ölümünden yaklaşık 50 -55 yıl sonra ortaya çıkarılmasını ve yapılmasını istediği bir takım projeler vardı diye duydum Bunların başındada Türk İslam Birliğinin kurulması gibi
Vasiyette Paşanın din üzerine ne yapmalı neler yapmalı konusu aynen yansıtılmıştır düşüncelerinizi tamamen desteklemekle birlikte ******ÜN GİZLİ VASİYETİ YADA ATANIN SAKLANAN VASİYETİ DİYE ARAŞTIRIRSANIZ BİR ÇOK BİLGİ VE BELGELERE ULAŞABİLİRSİNİZ

Saygılarımla


_________________
.................BİLMEK LANETLENMEKTİR.................

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz