GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ


 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Similar topics
  • » İngilizce Kız İsimleri
  • » İngiltere'nin en popüler isimleri
  • » İngilizce Erkek İsimleri
  • » Silkroad Online Unique isimleri ,HP'Leri ve Level'leri.
  • » Kitapları (sihirsel boyutta yazılmış kabul edilen kitapların isimleri)
  • » hepsi kızlarının isimleri
  • » Metin 2 1-99 Level Gereken EXP
  • » Metan2*Azrail Acık*Dr0plar 1000*Hergün 3 Event*Sandiklar Npcde*Gmler 7/24 online
  • » 2010 Temmuz ayında online olan 1299 private server (1299 pvp server) ip adresleri güncellemesi.. %100 online
  • » TykeMt2 ÇeLik Kraliyet 90 Level AmeLe Zirhı [Şaka Deyil]
  • En son konular
    » KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
    Salı Eyl. 30, 2014 1:08 am tarafından kılıç3838

    » sümbül...
    Çarş. Eyl. 03, 2014 8:36 am tarafından Battal Ebrail

    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    Paz Mart 02, 2014 4:48 am tarafından aydin-28

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Perş. Ara. 19, 2013 4:05 am tarafından 56476364528

    » deneme
    Paz Kas. 24, 2013 3:54 pm tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 11:54 pm tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 11:46 pm tarafından cansu

    » kaya işaretler
    C.tesi Eyl. 07, 2013 6:30 am tarafından kurt ini

    » taştan daire ve dörtgen
    C.tesi Haz. 29, 2013 8:38 pm tarafından yousef

    » mağara için bilgi almak istiyorum
    C.tesi Haz. 22, 2013 3:43 pm tarafından kurt ini

    En iyi yollayıcılar
    CANTAR
     
    magaracı
     
    asel
     
    SİMBAD
     
    aydin-28
     
    novanda
     
    marduktr
     
    styla
     
    MAMİ
     
    hattap
     
    Kimler hatta?
    Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 83 kişi Cuma Tem. 02, 2010 5:23 am tarihinde online oldu.
    Paylaş | 
     

     7 CİN PADİŞAHI İSİMLERİ VE DAVETİ

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2284
    Deneyim seviyesi: 5604
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 59
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: 7 CİN PADİŞAHI İSİMLERİ VE DAVETİ   Paz Tem. 04, 2010 3:44 am

    Pazartesi günü,.Abdullah el-Hiyem
    ibni Ehlim Mürre'dir (Müreh). Tacı vardır. Çadırı yündendir ve
    yardımcılarının giyimi beyazdır. Müslüman olup adını Yusuf olarak
    değiştirmiştir. Mekanı Mardin'in Musaybin ilçesi olup oranın sakini ve
    kralıdır. 150 cm boyunda olup elleri, olduğundan daha uzun bir görüntüye
    sahiptir. İki hizmetkârı da kendisine benzer. Şimşek hızına sahiptir.
    Bu cin, Hz.Muhammed'in elleri arasında bu dini kabul eden cin
    padişahıdır.

    Salı


    günü, Mihrez el-Ahmer'dir. Tacı, altındır ve çadırı
    yündendir. Yardımcılarının giyimi, kırmızıdır. İblis'in çocuklarından
    biridir. Kırmızı renkte ve insan görünümündedir. İnsanlara tasallut
    ettiğinde (musallat olduğunda) burunlarından kan akıtır. Kuyuları
    kurutur. Ateşten yatanların çoğuna halisünasyon gösterme yeteneğine
    sahiptir.

    Çarşamba


    günü, Burkan'dır. Tacı vardır ve çadırı yündendir.
    Yardımcılarının giyimi, sarıdır

    Perşembe


    günü, Şemharuş'tır (Şemhurış). Tacı vardır ve çadırı
    yündendir. Yardımcılarının giyimi,.beyazdır. Çok bilge bir görüntüye
    sahiptir. Görüntü itibariyle insana çok benzer. Görevi; altın, hazine
    vs. işlere hakimlik yapmak ve bu işleri yönetmektir.

    Cuma


    günü Ebyab (Ebyed) ya da Zevba'dır (Zubea). Bunun iki adı
    vardır. Tacı vardır ve çadırı yündendir. Yardımcılarının giyimi
    yeşildir. Ay'ın etkisindeki cin padişahıdır. Her yanı beyazdır ve
    ürkütücü bir şekli vardır. Soğukkanlı bir görünümdedir. Bilgin ve akıllı
    cin liderlerinden biridir. Emrinde onlarca cin hizmetkârı bulunur. Aşk
    ve iki şahsı birleştirme gücüne sahiptir. Görüntü olarak ihtişamlı bir
    kral görümündedir. Davetlere hemen hemen hiç cevap vermez.

    Cumartesi


    günü,.Meymun Ebu Nuh'tur. Tacı vardır ve çadırı
    yündendir. Yardımcılarının giyimi, siyahtır. Uranüs'ün yeryüzü cini de
    diyebiliriz. Görünüm olarak yaşlıdır ve elinde bir asa ile dolaşır.
    Çenesinde yedi kıl vardır. Genelde kuyu kenarları ve harabe yerlerde
    dolaşır. Uçma özelliğine de sahiptir. Babasının adı, Deybac Afif'tir.Pazar
    günü, Ebu Abdullah Müzheb'dir. Tacı vardır ve çadırı yündendir.
    Yardımcılarının giyimi beyazdır

    Bu 7 padişahların emrinde toplam 378 kabile vardır. Her bir padişaha 54
    kabile düşüyor ve bu kabilelerin sayını yanız Allah-u Teâlâ bilir. Bu
    padişahların hükmüne girmeyen 42 kabile daha vardır. Bunlar şeytânî ve
    azgın cinlerdir. Taçı altın olan Mihrez el-Ahmer, bütün kabilelere
    hükmedebilir.


    Diğer Cin Padişahları
    Denaheş: Gezici cinlerdendir. Tayfasındaki cinler, hayal gösterme
    (halisünasyon) ve insanların aklını çelme (vesvese) gücüne sahiptirler.
    Hayallerde uzman olduğundan gerçek yüzünü gören hiç olmamıştır.
    Fekacin Meğmet: Davetlerde en hızlı cinlerden biridir. Hemen
    hemen tüm Arapça kitaplarda ondan bahsedilir.
    Kemtemin: En korkunç cin krallarından biridir.Davetlerde
    genellikle korkunç bir yüze sahiptir.
    Mazerin: Arap Yarımadası'ndaki dört büyük cin kralından biridir.
    Savaşçı bir görüntüsü vardır. Güçlü bir ordusu vardır ve bu kralı, bir
    tabutu taşır gibi tahtını omuzlayan hizmetkârlarıyla davetlere katılır.
    Se'nik: Çok güçlü bir cin kralıdır. İfritlerden oluşan bir ordusu
    vardır. Diktatör bir yapıya sahip olduğu gibi, kontrol edilmesi zor bir
    cindir. Mekanı, Arap ülkesindeki yarımadalardır. Tahtına oturmuş, soğul
    ve orta yaşlardaki bir insan görümündedir.
    Teykel: Arap yarımadasının en büyü dört cin padişahından biridir.
    Çok güçlü bir cin ordusuna sahiptir. Emrinin altında dağlar kadar cin
    vardır. Bu cin, okült sıralamadaki 4 kaba elementten meydana gelme olup,
    çıplak gözle az da olsa yoğunlaşıp kişilere görülebilir.
















    __________________yedi cin padişahının daveti

    Bu bilgiler zararlı bilgiler arkadaş yannızca var oldugunu kanıtlamış ve
    vermemenin sebebi ise nekedar tehlikeli oldugunu anlatmaya calışmış
    diyelim acemi biri bunu yaparsa ne olur biliyormusun ya ölür yada
    haytının sonuna kadar yatalak olur ve kimse bu sorumlulugu almaz beni
    umarım anlamışınızdır







    Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan
    (yaşayan) varlıklardır.
    Halk dilinde Cin erkek Peri de kadın olarak düşünülür. Gerçekte de
    durum farklı değildir. Cinler de erkekli dişili bir yaşam sürerler;
    doğarlar, yaşarlar, ürerler ve ölürler. İnançları ve idealleri vardır.

    “CİN” adı geçtiği zaman, genelde hepimizin içine düştüğü büyük bir
    yanılgı vardır!.. Hemen aklımıza, kısa boylu, ayakları ters, kulakları
    uzunca, gözbebekleri dikine, seri hareket edebilen, her kılıkta
    görünebilen varlıklar gelir… Ya da beyninde belirli bozuklukları olan
    kişilerin görmüş olduğu halusünasyonlar.

    Kuran-ı Kerim’de bildirildiği gibi cinler dumansız ateşten
    yaratılmıştır. Diğer bir deyişle bir enerji birikimidir. Yani şöyle
    tanımlayabiliriz.

    Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan
    (yaşayan) varlıklardır.

    ‘BEN O CİNLERİ DE İNSANLARI DA ANCAK BANA KULLUK ETSİNLER DİYE
    YARATTIM.’ (Zâriyet surêsi ayêt: 56) Diyor ayeti-i Kerimin mealinde.

    Bu arada cinlerin ilk atasının CANN isminde bir varlık olduğunu yine
    Kuran dan öğreniyoruz. ’CANN IDA YALIN BİR ATEŞTEN YARATTI’ (Rahman
    suresi ayet: 15)

    Yine Kuran’ın bir çok Ayetinde Cinlerin; Ateş halinde bulunan dünyanın
    içine, merkezine kadar inmek, göklerde ışık hızında gezinmek ve benzeri
    işler yapabilmek için zorlanmadıkları anlatılıyor. Ama Dünya ve
    çevresinden ayrılamadıklarını da Kurandan öğreniyoruz.

    Allah’ın cinleri yarattığını hepimiz biliyoruz.Bizlerin onlardan üstün
    olduğumuzu da biliyoruz.

    Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler. Cinlerin daha
    önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi mantıkları yoktur. Değerlendirme
    yapamazlar. Sadece verilen görevleri yaparlar.İnsanlar gibi üstün duygu
    hisleri yoktur.Akıllarını tam olarak kullanamazlar .En iyi özellikleri
    çok hızlı hareket etme kabiliyetleri ve istedikleri insan ve nesnenin
    şekline girebilmeleridir.

    Onlarda insanlar gibi ,yemek yerler, içerler ,sarhoşu,uyuşturucu
    bağımlılıkları olanları ,spor yapanları vardır.Nasıl insanlar yaşıyorsa,
    onlarında aynı şekilde yaşamlarını sürdürmeleri mümkündür.

    Onlar da dünyadadırlar. Bizim bu dünyayı kullandığımız gibi onlar da bu
    dünyayı kullanırlar. Genelde düşünce yapıları ve inanışlarına göre
    yaşamları vardır.Gruplar halinde yaşarlar ,kabileleri vardır. Kimi zaman
    onlarla bilmeden iç içe yaşarız, eski zamandan günümüze gelen bir çok
    tabir,bunlarla iç içe yaşamamızdan kaynaklanmaktadır.

    Mesela ; karanlıkta yada yağmurlu bir havada destursuz yere basmamak,
    gece tırnak kesmemek, ıslık çalmamak, gibi.

    Onlarında değişik yapıda olanları vardır. Kimileri evlerin
    banyolarında, samanlıklarda ,helalarda ,pisliğin içinde yaşayanlarla
    ,odalarda, salonda, temiz yerlerde yaşayanlar da vardır.

    Kabileleri 1 kabile 2 kabile 3kabile diye sıralamak mümkündür .

    Kendilerine ait şehirleri vardır.Köyleri vardır. Kısacası yaşantıları
    insanlarla benzerlik arz eder.

    İyileri korkutmamak için insanlara pek fazla gözükmezler.Kötüleri de
    bir büyü sonucu yada onlara zarar verecek bir harekette korkutmak için
    size gözükebilirler.Bir yerlerden ses gelmesi, gece yatarken kapı
    çalması, ışıkların yanıp sönmesi, çeşmeden su akma sesinin gelmesi gibi
    buna benzer tepkiler gösterebilirler.

    Sonuç olarak insanları öldürmek gibi bir hareket içinde olamazlar.
    Allah onlara bu izni vermemiştir.

    Cinlerin daha üst kademelerine hüddam, ifrit gibi değişik isimlerde
    rütbeleri vardır.Bir bina yüksekliğinde daha büyüğü ,kanatlısı,çift
    başlısı, yılan kafalısı gibi değişik şekillerde görmek mümkündür.

    İnsanlara zarar vermeleri bir büyü sonucunda olur demiştik. O zaman bu
    durumda gösterecekleri etki yapılan büyünün durumuna bağlıdır.Müslüman
    bir cin, insana zarar vermez. Hayır işlerinde kullanılırlar, görev
    alırlar, zararsızlardır.Kendilerine zarar verildiğinde, rüyalarda neden
    zarar verildiğine dair hatırlatmalar yaparlar vede sizi korkutmadan
    olayı anlatmaya çalışırlar. Eğer anlamadığınız taktirde, en son yol
    olarak korkutarak anlatmaya başlarlar.Nedeni de, burada sizlerin
    ihmalciliğinizden kaynaklanmaktadır.Zamanında yapılan uyarıları dikkate
    almayıp yaparız gibi niyetlerde bulunmanızdan dolayıdır.

    Evet bu bedensiz varlıklar gerçekte vardır. Onlarla bizim aramızda bir
    enerji yoğunluğu farklılığı vardır, bu yüzden onları göremeyiz fakat
    onlar bizleri görebilirler. Hareket kabiliyetleri çok fazladır,
    istedikleri şekilde bazı insanlara gözükebilirler ;onlar da bizim gibi
    inaçları olan (Müslüman, Hıristiyan, şeytana ve ateşe tapan vs.
    )kabileler guruplar şeklinde yaşarlar.Yerler, içerler, ibadet ederler.
    İnançsızları, alkolikleri, cinsel sapıklıkları olanlar vardır; düşünün
    ki insanın emrinde olan her şeyden onlarda nasibini almaktadır. İnsan
    olarak onlardan farkımız üstünlüğümüz irademizdir, mantığımızdır:burası
    çok önemli dikkat edilmesi lazım iradeye. Genelde insanları bilinç
    altına girerek etkilerler

    Kötü cinler ağaç altlarını, çöp kutularını, pisliğin olduğu yerleri,
    eğlence mekanlarını çok severler. Eskilerin dediği gibi destursuz
    geçmeyin, gece tırnak kesmeyin gibi bazı kelimeleri mutlaka
    duymuşunuzdur, bunlar birer anlama işaret eder genelde karanlık yerlerde
    gezerken yere tükürmemeye ve de elinizdeki çöpü yerlere atmamanızda
    fayda vardır .

    Cinlerde kabileler vardır 3 kabile ye mensup 7 kabileye mensup diye her
    kabile bir farklı görevi vardır en kötüleri ise şeytana tapanlardır
    amaçları devamlı suretle kötülük

    Bazı insanlara musallat olurlar onların başka karşı bir cinsle
    evlenmelerine izin vermezler kendileriyle cinsel ilişkiye zorlarlar
    zarar vermek isterlerse verebilirler fakat bunların şartları vardır .

    Bazı zamanlar insanların rüya aleminde korkuturlar karabasanı buna bir
    örnek vermemiz mümkündür.ekil olarak en tehlikeli bazı insanlarında
    gördüğü yedi cücelere benziyen şekilde olanlar genelde uçan cinsi olup
    evlerde perde kenarlarında gözükürler ,hayvan şeklinde yılan olarak
    gözükenlerde tehlikeli olanlara örnek verebiliriz.

    Özetle Cinlerin kalbi, gözü, kulağı, aklı, zekası, vardır.
    Kendilerinden gayrıya gizliler, ama birlikte yaşıyorlar. Nefisleri
    vardır, İsimleri vardır, beslenirler ve çok uzun yaşa salarda onlarda
    ölüyorlar diyebiliriz.

    Cinlerin yaradılışı insanlardan öncedir. Bildiğimiz Şeytan
    lanetlenmeden önce cinlerin ileri gelenlerinden biriydi. Allah-ı
    Teala'nın emrine karşı gelen Şeytan sonsuza dek lanetlendi.

    Şimdi diyeceksiniz ki madem bir başka boyut söz konusu cinler insanlara
    nasıl zarar verebiliyorlar? Evet haklısınız. Ancak bazı durumlarda bu
    boyutların kapısı açılıyor.

    Aşırı korkuyla
    Aşırı sevinçle
    Cin ve Ruh daveti yapmakla
    Mistizmi yanlış kullanmakla
    Başkalarının size büyü yapmalarıyla
    Bu ve bunun gibi durumlarda cinler yaşantımızı alt üst edebiliyorlar.
    Cinlerin verdiği zararlardan kurtulmak ve korunmak elbette mümkündür.
    Ancak yinede bilinçsiz yapılan korunma yarar yerine zarar verebilir.

    Halk dilinde sara denilen hastalık, uyur gezerlik, zamanlı zamansız
    bayılmalar, Uykuda kabus görmek, sıçramak ve konuşmak, Yel de denilen
    vücutta gezen ağrılar, Sebepsiz asabiyet, hırçınlık, Ve daha birçok
    rahatsızlıklar, Tıp'bın çaresiz kaldığı bütün hastalıklar cinlerin
    eseridir.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    sinegir




    Mesaj Sayısı: 1
    Deneyim seviyesi: 1
    Kayıt tarihi: 27/11/10

    MesajKonu: Geri: 7 CİN PADİŞAHI İSİMLERİ VE DAVETİ   C.tesi Kas. 27, 2010 4:35 am

    iyi de korunmak için ne yapılması gerekir üstad
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2284
    Deneyim seviyesi: 5604
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 59
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: CİN TASALLUTUNDAN KORUNMAK İÇİN    C.tesi Kas. 27, 2010 3:03 pm

    Ruhi hastalıklar, sara ve cinden korunmak için, kıymetli kitaplarda bildirilen dualardan bazıları şunlardır:
    1- Euzü Besmele ile Fatiha suresini okumalı.

    2- Euzü Besmele ile iki Kul-euzü okumalı.

    3- Bir miktar suya Âyet-el kürsi, İhlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalı. Büyü yapılan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusletmeli.

    4- Sedir ağacının 7 tane yeşil yaprağı ezilip su ile karıştırılır. Üzerine Âyet-el kürsi, İhlas ve Kul-euzüler okunur. 3 yudum içip geri kalanla gusledilir.

    5- Üç kere Salevat ve Fatiha, Âyet-el kürsi, Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri yedişer defa okunup hastaya üflenir. Bunlar tekrar okunup hastanın yatağına, evin her yerine, bahçeye üflenir.

    6- Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri] yedişer kere okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar, hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur.

    7- Sabah akşam, Bekara suresinin başından 4 âyet ve Âyet-el kürsi ile, Âyet-el kürsiden sonraki iki âyeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 âyet, delinin üzerine okunursa, iyi olur.

    8- Sabah akşam 24 kere Estağfirullah denir, sonra (Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) denir. Sonra 11 İhlas ve 7 kere Fatiha ve 33 kere, Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed okuyup, sevabı Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyanın ve sonra isimleri okunarak Silsile-i aliyye büyüklerinin ruhlarına hediye edilir. Bunların hürmetine şifa vermesi için dua edilir. Her gün sabah-akşam böyle dua edilir.

    9- Günde 500 kere (La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okumalı! Başlarken ve bitirince yüz kere salevat getirmeli. [Bunu her gün muhakkak okumalı, ihmal etmemeli.]

    10- Ha-Mim Mümin suresinin başından masir’e kadar ve Âyet-el kürsi okumalı.

    11- La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehülmülkü velehülhamdü vehüve alâ külli şeyin kadir okumalı.

    12- Cuma günü seher vakti, sağ elinin içine Nisa suresi 99. Âyeti, vemen yahruc’dan rahimâ’ya kadar yazılır, sonra dili ile yalanıp yutulur. 40 yıllık büyü de olsa çözülür.

    13- Sar’adan kurtulmak ve cinden korunmak için Âyât-i hırz okunmalıdır! Âyât-i hırz, şu sure ve âyetlerdir:
    Cinden kurtulmak için on seyi yapmalidir:

    1- E'ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okumalidir.

    2- E'ûzü Besmele ile iki Kul-e'ûzüyü okumalidir.

    3- E'ûzü Besmele ile Bekara sûresini okumalidir.

    4- E'ûzü Besmele ile Âyetelkürsî okumalidir.

    5- E'ûzü Besmele ile Bekara sûresinin son âyetini okumalidir.

    6- E'ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü'mîn sûresinin basindan (masîr)e kadar ve Âyetelkürsî okumalidir.

    7- “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ serîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli sey'in kadîr” okumalidir. (21)

    8- Çok (Allah) demelidir.

    9- Hep abdestli bulunmali, farzlari ve sünnetleri hiç terk etmemelidir.


    Fatiha,
    Bekara 1, 2, 3, 4, 5 ve 163, 164 ve 255, 256, 257 ve 285, 286,

    Âl-i İmran 18,19. âyetten sadece: “İnneddine indellâh-il-islam” kısmı,
    Âl-i İmran 26, 27 ve 154,

    En’âm 17,
    A’râf 54, 55, 56,

    Tevbe 51 ve 128, 129,
    Yunüs 107,

    Hud 56,
    İbrâhim 12,

    İsrâ 43 ve 110, 111,
    Mü’minun 116, 117, 118,

    Ankebut 60,
    Rum 17, 18,

    Fatır 2,
    Yasin 83,

    Saffat 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 180, 181, 182,
    Feth 27, 28, 29,

    Rahmân 33, 34, 35, 36,
    Hadid 1, 2, 3, 4, 5,

    Haşr 21, 22, 23, 24,
    Cin 1, 2, 3, 4, 5, 6,

    Buruc 20, 21, 22,
    İhlâs, Felâk ve Nâs sureleri.

    Âyât-i hırz nasıl okunur?
    Abdest alınıp, 7 istiğfar ve 11 salevat okunup, hastanın sıhhatine niyet ederek, güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra, günde iki defa hasta üzerine okunmalı, işaretli yerlerde, hasta üzerine üfürülmeli, şifa buluncaya kadar [kırk gün kadar] devam etmeli. Her defası sonunda, bir Fatiha okuyarak sevabı, Peygamber efendimizin ve Behaeddin Buhari, Ahmed Rıfai ve imam-ı Rabbani hazretlerinin ruhuna hediye edilmeli. Bir nüsha da yazıp, yanında taşırsa, sihirden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hasıl olur.

    Peygamber efendimizin üç türlü ilaç kullandığı bildirilmiştir. Kur’an-ı kerim veya dua okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı. (Mevahib)

    Kur’an-ı kerimin ve duanın etki etmesi için bazı şartların gözetilmesi lazımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması lazımdır. Okuyan kimsenin, itikadının bozuk olmaması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz.) [Tirmizi]

    İmam-ı Şarani hazretleri, (Kuşluk namazına devam edene, cin musallat olmaz) buyurdu. Cin mektubunu, yanında veya evinde bulundurana, cin gelmez ve dadanmış olan cin de gider.

    Dua, ilaç gibidir. Allahü teâlâ dilerse tesir eder. Yani tesirini Allahü teâlânın verdiğine inanmalıdır!
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Dert-bela gelince, Hazret-i Yunus’un duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke, inni küntü minez-zâlimin.) [Hakim]


    Ayât-ı Hıfz (Hıfz Ayetleri, Cinlerden Korunma)

    * Bismillêhirrahmênirrahîm. Allâhümmehfaznê min cemîi eğdâinê mim-beyni eydînê ve min [k]halfinê ve an emâninê ve an şemêilinê ebedem-mê ebgaytenê vehfaz dînenê bimê hafezte bihî kitêbekel azîzellezî:«Lâ ye'tihil bâtilu mim-beyni yedeyhi velê min [k]halfihî tenzîlum-min hakîmin hamîd.»* Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihiz-zikra hays[peltek]ü gulte:«İnnê nahnu nezzelnel zikra ve innê lehû lehâfizûn.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihis-semêi hays[peltek]ü gulte:«Ve hifzam-min külli şeytânim-mêridin.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihî abdekellezî fehemmet ve se[k]h[k]arte lehuş-şeyâtîne s[peltek]ümme gulte:

    «Ve künnê lehum hâfizan.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihis-segfel mahfûza hays[peltek]ü gulte:«Vecealnces-semêe segfem-mahfûzâ.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihis-semêvêti vel arda«Velê yeuduhû hifzuhumâ vehüvel aliyyul azîm.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihî ibêdikel mahfûzînellezîne gulte:«Vehüvel gâhiru fevga ibêdihîve yursilu aleyküm hafezaten.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihis-semêi hays[peltek]ü gulte:«Vezeyyenes-semâed-dunye bimesâbiha ve hıfzan zêlike tagdîrul azîzil alîm.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte billevhil mahfûzi hays[peltek]ü gulte:«Bel hüve Gur'ênum-mâcidun fî levhim-mahfûzin.»Allâhümmehfaznê min cemîi iğdêinê bimê [k]hafezte bihî ibêdeke hays[peltek]ü gulte:«Lehû muaggibêtüm-mim-beyni yedeyhi......Ve min [k]halfihîyehfezûnehû min emrillêh.»Allâhümmestahfizuke bimê yestahfizuke bihî abduke vebnü abdike ve nebiyyike Yağgûbe hays[peltek]ü gâle:«Fallâhü [k]hayrun hâfizav-vehüve erhamür-râhimîn.»Allâhümmahrusnê biaynike mehfeznê bihifzike yê ekramel kâdirîne ve yê erhamerrâhimîne ve rameytu külle men yurîdu binê sûem-bihasbiyallâhu ve niğmel vekîl. Ve bi Kef-Hê-Yê-Ayn-Sâd ve bi Hâ-Mîm-Ayn-Sîn-Kâf ve bittevekküli alel hayyillezî lâ yemût:«Ve kefê billêhi vekîlev-ve hüve erhamürrâhimîn. İn erâdeniyallâhu bidurrin hel hünne kêşifêtü durrihî ev erâdeniye birahmetin hel hünne mumsikâtü rahmetih. Gul hasbiyallâhu aleyhi yetevekkelül mütevekkilûne hasbiyallâhu lê ilêhe illê hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül arşil azîm.»Ve sallallâhu alê seyyidinê Muhammedin ve êlihî ve sahbihî ecmaîn. Âmîn, birahmetika yâ erhamerrâhimîn.

    Bismillêhirrahmênirrahîm.«Gul len yusîbenê illê mê ketebAllâhu lenê hüve mevlênê ve alellâhi felyetevekkelil mü'minîn.»Bismillêhirrahmênirrahîm.«Ve in yemseskAllâhu bi durrin felê kêşife lehû illê hüve ve in yuridke bi[k]hayrin felê râdde lifadlihî yusîbu bihî mey-yeşêu min ibêdihî ve hücel ğafûrur-rahîm.»Bismillêhirrahmênirrahîm.«Ve mê min dâbbetin fil ardi illê alellâhi rizguhê ve yağlemu müstegarrahê ve müstevdeahê küllin fî kitêbim-mübîn.»

    Bismillêhirrahmênirrahîm.«İnnî tevekkeltü alellâhi rabbî ve rabbiküm vemen dâbbetin illê hüve ê[k]hizün binâsiyetihê inne rabbî alê sırâtim-mustagîm.»Bismillêhirrahmênirrahîm.«Ve keyyim-min dâbbetin lê tahmilu rizgahellâhü yerzuguhê ve iyyêküm ve hüves-semîul alîm.»Bismillêhirrahmênirrahîm.«Mê yeftehillâhü lin-nêsi mir-rahmetin fele mumsike lehê ve mê yumsik. Felê mürsile lehû mim-bağdihî ve hüvel azîzul hakîm.»Bismillêhirrahmênirrahîm.«Velein seelteüm men [k]halegas-semêvêti vel arda leyegûlunnellâhu gul eferaeytüm mê ted'ûne min dûnillêhi in erâdeniyallâhü bi durrin...»

    (gul eferaeytümle başlayan ilk satır, önceki resme ait)«...hel hünne kêşifâtü durrihî ev erâdenî bi rahmetin hel hünne mumsikâtü rahmetihî gul hasbiyallâhü aleyhi yetevekkelül mütevekkilûn.»Bismillêhirrahmênirrahîm.«Ve mê lenê illê netevekkele alellâhi vegad hedeynê sübülenê velenasbiranne alê mê âzeytümûnâ ve alellâhi felyetevekkelil mütevekkilûn.»

    Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
    «Sizden biriniz sultandan, yahut herhangi bir kudret sahibinden korktuğu zaman, şöyle desin:

    Okunuşu: Allahümme rabbissemevâtisseb'i ve rabbel arşil azîmi kun lî câran min şerri fulânibni fulânin ve şerril cinni vel insi ve etbâihim en yefruta aleyye ehadun minhum azze câruke ve cellesenâ üke velâ ilâhe gayrük.

    Anlamı: "Ey yedi semâların ve yüce arşın sahibi olan Rabbim, filân oğlu filânın şerrinden beni koru. Cinlerin, insanların ve tâbi'lerinin, onlardan herhangi birinin bana taşkınlık etmesinin şerrinden beni muhafaza buyur. Senin muhafazan ne büyüktür! Senan yücedir, Senden başka da ilâh yoktur." » [1] [2]
    kişinin Allah'a sığınması, iman ve ibadet konusundaki titizliği ile, büyünün tesir etmesinde etkili olan şeytanın insana yaptığı telkinlere kulak asmaması, şeytanın insanlar üzerindeki etkisini azaltır ve büyünün tesirinden de korunmuş olur. Çünkü şeytanın yaptığı, sadece telkin yoluyla korkutmak, şüpheye düşürmek, vesvese vermekten ve temelsiz kuruntulardan, neticesi olmayan vaatlerden başka bir şey değildir. Nitekim, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle denir: "(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz vermesi, aldatmacadan başka bir şey değildir." (Nisa suresi, 120)

    Ayette geçen "ümitlendirme" ve "söz verme", bilindiği gibi geneldir. Ancak konumuzla ilgili olması da söz konusudur. Çünkü insan, pek çok şey umar. Hatta kendini umduğu şeylere, yani beklenti ve ümitlerine öylesine kaptırır ki, bazen kendi kendisini bile büyüler ve olmasını istediği şeyler için büyücülere gider. Bu da, yanlış olduğunu bile bile bu yola gitmesi ve şeytanın bu konuda kendisine teminat vermesiyle olur. Bu, genellikle haramlarda olur. Yani bir bakıma insan kendisinde büyü olduğunu, birilerinin bu işle ilgilendiğini düşünerek, hastalığı davet eder. Oysa, gerçek öyle olmayabilir.

    Nitekim ayetlerde, "İman edip yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hakimiyeti olmayacağı"ndan, "Ancak onu dost edinip Allah'a ortak koşanlar üzerinde hakimiyet kurabileceğinden söz edilir. (Nahl suresi, 99-100) Hakimiyet kurma konusunda insanın, inanmanın yanı sıra ihlaslı olması da söz konusudur. Şeytanın, ihlaslı kimseler üzerinde bir hakimiyeti söz konusu olamayacağı, bu kimseleri Allah'ın koruyacağı belirtiliyor. Ancak "İhlassız ve tevekkülsüz kimselerden gücünün yettiklerini kandıracağı, davetiyle şaşırtacağı; süvarileri ve yayaları ile onları yaygaraya boğup; mallarına, evlâtlarına ortak olabileceği, kendilerine vaatlerde bulunarak aldatabileceği" konusunda şeytana izin verilmiştir. (İsra suresi, 63-65) Bu da, yaşamakta olduğumuz hayatın bir imtihan olmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa tam bir yetki değildir. Zaten şeytan, insana boş kuruntulardan başka bir şey telkin etmez.

    Açıkça anlaşılan odur ki, şeytanın, etkisi altına alıp rahatsız ettiği kimseler, onun kendisine sokulmasına zemin hazırlayan ve bu işe meydan veren kimselerdir. Zira şeytanın, Allah'ın halis kulları üzerinde kesin bir etkisi yoktur. Bunu yapmaya çalışsa bile onlar, dua ve ibadetlerle, Allah'ın kitabını okumakla bu işin üstesinden gelirler. Zaten büyü ve büyücülük yapanlar hakkında indirilen ayetin sonunda da ", Ama onlar, Allah'ın izni olmadan, büyü ile hiç kimseye zarar veremez." (Bakara suresi, 102) buyurulmaktadır.

    Büyünün hakikat olduğu kabul edilince, herkese tesir etmesi de tartışılmaz. Ancak daha fazla tesir ettiği kimseler de mevcuttur. Bunlar da şeytanın vesvese ve evhamlarına önem veren ve bu tür şeylere açık olan kimselerdir. Böyle kimseler, daha çok kendi kendilerini bir saat gibi kurup hasta eder. Çünkü şeytan, insana sadece vesvese verir ve yanlışı doğru olarak göstermek ister. Aslında hiç de önemli olmayan ses veya görüntüleri kendince değişik şekillere ve seslere benzetenler evhamlı, itikadı zayıf, ibadeti ve zikri olmayan, Allah'a olan görevleri konusunda gevşek davranan ve ibadetlerini ihmal eden kimselerdir. Nitekim, ayette, bu hususlara işaret edilmektedir. (Hac suresi, 52-55)

    Bütün bu saydıklarımızın dışında, büyünün tesir ettiği takva sahibi kimseler de yok değildir. Ancak, yüce Allah'a teslimiyet gösterilip tevekkül edildiği ve tam anlamıyla sığınıldığı, günlük evrad-ü ezkarlar okunduğu, günlük ibadetlere titizlikle devam edildiği, her gün birkaç sayfa Kur'ân-ı Kerim ve Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in (a.s.m.) okunmasını tavsiye buyurduğu sure ve dualar okunduğu takdirde büyünün tesiri önlenebilir. Çünkü kötü niyetli kimseler büyü yapsalar bile, herkesin ve her şeyin üstünde mutlak güç ve kuvvet sahibi Allah vardır ki, O'nun gücü dünyanın bütün sihirbazlarının ve kendilerine yardımcı olan cinlerin ve şeytanların gücünden üstündür. Zira, kendisinde güç bulunduğunu iddia edenleri de yaratan Allah'tır. O dilemezse hiç bir şey olmaz. Nitekim, Hz. Peygambere yapılan büyü konusunda Cenab-ı Hak (c.c.) "Felâk" ve "Nas" surelerini indirip bunlarla dua edip kendisine sığınmasını istemiştir. Hz. Peygamber de öyle yaparak şifa bulmuştur. Böylece Peygamberimiz, büyücülerin gayretlerini neticesiz bırakmış ve arzularını kursaklarına tıkamıştır.

    Nitekim, "Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler." (A'raf suresi, 201) Ayette işaret edildiği gibi, şeytani bir etki altına giren kimsenin ilk yapacağı şey, Allah'a sığınmak olmalıdır. Allah'ın emrettiği hususlar kısaca, kişinin helâl ve haramları gözetmesi, dua ve ibadetlerine dikkat etmesi, maddî ve manevî olarak temiz, duygu ve düşünceler içerisinde, halis bir niyetle Allah'a müteveccih olmasıdır. Zira şeytan, kıyamet günü vaatlerinin birer aldatmaca, gerçek gibi gösterdiği şeylerin birer kuru yalandan başka bir şey olmadığını söyleyip işin içerisinden çıkacak ve büyücülerin ve peşinden gidenlerin hepsini yüzüstü bırakacaktır. (İbrahim suresi, 14:22)

    Bakara Sûresi'nin 102. ayetinden de anlaşılan odur ki, sihirlerin en büyük tesiri, ruhlar üzerindedir; fikirleri bozar, kalpleri çeler, ahlâkı perişan eder, toplumların altını üstüne getirir. Şu halde, 'sihrin aslı yoktur' diye aldanmamalıdır. Ve böyle sihirbazlardan sakınmalıdır.

    Bununla beraber bunları yapanlar, Allah'ın izni olmadıkça kimseye bir zarar veremez. Çünkü gerçek tesir ne sihirde, ne sihirbazda, ne tabiatta, ne ruhta, ne yerde, ne gökte, ne şeytanda, ne de melektedir. Hakiki müessir, ancak ve ancak Allah'tır. Fayda ve zarar denilen şey de ancak O'nun izni ile meydana gelir. O halde, her şeyden önce Allah'tan korkmalı ve Allah'a sığınmalıdır ve bunlara karşı koymak için de Allah'ın kitabına sarılmalıdır.

    NÂS SURESİ'NİN KARANLIK GÜÇLERE VE BÜYÜYE KARŞI OKUNMASI

    "De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
    İnsanların hükümdarına, insanların ilahına,
    O sinsi vesvesecilerin şerrinden.
    O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
    Gerek cinlerden, gerek insanlardan." (Nas suresi, 1-6.)
    Gerek görünüp bilinen, gerekse görünüp bilinmeyen gizli düşmanlarımıza karşı okunan ve kendisiyle Allah'a sığınılan dua makamında bulunan ve "Muavvizat" denilen, Kur'ân-ı Kerim'in son üç suresi, yani "İhlas, Felâk ve Nas" sureleri, her derde deva niteliğindedir ve (deyim yerindeyse) bu üç sure, "Kur'ân eczanesinin aspirinleri"dir. Bu sebeple, bunlarla Allah'a sığınmalı ve gecenin karanlığından, şeytanların, cinlerin, büyücülerin, vesvesecilerin şerrinden bunlarla korunmalıdır.

    Malumdur ki, büyünün tesir etmesi, kişinin içinde bulunduğu psikolojik durumlarla, karamsarlık, evham ve şüphelerle de yakından ilgilidir. Felâk ve Nas Sûresi'nde ise bu noktalara işaretle, normal durumlarda olduğu gibi, insanın başına böyle bir hal geldiğinde de yine sadece Allah'a sığınması istenmektedir. Nitekim, Kur'ân-ı Kerimde, "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar" buyuruluyor. (En'am suresi, 112.)

    Mealini verdiğimiz, bu ayete göre; insanın her türlü tehlikeye açık olduğu, cinlerden ve insanlardan olan düşmanlarının gerek muhatap olduğu yaldızlı ve sihirli sözlerle, gerekse kitaplara dökülen ve asıl niyetlerinin ne olduğu bilinmeyen kurgu dolu yazılarla rahatça kandırılabileceğini görmekteyiz. Bütün bunlara karşı da, dinlediği kimseyi Allah adına dinlemesi ve işine O'nun adıyla, "Euzü-Besmele" ile başlaması gerekliğini, okuduğu kitapları da hak namına okuyup, hakikate dair mesajlar almak kaydıyla ve yine "Euzü-Besmele" çekerek okuması gerektiğini anlıyoruz. Çünkü şeytan, Allah namına başlanılıp bitirilen işlerde çok rahat parmak oynatamaz. Büyücülerin ve insanı kandırmak amacı güden bir kısım edebiyatçı ve felsefecinin kötü niyetleri de ancak bu yolla akim kalır. Yoksa bunların bu yollarla insanları aldatması, okuyucularını veya dinleyicilerini konunun ritmine kaptırıp büyülemeleri mümkündür. Zaten sapıtanların çoğu da böyle saptırılmaktadır. İşte, buna binaen, bu üç surede, önce İhlas Sûresi ile "Tevhid İnancı" telkin edilerek başlanması, Felâk ve Nâs Sûresi ile de Allah'a sığınılması istenmektedir.

    Nitekim, Yazır, bu sureyi genişçe tefsir etmiş ve bu surenin tefsirini yaparken Kurtubi'nin Ebu Zer'den naklettiği ilginç bir hadis-i şerifi de nakletmiştir. Ki, bu hadiste Hz. Peygamber (a.s.m.), "insan şeytanlarına" dikkat çekerek; "Sen insan şeytanından Allah'a sığındın mı?" (Hak Dini Kuran Dili, X. 191 ) buyurmuştur.

    Kısacası, günlük hayatımızda dua ve ibadetlerimize dikkat eder, dualarla Allah'a sığınır ve gerektiği gibi yakın olursak, O’nun himayesine girer, büyüden ve büyüyü uygulayabilecek büyücülerden, habis ruhlardan korunmuş oluruz.
    Bu çalışmayı yaptığım sırada, daha önceleri de merak ettiğim bir medyumla tanıştım. Arkadaşlarımın da ısrarıyla, bana bir bakmasını istemiştim. Suya baktı, cinlerini çağırdı ve onlara, bende büyü olup olmadığını sordu. Sonra, birkaç defa bir suya bir de bana baktı ve "Ne ile korunuyorsun?" diye sordu. Ben de "Nasıl yani?" diye karşılık verince, merakla, "Her gün ne okuyorsun?" dedi. Bunun üzerine, "Ne oldu ki?" deyince, bana, "Size pek çok kere büyü yapılmış ama tutturamamışlar. Eğer bunları özel bir dua ile korunmayan, normal bir insana yapmış olsalardı, şimdiye çoktan işi biterdi!" dedi. Ben de her gün mutlaka "Cevşen'ül-Kebir" okuduğumu ve namazlardan sonra da sünnete uygun dua ve tesbihatlarımı yaptığımı söyledim.

    Bu durumda, tedavi olmak için, habis ruhlarla ilişki kurup yanlış işler de yaptığını bildiğimiz büyücüler yerine, doktorlara ve tıbba müracaat etmek gerekir. Dua ile yapılacak tedavilerde de, Resulullah'ın (a.s.m.) tavsiye ettiği dualara, ayrıca, Kur'ân'dan örneklerini verdiğimiz dualara başvurmak gerekir. Efendimizin (a.s.m.) kendisinin de yaptığı, Hz. Âişe'den (r.a.) rivayet edilen şu tavsiyeye uymak da en doğru davranış olur; "Hz. Peygamber (a.s.m.), yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizeteyn'i ( Felak ve Nas sureleri) ve Kul Hüvallahu Ehad'i okur, ellerini, yüzüne ve vücuduna sürer, bunu da üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman, aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi." (Buhari, Fedail-ul Kur’an, 14, Tıbb,39)

    Hz. Peygamber (a.s.m.), hastaları, tedavi etmek için büyücülere göndermemiştir. Ya tıbba havale edip hekimlere göndermiş, ya da Kur'ân ve Sünnet eczahanesine göndermiştir. Böylece evrensel şifalardan faydalanmasını istemiştir. Hem zaten Yüce Allah, Kur'ân'ın, müminler için bir —rahmet ve bir şifa olduğunu bildirmiş (İsra Suresi,82), manevi dertlerimiz için başvuru kaynağı olarak da Kur'ân'ı göstermiştir
    .

    Cin ve şeytanların sultasından korunmanın tek çaresi, manevî donanım ve iç-dış bütünlüğüne ermektir. Böyle bir donanımı gerçekleştiremeyen ve böyle bir bütünlüğe eremeyenlerin bir yanları mutlaka şeytanların hakimiyeti altındadır ve o insan eksiktir. Dış ve iç bütünlüğünün manası bir anlamda kalb ve davranış birliği ile çok ciddi alakalıdır. İnsan, inandığını tam yaşadığı zaman bu vahdete kavuşmuş olur. Zaten Vâhid ve Ehad olan Allah'a (cc) kulluk da, böyle bir vahdeti gerektirmektedir. Evet, Tevhid-i kıble ve teveccüh-ü tam ile O'na yönelenler, cin ve şeytanların sultasına karşı kesinlikle muhafaza altına alınmış sayılırlar. Dual yaşayan iki yüzlüler ise, böyle bir garantiden mahrumdurlar. Cin ve şeytanların sultasından korunmak için dilden dua eksik edilmemelidir. Kalb, Rabb'in zikriyle itminana ulaştırılırken, kafa da, hep İlâhî cilve ve tecellileri düşünmeli.. girdaba düşmekten kaçınmalı.. ve insanın tek emeli, 'başkalarını kurtarmak' olmalı.. olmalı ve hep taze gül kokulu bir iklim ve bir atmosfer meydana getirmelidir. 'Gül, gül içinde biter' felsefesiyle hareket edip, ferdî manada da daima 'istiaze' süllemiyle (merdiveniyle) Yüceler Yücesi'nin sığınağına ulaşma gayreti içinde bulunmalıdır. Çünkü şeytan ve habis cinler oraya giremez ve o kutsi otağa ulaşamazlar. 'Eûzü', Allah'a karşı bir yönelme ve bir dehalettir. Evet o, her şeyi, yine onun seviyesine göre terbiye eden Âlemlerin Rabbi'ne bir iltica ve bir sığınma demektir, zira O, Rabb'dir, her şeyin hakkından geldiği gibi, şerir cin ve şeytanların hakkından da gelir. Şeytanlar, sığınılması gereken her şeyden 'Eûzü bikelimâtillâhittâmmeti min şerri mâ halak; Mahlukâtının şerrinden Allah'ın tastamam kelimelerine sığınırım. [1] diyerek Rabb'e sığınan insana ulaşamaz ve ona zarar veremezler. Bu, Allah Rasulü'nün bir duasıdır ve o, sığınılması gereken her şeyden, kendi kerem ve cömertliğine şâyeste şekilde kendisini koruması ve muhafaza etmesi için Rabb'ine böyle yalvarmıştır. Bu mevzuda diğer bir düstur da Ayet'ül-Kürsî'yi (Bakara, 2/255) okumayı ahlak edinmektir. O da İlahî bir kalkandır ve insanı cinlerin, şeytanların şerrine karşı korur ve muhafaza eder. Aslında, bu ayette anlatılan vasıflarla muttasıf o Rabb'ı Rahime yönelme, insanın his ve duygularını tatmin eder ve teminat altına alır.. alır da, artık onun gözlerine yabancı hayaller giremeyeceği gibi kalbini ve gönlünü de şeytan işgal edemez. Yeter ki o, iradesinin hakkını versin ve elinden geldiğince istikamet içinde yaşamaya gayret etsin. Ne var ki insan, her zaman bu gerilimini muhafaza edemez. Bazen geçici de olsa ufkunu gaflet bulutları sarabilir. Bu gibi durumlarda onu uyku basar ve adeta iradesi devreden çıkar. İşte o zaman insan da, uyumayan ve asla uyuklamayan Allah'a yönelir, ona sığınır.. sığınır da, artık şeytan, onun ruhuna yol bulup giremez. Zira Âyetü'l-Kürsî, koruyucu bir atmosfer gibi onun ruhunu sarmıştır ki, böyle bir mahfuz yere cin, şeytan giremez. Ne dediğini duyarak ve sürekli içine doğru derinleşerek, derinleşip bütün beşerî hislerini aşarak Âyetü'l-Kürsî'yi vird edinip Allah'a iltica etmek, bir bakıma, 'Ey Rabbim! Ben kendimi Sana emanet ediyorum.' demektir ki, böyle bir iltica, dua ve yalvarış arş-ı Rahmet'e ulaşınca gök ehli o kişinin etrafını sarıp adeta onun çevresinde pervane kesilir. Hangi şeytan ve şerir cinnin haddine ki, böyle bir nur halesini aşabilsin ve ışık hüzmeleriyle sarılı bulunan nezih ruhlara dokunup onları soldurabilsin? Hayır, bu mümkün değildir. Zira onu, artık emri her şeye galip olan Rabb'i himaye etmektedir ve o, Âyetü'l-Kürsî'nin okunduğu eve cin ve şeytanın girmesine müsaade etmeyecektir. Son olarak, cin ve şeytanların sultasından korunma için, iç ve dış bütünlüğüne kavuşulması; dilden duanın eksik olmaması ve Âyetü'l-Kürsî'nin okunmasının âdet, ahlak edinilmesi gibi bir kısım prensiplerden bahsetmiştik. Şimdi de -müsaadenizle- bu düsturları yaşıyarak onların şer ve sultalarından uzak kalabilmiş kişilerin hayatlarından misaller vermek suretiyle mevzumuzu biraz daha tavzih edelim. 1) İbn-i Ebi'd-Dünya, Urve b. Muğîre'den (Urve b. Muğîre (ra), tabiînin büyüklerinden, şanlı Sahabi ve büyük siyasi dâhi Muğîre b. Şu'be'nin oğludur.) naklediyor: Urve (ra) diyor ki: 'Bahçemde oturuyordum. Derken çardağın etrafını bazı karartıların sardığını gördüm. Çardağın üstünden bir ses yükseliyordu. Bu Ses: 'Urve'nin hakkından gelecek kimse yok mu?' diyordu. İçlerinden biri ileri atıldı ve 'Ben varım, ben onun hakkından gelirim' dedi. Biraz sonra mahzun, mükedder, boynu bükük geri döndü. Ona niçin bir şey yapamadığını sordular. Cevap verdi: 'Sabah-akşam okuduğu dua ona yaklaşmama mani oldu..' Urve b. Muğîre (ra), sabah-akşam şu duayı okuyordu: 'Âmentü billâhi vahdehû ve kefertü bi'l-cibti ve't-tâğûti ve'stemsektü bi'l-urveti'l-vüskâ; Vâhid ve Ehad olan Allah'a inandım. Ne kadar sanem ve put varsa hepsini inkar ettim. Ve ben, kopmayan ipe (Kur'an'a) sarıldım.' İşte sabah-akşam bu şekilde ahd u peymanını yenileyen ve okuduklarını yaşayan insanlara, kötü niyetli cin ve şeytanların yaklaşmaları ve onlara herhangi bir zarar vermeleri mümkün değildir. Zira bu dua onların korunmaları için bir vesile teşkîl etmektedir. Bütün insî ve cinnî şeytanların deryalar dolusu şerleri olsa dahi, bu şerlerin kendilerine ulaşamayacağı nice yüce ve yüksek kâmetler vardır! Zaten bizi teselli eden ve en kötü durumlarda, gönüllerimizde itmi'nan vesilesi olan da budur. 2) Ebu Musâ el-Eş'arî (ra) anlatıyor: 'Hz. Ömer devrinde Basra'da vali olarak bulunuyordum. Aylar geçip gitmiş olmasına rağmen halifeden en küçük bir haber alamamıştım. Onun durumunu merak ediyordum. Cin işleriyle uğraşan birisine gittim. Cinleri vasıtasıyla bana halifeden bir haber getirmesini istedim. (Bu gaybı bilmek değildir. Cinler gayet süratli varlıklar oldukları için, çok uzak mesafelere çok kısa zamanda gidip gelebilirler ve gittikleri yerlere ait bazı haberleri normal olarak getirebilirler. Bu açıdan da buna dense dense cinleri haber toplamada kullanma denebilir.) Cinin Yemen'de olduğunu ve biraz sonra geleceğini söyledi. Derken cin geldi. Ona Ömer (ra) hakkında malumat istediğimi tekrar ettim. Acaba şimdi nerdedir ve ne yapıyordur? dedim. Cin, biraz düşündükten sonra şu cevabı verdi: 'Vallahi biz, Ömer'in yanına sokulamaz, ondan bir haber alamayız. Çünkü o, nasiyesinde Ruhu'l-Kudüs'ten bir nur taşıyor. Onu gören şeytan dahi olsa emrine râm olur ve Ömer'e itaat eder hale gelir.' (Evet Ömer, İslam'a girdikten sonra hiçbir şeytan ona yaklaşamamıştır.) Cin bunları söyledi ve Ömer'den herhangi bir haber getirmesinin mümkün olmadığını gayet açık bir dille itiraf etti...' Evet biz, yeniden bir Hz. Ömer neslini, mescid, mektep ve ev üçlüsünde İslam ruhunu örgüleyen aydınlık çehre, yavru güneşler intizar ediyoruz. Gözlerimiz, ufukta, eteklerine yirminci asrın tozu, toprağı ve eracifi bulaşmamış, melek yapılı, melek Cibril karakterli insanların geleceği günü bekliyoruz. İnşaallah şeytan, onların yanına da sokulamayacak ve temizler de temiz ruhlarını kirletip bulandıramayacaktır. Ve işte bu nesil, bütün dünyaya ümit ve güven kaynağı olacaktır. Onlar, 14 asır önceki saadet dolu günleri yeniden günümüze çekip getirecektir ki, insanlık, şayet yeni bir dirilişe erecekse işte bunlarla erecektir. Yeter ki bizler, temsil keyfiyetimizle bu işe mani olmayalım; olmayalım ve arkadan gelecek nesl-i cedid'in önünü tıkamayalım. 3) Aşere-i mübeşşere'den olan, Hz. Ömer (ra)'in, vefat edeceği anda yanında bulunanlara 'Keşke Ebu Ubeyde hayatta olsaydı da yerime onu bırakıp Rabbimin huzuruna öyle gitseydim' dediği, Amvas'ta vebaya yakalanarak orada şehid düşen şanlı Sahabi Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) ile karıştırdıkları Ebu Ubeyd'dir (ra). Ebu Ubeyd (ra), tabiînden olup genç yaşta İslam ordusunun başına kumandan olarak tayin edilmiş cesur bir askerdir. Hz. Ömer (ra), Sasanilere karşı bir ordu göndermek istiyordu ancak, ordunun başına kumandan tayininde zorlanıyordu. Çünkü askerlerin büyük çoğunluğu Hz. Hâlid'le birlikte savaşmak istiyorlardı. Halbuki Hâlid (ra), o sıralarda Bizans'a karşı savaşıyordu. İşte bu kritik anda Ebu Ubeyd, ileriye atıldı ve bu kumandanlığı kabul edebileceğini söyledi. Onun bu davranışı Hz. Ömer'i çok sevindirmişti. İçinde pek çok Sahabenin de bulunduğu orduya bu 20-21 yaşlarındaki delikanlı kumanda edecekti. Ebu Ubeyd (ra), ordusuyla Sasanilerin üzerine yürüdü ve çok zorlu bir savaş oldu. Bir ara Kumandan atından düştü ve fillerin ayakları altında kaldı. Filler, onu çiğneyip geçerken o bütün gücüyle ric'at içindeki askerlerine şöyle sesleniyordu: 'Askerlerim, gitmeyin, ben buradayım, ben buradayım..' ve onları belli ölçüde de olsa geri çevirmeye muvaffak oluyordu. Ebu Ubeyd, orada şehit düşmüştü. Diğer taraftan Halife, Medine'de Ebu Ubeyd'den haber bekliyordu. Nihayet Tâif tarafından birisi geldi ve halifeye şu haberi getirdi. 'Bir vadiden geçiyordum. Kadın-erkek, genç-ihtiyar toplanmış feryad içinde ağlıyorlar ve şöyle diyorlardı: 'Kahramanca savaştılar. Cansiperane kavga verdiler. Allah için öldüler ve niyetlerine göre de Cenab-ı Hakk'ın huzuruna ulaştılar' sözlerinin sonunda da, hep bir ağızdan söyledikleri 'Vah Ebu Ubeyd, vah Ebu Ubeyd.!' çığlıkları yükseliyordu.' Hz. Ömer (ra), işi anlamıştı. Vadiyi dolduran ve feryad ile ağlayan Müslüman cinlerdi. İslam ordusu için gözyaşı döküyor ve şanlı kumandan için ağıt yakıyorlardı. Nitekim bir kaç gün sonra bir ulak geldi. Ve olanları bir bir halifeye nakletti. Ebu Ubeyd, fillerin ayakları altında can vererek şehit olmuştu... [2]Evet, cin ve şeytanların şerrinden korunmak için Ebu Ubeyd şuuruna sahip olmak gerekir. Bu da, her halde cihad ruhuyla bütünleşme, dava uğruna candan cânandan geçme şuurudur ki, öyle olanlar bu amellerinin mükâfatını, cin ve şeytan iğvasına karşı korunmuş olmakla görürler. Zira cihad aşkıyla yanıp tutuşan bir insanı, ne insî ne de cinnî şeytanlar asla kandıramaz. Cinler ve şeytanlar, insanların günahlarıyla açtıkları menfezlerden girer.. girer ve insanı çepeçevre kuşatırlar. Bu menfezler kapanmalıdır ki, onlar içeri giremesinler ve insan da, onların şerrinden korunmuş olsun. Ehl-i keşfin müşahedesiyle cin ve şeytanların mü'minlere musallat olmaları, daha ziyade onların bazı manevi yönlerden açık ve zayıf olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu da; cünüplük, hayız, nifas halleri, abdestsizlik, su-i edep içinde gafilâne davranışlar sergileme gibi durumlardır ki, ruh bozuklukları ve fizyolojik olmayan cinnetler, ekseriyetle böyle boşlukların ardından insana ârız olurlar. Eğer bunlarda cin ve şeytanın parmağı varsa -ki vardır- onlar, mü'minin içine mutlaka, onun bir günahından yol bulup girmişlerdir. Evet, eğer sen bir kale gibi isen, bu kalenin kapıları açık olursa ezeli düşmanın elbette o kapılardan girecek ve senin vücud kaleni teslim almaya çalışacaktır. Eğer böyle bir akibete düşmek, ma'ruz kalmak istemiyorsan, mutlaka günahlardan kaçınmalı, dikkatli bir hayat yaşamalı ve kalenin içten fethedileceğini de asla unutmamalısın... Habis cinler ve şeytanlar, her çeşit günahı alet olarak kullanırlar. İçki, kumar ve fuhuş, onların sıkça kullandıkları aletlerdir. Bu günahları irtikab edenler, şeytan tuzağına düşmüş sayılırlar. 4) Abdullah İbn-i Abbas'ın (ra) talebelerinden Katade b. Diâme (ra) anlatıyor: 'Şeytan, Allah tarafından tardedilip huzurdan kovulunca sordu: Şimdi ben ne yapacağım?
    Cenab-ı Hakk, hikmet diliyle cevap verdi:- Sihir yapacaksın! (İnsanları büyüleyecek, bakışlarını bulandıracak, kalb ve kafalarını dumura uğratacaksın. Böylece onların muvazene ve dengeleri bozulacak. Akılları hükmünü tam icra edemeyecek. Ve kalblerinin Allah'la olan alakası kesilecek ve te'sirsiz kalacak.)
    - Ben ne okuyacağım?
    - Şiir. (Yani dil dökerek, edebiyatı bu işte kullanarak, fuhşa ait kitap ve dergi neşretmeyi insanların kafasına sokarak onları büyülemeye çalışacaksın.)
    - Ne yiyeceğim ben?
    - Bütün murdar şeyleri. (Hem yiyecek hem de sana tabi olanlara yedireceksin. Besmelesiz etler, murdar tavuklar, doğrudan doğruya eti haram kılınmış hayvanlar, helal-haram demeden çeşitli spekülasyonlarla kazanılan ticari gelirler, faizler, rüşvetler...)
    - Ben ne içeceğim?
    - Sekir (sarhoşluk) veren her şeyi. (Şarap içeceksin veya şarabın adını değiştirecek, ona başka bir isim bulacak ve onu içeceksin. 'Alkolsüz bira' diyecek ve su yerine onu içeceksin. Diğer taraftan yeni yeni uyuşturucular icad edecek ve onları kullanacaksın. Afyon, morfin, kokain, kafein v.b... İşte sen bunları içeceksin.)
    - Benim yurdum neresi?
    - Hamamlar. (Çırılçıplak, haya ve edebten mahrum yıkanılan yerler, saunalar, plajlar...)
    - Benim meclisim neresi?
    - Çarşılar, pazarlar, sokaklar.
    - Benim münadim kimdir?
    - Davullar, zurnalar ve rûhî heyecan uyarmayan her şey.
    - Benim silahım nedir?
    - Fuhşıyât.
    Evet, şeytan huzurdan kovulunca bunları soruyor ve ona Cenab-ı Hakk'tan bu cevaplar geliyor.
    Madde madde bu hususları izaha gerek var mı bilemiyorum? Dünyanın haline ve hâssaten İslam aleminin yürekler acısı vaziyetine bakıldığında Katade b. Diame'nin naklettiği bu sözlerin haklılık derecesi daha iyi anlaşılacaktır. Bunun için isterseniz gözümüzün önünden filim şeridi gibi Müslümanların utandırıcı hallerini geçirebilirsiniz.. geçirin, ve düşünün, cin ve şeytanların günah menfezlerinden tâ nerelere kadar girdiğini anlamaya çalışın!. Sonra bir de yüzünüzü Batı dünyasına çevirin. İnsanların ekseriyetinin ruhen dengesiz olduklarına bakın. İntihar olaylarının her geçen gün nasıl korkunç buudlara ulaştığını görün.. görün ve ürperin. Bugün İnsanlar, sırf düşünmemek için ne çarelere başvurmaktalar batı hayatında.. Öyleki, hiç adı sanı duyulmadık kumar çeşitlerinin sergilendiği kumar masalarında ömrünü bitirip tüketen insanlar var. Batı hayatında bunların pek çoğu kendilerinden kaçmak için bu gibi illetlere sığınmaktalar.. ve bu yerlerde başka değil ancak şeytan saltanatı hükümferma. Bu ülkelerde insanlar, bütünüyle mefistoya yenik düşmüşlerdir. Şeytan önce onların dengelerini bozmuş, sonra da yanlış çarelerle onları iyice sersemleştirmiştir. Bu da şeytanın en klasik oyunu ve en eski hilesidir. Zira Feodalizm, Kapitalizm ve Komünizmin hepsinin altında, şeytanın bu hilesi ve oyunları vardır. Evvela o, insanları tatmin olamayacakları noktalara sürüklemiş ardından da çeşitli isimler altında (işçi hareketi, proletarya diktatörlüğü vs. gibi) hortlattığı insanlara, yanlış çareler takdim etmiş ve onları büsbütün şirâzeden çıkarmıştır. Gerek Marks'ın ve gerekse Engels'in eliyle insanlığa takdim edilen çareler, hep şeytana ait birer hile ve oyundan ibarettir. Nitekim bu oyunun sona erişini bizimle beraber şimdi bütün dünya da seyretmektedir. Cin ve şeytanın bu tür iğva ve oyununa düşmemek için inanan bir dünyanın kurulması şarttır. Çünkü iman, insanlığı kurtaracak tek çaredir.


    En önemlisi onların korkuyla beslendikleri güçlendiklerini bilmek ve onların adını cismini şeklini akla getirmemek düşünmemek konuşmamak dillendirmemeken doğru olandır....

    _________________
    Bende 1 Para Vardı.
    Sendede 1 Para.
    Paraları Değiştirdik.
    Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
    Bende 1 Bilgi Vardı.
    Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
    Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
    Benimde 2 bilgim oldu...

    ---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

    (HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: 7 CİN PADİŞAHI İSİMLERİ VE DAVETİ   C.tesi Kas. 27, 2010 8:28 pm

    ustam verdıgın bılgıler ıcın tesekkurler zannedersem bu bılgıler havas ilmiyle alakalı oylemı?
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    akaplan046




    Mesaj Sayısı: 1
    Deneyim seviyesi: 1
    Kayıt tarihi: 09/06/12

    MesajKonu: Geri: 7 CİN PADİŞAHI İSİMLERİ VE DAVETİ   Ptsi Haz. 11, 2012 2:32 pm

    CANTAR. 7 CİN PADİŞAHI konusuyla ilgili bazı sorunlarım var. Özelden soru nasıl sorabilirim?
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
     

    7 CİN PADİŞAHI İSİMLERİ VE DAVETİ

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası

     Similar topics

    -
    » Üye İsimleri
    » BEBEK İSİMLERİ
    » lise isimleri ve yrleri
    » Supernatural 5.sezon bölüm isimleri (1-21)
    » 75den Düşme charlar buyrun beyler

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ ::  ::  :: -