GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Mandenler (Sâbiîler, Mandaeans, Nasoraeans)

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Mandenler (Sâbiîler, Mandaeans, Nasoraeans) Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:52 am

CANTAR

avatar


Günümüzde
toplam nüfusları ancak 20.000 kişi olan Mandenler, güney Irak’ta Dicle
ve Fırat nehirlerinin birleştiği bölgede ve güney-batı İran’da
oturmaktadırlar. Araplar tarafından Sâbiî” (Subbi ya da
Subbâ
) biçiminde adlandırılan bu topluluk, kendilerine Mandenler
(bilgili olanlar, arifler anlamında; İngilizcede Mandaeans) adını
verir. Kendileri için kullandıkları bir diğer ad Nasuralardır
(kutsal öğretileri koruyanlar anlamında; İngilizcede Nasoraeans).
Manden adı tüm topluluk üyeleri için kullanılırken, Nasura adı yalnızca
din adamları, topluluğun ileri gelenleri ve ataları için kullanılır.
Mandenler, ayrı bir dil olan Mandence konuşurlar. Sâbiî sözcüğü ise
Mandence’de vaftiz olmak” ya dasuya daldırmak”
anlamına
gelen “sabfiilinden türetilmiştir ve Araplar tarafından,
Mandenlerin en dikkat çeken ve sık uyguladıkları ibadetlerinden biri olan
vaftiz uygulaması nedeniyle, bu topluluğa bir ad olarak verilmiştir.


Sâbiîler’in,
Kur’an’da üç ayrı yerde (Bakara: 62, Maide:69 ve Hac:17) bahsi
geçmektedir. Bu üç yerde de onlardan “Allah’a iman edenler
olarak söz edilmesi, erken dönemden başlayarak Mandenler’in kim oldukları
ve nerede yaşadıkları konusunda İslam araştırmacıların ilgisini çekmiştir.
X. Yüz yıla kadar araştırmacılar, Sâbiîler’in güney Irak’ta yaşadıklarını
ve kendine özgü bir dinleri bulunduğunu belirtmişlerdir.





Bu ilk değerlendirmeler,
yüzeysel olmalarına karşın, genellikle doğruydu. Ne var ki, Halife
Me’mun
döneminde ölüm tehditlerinden kurtulmak isteyenHarraniler
(Harranlı putperestler) kendilerini Sâbiîler olarak gösterdiler ve bugüne
dek gelen bir yanlışın ortaya çıkmasına neden oldular. Oysa, Asur-Babil
politeizmini sürdüren ve putperest olan Harraniler’in Sâbiîler ile hiç
bir ilgileri yoktu. Sâbiî adını almalarından sonra bir çok Harrani, Bağdat
gibi önemli merkezlerde Sâbiî adını kullanarak ünlü oldu ve Sâbiîlik
adı altında kendi inançlarını yayma fırsatı buldu. Gerçek Sâbiîler
ise, ezoterik ilkelerinin bir gereği olarak inançlarını açıklamamaları
nedeniyle unutuldular.


Daha sonraları
el-Bağdadi
ve Biruni gibi araştırmacılar, Sâbiîleri Harran Sâbiîleri”
ve “VasıtSâbiîleri olarak ikiye ayırarak, güney
Irak’takileri gerçek Sâbiîler olarak kabul ettiler. Bu araştırmacılar,
Harranlıların gerçek Sâbiî olmadıklarını ve bu adı sonradan aldıklarını
da açıkladılar.


Batılı araştırmacılar
Mandenler ile XVI. yüz yıldan başlayarak ilişki kurdular. Başta Cizvit
misyonerleri ve çeşitli batılı araştımacılar, önceleri Vaftizci
Yahya Hıristiyanları
diye adlandırdıkları Mandenler’in kutsal
metinlerini çevirmeye ve bu dinle ilgili bilgi vermeye başladılar. Son yüz
yıl içinde oldukça ciddi araştırmalar gerçekleştirildi ve Manden
literatürünün tümü çeşitli Batı dillerine çevrildi.






Tarihçe




Mandenler, kendi
dinlerinin Adem’le birlikte başladığını ileri sürerler. Aslında
bu din, İ.Ö. 200 yıllarından başlayarak, Filistin-Ürdün yöresinde yaşayan
heterodoks Yahudi akımları içersinde filizlenmiştir. Bu dönemde Kudüs’teki
egemen Yahudi anlayışına karşı çıkan bir çok topluluk bulunmaktaydı.
Bunlar arasında en önemlileri Esseneler”, “Vaftizciler” ve
“Nasuralar
idi. Mandenler açısından bunların içinde en dikkat çekeni
Nasuralar’dır. Zira kendi kutsal metinlerinde Mandenler, Nasuralar’ı
Filistin’deki kendi ataları olarak kabul ederler ve Nasuralar’ın
Yahudiler ile yaptıkları mücadeleyi dile getirirler. Ortodoks Yahudi anlayışına
karşı çıkan akımların içinde Nasuralar en güçlüsüydü. Bu yüzden
Yahudiler, o dönemde karşılarına çıkan her aykırı akımı
Nasuralar’dan olmakla suçladılar. Nitekim, İsa ve yandaşları da
Yahudilerce önceleri Nasura adıyla çağrılmıştı.


Mandenler tarafından
Işık Peygamberi olarak adlandırılan ve büyük önder olarak
kabul edilen Vaftizci Yahya, büyük olasılıkla Nasura topluluğu ile
ilişki içindeydi. İsa’nın çağdaşı olan Yahya bir Yahudiydi, ancak
sonradan resmi Yahudi görüşlerine karşı çıkarak kendi topluluğunu
kurmuştu. İsa, Yahya tarafından vaftiz edilmişti. Yahya’nın aykırı
inanç ve uygulamaları nedeniyle huzursuz olan Yahudiler, bölgeye Roma adına
egemen olan Herod Antipas’a Yahya’yı ihbar ettiler. Bunun üzerine
Yahya tutuklandı ve çeşitli işkencelerden sonra başı kesilerek öldürüldü.
Yahya’nın yandaşları baskı ve zulum altına alındılar, bir çoğu öldürüldü.
Knight & Lomas, “The Hiram Key” adlı kitaplarında
Nasuralar’ın İ.S. 37 yılında katliama uğrayarak göç etmek zorunda
kaldıklarını söylerler ve bu baskı uygulamasının sorumluluğunu doğrudan
Aziz Pavlus’a (Saint Paul) yüklerler.



İncil’in
Habercilerin
İşleri
19:1-5 bölümlerinde, Aziz Pavlus’un Efes’te Vaftizci
Yahya’nın izinden giden topluluklarla karşılaştığı, üstelik bu kişilerin
İsa’dan hiç haberlerinin bulunmamasına çok şaşırdığı kayıtlıdır.
Kudüs ve Efes arasındaki uzaklık göz önüne alındığında, Vaftizci
Yahya’ya bağlı inanç topluluklarının kısa sürede ne ölçüde hızlı
bir yayılmayı sağladıkları açıkça anlaşılabilir.


Göç etmelerine
neden olan katliama Mandenler kutsal kitaplarında ayrıntılı biçimde yer
verirler. Katliamdan kurtulanlar kuzey Mezopotamya’ya kaçmışlardır.
Mandenler’in kutsal metinleri göç edenlerin sayısını 60.000 olarak
belirtir. Mandenler, bir süre sonra güney Mezopotamya’ya göç ettiler.
VII. Yüz yılda Irak’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesi ile
Mandenler İslam egemenliği altına girdiler. Müslüman yöneticiler
Mandenler’e Ehl-i Kitap muamelesi yaptılar.


Tüm bu tarihsel süreç
boyunca Mandenler, çeşitli inanç ve kültürlerle ilişki içine girdiler
ve farklı geleneklerden etkilendiler. Kendi özgün Yahudi kültürleri üzerine
İran dinlerinden, Asur-Babil inançlarından ve Hıristiyanlıktan aldıkları
çeşitli öğeleri uyarladılar. Filistin’de uğradıkları katliam
nedeniyle Yahudiliğe karşı bir polemik geliştirerek, zamanla Yahudilik'ten
iyice uzaklaştılar.






İnançlar




Mandenler, dünya üzerinde
günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş en son gnostik din olarak
dikkat çekmektedir. Vaftizci Yahya’yı teolojilerinin en kutsal kişisi
olarak kabul etmeleri nedeniyle Vaftizci Yahya Hıristiyanları” (Christians
of Saint John the Baptist
)
olarak da adlandırılırlar. Oysa İsa hakkındaki
değrlendirmeleri oldukça farklıdır. Baigent, Leigh & LincolnThe
Messianic Legacy”
adlı kitaplarında Mandenler’in İsa’yı bir sapkın,
gizli öğretileri herkese açıklayan bir isyankar olarak gördüklerini
belirtirler.





a)Kutsal Metinler:


Pek zengin bir dinsel
literatüre sahip olan Mandenler’in kutsal metinleri iki ana grupta toplanır:
Yazılı metinler ve çanak ve tabletler üzerindeki giz metinleri.


Mandenler’in kutsal
kitapları arasında en önemli yeri üç ayrı kitap tutar: Ginza”,
“Draşia d Yahya
ve Qolasta”. “Ginza” (Hazine),
yaklaşık 600 sayfadır ve Adem’in Kitabı diye de adlandırılır.
Çeşitli dualar, teoloji, mitoloji, ölüm ve ölüm sonrası gibi konuları
içerir.Draşia d Yahya” (Yahya’nın Öğretileri), büyük
ölçüde Yahya’nın yaşamını ve öğretilerini konu alan bir kitaptır.
“Qolasta” (Övgü)
ise vaftiz, ritüelik yemekler, ibadetlerle ilgili
dualar ve çeşitli uygulamaları içeren bir kitaptır.



Yazılı metinler
arasında yalnızca din adamlarınca kullanılmasına izin verilen ezoterik
metinler de vardır. Alf Trisar Şuialia” (Binoniki Soru),
Alma Rişaia Rabba” (Büyük İlkEvren)
ve Alma Rişaia
Zuta” (Küçük İlk Evren)
bu kitaplara örnek olarak verilebilir.
Bunlar genellikle teoloji ve mitoloji anlayışlarını dile getirmektedir.
Ayrıca çeşitli konularla ayrı ayrı ilgilenen divan, şerh ve tefsirler de
mevcuttur.


Astroloji ile ilgili
yazılı metinler, daha çok kehanet, cin kovma, ebced hesabına benzer yöntemlerle
kişisel olayların yorumlanması konusunda bilgiler içermektedirler. Bunların
en önemlisi Sfar Malvaşiadır (Burçlar Kitabı).


Yazılı olmayan giz
metinleri ise çeşitli durumlarda hastalık, büyü, afet ve benzer kötülüklere
karşı çanak, çömlek üzerine ya da metal ve papirüs sayfalara yazılan kısa
muskalardır.


Mandenler, kutsal
metinlerinin yaratılışta Tanrı tarafından Adem’e verildiğine inanırlar.
Mandenler’in dinsel literatürü üzerine yapılan incelemeler, bu
metinlerin genellikle İ.S. II – III. yüz yıllarda derlendiğini ortaya
koymuştur.


Mandenler’in kutsal
metinleri Aramice’nin doğu lehçelerinden biri olarak değerlendirilen
Mandence ile yazılmıştır. Gündelik yaşamlarında Arapça konuşan
Mandenler, bu dili anlamadan sadece ibadet dili olarak kullanırlar.
Mandence’yi okuyup yazabilme ayrıcalığı yalnızca din adamlarına
aittir.








b)Tanrı Anlayışı


Mandenler’in
dinsel anlayışları tümüyle gnostik düalizm temeline dayanmaktadır. Bu
ikili anlayışta, bir yanda Işık Evreni”, diğer yanda ise
“Karanlık Evreni”
bulunmaktadır. Işık Evreni’nin yöneticisi,
“Yüce
Yaşam
”, “Kudretli Ruh
ya da Yüceliğin Efendisi”
gibi
niteliklerle de adlandırılan “Malka d Nhuradır (Işık Kralı).
Malka d Nhura’nın, en üstün niteliklere sahip olduğuna ve tüm
eksikliklerden uzak bulunduğuna inanılır.


Malka d Nhura’nın
çevresinde sayısız Işık Varlıkları vardır. Bu varlıklar
Uthria” (Zenginler) ya da “Malkia” (Krallar)
diye adlandırılırlar. Bunlar da her türlü kötülükten uzak varlıklardır.
Işık Evreni her türlü yokluk, kötülük, eksiklik, yanlışlık ve ölümlülükten
arınmıştır. Düzen ve verimliliği simgeleyen Hiia(Yaşam)
ilkesinden türeyen Işık Evreni’nin kuzey’de olduğuna inanılır.


Düalizmin diğer yönünü
oluşturan Karanlık Evreni de benzer bir yapılanmaya sahiptir. Bu evrenin başında,
bir adı da Büyük Canavar” olan “Malka d Hşuka” (Karanlık
Kralı)
bulunur. O, sayısız kötü varlığın yaratıcısı ve kötülüklerin
yayıcısıdır; kötü niteliklerin tümüne sahiptir. Aslan başlı, ejder gövdeli,
kartal kanatlı ve kaplumbağa sırtlı olarak düşünülen Malka d Hşuka,
soluğu ile demiri eritir ve bakışıyla dağları sarsar. Yine de, Malka d
Nhura’nın karşıtı olduğu için aptal ve sersem olduğuna inanılır.
Karanlık Evreni yokluk, eksiklik ve düzensizliği simgeleyen “Kara Su”
(Kaos) ilkesi tarafından yaratılmıştır ve bu evrenin güney’de bulunduğu
varsayılır.


Malka d Hşuka’nın
yanında sayısız kötü varlık, devler, canavarlar, şeytanlar ve kötü
ruhlar bulunur. Bunlara ek olarak, Karanlık Evreni’ne düşmüş ya da
kaderin bir sonucu olarak buraya atılmış bazı Işık Varlıkları da vardır.
Bunların önderi olan Ruha”, özellikle evrenin ve insanın yaratılışında
kötülükleri harekete geçiren dişi figür olarak Malka d Hşuka’yı kışkırtan
ve bu nedenle Karanlık Evrenine mahkum olan bir Işık Varlığıdır. Ayrıca
Işık Evreni ile Karanlık Evreni arasında aracılık görevi gören “Yuşamin”,
Abatur
ve Ptahil gibi varlıklar da mevcuttur.


Hem Malka d Nhura,
hem de Malka d Hşuka ezeli ve ebedi varlıklardır. Dünyanın sonu gelince tüm
kötü varlıklar yok olacaklar, ancak kaos ilkesi ile Malka d Hşuka kendi
evrenlerinde tutsak olarak varlıklarını sonsuza kadar sürdüreceklerdir.







c) Yaratılış
Anlayışı


Mandenler'e göre,
evrenin ve insanın yaratılışı iyilik ile kötülüğün arasındaki kaçınılmaz
savaşın bir sonucudur. Evren yaratılmadan önce, Işık Evreni ile Karanlık
Evreni birbirinden tümüyle ayrı durumdadırlar. Yapısı gereği Karanlık
Evreni düzensizliği simgeleyen Kara Su’dan oluşmuştur; yaşam ve
verimlilik öğelerini içermediği için orada hiç bir varlık yoktur. Bu yüzden
Malka d Hşuka, kimi Işık Varlıklarını tutsak etmeyi planlamaktadır. Bu
durumdan haberdar olan Malka d Nhura kendi elçisi olan Manda d Hiia”yı
(Yaşam Elçisi) özel görevle gizlice Karanlık Evren’e gönderir.
Kutsal silahları sayesinde Manda d Hiia, Karanlık Kralı’nın yakalar ve
zincire vurur. Ancak bu sırada Işık Evreni’nde yaşayan Yuşamin ve
Abatur gibi kimi Işık Varlıkları meraktan iki evrenin arasındaki perdeyi
aralarlar ve Kara Su’ya bakarlar. İşte onların bu merakı, Işık
Evreni’nden düşmelerine neden olur. Işık Evreni’ne geri dönmek
isterler, ancak ilahi kader gereği bu artık olanaklı olmayacaktır.


İkinci Yaşam
ve Üçüncü Yaşam” olarak da adlandırılan Yuşamin ve
Abatur’un düşüşleri evrenin ve insanın yaratılması açısından son
derece önemlidir. Bunlar Işık ve Karanlık Evrenleri arasında sınırda
kalırlar ve kendilerine ait yeni bir evren kurmaya çalışırlarsa da başarılı
olamazlar. Abatur, Kara Su’ya bakar ve kendi yansımasını görür. Bu yansımadan
“Dördüncü Yaşam
olarak adlandırılan Ptahil oluşur. Kara
Su’yun içinde kendini kurtarmaya çabalayan Ptahil’i daha önceden Karanlık
Evren’e atılmış olan Ruha görür. Ruha gider ve Malka d Hşuka’nın
zincirlerini çözer. İkisi birlikte Ptahil’e dost görünerek, Ptahil’i
maddi dünyayı yaratması için kışkırtırlar. Amaçları sonradan
Ptahil’in yaratacağı bu maddi dünyaya egemen olmaktır. Bu arada Ruha ile
Malka d Hşuka birleşirler ve bu birleşmeden kötü varlıklar olan yedi
gezegen ve oniki burç doğar. Ptahil, Işık Kralı Malka d Nhura’ya
kurtulmak için yalvarır. Malka d Nhura, Ptahil’e Yaşam Işığı
verir. Böylece Ptahil dünyayı yaratır. Dünyanın maddi yönleri Kara
Su’dan, yaşam ve verimlilik taşıyan yönleri Yaşam Işığı’ndan oluşur.
Yaratılış tamamlanınca Malka d Hşuka, Yaşam Işığı’nın kaçmaması
için dünyanın çevresine kendi kötü çocukları olan yedi gezegen ile on
iki burcu dizer; dünyayı Ptahil’in elinden alır ve cinler, şeytanlar
gibi kötü varlıklarla doldurur.


Görüldüğü gibi
Mandenler’in inancında dünyanın yaratıcısı Malka d Nhura değil, düşmüş
bir Işık Varlığı olan Ptahil’dir ve gnostik yaklaşımda sık görülen
Demiurgos” rolünü üstlenmektedir.



Yarattığı dünyanın
kötü güçlerin eline geçtiğini gören Ptahil, en azından dünyada
kendisini simgeleyecek bir varlık bulunmasını arzular ve insanı yaratmayı
planlar. Ancak kötü güçler yine işe karışırlar ve onu kandırmayı başarırlar;
yaratılan sadece bedendir; yaşam öğesinden yoksun olduğu için cansızdır.
Ptahil, bedene can vermek için türlü yolları dener ancak başarısız
olur. Bunun üzerine Malka d Nhura’ya kendisine yardım etmesi için yalvarır.
Bu yakarışa yanıt olarak Işık Kralı, insanın ruhunu Işık
Evreni’nden yeryüzüne indirir ve Manda d Hiia aracılığı ile cansız
bedene yerleştirir. Bunun üzerine “Adem” ayağa kalkar.


Mandenler’e göre
Adem ilk inanan kişidir. Işık Kralı insanı kötü varlıkların eline bırakmamış,
ruhun bedene konuluşu ile birlikte, insanı eğitmesi için Manda d Hiia’yı
görevlendirmiştir. İnsanı korumak üzere “Hibil”, “Şitil” ve
“Anuş”
adlarında üç muhafız yollamıştır. Böylece yaratılan
ilk insan Işık Kralı’na bağlanmıştır. Ayrıca Adem’in yeryüzünde
yalnız kalmaması için Havva yaratılmıştır. Adem ile
Havva’nın evliliklerinden üç kız ve üç erkek kardeş doğmuş ve
bunlar vasıtasıyla insanlık çoğalmıştır.





d) İnsan ve
Kurtuluş Anlayışı


Mandenler’e göre
insan madde ve ruhtan oluşan iki farklı öğeden meydana gelmiştir. Beden,
madde olarak kötülük ve karanlığı, ruh ise iyilik ve aydınlığı
simgeler. Beden, varlık olarak kötülüğe aittir. Oysa ruh, tanrısal Işık
Evreni’nden gelerek bedene konulmuştur. Bedene yerleştirilen ruh bu
durumdan hiç hoşnut değildir ve Işık Evreni’ne yeniden yükselmek
istemektedir. Diğer yandan, yeryüzündeki kötü güçler ellerine düşen
bu Işık Varlığı’nı kaçırmamak için çepeçevre kuşatarak, çeşitli
dünya nimetleri ile hırs, şehvet, kıskançlık gibi duygularla bu dünyaya
bağlamaya çalışmaktadırlar. Ruh, beden içinde bir tutsak yaşamı sürdürmektedir.


Manden inançlarına
göre, kurtuluş yalnuzca ruh için geçerli olabilir, zira beden maddi dünyaya
aittir. Ruhun kurtuluşu ise, bedenden ve dünyadan ayrılması ile olanaklıdır.
Bu kurtuluş uğruna ruhun, doğru inanç ve ibadetlere bağlanması
gereklidir. Ancak bu bile yetersiz kalabilir. Çünkü, Mandenler’e göre
tek kurtuluş, Tanrısal Bilgiye sahip olmakla gerçekleşir. Bu
bilgi, kazanılan ya da öğrenilen bir bilgi değil, ancak verilen, bahşedilen
bir bilgidir. İnsanın kurtuluş için yapması gereken, bu bilgiyi alabileceği
uygun ortamı hazırlamaktır. Bu da inanç ve ibadetlerle olabilir. Tanrısal
Bilgi’ye sahip olan ruh, maddi dünyadan temizlenerek tanrısal Işık
Evreni’ne, yüce Işık Kralı’nın yanına yükselir.


İlk kurtuluş örneği
Adem’in kişiliğinde gerçekleşmiştir. Yaratıldıktan sonra Adem, kötülükten
uzak kalmış, Işık Kralı’na itaat etmiş ve kendi kurtuluşu için
yakarmıştır. Böylece Adem’e Manda d Hiia aracılığı ile Tanrısal
Bilgi iletilmiş, Adem’in ruhu Işık Evreni’ne yükselmiştir.





e) Kıyamet Anlayışı


Mandenler, Adem’in
yaratılışından kıyamete kadar dünyanın 480.000 yıl süreceğini
varsayarlar. Bu süre dörde ayrılır. Adem ile başlayan ilk dönem 216.000
yıl sürmüş ve sonunda insanlık kılıç ve hastalık tarafından yok
edilmiştir. Yalnızca bir çift insan hayatta kalmıştır. İkinci dönem
156.000 yıl sürmüş ve insanlık bu kez ateş ile yok olmuş; yine bir çift
insan kalmıştır. Bin yıl süren üçüncü dönem sonunda insanlık su ile
yok edilmiş; sadece Nuh ve ailesi yaşamayı sürdürmüştür.
İçinde bulunulan son dönem Nuh ile başlamış olup, kıyamete kadar 8.000
yıl sürecektir.


Dördüncü dönemin
son 2.000 yılı, Kudüs’ün kurulması ile başlayan, kötülük ve savaşların
giderek arttığı Ahir Zamandır. Bu dönemde Mandenler’e yönelik
şiddet ve baskılar yoğunlaşır; kıtlık, kuraklık, salgınlar ve doğal
afetler artar. Kıyamete dair çeşitli işaretler görülür. Bu işaretlerin
başlıcaları bir yıldızın okyanusa düşmesi, yedi denizin sularının kızarması;
bu sulardan içenlerin kısır olması ve son olarak da büyük bir fırtınanın
çıkmasıdır. Bu işaretlerden sonra Praşai Siva(Son Savaşçı)
çıkacaktır. Bir anlamda Mehdi olan Praşai Siva döneminde tüm
kötülükler son bulacak, savaşlar ve tüm doğal afetler kaybolacaktır. Bu
dönem birAltın Çağolacaktır. Mehdi’nin egemenliği kıyamete
kadar sürecektir.


Kıyamet günü, önce
havanın zehirlenmesi ile tüm canlılar ölecek, sonra gezegenler ve burçlar
yok olacaktır. Kıyametten sonra tüm ruhlar için genel hesap yapılacaktır.
Ölen insanların ruhları yedi gezegenden geçerek Abatur’un terazisine ve
oradan da Işık Evreni’ne yükselir. Ölen kişi eğer iyi ve inançlı bir
kişiyse ruhu, gezegenleri hızla geçer ve Işık Evreni’ndeki “Mşunai
Kuşta”
adlı cennete ulaşır. Ölen kişi günahkarsa, onun ruhu
gezegenlerde kalır ve işkencelere uğrar. Kıyamet günü, gezegenlerde
tutulan ruhlar da Abatur’un terazisinden geçerek, günahlarının son cezasını
çekmek üzere bir tür cehennem olan “Suf” Denizine atılacaklardır.
Günahlarının cezasını tamamlayan ruhlar Işık Evreni’ne yükselecektir.
Manden olmayanlar ise sonsuza kadar Suf Denizinde kalacaklardır.





f) İbadet


Mandenler’in yaşantısı
dinsel kurallarla sıkı bir disiplin altına alınmıştır. Ruhun kurtuluşu
için ibadet şarttır. Manden ibadetleri arasında en önemlisi vaftizdir. “Masbuta”, “Tamaşa”
ve “Rişama” biçimlerinde üç
çeşit vaftiz vardır. Tam vaftiz olan “Masbuta” bir din adamı gözetiminde
akarsuya tümüyle dalıp çıkma biçiminde uygulanır ve haftada bir kez
pazar günleri yapılması zorunludur. “Tamaşa” ise bir din adamı yardımı
olmadan kişinin kendi başına akarsuya üç kez dalıp çıkması işlemidir
ve ancak kavga, küfür etmek, yalan söylemek gibi dinsel bakımdan kirli sayılan
eylemler sonrasında uygulanır. “Rişama” ise İslam’daki
abdeste benzer biçimde uygulanan bir vaftiz türüdür. Vaftizin kesinlikle
bir akarsuda yapılması gerekir. Mandenler, akarsuları Işık Evreni ile ilişkili
görürler ve onları “Yaşam Suyu” diye adlandırırlar. Haftada
en az bir kere uygulanan vaftizin dışında dinsel bayramlarda, evlilik, doğum,
ölüm, yolculuk gibi durumlarda da vaftiz uygulamaktadırlar.


İbadetler arasında
çeşitli nedenlerle düzenlenen törenler ve yemekler de önemli bir yer
tutar. Ölüm sonrasında yapılan “Masiqta” adlı tören, ölen kişinin
ruhunun Işık Evreni’ne hızla ulaşması için uygulanır. Bu törende din
adamları tarafından hazırlanan özel yemekler, belirli ritüeller vasıtasıyla
yenilir. Ölüm dışında, rahipliğe giriş töreni (inisiyasyon) ve tapınağın
temizlenmesi gibi nedenlerle de ritüelik yemekler düzenlenir. Bu tür ayin
yemeklerinden önce din adamları tarafından güvercin ve koç kurban
edilmesi de sık görülen uygulamalardandır.


Üç kez gündüz ve
iki kez gece olmak üzere günün belirli saatlerinde Işık Kralına dua
ederler. Bu dualar yüzler kuzeye dönülerek gerçekleştirilir.


Yılın belirli günlerini
uğursuz kabul ederler ve böyle günlerde iş yapmamaya, dışarı çıkmamaya
özen gösterirler. Yılın belirli günlerinde de bayram yaparlar. En önemli
bayramları, bir tür bahar bayramı olan, beş gün boyunca kutlanan “Panja”
ya da “Parvania” bayramıdır.


Diğer gnostik
geleneklerin aksine, Mandenler’de dünyadan elini eteğini çekerek bir
inziva yaşamı sürmek biçiminde uygulamalara yer yoktur. Her ne kadar dünyanın
kötü güçler tarafından yaratıldığına inansalar da evlilik, çocuk
sahibi olma ya da iş kurma gibi olaylara çok önem verirler.


Mandenler tapınaklarına
“Mandi” adını verirler. Tapınaklar, genellikle bir akarsu yakınında,
kuzeye bakan, güney tarafında küçük bir kapısı olan, penceresiz, basık
bir kulübeden ibarettir. Bu yapının akarsuya bağlanan küçük bir vaftiz
havuzu vardır. Tapınak içinde herhangi bir döşeme ya da süsleme
bulunmaz, burada ibadet de yapılmaz. Mandi aslında Işık Evreni’nin küçük
bir modeli, bir simgesi olarak düşünülür. Mandilere yalnızca din adamları
girebilir. Onlar da sadece belirli zamanlarda girerler. Bu bakımdan Mandinin
bir tapınak olduğunu söylemek bile zordur; zira tapınaktan çok bir kült
kulübesi niteliğindedir.



Toplumsal Yapı




Mandenler’de
birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış toplumsal kastlar mevcut değildir.
Bununla birlikte topluluk içinde dini törenleri yöneten bir din adamları
grubu bulunur. Kuramsal olarak bedence sağlam, soyunda bir sapkınlık ya da
dinden dönme olmayan herkes din adamı olabilir. Ancak uygulamada din adamlığı
babadan oğula geçen bir meslek gibidir.


Din adamı olacak kişiler
uzun bir süre bir başka din adamı gözetiminde adaylık ve öğrencilik dönemi
geçirirler. Daha sonra düzenlenen bir inisiyasyon töreni ile din adamı
olurlar. Din adamlığı dört dereceden oluşan bir hiyerarşik yapıya
sahiptir. Yardımcı din adamlarına “Aşganda” adı verilir.
Normal din adamlarına “Tarmida” denir. “Ganzibra
derecesi ise yöresel baş rahiplik düzeyidir. En üst dereceye “RişAma”
adı verilir ve Manden topluluğunun önderi anlamına gelir.



Topluluğun tüm üyeleri
kutsal elbise olan “Rasta”yı sürekli giymek zorundadır. Rasta,
uzun beyaz bir elbisedir. Rasta’sız ölmek, ölüm sonrasında büyük
cezalar getirecektir. Bu nedenle Mandenler, dış elbiselerinin altına daima
Rasta’larını giyerler.


Din adamları,
Rasta’ya ek olarak, bazı özel eşyalar da kullanırlar. Bunlar arasında
en önemlisi sağ el küçük parmağında taşınan altın bir yüzüktür.
Ayrıca zeytin dalından yapılmış bir asa, ağzı ve burnu kapatacak biçimde
başa sarılan beyaz bir sarık ve saçları bağlamak için başa sarılan
bir kurdele vardır. Yalnızca din adamlarının giyebildikleri bu nesneler,
din adamının ölümünde kendisi ile birlikte gömülürler.


Topluluk üyeleri için
bir dine kabul töreni yoktur. Manden bir aileden doğan herkes topluluğun doğal
üyesi olarak kabul edilir. Manden anne ya da babadan doğmamış bir kimsenin
topluluğa kabulu olanaksızdır.


Her topluluk üyesinin
bir dünyalık adı, bir de gizli adı olmak üzere iki adı vardır. Gizli
ad, doğumda din adamları tarafından yapılan astrolojik hesaplar sonucunda
verilir. Bu gizli ad yalnızca topluluk üyeleri arasında ve dinsel törenlerde
kullanılır.


Her üyenin topluluğun
gizlilik ilkesine uyması en önemli görevidir. Manden dininin herhangi bir
kuralı ya da öğretisini, Manden olmayanlara aktarmak en büyük günah
olarak değerlendirilir.


Arkon Daraul,
Gizli Örgütler” (Secret Societies) adlı kitabında
Mandenler’in inisiyasyon törenleri düzenlediklerini ve Masonluk’takilere
benzer bazı ritüeller uyguladıklarını belirtmekle oldukça abartılı bir
sonuca ulaşmaktadır. Ancak Mandenler’in öğretilerinin ezoterik niteliği
yadsınamaz.


Kaynaklar:



Şinasi Gündüz,
“Başlangıçtan
Günümüze Dinler Tarihi”
kitabınınGnostik Dinler” bölümü.
Şinasi Gündüz,
"Mitoloji ile İnanç Arasında"
Şinasi Gündüz,
"Sâbiîler, Son Gnostikler"

İslam Ansiklopedisi.
The Catholic Encyclopedia,
"Nasoraeans" maddesi.
Encyclopedia Britannica, "Mandaeanism"
maddesi.
Encyclopedia of the Orient, "Mandeans"
maddesi.
Underground Streams, "The Johannites", http://home.fireplug.net/~rshand/streams/scripts/johannite.html


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz