GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

ÖLÜ DENİZ YAZMALARI

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 ÖLÜ DENİZ YAZMALARI Bir Çarş. Şub. 02, 2011 9:04 am

CANTAR

avatar


1947
yılında, Ölü Deniz Kıyısında Kumran'da, çobanlık yapan bir Bedevi'nin
kaybolan hayvanlarını ararken girdiği bir mağarada bulduğu yazmalar bilim
ve teoloji dünyasını alt üst etmişti. Tarihe Ölü
Deniz Yazmaları olarak geçecek olan bu yazmaların sırrının çözülebildiğini
söylemek için ise daha çok erkendir.



Yazmaların
1947 yılında çoban tarafından bulunmasından sonra, bu yazmalar Kudüs Üniversitesi'nin
eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır.
1958 yılına kadar süren çalışmalarda bir çok yazmanın yanı sıra
arkeolojik başka bulgulara da rastlanmıştır.



10
yıl süresince 11 mağarada yapılan kazılar 800 kadar yazmanın ve bir çok
parçanın gün ışığına çıkmasını sağlamıştır. Bunlar arasında
Tevrat'ta geçen metinler bulunduğu kadar bulunmayanlar da mevcuttur. Bu
metinlerin aşağı yukarı dörtte biri kadarı Tevrat'ta geçen metinlerdir.
Bunların dışında kutsal metinlerin imitasyonları da söz konusudur. Ancak
yazmaların pek çok yeri okunamadığı için bunları yeniden derlemek çok
zor olmuş, bazı bölümler ise derlenemez şekilde bozulmuştur.



Metinler
daha çok deri üzerine yazılmış olmakla birlikte papirüs ve bakır üzerine
yazılmış metinler de vardır. Bu metinlerin dilleri İbranice, Arami dili ve
yerel dillerdir. Bu belgeler aynı zamanda bunları yazan topluluğun inançları
ve yaşayışları hakkında da bilgi vermektedir.



Bu
metinleri bir Yahudi topluluğunun yazdığına kuşku yoktur. Bu topluluk
genellikle Esseniler olarak düşünülmektedir. Metinlerin yazılış tarihleri
de metinlerin bir topluluk tarafından yazıldığını ve saklandığını göstermektedir.
Metinlerin en eskisi MÖ 250 en yenisi ise 68 tarihine tarihlenmektedir. 68
tarihi aynı zamanda Kudüs'e giden Roma ordularının Kumran kentini yıktıkları
tarihtir.




YAZMALARI
KİMLER YAZDI ?




Yazmaların
bir Yahudi tarikatına ait oldukları konusunda araştırmacılar görüş birliğine
varmışlardır. En olası gözüken topluluk ise Esseniler olarak düşünülmektedir.
Bu topluluğun Esseniler olup olmadığını bir kenara bırakıp yazmalara göre
bu topluluğun kurallarına ve yaşayışına bakmakta fayda vardır.



Çıkan
yazmaların arasında bu tarikatın kurallarını belirleyen yazmalar da vardır.
Bunların arasında bu topluluğun Tanrı ile yeni bir ahit yaptığına ilişkin
yazmalar da vardır.



Kanunlar
yazmasında bu tarikatın kuralları ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi
olabiliyoruz. .Bunun dışında tarikat hakkında bilgi alabileceğimiz başka
yazmalar da vardır.



Yazmalara
göre bu topluluk İsrail halkından çıkma , katılmak isteyen ve akıl ve
disiplin sınavlarını verebilen herkese açıktı.



Tarikata
girenler için , artık bu hayata
başladığına ilişkin törenler yapılmaktaydı. Yeni girenler ayrıca günahlarını
itiraf ediyor ve Tanrı'nın lutfunu talep ediyorlardı. Bu törenlerde ilgi çekici
bir yön de Tanrı'nın adı yüceltilirken şeytan yani Belial yeriliyordu.



Yeni
girenin tam olarak kabul edilmesi ise seneler sonra yaptığı işlere göre
oluyordu.



Topluluk
içinde ruhban sınıfının tam bir hegemonyası vardı. Ruhban sınıfı da
kendi içinde bir hiyerarşiye tabii idi. Rahipler her sene yaptıklarına göre
bir sıralamaya sokulmaktaydılar. Topluluğa girenler için ise her sene
neler yapacağı önceden belirlenmişti.



"Kardeş"ler
arasında ise tam bir sevgi ortamı öngörülmekteydi. Herkes kardeşini kendi
kadar sevmeli, etrafına iyilik yapmalıydı. Kötü davranışlar ise sert bir
biçimde cezayı hak etmekteydi.



Topluluğa
girenler maddi zevklerden uzaklaşmak, bunların peşinden koşmamak zorundaydılar.
Evlilik yasak olmamakla beraber sıkı kurallara bağlıydı.



Bu
topluluk aynı zamanda “Kanun Evi” olarak da adlandırılıyordu. Yazmalara
göre on kişiyi geçtiklerinde içlerinden birinin “gece ve gündüz”
kanunları okuması gerekiyordu.



Kanunlara
karşı koyanlar ise cezalandırılıyor ve topluluktan ihraç ediliyorlardı.






Törenler
:





Topluluğa
kabul edilen kişi tam bir yıl geçmeden bazı törenlere katılamıyordu.



Bu
törenlerden en önemlisi ise arınma (purificatio) töreni idi. Bu tören
vaftiz törenine benzeyen ve suyla yapılan bir törendi. Törenin ayrıntıları
günümüze kadar ulaşmamıştır ; ancak Şam yazmasına göre suyun “kişiyi
tam olarak kaplayacak” kadar olması gerektiğini biliyoruz. Bu töreni büyüsel
bir tören olarak kabul etmemek gerekmektedir. Bu sembolik bir arınmadır.
Zaten bu törenin etkili olabilmesi için kişinin kalbinin de temiz olması
gerekmektedir.



Bir
önemli tören de komünyon, topluluk yemeği idi. Yemek konseyden on kişi hazır
bulununca toplanabiliyor ve ekmek ve şarabın kutsanmasıyla gerçekleşiyordu.




Bu
iki önemli tören de farklı şekillerle de olsa Hristiyanlığa geçmiştir.





YAZMALARIN
İÇERİĞİ




Daha
önce de belirttiğimiz gibi 11 mağaradan çeşitli boyutlarda yazmalar çıkmıştır.
Bu yazmalar dışında bölgede yaşayan Bedevilerden satın alınanlar yazmalar
da vardır. Bu yazmalar içinde çok iyi korunanlara da rastlanmıştır,
tamamen parçalanmış olanlara da.



Bu
yazmaların konuları çeşitlidir. Bakır yazmalar dışında kalanları kısaca
özetleyecek olursak :





-
Yaradılış
(Tekvin bölümünün apokrif’i)



-
Kurallar



-
Işık
oğulları ve Karanlık oğulları (İyi kötü mücadelesini anlatan yazılar)



-
Tevrat
yorumları



-
İlahiler



Ölü
Deniz yazmaları içinde farklı konularda olanlar olsa da kabaca bu başlıklar
altında toplanabilirler.



Bir
envanter çıkartmak gerekirse, parçalı olarak 600 civarında yazma sözkonusudur.
Bu yazmaların yaklaşık dörtte biri Tevrat metinleridir, hatta çoğu metinin
bir çok kopyasına rastlanmıştır. Bu metinlerin arasında apokrif metinler
de vardır.



Bulunan
parçalardan bir bölümü de , 1896-1897 yıllarında Kahire’de bir sinagogda
Salomon Schechter tarafından bulunan ve 1910’da yayımlanan yazmalarla aynı
bölümleri içermektedir. Şam yazması ya da Şam Belgesi denilen bu belge de
değerli bilgiler içermektedir.





Bakır
rulolar




Ölü
deniz yazmaları içinde en ilginç olanları da kuşkusuz bakır rulolardır.
Bu ruloların diğer rulolardan olan farkı bakır olması dışında , topluluğun
kuralları ya da inançlarından bahsetmemesi bunun yerine saklı bir hazine
hakkında bilgi vermesidir.



Bu
rulo’nun bir hazine hakkında bilgi vermesi , yazmaları araştıran ekibi de
şaşırtmış, hatta bunu ilk tercüme eden John Marco Allegro’nun bunu
basması bu ekip tarafından, define avcılarının hücum etmesi korkusuyla
engellenmiştir.



Bu
keşif bilim dünyasını da ikiye bölmüştür. Bir bölüm araştırmacı
burada gerçekten bir hazine olduğunu savunurken
başkaları da bunun sembolik bir anlatım olduğunu iddia etmişlerdir.



Bunun
gerçek hazine olduğunu iddia edenler bu hazinelerin birinci ya da ikinici tapınaktan
geldiğini ve Esseniler tarafından saklandığını söylemektedirler.



Bunun
tersini iddia edenler ise Kumran Essenileri’nin bu kadar zenginliğe sahip
olamayacaklarını ve Kudüsteki toplulukla olan ilişkilerinin kötülüğünden,
tapınaktaki hazineleri elde edemeyeceklerini söylemektedirler.



Bu
hazinelerin gerçek anlamı ne olursa olsun bu hazineleri arayanlar, hatta bu
hazineleri Tapınakçıların bulduğunu söyleyenler vardır. Ancak Roma’daki
Titus’un zafer takına bakıldığında Romalıların hazineleri aldıkları görülmektedir.
Buna karşılık olarak da bazı araştırmacılar asıl hazinelerin saklı kaldığını
, Romalıların aldıklarının sadece göstermelik olduğunu iddia
etmektedirler.




TOPLULUĞUN
ÖĞRETİLERİ




Topluluk
kaçınılmaz olarak Tevrat’da geçen ana kavramlara bağlı idi ancak yine de
kendine özgü görüşler geliştirmişti.



Ölü
Deniz yazmaları incelendiğinde , topluluğun kendine özgü doktrinleri ve
topluluk kurallarının büyük ölçüde yazıya geçirildiği görülmüştür.



Topluluğun
inanışına göre, topluluk kutsal yazılardaki gizemleri anlamış ve bunların
sırrına ermektedir. Kurallar yazmasına göre Büyk üsdatın da görevi, bu
yolu seçmiş topluluk üyelerine bu bilgileri almasında yardımcı olmaktır.



Bu
şekli ile bu topluluk ezoterik karakterini göstermektedir. Burada dikkat
edilmesi gereken husus, ezoterik öğretilerin aksine fazlasıyla yazılı metin
bulunmasıdır. Ancak bulunan yazılı metinler, topluluğun sakladığı sırlarla
ilgili olmaktan öte kuralları ve yorumları kapsamaktadırlar.






İyi
– Kötü Karşıtlığı




Topluluğun
öğretilerinde en ilgi çekici husus , Zerdüştlük’de olduğu gibi , iyi ve
kötü güçlerin karşıtlığının önemli bir yer tutmasıdır.

İyi
güçlere hükmeden güç topluluk tarafından “Işık Prensi” diye
adlandırılmaktaydı. Onun emrindekiler ise “Işık oğulları” diye
adlandırılmaktaydı. Onların karşısında ise kötü güçlere hükmeden “Karanlıkların
Prensi” ya da “Belial” vardı. Emrindeki gçler ise “Karanlık
Oğulları” olarak adlandırılıyordu.



Ölü
Deniz yazmalarına göre, Tanrı insana iki tür ruh vermişti. Bir doğruluğun
yolundan giderken ötekisi sapkınlık yolunu izliyordu. Bu yolların açıklaması
da ilginçtir. Kurallar yazması şöyle anlatır :



“Bir
ışık kaynağından Doğruluk kökünü almaktadır,



Sapkınlık
ise karanlıkların kaynağından,



Işık
Prensi’nin elinde



Doğruluk
oğullarının hükümdarlığı vardı,



Işık
yolundan yürüyorlardı.




Karanlıklar
Prensi ise




Sapkınlık
oğullarının hükümdarlığını elinde bulunduruyordu,



Ve
onlar Karanlıkların yolundan yürüyorlardı.”
(Kurallar 3, 19-20)



Kralların
dördüncü bölümünde de buna benzer ifadeler geçer. Yine Kurallar yazmasına
göre Işık oğullarının işlediği günahların nedeni de Karanlıklar
Prensidir.



Burada
dikkat edilmesi gereken, Işık ve Karanlıklar Prensinin İyi ve kötü tanrılar
olarak düşünülmemesi gerektiğidir. Çünkü her ikisi de Tanrı tarafından
insanlar için yaradılmışlardır.



"Fakat
Tanrı , Sapkınlığın sonunu önceden belirlemiştir.



Bu
onun gizemi ve bilgeliğinin zaferidir.



Ve
Tanrı yeniden geldiği vakit doğruluk sonsuza kadar hükmedecektir.




Ancak
iyi ve kötünün savaşı Tanrı’nın geleceği hüküm gününe kadar sürmektedir.




Bu
bölümler bize, Hıristiyanlığın kökeni, daha başka bir deyişle Hıristiyanlıktaki
Şeytan kavramının kökeni hakkında bilgi vermektedir.



Kişilerin
Işık Oğullarına ya da Karanlık oğullarına katılmaları tamamen Tanrı’nın
önceden yaptığı bir seçim olarak belirlenmiştir. Karanlık oğulları
sonsuza kadar böyle kalacaktır. Işık oğulları ise yanlış yollara da
sapabilirler. Ancak “Tanrı ve Işık Prensi bütün Işık oğullarının
yardımına geleceklerdir.” (Kurallar 3, 24-25) . Böylece toplulukta Tanrı’nın
onları kurtaracağına dair her zaman bir güven hüküm sürmektedir. Bu güven
daha sonra Hıristiyanlık’ta da, İslam’da da karşımıza çıkacaktır.



Buradaki
bir dikkat çekici nokta da , hüküm gününde ödüllendirilme ve cezalandırılma
kavramlarıdır.



Hüküm
günü geldiğinde “ölüler topraktan kalkacaklar” (Savaş Kuralları
Yazması 12,5) ve son mücadele başlayacaktır. Seçilmiş olanlar ise sonsuz
mutluluk dolu bir yaşamı yaşamı yaşayacaklardır. Karanlık oğulları ise
, karanlıkların ateşi içinde tamamen yok olana kadar acılar içinde kıvranacaklardır.
Kurallar yazmasında geçen bu bölümler de bize Hristiyanlığı ve İslam’ı
anımsatmaktadır.




Mesih
beklentisi




Mesih
beklentisi de topluluğun
doktrinlerinin önemli bir öğesidir.



Değişik
tarihlere tarihlenen belgeler ışığında, Mesih beklentisi topluluğun tarihi
boyunca da farklılık göstermiş , yukarıda adı geçen kavramlarla karışmıştır.
Ancak genel olarak bu topluluğun bir beklenti içinde olduğunu ve zamanın
sonuna gelindiğinini düşünüldüğünü söyleyebiliriz. Ancak Mesih kavramı
topluluk yazmalarında oldukça karmaşıktır. Klasik mesih öğretisine bağlı
kalınmakla birlikte mesih-rahip, mesih-kral ve aşağıda inceleyeceğimiz
Adalet Üstadı kavramları birbirine karışmış bir haldedir. Mesih kavramı
ile beraber Adalet Üstadı kavramının da, Adalet Üstadı’nın dönüşünün
beklenmesinin de büyük rol oynamış
olduğu kesindir.






Adalet
Üstadı




Yazmalarda
geçen bir önemli kavram da “more hassedek” diye adlandırılan ve
Adaletin Efendisi, Adalet Üsdatı ya da Adil olan, Adil Efendi diye tercüme
edebileceğimiz kavramdır. Kumran topluluğunun inançlarına göre, bu kişi
beklenen Mesih’den farklı bir kişi idi.



Bazı
yazmalara göre Adalet Üsdatı, İsa’dan önce 180-60 yılları arasında bir
dönemde yaşamış ve ölmüş biridir. Ancak dönüşü beklenmektedir. Burada
şaşırtıcı olan Adalet Üsdatı ile İsa’nın hayatı arasındaki şaşırtıcı
benzerliktir.



Ancak
Adalet Üsdatı hakkındaki
bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır.



Ölü
Deniz yazmaları arasındaki Habakkuk yorumuna göre, Habakkuk kşiabı aslında
Adalet Üsdatı’nı anlatmaktadır ve zamanın sonunun geldiğini haber vermek
de Adalet Üsdatı’na düşmüştür: “Ve Tanrı son nesile neler olacağını
yazmasını Habakkuk’a bildirdi. Dediklerine gelince; onu okuyan koşsun, bu
Adalet Üsdatı’nı anlatmaktadır. Tanrı ona peygamberlerin sözlerinin sırrını
açıklamıştır. “ Bu bölüm oldukça ilginçtir, çünkü Adalet Üsdatı
direk olarak Tanrı’dan vahiy alıyor olarak gözükmektedir. Aslında burada
Adalet Üsdatı Tanrı’dan vahiy alan biri olarak görülmekten öte, eski
bilgileri yeniden derleyen biri olarak da görülebilir.



Burada
bir başka dikkat çekici nokta da, Kumran topluluğu zamanında çok yaygın
olan, zamanın sonunun geldiği düşüncesinin, Adalet Üsdatı tarafından ele
alınıyor olmasıdır. Oysa Vaftizci Yahya da bu savla ortaya çıkmıştır.
Burada Yahya’nın bu yazmaları bildiğini de düşünebiliriz, daha ileride göreceğimiz
gibi de bu hiç de düşük bir olasılık değildir.



Zamanların
sonunun geldiğini söyleyen Adalet Üsdatı, Habakkuk yorumuna göre etrafındaki
insanların karşı koyması ile karşılaşmış ve onlar tarafından suçlanmış,
hatta cezalandırılmıştır. Ancak metinde nasıl cezalandırıldığı
yazmamaktadır.



Şam
yazmasına göre ise Adalet Üstadı Tanrı’dan esin alan biri olmaktan öte,
insanlara yol gösteren bir rehberdir.






KUMRAN
TOPLULUĞUNUN KİMLİĞİ




Kumran
topluluğunun döneminde varolan hangi Yahudi tarikatı ile ilşkili olduğu
uzun zamandan beri tartışma konusudur.



Topluluğun
belgelerinin yazım tarihlerinin yaklaşık MÖ 100 ılından MS 68 yılına
kadar uzanması, ilk hristiyanlar da dahil olmak üzere dönem içinde varolan bütün
Yahudi topluluklarının incelenmesini gerektirmektedir.



Dönemin
toplulukları incelendiğinde, Kumran topluluğu ile en çok Esseniler arasında
benzerlikler göze çarpmaktadır.



Esseniler
hakkında bize bilgi verenlerin başında Flavius Josephus ve İskenderiyeli
Philon gelir. Josephus, özellikle Yahudi Savaşı adlı eserinde
Essenileri olabildiği ölçüde tanıtmıştır. Bu kitaptan, her ne kadar
birebir yazmamış olsa da Ölü Deniz Yazmaları ile olan benzerlikleri gözlemleyebiliriz.
Örneğin topluluğa kabul edilme sürecinde bu benzerlik göze çarpmaktadır :




“ Topluluğa
girmek isteyenler hemen kabul edilmezler. Aday dışarıda bir yıl kadar bekler
; ancak ondan Esseni gibi davranmasını isterler […] Daha sonra, bu süre
boyunca, [aday] kendini kontrol edebildiğini gösterir ve topluluğun yaşam
tarzına daha da çok yaklaşır. Aday , arınma (purificatio) banyolarına da
katılır. Ancak daha kabul edilmiş değildir. Sabrını gösterdikten sonra
iki yıl boyunca karakteri incelenir ve eğer hak ediyorsa topluluk içine kabul
edilir.”

Bunun
dışında, topluluk içindeki hiyerarşi, din adamlarına gösterilen saygı,
ortaklaşmacı yaşam hakkında bilgiler, temizlik ve adalet gibi kavramlar hakkındaki
bilgiler, ezoterik bilgiler ve kutsal kitapların çalışılması , inançlar
gibi bir çok konularda antik yazarların Esseniler hakkında verdikleri
bilgiler ve Ölü Deniz yazmaları
arasında ortak yönler bulunmuştur.

Son
zamanlarda yapılan araştırmalarda da Essenilerin Kumran’da yaşadığının
ortaya çıkması , Kumran topluluğunun essenilerden oluştuğu yönündeki
savları kuvvetlendirmiştir.

Biz de
bu savlara sadık kalacağımızdan ve bunları çürütecek kanıtlar olmadığından
ya da bulunamadığından Kumran topluluğunu Esseniler olarak kabul edeceğiz.




HIRİSTİYAN
DİNİNİN KÖKENLERİ VE YAZMALAR




Yazmaların
bulunması ve okunması Hıristiyanlığın orijinalliği konusunu da tartışmaya
açmıştır. Hıristiyanlık ile ilk defa söylendiği iddia edilen savların
bu yazmalarda varolması bu dinin tarihinin yeniden yazılması gerektiğini
ortaya koymaktadır.



Mesih
sözcüğü köken olarak "yağlanmak" sözcüğünden gelmektedir.
Eski İsrail krallarının tahta çıkarken yağlanmaları, gelecek olan kurtarıcının
da yağlanacağını , kral olacağını düşündürtmüş ve gelecek olan
kurtarıcı bu isimle anılmıştır. İsrailliler için gelecek olan
kendilerini esaretten kurtarıp kral olacak bir Mesih'tir. Yeni bir kuracak
kurtarıcı hiçbir Yahudi'nin beklentisi olmamıştır.



İlk
yapılan çalışmalar toplulukta iki Mesih beklentisi olduğunu göstermiştir.
Bunlardan birincisi Aaron Mesih'i ötekisi de İsrail Mesih'idir. Ancak daha
sonra açığa çıkan yazmalarda bu ayrılık ortadan kalkmış ve tek Mesih
beklentisi belirgin olarak tespit edilmiştir.



Yazmalarda
geçen bir ilginç terim de Tanrı'nın Oğlu terimidir. Hıristiyanlıkla
birlikte ortaya çıktığı sanılan bu terim yazmalarda mevcuttur. Arami
Apokalipsi diye adlandırılan yazmalarda 4Q246 olarak numaralandıran metinde
bu terim bütün açıklığı ile geçer : " O
Dünyada büyük olacak […] Ve onun adı Tanrı'ını Oğlu olacak ve onu En Yüksek
Olanın oğlu diye çağıracaklar.[…] Onun krallığı sonsuz krallık olacak
ve yolu gerçeğin yolu olacak. […]O dünya yüzüne barış getirecek. […]
Yüce Tanrı onun efendisi olacak . […] Onun hükümdarlığı sonsuz hükümdarlık
olacak. "



Bu
metin aynı zamanda Luka İncili ile de büyük paralellik göstermektedir :
"Melek ona 'Korkma Meryem' dedi, 'Sen
Tanrı'nın lutfuna eriştin. Bak gebe kalıp bir oğul doğuracaksın, adını
İsa koyacaksın. O büyük olacak, kendisine en yüce olanın oğlu denecek.
Rab Tanrı ona atası Davut'un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup'un soyu
üzerinde egemenlik sürecek ve egemenliğinin sonu gelmeyecektir.' "



Aslında
"Tanrı'nın Oğlu" deyiminin İsa'dan önce karşımıza çıkması
bu kadar şaşırtıcı olmamalıdır ; çünkü eski Mısır'dan,
Mezopotamya'dan Roma'ya kadar yöneticiler kendilerini Tanrı soyundan gelen ya
da Tanrı'nın oğlu olarak adlandırmışlardır.




İsa’nın
Essenilerle olan ilişkisi hakkında elimizde daha bir çok ipucu vardır. İncil’de İsa hakkında geçen bir çok
bölüm ile Ölü Deniz yazmaları arasında ilşki vardır. Bunlardan bazılarını
incelersek :



-
İsa’nın
son yemeği , Essenilerin komünyon yemeği ile bağlantılıdır. Ölü Deniz
yazmalarında , toplanıldığı zaman şarap ve ekmekle nasıl yemek yendiği
ayrıntıları ile belirilmiştir. Hatta bu toplulukta , şarap ve ekmeğin
kutsanması ile yemeğe başlanır.



-
Eski
bir geleneğe göre İsa Salı akşamı Paskalya yemeğini yemiş, aynı gece
tutuklanmış, ve Cuma günü çarmıha gerilmiştir. Esseni takvimine göre ise
yıl 364 gün idi ve 52 haftaya bölünmüştü. Buna göre her yıl , bayramlar
aynı güne düşmekteydi. Esseni gelenğine göre de bu bayram (Fısıh/Hamursuz)
Çarşamba gününe düşmektedir. Dolayısıyla da yemeği Salı akşamı
yenmektedir. Öyleyse İsa ya da İncil yazarları bu geleneği izlemişlerdir.



-
İsa
etrafında on iki havari toplamıştır. Kumran topluluğunda da yüksek konsey
on iki kişiden oluşmaktadır. Bu aynı zamanda on iki kabilenin bir sembolüdür.




-
Sayılarla
ilgili bir başka sembol de Markos’da geçer : “İsa onlara, küme küme yeşil
çimenlerin üzerine oturmalarını buyurdu. Halk, yüzer, ellişer kişilik bölükler
halinde oturdu.” (6 , 39-40) . Aynı düzen Ölü Deniz yazmalarında da geçer
: “Bütün herkes düzen halinde geçecek , herkes birbiri arkasına yüzer yüzer,
ellişer ellişer, onar onar.” Bu düzen şekli bir tür ritüelik şekildir.
O zaman İsa’yı karşılamaya gelen ve İsa’nın ders verdiği kalabalığın
Essenilerden oluştuğu da söylenebilir. Ne türlü düşünürsek düşünelim
Ölü Deniz yazmaları ile olan bağlantı açıktır.



İncillerden
bize ulaşan İsa ile ilgili bilgiler onun Kumran topluluğu ile ilişkisi olduğunu
, hatta bir Esseni olduğunu düşündürtmektedir. Ancak onun Esseni olmadığını
da düşündürecek olaylar vardır.



İsa’nın
davranışları Essenilere aykırıdır. Özellikle İsa’nın “temiz
olmayanlarla” ya da “günahkârlarla” yemek yemesi, yemeği ritüel gibi gören
ve temizlenmeyi şart koşan Esseni
düşüncesine aykırıdır.



Bir önemli
ayrım da Esseni düşüncesinin ezoterik ve inisiyasyona dayalı olmasına rağmeni
İsa’nın halkın içinden, seçim yapmadan müritlerini toplamasıdır.

Ancak
burada, İsa’nın Esseniler içinden çıkan, onların düşüncesini ortaya
koyan ancak uygulamalarına karşı çıkan bir “sapkın” olduğunu düşünebiliriz.



İncil'de
adı geçen kişiler içinde Esseni olduğu düşünülen sadece İsa değildir.






Ölü
Deniz Yazmaları ve Vaftizci Yahya




Vaftizci
Yahya İncil’de geçen en ilginç kişiliklerden birisidir. İncil’in Ölü
Deniz Yazmaları ile beraber okunması Yahya’nın da bu topluluktan biri olduğunu
düşündürtmektedir.



Yahya’nın
Esseni olduğu görüşü çok defalar ortaya atılmıştı. Eğr Ölü Deniz
Yazmalarını Essenilere maledersek bu görüş daha da desteklenmektedir.

İlk
olarak bu topluluğun bulunduğu yerle Yahya’nın ortaya çıktığı yer arasında
coğafi bir yakınlık vardır. Luka’ya göre “Tanrı, sözünü çölde
bulunan Zekeriya oğlu Yahya’ya duyurdu.” (Luka 3,2) Burada çöl sözünden
belli bir coğrafi onumu da anlayabiliriz, başka bir deyişle çöl burada
Kumran ya da Esseni topluluklarının yaşadığı yer anlamında alınabilir.
Buna göre Yahya toplulukla birlikteyken Tanrı’nın sözünü duyduğunu
iddia etmiş olabilir. Ayrıca İşaya’da da (40,3) “Çölde Rabbin
yolunu hazırlayın” demesi bütün dindar Yahudi topluluklarını çöle
yöneltmişti. Bu ifade Ölü Deniz yazmalarında da geçmektedir.



Yahya’nın
ailesinin de ruhban sınıfından gelmesi de Yahya’nın bu konuda eğitim almış
olma olasılığını güçlendirmektedir. Öte yandan Yahya’nın doğumunda
babası Zekeriya’nın şükran ilahisinde ( Luka 1,67-80) geçen bir çok
motif de aynı zamanda Ölü Deniz yazmalarında geçmektedir .

Matta’ya
göre (3,4) “Yahya’nın deve tüyünden giysisi, belinde deriden kuşağı
vardı. Tek yediği, çakirge ve yaban balıydı. “ Aynı şekilde , Ölü
Deniz yazmalarında da (Şam Belgesi) , çekirge yendiği yazmaktadır.



Yahay
ile Esseniler arasındaki bir ilginç bağ da Yahya’nın söylediklerindedir.
Matta’ya göre, “Kudüs'ün,
bütün Yahudiye'nin ve tüm Şeria nehri yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını
itiraf ediyor, onun tarafından Şeria nehrinde vaftiz ediliyordu. Ne var ki,
Ferisilerle Sadukilerden birçok kişinin vaftiz olmak için kendisine geldiğini
gören Yahya onlara şöyle seslendi: «Ey engerekler soyu! Gelecek olan
gazaptan kaçmanız için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır
meyveler verin. Kendi kendinize, `Biz İbrahim'in soyundanız' diye düşünmeyin.
Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim'e şu taşlardan çocuk yaratacak güçtedir.
Balta şimdiden ağaçların köküne dayanmıştır. İyi meyve vermeyen her ağaç
kesilip ateşe atılacak. Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum,
ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O'nun çarıklarını çıkarmaya
bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh'la ve ateşle vaftiz edecek. Yabası
elindedir. Harman yerini temizleyecek, buğdayını toplayıp ambara yığacak,
samanı sönmeyen ateşte yakacaktır.” (Matta 3, 5-12) .



Bu
ifadelerle Ölü deniz yazmaları arasında büyük benzerlikler vardır. Burada
belirtilen, gelecek olan gazap , hazırlanma ve Mesih’in gelişi Ölü Deniz
yazmalarında geçen motiflerdir. Suyla vaftiz de , suyla temizleme de Kumran
topluluğunun bir adetidir. Aynı şekilde ateşde yanma ve helak olma da Kumran
topluluğunun yazılarında sıkça geçer. Bu motif ,aynı zamanda Petrus’un
İkinci Mektubu’nda karşımıza çıkacaktır.
Kumran topluluğu da zamanın sonunun geldiğine inanmaktaydı.



Burada
ilginç olan bir nokta da , döneminde , Josephus’un da belirttiği gibi,
Ferisiler, Sudukiler ve Essenilerin bilinmesine rağmen Yahya’nın sadece
ikisine atıfta bulunması ve İncillerde Essenilerin ihmal edilmesidir. Aslında
bunun açıklaması basittir. Eğer Yahya ya da bu kitapları yazan kişiler
kendilerini Esseni olarak kabul ediyorlarsa bu ismin-ya da kendilerini ne olarak
adlandırıyorlarsa – kendi yazılı begelerinde geçmemesi doğaldır.



Yahya’nın
hayatında da Essenilere benzeyen yönler vardır. Yahya’nın mayalı içki içmemesi,
evlenmemesi ve dini bir hayat sürmesi Essenilerle olan benzerliğidir.



Ancak
Yahya da, İsa’nın mesihliğinde gördüğümüz gibi, topluluğunu genişletmeye
çalışmış ve öğretisini geniş kitlelere yaymaya uğraşmıştır. Bu ise
Esseniler ya da Kumran topluluğunun prensiplerine aykırıdır. Aslında Yahya
da bu topluluktan ayrılmış bir sapkın gibi görülebilir.







İsa’dan
sonra Esseni uygulamaları




İsa’dan
sonra da İsa’nın yolunu izleyenler bazı Esseni adetlerini uygulamışlardır.




İlk
Hristiyan topluluklarının ortaklaşmacı yapısı zaten Esseni topluluklarını
anımsatmaktadır. Hiyerarşik olarak da benzer bir yapı vardır. Kumran
topluluğunda, on iki kişiden oluşan
büyük konsey gibi ilk hristiyan topluluklarında , - on iki havari gibi- on
iki kişilik piskopos heyeti vardı.



Bunu
dışında Hristianlığın bir çok motifi ile – erken Hristiyanlıkta günde
üç kez dua, vaftiz ve vaftizden sonra beyaz giyme, Şeytan – Essenilerin
adetlerinin benzerliği de dikkat çekicidir.



Bu
durum ilk Hristiyan toplulukları
ile Essenilerin arasındaki coğrafi yakınlık ile açıklanmaya çalışılmaktadır.
Aslında bu çok da yanlış değildir. İnzivaya çakilen Esseniler dışında,
Filistin’de binlerce Esseninin yaşadığını Josephus’dan öğrenmekdeyiz.
Ayrıca İsa’nın havarilerinin çoğunluğunun da Esseni olmadığını
bilmekdeyiz. Ancak ister İsa’nın yetiştiği topluluk Esseniler olsun ,
ister sonradan katılsın, Hristiyanlığın kökeninde Esseniliğin olduğu bir
gerçektir.






Essenilerin
Pavlus üzerindeki etkisi




Esseni
etkisi hakında söylenmesi gereken bir başka husus da Pavlus’un Essenilerdan
etkilenmiş olabileceği hususudur. Pavlus’un bir çok ifadesi Ölü deniz
yazmaları ile aynıdır.

Pavlus
Korintlilere ikinci mektubunda şöyle der: “Üstün gücün bizden değil
Tanrı’dan kaynaklandığı bilinsin diye biz bu hazineye toprak(kil) kaplar içinde
sahibiz” (4,7). Yazmalarda ise bu ifade şöyle geçer: “Efendim,
sana şükürler olsun, mucizeni tozla, kil vazo yaparak gösterdin” . Bu
iki ifade arasındaki ilişki açıktır.



Pavlus’un
Koloselilere mektubunda ise “Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak
olmaya yeterli kılan Baba’ya şükretmeniz için dua ediyoruz” (1,12)
diye bir bölüm vardır. Bu da yazmalardaki “ Tanrı onlara
kutsalların mirasından pay verdi“ ifadesi ile benzerlik göstermektedir.




Yine
aynı mektuptaki “O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp
sevgili oğlunun egemenliğine aktardı” (1,13) ifadesi de bize Ölü
Deniz yazmalarında sıkça geçen ışık ve karanlık egemenliklerini anımsamaktadır.




Oysa
ışık ve karanlık arasındaki bu mücadele Pavlus’un mektuplarında sıkça
geçmektedir.

Romalılara
Mektup’da şöyle denilmektedir: “Gece ilerlemiş, gündüz yaklaşmıştır.
Bunun için, karanlığın işlerini üzerimizden sıyırıp atarak, ışığın
silahlarını kuşanalım.”(13,12) Burada
Pavlus ile Kumran topluluğu arasındaki ilişki belirgin olarak gözükmektedir.




Işık
ile karanlık arasındaki mücadele Pavlus ‘un Korintlilere ikinci mektubunda
çok ilginç bir şekilde geçer : “İmansızlarla aynı boyunduruğa
girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın
ne beraberliği olabilir? Mesih ile Belial arasında ne söz birliği , iman
edenin iman etmeyenle ne paydaşlığı olailir? “ (6,14) Burada ışık
ve karanlık çatışmasının yanında Mesih-Belial ikiliği de belirtilmiştir.
Belial isminin İncil’de geçtiği tek yer burasıdır. Belial isminin Ölü
Deniz Yazmalarında sık sık geçtiğini görmüştük. Pavlus da burada Kumran
topluluğu tarafından büyük önem verilen bu ismi kullanarak bu toplulukla
olan ilşikisi hakkında ipucu vermektedir.



Elçilerin
İşlerinde ise Pavlus’a İsa tarafından şu sözler söylenmektedir: “Seni
ulusların gözlerini açmak ve onları karanlıktan ışığa, Şeytan’ın hükümranlığından
Tanrı’ya döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek günahlarının
affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların arasında yer alsınlar “
(26,17-18) Burada geçen ifadeler arasında “gözlerini açmak”, “karanlıktan
ışığa” ve “kutsal kılınanlar” Ölü Deniz yazmalarında
geçen ifadelerdir.






SONUÇ



Ölü
Deniz yazmaları keşfinden itibaren büyük gürültü koparmış ve üzerinde
bir çok teori üretilmiştir.



En
dikkat çekici tarafı ise Hristiyanlığın kaynakları hakkındaki görüşlerin
değişmesine neden olmasıdır.



Ancak
bir öğretiye körü körüne inanan insanların özgün düşünerek kendi
ianançlarını sorgulamadsı beklenemez. Bu yazmaları okuyan kişilerin çoğunluğunun
din adamı ya da tarikat mensubu olması burada çıkarılan sonuçların
herkese açıklanmasını engellemiştir. Aynı şekilde yazmaların bir bölümünün
tercümeleri halka açıklanmamıştır ve sansürlenmiştir. Yazmaların yeni
tercümelerinde 50’li yıllarda olan metinler dahi yoktur.



Bunun
dışında bu yazmalara ulaşıp,onları okuduktan sonra dinden çıkan din
adamları ya da okudukları ve tepkiler karşısında alkole sığınan John
Strugnell gibi araştırmacılar da çıkmıştır.



Ölü
Deniz yazmaları hakkında yapılacak tarafsız bir araştırma Hristiyanlık
hakkındaki görüşlerimizi kökünden değiştireceği kesindir. Ancak içinde
yaşadığımız yüzyıl bütün dogmaların yıkılacağı bir yüzyıl
olacaktır ve Hristiyanlık da bundan nasibini alacaktır.







KAYNAKÇA



ALLEGRO
John Marco, The People of the Dead Sea
Scrolls, Doubleday &Company Inc., New York, 1958



ALLEGRO
John Marco, The Treasure of the Copper
Scroll, Doubleday Anchor Books, New York, 1964



BAIGNENT
Michael, LEIGH Richard, The Dead Sea
Scrolls Deception, Touchstone, New York, 1991



DANILEOU
Jean, Les Manuscrits de la Mer Morte et les Origines du Christianisme,
Editions de l’Orante, Paris, 1974



EISENMAN
Robert, James, the Brother of Jesus, Penguin Books, New York, 1998



FEATHER
Robert, The Copper Scroll Decoded,
Thorsons, London, 2000



GASTER
Theodor H., The Dead Sea Scriptures,
Doubleday Anchor Books, New York, 1956



LAPERROUSAZ
E. M., Les Manuscrits de la Mer Morte,
Presses Universitaires de France, Paris, 1984



SHANKS
Hershel, The Mystery and Meaning of the
Dead Sea Scrolls, Random house, New York, 1998


VERMES
G., The Dead Sea Scrolls in English,
Penguin Books, Middlesex, 1965


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 Geri: ÖLÜ DENİZ YAZMALARI Bir Çarş. Şub. 02, 2011 9:07 am

CANTAR

avatar






Kumran

1947 de bir Bedevi çoban, Ölü Deniz kenarında otlattığı
keçilerinden biri, bir mağaraya girince, onu çıkarak için bir taş atar. Kırılan
bir küp sesi.... Küpten, altın değil, bezlere sarılmış kağıt tomarlar
çıkar... Yazılı kağıtlar.... 2000 yıldır keşfedilmeyi bekleyen yazılar.
Ölü Denizin batı yakasına yayılmış bir çok mağara ve harabede binlerce
ve binlerce yazılı kağıt, deri hatta bakır levha bulunur. Tarihi ve
arkeolojik değerden önce, antika meraklılarının parasal değeri hız kazanır.
Elden ele geçen buluntular 1954 yılında, Wall Street Journal'in ilan sayfalarına
kadar sıçrar: "Dört adet Ölü Deniz Yazıtı, kelepir satılıktır...".
Yazıtlar, arkeolog-tarihçi-din adamı grubunun elinde toplanmaya başlar.
Bedevi çobanın karanlık mağaraya attığı taşı, sonraki 40 yıl boyunca
40 akıllı (!) çıkaramayacak ya da isteyerek çıkarmayacaktır.

O günlerde Kudüs'te, Rockfeller Vakfının finanse ettiği
bir kurum vardır: "Ecole Biblique". Başındaki kişi Peder Roland de
Waux'dur. Kazıların yönetimi, buluntuların sınıflandırma, çeviri ve yayımı
işi Ecole Biblique'e , daha sonra özellikle bu amaçla kurulan
"International Team"e verilir. Bu aslında bir görev değil bir ayrıcalıktır.
De Waux tüm işi yürüten, daha doğrusu yönlendiren kişidir.

Yazılar İbranice ve Aramicedir. Yazıldıkları tarih, C-14
testine göre İ.Ö. 33 (200 yıl + ya da - ) olmalıdır. Romalı tarihçiler
Philo ve Josephus'un bölge ile ilgili yazdıkları ile kurulan paralellik, yazıtların
İ.Ö. 150- İ.S. 40 tarihlerine denk düştüğünü gösterir.

Yazıtlar iki genel bölüme ayrılıyor: "Biblical"
(Dinsel) ve "Secterian" (Tarikatle ilgili). Bu ayırım ve
International Team'in bunlara bakış açısı çok önemli. Yazıtların değerlendirilmesi,
araştırmanın yönlendirilişi, International Team'in tüm olayı ele alış
biçimi bu ayırımla yakından ilgili.

Kumran
Mağraları

Bu yazıtların yazarları kimdir? Kabul edilen tez, bunların
Kumran ve civarında yerleşmiş "Esseneler" olduğudur. Esseneler, Ölü
Deniz Yazıtları bulunmazdan önce de biliniyordu. Yine, dönemin tarihçileri
Philo ve Josephus onlardan sık sık bahseder. Kumran merkez olmak üzere,
oralarda yaşayan aşırı dindar bir tarikattır. Bekâr din adamları topluluğu.
Mal mülk yok. Herşey ortak. Bir manastır disiplini içinde öğrenim görür,
topluca yer içer, ibadet eder, ritüellerine uygun biçimde yıkanırlar
(vaftiz geleneği!). İnaçlarına göre, ruh ölümden sonra göğe çıkacak,
ebedi mutlu yaşam başlayacaktır. Essene kelimesinin İbrani veya Arami dili
ile bir bağlatısı yok.

Ecole Biblique ve International
Team, Esseneleri yukarıda
belirtilen genel çerçeve içinde ele alır. Yazıların onlar tarafından, en
geç İ.Ö. 100-150 dolaylarında yazıldığını, "Old Testament"
(Eski Ahid-Ahdi-i Atik) ile sınırlı olduğunu, yani Hıristiyanlıkla bir
ilgisi olamıyacağını ısrarla iddia eder.

Ölü Deniz Yazıtlarının ortaya koyduğu gerçekler bu
mudur? Yazıtlar, sonradan, International Team'in tekelinden kurtulup, Vatikan'ın
baskısı dışında olan başka otoritelerin de incelemesine açılmış ve Hıristiyanlığın
başlangıcını sorgulayan iddialar ortaya atılmıştır.

İşin kökenine inince, Ahd-i Atik (Eski
Ahid) ve Ahd-i Cedid
(Yeni Ahid, New Testament) hakkında bilinenler tarihi gerçekler midir? Yoksa o
gerçekleri veya söylenceleri kilise kalıplarına uyduran bir "Seçkinler
Grubu"nun ortaya koyduğu "Kabul Edilmiş Bilgiler" yumağı mıdır?

Kilise yüz yıllarca, gerçekleri seçkinlerin tekelinde
gizlemiştir. Halkın bilmesine izin verilen, daha doğrusu bilmesi gerekenler,
bir bütün halinde ona dayatılmıştır. Umberto Eco'nun yazdığı "Gülün
Adı" romanındaki manastır bu seçkinler grubunun gayretlerini (!) çarpıcı
bir biçimde ortaya koyar. Yüz yıllar süren bilinçli bir komplonun yarattığı
bu karanlık atmosferde, her şey seçkinler grubunun normları içinde değerlendirilir,
yorumlanır ve karara bağlanır. Sırası geldiğinde, öyle gerekiyorsa,
Tampliye Şövalyelerini sapkınlığın sembolü olarak göstermek, hatta Banco
Ambrosiano'nun iflâsından Umberto Eco'yu sorumlu tutmak bile Vatikan'ın işine
uygun düşmüştür.

Kilisenin tartışmasız gücü, XIX. yüz yılla birlikte
sarsıntıya uğrar:

-Arkeoloji, Hıristiyan dogmalarını sorgulayan bulguları gün
ışığına çıkarır: Schilemann, Anadolu ve Yunanistanda; Sir Charles
Willson Kudüste; Flinders Petri Mısırda; Robert Coldeway Babilde önemli
bulgular gerçekleştirir.

-Ernest Renan yazdığı kitaplarla (İsanın Yaşamı- Hıristiyanlığın
Kökeni- İsrail Halkının Kökeni) tabuları yıkar. Cin, artık şişesinden
çıkmıştır. Vatikanın, o cini, şişesine sokma gayretleri boşunadır.

-Bilim, Darwin' in çıkışları ile, kilisenin ana dayanağını
sarsar.

-Siyasi gelişmeler, 1870'lerin Alman İmparatorluğu, artık
kilisenin desteğini aramıyacak güçtedir. Garibaldi'nin kurduğu İtalya
birliği, Vatikan'ı Romaya hapseder.

Vatikan, dört yandan gelen saldırıları karşılamak üzere
seçkin bir grup yetiştirmeye karar verir. Bu grup kiliseye yönelik saldırıları
etkisiz hale getirmek üzere hazırlanır. Böylece "Katolik Modernist Akımı"
doğar. Vatikanın emirleri ile hareketin düşünsel forumu olarak Ecole
Biblique, peder Lagrange tarafından kurulur. Modernistler gerçekten iyi yetiştirilirler.
Kısa sürede kilisenin dogmalarını sorgulayacak düzeye gelirler ve başkaldırırlar.
Modernizmin düşünsel çekirdeği olarak kurulan Ecole Biblique, başkaldırı
hareketini boğmak görevini üstlenir. Ve ironik bir sonuç: Modernistlerin
kitapları, Vatikanın yasak yayınlar kataloğunda baş köşeyi alır. Papa
Leo XIII, 1903'te "Pontifical Biblical Commision"u kurar. Komisyon
"Tanrının sözlerinin (!) her türlü hata ve kötü düşünceden
korunması" ile görevlidir. Peder Lagrange, komisyonun üyesidir. Ecole
Biblique'in sonradan gelecek başkanları da komisyonun üyesi olmuştur. Ecole
Biblique tarihi ve arkeolojik bulguların, katolik doktrinine uygunluğunu kanıtlamak
gibi bilimsel (!) bir uğraş içindedir. Komisyonun doktrindeki otoritesini
sorgulayacak hiç bir araştırma-sonuç-öğretiye izin yoktur. Komisyonun bu gün
(1992) başkanı olan kardinal Joseph Ratzinger, aynı zamanda "Congregation
For the Doctrin of the Faith" enstitüsünün de başıdır. Bu nstitü,
13. asırdan beri varlığını sürdürmektedir. 1542'deki adı "Holy
Office"tir. Daha önceki adı ise "Holy Inquisition"dur (Kutsal
Engizisyon). Böylece kardinal Ratzinger'in, günümüzün "Büyük Engizitör"ü
olduğu anlaşılır.

Yüz yıllar içinde kökleşmiş bir çıkar hiyerarşisi.
Yaygın, etkin ve güçlü. Din adamları için bu hiyerarşik yapıya karşı
gelmek, o seçkin çevreye girebilme şansını öldürmek veya bulunduğu
pozisyonu yitirmek demektir.

Ölü Deniz Yazıtlarının emanet edildiği Ecole Biblique ve
International Team'in genel çerçevesi budur. Bu iki kuruluş her zaman
birlikte anılır ve Vatikan'dan ayrı düşünülemez. Ecole Biblique'in başkanları
(De Waux, Milik, Starcky, Strugnel...) bir Katolik Dominiken zinciri halinde,
yazıtlar üzerinde tam bir tekel kurar. İsrail, 1967 savaşı sonunda
Rockfeller müzesi ve Ecole Biblique'i fiziki olarak ele geçirir. Ama bu
uluslararası gücü ve hele arkasındaki Vatikan'ı karşısına alacak yere
henüz ulaşmamıştır.

Ecole Biblique ve International
Team, Ölü Deniz Yazıtlarını,
kendi amaçlarına uygun biçimde ele almıştır. İnceleme, yorum ve yayınlamada
hedef, gerçekleri aramak değil, gerçeklerin kilise doktrinine uydurulması
olmuştur.

Yine Essenelerin kimliğine dönmek, doğru bir başlangıç
olabilir. Tarihçi Philo ve Josephus ilk bilgileri vermiştir. Konu, Kumran yazıtlarının
ortaya çıkışından önce de ele alınmıştır. 1770 Yılında, Büyük
Fredrik, İsa'nın bir Essene olduğunu; 1863'te Ernest Renan Hıristiyanlığın
aslında Essenizm olduğunu söyler. 18. ve 19. yüz yıllarda , İsa'yı bir
Essene olarak tanımlayan ve çarmıhtan sonra yaşamasını da Essenelere özgü
gizli bilgilerden aldığı güçle açıklayan çalışmalar olur. Ölü Deniz
Yazıtlarına kadar Essene imajı bellidir: dünyadan el etek çekmiş aşırı
dindar kişiler. Yazıtlar onların eseridir. Ecole Biblique ve International
Team, bu sakin pasif insan grubunun İ.Ö. 100- 130'da yaşayıp o yazıtları
yazdığını ve ilk Hıristiyanlarla bir ilgileri olamayacağını ısrarla
vurgular.

Ölü Deniz Yazılarının ortaya çıkardığı Essene kimliği
ile, Josephus ve ona dayalı geleneksel kabul arasında derin çelişkiler var:

-Josephus'un Esseneleri bekâr erkekler toplumudur. Oysa
harabelerde çocuk ve kadın iskeletleri bulunmuştur. Ayrıca "Toplum
Kuralları" adlı yazıtta, evlilik ve çocuk yetiştirme konuları işlenir.
Bu noktada, International Team'in, yazıtların "Secterian" (Tarikat
ile ilgili) bölümünü hep gözlerden ırak tutma gayreti anımsanmalıdır.

-Hiç bir yazar, Essene takviminden söz etmez. Yazıtlarda,
Kumranın güneşe endeksli bir takvimi olduğu ortaya çıkarılmıştır.

-Philo ve Josephus'un anlattığı Esseneler kurban törenlerini
bilmez. Halbuki harabelerde kurban edilmiş hayvan iskeletleri bulunmuştur;
daha önemlisi, "Mabet" yazıtında, kurbanla ilgili kurallar vardır.

-Josephus, Essenelerin, Herod Antipas (İ.Ö. 20- İ.S. 39
arası Judea Tetrarkı) ile iyi geçindiğini yazar. Yazıtlarda, Essenelerin,
bu Roma kuklası krala karşıt oldukları açıkça bellidir.

-Nihayet Josephus ve Philo'nun anlattığı
Esseneler, sakin,
pasif, bu dünya ile ilgisi olmayan keşişlerdir. Oysa, harabelerdeki
buluntular ve "Savaş" yazıtı, Kumran ve çevresine yerleşmiş bu
insanların, geleneksel Essene imajından çok, o günlerde bölgede, Roma baskısına
ve Roma'nın işbirlikçisi olan Yahudi yaşamına karşı başkaldırıyı yürüten
"Zelot" tanımına daha çok uyduğunu gösterir.

Burada, Ölü Deniz Yazıtlarının ortaya hangi gerçekleri
çıkarabileceği ve Vatikan'ın bunu, Ecole Biblique ve International Team
kanalı ile, niçin önlemeye çalıştığını anlamak için, o günlerin ve o
çevrenin atmosferine kısaca bakmak gerekir.

Yahudiler, en başından beri, dinsel ve laik önderlerin
ortaklaşa yönettiği bir toplum olagelmiştir. Dini liderler, Levi
kabilesinden Aaron'un halefleri olan Zadok'lardandır; laik liderler, Juda
kabilesinden Davud'un halefleridir. Babil sürgünü ve daha sonra İskender ile
başlayan Helenistik etkilerin derinleştirdiğiyozlaşma, politik boşluğun ötesinde,
dini liderliğin yapısını ve toplum üzerindeki etkisini bozmuştur. Sonunda,
İ.Ö. 167'de, Mattathias Maccabeaus, bir Yunan görevlinin kurban konusundaki
pagan isteğine karşı çıkarak isyanı başlatır. Maccabeaus ilk Zelot'tur.
Oğlu Judas inzivaya çekilir (Musa, İsa ve Muhammed gibi) ve sonra kardeşleri
ile beraber, Kutsal Topraklarda, yeniden Musa yasasına uygun düzeni kurar.
Maccabeaus'un yandaşları Makkabiler İ.Ö. 76 yılına kadar kontrolu elinde
tutarlar. Sonra yine yozlaşma ve Kral Antipas.

Yazıtların, "Biblical" ve "Secterian"
olarak iki ana bölüme ayrıldığı, Biblical bölümün International Team ve
Ecole Biblique tarafından ön plana çıkartılıp, Secterian bölümün gölgede
bırakıldığı bilinmektedir. Kutsal Toprakların o dönemdeki havası ve o
hava içinde, Kumran topluluğunun gerçek kimliği, yani Essenelerin gerçek yüzü,
Secterian bölümlerde verilmiştir: Roma Kutsal Topraklara hakimdir. Herod
Antipas kukla bir kraldır. Yahudi bile değildir. Durumunu halka kabul ettirmek
için, bir Maccabi prensesi ile evlenmiş, yeterince güçlenince de karısı ve
kardeşlerini öldürtmüştür. Dini lider de Roma'nın uydusudur. Dış
etkiler, iç yozlaşma, Yahudi toplumunu alt üst etmiş, Kutsal Topraklardaki
yaşam Musa kanunlarının dışına itilmiştir. Roma'yı kovmak ve Musa düzenini
yeniden kurmak için ölüm-kalım savaşı veren insanlar çıkar...Bunlar
Zelot'lardır...

Bu noktada, İncillerde ve kilisenin yüz yıllar boyu süregelen
araştırmalarında hep gölgede bırakılmış bir isimden söz etmek zamanı
geliyor: James!.. İsa'nın kardeşi. Ondan sadece Acts (Nebilerin İşleri)
kitabında, bir iki yerde bahsedilir. Kumran yazıtlarında James'in önemli bir
yeri vardır ve adı "The Righteus" tur (Haksever). "İlk
Kilise"nin (Early Church) önderidir.

Milat yılları... Kutsal Topraklar... İlk Kilise veya ilk
mabet... Özgür bir ülke ve Musa yasaları için ölümüne savaşan insanlar,
Zelotlar. Esseneler, Kumran'lılar... Bunlar İlk Kilise'ye ve onun liderine bağlı,
değişik isimlerle anılan aynı insanlar. Sadece Kumran'da değil, Kutsal
Toprakların tamamına yayılmış yasa ve "Yol"un savaşcıları…
Geleneksel Essene çerçevesinin çok dışında bir topluluk, örgütlü bir güçtürler.
Üyelerini, yeni üyeler bulmak, para toplamak için görevlendirir. Suikastler
düzenler. İsyanlar tertipler, kaleler kurar, Roma'yı o tarihte 80.000 kişilik
bir ordu gönderecek denli ürkütürler.

James, bu karışık ortamda bir gün mabette "isimsiz
biri"nin başlattığı bir saldırıda linç edilir. İlk din şehidi
olarak bilinen St.Stephen, belki de sadece hayal ürünü bir kişidir ve
James'ten başkası değildir. Roma'ya karşı başlayan büyük isyanla
James'in ölümünün aynı yıllar da olması basit bir rastlantı olmasa
gerektir. İsyan başlar. Roma, Kudüsü (İ.S. 68), Kumranı (İ.S. 70),
Masadayı (İ.S. 74) yerle bir eder. Zelotlar esir düşmemek için ölümü seçer.
Yalnızca Masada'da 960 kişi (erkek-kadın-çocuk) topluca intihar eder.

James'in ölümüne dönersek... Mabetteki linç olayında,
katilleri seyreden biri vardır. Sadece izleyici olmadığı bellidir. Acts
9-21'de, "İlk Kilise"ye saldırılar düzenlediği anlatılan biri
vardır: Saul!...

Saul.. Ya da transfigürasyondan sonraki adı ile St. Paul...
Adına dünyanın dört bucağında kiliseler yapılmış en büyük Hıristiyan.
Daha doğrusu Hıristiyanlığı başlatan, yayan aziz!... Kumran yazıtlarından
sonra, Hıristiyanlığın doğuş ve yayılışındaki rolünün ne olduğu
sorgulanan Saul...

Tarsus'lu Saul bir Yahudidir ama aynı zamanda bir Roma
vatandaşıdır. Onu sahnede ilk kez St. Stephen'in (James?) öldürülüşü sırasında
görürüz. Bu noktada, James'e mabetteki saldırıyı başlatan "isimsiz
biri" nin kimliği de ortaya çıkmaktadır. Acts 9-21'de Saul'un ilk
kiliseye saldırılar düzenlediği yazılıdır. St. Stephen'in öldürülme
nedeni "Kanun"a karşı gelmektir. Oysa St. Stephen, katillerini
"Kanun" u ihlâl etmekle suçlar. Bu paradoksun mantıksal açıklaması
şu olabilir: Katillerin arkasındaki güç (High Priest - Haham Başı) Roma
otoriteleri ile işbirliği içindedir, İlk Kilisenin önderliğindeki akımı
boğmak istemektedir. Saul onların emrinde, fanatik bir İlk Kilise düşmanıdır.
Yeni saldırılar düzenlemek üzere, Şam'a giderken göklerden İsa'nın sesi
duyulur: "Saul! Niçin bana karşısın?". Büyük değişim (transfigürasyon)
meydana gelir… Saul, yeni adıyla Paul artık İsa'nın bir mürididir. İsa'yı
sağlığında görüp tanıdığına dair hiç bir kayıt yok. Şam'da üç yıl
kalır. Kudüse geri döner. Artık İlk Kilisenin düşmanı değildir. Ama İlk
Kilise Paul'ü pek de kabullenmez. Tarsus'a gönderilir. Bir tür sürgündür
bu... Topluluğa yararlı olabilirse iyi. Olamazsa, zaten istenmeyen bir kişidir.

Paul, Tarsus'ta ve Antakya'da vaazlar verir. Bir ara Kudüsten
bir heyet gelip etkinliklerini değerlendirir.

İsa ve öğretisi hakkında neyi bilip bilmediği hiç bir
yazıda belirtilmemiş olan Paul, İsa'ya mal ettiği bir akım yaymaktadır.
"Şeyh uçmaz, O' nu müritleri uçurur" deyimine göre bir İsa yatarı.
Tanrı'nın oğlu ve aynı zamanda Tanrı İsa...

Kudüs'e geri çağrılır. Yedi günlük arınma ritüelini
yerine getirmesi istenir. Söylenenleri yapar. Ama İlk Kilisenin temel
ilkelerinden, "Yol"dan sapmışlığı açıktır. Ona göre inanç,
"Yasa"dan (Musa Yasası) üstündür. Yargılanmaktan, belki de linçten
Roma vatandaşı olduğu için kurtulur. Her Romalı gibi, kendisini Roma İmparatoru
önünde savunmak hakkı vardır (neye, hangi suça karşı?...). Roma'ya gider.
Paul'ün öyküsünün bundan sonrası pek belli değildir...

Aziz Paul!... Roma vatandaşı
Paul! Güçlü dostları olan
zengin Paul! Kukla hiyerarşi ile yakınlığı bilinen Paul! Kendi insanları
arasında tutunma şansı kalmayınca, Romalı muhafızlarla Roma'ya gönderilip
tarih sahnesinden silinen Paul! İsa'yı tanımayan, belki de kendine göre bir
İsa yaratan Paul!...

James'in liderliğindeki İlk Kilise... "Yasa"yı ve
Kutsal Toprakları korumak için, toplu intiharlara sürüklenen dava insanları,
Zelot'lar... Paul, bu ölüm-kalım savaşının fırtınalı atmosferini
"Düşmanınızı Seviniz" anlayışına varacak biçimde, neden
pasifize etmiştir? Bu bir yorum farkı mıdır? Yoksa ihanet mi? Romalı Paul,
Zelotların savaşını yozlaştırmaya çalışan bir Roma ajanı mıydı?

Ölü Deniz (Kumran) Yazıtları, Ecole Biblique ve
International Team'in tekelinden kurtarılıp, tarafsız, yani Vatikan
etkisinden uzak otoritelerce incelendiği zaman, Hıristiyanlığın kökenini
sarsan sorular ortaya çıkmıştır. International Team'in yayınları skandal
olarak değerlendirilmiştir.

Pek çok yazıtın (belki bilinenden çok) yeraltı dünyasında,
antika piyasasında olduğuna, hala keşfedilmeyi bekleyen mağaraların varlığına
inanılmaktadır. Bunların tümü toparlanıp, önyargıların dışında
incelendiği zaman, belki üç büyük dinin temelleri ve ortak yanları daha
iyi ortaya çıkacak, bir tek Tanrı'ya inanan insanlar arasındaki yüz yıllardır
süregelen düşmanlığın anlamsızlığı daha iyi anlaşılacaktır.
Din kurumunun, onu sahiplenenlerin elinde, ne korkunç bir silâh
haline getirilebileceği de daha açıkça ortaya çıkacaktır.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz