GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Salı Şub. 01, 2011 9:23 am

CANTAR

avatar



ALINTIDIR YANLIŞ ANLAMALARA MAHAL VERİLMESİN

Masonlukla Kabala
Aralarındaki fark amaçtadır!
Din öyle ya da böyle Yaratan'ı bizim
dünyamız seviyesine indirerek materyalleş
tirir.
Bu Musevilikte 'mitzvot'
olarak bilinir.
Hristiyanlikta İsa ile materyalleştirilmiştir ve İslam da
sevap yolu ile materyalleştirilmistir.
Bunlarin hepsi bizim kendi
bilincimizin simgesidir.

Yeryüzündeki bütün Dinler dahil bütün
Fikir Akımları aslında biribirinden farklı ya da karşıt belki çelişkili
gibi gözükse de temelde birbirinin bütünleyicisidir.

Dinler, bir Akarsunun Kolları gibidir.
Aynı Kaynağa dökülürler.
Buna Kabbala gibi Öğretiler de dahildir.

Ruhanilikten ayrılığımız sebebi ile bu dinler birbirlerinden
ayrıldılar.
Ruhanilikte kişi bu uç çizgiyi birleştirerek ve ruhunu
arındırarak ilerleyebilir.

Ruhsal İlerleyiş Ancak Bilgi
Kazanarak mümkündür.

Alınan her Bilgi bir Üst Aşamaya geçilmesini
sağlar. Ruh'un Arındırılması yolunda Bireyin karşılaştığı Olaylarla
eksikliklerinin ve olumsuzluklarının giderilmesi ve Hatalarının
bilincine vararak bunu tekrarlamaması, yetersizliklerinin ise
tamamlatılması amacıyla Ruhsal Tekamül Olayı gerçekleştirilmektedir.

İnsan, İnsanla Sınanmaktadır.


Kabala için bir nevi Tanrı’ nın seviyesine ulaşmak, O’ndan bağımsız
hareket edebilmek ve bir başkasının kaderini bu şekilde
etkileyebilmekten söz edilir bu büyü müdür, Masonlukta yeri var mıdır? Bunu iyi bilen bir masonla paylaşmak konunun aslını öğrenmek gerekir.


Kabala ne ışığa hizmet içindir, ne de karanlığa. O insana hizmet içindir.
Her dini veyahut yöntemi 'aynı şekilde övmek' ancak o ilme ilgiyi
kısıtlayacaktır. 'Hepsinin aynı yere akan şelaleler olduğu' gibi övgüler
mesela. Belki bu kısıtlama etkisi amacın kendisidir.

Yaşayan her 'insanın' Kabala ilmini bilmesini ve yaşamasını canı gönülden isterdim.
Özgür iradelerini korumalarıyla beraber.
Kabala, bazı kaynaklarda, tehlikeli ve çişitli sırlar ve gizemlere
bürünmüş bir sihir ve büyü kitabı olarak yer alır, ama bunun doğruluğu
tabi ki kesin değildir.
Genel kaynakların kuvvetsiz muhtemel müştereğine
göre Yahudi tasavvufu olarak da yer almaktadır. "Kabala öğretisi tüm
dinlerde vardır." ifadesi buradan kaynaklanmaktadır.
Elbette İslam
tasavvufunun Kabala ile doğrudan ilişkisi yoktur fakat ortak tasavvufta
yer alan Vahdet-i Vücud - Kabala, İnsan-ı Kamil - Adam Kidmon ilişkisi
tüm dinler için mevcut diyebiliriz bu kanıya göre...
Khabala ve diğer öğretiler budha öğretileri de çok güçlü tabanı sağlam
öğretilerdir bunlara önyargılı bakmayın.Bilgi sahibi olmadan fikir
sahibi olmamalı ve bunlara bir din olarak değil bir dindarlık biçimi
olarak bakmak lazım yani dininiz ne olursa olsun bu öğretileri
yapabilirsiniz çünkü inanç şeklinizi engelleyen şeyler değillerdir.Gercekten kabala bir felsefik görüş inanışmıdır yoksa bir büyümüdür bunu anlamak zor.
Alma arzusunun verdiği hazzın geçici ve sınırlı olduğunu,mutlak haz ve
huzurun vermekle,özgecilikle elde edilebileceğini ve bu anlamda egonun
ıslah edilmesi gerektiğini öğreten ve yaradılışın sırlarını tefekkür
yoluyla,öğrenmeden çok hissetme şeklinde algılamanın yollarını ve
gerçekliğini öğreten bir düşünce sistemi olarak kabul edilebilir.
Anti masoncular neden kabala hakkında farklı görüşler belirtiyorlar neye
dayanarak bu görüşü karalıyorlar ve farklı bir şeytani düşünceymiş gibi
lanse ediyorlar .
Kabala ezoterik bir öğreti olması ve herkes tarafından kolayca
algılanamıyacağı düşünülerek uzun yıllar usta-çırak yöntemi ile
öğretilmiş,kitlelere açıklanmamıştır.Ancak insiye yoluna girenlerin
kademeli geçişleri ile bu öğretiyi kavrayacakları düşünülmüştür.Bu
nedenle,kabala öğretisi binlerce yıl bir sır olarak
görülmüş,kullandıkları semboller büyücülükle ilntilendirilmiştir.
Mahiyetini
bilmeyen önyargılı kimseler ve fanatik dinciler-dindarlar değil-kabala
üzerinden masonluğu lekeleyebileceklerine inanmışlar,kısmende başarılı
olmuşlardır.
Ancak günümüzde kabala öğretisi,dünyanın heryerinde
öğrenilmekte,kabul görmekte ve toplumun kurtuluşuna,vucuda getireceği
uyumla vesile olacağı düşünülmektedir.
Bir Mason Mason ve Masonluk üzerine bir yazısında ''Mason, öğrendiği prensipleri
herkese öğretmeye, yaymağa çalışır''. diyor peki öğretmeye
çalışıyorlarsa masonlar neden gizliliğini koruyor (ha herkese
öğretilmiyor biliyorum ama ) neden çoğu kişi bunu karalama peşinden
koşuyor.
Masonlar, ögrendigi prensipleri herkese ögretmeye, yaymaya çalışır.

Ögretmeye ve yaymaya çalıstığı şeyler insanlık ile ilgilidir, masonluk
ile değil. Mason, kamil insan olmak için yapılması gerekenleri aktarır,
insanlara örnek olmaya çalışır. Bunu maalesef herkese yapamaz,
düzelemeyecek oranda gözleri kapalış ruhunu seytana satmış saplantıları olan ,Birşeye körü körüne bağlı olanlara birşey anlatmak, doğru olan
yolu gostermek oldukça zordur, anlamalari pek güçtür. Bu nedenle doğruyu
bulmaya çalışanlara daha çok yardımcı olur.

Maalesef herkes
Mason olamaz, bu nedenle Masonluk ketum bir olusumdur ama asla gizli
değildir. Ketumiyet bizler için oldukça onemlidir, bilgileri, alabilecek
insanlarla paylaşmaya çalışırız.
Bazi at gözlüklüler, Masonluğu dinle,
parayla ya da kötu amaçlarla eş tutmaktadır, tamamı yanlıstır.
İşte bu
yakıştırmaları yapanlar da Masonlugu karalamıs olmaktadirlar.
Ne kadar çok araştırmak isteseniz de tıpkı bilgi okyanusunda yüzer gibi
derinliklere daldıkça ya da daha da ilerilere açılacak olursanız ne ucu
bucağı vardır ne de sonu .. önemli olan alabildiğimiz kadar alıp,
öğrenmenin sonu yoktur sözüyle hareket ederek ve sadece bu boyut için
değil daha ileri boyutlar için de geçerli olduğunu kanıksamamız
gerekmektedir.
Kabala insanın evreni anlamasına ve bunun anlarken sorduğu sorulara
vermeye çalıştığı cevapları bulmaya çalıştığı yoldur. Kabala insanın
hayatına yön veren insani davranışları büyük bir haz alarak yaşamına
koyup kullanabilmesi, kişiyi yeni arayışlara yönledirmeyi sağlar.
Kişinin felsefi yollarla doğruyu ve neyın ne olduğunu bulmasında en
büyük yardımcısıdır.
Günümüzde bu sistemi günlük hayatına
sokmuş insanlar hep cevaplanması gereken sorularla karşılaşır ve her
cevap kendisine bir sonraki soruyu sormasına neden olur. hep arayış
içindeki bir insan farkında olmadan belli bir aydınlanma yolunda ilerler
ve her cevap arayışında cevabın kendisini ne kadar tatmin edeceğini
ölçmeye başlar. Kabala aslında kişiyi felsefe ile yüzleştiren başka bir
araçtır.
kabala bir tür meditasyon şekli mi yoksa insan yaşamını tümüyle değiştiren bir inanış mı asılolan ruhsal gelişim ve evrenin sırlarının keşfedilmesi mi?
Kabala eğer Din olarak kabul ediliyor ve peşinden gidiliyorsa, tabiki dinimizce
yanlış olur. Ama öğretilerini benimseme yoluna gidilirse (ki tüm
dinlerin öğretisi genelde benzerdir) yararları olacağından şüphesizim.

Rahibe Theresa'nin ögretilerine göz attım dün biraz (başka bir konudan
esinlenerek). Şimdi kişinin ögretileri mesajları gayet insanlık
yararına. bu ögretileri (insaniyeti) benimsiyor olmak onun dinini benimsiyor olmakmıdır?


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Salı Şub. 01, 2011 10:05 am

CANTAR

avatar


Richard Rives, Too Long in the Sun, Partakers Pub., 1996
Murat Özgen Ayfer, Masonluk Nedir ve Nasıldır?, İstanbul, 1992
Theodore Reinach, Histoire des Israélites, Salomon Reinach, Orpheus
Lance
S. Owens, Joseph Smith and Kabbalah: The Occult Connection,Dialogue: A
Journal of Mormon Thought, Vol. 27, No. 3, Fall 1994,
Lance S. Owens, Joseph Smith and lah: The Occult Connection,Dialogue: A Journal of Mormon Thought, Vol. 27, No. 3, Fall 1994,
Eliphas
Lévi, Histoire de la Magie, p. 273; Nesta Webster, Ancient Secret
Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Boswell Publishing
Co. Ltd., London, 1924
Umberto Eco, Foucault Sarkacı, Çev. Şadan
Karadeniz, 2.b., İstanbul: Can Yayınları, s. 428'de Kabala ile ilgili
bilgiler bulabilirler.Ayrıca diğer kaynakların çoğu Kabala yı öven
kaynaklar olarak çıkmışdır araştırmacıyım diyenlerin rahatlıkla
ulaşabileceği kaynaklar olmasıyla beraber içindekiler Kabalayı över
(çoğu) eğer mantıklıysalar o övgülerden bile gerçeği görebilirler.
Dikkatimi ceken... A journal of Mormon thought diyor. Onun Kaballa ile ilgisi nedir
Hepsi kitap değil gazeteler , makaleler falanda var genelde bunlara
internetten ulaşmak çok kolaydır.Bahsettiğin şey kabalistlerin
savunmasıdır onuda veriyorum.
"Kabalistik teosofide İlahi varlık
sadece çoğul sayılmakla kalmaz, ama aynı zamanda Tanrı'nın ilk belirsiz
yansımasında Erkek ve Dişi olarak ikili bir form aldığına inanılır.
Bunlar kutsal Baba ve Anne'dir veya Kabala diliyle Hokhmah ve Binah.
Kabalistler Hokhmah ve Binah arasındaki ilişkinin nasıl yeni formlar
oluşturduğunu anlatmak için açıkça seksüel benzetmeler kullanmışlar"
Adem ile Havva gibi yani...
Peki bunlar uc buyuk dinden once cikmis seylermi yoksa sonradan olusturulmus seylermi?

Ayrica
komplo teoricileri (genelde Dan Brown vs.) cogu dinlerin eski
dinlerden esinlenerek gelistigini savunur. Bu konuda ne diyorsunuz?
Mesela Hz. Isa'nin dogum gunu, paskalya tatili, vb.
H.Z. İsa ve H.Z. Musa benim inancıma göre Hak peygamberlerdir onlara
bahşedilen kitaplar Haktır lakin Vatikan ın her yıl modernize ediyoruz
diyerekten incil için değişilikler yaptığını biliyoruz yani bana göre bu
modernizasyonlar tıpkı günümüzde ılımlı İslam diye İslam ıda özünden
koparmak için bize yutturulmaya çalışılan hareketler gibi (indirilen
kitaplar insan tarafından yazılmmıştır haliyle dünyevi koşullara göre
değerlendirlmesi saçmadır) şimdi buradan Hristiyanlığa saldırıyor
diyenler çıkacak ama saldırmıyorum benim inancıma göre bu dinler
saptırılmıştr H.Z. İsa Allah'ın oğlu değildir bu şirktir O Allah 'ın
peygamberidir çarmıha gerilmemişdir arşa yükseltilmiştir Kabala Yahudilk
ten türemiştir Eski Mısır da Yahudilerin bazıları H.Z. Musa döneminde
ipi yılana çevirme gibi şeylerden çok etkilenerek tekrardan sapmışlardır
yani hem dinlerden önce hem de sonra diyebiliriz dinlerden önce
pişirilmiş Musevilik geldikten sonra servise sunulmuştur hiç bir din
tasvip etmez.
Ayrıca Dan Brown un dediklerine değer vermem dinler
pişirilmemiştir Allah tarafından peygamberler aracılığı ile kavimlere
sunulmuştur Dan Brown a inanacak olursak dinlerin Allah tan değilde
Peygamberlerin önceki dinlerden esinlenerek kendileri uydurduklarını
tasdiklemiş oluruz tabii burda dinlerden kastım üç Hak dindir her
nekadar ikisi bana göre saptırılmış olsa da.
Fakat aciklamalariniza gore (hele ki son cumleye gore) diger dinleri birazcik sucluyor gibisiniz
Tabii
din sorgulanmaz, ama diger dinlerde de bazi seyler var ki fak ata
civcivler yesin diye hissediyor insan. Saygisizlik etmek istemem, ama
sen yap et isle gunahlari, sonra adamin birine git, iki mum yak, biraz
bagis yap, o sana aman yavrum tanri senin gunahlarindan arinirdi
tertemizsin desin... Hele ki son zamanlarda ortaya cikan cocuk tacizcisi
rahiplerden sonra hala nasil guvenebiliyorlar bu mercilere
anlayamiyorum!
Hayır İslam a göre o dinler değiştirilmiş hak dinlerdir.Bu benim
inancım...Ayrıca H.z. Muhammed e hakaret edenler oldumu ona karşılık
çıkıpta biz H.Z. İsa ya hakaretmi ediyoruzda siz bizim peygamberimize
hakaret ediyorsunuz diyenlere çok kızarım çünkü H.Z. İsa da bizim
peygamberimiz bu cümleyi kuranlar beni çok kızdırır.Başka ithamlarda da
bulunabilirimde burası yeri değil.
Kabalanın Mistik Yahudi inancı olduğu doğru
Günümüzde ise kabalaya sadece yahudiler inanmıyor.
Din ve kabala tumuyle farkli seviyededirler.Dolayisiyla birbirleri ile
celiski yaratmazlar.Bu ilk etapta boyle gorunmeyebilir,cunku din de
Kabala da Yaratan'a giden yolu gostermektedir
Peki aralarindaki fark nedir?Bunlar farkli yollar midir?

Aralarindaki fark amactadir!Din oyle ya da boyle Yaratan'i bizim
dunyamiz seviyesine indirerek materyallestirir.Bu Musevilikte 'mitzvot'
olarak bilinir.Hristiyanlikta İsa ile materyallestirilmistir ve İslam da
sevap yolu ile materyallestirilmistir.Bunlarin hepsi bizim kendi
bilincimizin simgesidir.
Dolayisiyle bir Kabalistin direkt idaresi
ve yol gostermesi olmadan,ruhaniligi kendi egoist ihtiyaclarimizin
seviyesine indirgeyerek kullaniriz.Aslinda bu duruma da bir seviyeye
kadar ihtiyac vardir,zira boylelikle arzu ve davranislarimizla nasil
yasayacagimizi bilmis oluruz...
Kabalada uc cizgide calismak
vardir.İslam sag cizgiyi temsil eder saf olmayan ozgecil arzulari temsil
eder.Hristiyanlik da saf olmayan egoist arzularin,sol cizgi olarak
yansimasidir ve Musevilik saf olmayan arzularin orta cizgisidir.

Ruhanilikten ayriligimiz sebebi ile bu dinler birbirlerinden
ayrildilar.Ruhanilikte kisi bu uc cizgiyi birlestirerek ve ruhunu
arindirarak ilerleyebilir.Bu son derece mumkun olmakla beraber,ayni
zamanda da kacinilmazdir.Bu bizim dunyamizda da sag kol sol kol ve
govdenin tek bir parca olarak yansimasidir....

Dinler hakkında edindiğim bir Bilgi'ye göre Sağ ve Sol Kol
Dinler'in varlığıydı. Tabiki Kabbalanın da Dinsel Yolla Tanrı'ya Ulaşma
yönünde önemli bir Süreç olduğunun fikrindeyim. Kabbalayı öğrenemeyen,
yeterince özümseyemeyen Kişi, Ruhsal Anlamda Gelişimini sağlayamacaktır.
Tabi Ezoterizm Kapsamında
Satanizme gelince farklı bir bakış açısıyla yakaladığım önemli
Bilgilerinden yola çıkarak daha önceki Genel Toplumsal Anlayışımı bir
anda değişmesine yol açmıştır.

Araştırmadan herhangi bir Edinime
sahip olmamanın gerekliliğini çok iyi anladım. Bir şey hakkında karar
vermek için onu yeterinde araştırıp, öğrenmek gerekiyor. Belki Satanizm
Başlıklı bir Konu açarak edindiğim Bilgileri Sizlerle paylaşmayı
isterim.
zaten bilenlerin bile anlama yönleri farklıdır ki kaldı bilmeyenlerin
ahkam kesmesii asıl şaşırtıcı olan:) acaba kaç kitap okudunuz kabalayla
ilgili ya da nerelerde kimlerle bulundunuz ki.
kabala yı anlamak ya da bilmek kadar karşındakininde ne demek istediğini anlamak ta önemlidir
Kabala’nın ezoterik tarihi, gerilere doğru gidildiğinde Hermetizm'e ve
Yeni Platonculuğa kadar uzanır. Kabala’da köken olarak etkin Hermetik ve
Yeni Platoncu etkilere rastlanır. Kabala İbranice'den gelmektedir ve
genel olarak dilimize "gelenek" veya "alınan sözlü gelenek" olarak
çevrilmiştir.
Yahudi ruhsal öğretisinin ve felsefesinin
batını/içrek/ ezoterik yönünü anlatır. Dışrak olarak bilinen yazılı
kural, kanun ve törenlere daha içsel yani ezoterik bir derinlik
kazandırmayı amaçlar.
"Kabala" sözcüğü, 12. veya 13. asırlarda
Yahudi felsefesinin mistik düşünce ve uygulamaları olarak kullanılmaya
başlandı. Yani daha açıkçası, aşağı yukarı o tarihlerde, Hayat Ağacı ve
Sefirot kavramları ile Kabala belirmeye başladı. Bu ruhsal öğretinin
de, Hayat Ağacının da daha eski gelenek ve uygulamalarda çok daha eski
kökenleri elbette vardı. Birçok Kabala ekolleri, Hıristiyan dünyasına da
uyarlandı, ayrıca başka mistik, teozofik ve ezoterik hareketlere de
ışık tuttuğu bilinmektedir.

13. asır Kabala felsefe ve
ritüellerinin etüdünde başlatıcı olarak önemli bir isim olan Kör İshak,
sadece İbrani değil, aynı zamanda erken Grek ve Hıristiyan Gnostik
metinleri ve ayrıca Basralı Sufi tarikatı olan İhvan-üs-Safâ adıyla
anılan “Beyaz Saf Kardeşlik Örgütü” nün çalışmalarını da inceledi. Bu
kişi o zamanların önemli "Provencal" okullarının başındaydı.
Diğer
önemli bir eleman da 14. asır İspanyol alimi Saragossalı Abraham
Abulafia idi. Abulafia Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da uzun yıllar
yolculuklar yaptı ve yoga teknikleri andıran bazı beden duruşları, nefes
uygulamaları ve ritmik, uygulamaya yönelik dualarla geri döndü. Bunları
yeni bir Kabalistik yapı içinde ruhsal öğretiyi almak isteyenlere
öğretti.

Avrupa’nın, karanlık çağın sancılarını yaşadığı
bu dönemde, insan bilincinde büyük sıçramaların olduğunu söylemekte
yarar vardır. Avrupa'da Pirene Dağlarının kuzeyinde yaşanan cehalet ve
hoşgörüsüzlüğe rağmen, o sıralarda Arap hakimiyetinde olan İspanya'da
dinler arası hoşgörü yaşanıyordu. Hıristiyanlar ve Müslümanlar Orta Doğu
ve İspanya'nın kontrolü için savaşırken, Yahudi entelektüeller Arap
İmparatorluğunda güç ve mevki ediniyorlardı.
Ortaçağ Yahudiliğinin
bu "Altın Çağı" Arap hakimiyetinde İspanya'da doruk noktasına ulaştı ve
Eski Ahit'tin Peygamberleri döneminden beri en engin Yahudi Mistik
filozofları ortaya çıktı. Klasik Yahudi metinlerin önde gelen tefsircisi
Moses ben Maimon, Solomon ben-Gabirol ve Sefer Zohar'ın yazarı veya
muhtemelen derleyicisi Cordoba'lı Musa bu dönemin önemli kişileriydi.
Zohar/
Aydınlık Kitabı, Sefer Yetzirah/Oluşum Kitabı birlikte tüm Kabalistik
öğretinin, meditasyon ve ritüelinin temelini oluştur. Kutsal Kitaplar
üzerinde yorumları Batı Mistisizm öğrencileri yani Batı teozofisi ve
ezoterik çalışmaları için de derin bir bilgelik hazinesidir.
Kabala'nın Batı tarihinin en güçlü ve etkili mistik felsefelerden biri
haline gelmesinin nedeni İspanya'da, özellikle Catalonia bölgesinde ve
Güney Fransa'da Provencal bölgesindeki bu faaliyetlerden ötürüdür.

kabala felsefesının benımsedıgı bazı kavramları hrıstıyanlık muslumanlık
yahudılık gıbı dınlerde bulabılırsınız ancak kabala bu dınlerın ıcınden
dogmaıstır ve hıcbır dın ıcın olusmamıstır
1. Okült bilimlere açık olan edebiyat, felsefe ve din araştırmacıları
eski çağ Rabbinlerinin (hahamlarının) Kabalası üzerinde biraz durmayı
deneyebilirler, çünkü din veya inançları ne olursa da, böylelikle sadece
bilgi değil, fakat içinde doğdukları ve büyüdükleri veya muhakeme
güçleri geliştiğinde yeni uyarladıkları din ve doktrinleri farklı
olanlarla karşılaştırdığında yaşam ve insan kaderi konusundaki görüşleri
genişler.

2. Bu konuda kazanılacak yarar konusunda emin olarak
eski İbrani Kabala doktrinlerine dikkatinizi almak isterim. Bu deruni
incelemeye erken yaşta girme şansına sahip oldum ve sonraki yıllarda bu
İbrani dini felsefe üzerinde biraz bilgi biriktirebildim ve Gül Haç
cemiyetinde üyeliğimle bu konuda bilgim daha da geliştirdim. Ancak
Kabalistik kitaplar o denli fazla ve denli kapsamlı oluşu, bir çoğunun
sadece Rabbini İbranice veya Keldanice incelenmesi gerekmesi, bu konuda
öz güvenimi yirmi yıl öncesi bu yazımın 1888 yılında Hermetik
öğrencilerinin bir cemiyetinde konuşma olarak ilk yayınladığım zamana
kıyasla azalmasına neden olmuştur. O tarihten sonra Jean de Pauly
"Zohar"ın Fransızca tercümesi ve Arthur E. Waite'in "Kabala Edebiyatı ve
Tarihi" ("The Literature and History of the Kabalah") yayınlanmıştır.
Yine de bu küçük yazının Kabalanın daha kapsamlı eserlerine hakim olmayı
zaman bulamayanlar için yararlı olacağı düşüncesindeyim. Gerektiği gibi
Eski Ahit'e referans edilmiştir, ancak kasıtlı olarak Yeni Ahit'e veya
İsa'nın öğrettiği inanç ve doktrinlere iliştirme yapılmamıştır ve eğer
Kabalada iddia edilen Kutsal Üçlem bağlantısını irdelemek isteyen varsa
Zohar ii, 43, b ve C.D. Ginsburg'un "Kabbalah"ta bulunan İngilizce'sine
danışabilir.
inanmaktır...... duymaktır..... görmektir.... kabala insana kudret ve azim veren bir inançtır. nasıl görüldüğüne bağlı tabiki
Ormanlık bir arazide yagmur dındıkten sonra dısarı cık ve derın bır nefes al nasıl ? İşte kabbala'da böyle birşey...Huzurlu ve insanin icini guzel bir kokuyla dolduran his..

İsrailoğulları henüz Hz. Musa hayatta iken dahi Eski Mısır'da
gördükleri putların benzerlerini yapıp onlara tapınmaya başlamışken, Hz.
Musa'nın vefatının ardından daha ileri sapmalara kaymaları zor
olmamıştır. Kuşkusuz tüm Yahudiler için aynı şey söylenemez, ama
aralarından bazıları Mısır'ın putperest kültürünü yaşatmış, dahası bu
kültürün temelini oluşturan Mısır rahiplerinin (Firavun büyücülerinin)
öğretilerini sürdürmüş, bu öğretileri Yahudiliğin içine sokarak onu
tahrif etmişlerdir.

Eski Mısır'dan Yahudiliğe devrolunan öğreti,
Kabala'dır. Kabala da, aynı Mısır rahiplerinin sistemi gibi, ezoterik
bir öğreti olarak yayılmış ve yine Mısır rahipleri gibi temelde büyü ile
ilgilenmiştir. Kabala'nın dikkat çekici bir yönü ise, Tevrat'taki
yaratılış anlatımından çok farklı bir anlatım içermesi, Eski Mısır'ın
maddenin sürekliliğine dayalı materyalist görüşünü korumasıdır. Türk
masonlarından Murat Özgen Ayfer'in nette bu konuda yazılı olan sözleri:


"Tevrat'ın ortaya çıkışından çok daha eski bir tarihte oluşturulmuş
bulunduğunu göstermektedir. Kabala'nın en önemli bölümü, evrenin
oluşturulmasına ilişkin kuramıdır. Bu kuram, teist dinlerde benimsenen
yaratılış öyküsünden pek farklıdır. Kabala'ya göre, yaratılışın
başlangıcında, "daireler" ya da "yörüngeler" anlamına gelen ve SEFİROT
olarak anılan, hem özdeksel (maddi) hem de tinsel (manevi) nitelikli
oluşumlar doğmuştur. Bunların toplam sayısı 32'dir; ilk onu Güneş
Sistemi'ni, diğerleri ise uzaydaki öteki yıldız kümelerini temsil
ederler. Kabala'nın bu özelliği, eski astrolojik inanç sistemleriyle
yakın bir bağlantısının bulunduğunu ortaya koyar... Böylece Kabala,
Yahudi dininden bir haylice uzaklaşır; Doğu'nun eski gizemci inanç
sistemleriyle... çok daha bağdaşır."

Eski Mısır'ın materyalist,
büyüye dayalı ezoterik öğretilerini devralan Yahudiler, Tevrat'ın bu
konudaki yasaklamalarını tamamen göz ardı ederek, diğer putperest
kavimlerin büyü ritüellerini de benimsemişler ve böylece Kabala
Yahudiliğin içinde ama Tevrat'a muhalif bir mistik öğreti olarak
gelişmiştir.


Yukarıdaki resim sefirottur o çok beğendiğiniz kabalacılar yaratılışı
sefirotla açıklamaya kalkarlar.İlahi kitapların tümüne aykırı olan bu
olgu pagan bir hurafedir.

Aranıza kabalanın evrenin yaratılışıyla
ilgili öğretilerini bileniniz varmı o öğretiler ilahi dinlerin tümüne
aykırı bir hurafedir.

Aranızda Ein sof hakkında bilgisi olan
varmı? Kabalistik tecrübe, kutsallık hakkında çeşitli algılamaları
doğurmuştur ki, bunların çoğu genel kabul edilen görüşten hayli
uzaklaşmışlardır. İsrail'in inancının en temel taşı, "Tanrımız Birdir"
şeklindeki beyandır. Ama Kabala, Tanrı'nın tamamen açıklanamaz bir
teklik olarak en yüksek formda var olduğunu kabul etse de ki buna Kabala
dilinde Ein Sof, yani sonsuzluk adı verilir, bu bilinemez tekliğin
kaçınılmaz olarak birçok tanrısal forma dönüştüğünü iddia etmiştir: Yani
çok sayıda tanrıya. Kabalistler bunlara "Sefirot" adını verirler, bu
Tanrı'nın yüzleri veya kapları anlamına gelir. Tanrı'nın anlaşılamaz bir
teklikten bu çokluğa geçişi, Kabalistlerin pek çok meditasyon ve
spekülasyonuna neden olmuş bir sırdır. Açıkçası, bu çok yüzlü Tanrı
imajı, çok tanrılı olmak suçlamalarını da beraberinde getirmiştir.

Ve
onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların
anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi, ancak şeytanlar inkâr
etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a
indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz,
sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye öğretmezlerdi. Fakat onlardan
erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın
izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine
zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar,
bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi
nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. (Bakara
Suresi, 102)

Kabala,
insanın evrendeki pozisyonunu incelemek ve araştırmak için gerekli olan
doğru bir yöntemdir. Kabala Hikmeti, bize, insanın neden var olduğunu,
neden doğduğunu, neden yaşadığını, yaşamının amacının ne olduğunu,
nereden geldiğini ve bu dünyadaki yaşamını tamamladıktan sonra nereye
gideceğini açıklar.

Kabala manevi dünyaya erişmenin bir
yöntemidir. Kabala bize manevi dünya hakkında bilgi verir ve onu
çalışarak bizler başka bir anlayış geliştirebiliriz. Bu anlayışın
yardımı vasıtasıyla üst-dünyalar ile iletişim içinde olabiliriz.

Kabala
teorik bir çalışma olmayıp pratik bir çalışmadır. İnsan kendisini, kim
olduğunu, neye benzediğini öğrenir. Kendini aşama aşama, adım adım
değiştirmek için neye ihtiyacı olduğunu öğrenir. Araştırmasını kendi iç
ben�i aracılığı ile yönetir.

Bütün deneyleri kendisi üzerinde,
kendisi içinde yürütür. Bu nedenledir ki Kabala�ya �Gizli Hikmet� denir.
Kişi, Kabala vasıtası ile meydana gelen, sadece kendisinin hissettiği
ve bildiği içsel değişimlere uğrar. Bu değişim, bir kişi içinde meydana
gelir; sadece o kişiye özgüdür ve sadece o kişi bunun farkındadır.

Kabala
kelimesi, İbranice olan �Lekabbel� kelimesin�den (almak) gelir. Kabala,
eylemlerin nedenlerini �alma arzusu� olarak tanımlar. Bu arzu, çeşitli
türden hazların alınması ile alakalıdır. Hazzı almak için, kişi genelde
büyük bir gayret sarf etmeye isteklidir. Sorun şudur ki, kişi minimum
bedel öderken, maksimum oranda hazzı nasıl alabilir? Herkes bu soruyu
kendince cevaplamaya çalışmaktadır.

Alma arzusunun gelişmesini ve
büyümesini sağlayan yöntemde belli bir düzen vardır. İlk aşamada, insan
fiziki hazzı şiddetle arzular. Sonra, para, onur, şan ve şöhret arar.
Hatta daha kuvvetli bir arzu kişiyi güç için şevklendirir. Sonra
maneviyat için bir arzu, istek geliştirebilir, ki bu nokta piramidin
tepesidir. Maneviyat arzusunun ne kadar büyük olduğunu farkeden kişi bu
arzusunu tatmin etmenin yollarını arar.

Alma arzusunun aşamaları arasındaki geçiş kişinin yetenekleri ve sınırlamalarının farkında olmasını sağlar.

Kabala,
üst-dünyalar ile duygu ve düşüncelerimizin kökenleri ile ilgilenir ki
biz bunu anlamalıyız. Dünyalar üzerinde herhangi bir kontrolümüz
olmadığı için duygu ve düşüncelerimizin neden ve nasıl yaratıldıklarını
bilmeyiz. Tatlı, acı, hoş, kaba vs. şeklindeki deneyimlerimize
şaşırırız. Psikoloji, psikiyatri ve öteki sosyal disiplinler alanı
açısından bile, duygularımızı incelemek için bilimsel aletler
geliştirmede başarısızdır. Davranışsal etmenler, anlama yetimizden gizli
kalırlar.

Kabala, duyularımızı bilimsel olarak incelemek için
geliştirilmiş olan bir sistemdir. Duygu ve arzularımızın hepsini alır ve
her biri için, her bir fenomen için, her seviyede ki her bir anlayış ve
duygu çeşidi için tam bir bilimsel formül sağlar.

Bu, zeka ile
birleştirilmiş duyguları inceleme işidir. Başlangıç seviyesindeki
öğrenciler için, geometri, matrix ve diagramlardan yararlanır. Kabala
çalışırken, öğrenciler kendi duygularının her birini tanımlar ve bunları
anlamaya başlarlar. Gücüne, yönüne ve karakterine göre ona hangi adın
verilmesi gerektiğini bilirler.

Kabala Hikmeti antik ve
kanıtlanmış bir yöntemdir. Kabala vasıtası ile kişi yüksek bir
farkındalık (olayların farkında olma) alır ve maneviyat kazanır. Bu,
gerçekten onun bu dünyada ki amacıdır. Kişi, maneviyat için bir arzu
hissettiği zaman, bu maneviyat için bir hasret-özlem hissetmeye başlar
ve sonrada Yaratan tarafından sağlanan Kabala Hikmeti vasıtası ile bu
arzuyu geliştirebilir.

Kabala, Kabalist�in hedefini açıklayan bir
kelimedir. Bu hedef insanın düşünen bir varlık olarak, bütün
yaratılanların en yücesi olarak, ehil olduğu her şeyi elde etmesidir.



Kabala bazi kisilere gore bir dini inanctir. Hayatin ve Isigin felsefi
yonlerini arastiran, bu felsefi ogretilere gore yasamayi amaclayan bir
ezoterik sistemdir. Bircok dinde ve ezoterik olusumlarda, Kabaladan
alintilar gorebilirsiniz. Kabala Yahudilik kaynakli ama Yahudilikten
ayrilmis bir olgudur. Ogretileri, en erdem filozoflarin bile anlamasini
zorlastiran derinlik derecesine kadar iner. Ogrendiginiz kadar
hayatiniza Kabala felsefesini uygulayabilirsiniz. Kabalist kisiler,
hayattan, dogadan, insanlardan ve esitlikten en cok haz alan
kisilerdendir. Kaynagi insan sevgisidir. Doga ve insanin birlikteliginin
dengesini ve felsefesini inceler. Buldugu sonuclari kisinin kendi
hayatina yansitir. Islam dahil her dinde, kabalist ogretileri bulmak
mumkundur.
Eski Mısır'dan Yahudiliğe devrolunan öğreti, Kabala'dır. Kabala da, aynı
Mısır rahiplerinin sistemi gibi, ezoterik bir öğreti olarak yayılmış ve
yine Mısır rahipleri gibi temelde büyü ile ilgilenmiştir. Kabala'nın
dikkat çekici bir yönü ise, Tevrat'taki yaratılış anlatımından çok
farklı bir anlatım içermesi, Eski Mısır'ın maddenin sürekliliğine dayalı
materyalist görüşünü korumasıdır. Türk masonlarından Murat Özgen Ayfer
bu konuda şunları yazmaktadır:

Tevrat'ın ortaya çıkışından
çok daha eski bir tarihte oluşturulmuş bulunduğunu göstermektedir.
Kabala'nın en önemli bölümü, evrenin oluşturulmasına ilişkin kuramıdır.
Bu kuram, teist dinlerde benimsenen yaratılış öyküsünden pek farklıdır.
Kabala'ya göre, yaratılışın başlangıcında, "daireler" ya da "yörüngeler"
anlamına gelen ve SEFİROT olarak anılan, hem özdeksel (maddi) hem de
tinsel (manevi) nitelikli oluşumlar doğmuştur. Bunların toplam sayısı
32'dir; ilk onu Güneş Sistemi'ni, diğerleri ise uzaydaki öteki yıldız
kümelerini temsil ederler. Kabala'nın bu özelliği, eski astrolojik inanç
sistemleriyle yakın bir bağlantısının bulunduğunu ortaya koyar...
Böylece Kabala, Yahudi dininden bir haylice uzaklaşır; Doğu'nun eski
gizemci inanç sistemleriyle... çok daha bağdaşır.

Eski Mısır'ın
materyalist, büyüye dayalı ezoterik öğretilerini devralan Yahudiler,
Tevrat'ın bu konudaki yasaklamalarını tamamen göz ardı ederek, diğer
putperest kavimlerin büyü ritüellerini de benimsemişler ve böylece
Kabala Yahudiliğin içinde ama Tevrat'a muhalif bir mistik öğreti olarak
gelişmiştir. İngiliz yazar Nesta H. Webster "Ancient Secret Tradition"
(Antik Gizli Gelenek) adlı makalesinde, bu konuyu şöyle açıklar:


Büyücülük, bildiğimiz kadarıyla, Filistin'in İsrailoğulları
tarafından işgal edilmesinden önce, Kenanlılar tarafından uygulanıyordu.
Mısır, Hindistan ve Yunanistan da kendi kahinlerine ve büyücülerine
sahipti. Musa Yasası'nda (Tevrat'ta) büyücülük aleyhinde yapılmış
lanetlemelere karşı, Yahudiler, bu uyarıları göz ardı ederek, bu
öğretiye kendilerini bulaştırdılar ve sahip oldukları kutsal geleneği,
diğer ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar. Aynı
zamanda Yahudi Kabalası'nın spekülatif yönü, Perslerin büyücülüğünden,
neo-Platonizm'den ve yeni Pisagorculuk'tan etkilendi. Dolayısıyla,
Kabala karşıtlarının, Kabala'nın saf bir Yahudi kökenden gelmediği
şeklindeki itirazlarının haklı temeli vardır.




_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

3 DÜŞÜNCE Bir Salı Şub. 01, 2011 9:32 pm

novanda

avatar


SELAM
Cantar amca eline emeğine sağlık
bende bir iki cümle yazmak istedim
birçok şey var gizli kalmış gece gündüz kripto çalışıyorum amaç ne olursa olsun kainatın düzeni yaşamın kaynağı eski dinler ve temelleri yaşam şekilleri definecilik vs. vs.
kabala aslında hiç karışık değil
çözümü gözümüzün önünde ve tabiatta hayat ağacı çok önemli ve bunlara denk gelen sayılar saylanmalar aradığımız bir çok şey hayat ağacında ve içindeki yollarda 21 ÇOK ÖNEMLİDİR
ama 21 e ulaşmak için diğer bütünleri tamamlamak gerekir
saygılarımla


_________________
.................BİLMEK LANETLENMEKTİR.................

4 12 sayısının gizemi Bir Çarş. Şub. 02, 2011 1:10 am

miniatuo


Misafir
sevindim
bende bir şey ekliyeyim
adem havva
12 ikiz çocuk yapar
12 ikiz çocuk birbirleriyle evlenir
12 ikizin 12 şer ikiz çocukları olur
12 ikiz çocuklar çaprazlama suretiyle çoğalırlar ve bu güne kadar gelinir

12 Sayısı




12 sayısı, aslında hemen her gün karşımıza çıkmakta; yani, en azından
her saate baktığımızda 12 rakamdan birini görmekteyiz. Kâinata
baktığımızda insanoğlunun kendi düşünceleriyle ürettiği bir çok olayda
da 12 rakamını görürüz. Peki nedir bu 12 rakamının sırrı? İsterseniz ilk
önce 12 rakamıyla ilişkili belli başlı bilinen tanımlamaları bir
sıralayalım;
1) 12 sayısının gizemi, gökyüzündeki on iki yıldız grubundan
(burcundan) geliyor; ama bu sayının asıl özelliği; 2, 3, 4, ve 6
rakamları ile bölünebilmesi ve eski çağlarda en çok kullanılan sayı
birimi olmasıdır. 12 sayısı, bugün bile düzine adıyla sayı birimi olarak
kullanılırken; katları olan 24, 60 ve 360 da zaman ve açı birimleri
olarak kullanılıyorlar.
2) Bir çok mitolojide 12 tanrıya rastlamaktayız klasik yunan mitolojisinde Olympos dağında 12 büyük tanrı vardır bunlar;


  1. Zeus,

  2. Hera,

  3. Athena,

  4. Apollon,

  5. Artemis,

  6. Hermes,

  7. Hephaistos,

  8. Hestia,

  9. Ares,

  10. Aphrodite,

  11. Demeter,

  12. Poseidon

3) Hz  İsa'nın 12 havarisi vardır;


  1. Petros,

  2. Zebedin'in oğlu Yakup,

  3. Yuhanna,

  4. Bartolomeus,

  5. Andreas,

  6. Filipus,

  7. Tomas,

  8. Alfeus'un oğlu Yakup,

  9. Yehuda (Taday)

  10. Yehuda (İskariyot)

  11. Matta

  12. ve Simun.

4) Şia da 12 imam vardır;


  1. Hz. Ali,

  2. Hz. Hasan,

  3. Hz. Hüseyin,

  4. Zeynel Abidin,

  5. Muhammed el-Bakır bin Ali Zeynelabidin,

  6. Cafer es-Sadık bin Muhammed,

  7. Musa el-Kazım bin Cafer,

  8. Ali er-Rıza bin Musa,

  9. Muhammed et-Taki bin Ali,

  10. Ali en-Nâkî bin Muhammed,

  11. Hasan el-Askeri bin Ali en-Nâkî,

  12. Muhammed el-Mehdi bin Hasan el-Askeri.

5) Güneş ve Ay'ı sayarsak 12 gezegen, eski medeniyetlerden beri biliniyor;


  1. Güneş

  2. Ay

  3. Merkür,

  4. Venüs,

  5. Mars,

  6. Dünya,

  7. Jüpiter,

  8. Satürn,

  9. Uranüs,

  10. Neptün,

  11. Plüton,

  12. Nibiru yada Marduk…

6) 12 Marduk gezegeninin dünyaya felaket getireceği...
7) Nostradamus'un son olarak 2012 için kehanette bulunması.
Cool 12 Eylül darbesi
9) Çin takvimi 12 hayvanlıdır;

Fare yılları. 1936 1948 1960 1972 1984 1996 2008
Boğa yılları. 1937 1949 1961 1973 1985 1997 2009
Kaplan yılları... 1938 1950 1962 1974 1986 1998 2010
Tavşan yılları... 1939 1951 1963 1975 1987 1999 2011
Ejderha yılları.. 1940 1952 1964 1976 1988 2000 2012
Yılan yılları. 1941 1953 1965 1977 1989 2001 2013
At yılları. 1942 1954 1966 1978 1990 2002 2014
Koç yılları. 1943 1955 1967 1979 1991 2003 2015
Maymun yılları... 1944 1956 1968 1980 1992 2004 2016
Horoz yılları. 1945 1957 1969 1981 1993 2005 2017
Köpek yılları. 1946 1958 1970 1982 1994 2006 2018
Domuz yılları. 1947 1959 1971 1982 1995 2007 2019
10) Musevilik'te Hz. Yakup'un [İsrael] 12 oğlu (ve İsrail'in 12 kabilesi).
11- La İlahe İllallah (Kelime-i Tevhid), Arapça 12 harftir.
12) Bir yılda 12 ay vardır.
13) Astrolojide 12 burç vardır.
14) 12 sayısı, Kurân-ı Kerîm'de 4 defa geçiyor;
«(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona:
"Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece
herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve
yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.»
(Bakara Suresi, 60)

«Biz onları (İsrailoğulları'nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki
topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde
Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar
sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri
öğrenmiş oldu.»
(Araf Suresi, 160)

«Andolsun, Allah İsrailoğulları'ndan kesin söz (misak) almıştı.
Onlardan 12 güvenilir-gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara:
"Gerçekten ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir,
elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir
borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten,
altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim
inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.»
(Maide Suresi, 12)

«Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri
yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü
haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesap (din) budur. Öyleyse bunlarda
kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de
müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle
beraberdir.»
(Tevbe Suresi, 36)
15) Tapınak şövalyeleri, 12 kişiydi.
16) AB bayrağı, 12 yıldızdan oluşur.
17) İncil'de Meryem Ana'nın başında 12 yıldızlı bir taç olduğundan bahsedilir (vahiy12-1)
18) Hinduizm'de de Buda'nın da 12 öğrencisi olduğu söylenir.

Ve daha bilemediğimiz ne çok 12 rakamlı olay vardır. Aslında bu 12
sayısına ebced hesabıyla baktığımızda, karşımıza insan çıkar. Her ne
kadar hemen hemen her sayı içinde bu kadar örnek bulabiliyor olsak da
özellikle insana çıkıyor olması, 12 rakamını daha bir önemli hale
getiriyor. Bir de 2012 kehanetleri, Marduk olayları ve dünyanın yok
olacağı kaos teorilerini de katarsak, işin içinden çıkılmaz hale
geliyor.19) 12 sayısı sayıları kullanmaya başlıyan ilk uyğarlıklardan bu yana nedense öncelikli tercih edilmiş sayı olarak karşımıza çıkmaktadır.
İlk uyğarlıklardan bu yana saat 12 ye bölünmüş Yıl 12 aya bölünmüştür.
20) '12' sayısının gizemi gökyüzündeki on iki yıldız grubundan (burcundan)
geliyor ama bu sayının asıl özelliği 2, 3, 4, ve 6 ile bölünebilmesi ve
eski çağlarda en çok kullanılan sayı birimi olmasıdır. '12' sayısı
bugün bile düzine adıyla sayı birimi olarak kullanılırken katları 24,
60 ve 360 da zaman ve açı birimleri olarak kullanılıyorlar.
21) Işık ve güzellik tanrısı Balder in verdiği ziyafete 12 kişi davetli iken yalanların ve hilelerin tanrısı Loki davetli olmadığı halde bu davete zorla 13 ncü kişi olarak katılmak ister.Çıkan tartışmada Loki Balder'i öldürür.

5 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 3:13 am

novanda

avatar


SELAM
konuya vermiş olduğunuz cvp ve bilgiler ve örnekler için
miniatuo çok teşekkür ederim son yazdığına ve yazdıklarına bir upucu olarakta şunları eklemek isterim
Hz İsa'nın 12 havarisi vardır; hz. isa ile beraber 13
Hinduizm'de de Buda'nın da 12 öğrencisi olduğu söylenir. buda ile beraber 13
vs.vs. bence burdaki ana tema son olan ve bunları içine alan bütünleyen olay kişi ve durumlardırtemel gerçekte ana tema hep saklanır 12 denir
vediğiniz bütün örneklemelere bakarsak gizlenen 13 ü de bulabiliriz
diyede düşünüyorum
tabiki şahsi düşüncem
saygılarımla


_________________
.................BİLMEK LANETLENMEKTİR.................

6 Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:16 am

CANTAR

avatar
















Kabala İncelenmesine Giriş

Yazan Dr. William Wynn Westcott


Çeviren Kemal
Menemencioğlu
- Translation Copyright
© 2001 hermetics.org





Altın
Şafak Hermetik Cemiyetinin üç kurucusu arasında Dr. W.W. Westcott
ayrıca Kabala konusunda diğer kurucular, Dr. Woodman ve MacGregor
Mathers gibi tanınmış bir uzmandı. Westcott ayrıca Oluşum Kitabı "Sepher
Yetzirah"ı İngilizce'ye tercüme etmişti. Westcott ayrıca İngiliz Gül Haç
Cemiyeti SRIA (Societas Rosicruciana in Anglia
) başkanıydı, Teosofik Cemiyetinin ezoterik okulu ve Framasonluğa mensuptu.Giriş


1. Okült
bilimlere açık olan edebiyat, felsefe ve din araştırmacıları eski çağ
Rabbinlerinin (hahamlarının) Kabalası üzerinde biraz
durmayı deneyebilirler, çünkü din veya inançları ne olursa da,
böylelikle sadece bilgi değil, fakat içinde doğdukları ve büyüdükleri
veya muhakeme güçleri geliştiğinde yeni uyarladıkları din ve doktrinleri
farklı olanlarla karşılaştırdığında yaşam ve
insan kaderi konusundaki görüşleri genişler.

2. Bu
konuda kazanılacak
yarar konusunda emin olarak eski İbrani Kabala doktrinlerine dikkatinizi
almak isterim. Bu deruni incelemeye erken yaşta girme şansına sahip
oldum ve sonraki
yıllarda bu İbrani dini felsefe üzerinde biraz bilgi biriktirebildim ve
Gül Haç cemiyetinde üyeliğimle bu konuda bilgim daha da geliştirdim.
Ancak Kabalistik kitaplar o denli fazla ve denli kapsamlı oluşu, bir
çoğunun sadece Rabbini İbranice veya
Keldanice incelenmesi gerekmesi, bu konuda öz güvenimi yirmi yıl öncesi
bu yazımın 1888 yılında Hermetik öğrencilerinin bir cemiyetinde konuşma
olarak ilk yayınladığım zamana kıyasla azalmasına neden olmuştur. O
tarihten sonra Jean de Pauly
"Zohar"ın Fransızca tercümesi ve Arthur E. Waite'in "Kabala Edebiyatı ve
Tarihi" ("The Literature and History of the Kabalah")
yayınlanmıştır. Yine de bu küçük yazının Kabalanın daha kapsamlı
eserlerine hakim olmayı
zaman bulamayanlar için yararlı olacağı düşüncesindeyim. Gerektiği gibi
Eski Ahit'e referans edilmiştir, ancak kasıtlı olarak Yeni Ahit'e veya
İsa'nın öğrettiği inanç ve doktrinlere iliştirme yapılmamıştır ve eğer
Kabalada iddia edilen Kutsal Üçlem
bağlantısını irdelemek isteyen varsa Zohar ii, 43, b ve C.D. Ginsburg'un
"Kabbalah"ta bulunan İngilizce'sine danışabilir.

WM. WYNN WESTCOTT, M.B., vs.

Kabala


3. İtiraf
edilmelidir ki Kabalanın menşei kadim çağların sislerinde kaybolmuştur,
hiç kimse onu kimin çıkardığını veya ilk
öğretmenlerin kim olduğunu ortaya çıkaramamaktadır. Kökenlerinin M.Ö.
515, İkinci Mabet dönemine bulunan İbrani hahamlara dek indiği konusunda
epey kanıt bulunmaktadır.

4. Bu
felsefenin, Yahudilerin Babil'de
esaret dönemi sırasında Keldani öğretilerinin Yahudi geleneklerine
etkileşiminden doğduğu önerilmiştir. Şüphesiz ki, öğreti erken
dönemlerinde tamamen sözlü aktarılmaktaydı, bundan dolayı Kabala veya
İbranice imla olarak QBLH kelimesi QBL kabul etmek,
almaktan anlamına geliyor ve şüphesiz öğreti olarak aktarıldıkça elinden
geçtiği kişilerce değiştirilmiştir. Asırlar sonraya dek onun herhangi
bir bölümünün yazıya döküldüğüne dair herhangi bir kanıt yoktur.
Musa'nın zahiri Pentateuch [
Latince
Musa'ya atfedilen "Beş Kitap", Tevrat], üzerinde
giderek kabaran şerh ve tefsirler ve Mişna ile Gemara'yı içeren
Talmud'dan ilginç bir şekilde ayrı tutulmuştur. Bunların Kabalanın derin
ve gizemli doktrinlerinden
etkilenmeden İbrani teolojide geliştiği gözükmektedir. Benzeri bir
şekilde, Hindistan'da ezoterik bir dizi yazıtlar Upanişadlar'ın genel
halkın kullanımı için talimatlar içeren zahiri Brahmanalar ve Puranalar
ile yan yana geliştiklerini
görürüz.

5. Halen
mevcut olan en eski Kabalistik kitapların iddia edilen yazılış tarihini
reddeden eleştirici araştırmacılar arasında çeşitli tartışmalar
sürmüştür ve
onlara atfedilen yazarlarının bunları yazamayacaklarını öne
sürmüşlerdir. Ancak eserlere bir tarih veya yazar saptamaya gelince, bu
aynı eleştirmenler büyük fikir ayrılıkları gösterip birbirleri ile
çelişkiye girmektedirler. Yıkıcı eleştiri gerçek
bilgiyi elde etmekten çok daha kolaydır.

6. Eski Kabalistik eserlerinin en önemlisine göz geçirelim:
7. "Sepher
Yetzirah" veya "Oluşum Kitabı" en eski eserdir ve dini atalardan
İbrahim'e atfedilmektedir. Bu eserin bir İngilizce tercümesinin yapmış
bulunuyorum, bir kaç baskısı yayınlanmıştır. Bu eser Yaratılış konusunda
çok ilginç bir felsefi tema açıklamakta. Dünya, güneş, gezegenler,
elementler, insanın kökeni ve İbrani
alfabenin yirmi iki harfi arasında bir paralellikten söz etmekte.
Harfleri bir triad/üçlü, Heptad/yedili ve bir Dodecad/on ikiliye
bölmekte. Üç ana harf A, M ve Sh (Ş) ilksel Hava, Su ve Ateş olarak
tanımlamakta; yedi çift harf gezegenlere ve zamanın
yedi bölmelere vs.; on iki tek harf ise aylara, Zodyak burçları ve beden
organlarına eşleştirilmektedir. Modern araştırmacılar bu eserin mevcut
kadim yazıtlarının ilk M.S. 200 tarihinde derlendiğini kabul etmeyi
eğilimleri vardır. "Sepher
Yetzirah" hem Kudüs, hem de Babil Talmudları tarafından söz edilir. Aynı
Mişna gibi Yeni-İbrani dilinde yazılmıştır.

8. İbranice'de
ZHR veya ZUHR olarak yazılan "Zohar" veya" Sohar" olarak bilenen
"İhtişam Kitabı" veya "Işık Kitabı", Tanrı, Melekler, Ruhlar ve
Kosmoloji konularını içeren bir çok farklı metinin derlenmesinden
meydana gelmiştir. Kitabın yazarı 160 yılında yaşayan Rabbi Simon ben
Jochai'ya atfedilmektedir. Kendisi
Lucius Aurelius Verus, İmparator Marcus Aurelius Antoninus'un valisi
tarafından zulme uğradı ve bir mağarada yaşamaya zorlandı. Bu eserin
önemli bölümleri sözlü geleneklerden derlenmiş olabilir. Ancak başka
bölümler şüphesiz zamanla, hatta 1290 yılı
civarlarında İspanya, Guadalajara'lı Rabbi Moses de Leon tarafından
yayınlandığı zamanda dahi ilave edilmiştir. Yayınlandıktan sonra
tarihsel gelişi bilinmektedir. Kitap baskısı Mantua'da 1558 yılında,
Cremona'da 1560 yılında ve Lublin'de 1623 yılında
çıkarılmıştır; bunlar "Zohar"ın İbrani dilinde yazılı üç ünlü
kodeksleridir. İbranice okumayanlara için Zohar'ı etüt etmenin en pratik
yolu Baron Knorr von Rosenroth'un 1684 yılında "Kabbala Denudata"
başlığı altında Latince'ye
yaptığı kısmi tercümeleri ve S. L. MacGregor Mathers tarafından bunların
İngilizce'ye tercümeleri olacaktır ("Siphra Dtzenioutha" - "Book of
Concealed Mystery" - "Gizli Sır Kitabı"; "Ha Idra Rabba," "Greater
Assembly" - "Büyük Meclis"; ve "Ha Idra Suta," "Lesser Assembly," "Küçük
Meclis"- Not bu kitabın Giriş Bölümü ve
Önsöz Bölümü
sitemizde yayınlanmıştır). Bu üç kitap, Zohar'ın tonu,
stili, içeriği konusunda iyi bir fikir vermektedir, ancak sadece kısmi,
bir görüş verir. Zohar'ın diğer metinleri: Hikaloth - Saraylar, Sithre
Torah - Kanunun Sırları, Midrash ha
Neelam - Gizli Tefsir, Raja Mehemna - İtikatlı Çoban, Saba Demishpatim -
Yaşlıların Sözleri, Peygamber Elias ve Januka, Genç Adam; ve Tosephta
ve Mathanithan başlıklı notlardır.

9. Şu anda Jean de Pauly
tarafından Zohar'ın eksiksiz ve son derece skolastik bir Fransızca tercümesi basılmak üzeredir.

10. Diğer
ünlü Kabalistik eserler arasında: Rabbi Azariel ben Menachem'in "On
Sephirtoh'un Şerhi", M.S. 1200; Rabbi
Akiba'nın "Alfabe"; " Cennet Kapısı" ; "Enoch Kitabı"; "Pardes Rimmonim,
veya Nar Bahçesi"; "Tecelliler Üzerinde Bir Çalışma"; Chajim Vital'in
"Otz ha Chiim, veya Hayat Ağacı"; Isaac de
Loria'nın "Rashith ha Galgulim, veya Ruhların Devri" Isaac de Loria; ve
özellikle 1070 yılında ölen ve ayrıca Avicebron olarak bilinen ünlü
İspanyol Yahudisi Ibn Gebirol'un yazıları, onun başyapıtı "Hayatın
Pınarı" veya
"Krallığın Tacı" eseridir.

11. Kabala
öğretisi her biri bir süre ünlü olan birkaç okulla sınıflandılılmıştır:
1190 - 1210 yılları arasında Rabbi Kör Isaac, Rabbiler Azariel ve Ezra,
ve Moses Nachmanides'in
Gerona Okullu. Rabbiler Jacob, Abulafia (ölüm 1305), Shem Tob (ölüm
1332), Akko'lu Isaac'ın Segovia Okulu. Rabbi Isaac ben Abraham Ibn Latif
okulu, yaklaşık 1390. Abulafia (ölüm 1292) ve Joseph Gikatilla (died
1300) okulu; ayrıca of Rabbiler Moses de
Leon (ölüm 1305), Menahem di Recanti (ölüm 1350), Isaac Loria (ölüm
1572) ve Chajim Vital'in (ölüm 1620), "Zoharistler" okulları. Ünlü Alman
Kabalistler arasında John Reuchlin veya Capnio, ikiünlü eser yazmıştır:
"De Verbo Mirifico,"
ve "De arte Cabalistica."

12. Genelde
Kabalistler arasında iki meyil vardır: biri tamamen doktrin ve dogma
koluna; diğeri de pratik ve mücizevi harikalar işine koyulmuştur.

13.
En ünlü harikaları uygulayan Rabbinler arasında ayrıca Ari olarak
bilenen Isaac Loria, ve ne garip ki Müslümanlığa dönen Sabatay Sevi idi.
Bu her iki Rabbinin çıkardığı okült külliyatının yaşayan temsilcileri
vardır. Genelde bunlar dağılmış
bireylerdir, inisiye gruplarını bulmak enderdir. Orta Avrupa'da ,
özellikle Rusya'nın belirli bölgelerinde, Avusturya ve Polonya'da halen
Kabalaya atfettikleri garip şeyler yapabilen ve "Harikalar Yapan
Rabbinler" olarak bilinen Yahudiler
vardır, ve açıklanması çok zor şeylerin İngiliz Kabalistik ritüel ve
tılsım öğrencileri tarafından yapıldığı görülmüştür.

14. Eski
metinlerle ilgili Rabbini Tefsirlerin çoğu birbirine dolanan o denli
kabarık bir
Kabalistik külliyat oluşturur ki kavranması neredeyse imkansızdır. Her
halde, ülkemizde eski yazmalarda halen saklı olan ne doktrinler
bulunduğunu bilen ne bir Yahudi, ne de Hıristiyan vardır.

15. Dogmatik
veya
Teorik Kabala Tanrı, Melekler ve insandan daha ruhani varlıklar; insan
Ruhu çeşitli yönleri ve parçaları; doğum öncesi yaşam, reenkarnasyon ve
çeşitli ince alemler ve varlık boyutları konusunda felsefi kavramlar
sunmaktadır.

16.
Pratik Kabala, Eski Ahit'te her cümle, kelime ve harfi inceleyerek
mistik ve alegorik yorumlar getirmektedir. Harf, rakam ve onların
karşılıklı ilişki türleri; Gematria, Notorikon ve Temura ilkeleri; ilahi
ve meleksel isimlerinin tılsımlara
uyarlanması; sihirli karelerin (vefkler) hazırlanması; ve sonradan
ortaçağı majisinin temelini oluşturacak çeşitli konulara giren çok
kapsamlı bir külliyat.

17. Belirli
bir Kabalistik eseri okumak yerine, onun felsefesi
konusunda genel bir fikir edinmek isteyenler için mevcut üç standart
eser vardır. Bunlardan ikisi İngilizce'dir, biri Dr. C. Ginsburg, 1865
yılında yayınladığı eserdir. Bu doktrinlerinin resmi ve kapsamlı bir
özetidir. Diğeri Arthur E. Waite'in [

A.E. Waite önemli bir Altın Şafak üyesiydi]1902
yılında yayınladığı mükemmel "Kabalanın Doktrin ve Edebiyatı" ("The
Doctrine and Literature of the Kabalah") eseridir ve ayrıca Fransızca
olarak Adolph
Franck'ın 1889 yılında yayınladığı eser vardır. Ancak bu daha çok
betimleyici özelliktedir ve ayrıntılara pek girmez.

18. İbrani
sistemde Hint dini felsefesinin birçok noktalarına değinmemektedir veya
farklı mahiyeti oluşundan dolayı dışlanmaktadır. Örneğin, yok edilen
Dengesiz Güç Alemlerinden başka alemlerin kozmolojisine pek
değinmektedir; sarsılmaz Karma yasası göz alıcı bir özellik değildir;
reenkarnasyon öğretilir, ancak yeniden doğuş genelde
üçe yaşama sınırlıdır.

19. Kabalistik
doktrinin küçük bir parçası Yahudi Talmud'da bulunmaktadır, ancak bu
metinlerde gerçek Kabala'da bulunmayan biraz kaba bir anlayış vardır;
örneğin insanların önceki yaşamların günahlarından
dolayı hayvan biçimlerinde veya erkeklerin kadın olarak yeniden
doğmaları gibi.

20. Unutmamak
gerekir ki birçok doktrin birkaç Rabbinin öğretileriyle sınırlıdır ve
belirli bir konuda eski bir doktrin
ile yeni bir doktrin arasında bazen büyük farklar ortaya çıkmaktadır, bu
değişik devir ve okulların Rabbinlerin Kitaplarında açıkça
görülmektedir. Bazı Kabalistik öğretiler daha hiç basılmamıştır ve
günümüze dek sadece mürşitten müride aktarılmıştır. Hiç
bir İbrani kitapta bulunmayan ve Gül Haç ve Hermetik Localarda
öğrettiğim konular da vardır. Bu eski İbrani kitapların dikkatli bir
incelemesi bazı dogmaları sadece layık olan öğrencilerle sınırlamak,
bilinçsizce yayılıp cahil veya çıkarcı kişilerden
istismar etmelerini önlemek amacıyla bazı kasıtlı "perdeler"in konulduğu
göstermektedir.

21. Kabalistik doktrin külliyatına herhangi bir önemli ilave konulmadığı yaklaşık olarak iki üç asır geçmiştir. Ancak
bundan önce felsefi temayı açıklamak veya uzatmaya yönelik uzun bir şerh ve tefsir silsilesi üretilmiştir.

22. Daha
önce belirttiğim gibi Kabalanın ne zaman bir somut bütün ve felsefi
sistem olarak ilk oluştuğu belki de
hiç bir zaman ortaya çıkmayacaktır, ancak eğer onun İbrani dinin
Ezoterizmi olarak kabul etsek, ki bunun doğru olduğunu inanıyorum, esas
öğretileri şüphesiz Jehovah, Yahveh ibadetinin esas ilkelerinin çıkışına
yaklaşık olarak eş zamanlı olması
gerekir.

23. On
iki kavimin oluşu tarihi bir gerçek olup olmadığını veya Musa ve hatta
Kral Sülyeman'ın bile gerçekten varolup olmadıklarını tartışan bazı
şüpheci araştırmacıların iddialarına göze atmaya çaba
göstermeyeceğim [
Bu yazının hazırlandığı zamandan geçen bir asır süresince
arkeolojik bulgular eski ahit tarihinde geçen birçok olayın doğruluğunu saptamıştır]. Bu çalışmamızın maksadı açısından, Yahudi ulusun, İkinci
[
Süleyman] Mabedin zamanında (M.Ö. 536) Asya hakimi Kirus'un, M.Ö. 587 yılında [Babil] Kral Nebuchadnezza tarafından zorla tutsak edilen bazı Yahudilerin Kudüs'e dönmelerine ve İbrani dinini icra
etmelerine izin verdiğinde Yahveh teolojisi, bir rahip sınıfı sistemi ve elle tutulur bir doktrinleri olduğu yeterli olacaktır.

24. Kudüs'e
bu dönüşten sonra, M.Ö. 450 yılında Ezra ve Nehmeniah, İbranilerin Eski
Ahitlerini edit edip derlediler veya Musa'nın Tevrat'ı yazdığını ve Kral
Süleyman hükümdarlığını inkar edenlere göre o zaman Pentateuch'ı
[Latince 5 kitap, Tevrat, Torah] yazdılar.

25.Yenilenmiş
din, Kudüs'ün Ptolemy Soter
tarafından işgal ettiği, ancak Yahudi dinin temellerini yıkmadığı M.Ö.
320'ye dek devam edebilmişti. Hatta, halefi Ptolemy Philadelphus
yaklaşık olarak M.Ö. 277 yılında İbrani metinlerin revize edilmelerine
ve yetmiş iki alim tarafından Grekçe'ye tercüme
edilmelerine sağladı. Bu tercüme asırlardır Eski Ahit'in Septuagint
uyarlaması olarak bilinmektedir.

26. Bundan
sonra Yahudilerin üzerilerine başka belalar geldi ve Kudüs M.Ö. 170
yılında Antiochus tarafından işgal edilip
yağma edildi. Bunu Makkabilerin uzun savaşları takip etti ve Romalılar
Judai, Yudeya'yı işgal ettiler. Sonra Yahudilerle çekişen Pompey şehri
işgal etti ve kısa süre sonra M.Ö. 54 yılında Romalı general Crassus
tarafından yağma edildi. Yine de Yahudi
dini muhafaza edildi ve İsa'nın yaşadığı devirde bütün dini kutlama ve
bayramların bulunduğunu görüyoruz. M.S. 70 yılında sonradan Roma
İmparatoru olan Titus tarafından Kutsal Şehir işgal edildi, yağmalandı
ve yakıldı.

27.
İbrani Eski Ahit bütün bu çilelere rağmen muhafaza edildi, ancak
kaçınılmaz olarak birkaç eserine birçok değişiklik ve ilaveler olmuştur.
Bir rahip sınıfı silsilesi tarafından aktarılan halka sunulan Eski
Ahit'e dahil edilmeyen daha ezoterik öğretiler de
değişik öğretmenlerin etkileriyle değişime uğramış olabilir.

28. Bu
devreden kısa bir süre sonra Eski Ahit kitapların ilk şerh ve
tefsirleri dizileri hazırlanıp günümüze dek gelmiştir.
Bunların arasında en eskileri yaklaşık olarak M.S. 100 yılında yazılan
"Kanun" üzerinde "Targum of Onkelos" ve "Peygamberler" veya "Nebiler"
üzerinde Jonathan ben Uzziel'in
eseridir.


28.
Yaklaşık olarak M.S. 141 yılında Judai'lı Rabbilerin ünlü eseri
"Mishna" yazıldı ve "Talmud" denilen çok kapsamlı ve kabarık İbrani
doktrinlerin derlemesine temel oluştu. Bunların iki versiyonu vardır, en
önemlisi Babil'de ve
diğeri Kudüs'te derlenmiştir. Esas "Mishna"ya Rabbiler "Gemara" denilen
tefsirleri ilave ettiler. Bu zamandan itibaren Judai literatürü epey
genişledi ve en azından 1500 yıla dek dini eserler çıkaran bir sürü
İbrani Rabbin vardı. İki
Talmud ilk kez Venedik'te 1520 ve 1523 yıllarından sırayla basıldılar.

29. Eski
Ahit kitapları Yahudiler için asırlardır yön verici bir meşale
olmuştur, ancak bilgili Rabbinler sadece bunlarla yetinmediler ve onları
iki paralel
literatür dizisiyle takviye ettiler. İlki Talmud'a dayalı olarak Eski
Ahit'i açıklamak ve halkı eğitmek üzere Musa tarafından verilen On Üç
Tartışma Kuralı'nın tefsiridir, diğeri ise gizli doktrin ve ezoterik
anlamlarını açıklamaya
yönelik uzun, daha
karmaşık ve derin bir metindir. Oluşum Kitabı, Sepher Yetzirah ve
İhtişam Kitabı, Zohar, eski Rabbinlerin ehil olduklarından övündükleri
ve hatta Tanrının Musa'ya rahiplerin halka ifşa edilen yazılı kanundan
ayrı olarak, ifa etmeleri için verdiği
"Gizli Bilgi" olduğunu dahi iddia ettikleri sözlü geleneğin özü, cevheri
temsil etmektedir.

30. Kabalanın
başlıca ilkelerinden biri de, ruhsal bilgeliğin On Sayı ve Yirmi İki
Harften oluşan Otuz İki Yoldan elde
edildiği kavramıdır. Bu On Sayı, İlahi Tecelli, Sephiroth'u,Yüksek Ana,
Binah'ın Büyük Denizi, Kristal Denizin Kutsal Sesler Korosunu simgeler.
Üç esas Element, Yedi Gezegen ve güneşin yıllık seyrinde beşeri yaşama
yön veren semanın On İki Zodyak etkisi
ile Evrenin, Doğanın Yirmi İki okült gücü simgeler. "Sepher Yetzirah"
tercümemin sonunda Otuz İki Yolun adları ve açıklamalarını vermiştin.

31. Kabala
ve Ortodoks Yahudilik arasındaki bağın göstergesi, Rabbinlerin
Eski Ahit kitaplarını ruhsal yaşamın kültürü için Yirmi İki (harfler)
diziye sınıflandırdıklarını görüyoruz. Bu sınıflandırma Eski Ahit'in
otuz dokuz kitabından on iki ikincil peygamberin kitaplarını bir diziye;
Rut'u Hakimler'e; ve Ezra'yı Nehemya'ya
ilave ederek, ve ikişer kitaptan oluşan Samuel, Krallar ve Tarihler
kitaplarını birer kitap sayarak elde ettiler. Otuz dokuz kitap Ezra'nın
zamanında saptanmıştı.

32. Kabalayı
açıklayan kitaplara dönersek, onların atfedilen
kökenlerinin doğruluğu, otantikliği ne olursa da, kadim eserler Sepher
Yetzirah ve Zohar'ın mesafeli görüşlü bir kozmolojiyi ima eden, açık ve
berrak bir ruhsal felsefe içerdikleri reddedilemez ve teolojik bir
doktrin külliyatını kuran özel bir adın
onuruna layık görülmeli - Kabala.

33. Umumi
İbrani dininin esas dayanağı ve temeli her zaman Yahveh'in (Jehova)
seçilmiş halkına ifşa ettiği Kanunları beyan eden
Pentateuch, Musa'a atfedilen beş kitap olmuştur. Bu kitaplarla başlayan
Eski Ahit, tarihi kitaplar, peygamberlerin şiirsel öğretilerini içeren
kitaplar takip etmiştir, ancak birçok bölümler maddi ve dünyevi
özellikler hakimdir ve Büyük Din kitaplarında
beklenen ruhsal tertip yoksunluğu gözükmekte, hatta bazen günümüzün
ahlaki değerlerle çakışmaktadırlar.

34. 3000
yıl önceki bir küçük ulusa hayati önem taşıyan Musevi Kanunları hijyen
hususlarını düzenlemeye yönelik çok sayıda
ayrıntılı kurallar getirmiştir, ancak hatalı kullara karşı çok kıyıcı
cezalar ve acımasız muamelelerde bulunmaktadır. Oysa, bunlar modern
görüşe göre milyonlarca dünyalarıyla Evreni Yaratan bir Tanrıdan tecelli
edilecek şeylere pek uymuyor. Ayrıca, ölüm
sonrası bir beşeri yaşamdan neredeyse hiç söz edilmemesi, İsa'dan
gelecek yeni ifşaları gerekli kılan bir maddecilik göstermektedir. Oysa,
muhafazakar İngilizler bu sözleri kuşkuyla bakıyorlar, ancak onlardan
Eski Ahit'te ölüm sonrası yaşam veya ruhun
ıslahı için bir dizi yaşamdan geçmesi ve ruhun ölümsüzlüğü açıklayan bir
metini göstermeleri istenildiğinde onları bulamazlar ve papazların:
"Eğer açıkça konmamışsa da ima edilmektedirler" demeleri ile
yetinmektedir. Ancak gerçekten öyle mi?
Eğer öyleyse nasıl oluyor da modern bir yazar şunu söyleyebilmiştir:
"Eski Ahit'e refah iyi işlerin ödülüydü, oysa Yeni Ahit'e ödül
geçimsizliktir"? Bu sadece gelecek yaşam olmadığında veya Eski Ahit'te
düşünülen ödül ve cezalandırma yoksa
mümkün olabilirdi.

35. Ancak
bu gözlem doğrudur ve Eski Ahit'te insanın hayvan kadar ölümlü olduğunu
öğretmektedir, örneğin
(Vaiz/Ecclesiastes, iii. 19): "Çünkü adem oğullarının başına gelen,
hayvanların başına gelir; ve
başlarına gelen şey birdir; bu nasıl ölüyorsa, öteki de öyle ölüyor;
hepsinin bir soluğu var; ve adamın hayvana üstünlüğü yoktur; çünkü hepsi
boş. Hepsi bir yere gidiyorlar; hepsi topraktandır, ve hepsi yine
toprağa dönüyorlar... Ve gördüm ki, adamın
kendi işlerinde sevinçli olmasından daha iyi bir şey yoktur; çünkü onun
payı budur; çünkü kendisinden sonra olacak şeyi görmek için onu kim geri
getirecek?" Kendi Ego, Ruh veya Yüksek benliğinden başka kim olabilir.

36.
Ancak belki de bu kitap adı şanı belirsiz bir Yahudi veya yarı Keldani
veya Babil'linin kaleminden çıkmıştır. Bu hiç de öyle değil, zira bütün
Yahudi alimler bu kitabı Yahudilerin en görkemli döneminin kralları
Süleyman'a atfediyorlar. Eğer ruhun
ölümsüzlüğü Halkın anlayışına açık olan Yahudiliğin özünde varsa, o
zaman Süleyman bunu o denli kaba bir şekilde inkar etmezdi.

37. Yine
de, Tekvin'de Yaratılışın öyküsüne baktığımızda aynı hikayeyi görürüz.
Hayvanlar topraktan
yapılmıştır, insanlar topraktan yapılmıştır, Havva Adem'den yapılmıştı
ve her birinin sureti içine hayat
nefesi "Nephesh Chiah" (Nefes Hiyah), can üflendi. Ancak, Adem'in bir
süre içinde barınacak, deneyim kazanacak, ıslah olacak, sonradan
farklı bir gelişim evresine geçecek ve nihai olarak İlahi kaynağa
dönecek Yüce Zeka'dan bir Işın aldığına dair herhangi bir ima yoktur.
Ancak, onlar her kimse, bu eserlerin yazarları, insanın daha yüksek bir
tarafı, Ruh Varlığı olduğu konusunda herhangi
bir kavramdan yoksun olmaları herhalde olası değildir. Eleştirel görüşe
göre belirli bir dönemde dini felsefe Eski Ahit'ten çıkarılmış ve
imtiyazlı bir sınıfa ayrılmıştı. Bu durumda halka kabulü için sadece
katı ve kesin kanun ve gelenekleri içeren dış
katmanı kalmıştı. Dini kitap olarak Eski Ahit'te yoksun olan ruhsal
felsefe Kabala'nın esas özü olabilir; zira bu Kabalistik dogmalar
İbrani'dir, ruhsal ve görkemli bir yüceliğe sahiptir. Eski Ahit onların
ışığında okunduğunda bir ulusun kabulüne layık
bir eser olmaktadır. Burada Kabalanın öz esasları ve kadim
alt-temelinden söz ediyorum. Kabul ediyorum ki bir çok mevcut eserde bu
asli hakikatler asırlarca derleyiciler, düşsel ve çoğu zaman kaba
ilaveler ve şarklı imajlar tarafından örtülmüştür. Ancak
bütün bunların ardından saklı bir İlahi Gücün kilit ilkeleri, onun
tezahür eden Tecellileri, insan yaşamı diriltmesi, ruhların öte
yaşamları, dünyevi yaşamın faniliği burada tam anlamıyla açıklanan temel
doktrinlerdir ve bu Yahudilerin Kabalası ve sözde
doğunun ezoterik Budizm ve Hinduizm öğretileri arsındaki temas
noktalarıdır.

38. Olası
olarak Protestan kilisesinin koptuğu Katolik kilisesi ilk başında
Kitabi Mukaddes'in kasıtlı dışrek, zahiri mahiyetinin sırrına ve çoğu
kez
aslında alegorik içerikli tarihi olaylar kapsayan Yahudi kitapların
gerçek manalarına varmanın anahtarı olarak Ezoterik Kabalayı anlamanın
ruhban sınıfı ait yöntemine vakıftı. Eğer bunu kabul edersek, asırlardır
Katolik kilisesi neden ruhban sınıfının
haricindekilerin Eski Ahit'i irdelemelerine karşı caydırıcı tavır
aldıklarını açıklar. Ayrıca bu Protestanların hırçın rahip sınıfının
Reformasyonu ile birlikte ruhban sınıfı haricindekilerin Eski Ahit
kitaplarını okumalarını teşvik etmekle hatta
işlediklerini ima eder.

39. Musevi
ve diğer Eski Ahit kitapları sürekli bir şekilde zalim ve kıyıcı
sistemleri desteklemek için kullanılmıştır. Bunun dikkat çekici bir
örneği, yüz yıl önce kadar yakın bir zamanda cereyan
etmiştir ve Protestan ülkelerin rahipleri oybirliğiyle Yahudilere
zorunlu olan Yahweh kanunlarına dayanarak köle ticaretinin devam
etmesini desteklediler.

40. O
zamanlarda çoğu kez serbest düşünürler ezilen ve zülüm gören
ırkları kollamaktaydı ve asırlardır en bilgeli insanlar, en büyük bilim
adamları İbrani yazıtlardaki talimatlar, iddialar ve öykülere atfedilen
yanılmazlığı karşı verdikleri mücadelelerde hep başarıdan başarıya
koşmuşlardır.


41.
Eski Ahit bir bakıma binlerce Hıristiyan'ı bir arada
tutmaktadır, zira İsa doktrinini Yahudi halkının doktrinleri üzerine
inşa etmiştir, ancak günümüzde türeyen sonsuz Hıristiyan mezhep ve
fırkaların hemen hemen hepsi Kitabi Mukaddes'e kendi
kişisel yorumlarını katma hakkını iddia ederek ortaya çıkmıştır, oysa bu
kitabın tefsir anahtarları kayıp veya en azından eksiktir ve onların
yardımı olmadan kritik hatalar olacağı kaçınılmaz olduğu bilinse, her
kafasına esen onu yorumlamaya
kalkışamaz.

42. Kitabi
Mukaddes'in farklı yorumlarının muazzam birikintisi abes, fuzuli ve
beyhude olmasına rağmen, önem arz etmektedir, çünkü yüzlerce mezhep ve
fırkanın takipçileri kendilerine sadece kişisel yorum hakkını
değil, aynı zamanda kendi dışında olanları kınama hakkına da el
koymuşlardır -- sanki Kitabi Mukaddes için iddia ettikleri yanılmazlık
kendi kişisel propaganda veya kilise servisleri üzerine yansıması
elzemdir. Dini hoşgörüsüzlük her kasabayı
lanetlemiştir ve başkalarından kendilerini farklı sayarak kendi dar
çevrelerinin dışındakileri eleştirmek, hatta zulmetmek veya cehenneme
havale etmek hemen hemen hepsinde yaygındır.

43. Mistikler,
Okültistler ve Teosofistler
bütün dinlerin ortak temel ve kökenini göstererek mevcut müşterek
aydınlanma olasılığını açıklamakla gerçekten büyük ve iyi bir hizmet
sunuyorlar. Hoşgörü ve müşterek takdirle çok iyilik doğabilir, ancak
dincilerin ayrışmacı mücadeleleriyle bütün
inançlar zarar görür ve din, hoşgörüsüzlük, çekişme ve kibirlik anlamına
gelen farklı isim olur. Hırslı bir fırkacının göstergesi ve işi artık,
İsa'nın "Yargılamayın ki, siz de yargılanmayın" sözüne tam ters düşerek,
başkalarının eforlarını
kınamaya her an hazır olmasıdır.

44. Yahudilerin bir tarikatı, Saddusilikten gelişen bir kol Caraites tarih boyunca Kabalayı reddetmişlerdir ve ülkemizin [İngiltere]
günümüzdeki İbrani hahamları pratik Kabalayı izlememektedirler ve
Dogmatik Kabalanın doktrinlerini kabul etmemektedirler. Diğer yandan,
bir çok ünlü Hıristiyan yazar Dogmatik Kabalaya karşı çok sempati ifade
etmiştir.

45.
M.S. 420 yılında ölen St. Jerome "Marcella'ya metup"ta On Sephiroth'a
atfedilen bütün Kabalistik İlahi isimleri
vermektedir. Diğerleri arasında Raymond Lully, 1315; Dördüncü Papa
Sixtus, 1484; Pic de Mirandola, 1494; Johannes Reuchlin, 1522;
H. Cornelius Agrippa, 1535; Jerome Cardan, 1576; Gulielmus Postellus,
1581; John Pistorius, 1608; Jacob Behmen, 1624; ünlü İngiliz Gül Haç
mensubu Robert Fludd, 1637; Henry More, 1687; ünlü Jesuit Athanasius
Kircher, 1680; ve Knorr von Rosenroth, 1689,
vardı. Bunlara ayrıca Eliphaz Lévi ve Edouard Schuré, ikisi de Okült
Bilimler üzerinde modern Fransız yazarlarıdır, ayrıca İngiliz yazarlar
Dr. Anna Kingsford ve Edward Maitland ilave edilmelidir. Ünlü Alman
filozof Spinoza, 1677, Kabala öğretilerine çok
önem vermiştir.


Pratik Kabala


46. Dogmatik
Kabaladan önce Pratik Kabalayı ele alalım.
Teorik
Kabaladan önce gelişi, belki de ilk başta Pentateuch'un her cümle,
kelime ve harfinin İlahi İlhamdan kaynaklandığı ve en ufak zerresinin
ihmal edilmemesi gerektiği kurama dayan bir inceleme içermesinden
kaynaklıyordur. Rabbinler her kelime ve hafi
saydılar ve sayıları harfleriyle temsil edildikleri için, bütün Tanrı
isim ve sıfatların, ayrıca ilahi emirleri içeren bütün sözleri sayısal
değerlerini hesapladılar.

47. İbrani harfleri ve sayılar şöyledir :

Aleph

A

1

Beth

B, V

2

Gimel

G, Gh

3

Daleth

D, Dh

4

Heh

H

5

Vau

O, U, V

6

Zayin

Z

7

Cheth

Ch [H, Ç]

8

Teth

T

9

Yod

I, Y

10

Kaph

K, Kh

20

Lamed

L

30

Mem

M

40

Nun

N

50

Samekh

S

60

Ayin

Aa, Ngh

70

Pe

P

80

Tzaddi

Tz

90

Qoph

Q [K]

100

Resh

R

200

Shin

Sh [Ş]

300

Tau

T, Th

400
48. Ayrıca birkaç son harfi vardır, son K, 500; son M, 600; son N, 700; son P, 800; ve son Tz, 900. İlahi İsim Jah, JH'ın sayısal
değeri 15'dir ve 15 her zaman genel kullanımda 9 ve 6, ThV, Teth ve Vau. ile temsil edilir.

49. Kabalistik
Rabbinler Eski Ahit'in kanun kitapları "Torah"ın sözlerini yaşamda
uygun davranış bilgisine bir
kılavuz ve Sinagog ve evde uygun okunacak metinler olarak tanımlardı.
Ancak her söz, öykü, kanun ve olayın ayrıca daha derin mistik bir anlam
taşıdığını ve bunların Gematria, Notorikon ve Temuria kurallarına göre
hesaplama, çevirme, devşirme ile
bulunabileceğini iddia etmişlerdi. Bu uygulamadan ilki Grekçe, ikincisi
Latince ve Üçüncüsü İbranice kelimedir ve MUR kökünden TMURH, devşirme
anlamına gelir.

50. On
yedinci asrın en önemli Rabbini, Menasseh ben Israel,
Musa kitaplarını insan bedenine, Mishna adındaki tefsirleri ruha, Kabala
ruhun özüne benzetmiştir: "cahil insanlar ilk olanı irdeleyebilirler,
bilgili olanlar ikinciye, ancak en bilgeli olanlar tefekkürlerini
üçüncüye yöneltirler."Kabalistleri,
kutsal yazıtlarda yaygın sırlara erişim sağlayabilecek on üç kuralla
sahip ilahi teologlar olarak tanımlamıştır.

51. Birçok
Kabalist doktrin ve metotlarının ilkel insanlara Cennetten Melekler
tarafından indirildiğini iddia
ederler ve Pentateuch'in ilk Dört Kitabın anlatılan tarihleri ve ifşa
edilen kanunların dışında özgün doktrinlerini de içerdiğini inanırlardı.

52. Zohar
şöyle der: "Eğer Torah'ın bu kitapları sadece Esau, Hagar, Laban ve
Balgaam hakkında öyküler ve söyledikleri sözleri içeriyorsa, neden
onlara "Mükemmel Kanun, Hakikat Kanunu, Tanrının Hakiki Şahidi" denilir
-- gizli bir anlamı olmalıdır. "Kanunun (Torah) sadece basit deyişler ve
masallar içerdiğini
söyleyen insana yazıklar olsun. Eğer bu doğru olsaydı, zamanımızda bile
daha saygın bir doktrin kitabı derlerdik. Oysa olay farklı, her
kelimenin ilahi bir manası vardır ve semavi bir sırdır. Kanun bir meleğe
andırır, burada bilinmesi ve anlaşılması için
ruhsal bir melek bir kılıfa bürünmelidir, aynı şekilde, Kanun insanların
kabul etmeleri için bir beden olarak kelimelerden oluşmuş bir kılıf
giymiştir, ancak bilgeli olanlar kılıfın, kıyafetin içine bakarlar."

53. Belirli
dönemlerde
hem basit Yahudi ve hatta Hıristiyan Pederler/Öncüler de kutsal
yazıtların hem harfi, hem de mistik anlamları olmaları konusunda benzeri
bir beyanda bulunmuştur. Talmud'un "Sanherin" kitabında Israel Kralı
Manasseh, Musa'nın cariye
Timnah ile adam otlarıyla Raşel hikayelerinden daha değerli
anlatabileceği bir şey olup olmadığını sorduğunda, Musa bu hikayelerin
içinde saklı anlamlar olduğunu açıkladı.

54. Hıristiyan
Öncü Origen (M.S. 253),
"Homilies"inde herkesin dünyanın altı günde yaratılması, bitkilerin
Tanrı tarafından ekilmesi gibi hikayeleri arkasında daha derin manalar
saklı mecazi anlamda görmeleri gerektiğini yazmıştır. Origen manalara
üçlü bir anlam kabul etmişi -
bedensel, psişik ve ruhsal, veya kutsal metinlerin bedeni, ruhu ve özü.

55. 1340 yılında ölen Nicholas de Lyra, dört yorum yordamı kabul etti: harfi, alegorik, ahlaki ve batıni
veya mistik.

56. Bu
görüş Zohar'daki temayı yakın bir şekilde izlemektedir. Zohar ii. 99'de
Kutsal Kanun sevgilisine kendini açan aşık bir kadına benzetilir. İlk
kez bunu işaretlerle (ramaz), sonra fısıltılarla (derush), sonra
yüzü peçeli konuşmayla (hagadah) ve sonunda yüzünü açarak aşkını beyan
eder, bu da sod'dur, gizlilikte iletişim, sır.

57. Merhum
Dr. Anna Kingsford ve Edward Maitland, sürekli olarak İbrani metinlerin
arkasında gizli
anlamların saklı olduğunu ısrar eden dikkate değer Kabalistlerdi. Merhum
H.P. Blavatsky kadim dinlerdeki gerçek kadim kutsal metinlerinin yedi
düşünce düzeyinde açıklamaya tabi olduklarını söylerdi.

58. Kabalistler
normal ve
sonlu biçimi ile her İbrani harfte derin anlamlar bulmuşlardır. Ayrıca
büyük harf, yanlış yerleşmiş harfler ve olması gerektiğinden farklı
imlalı kelimelerde sırlar bulmuşlardır. Değişik zamanlarda Tanrıyı
Aleph, A; veya Yod, I, veya Shin, Sh, Nokta,
daire içinde Nokta, hatta üçgen ve on yod'da oluşmuş bir Dekad ile
temsil ettiler.

59. GEMATRIA,
belirli bir sayısal değeri olan bir kelimenin, aynı sayısal değeri
taşıyan başka bir kelimelerle ilintili olduğunu
kabul eden bir yorumlama metodudur. Böylece belirli sayılar birkaç fikri
temsil etmektedir ve bunlar birbirini yorumlayabilir olduğu
düşünülmektedir. Örneğin, "Mesih", Messiah, MShICh olarak yazılır
ve sayısal değeri 358'dir
ve IBA ShILH, Shiloh gelecektir ile aynı sayısal değerle taşır,
dolayısıyla Tekvin 49 V, 10, Mesih konusunda bir kehanet olarak kabul
edilirdi. Ayrıca NChSh, Nachash, "Musa'nın Yılanının" değeri de 358. Shin (Şin), Sh harfinin
değeri 300 olduğu için bir kutsal amblemi haline gelmiştir, zira RUCh ALHIM, Ruach Elohim, "Yaşayan tanrının Ruhu" aynı sayısal değerdedir.

60. NOTORIKON,
veya kısaltma iki şekildedir, birinde bir veya birkaç
kelimenin ilk ve son harflerinden bir kelime oluşturulur; ikincisinde
tek bir kelimenin harfleri alınır, harflere ek harfler eklenir ve bundan
bir cümle üretilir. Örneğin,
Tesniye 30 V. 12: "Musa sorar, kim bizim için Cennette çıkar?" MI IOLH
LNV HShMILH, bu cümledeki kelimelerin ilk harfleri sünnet anlamına gelen
MILH, mylahkelimesini oluşturur ve son harfleri IHVH, Yahweh, kelimesini oluşturur: dolayısıyla sünnet Tanrının gösterdiği cennet giden yolun bir özelliği olduğu
önerildi.

61. Amen, AMN'in baş harfleri "Adonai melekh namen", "Efendi ve itatkar Kral" oluşturur. Rabbinlerin tılsımlarında kullanılan ünlü güç kelimesi AGLA,"Ateh
gibur leolam Adonai
," "Ebedi Güçlü Efendi" (veya Tu potens in saeculum Dominine) baş harflerinden oluşmuştur.

62. TEMURA
daha da karmaşık bir yöntemdir ve çok sayıda ilginç divinasyon
(kehanet) yöntemine yol
açmıştır. Bir kelimenin harfleri belirli kural ve sınırlar içerisinde
devşirir, veya çoğu kez bir diyagramla gösterilen belirli bir şemaya
göre bir kelimenin harfleri başka harflerle değiştirilir. Örneğin,
yaygın bir form alfabenin yarısını ters sırada
diğer yarısı üzerine yazmaktı. Böylece ilk harf A, son harf T ile yer
değişir, B harfi Shin (Ş) harfi ile yer değişir vs. Bu uygulama ile
Yeremiah 25 v. 26'da Sheshak kelimesi aslında Babil anlanımına geldiği
söylenir. Bu permütasyon ATBSh, atbaş
olarak bilinir. Bu ilkeye bağlı olarak diğer başka yirmi bir olası
biçim görüyoruz, sırasıyla Albat, Abgat, Agdat: tam diziye "Tziruph
bileşimleri" denilir. Diğer biçimler: rasyonel, sağ, ters ve düzensizdir
ve her yönü 22 hücreden oluşmuş,
484 hücreli bir dik dörtgen meydana getirirler. Sonradan hücrelerin
içine aşağı ve yukarı serisine göre harfler dizilir ve yandan veya
çapraz olarak vs. okunur. Bu türe Mark Masonların "Dokuz Hücre Kabalası"
denilir.

63. Sayısal sanatların diğer bir uyarlaması Kısaltma ve Uzatma biçimlerinde gözükmektedir. Böylece Jahweh, IHVH 26, uzatılarak VD-HA-VV-HA elde edilirdi, ve 10, 5, 6, 5 veya 26 yerine 20, 6, 12, 6 veya 44 elde edilirdi. Zain,
Z.7'yi uzatarak 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 veya 28 elde edilirdi; veya 28 da 2 artı 8 veya 10 olurdu. Tetragrammaton, Yahweh 26 aynı zamanda 2 artı 6 veya 8 olarak görülürdü: dolayısıyla El Shaddai,
Kudretli Tanrı, AL ShDI, 1, 30, 300, 4, 10,
veya 345'e elişti, ama ayrıca 12 ve 3'e, bir üçlem. İlginç bir
hesaplamam yorumunda yola çıkarak Tevrat'a söz edilen Abram adının
Abraham'a [
İbrahim] değiştirilmesini ele
almaktadır, ilk başta Abram ABRM ve Sarai ShRI, ABRHM
ve ShRH oldu: onların yaşları 100 ve 90'dır ve kısırdılar: şimdi H, Heh,
bereketli bir harf sayılıyordu, ve dolayısıyla H harfi ABRAM'e ilave
edilmişti, Sarai'daki ve Yod I, H'a çevrilmişti.

64. En
eski "Sepher
Yetzirah"ta gezegenlere atfedilen bir dizi harf bulunmaktadır. Bu
kaynaktan parşömene yazılan, pirinç veya taşlara kazılanbir tılsım
hazırlama yöntemi geliştirildi ve her gezegenin bir harf ve sayısı
olduğu için, her gezegen için bir belirli sayıda
hücreleri olan kareler, vefkler hazırlandı. Dolayısıyla, Jüpiter'in
sayısı 4, ve harfi Daleth idi ve Jüpiterin vefki içinde 16 küçük kare,
hücre içeriyordu. Her birine 1'den 16'ya bir sayı yerleştiriliyordu,
böylece her satır toplandığında 34 sayısını
veriyordu ve sayıların toplamı 136 idi.

65. Hazırlanan her tılsım onu kutsamak için en azından bir Tanrı İsmi içeriyordu. Dikkate değer İsimler arasında IH, Jah; ALH, Eloah; then IHVH; ve sonra önemli 42
harfli İsim, ki aslında Aheie asher aheie (Ben benim) Jah, Jehuiah, Al, Elohim, Jehovah, Tzabaoth, Al Chai ve Adonai.

66. Shemhamphorash,
ve
Ayrıştırılmış İsim, önemli bir Güç Kelimesiydi; Üç çarpı 72 harften
oluşarak Çıkış XIV'nin 19., 20. ve 21. mısranın kelimelerinin harfleri
alınarak 19. mısranınkiler doğru sırdan, 20. ters ve 21. doğru sıradan
yukarıdan aşağı yazılmışlardı. Böylece 72
harften oluşan üç sıra ortaya çıkmıştı ve bu sıralar yandan okunduğunda
her biri üç harften oluşmuş 72 kelime ortaya çıkmıştı. Bunarlın
arkalarına Al veya IH koyarak dünyadan cennete çıkan Yakub'un
merdiveninin 72 melek adları oluştuğu farz edilirdi.
Sonradan bu adlar madalya veya parşömen ruloların ön ve arka yüzlerine
yerleştirilirdi ve 36 tılsım ortaya çıkardı.


67. Bazı
Kabalistlere göre, Kral
Davut ve Kral Sülyeman Kabalistik Majikal Sanatlar ile harikalar
yapabiliyorlardı. Pentagram Sülyeman'ın mührü ve Heksagram Davud'un
kalkanı olarak bilinirdi. Pentagramın köşelerine Ruh ve Dört Element
atfedilmişti ve Heksagramın köşelerine Gezegenler
atfedilirdi. "Sülyeman'ın Anahtarı" olarak bilnen eser tabii ki
ortaçağda yazılmıştır ve gerçek Kral Sülyeman ile ilgisi yoktur.


68.
İbrani harfler ayrıca tarotun yirmi iki arkana major'u ile
iliştirilmektedir. Bu kartların divinasyon (keghanet) için kullanımı
oldukça yaygındır. Güney Avrupa çingeneler bu kartları fal bakmak için
kullanır. Fransız
yazar Court de Gebelin
(1773-1782) arkana major kartlarını Kadim Mısır'ın majisinden
kaynaklanan mistik semboller olarak kabul etmiştir. Okült bilimler her
karta bir Sayı, bir Harf ve doğal bir nesne veya güç tahsis eder:
Gezegenler, Zodyak burçları, elementler vs. Derlediğim
"Arkana Major Tarot'un Sanctum Regnum" eserine başvurabilirler.

69."Papus" takma adı altında yazan
Paris'li Dr. Encausse, ayrıca Tarot konusunda bir kitap yazmıştır, ancak kartlara eşleştirmiştir, ancak bu
tekabülleri Gül Haçlılar yanlış bulmaktadır.[
Westcott'un kastettiği Altın Şafak Hermetik Cemiyetinin tarot tekabülleri başka bir yazıda verilecektir]
70. Bildiğim
kadarıyla, Kabalanın bir
majikal sanat olarak uygulanması sadece Polonya ve Rus Rabbinlere, ve
ayrıca Hıristiyan oldukları halde bazılarının sürekli Kabalistik
tılsımlar giyen ülkemizde birkaç okült öğrenciye sınırlıdır.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

7 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:18 am

CANTAR

avatar



Dogmatik Kabala



71. Ginsburg'e
göre: "Teorik Kabalanın büyük doktrinleri esas olarak şu sorunları
çözmeye
tasarlanmıştır: (a) İlahi Varlığın özelliği; (b) evren ve dünyamızın
yaratılışı; (c) melek ve insanların yaratılışı; (d) dünyanın ve insanın
mukadderatı ve (e) İfşa edilen Kanunun içeriği."

72. Kabala'da
şu Eski Ahit
beyanları teyit edilir: Tanrının Birliği, manevi biçimi (Tesniye, bölüm
iv., v. 15); edebilik, değişmezlik, mükemmellik ve iyilik; Tanrının
iradesiyle dünyanın yaratılışı; evrenin hükümranlığı ve insanın Tanrının
suretinde yaratılışı. Sonsuzluktan
mahduda geçişi sürecini, birlikten doğan çokluğu, maddenin Ruhsal
Zihinden zuhuru ve Yaratıcı ve yaratılan arasındaki ilişkiyi Tecelliler
doktrini ile izah etmeye çalışır. Bu teosofik öğretide ex nihil nihilo
fit, ruh ve madde tek bir varlığın zıt
kutuplarıdır ve hiçlikten hiç bir şey gelmediğine göre, hiç bir şey yok
olmaz.


73. Aşağıda verilen yedi Kabalistik ideal, dünya ve insanlığın menşeini irdeleyen öğrenciler için büyük önem arz eder:
(1)
Tanrı, Kutsal Olan, Yüce Anlaşılmaz Olan, AIN SUPh, Grek apeiros.
(Zohar iii. 283) Dünyayı doğrudan yaratmadı; ama bütün şeyler İlk
Kaynak'tan her biri bir öncekinden daha az mükemmel ardı ardına fışkıran
Tecelliler şeklinde meydana
geldi, dolayısıyla evren "Tanrının Tezahür" eden şeklidir ve son ve
kaynaktan en uzak hasılat madde veya mükemmelliğin mahrumiyetidir.

(2) Algıladığımı veya bildiğimiz her şey Sephiroth türlerinde
şekillenmiştir.

(3) Beşeri ruhlar şimdiki dünyamızdan önce varolan yüksek alemde önceden vardılar
(4) Doğumdan önce insan ruhları Üst Oda veya Hazinede mekan ederler, burada her bir ruh veya egonun hangi fizksel
bedene mekan edeceği karar verilir.

(5) Dünyevi yaşam veya yaşamlardan sonra her bir ruh sonunda Tanrıyla birleşmek üzere arındırılır.
(6)
Tek bir dünyasal ender olarak yeterlidir, neredeyse herkes için
iki dünya yaşamı gereklidir, eğer ikinci yaşam başarısızsa, üçüncü bir
yaşam günahkarı saflığa çeken daha güçlü bir ruhla ilişkilendirilir. Bu
reenkarnasyon, Metempsychosis, ruh göçü veya yeniden doğumun bir
şeklidir.

(7) Önceden
varolan bütün ruhlar doğup, enkarne olup mükemmelliğe eriştikten sonra,
Şerk Melekler de yüceltilir ve bütün varlıklar Kutsal Olanın Aşk
Öpücüğüyle Tanrıyla birleşir ve Tezahür olan Evren İlahi Plan (FIAT)
tarafından yenileninceye dek yok olur.


74. Araştırmacı yazarlar
tarafından Kabalistik fikirlerin İskenderiye felsefesi ve Gnostik
inançlara benzediği ve hatta Pitagorcu, Platoncu, Hint Brahmancı ve
Budist fikirlerine benzerlik arz ettikleri kaydedilmiştir.

75. Şimdi İlahiyat kavramlarına biraz irdeleyelim. Isaac Myer şöyle yazar: Tanrı dört açıdan görülebilir: Ebedi Olan veya AIN SOPh, Ain Soph; Ben Benim AHIH, Aheie; önceden, şimdiden ve sonra Ezeli Varolan IHVH,
Jehovah
, Yahweh; ve Adonai veya Efendi, Doğadaki Tanrı ALHIM, Elohim olarak.

76. İngilizce Eski Ahit'te IHVH "Lord" veya Efendi olarak, Elohim de "God" veya Tanrı olarak tercüme edilir.
Boutelli Jah'ın Jehovah, Yahweh'in bir aykırısı olduğunu söyler.

77. Eski
Ahit'teki Jehovah, Yahweh, seçilmiş halkına güç ve ihtişamını gösteren,
uluslara istediğini yapması için zulmeden, uygarlığımızın Ruhsal
mevkiye layık
göremeyeceği insanları habercileri ve temsilcileri olarak seçen kişisel
özelliklere sahip bir kavim ilahı olarak İbrani Gizli Doktrininde temsil
edilmemektedir.

78. Kabala gerçekten Jehovah, Yahweh, IHVH, Kutsal Dört Harfli
İsim, Tetragrammaton iie doludur, ancak bir grup İlahi Kavramların İsmi, merkezi Ruhsal bir Işıktan Tecelliler olarak vardır.
Mutlak Tanrıdan Yüksek Anna Binah'ın İlahi Olanı Jehovah, Yahweh'e inen bir sıra Tecelli vardır; diğer bir dizi Tecelli
Tiperethİn güneşi ile ilintili Kutsal özellikler İlahi Olanı Elohim'e iner.

79. Diğer bir görüşe göre, Yahweh Tanrısal kaynaktan zuhur eden On Sephiroth denilen Tecelli grubu: "Cennetten Sesler"dir. Birincisi
Sonsuz Işık, Ain Soph Aur'ın yoğunlaşmış İhtişamı olan bu On
Sephiroth, İlk Alemde Tanrısallığın Gökkuşağı olarak tanımlanır. Bu ilk
Alem, insan algılayabileceğinin ötesinde en yüksek varlık düzeyidir.
Aydınlığı giderek
azalan ardı ardına
yansımalarla, insan en yüksek ruhsal vizyonunun kavrayabileceği bu
plana, bir varlık düzeyi Atziluth alemine ulaşılır. Bu plandaki On İlahi
Kalite, İlahi Dörtlü, Tetrad olarak gruplaşması, Yodi Heh, Vau, Heh,
Tetragrammaton, Kabalistik Jehovah, Yahweh
olarak simgelenir. Bu zahiri kitaplardaki Jehovah ile aynı değildir, ama
yansıması Eski Ahit'te bir ulusunun hamisi olarak biçimlenmiştir. 0
"Söylenmez İsim"dir, hiç bir zaman telaffuz edilmez, gerçek sesi
kaybolmuştur. Yahudiler onun yerine
Adonai, ADNI kullanırlar. O telaffuz edilmez çünkü gerçek sesli harfleri
bilinmiyor. Sesli harfleri gösteren noktalar kullanılmadan önce sözlü
ifadesi durmuştu. (Note onuncu asırdan önce sesli harf noktaları
kullanan hiç bir İbrani eser yoktur- A.E.
WAITE)

80. Kabalada
bir zamanlarda bir kaos devresinin varolduğu düşünülmüştür. Bu
tezahüratın olmadığı bir dinlenme dönemiydi ve burada negatif
hükmeder. Hindulara buna Pralaya derler. Tecelliler ile pasiflikten
hareket doğdu ve Tezahür eden Tanrı ortay çıktı. Negatif dinlenme
Ain'den Ain Soph, Sınırsız, Sonsuz, Bilinemeyen Ezeli ve Ebedi Baki,
yine de Tecelli ile tezahürata yoğunlaşarak
"Sınırsız Işık", Ain Soph Aur ortaya çıktı ve bir noktaya yoğunlaşarak
Kether, Tezahüratın Tacı ortaya çıktı. Bundan sonra en Yüksek Alemde
Kutsal Sesler, Sephiroth tecelli etti. Bunlar ilahi bir kavrama
yoğunlaştılar, insanın kavramaya
çalıştığı bir ruhsal varoluş evresi ve tanımlamakla, sınırlandırmakla,
açıklamakla tapması için İlahi bir kişilik yaratır... Tanrısı, Yahudiler
ona isim verdiler -- Yahweh.

81. Kademe
kademe gelişmeyle
her biri asli kaynaktan daha uzak güçler ortaya çıkar, bunlara da
Başmelek, Melek, Gezegen Ruhları, ve insanın koruyucuları adları
verilmiştir, Tanrıdan daha da uzak, insan Ruhları buluruz, bunlar
Desteksiz İlahi Işıktan fışkıran Işık Kıvılcımlarıdır ve
uzun bir değişim ve deneyim sürecinden geçmek üzere Ego varlığı olarak
biçimlenerek evrenin çarkından dönerek geçmektedirler. Onlar varoluşun
bütün evrelerine, ilahi pınardan ayrılığa katlanırlar ve sonunda büyük
hacca çıktıları kaynakları Tanrı
ile, Babaları ile yineden özleşirler. İlahi Olan nasıl düzenli nefes
alış ve veriş, Tezahürat ve Dinlenme dönemleri geçirirse, onlar da
düzenli bir evrim ve gerileme dizisini takip ederler.

82. İlahi
dinlenme
veya Kaos konusunda insan aklı hiç bir kavram algılayamaz ve sadece
ruhsal yönünden gelişmiş insan Tezahüratın yüksek ve yüce evrelerini
konusunda ufak bir fikir oluşturabilir. Dünyevi insan için bu tür
fikirler sadece düştür ve onları kavrayıp
ifade etmeye yönelik herhangi bir çaba sadece akli dengeyi şüpheye
götürür. Metafizikçi için bu temalar yoğun bir ilgi alanı arz eder.
Teosofist için yabancı bir kaynaktan zamanı geçmiş bir çağın ruhsal
geleneklerini gösterirler ve bu ruhsal
kavramlarının zaman zaman bulunduğumuz varoluş evreden farklı evrelerde
Büyük bir Zihin tarafından tedarik edildiklerini akla getirir. Belki de
onlar uzun bir zaman önce bizden daha ruhsal ve daha yüksek varoluş
düzeylerinin Kutsal varlıklarına iletişim
kurmaya daha açık ırkların yok olan inanç ve bilgeliklerin arta kalan
parçalarıdır. Ruhsal bilgelik sadece daha yüksek seyyal kürlere
erişebilen dünyevi varlıklara veya insanlara açıktır. Yukarılarda olan
bir Ruhsal Varlık, kendimizi daha yüksek varlık
düzeylerine yönelmeğe ve yükselmeye uygun bir biçimde arındırmadıkça
bize yardım edemezler.

83. Yeni
başlayan Kabala öğrencisi için en büyük güçlük, sözde maddenin
gerçeklik, özdekçi ve materyalist izlenimlerini
hükmedebilmektir. Kabala öğretir ki, maddeyi Ruhtan ayrı bir nesne
olarak kabul etme düşüncemizi tamamen yok etmemiz gerekir. Maddenin
Ruhtan ayrı olarak varolduğu ve onun Ruhun, Ruhların Tanrısı yarattığı
düşüncesi herhangi bir gelişmenin söz konusu
olması için reddedilmesi gerekir. Eğer madde varsa, o bir şeydir ve bir
nesneden gelmesi gerekir, ama Ruh bir nesne değildir ve yaratıcı Ruh, en
yüksek Ruhsal kavram en düşük nesne olan maddeyi hiçten yapması söz
konusu olamaz, dolayısıyla yapılmamıştır
ve madde yoktur. Her şey Ruh ve zuhurattır. Ex nihilo nihil fit. Varolan
herşey sadece Ruhtan, İlahi Özden gelebilir. Varlığın varolmayandan
türemesi mümkün değildir. Maddenin kendisini yaratması mümkün değildir.
Madde Ruhtan zuhur edemez. İki söz
tamamen farklı kavramlardır. Dolayısıyla madde varolamaz ve madde
dediğimiz şey sadece fiziksel duyularımızın bir yönü, kavramı, illüzyonu
ve hareket tarzıdır.

84. Kabala
dışında, aynı gerçek birkaç müstesna Hıristiyan ve Filozof tarafından
tanınmıştır. "İdeal Teori" 140 yıl önce İrlanda'nın Cloyne Piskoposu
Berkeley tarafından ortaya atılmıştı ve
Kabalistlerin her şeyin İlahi bir kaynaktan zuhur eden Tecelliler olduğu
ve maddenin bunun sadece bir yönü olduğu fikriyle neredeyse farksızdır.
Diğer filozoflar aynı teoriyi Nominalizm ve Realizm arasındaki
tartışmada dile getirmişlerdir. Her hangi bir
şey sıfatı dışında aslında var mıdır? Herhangi bir şeyin sıfatı altında
varlık temeli var mıdır? Böyle bir bazı önerme gereği var mıdır?
Kabalaya göre her şey Ruhtur ve bu varlık düzeyimizde sonsuz,
yaratılmamış, zihinsel ve duyarlıdır, yaşam ve hareket
içerir. Ardı ardına aktif ve pasif dalgalarla, desteksiz olarak vardır.
Bu Ruh gerçek Tanrısalıktır, veya Sonsuz Varlık, "Ain Soph", bütün
nedenlerin nedeni ve bütün etkilerin nedenidir. Her şey "O"ndan Tecelli
eder,
"O"nun içindedir. Evren milyonlarca değişik biçimlerde tezahür eden
İlahinin ezeli zuhurudur. Bir etkinin nedeninden farklı olduğu gibi,
Evren yine Tanrıdan farklıdır, ancak ondan ayrı değildir, o geçici bir
etki değildir, Nedenin içinde
bakidir. O insan içinde tezahür eden Tanrıdır. Madde sadece bizim
kavramımızdır, o Ruhun en düşük tezahüratını temsil eder veya Ruh
maddenin en yüksek tezahüratıdır. Ruhu yegane cevherdir. Kabalist der
ki: "Madde sadece tecellinin tortusudur, ancak
varlığı yokluktan sadece biraz daha yüksektir." Hint filozof maddeye
Maya, illüzyon der.

85. Daha
önce belirtildiği gibi Kabala'da Yüce Varlık
birden fazla yön göstermektedir. Bir
dönemde Anlaşılmaz Ebedi Kudret ardı ardına zuhur eden Tecellilerle
beşeri algılamaya daha yakın varoluşa inmiştir ve nitelliklerini
Bilgelik, Güzellik, Kudret, Merhamet ve Hükümranlık kavramlarına
büründürdü. Bu nitelikleri ilk olarak bütün ruhlar,
melekler ve insanların ötesinde yüksek evrensellik düzeyi, ilk alem,
Atziluth aleminde gösterdi. Sonra aynı yüce özlerin yansımasını yine
insanların algılaması ötesinde Saf Ruhlar varlık düzeyi, ikinci alem,
Briah aleminde gösterdi. Yansıma yeniden
tekrarlanır ve yüce vasıflar grubu ile İlahi Öz, Meleksel Güçler, Üçüncü
veya Yetzirah Aleminde gösterdi. Son olarak da Kutsal On Sephiroth'un
İlahi soyutlamaları son bir tecelli ile daha da sınırlandırılır,
yoğunlaşır ve insan zihni tarafından idrak
edilir kılınır. Çünkü insan Dördüncü Alem Assiah'ta Onuncu Sephira
Malkuth veya maddi cisimler veya Kabuklar Alemi Krallığın gölgesinde
yaşar. Bunları düşünürse, İnsanın İlahi Olan konusunda ne denli zayıf
bir fikri olabileceği hiç de tevekkül
değildir.

86. Diğer
zamanlarda metafizik soyutlamaların bir kenara bırakıldığını görürüz ve
Tanrı tasviri için şark hayalinin getirdiği bütün imajlar
serilmektedir. Bu betimler her ne kadar yüceltilmiş bir insanlık
etrafında dönüyorsa da, o denli abartılıdır ki, Semavi Adam ilahi söz
portresinin ihtişam ve inceliliği içinde kaybolmuştur. Bu belki de ilahi
antropomorfizmdir, ancak ihtişamından dolayı o kadar ince ve seyrek bir
antropormorfizm ki, benzetmeyi el veren
beşeri unsurlar ilahi tahayyüllerinin Semavi Adamı içinde yok olur.

87. Böyle düşsel bir tanrısal tasvir konusunda size bir örnek sunmama izin verirseniz:

"O bu bütünleyici düzen ile bilinir: O Ebedi
Olanların Edebi Olanıdır; Kadim Olanların Kadimidir; Gizli Olanların
Gizlisidir; sembolleri ile bilinebilir, ancak O bilinemez. Kıyafetleri
beyaz, görüntüsü vâsi enginliği ile müthiş bir Yüz gibidir.
Parıltılı ışınlarına yön vermek üzere ışıldayan alevli bir taht üzerinde
oturmuştur. Yüzünün parlaklığı binlerce dünyaya çevrilmiştir ve
parlaklığının Işığı ile adil olanlara öte yaşamlarında mükafat ve
mutluluk alemleri verir. Kafatası içinde
sürekli binlerce kez binlerce dünya desteklenip Ondan varlıklarını
sürdürmektedir. Başında bir Çiy damıtılır ve dünyalara akan bu Çiyden
ölüler diriltilip öte yaşamlara ve alemlere kaldırılırlar."

88. Kabalanın
Tanrısı
"Sonsuz Varoluş"tur. O sadece "Yaşayanların bütünü" veya "Vasıflarının
bütünü" olarak tanımlanamaz. Ancak bütün yaşayanları Ondan olduğunu ve
bütün vasıflarının evrensel olduğunu kabul etmeden, o insan tarafından
bilinemez. O özünün tecellilerinin zuhurundan önce de vardı, O
varolanların hepsinden önce, fizik planımızdaki bütün yaşamlardan önce,
hatta onun bir üst planının, ve onun da üstü veya Saf Ruhlar Aleminden,
ve Algılanamaz Varoluş planından önce de vardı.
Ancak bu durumda hayal edebileceğimiz hiç bir şeye benzemezdi ve Ain
Soph'tu; ve en yüksek soyutlamada Ain, negatif varoluş veya hiçlik hali.
Ancak tezahürat zuhur olmadan önce, bütün varoluş onun içindeydi,
Bilinen "Günlerin Kadimleri" olan
Bilinmeyenin içinde önceden vardı.

89. Ancak Kabala'da sergilenen bu düşsel ve şiirsel fantezi yönü daha
fazla açıklamak yerine, Tanrının vasıflarının felsefi yönüne dönelim. Çünkü bu bütün doktrinin esasıdır.

90. O
halde, Tanrı konusunda esas beşeri kavram
AIN, Negatif Varoluşun Pasif halidir, aktif hali değil. Bundan sonra
insan aklı AIN SUPh, Sınırsız, Ayrışmamış, Sonsuz Olan, Tanrı kavramına
ve üçüncü evrede Sınırsız Işık, Evrensel Işık, AIN SUPh AUR'a geçer -
"Işık Olsun" denildi ve "Işık Oldu". Pasif Aktife, harekete geçti,
Şuurlu Tanrı uyanır.
Şimdi bu ışık yoğunlaşmasını algılamaya çalışalım, bu aydınlığın
ışınlarının bir araya gelerek ihtişam parlaklığından bir taç
oluşturduğunu idrak etmeye çalışalım. Bu KTR, Kether, Taç, İlk Sephira;
Anlaşılmaz Tanrının İlk Tecellisi, baki ve tezahür olan
Tanrının ilk idrak edilir vasfı. Ayrıca ona ADM OILAH, Adam Oilah, Semavi Adam ve Autik Yomin,
Günlerin Kadimi denilir. İmanlı Rabbinler başını eğer ve ilahi kavramı taparlar. O Eski Ahit'te İlahi İsim AHIH, Aheieh,
"Benim" ile temsil edilir. (Çıkış Bab iii, beyit 5)

91. Şuurlu
Tanrı enerjisiyle ortaya çıktıktan hemen sonra, iki Tecelli daha zuhur
eder ve Üçlü bir üçgen sembolü şeklinde parlar. İkinci Sephira
ChKMH, Chokmah, Bilgelik [
İbranice Hokmah = Arapça Hikmet], Kral'dır, ve İlahi İsmi IH, Jah'dır; Üçüncü Sephira BINH, Binah, Anlayış, Kraliçe'dir ve İlahi İsmi IHVH, Yahweh'tir (Jehovah),-- Yüksek Üçlüyü
oluşturur.

92. Bundan sonra da CHSD, Chesed, Merhamet olarak bilinen ve İlahi İsmi AL, El olan GDULH, Gedulah Sephirası ve sonrada aksisi ayrıca Pachad, korku denilen ve İlahi İsmi ALH,
Eloah
olan GBURH, Geburah Sephirası gelir ve yansıyan üçgeni ilahi İsmi AQLHIM, Elohim olan Altıncı Sephira, Güneş, TPART, Tiphareth, Güzellik
Sephirası ile tamamlanır. Bu ilk üçgenin üçgenin bir yansıması olarak
aşağa doğru bakar.
Üçüncü üçgen de aşağı bakan ikinci bir yansıma olarak görülebilir. O
Yedinci, Sekizinci ve Dokuzuncu Sephiroth'tan oluşmuştur. Bunlar
sırasıyla: NTzCh,Netzach, Sağlamlık veya Zafer, İlahi İsmi Jehovah Sabaothm ile; HUD, Hod veya
Hud
, İhtişam, İlahi İsmi Elohim Sabaoth ile; ve ISUD, Yesod, Temel, İlahi, İsmi AL ChAI, El Chaiile.

93. Son
olarak, bütün bu fikirler tek bir biçimde, Onuncu Sephira MLKUT, Malkuth, Krallık, Shekinah'ta devam eder. Bu Sephira ayrıca Tzedek,
Doğruluk olarak bilinir.
Decad, Onlunun tamamı "Adam Kadmon," "Arketip
Adam/İnsan" ve harika OTz ChIIM, "Hayat Ağacı"dır. Kadim Adam Kadmon
resimlerinde Kether, Taçı alının üzerinde görürüz; Chokmah ve Binah
düşünen beynin iki yarısıdır; Gedulah ve Geburah hareket organları, sağ
ve sol koldur; Tiphareth kalp
ve göüğüsün hayati organlarıdır; Netzach ve Hod sağ ve sol bacaklardır;
Yesod sindirim ve üreme organlarıdır ve son olarak Malkuth, insanın
yeryüzü veya en alt planda temeli olarak ayaklarına benzetilir: Adam
Kadmon ve Arşetip Adam veya İlk Adam resmine
bakınız.

94. Bu Triadler, Üçlüler, Eril ve Dişil güçler ile Birleştirme Prensibinden oluştuğu varsayılırdı, böylece bir Denge, MTQLA, Methequela vardır.
95. Bütün
bu Kabalistik
Fikirleri özgün bir biçimde betimleyen Sephira diyagramları hemen hemen
Kabalistik Sephiroth, Zekalar veya Tecelliler doktrini kadar eskidir ve
bunlar her konuda bu fikirleri şema şeklinde açıklayan amblemlerdir.
Böylece her Tanrısal kavram, Melek
Toplulukların yapıları, insan özelliklerinin yapısı, gezegenler,
metallik elementler, Yıldırımın Zigzag şeklinde inişi, toplamı 26 sayısı
olan IHVH, Yod, Heh, Vau, Heh, Mistik Yahweh, kutsal Tetragrammaton'un
yapısı gösterilebilir. I., II., III., IV.,
V., ve VI. numaralı resimlere bakınız [
Not: Bu resimler Internette yayınlanmamıştır, ancak elimize geçer geçmez bu sayfaya iliştirilecektir.]
Bu İlahi Tecelli Dekadı (Onlu), ilk başta tamamen zihinsel erişimimizin
ötesinde
olan İlk planda, Atziluth Aleminde zuhur olduğu düşünülmelidir. Sonra da
İkinci Saf Ruh planı Briah Aleminde yansır ve aynı Dekad şekli
koruyarak Üçüncü Oluşum planı Yetzirah Aleminde ve nihai olarak insan
aklı tarafından idrak edilecek kadar
yoğunlaşarak varlığımızı sürdürdüğümüz Dördüncü plan Assiah Aleminde
ortaya çıkar. Kendi açımızdan "Hayat Ağacını" birçok türden ilahi süreç
ve tezahürat şekli olarak görebiliriz. Ancak bunlar fikirlerimizi
sınıflandırmak için kullandığımız
sembollerdir. İlahi Tecellileri konusunda bu fikirlerin gerçek
olduklarını iddia ederek onları aşağılamamız gerekir, sadece insan
tarafından öyle idrak edildiklerini söyleyebiliriz.

96. Örneğin,
Kabala
On Sephiroth'u Üç Sütuna gruplaştırır: Merhamet Sütunu; Metanet
(Sertlik) Sütunu ve aralarındaki Ilımlılık Sütunu. Bu sütunlar ayrıca Üç
Ana Harf, A, M ve Sh ile iliştirilebilir. Yine de, iki yatay çizgi ile
üç grup çıkarabiliriz ve bu Sephiroth'ın İnsan
Doğasının üç tiplemesi, Entelektüel, Ahlaki ve Nefsi (fizik bedeni
temsil eden Malkuth dışında), böylece Kabalayı Akli, Ahlaki ve Etik
Felsefe ile bağ kurmuş oluruz. Yine üç çizgi ile Sephiroth'u Dört
Plan/Aleme bölebiliriz. Ancak daha önce belirtiğim
gibi bu alemlerin her birinde on Sephiroth'un bütünü yansımaktadır. Altı
çizgi ile Sephiroth'u Yedi Gezegensel güce iliştirebilir Yedi plana
gruplaştırmış oluruz, böylece Kabala ile astroloji arasında bir bağ
kurmuş oluruz. (W. Gorn Old yakın tarihte
"Kabalistic Astrology" adında bir eser yayınladı).

97. Briah'te
her Sephira'ya özel bir
başmelek ve Yetzirah'ta bir Melek topluluğu veya ordusu atfedilir.
Bunlar Kabalayı Talismanik (tılsım) maji ile ilişkilendirir. Ayrıca eski
Kabalistik teoloji ve simya ile bir bağ vardır. Assiah'ta her Sephira
metallerden birinin alegorik amblemi
olmakta. Tamamen simya ile ilgili "Asch Metzareph" adında özel bir
Rabbini eser vardır. İngilizce adı "Arındıran Ateş" anlamına gelir. Bu
kitabın yaptığım İngilizce tercümesini mevcuttur. A.E. Waite Kabala
üzerindeki eserinde Rabbin
Azariel ben Menachem'in "Sephiroth Tefsiri" kitabında her bir Sephira'ya
bir renk atfettiğini yazar, ancak bunlar Zohar'da Kether'i renksiz,
Tipareth'i mor ve Malkth'u safir mavisi bulduğumuz renklere
uymamaktadır.

98. Bu
On Sephiroth'un resimde gösterilen yirmi iki "Yol" ile bağlandıkları
düşünülür. Onlar her biri hem harf, hem de sayı olan İbrani Alfabenin
harfleri ile numaralandırılmaktadır. Tarot
(Tarocchi) destesinin 22
Arcana Major kartları ayrıca bu Yollarla ilgilidir. 22 Yola 10 Sephiroth
ilave edildiğinde Bilgeliğin insana kademe kademe indiği ve insanın 32
yoldan Bilgeliğin kaynağına adım adım geçerek tırmanabileceği ünlü "Otuz
iki Tarz"ı oluşturur. Bu
zihinsel Soyutlama yöntemi Hinduların misik tefekkürle öze döndükleri
Yoga, İlahi ile birleşme sistemin Rabbini şeklidir.

99. Sıkça
kullanılan Kabalistik sözler arasında, Taç Kether'in sıfatı olan Arikh
Anpin, Makroprosopos,
Büyük (Vasi) bulunmaktadır; ve ayrıca Merkezi Güneş Tipereth'in sıfatı
olan Zauir Anpin, Mikroprosopos, Küçük Yüz, Hıristiyanlıktaki Tanrı Oğlu
İsa, Hıristos'a fikir yakınlığı olduğu söylenebilir (Bunlardan ilki
profili bir yüz, ikincisi ise tam bir yüz
ile temsil edilmektedir, M. Mathers). Binah Yüksek Ana Aima'dır, Malkuth
Aşağı Ana Mikroprosopos'un Gelinidir. Daath ve Bilgi, Chokmah ve Binah,
Bilgelik ve Anlayışın birleşimidir. Merkabah, Ezekiel'in (bölüm i vre
x) vizyonunda Tanrının Tahtlı
Arabasıdır. O tekerlekler üzerindeydi ve dünyanın Dört istikameti ve
insanlığın Dört türüne ilişkin olan İnsan, Aslan, Boğa ve Kartala
benzeyen Kutsal Hayvan Biçimleri, Dört Cherubim tarafından taşınırdı.

100. IHVH,
Jehovah [
Yahveh] İsmin Dört harfi Yod, Hé,
Vau, Hé, Kabalistler tarafından özel bir şekilde Sephiroth'a
atfedilirler ve böylece halk tarafında telaffuz edilemez ve gerçek
telaffuzu Yahudiler tarafından unutulduğu ve
Hıristiyanlar tarafından hiç bir zaman bilinmediği kabul edilen İlahi
ismin Tetragrammaton'un esrarengiz kavramı ortaya çıkar.

101. Kabalistlerin
Kosmoloji konusundaki fikirleri
kolay açıklanamaz, ancak daha önce belirtildiği gibi, Yüce Sonsuz Tanrı,
"Ain Suph" dünyanın doğrudan Yaratıcısı değildi, dünya da hiçlikten
yaratılmadı.

102. En yüksek Üçlü olarak "Taç, Kral ve
Kraliçe" İlahi Tecelli olarak zuhur etmiştir ve güçleri Yedi Alt Sephiroth'a inerek ve genişleyerek
Evreni onlu güçler bütünü ADM QDMUN Adam Quadmun, veyar Adam
Kadmon, Önsel Adam ve Arketip Adam olarak kendi suretimizde
yaratmıştır; ortaya çıkan dünya algıladığımız varolan Evrendir, Evrene
"Tanrının Giysisi" denilir. Bu alt dünya İlahi Dünyanın suretidir, her
şeyin yukarıda prototipi, aslı vardır. (Zohar ii. 20.)

103. Bazı
Kabalistik
metinler İlahi Kral ve İlahi Kraliçenin birleşmesinden ortaya çıkan daha
eski dünyalardan söz ederler. Bu dünyalar hiçlik içinde yok oldular. Bu
dünyalardan "Daha öncede İsrail'de hükmeden Edom Kralları"
diye Tekvin 36, v. 31-40'de söz edilir.
Bunların ardı ardına yok oldukları söylenir. Bu dünyalar sağlandılar,
parçalandılar ve yok oldular.

104. İlahi Tecellileri ve Evrenin kökenini ele almış olarak, Dört Alemin ruhsal varlıklarına deyinmem gerekiyor. İlk, en
saf ve en yüksek Atziluth Aleminde sadece mükemmel ve değişmez Adam Qilah veya Arketipin Önsel On Sephiroth'u bulunur.

105. İkinci
Briah Aleminde,
azametli yüceliği ile Kether'e ilintili olan "Metraton" başkanlığında
Başmelekler yer alır. O Tanrının görünür tezahüratı Al Shaddai'nin
kıyafetidir. Her ikisinin sayısı 314'dür
(Zohar iii. 231a). Metraton kelimesi "Ulu Öğretmen"
anlamına gelir. Bu kelime Grekçe'de Tanrının tahtı yanında veya altında
anlamına gelen met thronon sözüne ilginç bir benzerliği vardır.
Ancak türevi kesin olarak bilinmemektedir. O bütün semavi küreleri ve
üzerindeki sakinlerinin evrimlerini hükmeden
evrenin diğer Başmeleklerini hükmeder. Kabalistler göre Metraton
dünyamızın Tanrısı [
Rab-ül Alem] --
Grek Demiourgos'tur. MacGregor Mathers'a göre diğer Başmelekler [
Sephiroth sırasına göre]
Ratziel, Tzaphkiel, Tzadquiel, Kamael, Michael, Haniel, Raphael, Gabriel, ve
Sandalphon'dur.

106. Üçüncü
Yetzirah Aleminde Meleksel
varlıkların toplulukların yer alır ve her Sephira için ayrı bir topluluk
sınıfı vardır. bunlar ışık kıyafetlerine bürünmüş zeki bedensiz
varlıklardır ve çeşitli semavi mekanlar, gezegenler, elemental güçler,
mevsimler, zaman birimleri vs. başında
dururlar. Bunlar belirli yüce Başmeleklerin altında görev alırlar.
Sephiroth'un Melekler Topluluğu [
Sephiroth sırasına göre] Chaioth ha kodesh, Auphanim, Arelim, Chashmalim, Seraphim, Melakim, Elohim, Beni Elohim, Cherubim ve
onuncusu mükemmelleşmiş erkek ve kadın insan ruhları, Ishim.

107. Dördüncü
Assiah Alemi en düşük varlıklar, Şer İfritler, kabuklar Kliphoth veya
Qliphoth ve sözde maddi nesneler ile doludur ve bu alem insanların,
fiziksel beşeri bedenlerde hapsolmuş Egolar veya Ruhların alemidir. Bu
alemin de, her biri yüksek güç ve biçimlerden kademe kademe daha uzak,
kademe kademe daha karanlık ve gayri saf on derecesi vardır. İlk başta
erken evrenin THU, Tohu,
Şekilsizliği; sonra BHU, Bohu, Boşluğu, üçüncü olarak ChShK,
Karanlığı gelir ve bunlardan bizim dünyamız gelişti ve şimdi haliyle
vardır. Sonradan sakinleri bütün insan günahlarını temsil ettiğ yedi
cehennem gelir. Başkanları Samael veya Satan,
ölüm meleği, ve Lilith, Faşiliğin Kadını Asheth Zenunim ve bu ifrit
çiftine ayrıca "Canavar" [
Beast] denilir (Zohar ii. 255). Samael'in ayrıca telaffüz edilmez bir ismi vardır o da IHVH'in tersidir, çünkü "Demon
est Deus inversus" [
Latince: "Şeytan Tanrının tersidir"].
108. Evren
sadece küçük evren, Mikrokozmos, "Arketip Adam"ın sureti Dünyevi Adem
denilen insanın yaratılışı
ile tamamlandı. Mddi bedeninin Assiah Aleminde demirlenmiş olmasına
rağmen onda bütün Sephiroth ve Alemlerinkine benzeşen ilke, biçim ve
melekeler vardır.

109. Tanrı, Melekler ve Dünya konusundan şimdi de Kabalanın İnsan,
beşeri Ruh veya Ego konusunda öğrettiklerine daha yakın bakalım.

110. Daha önce Tecelli doktrinin farklı varlık plan veya düzeylerinde [alem]
varolduğu düşünülebilen ardı ardına İlahi Ruhun tezahür
edilen evreleri içerdiği açıklanmıştık. On Sephiroth enerjilerini Üç
Ruhsal plan ve bir Objektif veya Maddi plandan meydana gelen dört planda
yoğunlaşırlar. Bu On Sephiroth ve planların her biri bir öz ibraz
ederler ve bu özlerin sürekli farklılaşan
oranlarda toplamında insan oluştururlar. Bu kökende bilim adamların
"Arketip Adam" veya "Arketip İnsan" diyebilecekleri ve kabalistlerin ADM
QDMUN, Adam Kadmon, ve Greklerin protogonos dedikleri oluştu. Bu
türün varlık evreleri
planlarda kademe kademe aşağı inen bir gerileme sürecinde bireye her
türlü yaşam deneyimi sağlar, sonradan bir yukarı tekamül, evrim
tırmanışına geçerek beşeri mükemmellik sağlanır ve nihai olarak arınmış
ruhun haccını tamamlamış olmasının sonucunda
İlahi ile tekrar birleşme sağlanır.

111. İnsanın güncel durumunu ele almadan önce, Kabalanın insanın asli durumundaki hali konusundaki görüşlerini ele almamız gerekir.
112. İnsan
Yaratılışın son
Kelimesiydi, bütün biçimlerin tekrarıydı, dolayısıyla vasıflarından
dolayı melekleri aşıyordu. İlk insanın eti, fiziksel kılıfı, bedeni
yoktu. Adam ve Havva sadece sadece seyyal bir kılıfla giyinmişlerdi ve
iştah veya ihtiraslara tabi değillerdi. Onlar
huzur ve sükunet içinde Işıkta, GN OiDN, Aidin, Aden Bahçesinde
bulunuyorlardı (Zohar ii. 229b). Dünyaya inişlerinden önce, erkek ve
kadın androjen, tek bir vücuttaydılar, enkarne olduklarında cinsiyetlere
ayrıldılar. İlk insan çifti ilk emre
karşı itaatsiz davrandı, günah işlediler sonuçta maddeye tam olarak
indiler. Tanrı onlara "deriden kıyafetler" yaptı. Onlara fiziksel
bedenler verdi ve bunlarla yemek ihtiyaçları ve bir dizi yeni fiziksel
bedenleri üretecek ihtiraslar doğdu.


113. Ancak insan yine de
Tanrının yeryüzünde suretidir. Şekli IHVH, Jehovah ile bağlantılıdır,
çünkü resimde Yod kafadır, heh kollardır, Vau gövdedir ve son Heh'de
bacaklardır
(Zohar ii. 42a). İlk çift düşük huyların alegorik
Kişiliği ve dünyevi yaşamı deneyimleme, güç ve biçimin sürekli
değişimlerine katılmak arzusunu veren Samael tarafından baştan
çıkarıldı. Onları saf psişik varlıklarını tehlikeye sokacak şeyi
yaptılar, maddi biçimlerin içine tam olarak batılar,
Malkuth'un kabalığını üzerine aldılar ve böylece üzerinde madde lekesi
bulunmayan Sephiroth Ağacından, Yüksek Güçlerden ayrıldılar. Bütün madde
sürekli biçimini değiştirir, dolayısıyla bedenleri de değişmelidir,
bütün enkarne olan Egoların gibi
bedenleri öldü. Ölümde kişilik dinlenmeye çekilir, sonradan ya yine bir
yaşam deneyimine, ya ceza küresine, ya da mutluluk diyarına gider.

114. Dünyevi
biçimleriyle kendileri gibi bedenler doğurdular ve tanrı o bedenlerde
mekan
edecek, yaşamı günahları ve çileleriyle deneyimleyecek, düşebilecekleri
veya yükselip kayıp miraslarından pay kazanabilecekleri sınavlardan
geçecek ve nihai olarak Sephiroth'un içinden yükselerek İlahi Varlıkla
tekrar birleşecek başka ruhlar gönderdi.


115. Unutmayın ki ilk
başta Sephiroth Tacı vardı, sonra bir eril güç Chokmah, daha sonra dişil
bir güç Binah vardı. Onların birleşimi ile melekler, insanlar ve
dünyadan oluşan yaratılmış evren zuhur etti, ancak "yukarısı
aşağıdaki gibidir", dolayısıyla Tekvin'de bir Adamın, sonradan bir
Kadının zuhur olduğunu ve onlardan bütün diğerlerinin zuhur ettiğini
görürüz.

116. Tekvin
kadara alegorik "Tekvin'deki Yaratılışın Tefsiri"nde şöyle denmektedir:
-- "Cennette GUP, Guph adında bir
hazine vardır ve İlahi Olan başlangıçta yaratılan ve sonradan dünyada
doğacak bütün Ruhları buraya koymuştur. Bu hazineden alıp Kutsal Olan
rahimlere çocuklar eker."

118. Diğer bir tefsir sembolik dille Kutsal Olanın
bir çocuğun bedeninin şekillendiğini görmüş ve onu mekan edecek uygun bir Ego gönderir.

119. "Kutsal
Olan, mübarek olsun, bedensiz ruhların üzerinde duran Meleğe yönlenir
ve "şöyle bir ruh gönderin" der ve
dünya varolduğunda beri bu böyle gider. Ruh, Kusal Olan'ın önüne çıkar
ve onun huzurunun tapar. Ebedi Olan ona " Bu bedene gir" der. Anında ruh
izin isteyerek şöyle der: "Ey Dünyanın Efendisi. uzun süredir
bulunduğum alemden memnunum. Eğer
lütfederseniz bu tiksindirici bedene girmemeye arz ederim, çünkü bir
Ruhum." Mübarek olsun, Kutsal Olan şöyle yanıt verir: "İçine
göndereceğim dünyaya ihtiyacın vardır. Seni Kendimden biçimlendirmenin
nedeni ondan geçmen içindir."
Böylece ruh maddenin on hapsedeceği, çile çekeceği ama baş edip yineden
yükselmesi gerektiği dünyaya enkarne olmaya ve ona batmaya zorlanır.
Zohar şunu ilave etmektedir: "dünyevi yaşamında insan ne öğrenip
sergilerse onu enkarnasyonundan önce
bilirdi."

120. Buna
paralel bir doktrini Budistlerin reenkarnasyon kavramında görürüz.
Burada ebedi Karma yasası Tanrının işini görür ve bireysel Egoyui yine
bir dünyevi yaşama
iteler.

121. Christian Ginsburg "Ruh Göçü", reenkarnasyonun Pharisee'ler, Farizilerin Josephus,
Yusufus zamanında doktrinleri olduğunu ve bu doktrinin Yahudiler
tarafından 9. asra
dek inanıldığını inanıldığını yazmıştır. Caraite Yahudiler buna 7.
asırdan beri inanmışlardır. St. Jerome, bunun sadece seçkin birkaç
kişiye öğretilen Erken Kilisenin bir doktrini olduğunu yazmıştır ve [
İlk Kilise Babalarından
] Origin reenkarnasyon olmadan doğumlarından önce Esau ve Jakob, Yakup
arasındaki mücadelede geçen olaylar, Tekvin 25, v. 22, ve Jeremiah'i
anasının rahimdeyken söz edilmesi, Jer. i. 5, açıklanamaz.

122.
Böylece
Kabala Egoların Ruh Pınarında geldiklerini, deneyim ve mükemmelliğe
ulaşılıncaya dek tekrar ve tekrar reenkarnasyon geçirdiklerini ve nihai
olarak İlahi Kaynağa geri döndüklerini öğretir. Zohar i. 145, 168; ii.
97.

123.
O
halde, geçici bir süre için Tekvin 3, v. 21'de söz edilen bu "Deriden
Kıyafet"te, sözde maddi bedende bir süre mekan eden nedir? Bu Jehovah'ın
sembolik Dört parçası, ve Üç Alemden oluşan İlahi Kıvılcımdır, bu da
Dördüncü Etkiler Alemi, Mddi
Evrende oturmuştur. Aslında birkaç Kabalistik okulda bu Özlerin sayıları
ve adları değişmektedir, ancak temel fikir aynıdır. Aynı şekilde
değişik Hint kitaplarında İnsanın Yapısındaki ilkeler de değişmektedir,
ancak hepsinde kök fikir aynıdır

124. Beşeri
ilkeler Üçlü olarak ve beden ile Dörtlü olarak ele alınabilir. Ayrıca
astralı ve fiziksel bedeni ele alırsak Beşli olarak, ilahi ilkeyi
bölersek Yedili olarak ve Sephiroth'a karşılaştırırsak Onlu olarak ele
alınabilir.
Bunlar tam olarak açıklamak çok uzun bir yazı ve birçok karmaşık anlamlı
İbrani kelime ortaya dökmek gerekir ve konuya alışıl olmayanı zorlar.
Bu konuda iki örnek verebilirim:

125.
Yod, Jehovah'ın Je'si, İlahinin en ulu ve yüksek tarafıdır ve Hint
felsefesinde Âtmâ'ya benzetilebilir. Hé, Jehovah'in Ho'su, Neshamah'tır
ve Hint felsefesinde Buddhi, öz ruhtur. Vau, Jehovah'ın v'si Ruah'tur ve
Hint felsefesinde Manas, Akıldır. Son Hé,
Jehovah'in ah'ı, Nephesh'tir ve Hint felsefesinde Kâma, nefs, iştah ve
ihtiraslardır. Bütün bunlar maddi nesnelere etki yapan bir cihaz olan
fizik bedeninin kalıbı astral kabukta yerleşiktir.

126.
Insan ruhu ayrıca "On Sephiroth"a tekabül eden farklı ve belirli şuur
tezahürlerinde dağılmıştır. Değişik kabalistik eserler hepsi de
birbirleri ile tutarlı olan farklı sınıflandırmalar uygularlar, en
yaygın olanı üçlü bir ayrımdır: Nephesh,
nefs, ihtiraslar Malkuth'a, Ruah, akıl Tiphereth güneşi etrafında
gruplaşmış altı Sephiroth'a ve Neshamah, Karliçe, Kral ve Taç, Yüksel
Üçlüsü ile ilintili ruhsal arayışlar.

127.
Bu Beşeri ilkeler Dört
Alemde, İlahi, Ahlaki, Entelektüel ve Duygusal Alemlerde işler. bu
esaslardan herhangi biri bir insana hakim olabilir ve sürekli değişken
oranlarda olurlar. En yüksek prensip alttakileri gölgeler ve ortadakiler
üste çıkabilirler veya fırsat eksikliği
veya tutarsız hareketlerden dolayı bedenin maddeselliğine yaklaşıp aşağı
ve daha aşağı düşebilir. Neshamah ruhsal mükemmeliyetçiliğe çekerken,
Nephesh fiziksel zevke doğru çeker.

128.
Diğer bir sembolizm şeklinde,
Kabalistler insanın iki yoldaşı veya rehberi olduğunu aktarır. Biri
sağında yer alır ve iyi işleri teşvik eden etzer ha Tob'dur, o daha
yüksek Sephiroth'tandır. Diğeri ise solunda yer alıp Samael ve Canavarın
ajanı olarak şer cazibeleri, zevk, arzu ve
ihtirasları teşvik eden Yetzer ha Ra'dır. Zohar 95 b'e göre insan çok
talihsiz bir konumdadır, zira orada yazar ki Kötülük Meleği ona doğumdan
itibaren bağlanır, oysa İyilik Meleği sadece 13 yalında bağlanır.

129.
Ölüme gelince, daha önce belirttiğimiz gibi, yaşantısı olağanüstü
eksiksiz ve mükemmel olması dışında insan Egosu veya Ruhu değişik bir
biçimde yeniden doğması gerekir, ancak bütün dinlerin kabul ettiği gibi
ölümde büyük değişiklikler olur. Kabalaya
göre, görünen fiziksel beden, Guph çürür ve ruhun hayvani tarafı nefs,
Nephesh ondan sadece kademeli olarak dağılır. Ruh, Ruah, insani yön
Assiah Aleminden ayrılır ve öz ruh, Neshamah yeniden doğmanın ötesinde
mükemmelleşmiş bir biçimde ruhsal diyarlara
erişir ve Cennetin Hazinesi Gan Oidin'e tekrar döner. "Sepher jareh
chattaim" eserine göre insan öldüğü saatte yargılanır ve İlahi Varlığın
vekili Shekinah üç Melekle birlikte ona yanaşır. Bu meleklerin başı
Sessizlik Meleği Dumah'tır. Eğer ruh
cezalıysa Sessizlik Meleği onu bir sonraki doğuşundan evvel Cehenneme,
Gai-Hinnom'e belirli bir ceza süresi için götürür. Eğer Ruh onay alırsa
Oidin veya Cennette geçer. Evrenimizin bu tezahürat döneminde bütün
ruhlar çile ile ıslah edilip mükemmelleşmiş
ve cennette kutsanmış ve geldikleri Tanrı ile yeniden birlik içinde
olacaklar.

130.
İnsanın yapısı, kökeni ve mukadderatı konusunda Kabalistik teori, modern
Hıristiyan görüşünden çok farklıdır, ancak Hint görüşünden
farkı, ilkeden daha ziyade sunuş biçimdedir, bu ikisi uygun bir şekilde
yan yana etüt edilebilir ve her biri diğerini aydınlatır. Aslında, Batı
mistik doktrinleri kapsamına alan Mısır Hermetizm ve benzeri Ortaçağı
Kabalizmi ile diğer yandan Hint Ezoterik
Teosofi arasında kesin bir hudut yoktur. Onlar insanlara ruhsal fikirler
insanlığa sunma amacında kullandıkları dil, tanımlama ve tasvirlerde
farklıdırlar. Ancak herhangi bir ekolün diğerini suçlaması için gerekçe
yoktur. Entelektüel kültür dünyası her
birini yan yana barındıracak kadar geniştir. Her ikisinin insan
algılamasına açık felsefi sistemler oluşu, her ikisin saf ve açık
hakikatleri barındırabileceğinin kanıtıdır. Biz halen her şeyi ancak
koyu bir filtreden görebiliyoruz ve Tanrı ile yüz yüze
gelmeyi ve hakikate olduğu gibi tanımayı ummadan daha çok ilerlememiz
gerekir.

131.
Öğrencilerin yaptığı gibi kademe kademe ilerlemekle yetinmemiz gerekir.
Her derecede asli gerçekler değişik bir şeklide yeniden ifade
edilmektedir. Onlar müridin zihinsel haline uygun dil ve sembolizm ile
ifşa edilirler veya açımlanırlar. Dolayısıyla, bir öğretmen, mürşit ve
önceden yolu izlemiş ve kişisel deneyim ve iç çağrışımlarıyla öğrencinin
eriştiği seviyeyi tanıyacak bir
rehberin ihtiyacı aşikardır. Mistisizmde yüksek ergiye her hangi bir
asil, kolay veya kestirme yol yoktur. Yorulmadan çaba göstermek ve temiz
bir yaşam hayati değer taşır. İnsan aklı sadece zihinsel gözlerinin
herhangi bir zamanda algılayabileceği
şeyleri idrak edebilir. Bu işlem zorlanamaz. Mistik bilgi gasp edilemez.
Eğer bir öğrenci kendi derecesinden daha yüksek bir Derecenin bilgisine
el koyarsa da, bu onun için sadece hezeyan, abes, hayal kırıklığı ve
karanlık
olur.

132. Bir
çok kez öğrencilere mantıklarının kabul edemeyeceği veya batıl inanç
olarak reddedeceği doktrin, iddia veya açıklamalar sunulmuştur. Oysa
aynı doktrinleri
yaşamlarının daha geç bir evresinde itibar göstererek uyarladıkları
görülmüştür. Bu açıdan Okültizm Framasonluğa benzemektedir. Ya gizli
bilgiyi almaya kabul ediliriz, ya da edilmeyiz. Kabul edilmediğimiz
taktirde onun sırrı bize sunulsa bile inanmayız.
Okültizm sırları Framasonluk gibidir. Aslında bir bakıma Framasonluğun
kayıp ettiği sırlarıdır. Onlar doğası itibarıyla istismara kapalıdır,
çünkü sadece kişisel evrimle, tekamülle elde edilebilirler, onlar
hariçten birine açıkça anlatılabilir, ama
anlaşılmazlar. Çünkü herhangi birisi böyle bir sırra erişip
ulaşabilmişse de en yakın dostuna söylemez. Bunun sebebi de basit olarak
eğer arkadaşı kendi başına bunu algılayamıyorsa, basit sözlerle onun
iletişimi gizli anlamını
aktaramayacaktır.

133.
Kabalistik teori külliyatı Framasonluk sırlarına benzer özelliği
vardır. Hiç bir zaman yazılmamış veya basılmamış çok doktrinler vardı.
Bu eserler çoğu kez
ilk bakışta
abes gibi gözüken tasvirler ve absürd gelebilecek doktrinler
içermektedirler. Ancak bunlar kısaca özetlediğim yüksek ruhsal
öğretileri taşırlar. Bu eserleri sadece okumak yeterli değildir. Ruhsal
şeyleri görebilmek için ruhsal gözün açık olması gerekir
ve eski büyük Kabalistler cahil, ham ve tutarsız insanların önüne
bilgelik incilerini sermediler, temiz olmayanları Bilgelik Mabedine
sokup kirletmediler. Ciddi öğrenci Hakiki Okültizmin yüksek yaşam
tarzına ulaşmak için azimli bir şekilde çaba
göstermesi gerekir. Bundan sonra belki de, ileri bir gelecekte geri
çevrilen cazibe unsurları ile özverili bir yaşamın kayıtları Büyük
Kralın Sarayına girmek için parola görevini görebilecektir.



_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

8 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:21 am

CANTAR

avatar


Kabbala, XII. yüz yıldan başlayarak Yahudi gizemciliğini
tümüyle etkisi altına almış olan ezoterik bir akımdır. Her zaman temelde
sözlü bir gelenek olan Kabbala, İbranice'de sözcük anlamı olarak da
"gelenek" karşılığını taşımaktadır.


Gizemci deneyimlerin içerdiği olası kişisel
tehlikelerden kaçınabilmek amacıyla, Kabbala öğretisine ve uygulamalarına
inisiyasyon mutlaka bir önderin, bir yol göstericinin gözetim ve denetiminde
gerçekleştirilmelidir. Her yönüyle gizemci bir öğreti olan Kabbala'nın,
özünde Tanrı'nın Musa'ya aktardığı "ilâhî vahy" olan Torah'ın
(Tevrat) yazılı olmayan gizli bilgilerini içerdiği ileri sürülmüştür.
Yahudiliğin temel ilkesinin Musa yasalarına uyum olmasına karşın, Kabbala'nın
insana doğrudan Tanrı'ya ulaşma yollarını sağladığı varsayılmıştır.
Bu bakımdan Kabbala, bir çokları tarafından tehlikeli biçimde kamutanrıcı
(panteist) ya da sapkın olarak nitelendirilen gizemci yaklaşımlar içeren bir
dinsel boyutu Yahudiliğe katmıştır.





Köken


Kabbala'nın kökeni İ.S. I. yüz yılda Filistin'de
filizlenen "Merkava" (ya da Merkabah) gizemciliğine
kadar geri götürülebilir. Merkava gizemciliğinde temel uğraş, Eski Ahit'te
peygamber Ezekiel'in düşlediği "ilâhî taht" ya da
"araba" (merkava) hakkında derin düşüncelere dalmak ve bu sayede
coşku içinde kendinden geçmektir.


VII. ve XII. yüz yıllar arasında uygulama alanı
Filistin'den Babilonya'ya kayan ve yoğun biçimde Gnostik inançların etkisi
altında kalan Merkava gizemciliğinde asıl amaç, Tanrı'nın tahtını ve göksel
düzeni düşleyebilmektir. Gizemci Merkava yazımında, coşku içindeki ruhun
yükselişi, düşman meleklerle dolu "yedi küre"yi ya da "yedi
gök katını" aşmak için yapılan tehlikeli bir yolculuk olarak tanımlanmaktadır.
Ruhun bu yolculuktaki amacı, merkava'nın üzerinde bulunan ilâhî tahta ulaşmaktır.


"Tzenu'im" adı verilen Merkava uygulayıcıları,
özel ahlâk niteliklerine sahip olan az sayıda seçkin kişilerdi ve sürekli
oruç tutarak kendilerini gizemci deneyimlere hazır tutmaları gerekliydi. Bu
seçkinlerin yapacağı başarılı bir düşsel yolculuk için her şeyden çok
"mühür" olarak tanımlanan bazı büyülü sözlerin ve formüllerin
kullanımı zorunluydu. Bu büyülü sözler, her bir gök katının kapısında
bekçilik yapan melekleri yatıştırmak için gerekliydi. Hatalı bir "mühür"
kullanımı, önemli yaralanmalara, hattâ korkunç ölümlere yol açabilirdi.


Talmud'a göre, Merkava
uygulamasına kalkışan dört kişi arasından biri ölmüş, diğeri delirmiş,
öteki dinden çıkmış ve yalnızca Rabbi Akiba ben Joseph gerçek bir
düşsel deneyime nail olmuştur. Merkava uygulayıcıları kimi zaman "Doğaüstü
Dünyanın Gezginleri" olarak da adlandırılırlardı. Bu gizemci akımın
en eski iki yazımsal kaynağı; Rabbi Akiba'ya ait olduğu sanılan "Küçük"
ve Rabbi Ishmael ben Elisha'ya ait olduğu sanılan
"Büyük" metinlerdir. Ayrıca, "Enoch'un Kitabı"
ve Tanrı'nın oldukça abartılı antropomorfik (insan biçimli)
betimlemelerini içeren "Shi'ur Qoma" (İlâhî Boyutlar) adındaki
metinler de Merkava geleneğine aittirler.





Sefer Yetzira


Kabbala geleneğinde III. ve VI. yüz yıllar arasında
ortaya çıkmış olan ikinci basamak "Sefer Yetzira" (Yaratılış
Kitabı) adlı kitaptır. Sefer Yetzira, büyü ve evrenbilim (kozmoloji)
konusunda bilinen en eski İbranice eser olup evrenin, İbrani alfabesinin 22
harfi ile "Sefirot" adı verilen 10 ilâhî rakamdan yaratıldığını
anlatmaktadır. Harfler ve rakamlar birlikte Tanrı'nın evreni yaratırken
kullandığı "gizli bilgeliğin 32 yolu"nu oluştururlar.


Sefer Yetzira'nın, hatalı olarak Hz. İbrahim'e
ait olduğu da ileri sürülmüştür. Bu nedenle kimi zaman kitabın adı
"Otiyyot de Avraham Avinu" (İbrahim Babamızın Alfabesi)
olarak geçer.


Yetzira, sonraki dönemlerde Yahudiliği derinden
etkileyecek olan "sefirot" kavramını ortaya atmıştır. Çoğul
olan Sefirot sözcüğü İbranice'de "sayılar" anlamına
gelmektedir. Sözcüğün tekil biçimi "Sefira" ya da "Sephira"dır
(yani şifre).


Yetzira'ya göre Sefirot, yaratıcı Tanrı'nın kendini
gösterdiği on ayrı oluşum ya da güç olarak yorumlanabilir. "En Sof"
adı verilen "Bilinemeyen Sonsuz Tanrı"dan yansıyan on ayrı aşama
bulunduğu ileri sürülmektedir. Böylece her sefira, Tanrı'nın ayrı bir
yaratıcı niteliğini ifade etmektedir. Kabbala'ya göre her sefira'nın bir başka
sefira ile olan bağlantısı yaratılışın ritmini oluşturmaktadır.
Kabbala'da, Sefirot'un gizemci yapısı ve kesin işlevi en sık tartışılan
konudur. Bu tür spekülasyonların tümüyle sapkınlık olduğu yolundaki sert
eleştirilere karşın, sefira'lar Kabbalacı gizemciliğin temel ilkesini oluştururlar.


Sefira'lar sırasıyla; "keter'elyon"
(yüce taç), "halhma" (bilgelik), "bina" (zekâ),
"hesed" (sevgi), "gevura" (kudret), "tif'eret"
(güzellik), "netzah" (sonsuzluk), "hod" (görkem),
"yesod" (temel) ve "malkhut" (krallık) olarak
sıralanırlar. Sefira'lara; adımlar, ilkeler, nitelikler, taçlar gibi başka
isimler de verilmiştir.


On adet sefira'nın içindeki ilk dörtlü grup evrensel
elementleri (Tanrısal Ruh, Hava, Su ve Ateş), kalan altılı grup ise yönleri
(Sağ, Sol, Ön, Arka, Yukarı, Aşağı) simgelemektedir. Sefirot ile birlikte
alfabenin harfleri, insan bedeninin çeşitli kısımlarına denk gelmekte ve böylece
insanı yaratılışın mikrokozmosu biçimine dönüştürmektedir.





Sefer ha-Bahir


Kabbala'nın bir diğer önemli metni, XII. yüz yılda
ortaya çıkan "Sefer ha-Bahir" (Parlaklık Kitabı) adlı
eserdir. Bu kitabın, ezoterik Yahudi gizemciliği ve genel olarak Yahudilik üzerindeki
etkisi derin ve kalıcı olmuştur. Bahir, yalnızca Sefira'ları yaratılışın
ve evrenin sürekliliğinin araçları olarak yorumlamakla kalmamış, aynı
zamanda "Gilgul" (ruh göçü) gibi kavramları da ortaya
atarak yoğun bir gizemci simgecilik katkısıyla Kabbala'nın temellerini güçlendirmiştir.
Bahir, aslında Eski Ahit'in geniş kapsamlı bir simgesel yorumudur ve dayandığı
temel motif, İbrani alfabesindeki harflerin ses ve biçimlerinin gizemli
anlamlarıdır.


Kitabın ilk olarak, XII. yüz yılın ikinci yarısında
Fransa'nın Provence bölgesinde ortaya çıktığı sanılmaktadır. Oysa
Kabbalacılar Bahir'in çok daha eskiden kaldığını ve ilk uygulamalarının
İ.S. I. yüz yılda Rabbi Nehunya ben Haqana'ya ait olduğunu
ileri sürerler. Ayrıca, kitapta yer alan bazı ifadelerin ise "Tannaim"
adı verilen III. yüz yıl Yahudi bilginlerinden aktarıldığını savunurlar.
Orta Çağ'dan kalma el yazmaları üzerinde yapılan nesnel bir değerlendirme
Bahir'in yazarının, Doğu'dan Avrupa'ya daha önceden gelmiş bulunan bazı
gizemci kavram ve metinleri eserine eklediğini ortaya koymuştur.


İbranice ile Aramice karışımı bir dille yazılmış
olan Bahir, oldukça düzensiz ve genellikle bulmacamsı yapısına karşın, yoğun
bir gizemci simgeciliği Kabbala'ya ve Kabbala yoluyla da Yahudiliğe başarıyla
sokmuştur. Çağdaş Yahudi araştırmacı Gershom Gerhard Scholem, bu
gizemci simgeciliği Kabbala'nın Yahudi dinsel düşüncesi üzerindeki en önemli
etkisi olarak değerlendirmiştir. Örneğin Bahir, evrenin yaratılması ve
varlığını sürdürmesini gizemli bir biçimde simgelendiren on adet
"Tanrısal Oluşum"un bilinen en eski açıklamasını içermektedir.
Kendi içinde üç adet üst ve yedi adet alt belirtiye ayrılan bu on "söylem"
(Ma'amarot), Kabbala'daki ünlü "Sefira'lar" olarak tanımlanmıştır.


Bahir, aynı zamanda, Kabbalacı kuramlar arasına
"Ruh Göçü" (Gilgul) kavramı ile Tanrısal yaratma gücünü
simgeleyen "Kozmik Ağaç" düşüncesini de eklemiştir. Ayrıca kötülük
kavramının da, Tanrı'nın kendisinde bulunan bir temel ilke olduğu da
Bahir'de belirtilir. Eserin son bölümü, "Büyük Gizem" (Raza
Rabba) adlı eski bir gizemci metinden alıntıdır. Kabbalacılar,
Bahir'in içerdiklerini buyruk olarak kabul ederler; oysa Bahir bir çok Yahudi
din adamı tarafından sapkın olarak nitelendirilmektedir.





Sefer ha-Temuna


İlk olarak XIII. Yüz yılda İspanya'da ortaya çıkan
"Sefer ha-Temuna" (İmge Kitabı), yazarı bilinemeyen İbranîce
bir eserdir. Temuna, İbranî alfabesinde bulunan harflere mistik anlamlar yükler
ve Tevrat'ın insan gözü ile görülemeyen bazı bölümlerinin olduğunu
ileri sürer.


Temuna'nın en önemli katkısı Kabbala'ya "Kozmik
Devirler" (Shemittot) kavramını eklemesidir. Buna göre, her
kozmik devir, kendine denk düşen Tanrısal niteliklerle uyumlu ayrı birer
Tevrat yorumu getirmektedir. Temuna'nın içeriği, Tanrı'nın niteliklerinden
"kayra", "yargı" ve "insaf" tarafından yönetilen
ilk üç "Shemittot" üzerinde yoğunlaşmıştır. Sonuç olarak, sözü
edilen her üç devir ayrı birer Tevrat'a sahiptir ve henüz "yargı"
dönemini yaşamakta olan insanlık, Tevrat'ı bir buyruklar ve yasaklar dizisi
olarak algılamaktadır. Tevrat'ın Temuna tarafından böyle göreli bir biçimde
yorumlanması, XVII. yüz yılda Osmanlı toprakları üzerinde ortaya çıkan
ve mesihçi bir akım olan "Sabetaycılık" düşüncesini
kuvvetle etkilemiştir. Sabetaycılığın temel kuramı, Tevrat'ın ancak görünürde
ortadan kaldırılması ile gerçek amacına ulaşacağı biçimindedir.
Temuna'dan kaynaklanan bu kuram, Yahudiliği kesin kuralları olan bir din
olarak değil, her farklı devirde ayrı kuralları olan bir inanç olarak görmektedir.





Sefer ha-Zohar


Bazı Kabbalacılar tarafından Tevrat'a rakip olacak ölçüde
kutsallık atfedilen ünlü "Sefer ha-Zohar" (Görkemin Kitabı)
da ilk olarak İspanya'da ortaya çıkmıştır. Genel olarak, yaratılışın
gizemini ve Sefira'ların işlevlerini anlatan Zohar ruh, kötülük ve yaratılış
gibi konularda gizemci kavramlar geliştirmektedir. Çoğunluğu Aramîce olan
ve XIII. yüz yılda yazılmış olan bu kitap, ezoterik Yahudi Mistisizminin ya
da Kabbala'nın klâsik metni olarak değerlendirilmektedir. Yahudi dininde,
ezoterik gizemciliğin İ.S. I. yüz yıldan başlayarak işlenmesine karşın,
Zohar geleneksel gizemci yaklaşımlara XIV. Yüz yıldan sonra yeni bir canlılık
ve hız getirmeyi başarmıştır.


Zohar, yedi ayrı bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerin
en geniş olanı, Eski Ahit'in ilk beş kitabı (Tevrat) ile Ruth ve Süleyman'ın
Özdeyişleri bölümlerinde yer alan kutsal metinlerin "içsel"
(gizemci, simgesel) anlamlarını işlemektedir. Zohar'da, tümü Simeon ben
Yohai
(İ.S. II. yüz yıl) ve öğrencilerini merkez alan oldukça uzun
vaazlar, kısa söylev ve öyküler yanyanadır. Zohar, yazar olarak Simeon'un
adını özellikle vermekteyse de, çağdaş araştırmacılar eserin büyük
bir bölümünün Moses de Leon (1250-1305) tarafından yazıldığına
ikna olmuşlardır. Yine de, elde bulunan metinde bazı eski mistik yazılardan
alıntıların kullanıldığı olasılığını göz ardı etmemektedirler.





Luria Kabbalası


1492 Yılında İspanya'dan sürülmelerinden sonra,
Yahudilerin dünyanın sonu ve mesihin gelişine dair beklentileri giderek yoğunlaştı
ve bunun sonucu olarak Kabbala'ya duyulan ilgi büyük ölçüde arttı.


İşte böyle bir manevi ortamda, XVI. yüz yılda
Kabbala'nın tartışmasız merkezi durumuna, gelmiş geçmiş en büyük
Kabbalacı olarak kabul edilen Isaac ben Solomon Luria'nın yaşadığı,
Galile'deki Safed kenti ulaştı.


"Arslan" (ha-Ari) lâkabıyla da anılan
Luria, 1534 yılında Osmanlı topraklarında bulunan Kudüs'te dünyaya geldi.
Yaşamı hakkında temel kaynak, yazarı bilinmeyen "Ari'nin Yaşamı"
(Toledot ha-Ari) adlı bir biyografidir. Luria'nın ölümünden yaklaşık
yirmi yıl sonra yazılan ve yayınlanan bu yapıt, Luria hakkında gerçek ve
hayalî öğeleri rastgele bir araya getirmiştir.


Toledot'a göre Luria'nın babası erkenden ölmüş ve
annesi küçük oğlu ile birlikte Mısır'a, varlıklı ailesinin yanına göç
etmiştir. Luria, önceleri dinsel bir eğitim almış ve Yahudi hukukunu (Halakha)
incelemiştir. Henüz çok genç iken, ünlü hukukçu Isaac ben Jacob
Alfasi'
nin "Sefer ha-Halakhot" adlı kitabına yorumlar
kaleme almıştır. Luria'nın gençliğinde ticaret ile uğraştığı da
bilinmektedir.


Kısa süre sonra Luria'nın tüm ilgisi Yahudi
mistisizmi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu dönemde herşeyden elini eteğini
çekip, amcasının Nil üzerinde bir adada bulunan evinde yedi yıl kadar yalnız
yaşamıştır. Erken dönem Kabbalacılarını inceledikten sonra, zamanla tüm
araştırmalarını Zohar'a yönlendirmiş, döneminin en ünlü Kabbalacısı
olan Cordovero'nun yapıtlarını okumuştur. Luria'nın ilk yapıtı,
Zohar'ın bir bölümü olan "Gizlilik Kitabı" (Sifra di-Tzeni'uta)
hakkında yazdığı yorum olmuştur. Bu yorum, tümüyle klâsik Kabbala'nın
etkisinde olup, ileride Luria Kabbalası diye anılacak olan özgün öğretisinden
hiç bir iz taşımamaktadır.


1570 Yılında Luria, Cordovero'nun öğrencisi olmak için
Kabbalacı akımın merkezi haline gelmiş olan Safed'e göç etmiştir. Öğrenciliği
sırasında, kendisi de yeni bir sistemle Kabbala dersleri vermeye başlamış
ve etrafına çok sayıda öğrenci toplamıştır. Bu öğrenciler arasında,
sonradan Luria'nın öğretilerini yazıya dökecek olan Hayyim Vital
en yeteneklisi olmuştur. Luria'nın Kabbala öğretisi yalnızca ezoterik bir
çevreye yönelmişti, araştırma ve derslerine herkesin katılmasına izin
vermiyordu. Zamanının çoğunu öğrencilerinin eğitimi için harcarken, geçinebilmek
için o dönemde de Safed'de oldukça canlı olan ticaret uğraşını da sürdürmekteydi.


Luria'nın Safed'e geldiği ilk günlerde, Cordovero'nun
çevresinde toplanmış bulunan Kabbalacılar, belirli ritüelleri uyguladıkları
farklı bir yaşam tarzı geliştirmişlerdi. Örneğin, Şabbat (cumartesi) günlerinde
kırlara çıkarak "Sabbath Kraliçesi" adıyla kişileştirdikleri günü
kutlarlardı. Luria'nın gelişiyle, bu gezintilere "Kavvanot"
(meditasyon) ve "Yihudim" (birleştirme) gibi yeni uygulamalar
eklendi. Aslında bu ritüeller, ruhların Mesih'in gelişine kadar içinde yaşamaya
mahkum oldukları kirli kabuktan (Kelipot), yani bedenlerinden, manevî
olarak sıyrılmayı sağlayan bir tür günahtan arınma eylemleriydi.


Luria'nın kişiliğinin güçlü etkisi, Safed kentine
yoğun manevî bir atmosfer, mesihçi bir gerilim ve bir yaratıcılık ateşi
getirmişti. İçtenlikle dine bağlılık ve dünyadan el etek çekiş Kabbalacıların
yaşam özellikleri haline gelmişti. Safed'de yaşayan herkes, Zohar'ın
yorumundan hareketle, Mesih'in 1575 yılında Galile'de ortaya çıkacağına
inanmıştı.


Safed'de yaşadığı kısa süre içinde - ölümüne
kadar geçen iki yıl süresinde - Luria, Yahudi mistisizmine yeni unsurlar
ekleyen, çok yönlü ve verimli bir Kabbala dizgesi kurmayı başardı. Zohar'ın
ilk bölümünün bir yorumunu içeren oldukça kısa bir metnin dışında,
kendi öğretisini asla kaleme almadı. Luria, 1572 yılının Ağustos ayında
bir salgında yaşamını yitirdi.


Bugün Luria Kabbalası diye bilinen, Luria'nın ölümünden
sonra Hayyim Vital tarafından derlenerek yazıya dökülen ve Luria'nın öğretilerini
içeren oldukça kapsamlı bir kolleksiyondur. Bu yapıt, tüm Yahudi
mistisizmini etkileyen yeni bir düşünce akımı oluşturmuştur. Luria
Kabbalası, bir yaratılış kuramı ile buna bağlı olarak evrenin giderek
yozlaştığı düşüncesini ileri sürer ve özgün uyumu yeniden oluşturmak
için pratik bir yöntem önerir. Yaratılış kuramı üç temel kavrama
dayanmakyadır: "çekilme" (Tzimtzum), "kapların kırılması"
(Shevirat ha-Kelim), "restorasyon, tamirat" (Tiqqun).
Sonsuz (En Sof) olan Tanrı, yaratılışa yer açabilmek için, yeni oluşan
uzaya yayılan bir ışık biçiminde, kendi içine doğru çekilmiştir.
Sonradan bu sonsuz Tanrısal Işık, sonlu kapların içine hapsolmuş ve
gerilime dayanamayan kaplar kırılarak, evrene kötülük ve uyumsuzluk yayılmıştır.
Artık dünyayı kötülükten arındırma ve hem kozmosu, hem de tarihi
kurtarmak için mücadele etmek gereklidir. "Tiqqun" aşamasında,
Tanrı'nın krallığı yeniden kurulacak, ilahî parlaklık kaynağına geri dönecek,
Tanrısal Işığın en yüksek formu olarak "ilksel insanı"
simgeleyen "Adam Kadmon" yeniden doğacaktır. İnsanoğlu bu süreçte
önemli bir rol oynamaktadır. Zira dualar sırasında uygulanan çeşitli
"kavannot"lar ve sözcüklerin gizli kombinasyonlarının mistik söylenişleri,
ilksel uyumun yeniden kurulmasına ve "Tanrısal İsmi" yeniden birleştirmeye
yöneliktir.


Luria Kabbalası'nın etkisi büyük olmuştur. Hem
XVII. yüz yılda gelişen Sabetay Sevi akımı, hem de XVIII. yüz yılda
ortaya çıkan aşırı sofu ve gizemci Hasidizm akımı üzerinde önemli bir
rol oynamıştır.





Sabetay Sevi


(Sabetay Sevi'nin yaşamı ve Sabetaycılık akımı
hakkında daha ayrıntılı bilgi için Sabetay
Sevi
adresine bakınız.)


1626 Yılında İzmir'de dünyaya gelen Sabetay Sevi,
genç yaşlardan başlayarak kendini Yahudi mistisizmine, Kabbala'ya kaptırmıştı.
Bilincini yitirdiği, coşkulu dönemler yaşıyordu. Güçlü kişiliği ile çevresine
bir çok mürit toplamayı başarmıştı. Henüz yirmi iki yaşında iken,
Kabbalacı yorumlara dayanarak, kendisinin beklenen mesih olduğunu ilân etti.


Gelişmelerden huzursuz olan hahambaşılık, Sevi'yi İzmir'i
terk etmeye zorladı. Sevi önce eski bir Kabbala merkezi olan Selânik'e, sonra
Istanbul'a gitti. Başkent'te, saygıdeğer ve ünlü bir vaiz olan Abraham
ha-Yakini
ile karşılaştı. Yakini'nin elinde Sevi'nin mesih olduğunu doğrulayan
Kabbalacı bir kehanet belgesi vardı. Kısa süre sonra Istanbul'dan da ayrılan
Sevi, önce Kudüs'e ve sonra Mısır'a gitti. Kahire'de Osmanlı valisinin
hazinedarı olan güçlü ve varlıklı Raphael Halebi'yi kendi davasına
inandırdı.


Malî destek sağlamış olarak, yandaşlarından oluşan
bir maiyet ile Kudüs'e muzaffer bir biçimde geri döndü. Burada, Gaza'lı
Nathan
adında yirmi yaşlarında bir öğrenci, Yahudi geleneklerinde yer
alan "Mesih'in Müjdecisi" rolünü üstlendi. Nathan, coşku içinde,
İsrail devletinin yeniden kuruluşunun çok yakında gerçekleşeceğini ve
Sevi'nin zaferi ile dünyanın kurtulacağını herkese duyurdu. Nathan, Kabbala
hesaplarına dayanarak, kıyamet günü için 1666 yılını bildirdi. Ancak,
Kudüs hahamları tarafından tehdit edilen Sevi, 1665 yılında sevinçle karşılandığı
İzmir'e geri döndü. Bir kaç yıllık süre içinde, Sabetaycılık akımı hızla
güçlenerek Venedik, Amsterdam, Hamburg, Londra ve bazı Kuzey Afrika
kentlerine kadar yayıldı.


1666 Yılı başlarında, Istanbul'a giden Sevi, Osmanlı
yetkilileri tarafından tutuklandı. 16 Eylül günü Edirne'de Padişah'ın
huzuruna çıkarıldı. Önceden ölümle tehdit edildiği için, Sevi din değiştirerek
Müslüman olmayı kabul etti. Padişah, Sevi'nin adını Mehmet Efendi olarak
değiştirdi ve yüksek bir maaşla kapıcıbaşı görevini verdi. Ancak, bu
din değiştirme olayı, müritlerinin çoğunu hayal kırıklığına sürükledi.
Zamanla itibarını yitiren Sevi, sürgün olarak gönderildiği Arnavutluk'ta
1676 yılında öldü.


Sevi'yi din değiştirmesine karşın terk etmeyerek
etrafında toplananlardan oluşan Sabetaycılık adı verilen akım, Sevi'nin
dinsel yetkileri hakkındaki aşırı iddiaları ile sonradan din değiştirerek
Yahudi inancına ihanet etmesi çelişkisini giderme çabası içindedirler. Sadık
Sabetaycılar, Kabbalacı bir yaklaşımla, Sevi'nin din değiştirmesini
mesihliğinin gerçekleşmesi için atılması gereken son adım olarak
yorumlarlar. Bu nedenle, önderlerini izleyerek Müslümanlığa geçmişlerdir.
Bu dönmeler (din değiştirenler) için, kişinin kendini kalpten Yahudi
hissetmesi önemlidir ve görünürde uygulanan Müslümanlığın ve biçimsel
eylemlerin değeri yoktur. Zohar'ın Luriacı yorumundan yola çıkarak, bir çeşit
"Kutsal Günah" kuramına ulaşan Sabetaycılar, Torah'ın amaçlarının
tam olarak gerçekleşmesinin ancak, manevî olmayan eylemler sonucunda Torah'ın
görünüşte ortadan kaldırılması ile olanaklı olacağını ileri sürerler.





Hasidism


Eğer engellenmemiş olsaydı, Sabetaycılığın Yahudi
dininin sonunu getireceğini ileri süren din tarihçileri bulunmaktadır.
Sabetay Sevi'ye odaklanan mesihçi beklentilerin yaratığı düş kırıklıklarına
karşın bu akım, yalnızca bazı ileri görüşlü din adamlarının teozofik
amaçlarını yanıtlamakla kalmayıp, Talmudistlerin kuru yorumlarıyla
yetinmeyen ve yönetici sınıfların sosyo-ekonomik baskısından bunalan
Yahudi kitlelerinin gereksinimlerini de karşılamıştır. Benzeri bir durum
Litvanya, Belorusya ve Ukrayna topraklarını da içeren Lehistan Krallığı için
de geçerli olmuştur. XVIII. Yüz yılda ortaya çıkan ve Luria Kabbalasını
kendi düşünsel kuramlarının temeli olarak alan Hasidizm akımı Lehistan'da
etkin olmuştur.


Hasidizm, olası en düşük düzeyde bir örgütlenme
ile yoğun biçimde propaganda ve vaaz yöntemlerini kullanan, bilgili üyelerden
oluşan küçük gruplara dayanan bir kitle akımıdır. Söylentilere göre,
Hasidizm akımının kurucusu "İyi Adın Üstadı" (Ba'al Shem Tov
- Tanrı'nın dile getirilemez adını bilen kişi) lâkabıyla tanınan Israel
ben Eliezer'
dir. Eliezer 1700 dolaylarında dünyaya gelmiş ve 1760 yılında
Güney Polonya'da ölmüştür. Kendi döneminin ortodoks Yahudiliği hakkında
iyi bir eğitime sahip olmamasına karşın, olağanüstü manevî nitelikleri
olan ve yalnızca sıradan insanları değil, entellektüel kesimi de yandaşları
arasına alabilen etkileyici bir kişiliğe sahipti. Hakkındaki efsanelerin yoğunluğu,
büyük olasılıkla hiç bir zaman sistemli biçime dönüştüremediği kişisel
öğretisi üzerine ayrıntılı bilgi edinmeyi engellemiştir. Doğu Avrupa
Yahudiliğinde XVIII. yüz yılda etkinlikleri giderek yoğunlaşan gezgin
vaizlerin yöntemlerinden esinlenen Eliezer, öğretisini yaymak için, gündelik
yaşamdan ve folklordan aktardığı öyküleri kullanarak kutsal metinleri
yorumlama yöntemini benimsemişti. Bu yöntem Hasidizmin değişmez
niteliklerinden biri olacaktır. Ancak, akımın tüm otantik kuramlarının ve
öğretilerinin, bu tür öykü ve fıkralara yansıdığını düşünmek abartılı
bir yaklaşım olur. Temel öğreti çalışmaları, Hasidik hahamlarca Torah üzerine
verilen haftalık vaazlarda ve ritüellerde ifadesini bulur. Neredeyse her
haham, kendine özgü ekleme ve yorumlarla Hasidik öğretiyi etkilemiştir. Bu
nedenle, akımın ilk üç nesli kapsayan döneminde, Hasidizm öğretisi büyük
ölçüde çeşitlenmiş ve farklılaşmıştır. Yine de, Hasidizm akımının
ortak temel çizgilerini belirlemek olanaklıdır.


Kuramsal olarak, Hasidizmin kökleri Luria Kabbalasından
çıkmaktadır. Ancak, Hasidizme özgü olan kavram "Tanrı ile birlikte
olmak" (Devequt) kavramıdır. Devequt, tüm Yahudiler için bir amaç
ve değişmez bir görevdir ve her koşul altında insan varlığının tümüyle
manevî değerlere dayanmasını gerektirmektedir. Bu gereklilik, Kabbala'nın düşünsel
kavramlarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılar. Tüm ağırlık,
inanan kişinin iç yaşamına verilmelidir. Kozmik dramın sahnesi artık
Sefira'lar evreni değil, insanın iç yaşantısıdır. Buna ek olarak Hasidizm,
Luriacı "restorasyon" (Tiqqun) öğretisinin bir parçası
olan diğer bir gerekliliği de toplumsal bir gerçeklik biçimine dönüştürür:
grubun dinsel yaşamı ve örgütlenmesinin merkezine, tartışılmaz bir
yetkeyi, doğaüstü güçleri olan bir önderi, "Tzaddik"i
yerleştirir. Böylece Hasidizm, başarılı olduğu her yörede, tartışmasız
bir manevî yenilenme yaratmıştır. Oysa madalyonun diğer yüzü, giderek kişisel
kültler biçimine dönüşen hahamlar arası çekişmelerin varlığını,
Hasidik toplulukların kendilerini çevreleyen toplumdan soyutlandığını,
bunun yarattığı kötü sosyo-ekonomik koşulları ve kendilerini soyutlayan
Yahudilere karşı oluşan düşmanlığı ortaya koymaktadır.


İlk günlerinden başlayarak Hasidizm, Sabetaycılığın
etkisiyle aşırı hassaslaşan resmî Talmudçu Yahudi yetkililerinden büyük
direnç görmüştür. Hasidizm yandaşlarının ritüelik kurallara sıkı sıkıya
bağlı davranışları, "Rakipler" (Mitnaggedim) tarafından
kabul edilemeyecek bazı özellikler göstermekteydi: Tzaddik'e koşulsuz boyun
eğmeleri, sinagoglara devamsızlık yaparak kendi aralarında toplanmaları,
dinsel törenlerin değiştirilmesi, gündelik giysilerle dua edilmesi,
Talmud'un incelenmesi yerine gizemci meditasyonun yeğ tutulması bu özelliklerin
önde gelenleriydi. Yine de, Hasidizm ile Talmudizm arasındaki bu çekişme bir
bölünmeyle sonuçlanmadı. Üç nesil boyunca süren çekişme yerini, açıkça
dile getirilmemiş, kendiliğinden bir uzlaşmaya bıraktı. Ancak, iki taraf da
aralarındaki farklılıkların silinmemiş olduğunun bilincindeydiler. Varılan
bu uzlaşma, genel olarak Hasidizmin yararına olmasına karşın, Hasidizmin eğitim
konusunda bazı tavizler vermesine yol açtı.


Hasidik grupların iç örgütlenmeleri, II. Dünya Savaşının
Doğu Avrupa Yahudiliği üzerindeki yıkıcı etkilerine karşın, ayakta
kalabilmelerini sağladı. Savaş sonrasında, tüm önemli Hasidizm merkezleri
Amerika'ya taşınmak zorunda kaldı. Hasidizm, hem ekonomik nedenler ile, hem
de Sionizm'e ve İsrail Devletine karşı neredeyse düşmanlığa varan
tutumundan dolayı, Filistin yerine Amerika'yı tercih etti. Bu gün, Amerika'da
Hasidizme bağlı en ünlü ve en etken grup, merkezi New York'ta bulunan ve
Rusya'daki tanınmış Lyubavichi Hasidizm okulundan adını alan Lubavitcher'lerdir.





Sonuç


Çağdaş Yahudiliğin manevî yaşamı ve düşünceleri
üzerinde Kabbala'nın oynadığı rol, eskiye oranla bir hayli azalmış olmasına
karşın, hiç de azımsanacak bir düzeyde değildir. Bugün, gerçek anlamıyla
yaşayan bir Kabbalacı akımdan söz etmek olanaklı değildir. Yine de,
Abraham Isaac Kook
(1865-1935) gibi yazarların kişisel çabaları hâlâ
etkili olmaktadır. Ayrıca, iki Dünya Savaşı arası dönemde "Batılılaşmış"
Yahudiler üzerinde güçlü bir etki yaratan Martin Buber'i (1878-1965)
ve dinsel düşüncenin reformu konusunda Hasidizm propagandası içeren çalışmalarını
belirtmek gereklidir. Polonyalı bir Yahudi olan Abraham Joshua Heschel
(1907-1972) de önemli etkinliğe sahip kişilerdendir.


Yahudi gizemciliği, Yahudiler dışındaki ulusların düşünsel
yaşamları üzerinde de etkin olmuştur. Özgün amaçlarından saptırılan
Kabbala, Yahudiliğin sınırlarını aşmış, Rönesans döneminden başlayarak
Hıristiyan toplumunda da bazı düşünce akımlarının doğmasına yol açmıştır.
"Hıristiyan Kabbalası", İspanya ve İtalya'da din değiştirip
Hristiyanlığı kabul eden Yahudilerin etkisiyle, XV. yüz yılda doğmuş ve
Kabbalacı belgelerde Hristiyan inancının gerçeklerini bulduğunu ileri sürmüştür.
Böylece, bir çok Hıristiyan Hümanist düşünür, Yahudi gizemciliği ile uğraşmaya
koyulmuş ve bazıları Kabbala hakkında geniş bir bilgiye ulaşabilmiştir.
Bu kişiler arasında Giovanni Pico della Mirandola (1463-1494), Egidio
da Viterbo
(1465-1532), Johannes Reuchlin (1455-1522) ve Guillaume
de
Postel (1510-1581) en önde gelenlerdir. Reuchlin'in kaleme aldığı
"De Arte Cabbalistica" (1517) adlı yapıt, Yahudi olmayanların
anlayabileceği bir dille yazılmış olan ilk Kabbala açıklama kitabıdır.


XVI. Yüz yıldaki gizlici (okült) düşünüler, XVII.
ve XVIII. yüz yıllardaki doğa felsefesi, Masonluğun ideolojisini
renklendiren bazı motifler ve günümüzde yeniden gündeme gelen gizlici ve
teozofik kuramların tümü Kabbalaya odaklanmışlar, gerçek anlamını ve
ruhunu yakalayamasalar da, ondan aktarmalar yapmışlardır.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

9 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:23 am

CANTAR

avatar


Kabala
tarihi, asırlar içinde sadece Kabala'nın değil, aynı zamanda Hermetizm'in
gelişmesini şekillendiren birçok kişi ve olayla doludur. Çoğu zaman
kadim çağların sislerinde unutulmaya terk edilmişken veya sadece
bulundukları okulların müritleri tarafından hatırlanırken, eğer
Avrupa'nın ruhsal gelişmesi hakkında daha geniş ve eksiksiz bir anlayış
istersek, bu şanlı ve etkili kişileri ve ezoterik düşünceye katkılarını
anmakta önem vardır.


Birçok kişinin
bildiği gibi Kabala İbranice'den gelmektedir ve genel olarak
"gelenek" veya "alınan sözlü gelenek" olarak çevrilmektedir.
Yahudi düşünce ve felsefesinin zahiri yazılı kural, kanun ve törenlerine
paralel yazılmamış mistik ve majikal yönleridir.


Genelde
bilinmeyen şeyse, daha önce var olmasına rağmen, "Kabala"
kelimesi 12. veya 13. asırdan önce Yahudi felsefesinin mistik düşünce ve
uygulamaları olarak kullanılmaya başlanmadı. Aşağı yukarı bu
zamanlarda, şimdiki anladığımız şekliyle Hayat Ağacı ve Sefirot ile
Kabala ortaya çıkmaya başladı. Bu etütlerin ismi gibi Hayat Ağacının
da daha eski gelenek ve uygulamalarda kökenleri vardır. Birçok Kabala
ekollerinin o zamandan ve halen de sadece Yahudi içerikli olmalarına rağmen, zaman geliştikçe
bunlardan birçokları Hıristiyan dünyasına da uyarlandı, ayrıca başka mistik ve
ezoterik hareketlerden de etkilendiler.


13. asır Kabala
felsefe ve ritüelinin etüdünde çok önemli biri olan Kör İsak, sadece
Yahudi değil, aynı zamanda erken Grek ve Hıristiyan Gnostik metinleri ve
ayrıca Basralı Sufi tarikatı Saflık Kardeşlerinin [bakınız İhvan-üs-Safâ]
yazılarını etüt etti. Kör İsak zamanının etkili "Provencal" okullarının
başındaydı. Erken Kabalistik gelişmelerinin Mesihlik boyutlarında olduğu
söylenen diğer bir kilit elemanı 14. asır İspanyol alimi Saragossalı
Abraham Abulafia idi. Abulafia Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da seyahat etti ve
yoga teknikleri andıran bazı beden duruşları, solunum uygulamaları ve
ritmik dualarla geri döndü. Bunları yeni bir Kabalistik yapı içinde müritlerine
öğretti.


Avrupa, Karanlık
Çağın son ölüm sancılarını yaşadığı bu çağda, insan bilincinin
en büyük sıçramalarının yaşandığını kaydetmekte önem vardır.
Avrupa'da Pirene Dağlarının kuzeyinde yaşanan cehalet ve hoşgörüsüzlüğe
rağmen, o sıralarda Arap hakimiyetinde olan İspanya'da dinler arası hoşgörü
yaşanıyordu. Hıristiyanlar ve Müslümanlar Orta Doğu ve İspanya'nın
kontrolü için savaşırken, Yahudi entelektüeller Arap İmparatorluğunda güç
ve mevki ediniyordular.


Ortaçağı
Yahudiliğin bu "Altın Çağı" Arap hakimiyetinde İspanya'da
doruk noktasına ulaştı ve Eski Ahit'tin Peygamberleri döneminden beri en
engin Yahudi Mistik filozofların birçoğu ortaya çıktı. Klasik Yahudi
metinlerin önde gelen tefsircisi Moses ben Maimon, Solomon ben-Gabirol ve
Sefer Zohar'ın yazarı veya muhtemelen derleyicisi Cordoba'lı Musa bu dönemin
insanlarıydı. Zohar veya Aydınlık Kitabı, Sefer Yetzirah (Oluşum Kitabı)
ile birlikte tüm Kabalistik spekülasyon, meditasyon ve ritüelin temelini
oluştur. Kutsal Kitaplar üzerinde yorumları Batı Mistisizm öğrencileri için
sonu gelmeyen bir bilgelik hazinesidir. Kabala'nın Batı tarihinin en güçlü
ve etkili mistik felsefelerden biri haline gelmesi İspanya'da, özellikle
Catalonia bölgesinde ve Güney Fransa'da Provencal'da bu faaliyetlerden dolayıdır.


Bu gerçek ayrıca
mistik öğrenciler için de önemlidir, zira Batı, Kabala'nın kardeşleri
Simya ve Ritüel Maji hakkındaki bilgilerinin çoğunu Arap İspanya'dan almıştır.
Bu üç ekol birlikte "Fama Fraternitatis", "Confessio Fraternitatis",
ve "Christian Rosenkreuz'ün Kimyasal Evliliği" gibi erken
Gül Haç Manifestolarında belirtilen Hermetik felsefe ve uygulamaların
temelini oluşturdular. Birçok mistisizm öğrencisi için bu okullara
gitmek, atalarının yaptığı Mısır ve Pers mabetlerine yolculuğu kadar güç
ve tehlikeliydi. Raymond Lull, Villanova'lı Arnold ve kitap satıcısından
katedral yapımcısına dönen ünlü Fransız mistik, simyager ve Gül Haçlı
Nicolas Flamel, Kabala'nın bir parçası olduğu Hermetik bilimlere
inisiyasyonlarını İspanya'da aldılar ve bilgilerini Avrupa'ya
getirdiler.


Böylece, bazı
Yahudi ve Hermetik okulların iddia ettiği gibi Adem'e verilen saf ve değişmez
bir Kabalistik düşünce ve tekniğin günümüze dek aktarılıp varolduğu
düşüncesi bir efsaneye dayanır ve olası değildir. Hatta bazı alimler
tarafından, Kabala'nın kökenleri özellikle Merkavah veya (atlı)
Araba Mistisizm olmak üzere, erken Yahudi mistik uygulamalara inerken,
fikirleri tamamen 12. ve 13. asra özgün olduğu iddia edilmiştir. Doğada
her şey değişim ve uyuma tabiidir, Kabala da bu değişen ve gelişen şeylerden
biridir.


Bu değişimin
çok iyi bir örneği erken Yahudi metinlerin engizisyon tarafından yok
edilme tehdidini yaşadığı dönemlerde, varlıklarını korumaya ve
onlardan pratik yarar sağlamaya çalışan mistikler tarafından Kabalistik
fikirlerin Hıristiyanlaştırılmasıdır. Bundan dolayı 15 asırda
bir tür Hıristiyan Kabalası gelişmiştir. Amaç, Kabala ile Hıristiyan
doktrinleri birbirlerine uyumlu şekle getirmekti. Bu şekilde Kabalistik ağacın
üst üçlemi Hıristiyan teslis doktrini ile eşleştirilmişti.


"Hıristiyanlaşmış
Kabala"nin iki önemli kaynağı İspanya'da Katolik mezhebine alınan
Yahudilerin veya dönme, "conversio" (bazen gizli veya örtülü /
"kripto Yahudiler"de denilir) yazıları ve Floransa'da Medici
ailesinin hamiliğini yaptığı Platonik Akademi idi.


Kabalistik gelişmeleri
en çok etkileyen Yahudilikten dönenlerin yazıları 13. asırda başladı ve
1492 yıllında İspanya'da Yahudilerin "Diaspora"sına dek sürdü
[Zülüm altında yaşayan Yahudilerin Osmanlı topraklarına alınması].
Burgos'lu Abner ve Paul de Heredia gibi yazarlar Judah ha-Nasi ve diğer ünlü
mistik yazarların adı altında gizlice birkaç Kabalistik eser yazdılar.
Onların en ünlü eserlerinde ikisi Iggeret ha-Sodot ve Galei Rezaya
idi. 15. asrın sona dek, Yahudi conversio'lar tanınmış ve itibar gören
eserlerin, örneğin Zohar'ın stillerini taklit ederek başka
eserler yazmışlardı. Ancak bu tür taklitler yaygındı ve o dönemde kabul
görmekteydi.


Floransa okullarının,
İspanya'daki Yahudi yazarlardan daha fazla etkisi olmuştur. İspanyol
eserler tercüme edilse de ve az çok ortalıkta bulunabilirken, Yahudilikten
Hıristiyanlığa din değiştirmede pek etkili olmamıştır, ne de Hıristiyanlara
Kabala'nın etkinliği konusunda ikna edici oldu. Floransa okulu Hıristiyan,
Yeni Platoncu, Pitagorcu ve Orfik görüşlerinin nihai ve inkar edilmez kanıtının
Kabala'da keşfedildiği inancı geliştirdiler. Ayrıca, Kabala'da uzun süre
kayıp Katolik sırların ve olası olarak da esas Hıristiyan dininin yeniden
keşfedildiğini inanıyorlardı. Hıristiyan Kabalistik okulun esas
kurucusu Giovanni Pico della Mirandola (1463-94) idi. Bu genç dahi,
Kabalistik etütlerini 1486 yıllında 23 yaşında başladı, Katolik
mezhebine dini değiştiren Samuel ben Nissim tarafından çok sayıda
Kabalistik eserin Latince'ye tercüme edilmesine neden olmuştur. Pico ayrıca, Flavius Mithridates
olarak bilinen Raymond Moncada'nun eser tercüme etmesini sağlamıştı.
Roma'da tartışmaya açtığı 900 sav arasında "İsa'nın ilahiliğini
Maji ve Kabala'dan daha iyi ikna eden ilimler yoktur" savı vardı, böylece
birçok insan için Kabala ilk kez Hıristiyan dünyasına girmişti.


Pico'nun bu ve
diğer savlarına karşı Kilisenin tepkisi şiddetli muhalefet ve inkardı.
Pico'nun talep ettiği açık tartışmaya izin verildi. Tamamen ihmal edilmiş
veya kayıp bilinmeyen bir Yahudi ezoterik doktrin olarak Kabala Hıristiyan
entelektüel dünyasının esas tartışma konusunu olmaya başladı. Almanya,
İtalya ve Fransa'da Hıristiyan Platonistler hemen Pico'nun görüşlerine
katılmaya başladılar. Pico'nun çalışmaları ayrıca ünlü Hıristiyan-İbrani
alimi Johannes Reuchlin'in Kabalistik etütlere girmeye teşvik etti, sonuçta
iki kitap yazıp yayınladı: "De Verbo Mirifico"De "Arte Cabalistica" (Kabala İlmi, 1517).
(Mucize
Yaratan İsim, 1494) ve

Reuchlin'in
Mucize Yaratan İsim ve Kabala İlmi arasındaki dönemde Paul Ricius adı altında
birkaç eser piyasaya sunuldu. Ricius kendisi Katolikliğe dönmüştü, İmparator
Maximilian'ın hekimiydi ve çok bilgili birisi olarak ün yapmıştı. Rcius,
Pico ve Reuchlin'in fikirlerini aldı ve onlar Kabalistik ve Hıristiyan
kaynaklara dayanan kendi sonuçlarını ekledi. Böylelikle, "İlahi İsim"
ve dünya tarihiyle ilişkisi hakkında bir doktrin geliştirdi.


Ricius'e göre tüm
dünya tarihi Kitabi Mukaddes'deki [Eski ve Yeni Ahit kitapları içeren külliyat]
Tanrı İsimlerine göre üç evreye bölünebilir. İlk bölüm Tanrının
üç harflik ilahi kelime Şadayi (Kudretli) ile Kendini açtığı doğal
dönemdir. İkinci Tevrat dönemde, Tanrı Musa'ya
Kendini dört harfli İsim anlamına gelen Tetragammaton, YHVH ile açmıştır.
Son dönem, veya letafet ve halâs (kurtulma) döneminde Tanrı
Tetragammaton ile birlikte Logos'a (kristos) ait beşinci harfi şin'i
açıklar, böylece İsa'nın Kabalistik İsmi Yehoşua ortaya çıkar. Böylece
İsa'nın adı veya Mucizevi İsmi daha önce telaffuz edilmez YHVH'in
telaffuz edilir adı oldu. Bu savı desteklemek üzere, Ricius İsa'nın adı
JHS olarak kısaltıldığı ortaçağı elyazmaları, üç dünya çağı
(Kaos, Tevrat, Mesih) üzerine dayanan Yahudi Kabalistik doktrinleri ve
Fiore'li Joachiam'ın Baba çağı, Oğul çağı ve nihai olarak Kutsal Ruh
üzerine dayanan benzeri dünya dönemler doktrini kullandı. Bu kavramların
birçokları, özellikle İlahi İsimde şin harfinin yeri ve "Paraclete"
(Kutsal Ruh) devri 19. ve 20. asır Fransız (Levi ve takipçileri) okült
okulları ve felsefelerinde önemli rolleri olacaktı.


Pico ve
Reuchlin'in yazılarını önemli kılan, ilk kez Hıristiyan (genelde
Katolik) Avrupa ve entelektüellerinin daha geniş kültürel ve teolojik içeriğine
Kabala'yı yerleştirmişlerdi. Onların "Kutsal İsimler", pratik
veya majikal Kabala üzerinde odaklanmaları ve Hıristiyan doktrin ile
Kabalistik felsefe ve spekülasyonun sentezi o dönemin esprisi (zeitgeist)
olmuştu.


Bu dönem zarfında,
yeni ortaya çıkan Hıristiyan Kabalistik geleneğin en etkin majikal-mistik
Kabalistik eser Nettesheim'li Cornelius Agrippa'nın dört ciltlik "Okült
Felsefe" ("De
Occulta Philosophia" - 1531) kitabıydı. Pratik Kabala
üzerinde bu dizi eser, günün bilinin okült ve majikal edebiyatının ansiklopedisiydi.
Hıristiyan dünya Kabala'nın majikal ve numeroloji bağlantılar hakkındaki
bilgisini bu eserlerden almıştı.


Diğer Hıristiyan
düşünürler 16. asırda esas Kabalistik kaynak eserler üzerinde hakimiyet
eksikliğini, İbranice ve Latince kaynak eserlere dönerek telafi etmeye çalıştılar.
Esas amaç Hıristiyanlık ve mistik Yahudilik arasındaki bağlantı için
daha çok kanıt ortaya çıkarmakken, sonuç İbrani etütlerin daha geniş
bir entelektüel anlayışına doğru yöneldi. Bu hareketin iki önemli kişileri
arasında Cardinal Egidio da Viterbo (1465-1532), "Scechina"
ve "İbrani Harfler Üzerine" eserlerinde "Zohar"
ve "Sefer ha-Temunah" tarafından epey etkilenmişti ve bir
Francisca keşişi olan Venedik'li Francesco
Giogio (1460-1541) o zamanlarda çok okunan iki kalın cildin yazarıydı: "De Harmonia Mundi"
(1525) ve "Problemata (1536). Her iki eserde Kabala geliştirilen
esas konuyu oluşturuyordu ve Zohar ilk kez Hıristiyan esaslı bir
eserde olduğu gibi verilmişti. Giorgio'nun yazılar ayrıca Pico'nun savlarını
üzerine geniş yer verip açıkladı.


Tüm bu alimler
arasında en etkili, anımsanan ve İbrani kaynaklara en yakın olan Guillaume Postel
(1510-1581) idi. Postel bir Fransız mistikti ve İbranice'leri daha basılmadan
önce Zohar ve Sefer Yetzirah eserlerini Latince'ye tercüme
etti. Onun tercümeleri kendi Kabala'ya uyarlanmış teosofik felsefesinin
notlarını da içeriyordu. Yayınladıkları eserler arasında memorah'ın
mistik sembolizmi üzerine bir Latince yorum (1548) ve daha sonra İbrani bir
baskısını içeriyordu.


16. asır boyunca
Hıristiyan Kabala Avrupa'nın Yahudi topluluğu üzerinde nüfus sağlamak yerine
kendi teosofik gelişme üzerinde odaklanmıştı. Yine bu etütler için verilen bu
tür nedenler, tutuklanma veya idama karşı gerekçe olarak gösterilmekteydi. Bu
giderek artan daha çok Hıristiyan bazlı teosofik spekülasyonlarla İbrani
kaynaklar ve Latince tercümeleriyle daha az zaman harcanmaya başlanmıştı.
Bunu az sayıda istisnalardan biri de, etütleri için çok sayıda Kabalistik
kaynaklar toplayan Johann Albrecht Widmanstetter (1560-1557) idi.


17. asırda Jacob Boehme
ve Knorr von Rosenroth'un yazılarıyla, Hıristiyan Kabala İbrani
kaynaklardan uzun süren belirgin bir mesafe açmaya başladı. Bir yandan,
Rosenroth'un "Kabbalah Denudata" (1677-84) eseri "Zohar"ın
önemli kısmını Hıristiyan okuyuculara sunarken, Adam Kadmon ve
"prototip İsa" ile ilişkisi üzerine yazısı Zohar'ı birçok
bakımdan sanki arka plana itmekteydi. "Denudata"nın sonuna
konulan Hollandalı Teosofik düşünür Franciscus
Mercurius van Helmont'un yazdığı "Adumbratio Kabbalae Christinae"
makalesi bu tezi oldukça yoğun bir şekilde ortaya koymuş.


İngiltere'de
Henry More ve Ralph Cudworth'un öncülük yaptığı "Cambridge
Platonistler" ayrıca kendi spekülasyonları doğrultusunda Kabala'dan
yararlandılar ve Kabalistik felsefenin daha da Hıristiyanlaştırılması için
van Helmont'tan faydalandılar. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde
Kabala "Boehme" özelliklerini üzerine almaya başladı. Jacob
Boehme'nin yazıları ve çeşitli Kabala okullarındaki doktrinler arasında
güçlü bir benzerlik bulmuşlardı. Bu doktrinler ve Boehme'nin vizyonları
arasında herhangi bir tarihsel bağı yokken, bu bağlantı Hıristiyan
Kabala'yı Yahudi Kabala ile olan sallantılı ilintilerinden daha da mesafeleştirmiştir.
Boehme'nin etkisi Fransız İhtilalinden az önce Louis-Claude de
Saint-Martin'in yazılarına kadar uzanacaktı. Böylece hem Avrupa
mistisizmi, sonrada da "Fransız Okült Dirilişi"n şeklini değiştirecekti.


Hıristiyan
Kabala başından beri şimdi daha iyi bir tanımın eksikliğinde Rönesans
devrindeki Hermetik okullardan ortaya çıkan Hermetik veya Simyasal Kabala
dediğimiz şeye doğru gelişti. Hermetik felsefenin amacı İnsanoğlunun tüm
önceki öğretilerinin, özellikle kadimlerin bilgeliği veya Sofya'nın
sentezini çıkarmak ve onu tek bir evrensel felsefe (pansophia)
olarak sunmaktı. Bu felsefe mistik Hıristiyanlık başlığı altında dört
esas düşünce ve uygulama akımının senteziydi. Bu dört okul, Yahudi
Kabalası, Hermetik edebiyat, Yeni Platoncu (Pitagoras) felsefesi ve
Gnostisizm idi. Hatta, simya sembol ve motiflerin Hıristiyan Kabala'ya
eklenmesi 16. asır kadar erken bir dönemde başladı. Bu hareketin Kraliçe
Elizabeth çağı İngiltere'de öncüleri arasında Francis Bacon,
Elias Ashmole, Thomas Vaughan (1622-1666) ve Gül Haç motifleri işeyen
Robert
Fludd (1574-1637) idi. Kıta Avrupa'sına gelince, Blaise de Vigenere, "Traite du Feu"
(1617), Heinrich Khunrath, "Ampitheatrum Sapientiae Aeternae" (1609),
geleneksel Yahudi edebiyatından tam uzaklaşıp ayrı bir teosofik sistemi
kurma eğilimlerinin tipik örnekleriydi. 18. asrın ortalarına doğru, bu
yol ayrımı, F.C. Oetinger'in (1702-1782) eserlerinde, ve Georg von Welling'in
yazdığı "Opus Mago-Cabbalisticum" (1735), ayrıca
masonik ve sahte-masonik (pseudo-masonic) derece, sınıf, rit ve örgütlerle iyicene netleşti.


Masonik ve mason
türü sistemleri en fazla 18. asır Fransa'da bir patlama yaşadı. Burada,
aynı Almanya'da olduğu gibi aristokrat sınıfı esrarengiz, majikal ve
mistik şeylere karşı aşırı ve neredeyse kandırılmaya müsait ilgileri
vardı. Birçok rit kendi başlarına veya "Yüksek Dereceler"
sistemi olarak Framsonluğa bir ek olarak Hermetisizmin otantik misterlerini sürdürmeye
yönelikken, diğer yandan birçokları kendini kendine tayin edilmiş
Hirofant, Üstad-ül-Azam veya Üstad-ül-Muhteremlerin ceplerini doldurmak için
tasarlanmıştı. Bu sistemlerinin çoğu bulundukları çağın, hatta bazen
"inisiyasyon" veya gizli toplantılarının yapıldığı odaların
ötesine etkilerini sürdürememişti. Ancak, Don Martinez Pasquales'e ait
olan bu sistemlerden biri farklıydı ve Batı mistisizm üzerinde etkisi asırlarca
sürecekti.


Martinez Pasquales'in
Fransız "İnisiyasyon" sahnesine çıkışı, aynı zamana denk
gelen bilinmeyen menşeli birçok benzerleri gibi, Kabalistik işaret ve
sembollerle dolu doğaüstü irtibat iddialarıyla doluydu. Ancak diğerlerinden
farklı olarak, Pasquales'in etkisi kalıcı olacaktı ve maji, ıslah ve
meleklerle irtibat sistemi özgündü. Dr. John Dee ve Edward Kelly'nin yazılarından
beri buna benzer hiçbir şey dünyaya açıklanmamıştı ve Hıristiyan
Kabalistik niteliğine rağmen, benzeri hiç bir şey o zamandan beri ortaya
çıkarılmamıştı. Bu Pasquales'in (veya Dee'nin bile) sistemi tüm diğer
sistemlere üstün olduğu anlamına gelmez, sadece düşünce ve şekil
olarak bu denli özgünlüğün ender olduğunu gösterir.


Martines Pasquales,
Grenoble'de İspanyol kökenli bir aileden doğdu ve kadim öğretileri
aktarma yetkisini "İskoçya, İrlanda ve İngiltere Kralı" Charles
Stuart'ten Mayıs 20, 1738 yılında Masonik sertifika alan babasından almıştı.
Bu sertifikanın gücü ve yetkisi sahibinin ölümüyle aktarılabilirdi.
Sonuçta, Martines sadece Üstat masonlara açık belirgin masonik özellikler
taşıyan bir hareket başlatmıştı ve ona Şövalye Masonlar Cemiyeti (Order of Knight
Mason), Evrenin Seçilmiş Rahipleri (Elect Priests of the Universe), veya Elus Cohen (Seçilmiş
Rahipler) adlarını verdi.


Pasquales ruhsal
misyonunu resmi olarak 1758 yılında başlamasına karşın, bu tarihten dört
yıl önce Montpellier'de bir masonik meclis binası (chapter) kurmuştu. Bundan bir yıl sonra,
1755 yılında seçilmiş Rahipler resmi olarak Bordeaux'da kurulmuştu. 1766
yıllında Paris, üyeleri arasında önemli masonların da bulunduğu
Hakimane Kürsünün (Sovereign Tribunal) yeriydi. Avignon, Montpellier, Metz,
La Rochelle, Versailles ve Lyon hepsi ilerde Elus Cohen Cemiyetinin localarının
bulunduğu yerlerdi.


Elus Cohen'in üyelerini
çektiği masonik organizasyonlardan farklı kılan şey, insanoğlunu tekrar
birleştirmek üzere seremonyal maji veya teurji konusunu vurgulamasıydı.
Pasquales'in Martinist doktrini "İnsanın Düşüşü" ve onun ıslahı
üzerinde duruyordu. Temel ilkeleri şunlardı:




  1. Arketipsel İnsan
    veya Adam Kadmon Tanrı'dan tecelli etmişti ve esasta yüksek bir alemde
    mekan ediyordu.



  2. Adam Kadmon
    "Özgür iradesinin" suiistimalinden dolayı "düştü."



  3. Bu esasta
    birleşik varlık birçok günümüzde varolan bireysel ruhlara parçalandı.



  4. İnsanoğlunun
    amacı orijinal arketip ile yeniden birleşmektir, böylece birliği başarmaktır.



Seçilmiş
Rahipler Cemiyeti gizli "Reau+Croix" derecesiyle tamamlanan üç
temel parçaya bölünmüştü. İlk grup Craft Masonluğun ilk üç
derecesinden geçenleri içeriyordu ve bir ek dereceyle tamamlanıyordu; İkinci
grup Kohen-Çirak, Kardeş-Kohen ve Üstat-Kohen "Eşik Dereceleri"
içeriyordu; Üçüncü grup Büyük Üstat Seçilmiş Kohen, Chevalier
d'Orient (Doğu Şövalyesi) Büyük Mimarı ve Grand Elu de Zorobabel içeriyordu.


Grup ve kişisel
çalışmalarda altı veya daha fazla saat süren ritüellerde Cemiyetin her
üyesine meleklerle iletişim kurma, evrendeki şer güç ve ifritleri yenmek,
Tanrının gücünü tezahür etmek ve "İlksel Adem ile tekrar entegre
olma" fırsatı verilir. Her üyenin irtibat kurması ve inisiye olması
gereken Ruhsal Varlıklar Merdiveninde, Küçük Mahrumiyet (Minor in
Privation, dünyasal adam), Küçük Mutabık (Reconciled Minor, ruhsal yolu
başlamış olan biri), Küçük Islah Olmuş (Regenerated Minor), Küçük Seçilmiş
(Elect Minor) ile bir geçiş safhası vardır, bunu takiben Semavi Hiyerarşinin
Üstün ve Önemli Ruhları ve sonunda Tanrı gelir.


Elus Cohen rit
ve ritüelleri, iki yüz yıl önce olduğu gibi, halen uygulanırken
(Paris'te bir loca halen faaldir), tamamen farklı yol seçen Pasquales'ın iki
müridi sayesinde öğretileri yayılmıştır. Bu iki mürit Louis-Claude de Saint-Martin
ve Jean-Baptiste Willermoz idi.


Sanit-Martin,
1786 yılında Bordeaux'daki Fransız garnizonunda subay olarak görev
yaparken Elus Cohen'e inisiyasyonunu aldı. O zaman 25 yaşındaydı, ve daha
sonra şöyle yazmıştı: "Daha yüksek gerçeklere açılımımı
Martines Pasquales'e borçluyum." Gelenekten ayrılan diğer kişilerden
farklı olarak, daha sonraki felsefi yol ayrımına rağmen, Saint-Martin
ruhsal yolunu açan hocası Pasquales'e karşı son derece minnettardı.


1770 yıllında
kendisini ezoterik araştırmaya adamak üzere askerliği bırakan Saint-Martin,
Pasquales'in özel sekreteri oldu. Anca 1777 yılında, mürşidi ve Üstadının
ölümünden üç yıl sonra, Saint-Martin, pratik operasyonda yeteneksiz olduğunu
iddia ederek, Elus Cohen'nin teurjik uygulamalarından uzaklaştı ve saf
soyut mistisizme yöneldi.


Kısa bir süre
sonra, o "Bilinmeyen Filozoflar Cemiyeti" ile bağlantılı olmaya
başladı, ve aralarında öğretmen olarak görev alarak etüt grupları
kurmak ve inisiyasyon vermek üzere Avrupa'nın birçok yerine seyahat etti.
Bilinmeyen Filozoflar Cemiyetinin geçmişi 1643 yılında dek inen "Gül Haç
özellikli" eski bir Cemiyete bağlantılı ve ayrıca 1090 yılında Constantinople'da
(İstanbul) kurulan "Les Freres d'Orient" cemiyetiyle ilintili olduğunu
da iddia etmekteydi. Cemiyetin öğretileri öğretmenden öğrenciye aktarılırdı,
ve en belirgin özellikleri "İnisiyasyon" alma ayrıcalığıydı,
bu onlara S.I. ile işaret edilen "Superieurs Inconnus"
("Bilinmeyen Üstün") olma imtiyazını verirdi. "Bilinmeyen
Filozof" lakabı ile Saint-Martin'in yazıları Avrupalı aristokrasisi
tarafından epey tutulmuştu. Kendisinin de bir aristokrat olmasına rağmen
Fransız İhtilalinin "Terör Rejimi"i başını kestirmeden geçirmesi
ve çalışmalarını engellenmeden sürdürmesi bir mucize olarak görülmüştür.


Diğer yandan, Jean-Baptiste Willermoz,
Elus Cohen öğretilerini sürdürdü ve hatta onları direkt Tapınakçı Şövalye
kökeni iddia eden masonik Strict Observance Cemiyetine getirdi. Strict
Observance aracılığı ile Willermoz'un öğretileri ve Saint-Martin'in "serbest
inisiyasyon" hareketler sayesinde Avrupa ezoterizmi, ve özellikle Fransız
ezoterizm "Avrupa Okült Diriliş" denilen döneme dek devam etmiştir.


"Fransız Okült
Diriliş", Fransa'da Eliphas Levi'nin yazılarıyla ortaya çıkmasına karşın,
sadece 1880'lilerde günümüzdeki "New Age hareketi" gibi ünlüleri, sanat
galerileri, mistik besteleri, egosal zaafları ve dedikolarıyla sosyal bir güç
olmaya başladı.


Bu faaliyetlerde
başrol oynayan, Gerard Encausse veya eski Mısırlı şifacılık cininden aldığı
popüler lakabıyla daha çok tanınan "Papus" idi. Papus, Augustine Chaboseau, Stanislas de
Guaita, Sedir (Yvon Leloup), Charles Bartlet, Josepin Peladan ve Fransız
okültizminde tüm etkin kişilerle birlikte Saint Martin ve Martinez Pasguales
öğretilerini yeni bir Kabalistik çerçevede sürdürmek üzere daha sonra üçe
indirilen yedi dereceli Martinist Order'i (Cemiyeti) kurdu. Kısa bir süre
sonra "Kabalistik Gül Haç Cemiyeti" de kuruldu ve birkaç yılda kurucular
arasında bölünmelerden dolayı çoğu günümüze dek devam eden bir düzine cemiyet
ortaya çıkmıştır.


Ancak 1914
yıllıda rakipçilik, egoizm ve kendi başına buyruk olmanın Avrupa mistik ve
majikal hareketlere yapamadığını dünya savaşı başarmıştı. İngiltere'de
(özellikle Altın Şafak Hermetik Cemiyeti ve Societas Rosicruciana/Gülhaç
Cemiyeti), Rusya'da ve Almanya'daki (ayrıca Amerika Birleşik Devletlerindeki)
benzeri hareketlerle birlikte bu dönemde yaratılan dünya çapında inisiyeler ve
localar ağı iki dünya savaşında ve 1920 ve 30'larda Avrupa'nın çoğunu saran
totaliter rejimler tarafından neredeyse tamamen yok edildi.


Maalesef, 20.
asrın başında tüm "Hermetik", "Kabalistik" veya "Okült" hareketler hümanist
idealleri benimsemediler. Almanya ve Avusturya'daki Ariosofist hareket sadece
"ruhsal" ilham değil, ama aynı zamanda sonradan Milliyetçi Sosyalist Alman
İşçiler Partisine (NSDAP) veya Nazi Partisine destek ve katılımcı verdi.
Germanen Ordnunq (Alman Cemiyeti), Thule Cemiyeti,
ve daha az bilinen bir kaç grup Alman Sağ kanadına ırkçı, militarist ve aşırı
milliyetçi ideolojik gerekçeler sağladı. 1934 yılında Hitler, "Saf kanın
Kutsal Kasesi çevresinde bir Cemiyet (Order) olarak Tapınakçı Kardeşliği
kuracağız" diye beyan etmiştir. Bu cemiyetin Büyük Üstadı Heinrich Himmler ve
şövalyeleri SS subaylarıydı. Ruhsal merkezi de yuvarlak masası ile
Wewlsburg'deki şatoydu.


Bir yandan,
Naziler kendine has okült delilikleri körüklerken, tüm okült ve ezoterik
faaliyetleri sistemli bir şekilde kapatıp silmişlerdi. Medyomlar, astrologlar,
şifacılar, yazarlar, yayıncılar ve konuda isim yapmış tüm kişiler Berlin'in
1934 "Cadılık Kanunları" ile bir gece toplatılmışlardı. Yayınevleri kapatıldı,
kitaplar ya yakıldı, ya da
Ahnenerbe (Irksal Soy Bakanlığı) araştırma kütüphanelerine
taşınmışlardı, insanlar kamplara sürüldü veya "domestik sürgüne" zorlandı ve
bu sadece başlangıçtı. Bir tutuklama dalgası savaş boyunca sürdü, özellikle
"Alman zaferi" gerilemeye bağladığı zaman.


"Yahudi
komplosu"nun bir parçası olarak değerlendirilen Framasonluk, Gülhaç, Martinizm
ve diğer Kabalistik-Hermetik veya ezoterik organizasyonlar "Einsatzgruppen Rosenburg"
ve the
Ahnenerbe
tarafından yönetilen bu baskınların özel
hedefleriydi. Batı ezoterik, inisiyatik ve Kabalistik-Hermetik gruplar
engizisyondan beri bu denli kökünü kazımaya yönelik şiddetli bir baskı
görmemişti. Sonuçta şehit düşenler arasında dönemin en ünlü majikal ve mistik
hareketlerin liderleri vardı. Aralarındaki çekişmezlikler ve rekabet karanlık
güçleri tarafından aleyhlerine kullanılmıştır. Avrupa'da kazıklarda tekrar
alevler yükselmişti.

Düşmanlarına ve
bazı en candan heveslilerine rağmen, Batı ezoterizmin can damarı Kabala ve
Hermetizm halen ayakta kalmakta ve gelişmektedir. Hiç bir zaman bu denli fazla
yayın, kitap, organizasyon ve öğrenci bu kadar serbest ve açıkça varolmuştur.
Yeni milleniyuma doğru giderken, ve "Paraclete Hükmünü" için dua ederken,
geçmiş tarihe bakalım ve ondan ders alalım. Günümüzde Avrupa ve Asya 1994'den
çok 1914 yılına benzerken, yüreklerimiz aktif dua ve meditasyonla birleşerek
hepimizin istediği gibi dünyanın Işığın Kaynağına dönmesini dilesin, "Tanrının
Krallığı" insin, zira Kabala'nın konusu budur.





Kaynakça


Anonim
- Beş Hıristiyan İlke (Five Christian Principles), Public Publications, 1984.
Önsöz yazan Sarah Ibitson.


Epstein, Perle
- Kabala - Yahudi Mistiğin Yolu (Kabbalah - The Way of the Jewish Mystic), Boston,
1988.


Goodrick-Clarke, Nicholas
- Naziliğin Okült Kökleri (The Occult Roots of Nazism), The
Aquarian Press, Wellingsborough, Northamptonshire, 1985.


Howe, Ellic
- Astroloji ve Üçüncü Reich (Astrology and the Third Reich), The Aquarian Press,
Wellingsborough, Northamptonshire, 1984.


King, Christine Elizabeth
- Nazi Devleti ve Yeni Dinler (The Nazi State and the New Religions), Studies
in Religions and Society. vol. 4. The Edwin Mellen Press, New York, 1982.


Knight, Gareth
- Maji ve Batı Zihin (Magic and the Western Mind), Llewellyn Publications,
St. Paul, MN., 1991.


McIntosh, Christopher
- Eliphas Levi ve Fransız Okült Diriliş (Eliphas Levi and the French Occult Revival), Weiser, NY., 1974.


McIntosh, Christopher
- Gülhaçlılar - Okült bir Cemiyetin Tarihi ve Efsanesi (The Rosicrucians - The History and Mythology of an Occult Order), Crucible, Wellingsborough, Northamptonshire, 1987.


Scholem, Gershom
- Kabala (Kabbalah), Meridian, New York, 1978.


Stavish, Mark
- Kabala'ya Gülhaç Yaklşım (A Rosicrucian Approach to the Kabbalah), Johannes Kelpius Locasına
verilen konuşma, AMORC Allston/Boston, Mass., 'Toplama Günü' Haziran,
1992.


Periodicals

"The F.U.D.O.S.I. -
(Kadim ve Onurlu Ezoterik Cemiyetlerin Uluslararası Dergisi) An International Journal of the Ancient and Honorable
Esoteric Orders" Vol. 1, No. 1, Ekim 1946. Brussels, Belgium.



"Şimdi Anlatılabilir" (Now It Can Be Told)
bölüm 1'den 8'e, Ralph M. Lewis, F.R.C., Gülhaç Dergisi, "Rosicrucian
Digest", San Jose, Calif., Ekim 1946 - Mayıs 1947.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

10 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:27 am

CANTAR

avatar





Bu yazının İngilizce'sini
Mark Stavish'in
web sitesinde birçok ilginç yazıyla birlikte bulmak mümkündür. Bu tercümeyi
yayınlama izni verdiği için kendisine teşekkür ederiz. Konuyla ilgili
olarak sitemizde bulunan önceden danışılmasında yarar olan eserler arasında
özellikle Regardie'nin
"Gerçek Şifa Sanatı"
aşağıdaki çalışmaları anlamak için elzemdir, bunun dışında "Pentagram Ritüeli",
"Gül Haç Simyası ve Altın
Şafak Hermetik Cemiyeti
", Mathers'in "Açımlanmamış
Kabala'ya Giriş
'" Mark Stavish'in diğer bir yazısı
Pratik
Bitki Simyası
ve "Spagiriks"
da önerilir. Bu yazıda atıfta bulanan diğer bazı temel çalışmalar
zamanla sitemize konulacaktır. Kanaatımca arada bir bazı gereksiz spekülasyonlara
rağmen, bu yazıda oldukça önemli ve aydınlatıcı gözlemler ve çalışmalar
vardır ve dikkatli okumaya değerdir. Uygun hissetmediğiniz çalışmaları
yapmanız önerilmez, ama yine de pratik yöntemler konusunda fikir edinmek açısından
yararlıdırlar. Bütün ikazları dikkatli bir şekilde
okuyunuz .Fırsat el verirse, özellikle
uygulamalı simya üzerinde yazarın diğer bazı yazılarını da sitemizde
bulundurmak isterim.

Çeviren
Kemal Menemencioğlu
- Translation Copyright © 2002 hermetics.org





All Rights
Reserved. Copyright Mark Stavish 1997.


11 Mart 1997




Önsöz



Aşağıdaki çalışmalar insanoğlu
tarafından bilinen evrende mevcut en güçlü enerjiyi açığa çıkarmaya
yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Ezoterik deneyimi az veya hiç
olmayan birisi için tasarlanmamıştır. Bu çalışmalara girmeden önce bir
veya iki yıl sürekli olarak her gün Orta Sütun ve/veya Pentagram Ritüel
çalışmalarının yapılmaları önerilir. Ek olarak, Heksagram Ritüelleri
ile eşit bir zaman süresi ve Hayat Ağacının 32. ve 24. yolu üzerinde
birkaç çalışmanın [1]
ve
haftada bir kez gibi, peryodik "Planlarda Yükselme" çalışmaları
[2]
ayrıca önerilir. Gerek
bunlardan, gerekse de başka ezoterik çalışmalardan
doğacak herhangi istenmeyen yan etkiye karşı önereceklerimiz:
sağduyu, "yavaş bir şekilde acele etmek" ve dengeli bir yaşam
tarzıdır
[3].
Verilen alıştırmalar ile ilgili olarak çalışma ve deneyimlerinizi
kaydedecek bir günlük tutmanız oldukça önemlidir.


Her
ne kadar önceden hazırlanma başarının en iyi garantisi olsa da, Gizli Ateşi
yaşamak
için gerekli süre belli değildir. Her bir alıştırmaya ayrılacak süre
başlangıçta 15 veya 20 dakikadan fazla olmamalıdır, ilk altı aydan sonra
bu süre 30 veya 45 dakikaya çıkarılabilir. Ayrıca, bu alıştırmaları
yapacak kişilerin ara vermeden kullanılması gereken gezegen gününe uygun günlük
spagirik tentürleri [bakınız sitemizde
Spagiriks
yazısı
] içmeleri önemle önerilmektedir. Suptil psişik kanalların
bu ek yavaş ve sistemli temizliği ezoterik çalışmaların bazı yan
etkilerini hafifletmekte yararlı olacaktır. Ayrıca her gece "Rüya
Yogası" uygulaması da önerilir, böylece öğrenci uyurken günün
kalitelerine rabıta kurar, iç planı irtibatları kurmaya yarar ve Çalışmanın
özel sorunlarına ışık tutabilir.
[4]


Bu
fazla iş gibi gözükse de, aslında değildir. Tentürlerin yapılması
oldukça kolaydır, tek gerekli olan onların sürekli kullanımı. Bu bir
vitamini yutmaktan fazla zaman sürmez. Rüya Yogası zaten uyumaya başlarken
yapılır. Bunun için ek bir zaman gerekli değildir. Tek gerekli olan süreklilik,
adanma ve azim. Bunlar üstatlık sağlayan kalitelerdir. Çalışmalarınızda
şansınız açık olsun. Ezoterizmin kardeşlik bağları adına.


Ora et labora,

Mark Stavish

Wilkes-Barre, Pennsylvania

Nisan 1997




Giriş



Batı ezoterik geleneğinde,
ezoterik uygulamalar ve bu uygulayanların fizik ve suptil bedenler üzerindeki
etkisi konusunda bir bilgi boşluğu vardır. Doğuda, ister açıkça
belirtilsin veya belirtilmesin, bütün çalışmalar tüm yaratılışta ve
özellikle "canlılarda" varolan, yarı uyku halinde enerjiyi uyandırmaya
tasarlanmıştır. Bu enerji bağlı olduğu geleneğe göre
"Kundalini", "Yılan Ateşi" veya "Ejderha"
olarak bilinir. sistemler arasındaki farklara rağmen, bu potansiyel enerji
üzerinde çalışmaların etkisi ve fiziksel, duygusal ve psişik bedenlerden
bu enerjinin "akışını" denetlemek için çok özen gösterilmiştir.
Modern Batı Ezoterizm böyle ayrıntılı bir analizden yoksundur.


Modern Kabalistlerin
seremonyal majiye
en yaygın girişleri Küçük Defetme Pentagram Ritüeli ve Orta Sütun
Çalışmasıyladır. Bu yazının iki amacı vardır: bu ve benzeri çalışmaların
Gizli Ateşi nasıl uyandırabileceğini göstermek, ve bu ateşin
uyarılmasını
yaşayıp denetimini sağlayacak basit ve direkt çalışmalara ihtiyaçları
olan Hermetik yoluna koyulmuş ezoterik öğrencilere ateşin denetimi
için alıştırmalar
önermektir.





Teorik Alt Yapı



Ezoterik öğrencilerin çoğu Orta Sütun
çalışmasına aşinadır. Bu çalışma yazımızın çoğuna esas temel oluşturacaktır.
Ayrıca Yaratılış Kitabı, Sefer Yetzirah ve birkaç simya eserine atıfta bulunacaktır.


Kabala'nın temel fikir insanın
mevcut fiziksel enkarnasyonuna ve psişik evrimine giderek yoğunlaşan
tabaklardan geçerek indiğidir. Ritüeller, alıştırmalar ve
meditasyonlarla yaratılışta ve uygulayanın bedeninde potansiyel
olarak mevcut olan enerji "uyanabilir", arınabilir ve yönlendirilebilir.
Böylece bu enerji ruhsal tekamül, psişik genişleme ve fiziksel sağlık ve
iyileştirme için kullanılabilir.






Yaratılış - “İlk
başta..."




Batı Kabalistik ve simyasal görüşünde
yaratılışın, aşağıda belirtilen süreçle ortaya çıktığı düşünülmektedir:


Tanrının Aklı, Mutlak veya İbrani Ain
Sof Aur
(Sonsuz Işık) bir dizi genişleme ve odaklaşma ile Yaratılışın
sınırını çizer. İlk alem en suptil öz ortam ve hiçlik haline en yakın
alem Arketipler Alemi Atzilut'tur. Bu alem, ateşin canlı, belirsiz ve
kontrol dışı özelliğinden dolayı Ateş Alemi olarak bilinir. Bundan
sonraki alem beşeri zihnin kavrayabileceği kadar Briah, Oluşum
Alemidir. Hava Alemi olarak simgelenir. Bundan sonraki alem, Yetzirah
Alemi veya Su Alemidir. Bu alem maddi varlığın peçesi Assiah
Aleminin arkasındaki son derece psişik ve duygu yüklü alemdir. Assiah
Alemi maddi yaşamın somut ve yoğun durumundan dolayı ayrıca yeryüzü
veya dünya olarak da bilinir.


O halde, yaratılış suptilden yoğuna
veya ateşten toprağa doğru giderek yoğunlaşan enerji-madde seviyeleri içermektedir.
Giderek artan yoğunlukların içinde ayrıca enerji-madde ile karışan
Sefirot veya varoluş küreleri diye bilinen on seri düzlem veya şuur hali
doğdu. Onlar birlik, yansıma, kutuplaşma, yansıma, kutuplaşma, birlik, yansıma,
kutuplaşma, birlik ve nihai olarak tezahürat (oluşum) motifinde oluştu. Bu
birlik-kutuplaşma ve tekrar ahenkleşme Kabalistik ve Simyasal uygulamaların
bazıdır ve doğayı incelemenin bir sonucudur.


Her alem bir öncekinin ve bir
sonrakinin daha yoğun ve daha suptil yansımasıdır. Her Sefira da kısmen
bir öncekinin ve bir sonrakinin yansımasıdır. Ancak her yansıma kısmi
olduğu için veya kısmen saptırılmış olduğu için her Küre kendine özgün
özellikleri taşır. Sadece "Ortadaki Dört Sefirot" bir seviyede
Yaratılışın bütün enerjilerini ahenkleştirme veya yansıtma özelliğine
sahiptir.


Yaratılışın bu "zikzağı"na
"Yıldırım Çarpışı" denilir. Enerjinin yoğun maddeden çeşitli
evrelerden, Sefirot ve Yaratılış Alemlerinden Hayat Ağacı denilen şemadan
tekrar kaynağına dönüşüne de çizdiği ters zikzak yoldan dolayı "Yılanın
Yolu" denilir.


Simyager için, üçüncü ve dördüncü
seviye veya yaratılış küresi arasında bir yerde, enerji, maddenin gelecekteki
bir koşulda veya onuncu seviyede, yaratılışına meydan verecek özellikleri
üstlenmektedir. Bu enerjinin adı Prima Materia, Kaos
ve kitabi Mukaddes'te Spiritus Mundi olarak söz edilir, ayrıca başka
adları da vardır. Burada ikilem tam oluşur ve daha önceden var olan
kutuplaşmanın potansiyeli veya fikri yerine gerçek anlamda kutuplaşma
varolmaktadır. Enerji aktif ve pasif tarzlara bölünür. Aktif enerji can
veya yaşam
enerjilerini oluşturur ve pasif enerji de maddeyi oluşturur. "Homer'in
Altın Zincirinde", aktif enerji Niter ve pasif enerji Tuz olarak
geçer.


Can enerjileri iki şekilde tezahür
eder, Ateş ve Hava. Her ikisi de esasen aktiftir. Ateş biraz daha aktiftir,
Hava ise, kısmen Su elementi içerdiği için biraz daha pasiftir. Potansiyel
madde enerjisini Su ve Toprak olarak tezahür eder. Bu elementlerin aynı adı
taşıyan maddi oluşumlarla herhangi bir ilgileri yoktur ve bundan dolayı baş
harfleri büyük gösterilmiştir ve üzerinde yürüdüğümüz toprak, içtiğimiz
su, solduğumuz hava ve yemek pişirdiğimiz ateşten ayırt etmek için
"Elemental" denilmektedir. Onlar aslında her biri kendine özgün
özellikler ve ayrıca önceden söz ettiğimiz on şuur seviyelerini taşıyan
enerji durumlarıdır. Elementlerin ayrıca birbirleriyle belirli karşılıklı
etkileşimleri olup simyanın Üç Prensibini oluştururlar. Bundan
dolayı aslında enerji-maddenin dünyamızda tezahür edebileceği kırk yön
vardır.


Simyanın Üç Prensibi Kükürt, Cıva
ve Tuzdur. Aynı "Elementler" gibi bu prensipler kimyadaki
elementler veya bileşimler gibi somut ifadeler değil "Felsefi"
olarak düşünülmelidir. Simyasal kükürt veya şeylerin Ruhu
enerjinin canlandırıcı prensiplerinde (Ateş) ve zihinsel prensiplerinde
(Hava) hakimdir; Simyasal Tuz veya şeylerin fiziksel bedeni bilinçaltı güçlerde,
psişik ve içgüdüsel zihinde (Su) ve somut maddede (Toprak) hakimdir;
Simyasal Cıva veya genel olarak yaşam gücü zihinde (Hava) ve içgüdüsel
ve psişik enerjide (Su) hakimdir, bu bağlamda Kükürt'ün yüksek güçleri
ve maddesel beden arasında bir köprü görevini görür.


Mineral alemde hakim enerji Toprak, az
Su ve çok az Hava veya Ateştir. Bitkisel alemde hakim enerji Su ve Hava olup
az Ateş ve az Toprak vardır. Hayvan aleminde hakim element Ateştir, sonra
Hava ama az Topraktır. Bu özellikleri idrak etmek gerekir, çünkü çabalayan
uygulamalı Hermetist için aşağıdaki bilgileri anlamakta açıklık
getirir. Örneğin, yukarıdaki tanımları kullanarak diyebiliriz ki bitkisel
alemin bol miktarda içgüdüsel enerjisi (Su) ve zihni (Hava) var, ama az
direkt enerji (Ateş), çünkü bu pasif olarak güneşten alınmaktadır. Ayrıca
az fiziksel maddesi var (Toprak).


Doğuda esas Elementleri ve Felsefi
Prensipleri az çok aynı Batıdaki gibi tanımlanmaktadır. Esas ayırtısız
yaratıcı enerji gerek Hint felsefesinde, modern okültizmde ve Yeni Çağ çevrelerde
akaşa veya Ruh olarak bilinir. Ancak, akaşa'nın iki yönü vardır,
biri Niter diyeceğimiz aktif yönü, diğeri Tuz diyeceğimiz pasif yön.
Niter enerjileri aynı zamanda Kundalini gücü, veya ruhsal güçler
olarak bilinir. Simyada buna Gizli Ateş denilir. Tuz, aynı zamanda Can
Enerjisi veya prana olarak bilinir.


Can enerjisinin işlevi fiziksel yaşam
biçimleri ve varlığı sürdürmektir. Tamamıyla içgüdüsel ve bilinçaltıdır,
yoğun bir şekilde kozmik devinimler, astrolojik titreşimler ve diğer doğal
olaylar tarafından etkilenir. Gizli Ateşin işlevi insanlıkta
"benlik" hissini geliştirmek, bu onun tek barındığı ortamı
yaratır. En düşük çalışma seviyede bu egodur, en yükseğinde ise Tanrısallıktır,
her ikisi aynı sikkenin değişik yüzüdür. Biri "benin" fiziksel
dünya ve diğer insanlara karşı ilişkileriyle ilgili yüzüdür, diğeri
ise "benin" bütün Yaratılışa ilişkisiyle ve yaratıcı paydaşı
ile ilgili yüzüdür.


İnsanlığın büyük çoğunluğunda
bu Gizli Ateş veya benlik şuurunu özgür bir şekilde açığa çıkaran
enerji, omuriliğin dibinde bir yılan gibi kıvrılmış uykuda
beklemektedir. Bu enerjinin sadece küçük bir kısmı sızarak Sefirot veya
çakra seviyesine ulaşmaktadır. Böylece insanda bir şuur odaklanması
yaratır. Eğer kafatasın tepesine veya ötesine çıkarsa ruhsal bir uyanış
veya aydınlanma yaşanabilir ve enerji inip tekrar çıkabilir, böylece psişik
merkezler açılıp psişik güçler ve benzeri şeyler ortaya çıkabilir.


Gizli Ateş fiziksel bedende geçici
bir Can Enerjisi zayıflaması sonucunda yükselir. Bundan dolayı birçok
ruhsal uyanışlar büyük fiziksel stresler, hastalıklar veya ölüme yakın
deneyimler yaşandığında ortaya çıkar. Gizli Ateş çeşitli psişik-fiziksel
akımların içinden yükselip parlak bir ışık küresiyle çevrilir.


Bedenin fiziksel Can Enerjisinin baskı
altında tutulmasından sonuçlanan Gizli Ateş, çeşitli şekillerde oluşan
etkiler ortaya çıkarır:


-
Bazı kişiler parlak ışığı bir melek, Yüksek benlik veya "Kutsal
Koruyucu Melek" olarak görür, başkaları bir ruhsal öğretmen olarak görür.


-
Astral seyahat gerçekleşebilir ve
bu durumda yakın ortam algılanabilir.

-
Kontrol dışı fiziksel hareketler yaşanabilir, bunlar tipik "kundalini
belirtileridir": sallanma, hızlı nefes, gövdede ritmik hareketler, baş
dönme, Firavun gibi dimdik oturma gibi.


Bir süre sonra, enerji inecek ve
omuriliğin dibine geri dönecektir.


Kişi bu uyanmanın şuuru üzerinde
sadece fizik ötesiyle ilgili olmayan etkilerine uyum sağlaması biraz zaman
sürecektir. Nispeten daha da az olsa da fizik bedeni de değişecek, işlevleri
iyileşecektir, böylece gerçek anlamda birkaç seviyede "yeniden
doğma" yaşanacaktır. Yine de, daha kalıcı şuur değişiklikleri yapılacaksa
bu güç aktarımıyla işbirlik yapmak bireyin aklına veya "benliğine"
kalmıştır.


Anlaşıldığı gibi, kundalini
kavramı veya Gizli Ateş iki kutuplaşma kavramıyla ilintilidir: birincisi
ayrıntısız yaratıcı enerjidir; ikincisi de bu enerjinin maddi yaratılışın
her zerresinde kilitlenmiş olması ve insanlıkta omuriliğin dibinde
odaklanmasıdır.


Bu enerji fiziksel zayıflık yerine
psişik deneyimlerden dolayı yükseldiğinde, bu Can Enerjisinin bedenin
belirli yerlerinde toplanmasına neden olabilir ve fiziksel ve psişik rahatsızlıklara
neden olabilir. Enerji kafada yoğunlaşmışsa ruhsal bir uyanış yanılsamasını
ve ayrıca gelip giden omuriliğinden aşağı ve yukarıya inip çıkan
"sıcak ve soğuk" hisleri verebilir. Ancak Gizli Ateşin Can
Enerjisini dağıtma etkileri değil de, direkt etkileri aşağıdaki etkileri
yaratabilir.





  • Hastalık ima eden yoğun ağrılar.


  • Karıncalanma ve ani enerji
    "sıçrama" hissi



  • Merkezden merkeze başın tepesine
    dek yükselen berrak sakinlik ve huzur hissi




  • Ünlü "zikzak" veya
    "Yükselen Yılan" yolunda yükselme



  • Enerji bir iki merkezi atlayabilir


  • Enerji başın tepesine aniden bir
    ışık parlamasında çıkabilir



  • Pozitif ve negatif özellikleri
    abartılır ve cinsel güç çoğalır



Enerji başın üstüne çıkarsa, o
zaman bedendeki Can Enerjisi üzerinde direkt çalışmak ve onu psişik
deneyim ve ruhsal uyanma için kullanma olasılığı doğar.


Kısacası, fiziksel bedenin enerjisi
üzerinde yoğunlaşmadan daha önce psişik merkezler Gizli Ateş tarafından
uyandırılmalı ve arındırılmalıdır.


Böylece psişik alıştırmalarımız
ve ezoterik meditasyonlarımız, zihin, beden ve şuurumuzu içimizde derin
bir şekilde gömülü Gizli Ateşin açığa çıkmasına hazırlamaktır.
Kan, sinir sistemi ve salgı bezlerinin adım adım temizlenmesiyle Can
Enerjisinin Gizli Ateş üzerindeki "zincirleri" azalır ve yok
olur, böylece boşalmaya bekleyen bir basınç gibi sürekli mevcut güç ve
enerji aniden bırakılan gergin bir yay gibi harekete geçer. Böylece, aslında
Yılan hiç uyumamaktadır, onun varlığına ve potansiyel yararına karşı
uyuyan biziz.






Gizli Ateş ve
Sefirot




"Ve adamı kovdu; ve hayat ağacının
yolunu korumak için, Aden bahçesinin doğusuna Kerubiler, ve her tarafa dönen
kılıcın alevini koydu." Tekvin 3:24, Kitabi Mukaddes


"Hayat Ağacı"nın kullanımı
modern ezoterizm için bir yandan bir armağan, diğer yandan da bir lanet
olmuştur.Anlaşıldığı zaman "Hayat Ağacı" hem
mikrokozmik (küçük evren, insan), hem de makrokozmik (büyük evren)
seviyelerde Yaratılışın çalışan bir modelini sunmaktadır. Ancak, birçok
kişi kişisel seviyede başaramamaktadır. Hayat Ağacı konusunda genelde çok
yetersiz bulunan bilgiyi inisiyelerin fizyolojik olaylarla ilgili kişisel
sorunlarına uyarlama yeteneği konusunda modern ezoterik çevreler son derece
yetersizdirler. Bunun birkaç sebebi vardır: Birincisi, birçok modern
ezoterist öğrendiklerini kişisel seviyede

doğru olup olmadığını yaşamadan
sadece tekrarlamakla yetinirler; İkincisi, Kabalanın dili çok
seviyelidir ve aynı kelimenin birkaç anlamı vardır, böylece kelimeleri
kullanan birçok kişi onların tam anlamını bilmemekte veya hangi seviyede
yorumlanacağını bilmemektedir; Üçüncüsü, Hayat Ağacı şeması
aşırı titiz ve bölmelidir. Birçok Kabalist içsel realitenin Hayat Ağacının
iki boyutlu resmi izin verebileceğinden çok daha esnek olduğuna uyum sağlayamamaktadır.


Bu sorunlar "Tek Ağaç" ama
"Dört Alem" fikri tarafından daha da karmaşık bir hale
getirilmektedir, çünkü ruhsal aydınlanma ve kundalini'yi uyarmanın yarattığı
krizin kabalistik uygulamalara ilişkisi konusunda manalı, pratik bilgi
bulmak neredeyse imkansız bir duruma getirmektedir. Daha berrak ve açık
Taoist ve Tantrik sistemlerle karşılaştırıldığında, bu kadar çok
Amerikalı ve Avrupalının neden bu sistemleri, kültür ve tarih bakımdan
kendilerine daha yakın olanların yerine tercih ettikleri ortadadır.


Bilgi aktarımında mevcut bu sorunları
çözmeye yardımcı olmak üzere, sadece edindiğim veya konuları tartıştığım
diğer kişilerin deneyimleri burada içerilecektir. Teori teori olarak geçecek
ve deneyim deneyim olarak geçecektir. İletişimi açık ve direkt tutmak için
basit Kabalistik kelimelerin anlamı açıklanacak ve tekrar tanımlanacaktır.
Kişisel deneyime ilgisi olmayan kafa karıştırıcı ve ilgisiz tanrı
formları, mitolojiye ve kozmolojiye atıflara yer verilmeyecektir.






Uyuyan Yılanı
Uyarmak




"Ve Musa'nın çölde yılanı
yukarı kaldırdığı gibi, böylece İnsanoğlunu da yukarı kaldırmak
gerekir, ta ki, iman eden her adamın onda ebedi hayatı olsun." Yuhanna
3:14-15, Kitabi Mukaddes


Küçük Defetme Pentagram Ritüeli çoğu
zaman majisiyen olmaya heveslenenlerin başladıkları ilk ritüeldir.
İşlevi tek kişilik solo ritüellerin temel mekanizmasını öğretmek ve yıkıcı
enerjilerin uygulayıcının çevresinden uzaklaştırılacağı veya bertaraf
edileceği temel teknikleri vermektedir. Ritüelde kullanılan semboller daha
karmaşık ritüellere esastır. Ancak Küçük Ritüeli daha etkili diye göz
ardı
etmek bir hata olur. Ne kadar basit veya karmaşık olursa olsun, uygulayıcının
yeteneği kadar etkilidir. Küçük Defetme Pentagramı Ritüelinin düzenli
kullanımı düzensiz veya özensiz uygulanan daha sofistike ritüellerden
daha etkin olabilir.


Toplam olarak Batı Majide yaklaşık
altı temel ritüel vardır ki Altın Şafak Hermetik Cemiyetinin etkisini
yansırlar: 1) Küçük Defetme Pentagram Ritüeli 2) Büyük Pentagram Ritüeli
3) Küçük Heksagram Ritüeli 4) Büyük Heksagram Ritüeli 5) Gül + Haç
Ritüeli. Yıldırım Kılıcı düzensiz gözükmekte, ama o da eş çalışma
Yükselen Yılan alıştırmasıyla birlikte ele alınacaktır.


Bunların arasında Orta Sütun Çalışması
isteğe bağlıdır. Ancak Orta Sütun Çalışması beden enerjileri veya Can
Enerjisini arındırıp Gizli Ateşe kanal açmak için en çok işi yarayandır.





Orta Sütun Çalışması



"Galip olanı Allahımın
makdisinde sütun edeceğim, ve artık dışarı çıkmayacak; ve onun üzerine
Allahımın ismini, ve Allahımın şehrinin, Allahın gökten inen yeni Yeruşalimin
ismini ve benim yeni ismimi yazacağım." Vahiy 3:12, Kitabi Mukaddes


Orta Sütun Çalışmasının birkaç
çeşidi vardır, ama temelde hepsi aynıdır. Israel Regardie tarafından
"Gerçek Şifa Sanatı"
kitabında önerilen Elementler ister kullanılsın
veya kullanılmasın, veya ister (daha yaygın kullanılan) Regardie'nin
"Orta Sütun" kitabında daha sonra önerdiği Sefirot/gezegen tekabülleri
kullanılsın veya kullanılmasın önemli değildir. Aurum Solis
cemiyetinin kullandığı yöntemler de bir alternatif alıştırma olarak ele alınacaktır.


Orta Sütun Çalışmasının teorik
bazına göre imgeleme, nefes ve konsantrasyon ile, genelde Yetzirah
olarak tanımlanan yaratışın psişik enerjisi yönlendirilebilir ve Gizli
Ateşi frenleyen Can Enerjisini arındırabilir. Psişik merkezlerimiz
duygusal, ahlaki ve maddi tortulardan temizlendikçe, onların aracılığı
ile çalışan kozmik enerjiyi daha iyi yansıtabilir. Enerji dolaşımı sağlayan
Orta Sütun auramızın dış yüzeyini düzlemekte, her yönde enerji akımı
artırmakta, böylece küçük ve büyük enerji kanalları daha çok Can
Enerjisiyle arınabilir ve güçlenebilir.


Orta Sütun tarafından tanımlanan
kanallar daireseldir. Genelde yansıma özelliğine sahip büyük, temiz ve
parlaktırlar. Regardie diyor ki psişik merkezlerin renkleri bilinmiyorsa
onları büyük parlak elmaslar olarak düşünmek gerekir. Sonunda uygulamacının
bütün aurası ısı ve ışık yayan parlak genişlemiş bir elmas olarak
hayal edilmelidir.


Orta Sütunun güzelliği birçok
ezoterik uygulama gibi katmanlı bir çalışma olması ve sonsuz miktarda
esneklik ve gelişme potansiyeli taşımasıdır. Uygulamacı imaj yönlendirme
becerisini geliştirdiği yeni olasılıklar artmaktadır.


Orta Sütunun ana hareketlerinden biri
de "Işık Pınarı"dır. Burada uygulayıcı ayak tabanlarından
yukarı doğru parlak bir enerjinin hareket ettiğini be başının tepesinden
dışa fışkırıp aurayı kapsayıp güçlendirdiği, kaba titreşimleri
berrak ve parlak bir hale getirdiğini ve sonunda da ışığın tekrar
ayaklara geldiğini hayal eder. Bu devresel imajlar birkaç kez tekrarlanır.
Bu alıştırmanın kilit kısmı, Gizli Ateşin açığa çıkmasını hazırlayan
bedenden geçen orta kanaldır. Bu Doğu yöntemlerde: Çin Çi Kung,
Hint Tantra ve Tibetli Vajrayana yogadaki uygulamalara
benzerdir.


Bu kadarını söyledikten sonra Gizli
Ateşin açığa çıkarılmasında Doğu ve Batı yöntemler arasında bazı
farklar vardır. Psişik merkezler üzerinde direkt çalışma ve omuriliğinden
yukarı tırmanma, Orta Sütun Çalışmasına kıyasla daha travmalıdır.
Bundan dolayı, birkaçı hariç, Gizli Ateşin direkt uyarılmasına yönelik
yoga teknikleri bir gurunun denetimini gerektirir. Uygulayıcının
hareketlerinde gerekli kısıtlamalar yakın denetim ister ayrıca Amerikan ve
Avrupalı kültürde günlük yaşam için pratik olmayan sistemlerdir.


Aşağıda inceleyeceğimiz bazı
benzerlikler mevcutken, önemli farkları şöyledir:


1) Hint yoga esas olarak en hızlı şekilde
fiziksel alemden kurtulmaya yöneliktir. Batı yöntemleri maddi dünyayı
terk etmeden, madde ve psişik varlığının mükemmelleşmesini amaçlar.


2) Çin yogası veya Çi Kung,
maddi dünyanın mükemmelleştirilmesine, hatta bedeni bir "Işık
Bedeni" olarak ruhsallaştırmaya yönelik olması açısından Batı yöntemlere
daha yakındır. Ancak eterik (esiri) seviyesinde (nadi'ler veya
akupunktur noktaları) başlaması açısından Hint yogasına daha yakındır.
Bu "alttan yukarı, içten dışa" yaklaşım Orta Sütun'un
"yukarıdan aşağı, dıştan içe" yönteminden farklıdır.
Eterik beden erken safhada etkilendiği için etkiler daha dramatik
ve hazırlıksız olanlara potansiyel olarak daha travmalıdır. Orta Sütun
Çalışmasında eterik beden çoğu zaman en son etkilenen şeydir. Bunun
sebebi gerek kullanılan sembolizm, gerekse de konsantrasyon, imgeleme ve
meditasyon yeteneklerinin geliştirme gereği esas itibarıyla uygulayıcının
zihinsel görüşünü uzun bir süre etkilemektedir. Sadece uzun bir süre,
yaklaşık olarak bir yıl günlük bazında uygulandıktan sonra Orta Sütun
Çalışmasının etkileri astral bedene yerleşmeye başlıyor ve bir süre
sonra uygulayıcının eterik ve fiziksel bedenlerine de süzülür. Bir kaynağa
göre en ileri yoga uygulayıcısının Kundalini'yi özel çalışmalarla açığa
çıkarması için en az üç yıl gerekir. Söz ettiğimiz bu "açığa
çıkarma" basit anlamda değil, doğal ifadesinin önündeki engellerin
çıkarılmasıdır. Bu önemli bir noktadır, çünkü genelde denilir ki
kundalini'yi yaşamak için çoğu kez yirmi yıllık ezoterik uygulamalar,
veya Hatha yoga bile gerekir. Nicholos Flamel Felsefe Taşını aynı sürede
yarattı. Yakın tarihte simyager Jean Dubuis bir workshop'ta son derece
tehlikeli Flamel Metodunun üç yılda tamamlanabileceğini söyledi. Belki de
simyager için, Felsefe Taşının içsel yaratılışı kundalini
deneyimden farklı bir şey değildir ve Felsefe taşının dışsal yaratılışı
Kozmik yaratıcı enerjiyi iradeyle yönlendirebilmektir.


3) Tibet sistemleri Çin ve Hint
sistemlerinin arasında bir yerde işlerler. Çünkü hem ruhsal kurtuluşla
ilgilidirler, hem de bedensel özlerinden inşa edilmiş bir eterik bedenin
yaratılışıyla ilgilenmektedirler. Elmas Beden veya Gök Kuşağı
Bedeni
saf ışıktır ve üstadın iradesi doğrultusunda oluşabilir. aynı Çin ve Hint
sistemeleri gibi, Tibetliler uygulayıcıların akıl
ve duyguları arındırmak için ritüeller ve ayrıca antropomorfik ve
geometrik görsel imajlar kullanırlar. Orta Sütun Çalışması yapıldığında
Pentagram ve Heksagram ritüelleri bu işi görmektedir.


Böylece Doğu ve Batı uygulamaların
arasında
esas farkı işlev ve başlangıç noktası olarak özetleyebiliriz. Doğu,
insanoğlunun fiziksel enkarnasyona bağlayan cehalet bağlarını bir bir
çözerek kurtuluşu sağlamaya çalışır. Batı maddi realitede ruhsal
realiteyi yansıtmaya çalışarak maddi dünyayı mükemmelleştirmeye çalışır.
Bu başarıldıktan sonra üstat iradeye bağlı olarak dezenkarne olabilir.
Batı yaklaşım dünyada daha aktif olmayı ve onu dönüştürmek ister, diğer
yandan Doğu yaklaşım dünyayı geçici bir yanılsama olarak görür,
bundan dolayı daha pasiftir. Bu tür felsefeler, bütün inanç ve kültürler
gibi en erken kaynaklarının fiziksel çevrelerini yansımaktadır. Tropik ve
tropik altı bölgelerde zaman anlayışı, gıda stoku yapılmayan bir kışın
topluma ölüm getireceği kuzey küreye nazaran daha az önemlidir. Arktik bölgelerin
soğuk ve acımasız realiteleri değişik bir teori ve teknik yaratırlar ve
tarımsal alanlara nazaran farklı ideal (tanrılar) getirirler. Birisinin avcı
göçmen olması veya tarım ağrılıklı bir toplumda yaşaması yaşadığı
fiziksel ortama bağlıdır, bu da değerler, ihtiyaçlar ve ayrıca ruhsal
felsefe ve tekniği etkiler.


Başka bir ülkenin veya kültürün
ezoterik uygulamalarını seçerken bunların üzerinde önemle durmakta fayda
vardır: O sistem nasıl gelişti ve hangi şartlarda? Bu şartlar günümüzde
ve potansiyel uygulayıcının yaşamında halen geçerli midir? Mevcut şartlar
itibarıyla uygulamalar ilerici mi, yoksa zamanı geçmiş mi? diğer bir deyişle
ileriyle doğru yönelik mi, yoksa efsanevi bir "altın çağı"n
idealleştirilmiş şekilleri midir?


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

11 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:28 am

CANTAR

avatar


Tuz, Satürn, Cinsel
Vecit ve Ruhsal Saadet




"Kalbin etrafında dolanmış
yılan Adımdır!" Keldani kehanetler


Tuz bilgelik ve öğrenim sembollüdür
ve kuyruğunu ısıran, sınırlılık sembolü Büyük Yılan Ouroboros
ile ilgilidir. Bu bağlamda dünyayla yakın bir ilişkisi olduğu gibi
aynı zamanda bütün maddi yaratılışla ve hiçlik veya Sonsuzluğun sınırında
olan şeylerle de ilgilidir. Bir 15. asır elyazmasında yılan iki renkten
oluşmuştur, kırmızı ve yeşil. Kırmızı dışta ve yeşil içtedir. Yeşil,
Doğanın ve Venüs'ün sembolü Çalışmanın başlangıcıdır. Kırmızı,
Felsefe Taşın ve Marsın rengi Çalışmanın sonudur.


“Sapiens dominabitur astris”
(Bilgeli olanlar yıldızlara hakim olacaktır). İçimizdeki astrolojik
dengesizlikleri düzelttikçe (psişik merkezler veya çakralar), dışımızdaki
astrolojik şartların bize karşı daha az negatif etkileri olur. "Yıldız"
güçleri üzerinde hakimiyet kurarız ve "istediğimiz zaman mabedimizde
güneşin parlamasını sağlayabiliriz".


17. yüzyılda Jakob Boehme'nin öğrencisi
Gichtel kozmik spiral veya "Doğa Tekerliği" insan bedenine koydu.
J.G Gichtel'in 1898 yılında yayınlanan
Theosophica Practica'da
Satürn taç, jüpiter alın, Mars boyun, etrafında yılan dolanmış Güneş
de kalp, karaciğer venüs, Merkür dalak ve Ay cinsel organlardır.
Dikkatimizi çeken yılanlı kalptir. Buraya ayrıca Ateş Elementini yerleştirir.


Mısırlı inisiyelerine ayrıca
skarab (bok böceği) denilirdi çünkü kendi yenilemelerinin yumurtalarını
iterek yuvarlıyorlardı.


Dennings ve Philip'in Majikal
Felsefe'nin 3. cildinde alın bölgesi Orta Sütun Çalışmasında (Bu eserde
ona verilen ad "Kalelerin Uyarılması" (1. Formül) ve her merkezde
imgelenen renkler değişmektedir. En sonunda da Kadüs'ün yükselen çift yılanı
da verilmiştir. Alın Satürn'e addedilmiştir ve Yesod merkezini dengelediği
ve Aurum Solis ve Altın Şafak Cemiyetlerinin verdiği diğer merkezlere güç
kattığı da yazılmaktadır.


Simyasal olarak Tuz, Elemental Toprak
ve Elemental Suyun (Assiah ve Yetzirah) birleşiminden meydana gelir, Gizli
Ateş Tuz'da (maddi beden) "saklıdır" ve açığa çıkmak isteyen
bilinçaltı, içgüdüsel güçleri simgeler. Bazen kontrolsüz ve zayıf bir
şekilde açığa çıktığında "Cehennem Ateşi" de denilir, arındırıcı
etkileriyle öğrencinin bedeni be psişik yapısında önemli yıkım gerçekleştirebilir.
Bu bazen ölümden sonra içsel yenilenme yaşamış insanlar tarafından yanlışlıkla
"Araf veya Cehennem" sanılan 31. Yol veya Ateş yolunda açıkça görülür.
Bu Yol ayrıca ruhsal rehberlik ve evrim sembolleri Şin harfi ve Merkür'ün
yönetimi altındadır. Notarikon ile ilgilenenler için Şin'in sayısal
değeri 300 aynı zamanda İbrani deyim "Canlı Tanrı'nın Ruhu"
ile aynıdır.


"Gerçi tövbe için su ile
ben sizi vaftiz ediyorum; fakat benden sonra gelen, benden daha kudretlidir;
onun çarıklarını taşımağa ben layık değilim; o sizi Ruhülkudüs ile
ve ateş ile vaftiz edecektir." Matta 3:11


Şin harfi sık sık meditasyonda bir
İlahi Işık, Yaşam, Aşk veya varlık sembolü olarak kullanılır. Başın
üzerinde tam taca değdiği imgelenir sonradan başın içinde imgelenir (çünkü
Yaratılış Kitabı Sefer Yetzirah'ta akıl ve sinir sistemiyle
ilgilidir), sonra da kalbe inip oradan uzanarak meditatörü bir alev
denizinde sarar. Üç alev şeklinde Yod harfi veya diller içerdiği için,
bazen kutsal ruhun inişindeki alevli diller ve çeşitli üçlem kavramlarına
bağdaştırılır.


Bu konuda birkaç dini yorum yapmak mümkündür:
Örneğin Vaftizci Yuhanna'nın tövbe ve Yetzirah'ın Su dünyasına giriş
inisiyasyonu verirken, İsa'nın Ruhun Ateşine veya tam üstatlık
mertebesine inisiyasyon verdiği görüşü savunulmuştur. Diğer bir
yoruma göre, Vaftizci Yuhanna Su Yolu olan 29. Yoluna dek inisiyasyon
veriyordu ve diğer yandan İsa havarilerine daha zor ve engebeli Ateş Yolu
veya 31. Yolun inisiyasyonunu veriyordu. Bunlardan hiçbiri kesin bir yanıt
değildir, sadece kutsal metinleri inisiyatik uygulamalar çerçevesinde
anlamanın Kabalistik bir çabasıdır. Ama Kutsal Ruh veya Ruhülkudüs
kavramı daha bilgilendiricidir. Bu terim Yahudiler tarafından Babil esareti
sırasından uyarlandı ve Yahudi mistik inançlara Farisî (İranlı) ve
Keldani etkileri göstermektedir.


Kutsal Ruh (Ruach Elohim)
terimin kökeni Zend Avesta'dandır ve aslı Spenta Mainyu,
veya “Kutsal (Yaratıcı) Ruh”tur. Esas kaynakta yaratıcı güç açıkça
belirtilmemişse de ima edilir, ancak Yahudi ve Hıristiyan geleneklerden
modern dillere çevrildiğinde bu anlamın kaybolduğu görülür. Spenta Mainyu
arındırıcı ve yenileyici bir enerji ve zekadır ve kozmik topluluk olarak
emrinde altı veya yedi zeka vardır.


Spenta Mainyu, Ahura Mazda'nın
(Ulvi Zeka, Tanrı) kendini gerçekleştirme kalitesi veya faaliyetidir;
Evrenin yaratılış ve evrimine yol açan kendiliğinden üreten enerjidir.
Spenta Mainyu
dinamiktir ve yaratılış devamlı bir süreçtir. Zerdüşt için kutsallık
aynı zamanda bolluk, bereket ve sağlık anlamına gelir.
Spenta Mainyu
evrende bereket ve gelişme prensibini temsil eder." (F. Mehr,
sayfa29)


Bu güç ve varlıklar, anlamı
"kutsal güç kelimesi" olan
Mathrem,
veya Mathra'yı içerir. Bu da Hintistan'da mantra ve
Orta Doğu ve Mısır'da "Güç Kelimesi" uygulamalarının
temelidir. Aynı YHVH'in bütün İbrani Kutsal İsimlerin kaynağı olduğu
gibi, Mathrem, veya Mathra'yı bütün diğer mantraların
kaynaklandığı mutlak bir mantra olduğu inanılır. Bundan söz ettik çünkü
İran ve Babil'de sonradan yarı bağımsız olarak gelişecek olan Doğu ve
Batı ezoterik uygulamaları bir bütün şeklinde görmek mümkündür. Bir
bakıma bugün bildiğimiz şekilde yoga, kabala, simya ve majinin esas ortak
menşei olduğu söylenebilir. O zamanki sanat ve mimari Yahudi ve Mısır
geleneklerdekini yakın kanatlı varlıklar, gezegensel şemalar ve Hayat Ağacının
ve dolanmış iki yılan motifinin erken varyasyonlarını gösterir.






Kozmik Ateş Üçgeni



"Başarılı üstat, Büyük Çalışmanın
malzeme bilgisiyle donanmış olmalı; ayrıca inanç, sessizlik, kalp saflığı
ve dua şevkiyle dolu olmalıdır. Tepesinde Felsefi Civanın hiyeroglifi
bulunan kapıdan geçtikten sonra Büyük Çalışma'nın esas operasyonlarını
- kalsinleme, çözündürme, arındırma, Hermes'in kapalı şişesine koyma,
şişeyi Athanor'a (fırın) aktarma, pıhtılaşmak, çürüme, kapatma, çoğaltma
ve projeksiyon; ve Felsefe taşı Petra Philosophalis'e ulaştığında
bile onun görkemli bir ejderhanın rehinde olduğunu görür."


Amphitheatrum sapientiae aeternae,
Heinrich Khunrath


Simya yazmalarında Satürn, Cıvaya
ilintilidir ve onunla aynı belirsiz cinsiyet veya adrojenliğe sahip olup ‘Mercurius
senex’
adını alır.


Tifaret'te geometrik sembol su ve ateşin
içi içe üçgenleri veya Davud Yıldızıdır. Hayat Ağacının
gezegensel Sefirot(lar)'a (Satürn'i boyundaki Daat'a kaydırıp) bağlanmak
için bu yıldızı genişlettiğimizde (ucu aşağı bakan) Su Üçgeni Mars,
Jüpiter ve Ay kürelerini birleştirir. Ateş Üçgeni Satürn, Venüs ve Merkürü
birleştirir.


Orobouros kendisini kısıtlayan (Satürn)
kozmik enerji olduğu gibi, Venüs de bir prizmanın güneşin ışığını böldüğü
gibi kendisini yaşamda (bitkisel özelliği) çoğaltan yaratıcı güçtür.
Merkür birçok açıdan aynen Satürn gibi androjendir (çift cinsiyetli) ve
yaratılışın ateşini kontrol edip Felsefe Taşının yaratılışında yönlendirir.
Merkür Kadüs veya iki yılanın dolandığı kanatlı asayı tutar. Kanatlar
yüceltmeyi ve yılanlar yaratılışın temel güçlerini simgeler. genelde
yedi olarak gösterilen birbirlerini kesiştiği noktalarda renk tayfın
renklerini ve beyazı (Venüs) gösteren psişik merkezler vardır. Şemanın
ortasında irtibat kurmaya umabileceğimiz yaratılışı birleştiren,
canlandıran ve ahenkleştiren kozmik yaratıcı güç güneş vardır. O
merkezidir ve bütün diğer gezegenler, psişik merkezler veya Kozmik enerji
türlerini denetler ve kontrol eder.


Güneşin ateşiyle irtibat kurmakla,
diğer psişik merkezlerinin ateşlerini (Venüs aracılıyla) açabiliriz ve
Satürn'ün kısıtlayıcı ve aydınlatıcı enerjisini Aklı veya Merkür güçleriyle
daha kolay yönetebiliriz.


Özellikle Venüs ve Merkür olmak üzere,
gezegenlerin bu çok yönlü özelliklerini anlamak için Tiparete dek Yol Çalışmaları
yapmak önemlidir. Aşağıda vereceğimiz teknikleri uygulamak için bunlar
şart değilse de, teorik tarafı anlamak için yararlıdır.


Ancak, yine de Kürelerin birbirlerine
ilişkilerini anlamak için aşağıdaki fikri temel alarak bir dizi
meditasyona başlayabiliriz:


Venüs bitkisel ve bilinçaltı tarzında
yenileyici, duyusal ve aktif yaşam gücüdür. Isı, ışık ve duyguya tepki
verir. İniş yolunda Venüs Güneş'in ışınlarını renk tayfının birçok
farklı yönüne bölmektedir, bu şekilde elle alsak çoğulluk ve birlik
arasındaki ilişkiyi, psişik merkezleri ve gezegenleri ve özgün doğalarını
daha iyi anlayabiliriz. Yükseliş yolunda Venüs gerek gezegensel, gerekse de
kişisel (psişik merkezleri) halen çok renkli olsa da farklı enerjileri
tekrar birleştirir ve onları tek bir güce ahenkleştirip Güneşe saf
ışık olarak geri dönmesini sağlar.


"Bu Felsefe Taşı büyüyen yeşil
şeylerde gelişir. Şeylerin yeşerip büyüdüğü Yeşil'in tekrar eski doğasına
indirgendiğinde, gizli bilimimizin yolunda çürütülmelidir."
Splendor solis, Trismosin

Felsefe Taşı doğanın yeşermesiyle
(Netzah) yapılır ve kaynağına (Tifaret) çürüme yoluyla dönmektedir (Tarot'ta
Ölüm Kartı ve bağlı olduğu Netzah-Tiparet yolu, Nun).


Merkür Venüs'ün ayrışma
hareketinin yaydığı değişik enerjilere şekil ve anlam verir ve onları
Kadüs'ün (Hermes'in çift yılanlı asası, ayrıca tıp sembolünde kullanılır)
simgelediği temel güçler olarak yeniden birleştirir. Merkür
Ruhun
Psychopomp'u veya Rehberidir ve Venüs'ün
temsil ettiği güçleri yönlendirir. Hem venüs ve Merkür Kabalistik Ağacının
iki Sütunun dibinde bulundukları için fiziksel, astral ve mental alemlere
erişip değerlendirirler ve bir dereceye kadar üçünü de
etkileyebiliriler. İniş yolunda Merkür beden, akıl veya ruh için form ve
yapılar yaratır. Yükseliş yolunda Merkür derslerini unutturmadan formun sınırlarından
kurtulmamızı sağlar.


Yılan ilkel güç veya enerjidir. Ateş
ve su yaratılışın iki prensibidir ve hava ve toprak onları takip eder. Yılan
derisini bırakıp değiştirdiği için yeni hayat ve yenilemenin sembolü
olarak görülür. Aynı zamanda tehlikeli ve öldürücüdür ve su kaynaklarında
ve çöllerde "koruyucu" bekçi rolünde de görülür. Üzerinde
kontrol ve hakimiyet sağlandığında güçlü ve öldürücü, ama aynı
zamanda yaratılışa temel ve belki de yaratılışın geldiği
yenileyici bir güce hakim olunmuş sayılır.


Gizli Ateş direkt olarak insanlıkta
cinsellikle ilintilidir (temel yaratıcı güçler). Burada "vecit",
"esrime" ve erotik dürtü arasındaki ilişki açıkça görülür
ve yaşanabilir. Bir sürü "seks yoga" ve seks maji uygulamalarının
türemesi bunu bir yerde doğruluyor. Ancak insanlıkta cinsel arzu, onun
temel dürtüsü ve evrimsel gücü olarak hareket eder. Ayrıca, mistik
deneyimin biyolojik kökenleri olduğu da önerilmiştir. En temel zevk
olan cinselliği göz ardı etmekle bir seviyede vecitsel birleşimi de
reddetmiş oluyoruz. Bu "küçük ölüm" veya petite morte,
kendimizi bırakıp ilahi hiçlik halini yaşayacağımız "büyük ölüm"ün
bir öncüsüdür.


Mistik deneyimlere karşı doğuştan
gelen dürtümüze bağlı cinsel güç, ayrıca beşeri tekamül ve yönlendirildiğimiz
önceden belirlenmiş bir nokta veya hal ile ilgilidir.


Bu önemli bir noktadır, çünkü
neredeyse bütün Batı toplumlarda psikolojik rahatsızlıklar cinsel baskı
ve obsesyon etrafında odaklanmıştır.


Fiziksel bedende Can Enerjisinin uygun
arındırılması yapılmadan Gizli Ateşin özgür bir şekilde veya öncekinden
daha fazla güçle akışı sağlanırsa, psişik beceriler, dahilik ve diğer
ben ötesi haller veya sadece farklı şuur halleri yerine, aşırı fiziksel
rahatsızlık gibi gözüken ama olası olarak şizofreni veya psikoz şeklinde
psikolojik hastalıklarla sonuçlanabilir.


Orgon Terapi'nin ortaya çıkaran
Wilhelm Reich'a göre, bütün zihinsel-duygusal rahatsızlıklarımız fiziksel
bedenlerimizde çapalanmıştır, ve bu çapalar pranayama'ya biraz benzer
nefes alıştırmaları ile açığa çıkarılabilir. Beden simyanın Tuzu
olduğuna göre ve "Su Elementi" aracılıyla erişebilir bilinçaltı
unsurlardan kısmen meydana geldiği için, bütün duygusal ve fiziksel
deneyimlerimiz fiziksel bedende silinmeyecek bir şekilde depolanır, iliştirilir
veya kayıt edilir. Eğer bu bloklar veya duygusal ve fiziksel travma enerji
odaklanmaları (Can Enerjisi ile yapılı) Gizli Ateş daha yoğun bir şekilde
akmadan önce açığa çıkarılıp bertaraf edilmezse, o zaman
"Kundalini fenomenin" o sözde negatif yan etkileri ortaya çıkar.


Uyuşturucu ve alkol suistimalleri ve
cinsel aşırılıklar durumu daha da kötüleştirirler, çünkü fiziksel
bedeni ve astrala bağlantısını zayıf düşürerek Gizli Ateşi açığa
çıkarırlar ve eterik altyapıya hasar vererek sonunda enerji blokları
azaltacağına, akıl ve beden tamir etmeye çalışırken enerji bloklarını yaratırlar.


Uyuşturucu suistimal tarafından
hasar gören bir sinir sistemi Gizli Ateşin berrak, temiz ve güçlü ifadesi
için dengesiz bir araç yapmaktadır. Sinir sistemimizle (Yesod-ay altında)
hem fiziksel dünya, hem de iç dünyamızla irtibat kurarız. Bedeni (Malkut)
Akıl-entelekt (Hod) ve içgüdüsel, yaratıcı ve duyusal dürtüler (Netzah)
ile ilişkilendirir. Eğer hasar görürse benliğimizin bu
psiko-fiziksel-ruhsal taraflarına tam, yaratıcı ve verimli ilişki kurması
tehlikeye düşer. Eğer hasar görürse bu enkarnasyonda Kutsal Koruyucu Meleğimize
(Yüksek Benlik) en direkt ve en önemli bağımız ve Gizli Ateşi (Tifaret
aracılıyla) açığa çıkarma olasılığımız tehdit altındadır.


"Bu harikalar yaratan aynı
zamanda bir taş olmayan, her insanda var olan ve yerinde her zaman bulabilen
bu Felsefe Taşının Büyük Sırrını (
Grand Arcanum)
açıkladığımda dinleyin... Ona bir taşa benzediği için değil, sadece
sabit özelliğinden dolayı
taş denilir, ateşin
etkisine karşı koymada herhangi bir taş kadar başarılıdır... Eğer özelliği
ruhsaldır desek, doğru olur. Eğer onu somut olarak ifade etsek, bu da doğru
olur, çünkü ince, nüfuz eden, yüceltilmiş ruhsal altındır. Yaratılmış
şeylerin en asilidir... o bir ruh veya mükemmellik
timsalidir.


A Short Guide to the Celestial
Ruby
, (Semavi Yakut'a Kısa bir Kılavuz) Philethes.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

12 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:29 am

CANTAR

avatar


Ejderhayı Azat Etme





Gizli Ateşin tam ve ahenkli işlevi
psişik anatomimizi bloklardan arındırmak için gerekli süre belli değildir.
Denilir ki bunun için en ileri yogiler bile en az üç yıl özel çalışmaları
gerekir. Bu tür talim çok özel ve denetimli şartlar altında olduğu için,
tahmin edilebilir ki modern bir Batılı için bu sürenin daha da uzun olması
ve daha çok iç analiz ve danışım gerekir, çünkü genelde Batı okültist,
ister Kabalist veya simyager olsun, veya her ikisi, zamanının çoğunu yalnız
veya en fazlası arada bir küçük gruplarda çalışır.




Bazı yoga ve Kabala ekolleri ve bazı
Sufi çalışmaları kalbi bireysel evrenin merkezi olarak ve psişik
merkezlerinin en önemlisi olarak görürler. Kalbi açarak güçlü bir
sezgisellik oluşumuyla birlikte İçsel Üstadımızla
veya diğer bir deyişle Kutsal Koruyucu meleğimiz (haberci) ile irtibat kurarız. Bu
başın ötesine yılanın yükselişinden sonra, Yılan Dili'nin en son
konaklama yeridir. Boehme ve Hermetik tasvirlerin gösterdiği gibi "Yılanla
Sarılı Kalp" mistiklerin erişmeye çalıştıkları
idealdir.




Bir yoginin söylediği gibi önce
"Büyük Kral"a yanaşırız ve sonra onun (Hermetistlere hiç de
yabancı olmayan) yılan - dili (aynı zamanda konuşulan dil, lehçe)
hareketlerini yönlendirmesine izin veririz.











Adam Kadmon: Gizli
Ateş ve YHVH






"Çünkü Allahımız yitip
bitiren bir Ateştir"
İbranilere 12:29




Modern ezoterik uygulamalarda simya,
kabala ve astroloji neredeyse kusursuz bir sentez yaratmak için homojen bir
hale getirilmişken, bu önceki dönemler için geçerli değildi. Geleneksel
olarak simya ve astroloji Yahudi Kabalasında neredeyse hiç rolü yoktu[5],
ve bir yandan birçok Yahudi'nin simyager oldukları ortaya atılırken [6],
çok sayıda İbranice yazılmış simya eserleri pek bulunmamaktadır. Ünlü
Aşh M’saref veya "Kuyumcunun Ateşi" bile genelde
gematria/ebced üzeride odaklanmış, az miktarda kimya çalışmaları içeren
bir derlemedir.




Erken Kabalistler yaratılışın
birkaç evrede geliştiğini ve içinden "Bidayeti Adam" veya Adam Kadmon'un
antropomorf şekli belirlendiğini ve bu ilk adamın İlahi İsmin dört
harfinin üst üste konulmasıyla yaratıldığını düşündüler. Yod kafa,
Heh omuz ve kollar, Vau omuriliği ve cinsel organlar ve son Heh, kalça ve
bacaklardı. Her bir harfle ilgili bir sürü özellik atfedildi ve bu başlı
başına bir kabalistik meditasyon ekolünü oluşturuyordu. Başka harfler
ekleyerek, farklı şekilde bir araya getirerek ve sayısal değerleri eş
olan harfler ile yer değiştirerek ek İlahi İsimler, başmelekler, melekler
ve diğer ruhsal varlıklar çıkarıldı.




Adam Kadmon'un sözlü geleneği Mısır
tanrısı Osiris'e benzerdir, çünkü Osiris parçalanıp yeniden inşa
edildi, diğer yandan Adem "Düştü", parçalandı ve orijinal
Ademi tekrar bir araya getirmek Kabalistin işiydi. Her birimizin onun
orijinal ruhunun bir parçası olduğu söylenir ve amacımız Kabalistik yöntemlerle
Yaratılışta yerimizi bulmaktır.











Saint-Germain ve Yüce
Kutsal Üçlü Bilgelik






"The Most Holy Trinsophia"
(Yüce Kutsal Üçlü Bilgelik)[7]
gibi inisiyatik psiko-simya kitaplarında Gizli Ateş fikri volkanik güçle
ilgili ve Venüs'ün etkisi altında gizli ateş fikrini açıklar. Bunun gibi
eserler simyasal-kabalistik metinlere güçlü bir benzerlik arz eder ve ya bu
ezoterik okulların mistik sembolizmi kullanırlar, ya da bu tür semboller
metindeki anlamları çözmek için kullanılır.




Bu eserde, Saint-Germain Kozmik Şuurluluğun
on iki derecesinden geçen inisiyasonunun ayrıntılarını anlatmaktadır.
Volkanik patlamalar, lava ve alev denizleri şeklinde dünyasal ateşin tasvir
edilmesi maddi ve madde ötesi yaratılışın altında yatan ve onu sürekli
birleştiren ve yenileyen canlı enerji ağını
simgelemektedir.




La Tres Sainte Trinsophie on
iki bölümden oluşmuştur ve her biri resmedilmiştir. Bunun en
bariz benzetmesi zodyak'ın on iki bölümü ve simyanın on iki evresidir. Ayrıca
yedi esas ve beş tali psişik merkez de düşünülebilir.




Hikaye Saint-Germain'in Vesuvius
yanardağının lava yataklarında bulunmasıyla başlıyor, daha sonra üzerinde
bir kupa olan bir
sunağa gelir. Kupanın etrafında kanatlı bir yılanın on iki kez dolanmıştır. Sonra
Saint-Germain muazzam bir ateş diyarına girer,
ortasında yakut gözlü yeşilimtırak altın bir yılan vardır ve aydınlanmış
iradenin sembolü bir kılıçla ona hakim olması gerekir. Bu davranışla öfke,
nefret ve kibir şuurundan boşalır ve duyuları kontrol altına girer.




Gösterilen bir resimde de Saint-Germain
bir üçgen sunağın önündedir, üzerinde karmaşık bir şamdan vardır.
Temeli iki dolanmış yılandan oluşmuştur, ucunda bir lotus çiçeği ve
ortasında mum vardır. Resim iki yazılı panel vardır. Birincisinde şöyle
yazar: "Yük güçlü olana verilir" ve ikincisi: "Yüksek
yerde ateş yak ki adak yükselip Arzu Edilene Ulaşsın." Son resim
göklerin ışıkla parladığını ve bir kare ve daireyle çevrilmiş bir
üçgen göstermekte. İnisiye - bu durumda Saint-Germain hayat ve Doğa Tanrıçası
Aşikar Edilmiş İsis tarafından kılavuzluk edilmektedir.




Bu resimler gösteriyor ki Aydınlık
çağının sonunda bile, klasik simya ve kabalistik semboller halen
ezoteristler tarafından geniş çapta kullanılmaktaydı. Ancak, yönü
klasik veya laboratuar simyadan felsefi veya ruhsal simyaya değişmişti. Nasıl
kabala simyagerler ve Hıristiyan mistiklerin elinde radikal bir değişim yaşamışsa,
simya da değişmişti. Bazı el yazmaların pratik laboratuar çalışmalar
için şüpheli değerleri varken, yine de iyi ki onların içsel ruhsal
inisiyasyon için halen değerleri vardır.












Uygulamalar





Orta Sütun



Orta Sütun hemen hemen bütün maji
öğrencileri tarafından bilinen bir çalışmadır. Bu alıştırmanın ayrıntıları
Israel Regardie tarafından "Orta Sütun" kitabında açıkça
verildiği için, burada üzerinde durmayacağız. Onun yerine, Gizli Ateşle
ilgili aşağıdaki noktalar üzerine değinilecektir:





  1. Malkut'un kurulması


  2. Işığın dolaştırılması


  3. Işık Pınarı


  4. Malkut Keter olarak


  5. Tifaret'in Malkut ve Keter'e ilişkileri




Değinilecek ikincil hususlar da:




  1. Pentagram Ritüeli


  2. Heksagram Ritüeli








Malkut'un Kurulması



Malkut veya Krallık aynı anda birkaç
kavramı temsil eden karmaşık bir küredir. Hayat Ağacı bedenimiz üzerine
uyarlandığında Malkut ayaklarımızdır (oturduğumuz zaman dizlerimiz ve
yere bağdaş kurduğumuz zaman da omuriliğimizin dibidir); aynı zamanda
somut madde, yeryüzü ve tüm maddi yaratılış. Kemiklerimiz ve
iliklerimizdir, bunlar Gizli Ateşin özel bir yönünü içerirler. Dünya ve
Malkut konusunda söz ettiğimiz zaman önemli bir temel anlayışı içermesi
önemlidir, böylece meditasyon da topraklanmış ve güvenli oluruz. Dünya ve
bedenlerimize ne denli güçlü bağımız varsa, o kadar fazla enerji üretebiliriz
ve yönlendirebiliriz. Bu sağlam ve derin bir temelin üzerine bir gökdelen
inşa etmeye benzer. Altı yapı ne denli sağlamsa üst yapı o denli güçlü
olur.




Gizli Ateş dünyada saklı olduğu için,
Pentagram ritüelinin ayrıntılarıyla bir süre, hatta birkaç yıl çalışmakta
fayda vardır. Temizleme, ahenkleştirme ve orada temsil edilen enerjiyi
kendine ve civara dağıtma. Kuzey üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir yön,
zira Topraktır ve Gizli Ateşe gizli kapımızdır. Maddenin doğası içinde
gömülü form ve yaşam veren sürekli nabız atan canlı ve diri bir enerji
yatar, maddeyi enerjiye, enerjiyi maddeye çevirir. Bu gömülü özellik
sabit burç olarak kuzey tarafa verilen boğa burcunun astrolojik sembolü
tarafından temsil edilir. Burada güneşi simgeleyen bir dairenin üstünde
ayı temsil eden bir hilal görürüz. Toprak özellikli bu karmaşık ay-güneş
sembolü maddenin yoğunlaşmış ışık veya gizli ateş olduğu teorisini
akla getiriyor.




Dünyanın ağırlığını ve içinde
barındırdığı ısıyla (lav ve magma eriyiği, volkanik merkez) ayak, diz
ve omuriliğin dibiyle tefekkürle ilişkilendirerek, yaratılışın ilk iç
ağını hissedebiliriz. Bu imajlar Malkut ve Keter birdir kavramıyla
desteklenir. Ain Sof Aur'daki Keter'den sınırsız enerjinin
yaratılıştan
girip çıktığını düşünmek ve aynı şeyi maddi yaratılış için
Malkut'ta imgelenebilir. Çoğu kez Sefirot küreleri statik varlıklar
veya
haller olarak düşünülür, oysa bu doğru değildir. Onlar canlı, dinamik
ve sürekli birbirleriyle karşılıklı etkileşim halindeler. Bu
karşılıklı
iletişim Orta Sütun ve merkezi kürelerde görülür.








Keter-Tifaret-Malkut Üçlüsü



Batıda ve bazı Doğu uygulamalarda,
bütün çalışmalar başın üzerindeki Keter veya Taçtan enerji indirmekle
başlar. Bunun sebebi, Keter'in hiçliğin veya "negatif varoluşun"
sınırında olmasına ve mutlaktan enerji alıp vermesine dayanır. Bu enerji
sonra kullanabilir şekle girmesi için Hesed civarında olduğu söylenen
insan şuuru tarafından işlenir.




Kişisel bir açıdan, Keter veya kişisel
Tacımız, bedenimize girip çıkan enerji akımını düzenlemektedir. Biz
sonradan bu enerjiyi beyin ve sinir sistemi aracılıyla şuurumuz tarafından
kullanılır bir duruma gelinceye dek yönlendiriyoruz. Nasıl Kozmik açıdan
Kether, Varoluş ve Negatif Varoluş arasında bir köprüyse, kişisel
Kether'imiz enerji ve madde arasında bir köprüdür. Kişisel varlığımızda
bu epifiz salgı bezidir.




Malkut bu Kozmik güçlerin en son yoğunlaşmasıdır
ve Kozmik açıdan maddi yaratılışın tamamıdır. Kişisel seviyemizde,
fiziksel bedenlerimizdir ve ayrıca içinde bulunduğumuz ve dolaştığımız
çevredir. Malkut hem bir Alem (Assiah Alemi), hem de bir Küre olduğu için,
kendi "Kether yönü" vardır veya en yoğundan en inceye dek
maddeyi yaratma yeteneği vardır. Maddenin bu daha suptil şekillerinin kendi
"Negatif Varlık" sınırları veya saf maddeden psişik alana geçeni
vardır. Bedenlerimizde bu prostat, cinsel salgı bezleri, perineyum (cinsel
organlar ve anüs arasındaki yer) ve
omuriliğin tabanı olur.




Bu iki kutup yönlerin kavuşma
yerleri Kalp Merkezi veya Tifaret'tir. Burada bütün yaratılış ahenkleşir
ve zeki bir merkez etrafında bir dinamik gerilim ve dirilik durumuna
getirilir. Bu zeka, diğer yaratılış yönlerini [merkezleri] idare edip
birbirleriyle ahenkli bir şekilde ortak iyilik için çalışmalarını sağlar.
Bu bütün organlarımıza kan pompalayan kalbimizdir; bütün diğer salgı
bezlere emir dağıtan epifiz ve "Amir Bez", genelde sinir
enerjisini düzenleyen Güneş Sinir Ağımızdır (solar pleksüs); ve ayrıca her bir atoma
çekirdeği, güneş sisteme güneş, vs.




Güçlerin esas düzenleyici ve aracısı
rolünde Tifaret sürekli olarak yaratılışın her yanına can enerjisi gönderir
ve ayrıca Malkut veya maddenin en yoğun seviyesine Taç veya en yüksek
soyut diyardan enerji aktarır. Birçok açıdan o denli enerjinin düzenleyicisidir
ki, maddenin Tifaret tarafından yaratıldığı söylenebilir. Fiziksel
ifadede bütün maddenin sadece yoğunlaşmış ışık olduğu söylenir. Kişisel
açıdan, beden ve çevremizin en derin düşüncelerimiz tarafından yaratıldığı
anlamına gelir.




Bu üç enerji-madde-şuur merkezleri
arasında daha şuurlu ve işlevsel ilişkiler geliştirmek için aşağıdaki
alıştırma önerilir:




Tam başınızın üstünde veya değecek şekilde göz kamaştırıcı parlaklıkta bir Işık topunu düşününüz.
İçinize nefes alınız ve bu ışık topundan bir ışını Kalbinize çekiniz.
Nefes veriniz ve ışını bedenin kalan kısmından aşağı ayak tabanlarınıza
ve oradan dünyanın merkezine gönderiniz. Tekrar nefes alınız, dünya
merkezinin ateşli enerjisini kırmızımtırak atın bir buhar olarak tekrar
Kalbiniz geldiğini imgeleyiniz. Orada tutunuz ve kalbi parlak ışıkla
enerjilendiriniz. Nefes veriniz ve ışığı ısı, can enerjisi ve güç
olarak genişlediğini görünüz.




Bu noktada enerjinin nefes alışına
koşut olması önemli olduğu gibi, zorlanmadan topraktan yukarı solunması
gerekir. Bunun için güçlü, esnek ve içi boş bir hortum veya kanalın dünya
merkezinden veya ayaklardan kalbe çıktığını imgeleyebilirisiniz. Enerji
ayrıca ardı ardına ayaklardan yukarı omuriliğine ve oradan kalbe giren
enerji topları olarak imgelenebilir.




Bir süre sonra madde ve enerjinin karşılaştığı
ve yaratıldığı yerin evrenin ve üstadın kalbi olduğunu düşününüz.




Nasıl kalbimizdeki duygular Kether'in
sınırsız enerjisini oluşuma yönlendiriyorsa, aynı zamanda istesek oluşumu
tekrar Kether'e veya başka bir yere yönlendirebiliriz.




Kalbimizi fazla ısıtmamamızgerekir
ve biriktirilen enerjiyi dolaştırması veya bir şekilde boşaltması önemlidir.
Bunu bir tılsıma, şifa tedavisi veya sonradan içilen bir bardak suyu
aktararak yapabilirsiniz. Ayrıca güneş sinir ağı merkezinden boşaltılıp
aurada genel bir enerji dolaşımı sağlanabilir.




Ek olarak, temel tekniklerde beceri
elde edildikten sonra
Rose+Cross ritüeli, veya
A.I.O [AAAA-İİİİİ-OOOO] ile ilgili sesli harfleri titreşimsel olarak söyleyerek
eşlik edilebilir. İlk başta sesleri tek bir nefes olarak kalbinizin
merkezinden rezonanslı çıktığını imgeleyerek çalışınız. Daha sonra
sesleri ayırmaya başlayınız, "A" başla, "İ" kalple
ve "O" güneş sinir ağıyla rezonanslı (rabıtalı) söylensin.
Bir süre sonra O sesini perineyum bölgesine indiriniz, Malkut küresi/küreleri
üzerinde garip bir etkisi olacaktır.[8]




Perineyum'de uzun süre sesleri titreştirmekle
omuriliği bacaklara, dize ve ayaklara bağlayan 12 farklı kanal açılır ve bu
işlevsel Malkutları birleştirir. Bu ayrıca erkeklerde prostat bezini
etkiler.








Yesod - Benler Arasındaki Bağ



Yesod görünmeyene açılan kapının
başında durur ve oluşumda bu iniş ve çıkışların deposudur. Sinir
sistemimiz ve beynimiz; psişik merkezler; bilinçaltı arzu ve istekler ve
hafıza dahi, varlığımızın birkaç kilit unsurunu temsil eder. Onun bazen
de karanlık ve çalkantılı, ama her zaman güçlü sularından geçerek
Tifaret'teki Kutsal Koruyucu Meleğimizle irtibat kurabiliriz. Yesod'u hem aşağı,
hem de yukarıya yansıtan bir kapı olarak düşünürsek, psişik enerjimizi
her iki yönde yönetmeyi öğrenebiliriz. Bu şekilde Yesod sadece vurup da
bize bir şeylerin verileceğini umduğumuz bir kapının ötesinde şuurlu bir
şekilde içinden geçebileceğimiz bir geçittir. Bu yönde ilk gelişmeler
genelde lüsid rüyalar, ani astral projeksiyon gibi rüya hallerinde gerçekleşir,
ama zamanla daha çok kontrol edilir ve şuur bilinçli olarak seyahat edip
deneyimlerini eksiksiz hatırlar.




Yesod'un Malkut'a (hafıza için) ve
Tifaret'te (şuurlu irade) olan bağını güçlendirerek bu hale daha çabuk
girilebilir. Aşağıdaki alıştırmalar bu amaçla tasarlanmıştır.




Orta Sütun çalışmasını yaptıktan
sonra, dikkatinizi Yesod'a odaklayınız. Onun genişleyerek auranızın
sonuna dek uzananı mor renkte bir küre olarak düşününüz. Onu tekrar
normal ebadına ve yerine küçültünüz ve sonra Malkut'ta ve bedeninizde
mevcut bütün fiziksel gücünüzün Yesod'a doğru yükseldiğini
imgeleyeniz. Bu sizin fiziksel dünyada hareket etme, oluşturma ve yaratma
yetinizdir. Kürelerin ahenkli bir şekilde kaynaştığını imgeleyiniz. Şimdi
bunları da yukarıya çekerek Tifaret'te getiriniz ve Yesod'un karışmış
maddi ve psişik enerjisini Tifaret'in altın ışıklarıyla sarıldığını
ve üç merkezin tek bir merkeze kaynaştığını imgeleyiniz. Bir kaç
dakika sonra onları tekrar esas konularına gönderiniz.




Yesod'ın ışığını çift yönlü
olduğu ve hem Tifaret'e, hem de Malkut'a ışın gönderdiğini
imgeleyiniz.




Tifaret'te aynısını düşününüz
ve hem Yesod'a, hem de bütün enerjilerin kaynağı Keter'e ışın gönderdiğini
imgeleyiniz.




Elementleri Tifaret'ten yayılan saf
ve mükemmel fikirler olarak düşününüz aşağı inip Yesod'un berrak
alanından geçtiklerini ve Malkut'ta madde şeklinde yoğunlaştıklarını
imgeleyiniz. Düşüncelerinizi kalbinizden yayılan saf ve mükemmel fikirler
olarak düşününüz ve Yesod'un cinsel yaratıcı enerjisi ile karışarak
Malkut'ta oluştuklarını imgeleyiniz.




Başınızın üzerindeki Keter'in saf
ışık ve enerjisini kalbinize, Tifaret'e indiğini ve ayaklarınızın altında
Malkut'ta saf yaratımlar olarak tezahür ettiğini imgeleyiniz.
Enerjinin sert, soğuk ve yoğun maddeden soyut enerji formlara, oradan da saf
ayrışılmamış enerjiye dönüşüp, bu işlemin tersine çevrildiğini
hissedip imgeleyiniz. Ek olarak, Clavis Rea Formülü bunun iyi bir örneği
olabilir.




Işığın Dolaştırılması:
Işık küreleri bedende belirginleştikten ışığın beden ve çevresinde
dairesel şekillerde dolaştığını belirgin, canlı ve derin bir şekilde
imgelenmelidir. Bu evrelerde yapılabilir ve ilk evrede beden dışında geniş
ışık bantlar çevrilebilir ve derinin altına ve sonradan kemiklere indikçe
yoğunluğu ve gücü artırılabilir. Bu bir yandan aurayı genişletip
temizlerken gücü bedende tesis etmeye yarar. Enerji her zaman hissedilir
olmalıdır.




Işık Pınarı, ilk
başta omuriliğinden yavaş yavaş, ama deneyim artıkça giderek daha hızlı
ve yoğum bir şekilde çıkmalıdır. Açık sıvımsı bir alev ile auranın
ucunu tarayan havai fişeği andıran ışık patlaması canlı ve parlak olmalıdır
ve yarı çapı yaklaşık olarak her yöne doğru bir, bir buçuk metre olmalıdır.
Bendenizden geçip başınızdan çıktığında; ayaklarınızdan girdiğinde,
bacaklarınızdan yükseldikçe, girdiği yerleri arındırdıkça ve
enerjiyle doldurdukça, kendinizi enerji akışı içinde kaybediniz.




Alıştırmanın sonunda, enerjiyi deri
altı tabakaya çekerek dokuları güçlendirip enerjilendirdiğini
hissedebilirsiniz. Enerjiyi kemiklere indirerek uzun ömür ve güçlü kemik yapısı için önemli olan
ilikleri arındırabilirsiniz. Bu ayrıca omuriliği boyunca da yapılmalıdır
ve omurgalar arasındaki yumuşak dokuların enerjiyle dolup taştığı ve
sinir bağlantıların güçlü ve diri olduğu imgelenmelidir.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

13 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:31 am

CANTAR

avatar


Pentagram ve Heksagram Ritüelleri





Pentagram ritüeller şuurumuza
en yakın madde-enerji alanı maddi dünyanın (Assiah) esas Elementlerine ve
bu enkarnasyonun dış kişiliğine hakim olmak için kullanılır. Bu
Elementlere hakim olup arındırmakla, dikkatimizi içimize çevirip Keter'de
varolan, Tifaret'te iletişim kurulan ve Yesod'da bilinçaltı ve rüyalarla
bizimle iletişim kuran yüksek benliğimiz veya Kutsal Koruyucu Meleğimizin
vizyonuna erişebiliriz.






Ego veya maddi dünya ile ilişkileri
açısından benin yarattığı kendi imajı bu ritüellerin egemenliği altındadır
ve onların aracılıyla benlik anlayışımızı düzenleyerek enerjilerimizi
Ben'e yöneltiriz. Bu yapıldığı zaman, sadece Kutsal Koruyucu Meleği ile
sadece irtibat kurmuyoruz, ama onunla aynı kişi olduğumuzu fark
ediyoruz.






Pentagram Ritüeller ayrıca bu aynı
bağlamda avantajımıza olan maddi şartları yaratmak ve ayrıca ruhsal
tekamülümüz için kullanılır. Ayrıca gezegensel güçler için uygun
maddi çevreyi sağlamak için kullanılabilir, bunun için birkaç ritüel
karıştırılır.






Gezegensel güçlere yönelik olan
Heksagram Ritüelleri psişik merkezlerimiz aracılıyla içsel ve dışsal
gezegensel güçlerin yönlendirilmesini temsil ederler. Onlar direkt olarak
beden veya çevrede fiziksel tezahüratlarla, veya inisiyatik özellikli içsel
deneyimlerle sonuçlanabilirler. Şuur gelişmesi ve
ilgili psişik merkezlerin faaliyet artışı bu tür inisiyasyonların
belirtileri arasındadır, ayrıca olası
olarak başka merkezlere de genel bir etki vardır. Örneğin bir güneş ritüeli
psişik kalp merkezine faaliyet artışı getirir, ama ayrıca beyindeki
epifiz bezine de faaliyet artışı getirir, çünkü onun da güneşsel özelliği
vardır. Bir ay ritüeli hafıza açar ve zihinsel berraklık getirir, ama aynı
zamanda sinir sistemi, genel olarak psişik merkezleri ve devimsel cinsel
istekleri harekete geçirir. Bir venüs ritüeli böbrekleri, cinsel dürtüleri,
güzellik, ahenklik ve sanatsal anlayışı uyarır. Ama aynı zamanda doğru
bir şekilde yönlendirildiğinde psişik enerji üzerinde "Venüs Prizma
Etkisi"nden dolayı bütün psişik merkezlere güç katar ve kalbe aşkın
akışını artırır.






Böylece her gezegenin belirli ve
genel etkileri olduğu gibi, zihinsel, duygusal ve maddi planlarda tezahüratları
vardır. Farkındalık ve bilinç seviyemiz artıkça ve içimizdeki
çeşitli
gezegensel kürelerle daha şuurlu bir şekilde irtibatlar kurdukça,
karşımızda
neredeyse somut bir şekle bürünürler. Bu yarı objektif hallerde
benzeri
bir titreşimi paylaşan başka varlıklarla irtibat kurabiliriz, veya
görünmeyen
alemlerin varlıklarıyla iletişim kurabiliriz. Bu alemlerin de yoğunluk
dereceleri vardır, bunlar Elemental özelliklerin dikey ifadesinde
görülür.
Her bir gezegenin bir yönde konaklandığı alemlerin en yoğunu
Malkut/Assiah'tır. Yetzirah daha suptildir ve gezegenlere özgün
ilişkisiyle
Su özelliğini taşır. Bundan sonraki alem gezegenlere özgün ilişkisiyle
Briah, Havanın genişleme özelliğini taşır ve son olarak önceki
alemlerin daha yoğun ve istikrarlı birer yansımaları olduğu Atzilut,
Ateş özelliğini
taşır. Şuurumuz nasıl astral alemden fiziksel aleme geçtiği
zaman şeylere olan ilişkisi de değişirse, aynı şekilde güneşsel
astraldan
aysal astrala geçtiği zaman da değişir, aynı şey zihinselden
ruhsala geçişte de geçerlidir.






Bu geçişleri en iyi şekilde cisim
ilişkilerinden
(maddi) konu ilişkilerine (Ben-Sen), sonradan da direkt
ilişkilere
ve nihai olarak kimlik ilişkilerine geçiş olarak ifade
edilir. Dünyadayken şeyleri cisim, obje olarak, bizden ayrı şeyler olarak
görürüz. Aysal astral aleminde onları cisim olarak görürüz, ama onları
ilişkilendiririz. Güneş astral aleminde bir şeyi direkt deneyimleriz, onu
biliriz. Ruhsal aleminde ise biz oyuz.






Bu yogada kundalini deneyimler
konusunda söylenen bazı şeyleri ve ayrıca diğer ezoteristlerin mistik
deneyimlerini açıklar. Kundalini ve Gizli Ateş deneyimleri yaşayan kişiler
birçok kez "evrenle bir" olmaktan veya şeylerin iç doğasını
görebilmekten söz ederler. Bu gösterir ki, açığa çıkan enerji Birah
seviyesinde bilinci genişletmektedir. Son seviye Atzilut'e erişildiğinde
aynen Enok (Hz. İdris) gibi olacağız, zira onun için kutsal metinlerde şöyle
denmişti: "Tanrı ile yürüdü ve yeryüzünden ayrıldı."






Bu kavramlar neden o denli fazla
majisyenlerin başarılı veya başarısız olduklarını açıklar. Başkasının
bizim için işi yapması düşüncesi majiye karşı çok materyalist bir
yaklaşımdır. Daha sonra astral alemlerin realitesini ve yanılsamalarını
yaşadıktan sonra, direkt veya kişisel ilişki gelişir. Burada majisyen
yönlendirilen güçleri kendisinin dışında olarak değil, ama kendisinin
birer yönü olarak görmektedir. Bu ifade şekli üstadın seviyesine daha
yakın olmakla beraber, çakraları Batı Yol çalışmalardaki gibi, dışsal
alemler olarak değil, bedenin içinde merkezler olarak gören mistik ve yogi
için de geçerlidir. Ancak bir noktada bütün bu farklı görüşler kaynaşır
ve sistemler müridin deneyimlerinde ve gelişen psişik varlığında karışır.
farlar daha çok başlangıç noktası itibarıyladır, varılan hedef ise aynıdır.








Uyarı Notu!! Aşağıda
verileni bütün çalışmalardan önce, bir sürenin Kozmik Varlığa dua
edilmesi ve elde edilecek faydanın yaratıcığa sunulması son derece önemlidir.
Ayrıca her birinde enerjiyi yukarıdan çağırarak başlamalı, kullanılan yöntem
Kabalistik Haç, Orta Sütun veya Clavis Rei olabilir, veya basit bir şekilde
yukarıdan gelen bir ışının başın tepesinden girdiğini ve bedensel duruş
veya oturuşunuza göre omuriliğin tabanına veya ayaklarda bittiği
imgelenebilir. Herhangi bir yan etkiyi önlemek veya asgariye indirgemek açısından
bu çok önemlidir, çünkü ancak Keter'den yayılan enerji ile,
sistemimizde bir dengesizlik yaratmadan irtibat kurulabilir. Burada bu enerjiyi
dengesizlikleri tamir etmek için kullanmaya çalışırız, bilinmeden
yenilerini yaratmak için değil. Ayrıca her meditasyonun sonunda, ya
imgeleme ile, ya da çalışmalarınızın semeresini Tanrıya sunarak
enerjiyi Kozmik Varlığa geri gönderiniz.












Ateş Üçgeni





Ateş Üçgeni Tifaret'in özel bir yönünü
temsil eder ve Orta Sütun ile ilişkisi açısından değerlendirilmelidir,
ama onunla ayrı bir şekilde de uygulanabilir, veya göreceğimiz gibi bu alıştırmanın
etkilerini artırmak için yan alıştırmalar olarak
uygulanabilir.






Çalışma alanınızı kurduktan
sonra, dikkatini kalbinizin üzerinde odaklayınız. Altı köşeli yıldız
Davud'un Yıldızı veya Kalkanını altın renginde ve bu merkeze bağlantılı
olarak imgeleyiniz. Üst üçgenin ısı yaydığını ve alt üçgenin serin
olduğunu düşününüz. Onların karmaşık iki üçgen olarak düşününüz,
bir yukarı bakan alevi bir Ateş üçgeni, diğeri de aşağı bakan bir Su
üçgeni. Ortasında parlak bir nokta olarak, tercihinize göre Yod veya Şin
vardır.






Alt Su üçgeni psişik ve maddi dünyalara
karşı ilişkimizdir. Üst Ateş üçgeni üstatlık, ruhsal aydınlanma ve iç
gelişme küreleriyle ilişkilerimizdir.






Kendinizi bu iki canlı üçgen ortasında,
merkezi nokta olarak düşünün. Dikkatinizi Ateş üçgene çeviriniz. Su
üçgeninin şuurdan silinmesine izin veriniz. Kendinizi küçük bir Ateş
piramidin ortasında düşününüz. Eğer ayağa kalkacak olursunuz başınız
üst köşeye değecektir. Oturarak veya bağdaş kurmuş bir şekilde, etrafınızda
büyük ateşi hissediyorsunuz. Piramidin tabanını saran kuyruğunu yutan
bir yılan vardır. Gözlerinizi kapatınız ve her soluğu ve kalp atışını
hissediniz ve ateşin kalp atışıyla birlikte yoğunlaşıp parladığını
imgeleyiniz. Ateş hem piramidin dışına, hem de içine, bulunduğunuz yere ısı
yayar. Kendinizi atış yapan, canlı alevde kaybediniz. İlahi İsim IAO'yu
titreşimsel bir sesle zikrediniz, kalbinizin merkezinden dışa, evrenin uçlarına
doğru rezonanslı bir şekilde sesin gönderildiğini imgeleyiniz. Ateşin
her bir titreşimle parladığını ve yılanın kıpırdadığını
hissediniz.






Belirli bir noktada, yılanın yükseldiğini
hissedebilirsiniz veya imgeleyebilirisiniz. Onunla birlikte gidiniz ve gözleriyle
görünüz. Bittiğin zaman geri dön ve yılanın geri sarıldığını ve
kuyruğunu tekrar ağzına koyduğunu, ateşin dindiğini, ateş üçgenin
tekrar su üçgeniyle birleştiğini ve her ikisinin tekrar altın renge dönüştüğünü
imgeleyiniz.







Satürn ve Gizli Ateş





Aşağıda verilen bir dizi çalışmalar,
konu itibarıyla Satürn, diğer gezegenlere ilişkisi
ve ayrıca Yaratılışı oluşturan küre bağlamındadır.
Bu çalışma daha önceki Ateş Üçgeniyle direkt olarak ilgilidir. Hayat Ağacına
konulduğunda, Heksagram Yetzirah ve Briah küreleri bir araya getirir ve Daat'ta
konuklanan Satürn Atzilut'a yol verir.






Ateş Üçgeni tepesi Satürn ve tabanındaki iki köşesi, Merkür ve Venüs'tür, ortada Güneş vardır. Bu
gezegenlerin özellikleri ve bu şemada gözüken aralarındaki ilişki üzerinde
tefekkür ettiğimizde görürüz ki, Satürn bizi enerji-madde-şuur sürecine
erişim sağlayan gizli küredir. Kendiniz Ateş Üçgenin ortasında
hayal ediniz. Yukarıda Satürn'ün astrolojik simgesini veya tanrı formunu
imgeleyiniz alt sağ köşede Merkür ve alt sol kösede Venüs küreleri vardır.
Onları canlı olarak ve ince bir ateş, ışık ve aşk şeridi onları
birbirine bağladığını hayal et.






Unutma ki, Satürn çoğu zaman
maddeyi simgeler ve Venüs'ün sembolünün içe katlanmış şekli Antimuan'ın ve
aynı zamanda dünyanın
sembolüdür. Bu meditasyonu bir kaç hafta sürdürünüz veya haftada bir
birkaç ay süreyle sürdürünüz. 15 - 20 dakika yeterlidir.












YHVH





Aşağıdaki meditasyon, her Kabbalah
öğrencisinin bildiği temel kavramalara dayanmaktadır. hem deneyimli, hem
de deneyimsiz öğrenciler tarafından uygulanabilir, ama yeni başlayanlar başarıyı
temin etmek üzere önceden temel çalışmalar üzerinde durmalıdırlar.






Bu dizi çalışmalar Yaratılış
Elementlerinin evreleri ve Bidayeti veya arketipsel şuur ifadeleri ile
ilgilidir. Daha önce temel majikal uygularlarda verilen İbrani Harfler
ve/veya Elementler üzerinde çalışma deneyimleri olanlarınız bu alıştırmalarda
daha hızlı yol alabilir. Maji konusunda az veya hiç deneyimi olmayanlar,
basit kişisel bir seviyede bu kavramlara uygun ve güçlü bir giriş
bulacaktır.






İbrani Yaratılış doktrini,
Bidayeti İnsan kavramını ortaya atar. Bu Tanrı YHVH'in (Yahweh) dört
harfinin dikey olarak üst üste konulduğunda Adem'e atfedilen insan şekli
ortaya çıkar. Ayrıca, bütün yaratılışın bu Kutsal İsimde kökü
bulunduğu da söylenir. Esas Telaffuzu o denli korunan bir sırdır ki günümüzde
kaybolmuştur. onun uygun zikredilişini keşfedenlere mutlak güç sağlandığı
söylenir, hatta sadece bu İsimin değişik tertipleri üzerinde çalışan
Kabala ekolları vardır.






Bizim için dört harfli İsim veya
Tetragammaton Yaratılıştaki Gizli Ateşi açığa çıkarmak için
meditasyon ve alıştırmalarımızı yönlendirmek için görsel ve zihinsel
bir şifre olacaktır.






Standart Elemental uygulamalar kullanılacaktır:
Yod (kafa, salgı bezler/endokrin sistemi) Ateşle ilintilidir; Heh (omuzlar/göğüs,
kan dolaşımı ve solunum/kardiyo-pulmonari sistemi) Havayla ilintilidir; Vau (Omuriliği/Sinir
sisteme) Suyla ilintilidir; ve son Heh (kalçalar, bacaklar ve ayaklar,
iskelet sistemi) Toprakla ilintilidir.






Son Heh'deki nokta maddede gizli, tüm
yaratılışta ışık, hayat ve aşk noktasıdır [Not: İngilizce ve
Almanca'da üç "L", light, life, and love K.M.]. Bu gizli güç açığa
çıkarıldığı zaman, bizi Yod'un Ateşinde ilahi vecit ve şuurun doruklarına
getirir.






Bütün alıştırmalarda olduğu
gibi, bir şekilde Keter'den Dünyaya enerji çekerek başlayınız. Bu
Kabalistik Haç, Orta Sütün ve önceden açıklanan Psişik Pompa ile
olabilir. Ya Pentagram Ritüeli veya etrafınızı büyük (2-3 metre çaplı)
bir ışık küresinin sardığını imgeleyerek huzurlu bir merkez ve
enerjiyi tutacak kutsal bir alan kurulduktan sonra başlayabilirsiniz.






Bidayeti Adamın önünüzde devasal
bir şekilde imgeleyiniz. Bu imajla kaynaşınız, onunla birlikte büyüyünüz.
Alevli Yod'u başınız olarak görünüz ve onun veya ondan gelen bir ışının
aşağı Hava alemine indiğini ve Heh harfini oluşturduğunu ve yoğunluk ve
ağırlık kazanarak oradan devam ederek Su alemine indiğini ve Vau harfini
oluşturduğunu ve nihai olarak somut madde alemine inerek Son Heh harfini oluşturduğunu
imgeleyiniz. Burada ilk baştaki parlaklığa kıyasla alev küçülür ve görünürde
hapsedildiği bu karanlık, soğuk maddi alemin içinde mekan edinir.






Somut dünya ile kendinizi özdeşleştiriniz.
Ayaklarınız içinde kök saldığını hissediniz. Kalça, bacak, diz ve
ayaklarınızın somut, hareketsiz, sağlam ve yoğun olduğunu düşününüz.
Bunun size sağladığı büyük güç ve istikrarı hissedip imgeleyiniz ve
taktir ediniz, zira o varlığınızın temelidir. Bu imajlarla devam ediniz
ve bu karanlık somut maddenin ortasında yoğun, parlak, sıcak ve aydın bir
nokta hissediniz. Onun dünyanın merkeziymiş gibi daha parlak ve güçlü
bir şekle girdiğini, tabaka tabaka taş ve topraktan geçerek ayaklarınızın
tabanına ulaştığını ve büyük bir ısı ve ışık küresi oluşturduğunu
imgeleyiniz.






Birkaç gün sonra enerjiyi dizlerinize
dek çekiniz. Birkaç gün daha geçtikten sonra, kalçanıza getiriniz. Yaklaşık
olarak bir ay sonra onu omuriliğin tabanına çekip orada odaklayınız.






Somut toprak imajı iskelet yapısını
içerecek şekilde uzatınız. Ateşi dünyanın merkezinden yukarıya
soluyunuz, onun omuriliğiniz etrafında odaklandığını ve başınızın
tepesine doğru hareket ettiğini hissediniz. Başınızı aşağıdan gelecek
enerjiyi bekleyen boş bir küre olarak imgeleyiniz. Enerjinin bedeninizden geçtiğini
ve kemiklerde odaklandığını imgeleyerek içlerine soluyunuz ve zaaf ve
hastalıkları temizlediğini düşünüz. İçlerinde iliklerin kırmızı
bir güçle parladığını imgeleyiniz. Kafatasına, çene kemiğe ve dişlere
uzandığını hayal ediniz. Daha önce yaptığınız gibi, meditasyonu
tamamlandıktan sonra mümkün olduğu kadar fazla enerji özümseyiniz ve
kalanları dünyanın merkezine geri göndererek, irtibatı kesiniz.






Bu çalışmayla yaklaşık olarak bir
ay uğraştıktan sonra, Vau harfine geçiniz. Enerjinin ayaklarınızdan
geçtiğini ve oradan omuriliğinden beyninize geçtiğini imgeleyiniz. Her
bir nefesle omuriliğinizden geçerken oradaki sıvının beyninize boşalıp
dokuları beslediğini ve tekrar aşağı indiğini imgeleyiniz. Duyularınızın
giderek daha güçlü, net ve keskin bir hal aldığını düşününüz. Dünya
merkezinden gelen ateşli enerjinin psişik duyarlılığınızı artırdığını
ve psişik merkezlerinizi açtığını imgeleyiniz. Bunu sinir sistemi parlak
ve sağlıklı olarak imgeleyerek yapabilirsiniz.






Sonrada bir sonraki Heh'e geçiniz.
Burada enerjinin ayaklarınızdan ve omuriliğinizden geçerek üst gövde ve
kafanın arkasına geçtiğini imgeleyiniz. Ayrıca akciğerlere daha fazla güç
ve genişlik sağlamaktadır. sanki vizyonunuzun daha berrak, amacınız ve
hedefinizin daha belirgin olduğunu hissederek havalandığınız ve genişlediğinizi
düşününüz. Ciğerlerinizin parlak, sıcak şifa enerjisiyle dolup nefes
ve kanınızı dirileştirdiğini imgeleyiniz.






Birkaç gün sonra, dirilik gücünün
omuzların ortasından kollara ve oradan ellere indiğini imgeleyiniz.






Bu sürede elleriniz aracılıyla
enerjiyi ellerinizden gönderme, dolaştırma ve almayı deneyiniz. Genel
olarak sağ el pozitif, genişlemeye uygun elektriksel enerji göndermelidir;
sol el ise manyetik, pasif ve alıcı enerji göndermelidir. Ellerinizi bir
arada klasik dua konumunda göğüsün önünde ve başparmaklar sternuma
deyecek şekilde tutmakla kalp merkezi enerjilendirilebilir. Ayrıca, dolaşan
enerji kafa ve omuzların üzerinde bir hale, kuşak veya kubbe yaratır. Sol
elinizle güneş, ay, gezegenler ve Kozmostan enerji indirmeyi deneyiniz. Sağ
elinizle enerjiyi toprağa veya bir tılsımı şarj etmek için gönderebilirsiniz.






[Altın Şafak]
Philosophus İşaretini
(eller başın üzerinde, bir üçgen oluşturacak
şekilde başparmaklar birbirine ve diğer parmakların birbirine değmesi)
enerjiyi elinize çekip ayaklarınızdan vermek için kullanınız. Enerjiyi güneş
sinirağınızda (solar pleksüs) depolayınız (bunun için Practicus işaretini
kullanmak isteyebilirsiniz [Not: Bu Altın Şafak işaretinde eller aynı
Philosophus İşretindeki gibi üçgen şeklinde ama güneş sinirağı üzerinde
terse dönmüştür]) ve daha önce anlatıldığı gibi gönderebilirsiniz.[9]






Sonrada
Yod harfine geçiniz. Burada enerji beyine girdikten sonra, kafanın parlak ve
aydın bir görüntü aldığını imgeleyiniz. Onun alttan gelen bu ateşi özümsediğini
ve kaynağına dönüşünden mutlu olduğunu hissediniz. Başınızın
merkezinde güç, ısı ve parlaklığın arttığını hayal ediniz .Bu
parlak nokta üzerinde odaklanınız ve sonra onunla evrenin dört bir köşesine
uzanırken tekrar toprağa gönderiniz. Kendinizi ateşin bu bidayeti kudret,
bilgelik ve aşk dünyası içinde kaybediniz. Kendinizi devasal boyutta güneş
sistemini kapsadığınızı hissediniz. Gezegenlerin bizzat psişik
merkezleriniz, güneş kalbiniz, dünya ayak altı sehpanız ve esas yaratılış
noktası başınızın tepesi olduğunu imgeleyiniz. İşiniz bitince tekrar küçülün
ve meditasyonu kapatıp bitiriniz.






Bu
enerji yaşandığında muazzam şifa potansiyeline sahiptir. Negatif ve yıkıcı
düşüncelerimizi arınmaları ve yenilenmeleri için yerin merkezine göndererek
psikolojik blokların kaldırılması sağlanır ve kendimizi daha çok
enerjiye ve şuur genişlemesine açmaktayız. Dünyanın ateşli şifa gücünü
çekip düzgün ve sistemli bir şekilde hücrelerimize, kemiklerimize ve
iliklerimize depolamakla tellurik (gaia veya dünyanın özgün küresel
enerjisi) akımlara, iklimsel eğilimlere ve manyetik şartlara karşı psişik
duyarlılığımızı artırabiliriz. Ayrıca, fiziksel varlığımıza güç,
enerji ve dirilik ilave etmekteyiz.

[10]


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

14 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:32 am

CANTAR

avatar


Yıldırım Kılıcı ve Yükselen
Yılan







Gizli Ateşte Yesod, Hod ve
Netzah







Bu bölüm Kabalistik Hayat Ağacının
Sefirot'un Gizli Ateşe ilişkisini incelemektedir, özellikle sinir sistemini
yöneten iki kürenin etkileri ve erken psişik uyanma ve cinsel güç konuları
ele alınacaktır.







Malkut'tan yükselen psişik güç
sadece ayak ve perineyumu etkilemez, ama aynı zamanda böbreklerin üzerinde
bulunan adrenalin salgı bezlerinden bir etki tetikler. Bu genelde bir enerji
salgınıyla sonuçlanır, çünkü bu bezler "dövüş veya kaç"
tepkinin mekanıdır. Onlar ayrıca ikincil cinsel organlardır ve enerji
omuriliğinden yükselip tüm bedeni enerjilendirmeden önce düşüp omuriliğin
dibine (aynı zamanda Malkut merkezi) girmeye başladığında Yesod ve Netzah
ile ilgili sinir ve psişik kümeleri uyarmaktadır. Şizofreni ve psikozun sınırlarını
zorlayan imajlar, fanteziler, cinsel güç ve saldırganlık, psişik
farkındalık işte bu uyarlamalardan ortaya doğmaktadır. Yoğun ısı ve arınma
da bir sonuç olarak hissedilebilir.







Enerji, genelde Netzah'tan önce Hod
veya Merkür bölgesine ulaştığında , Yılanın Yolunu takip ettiği söylenir.
Bu yol bir ağacı tırmanan bir yılan şeklinde resmedilir ve Yıldırım Düşüşünün
yoluna zıttır. Burada, Gizli Ateş güç vermeden, zihni majikal olasılıklar
ve yapılara açmaktadır. Beyni enerjilendirebilir ve düşünce işlevini,
ön görüyü ve iç görüyü hızlandırabilir, ancak bu çoğu kez aşırı
konuşma ve laf kalabalığı şeklinde kendini gösterir, veya diğer deyişle
enerjinin boğaz merkezinden boşaltılmasıyla.







Eğer enerji harcanmaz da yukarıya doğru
Dönüş Yoluna yönlendirilirse, içinden enerjinin akışını sağlamak için
irade tarafından bir yol yaratma gereği şeklinde ciddi bir sorun ortaya çıkar.
Bu yol veya patikalar zihinsel ve astral yapılanmalardır, veya diğer bir
deyişle da majikal, dini ve ezoterik ritüellerde kullanılan sembollerdir.







Gizli Ateşi yönlendirmek için
kullanılan esas yol ve harita Merkür Kadüsüdür. Burada ikiz yılanlar
merkezi bir sütun etrafından dolanırlar ve kendileri kanatlı bir tepe, taç,
kozalak veya epifize çıkan iki yan unsur veya destek sütunu yaratırlar.







Bu noktaya ulaştığı vakit, aydınlanma,
Kozmik Şuur bağışlarlar ve buradan daha da yüksek ruhsal faaliyete doğru
daha da yükselebilirler veya psişik tezahürata yönlendirilebilirler. Bu
enerji veya ışık, güneşin (Tifaret) ışınları optik filtrelerin kullanımıyla
(Hod) birçok farklı ışına (Netzah) bölünmesine
benzetebiliriz.







Hod'da sadece zihinsel filtreleri
yaratmıyoruz, ama aynı zamanda mevcut olanları temizliyoruz. Böylece kaynağına
geri dönen enerjiler, Netzah tarafından ahenkli bir şekilde tek bir ışına
birleştirilmeden uygun bir şekilde oldukları gibi tanımlanır ve yaşanır.
Ahenkleştirmeden sonra bile enerjinin Tifaret'e geri gönderilmesi
gerekmeyebilir. Eğer kendi haline bırakılırsa muhtemelen böyle yapar,
çünkü bu doğal meyillidir. Ani bir güç ve enerji yoğunluğu Netzah'in
temsil ettiği astral alemlerin ani canlanmasını yaratabilir.







Netzah ve Tifaret arasındaki Ölüm
Tarot Kartı, inisiyenin yolculuğun bu evresinde görevlerini ve önünde
duran özverilerini temsil etmektedir. Sadece kişiliği feda etmekle veya
"ölümle", Netzah altında ayrı güçler birleşerek inisiyeyi üstatlık
mertebesine yönlendirebilir. Bir bakıma bunun tersi de geçerlidir, örneğin
topluluğu terk ederek birey doğar, bu da Tifaret'in gerçek bireyidir. Bunun
ima ettiği şey, gerçek inisiyasyon ancak kitlesel bir güce korunma, amaç
belirleme veya aydınlanma için bağımlı olmadığımız sürede mümkündür.
Malkut alemin maddi yaşamı veya da Tifaret'in ruhsal yenilenmesi için
Yetzirah'ın sulu dünyasını arkamızda bırakmamız
gerekir.







Kadüs'ün dolanmış yılanlarıyla
birlikte Gizli Ateşin içinden yolculuğunda yaptığı çakra ve ya psişik
merkezler sembolizmi buluruz. Bu merkezler şuur hallerini ifade ederler ve
fiziksel ve psişik güç mekanlarıdır. Ayrıca önceden belirttiğimiz gibi
çeşitli şekillerde sinir sistemi ve endokrin sistemi ile bağlantılıdır.







Batı ezoterizmde bu psişik
merkezleri ifade etmenin birkaç yolu var. Sefirot'un gezegensel adları veya
bazen denildiği gibi dünyevi çakralar (mundane chakras). Burada
gezegenler mezla veya İlahi Enerjinin Hayat Ağacından düşüşünü
takip ederler ve bedende tekabül ettikleri yerlere konulmaktadırlar. Keter,
Hokmah ve Binah başta; Kesed, Geburah ve Tiparet üst göğüste ve
omuzlarda; Netzah, Hod ve Yesod kalça ve cinsel organlarda, Malkut'ta
ayaklarda gözükmektedir. Bu, Yıldırım Kılıcı ve Yükselen Yılan
olarak bilinen alıştırmalar için iyi bir zihinsel harita oluşturmaktadır,
ancak simyadaki gibi gezegensel güçleri belirli organlara atfetmek açısından
o denli kullanışlı değildir.







Diğer bir vasıflar dizisinde basitçe
Orta Sütun elle alınır ve ya Israel Regardie'nin "Gerçek
Şifa Sanatı
"
kitabında belirttiği Elemental tekabüller, veya
"Orta Sütun" (The Middle Pillar) kitabında verdiği daha
iyi bilinen gezegensel tekabüller kullanılır. Aynı paralelde Hayat Ağacında
yükselen alttan kürelere ve yol kesişme noktalarına Hint tatva veya
Elelemtal Sembollerin kullanımı da sanıldığı kadar ender değildir.







Her ne kadar bu psişik merkezler
dizileri mükemmel değilse de, her biri kendine özgün alanında çalışmaktadır.
Bu açıdan teoride güzel gözüken, ama pratikte karmaşık ve kullanışsız
bir "büyük sentez" kurmak yerine, her bir alıştırmanın
sembollerini yerine göre kabul etmekte fayda vardır.







Enerjinin yükselişini daha çok Batıya
yönelik bir görüş açısından bakıldığında, psişik merkezleri tek ve
belirli organlar olarak değil ama birlikte çalışan bir grup organ olarak görmek
mümkündür. Doğu ezoterik uygulamaların öğrencileri, hemen fark eder ki
Yeni Çağı (New Age) görüşün benimsediği sırasına göre renk tayfını
veren muntazam şekilde dizili yedi çakra şeması yoga veya tantra'da kolay
kolay bulunmaz.







Onun yerine bulduğumuz şey, en az
modern yapay Batı ezoterik sistemleri kadar çelişki ve karışıklıktır.
Beş, altı veya yedi psişik merkezli bir sistem kullanmanız hangi sistemi
uygulandığına bağlıdır. Ayrıca, bir merkezin ilavesi veya çıkarılması
sadece uygulamanın ayrıntıları ve amaçları açısından önemlidir. Bu açıdan
psişik merkezleri objektif realite olarak kabul ettiğimiz anda tehlikeye
girmekteyiz. Bunun yerine merkezleri işlev ve aralarındaki ilişki açısından
değerlendirmemiz gerekir. Eğer bir çalışmada bir merkezin faaliyetleri
ayaklar, göğüs, cinsel organlar veya başla sınırlı olmadığını fark
edersek, o zaman o enerji konumu üzerinde daha derin bir anlayışa vardık
demektir. Eğer belirli bir çalışmada başka organların da ayrıca
etkilendiğini fark edersek, o zaman psişik merkezlerle salt sembolik ve
zihinsel bir ilişkiden kişisel ve deneyimsel bir ilişkiye girdik demektir.
İşte gelişmenin özü budur, sonsuz tertipli tablolarda verilen okült
malumatlar değil, kişisel deneyime olan bu geçişin bizzat
kendisidir.







Yakın tarihte yayınlanan bir Altın
Şafak eserinde
[11]
dört esas psişik merkez için kerubik özelliklere dayalı bir dizi tekabül
verilmişti. Kök merkezi Vahiy kitabındaki Buzağına, cinsel merkez Meleğe,
Güneş sinirağı Aslana ve kalbe Kartal atfediliyordu. Kalan merkezler için
hiç tekabül verilmemişti. Bu tertibi bir tartışma ve deneme temeli olarak
ele alarak, aşağıdaki listeyi daha etkin bir alternatif olarak önermek
isterim:







1.
Boğa veya Satürn
[12]
veya ay [13],
Kalpte Ateş







2.
Kartal veya Jüpiter veya Merkür, Karaciğerde Su







3.
Aslan veya Mars veya Venüs, Akciğerlerde Toprak







4.
Melek veya Venüs veya Güneş, Mesanede Hava







5.
Ruh veya Merkür veya Jüpiter







6.
Luna veya Ay veya Jüpiter







7.
Sol veya Güneş veya Satürn














Burada,
gezegenlerin kürelerdeki düzeni şuur halleri ile ilişkili olduğu, ve
maddi şuura inişimizdeki tekabüllerin, maddi şuurdan yukarıya doğru tırmanışımız
kıyasla farklı olduğu fikri ima edilmektedir.







Simyagerlerin Satürn için Çalışmanın
başı ve sonu olduğu dediklerini düşünürsek, o zaman bu yeni düzenleme
doğru olabilir.







"Islah Edilmiş Yeni Ahit" [14],
adlı bir makalede cinsel organ, göbek, kalp ve başın oluşturduğu dört
merkez Yuhanna'nın Vahiy'sinde bulunan unvanlarla birlikte kullanılmaktadır.







Cinsel
Organlar 1. ve 2. merkez Sahte Kahin







Göbek
3. merkez Kızıl Ejderha







Kalp
4. merkez Canavar







Baş
5., 6. ve 7. merkez Haç, Kuzu, Ruhsal Bilgin, Aydınlanma, Fatih














İlişik
bir şemada, temelde Satürn'den Taç'ta Ay'a dek gezegenlerin düzeni düz
Kabalistik bir sıralamada verilmektedir. Ayrıca bilinenin biraz farklı bir
renk skalası verilmektedir: Sarı ve gümüşi beyaz (Satürn), açık mavi
(Jüpiter), kırmızı (Mars), yeşil (Güneş), koyu mavi/indigo (çivit)
(Venüs), turuncu-sarı (Merkür), mor, gümüşi opal (ay). Her merkeze ayrıca
bir Zodyak karşılığı, büyük yazıttan bir mühür, ve Mahşerin Dört
Atlısından biri de tekabül olarak verilir. Zodyak'ın kalan beş burcu ise
Dört Element ve Ruha atfedilmektedir.







Vahiy Kitabının sunduğu sorun şudur,
eğer nihai deneyim olarak Gizli Ateşi hedefleyen bir içsel inisiyasyon sürecini
temsil ediyorsa, son derece sembolik bir şekilde yazılmıştır. Bu
sembollerin birçok anahtarları köken olarak son derece yerel ve bulunduğu
çağa alakalı olabilir ve çözmek için birinci asır Gnostik, Hıristiyan,
Merkavah ve Greko-Roma inisiyatik uygulamalara kapsamlı araştırma
gerektirebilir.







Bu kırılması imkansız bir ceviz
kabuğu olduğu anlamına gelmez, ama sonuçta elde edilen ödülü karşılığında
verilen çabayla tartmak gerekir. Eğer bu konuda halen ısrar edecek olursak
yukarıdaki anahtarlar verilmiştir. Ancak kanaatimize göre yanıtları
kolayca verilemeyecek "Canavar"ın başındaki boynuzlardan fazla
soru doğurmaktadır. Yanıtlar belki de Roma'nın değil de, Doğu
Ortodokslukta daha eski ve az erişilebilir Hıristiyan Kabala ekollerinde
bulunur. Zira onlar Yuhanna'nın İncili üzerinde daha fazla odaklanmıştır
ve mistik kanatlarını veya Aydınlanma sembollerini tamamen sökmemişlerdir.








Uygulamalar






Çalışma mekanınız hazırladıktan
sonra, omuriliğinizin Kadüsün orta sütunu olduğunu imgeleyiniz. Kanatları
boyunda,
üsteki parlak küre, güneş diski veya kozalağı başın tepesinde de
olarak imgeleyiniz. Küreyi beyaz veya kırmızımtırak altın, sol yılanı
mavi veya siyah ve sağ yılanı kırmızı olarak imgeleyiniz. Kuyrukları
omuriliğinizin tabanında kesişmelidir ve iki yılan beş kez daha kesişecek
şekilde dilleri dışarıda yüzleri birbirine bakarak boyun hizasına açılmış,
bir çift kanatla birlikte gelmelidirler. İmajın tepesi başın hizasında
bir güneş diski ile tamamlanıp, ucunda bir çam kozalığı bulunmalıdır.







Bu imaja birkaç hafta sürdürdükten
sonra, ek imajlar ilave edilebilir. Yılanların arasında oluşan her bir
dairenin içinde yukarıda listelenen Kerubik hayvanlar bulunmalıdır. Boyun
hizasında akaşa veya ruh vardır ve aya ait özellikler başın arkasına ve
güneşe ait özellikler hakim olmalıdır. Her iki evrensel prensibinin başın
üstünde birleştiği ve tepedeki parlak küreye veya çam kozalağına (epifiz)
düşünülmelidir.







Eğer mümkünse, sol yılanın aysal,
sulu, pasif, manyetik özellikler taşıdığı ve sağ yılanın güneşsel,
elektrik, ateşli, genişleyici özellikler taşıdığı imgelenmelidir. Orta
sütun her iki unsuru dengeler ve düzenler.







Yukarıdaki imajlar başarılı bir şekilde
imgelendikten sonra, sembollerin üzerinde sırayla meditasyon yapılabilir.
Üstten aşağı doğru çalışılması önemlidir. Eğer bir psişik blokaja
rastlarsanız, zorlamayınız. Sadece semboller dizisinde ilerlerken, sadece
hafifçe düzeltiniz. Herhangi bir sembol üzeinde yedi veya on günden fazla
durmayınız. Unutmayınız ki, yeni ezoterik dönemleri en iyi psişik günlerin
haftanın doruk noktasında olduğu cumartesi günleri başlamak en iyidir. Bu
demektir ki, orta sütunda yedi esas sembolden geçmek yedi hafta sürecektir
ve temel şema ve iki yılan için ayrıca ek üç hafta
gerekecektir.







Bu güçlü bir çalışmadır, onun için
zorlamayınız. Eğer rahatsızlık hissedilirse, meditasyon süreleri kısaltınız.
Bunlar başlangıçta 15 dakikadan fazla olmamalıdır.








Ateş Yılanı ve Mızrak
[15]






Bu yazıda bütün çalışmalar arasında
uygulayıcının deneyimi ne seviyede olursa olsun, aşağıdaki en kolaylarıdır.
Temel kavramlarına çoğu öğrenciler aşina olacaktır ve batıda mevcut
Gizli Ateşin temel anlayışına kullanışlı kılavuz olacaklardır.







Başınızın üzerinde çok yoğun ve
parlak bir ışık noktasını düşününüz. Başınızın tepesine
indiriniz, beden ve psişik varlığınıza girmesini ve şuurunuzu doldurmasına
izin veriniz. Genişleyip etrafınızı tamamen saran yaklaşık iki metre çapında
altın ışık ve ateşten bir küre oluşturunuz. Bu ışık yoğunluk ve güç
açısından büyüsün ve çağıracağınız Kozmik kuvvetlerin güçlü bir
taşıyıcısı olduğunu düşününüz.







Mızrağa benzeyen bir ateş ışınının
üzerinizdeki ışık noktasından inerek, kafatasınızdan geçtiği ve
bedeninizden geçerek dünya merkezine indiğini düşününüz. Ayağınızın
altındaki yerin titrediğini, ve kırmızımtırak altın renkli bir yılana
andıran canlı bir ateş buharının ışına ters yönde hareket ettiği ve
omuriliğinizden girdiğini ve orada kafatasınıza girdiğini düşününüz.
Kafatasınızın için oyuk, yaratıcı dönüştürücü enerjinin büyük
bir alıcısı olduğunu düşünüz. Bu devinimlerin birkaç kez tekrarlanmasından
sonra, dikkatinizi kalbinize veriniz ve orada kupa, taş veya diğer Yüksek
benliğinizin diğer bir alıcı kapı olduğunu düşününüz. Bir yanıt
bekleyiniz ve sonrada her şeyin muazzam canlı altın ışık, ateş ve aşk
denizinde erimesini bekleyiniz. Bu çalışmanın sonunda enerjiyi içinize özümseyiniz
ve Kozmik Varlığa bir bağış olarak sununuz.














Düzenleme için
Temel Alıştırmalar









Bedendeki esas enerji düzenleyicisi
olarak Güneş Sinirağı (Solar Peksüs)







Eğer bir çalışmadan sonra kalp ve
baş bölgesinde aşırı enerji varsa, onu Güneş Sinirağına indiriniz ve
enerjinin bedenin dışına ve etrafına bu merkezden dolaştırıldığını
düşünüz. Bu birkaç dakika içinde işler ve özellikler bu çalışmalardan
doğacak cinsel uyarma için iyidir.














Topraklama






Bu çalışmalarda sağlam Keter ve
Malkut noktaları tesis etmek önemlidir. Eğer Malkut iyi tesis edilmemişse,
günlük yaşamdan uzaklaşma ve "uçukluk" riski olasıdır. Daha
da önemlisi, Malkut ile güçlü bir bağı kurulmazsa, enerjinin çoğunun
gideceği yeri olmaz ve ziyan olur. Eğer fazla enerji üretilmişse ve Güneş
Sinirağından dışarıya dolaştırmak çözüm getirmiyorsa, aşağıdaki yöntemlere
başvurabilirisiniz:







1. Enerjinin el ve ayaklarınızdan
yere aktığını imgeleyiniz.







2. Elleriniz soğuk sulu bir tasın için
koyunuz ve içine aktığını imgeleyiniz.







3. Ayaklarınızla direkt çimen ve
toprak üzerinde yürüyünüz







4. Soğuk bir bardak su içiniz.






Bunlar rahatsız edici enerji
birikintilerin deşarjı için önerilerdir. Bir nevi psişik ilk yardım
olarak düşünülebilir. Bu alıştırmaların özellikleri kullanabileceğimiz
enerjiyi artırmak ve psişik varlığımız ve bedenimizin arınması için
bilgeli ve yavaş bir şekilde yönlendirilmesi içindir. Sürekli olarak onu
deşarj etmek süreci yavaşlatacaktır, ama yine de diğer yandan, ezoterik
çalışmalardan dolayı tahriş olma, tatminsizlik ve endişe hallerini sürdürmek
de sakıncalıdır.














Işığı Dolaştırmak






Basitçe, her zaman bir çalışmayı
tamamladıktan sonra enerjiyi dolaştırınız. Uzanmış auranın uçlarında
Orta Sütun veya Güneş Sinirağı çalışmalarında verilen öneriler iyi
sonuç vermektedir.







####












Üzerinde Fikir
Edinmek için Ek Notlar









Crowley'nin "777" eserinde
24. Yol Tanrıça Kundalini'ye atfedilmiştir. Knight'in 13. Tarot kartında
Akrep burcun simgesi Kadüs ile birlikte gözükmektedir. Akrep 24. Yolun
burcudur.







Mümkün olduğu kadar çalışmalarla
birlikte kare nefesi alınmalıdır. Nefes alırken, enerjiyi başın
tepesinden indiriniz, ayaklarda, yerde ve/veya omuriliğin tabanında nefesi
tutunuz; nefes verirken başa getiriniz, nefesi tutunuz. Tekrarlayınız. Bu
alıştırmalara çok enerji ilave eder ve her bir çalışmanın süresini düşürmektedir.







Ağacın içindeki her bir kürenin içinde
ayrıca küçük "küre içinde küreleri" birleştiren bir
Tifaret'i veya başka değişle Büyük Yıldızı vardır. Böylece
Tifaret'in ahenkleştirici etkilerini yönlendirirken dokunduğu bütün
gezegenleri etkiliyoruz. Dikkatimizi Tifaret'in Ateş Üçgenine verirken
Tifaret'e bağlı bütün Kürelerin Ateş yönünü etkiyoruz. Ancak Satürn,
Merkür ve Venüs'ün daha güçlü tepkileri olabilir. Bu tabii karma (Satürn),
yaratıcı enerji (Venüs) ve entelekt/enerji kanalları anlamına
gelir.







Bu şekilde, gezegensel enerjileri
heksagram'da düzenlemek, septagram'a kıyasla daha kolaydır. Heksagram
enerji Tifaret aracılıyla düzenler, septagram ise Netzah aracılığı
kullanır.







Simyada, Ateş ve Hava Enerjinin düzenleyicisidir;
Su ve Toprak ise Maddenin düzenleyicisidir. Toprak enerjisi sağlığı
korumak için; Su inisiyasyonu sağlamak için; Ateş inisiyasyon'un kendisi
ve Hava Ateş erişebilir sağlamak için
hayatidir.







Tuz alt Yetzirah ve Assiahtır; Merkür
daha Yüksek Yetzirah ve Alt Briahtır; Kükürt Yüksek Briah ve Alt
Atzilut'tur.







Tuz aysal, Merkür güneşsel ve Kükürt
Zodyaksal ve Kozmik etkilere meyillidirler.













Önerilen Kaynaklar








Kundalini, Evrim ve Aydınlanma (Kundalini, Evolution and
Enlightenment)
, Derleyen John White, Anchor Books/Doubleday, Garden City,
New York. 1979.







Ateş Yılanı: Kundalini'ye
Modern bir Bakış (Serpent of Fire: A Modern View of
Kundalini)
Yazan Darrel Irving. Samuel Weiser, Inc., York Beach, Maine. 1995.







Dönüşüm Enerjileri, Kundalini
Sürecine Bir Rehber (Energies of Transformation, A
Guide to the Kundalini Process)
Yazan Bonnie Greenwell, Ph.D. Shakti River
Press, Saratoga, Ca. 1990.







Batı Tradisyonunda: Süptil Beden
Doktrini (The Doctrine of the Subtle Body in
the Western Tradition)
Yazan GRS Mead. Solos Press, Shaftesbury, Dorset. No
date. First published, 1919.







Orta Sütun (The Middle Pillar)
Yazan Israel
Regardie. Llewellyn Publications, St. Paul, MN. 1991.







Altın Şafak Kabalası (Kabbalah of the Golden Dawn)
Yazan Pat Zalewski. Llewellyn Publications, St. Paul, MN. 1993.







İçsel Dünyaların Deneyimi (Experience of the Inner Worlds)
Yazan Gareth Knight. Samuel Weiser, Inc., York Beach, Maine. 1993.







Comte de St. Germain'in Üçlü
Kutsal Bilgeliği (The Most Holy Trinosophia of the
Comte de St. Germain
) Giriş Bölümü ve Yorumları yazan Manly P. Hall. The
Philosophical Research Society, Inc., Los Angeles. 1983.







Doğa Filozofları (The Philosophers of
Nature)
,
125 West Front Street, Suite 263, Wheaton, Ill. 60187.









Kabala Dersleri:

Simya Dersleri: .






Psişik Enerji, Kaynağı ve Dönüşümleri
(Psychic Energy, It’s Source and
It’s Transformation)
Yazan M. Esther Harding, Princeton University Press,
Princeton, N.J. 1963.







Zerdüst'ün Zend Avesta'dab
Gathaları (The Gathas of Zarathustra from the Zend-Avesta)
, derleyen Raghavan Iyer.







Zerdüst: Yüce Vizyon (Zarathustra, The Transcendental
Vision)
Yazan P.D. Mehta







Zerdüst Tradisyonu (The Zoroastrian Tradition)
Yazan
Farhang Mehr







Doğu Büyüsü (Oriental Magic) Yazan Idries Shah








Notlar








[1]
Bakınız: Majikal Şuur Halleri (Magical States of Consciousness)
Yazan Dennings ve Philips; İçsel Manzaralar (Inner
Landscapes)
Yazan Dolores Ashcroft-Nowicki; veya Doğa Filozofları:
Kabala Dersleri 35-44, (The Philosophers of
Nature
, Qabalah Lessons 35 - 44).









[2]
Majinin Sırları, Majikal Felsefe'nin 3. cildi (Mysteria Magica, vol. 3 of The Magical Philosophy)
Yazan Melita Denning ve Osborne Phillips. Llewellyn Pub., St. Paul, MN.
sayfalar 57-59, veya 69-73; veya, Doğs Filozofları, Kabala Dersi 62
(The Philosophers of Nature, Qabalah Lesson 62).









[3]
Bakınız: Dönüş Yolunda Sorunlar: Kabalistik ve Simyasal Çalışmalarda
Patoloji (Problems on the Path of Return: Pathology in Kabbalistic and
Alchemical Practices)
Yazan Mark Stavish, M.A. Felsefe Taşı - Doğa
Filozofların Dergisi (The Stone -The Journal
of The Philosophers of Nature
. Issue 19, March-April 1997).









[4]
Bakınız: Lüsid Rüyalara ve Astral Seyahata Kabalistik Bir Yaklaşım (A Kabbalistic Approach to Lucid Dreaming and Astral Projection)
Yazan Mark Stavish, M.A. M.A. Felsefe Taşı - Doğa
Filozofların Dergisi (The Stone - The Journal of the Philosophers of
Nature
. Issue 20, May-June 1997.)









[5]
Kabbalah
Yazan Gershom Scholem. New York. Meridian. 1974. Sayfa 186.









[6]
Yahudi Simyagerler (The Jewish Alchemists) Yazan Raphael Patai. Princeton, N.J., University
Press.1994.









[7]
Saint-Germain'in ayrıca Aşikar Edilmiş Musa'nın Kutsal Majisi (La magie sainte revelee a
Moyse
- The Holy Magic of Moses Revealed). Tarih verilmemiştir.









[8]
Doğa Filozofları Ders 63 (PON Qabala Lesson 63), seslerin kalp, güneş
sinirağı ve perineyum'dan rezonanslı seslendirilmesini önerir. Regardie
IAO seslerine Altın Şafak kitabında (The Golden Dawn, 5th
ed.) herhangi bir özellik vermiyor ve Bir Yıl Kılavuz'unda (The
One Year Manual)
hiç yer vermiyor.









[9]
Elemental Derece İşaretleri için bakınız Regardie'nin Altın Şafak (Golden
Dawn) kitabı, safya 134-135.









[10]
Bu konu yakında çıkacak "Batı Ezoterik Uygulamalarda Elmas
Bedeni" ( “The Diamond Body in
Western Esoteric Practices”) yazımda incelenecektir.









[11]
Altın Şafak Kabalası (The Kabbalah of the Golden Dawn) Yazan Pat Zalewski. Llewellyn
Publications, St. Paul, MN. 1993. Sayfa 89-125.









[12]
Bu gezegensel liste Doğa Filozofları, Spagirik Kursundan alınmıştır (The Philosophers of
Nature, Spagyric Course Year Two
, Lessons 32 and 45).









[13]
Bir Boehme öğrencisi, Johann Georg Gichtel'in bir resminden alınmış:
Adem'in Düşüünden sonra ve herhangi bir ruhsal inisiyasyondan önce
"insanın yozlaşmış hali" (“man in his corrupt state” after the Fall from Grace, prior to any
spiritual initiation).









[14]
Kundalini: Evrim ve Aydınlanma, (Kundalini, Evolution, and Enlightenment),
Derleyen John White. Anchor
Press. Garden City, New York. 1979. James Morgan Prvse'ın makalesi, sayfa
418-440. Bakınız: Aşikar Edilmiş Vahiy Kitabı (The Apocalypse Unsealed).









[15]
Bakınız: İçsel Dünyaları Deyimleme (Experience of the Inner Worlds)
Yazan Gareth Knight. Samuel
Weiser, Inc., York Beach, Maine. 1993. Pages 1-119. Veya bakınız Doğa
Filozofları, Kabala Dersleri 12-16( PON Qabala
Lessons
12-16).


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

15 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Çarş. Şub. 02, 2011 8:33 am

CANTAR

avatar




Günlük
kullanımda "ruh" ve "tin" esas itibarıyla aynı anlamı taşırlar. Bunlar
etrafını saran somut fiziksel bedeni süren veya arkasında yatan dirilik gücü
olan esrarengiz bir bilinç hali veya varlığı açıklamak için kullanılırlar.
Önde gelen dünya dinlerinin öğretilerine göre mistik ruh veya tin bir şekilde
ölümden sonra varlığını sürdürmektedir. Bu öğretilere göre biz nasıl maddi bir
beden içinde yaşayan insanlar olarak lineer zaman çizgisi içinde büyüyüp
öğreniyorsak, ruh veya tin de bir dizi yaşamda (enkarnsyon) bilgi ve deneyimde
gelişmektedir. Ancak, ruh ve tin olarak tabir ettiğimiz bu iki kelime arkasında
geçmiş zamanlarda daha karmaşık anlamlar olabileceği hakkında çok kanıt vardır.
Bunların aynı anlama gelmediği konusunda belirgin bir olasılık vardır. Olası
olarak geçmiş bir dönemde bu iki kelimelerin anlamları karıştırıldı ve esas
manaları tarihin akışı içinde kayboldu. Bir bakıma bu iki kelimenin arasındaki
anlam farkının kaybı günümüzde yaşanan ruhsal şaşkınlığın özünde yatabilir.
Belki de bu iki kelimeye gerçek tarihsel anlamlarını aşılamanın zamanı
gelmiştir.



Bu iki terimin
inceliklerini daha net bir şekilde anlamak için, kadim Mısır'ın zengin ve
karmaşık uygarlılığının öğretilerine göz atalım. Her şeyden önce eski Mısır halkının
günümüzdeki insanlardan farklı bir yaşam sürdürdüğünü idrak etmemizde önem
vardır. Kadim Mısırlılar her anı ve her yaşamı günlük yaşamımızı aşan ruh
ve tin anlayışına sıkı bir bağlılık içinde geçiriyorlardı. Onlar için zaman bir
saatin tıklamasıyla veya güvenli bir geleceğin ümitleriyle ölçülmezdi, ama
sadece dünyasal zamanı değil öte alemi de kapsayan daha geniş bir kavram üzerine
kuruluydu. Hatta, inanılmaz yapıları ve kutsal ilimleri dahil bütün kültürleri
ölüm ötesi yaşam ve ölüm anında insan şuurunu diri tutan yaşamsal güce neler
olduğu anlayışı üzerinde kuruluydu.

Bu kadim kutsal
bilim alimleri şuurun bedenden ayrıldığı anda bir kafa karışıklığı yaşandığını
öğrendiler. Bu kargaşalık halini irdelerken, bu önemli anda bir ayrışımın
oluştuğunu idrak etiler. Şuur iki farklı hal veya varlığa ayrılmıştı. Bu iki
hale değişik adlar verdiler.

Şuur ayrışımın ilk
bölmesine "BA" adı verdiler. Bu ölümsüz varolma halidir. Bu şuurun yeniden doğan
tarafıdır. BA ölüm anında şuurdan ayrılır ve ruhlar kuyusuna dönerek tekrar
doğmayı bekler. Günümüzdeki terminolojide "ruh" ve "tin" aynı anlama
gelmektedir. Ama daha yakın baktığımızda "ruh" kelimesinin BA'ya tekabül ettiğini
görürüz, ruh ölümsüzdür, tekrar doğar ve tam aydınlanmaya doğru kutsal
yolculuğunu devam eder. Dini edebiyatta hepimizin içinde bulunan ilahi kıvılcım,
hayvani nefsimizi yenmemize ilham veren çok boyutlu varlığın bir yönü, ben
merkezli egonun ihtiraslarının ötesine çıkıp evrensel realiteyle bağımızı
yaşamamızı sağlayan unsur olarak açıklanmıştır. "Yaşam Soluğu" denilen bu
görülmeyen güç veya öz büyük deneyim, arınma ve aydınlanma yolculuğunda bedenden
bedene göçmektedir.

Kadim Mısır'ın
hiyeroglifleri veya sembolik dilinde, BA bazen kanatlı bir insan başı ve bazen
bir insan başlı bir kuş olarak gösterilir. O, ölüm anında dünyayı
terk ettiğimizin farkında olan parçamızdır bundan dolayı kanatlı bir insan veya
insan-kuşu olarak gösterilir. Kuş motifi bu yazının ikinci bölümünde daha
daha iyi anlaşılır. Şu kadarını söyleyelim ki, BA'nın kuş sembolü Hayat
Ağacından kendini serbest kılıp yer çekiminden ve maddi alemden kurtulup kozmosa
uçabilen gücü temsil eder.


Ölüm anındaki büyük
ayrışımın ikinci unsuruna "KA" denilirdi. KA, insan şuurunun Dünyada kalan
tarafıdır ve hiyerogliflerde bir ufuk önünde iki uzanmış kol olarak temsil
edilmektedir. Önceki şuurlu varlığın psişik tortusu veya "hayaleti" olarak
tanımlanır. O ruhtur. O, fiziksel bedenimizin işgal ettiği yerle, sahip olduğu
eşyalarla ve tanıdığı insanlarla bağlantısı olan tarafımızdır. O yaşam mekanına
musallat olur. O halde, canlandırıcı güç olarak BA'nın bedeni terk ettiğinde KA,
şuurun arda kalan unsurudur. O, gölge veya ruhsal şuurun psişik izidir, veya bir
yere musallat olan ve tekrar tekrar beşeri yaşamını yaşandığı illüzyon nitelikte
cennet ve cehennemlerde mekan eden "ruhtur". O halde, görülebilir ki bu
bağlamda "ruh" sözcüğü "KA" anlamına gelmektedir.

Mısırlıların
KA ve BA arasındaki yakın ilinti konusunda bilgi ve anlayışlarından
dolayı ölüm ötesi bilimi, tin ve ruh, kan ve toprak, eşyalarımız ve
ruhumuz, atalarımız ve kişisel varlığımız arasındaki yakın bağı
bilmekteydiler.

Birçok
filozoflar, Hinduizm, Budizm gibi dinler ve çeşitli ruhsal gelenekler BA
hakkında açıkça söz etmişlerdir. Ancak KA hakkında anlayış bir
kenara atılmıştır. Batıl inanç ve efsanelere karışan Mısırlıların
ölüm ötesi bilimi modern dünyada unutulmuştur. Mısırın bu büyük
bilimini yeniden irdelemekte önem vardır. Böylece arayış içinde günümüzün
insanları olarak bizlerin daha geniş bir bakış açısından yeryüzünde
yaşamımızın anlamını görme fırsatına sahip
oluruz.

Bu ilginç
konuyu irdelerken, birçok Hollywood filmin insan deneyimin bu esrarengiz
yönü veya "Ka" hali üzerinde odaklamaya başlamaları ilginç bir husustur.
Belki de KA konusunda kültürel şaşkınlığımız bu fenomenin kökünde yatar.
Hatta, bu filmlerin senaryoları esrarengiz KA hali üzerinde
düğümlenmektedir. Örneğin, 2000 yılının en iyi filmleri arasında seçilen
Altıncı Duyu (The
Sixth Sense) konu olarak sadece etrafındaki ruhları KA hallerinde görebilen
bir çocuk hakkında değil, ama KA halinde yaşantısına yeni başlayan bir adam
hakkındadır. Bu adam (Bruce
Willis rolüyle) film boyunca, yaşamadığını ve KA halinde olduğunu anlayıncaya
dek, zamanın çoğunu şaşkınlık içinde etrafında gördüğü muammaları
çözme çabasında geçiriyor. Bir bedensiz ruh olarak fiziksel realite
açısından artık yaşamamasına karşın, yaşam sırasında yaptığı hataları
anlamak üzere - ve belki de düzeltmek üzere - rüyamsı bir senaryoda rol
almaktadır. Görünürde gerçek olan, ama illüzyona dayalı drama içinde
hareket ederek, önceki yaşamdan kalan izi KA bu hatalardan öğrenme fırsatı
ile karşılaşmaktadır. Birçok ruhsal geleneklerde bu illüzyona dayalı
manzaralara KA veya bedensiz ruha günahlarından arınma veya "iyi yaşantısı"
için ödüllendiren ortamlar sağlayan cennet ve cehennem olarak
tanımlanmaktadır.

Halayet (Ghost)
filmi de KA hali hakkındadır. New York metro sisteminde hortlayan karanlık ruhu
hatırlıyor musunuz? Deli hayalet, hortlanmış KA belki de ilelebet New
York'un yeraltı Metro sisteminde tutsak kalmıştı. Bu patolojik varlığın Metroda
intihar ettiği intiba veriliyor. KA'sı delirmiş olduğundan olayı tekrar ve
tekrar yaşamaya mahkumdur. Ayrıca, Altıncı Duyu filimdeki Bruce Willi karakteri
gibi, Hayalet filminin kahramanı Patrick Swayse'nin KA'sına da "düzeltme"
fırsatı sunulmuştur.

Bu yıl diğer bir
en iyi filim adayı Amerikan Güzeli (American
Beauty) filminde, Kevin Spacey karakteri henüz yeni ölmüşken, kamera
mahalleden uzaklaşırken, filmde sesini duyuyoruz. Şöyle demektir: "Bilir
misiniz, öldüğünde tüm yaşamınızı tekrar yaşarsınız derler. Ama söylemedikleri
bir şey vardır, aslında tüm yaşamınızı tekrar yaşarsınız, ama sonsuza dek. Ama
merak etmeyiniz, bunu öğreneceksiniz." Bu KA hali konusunda popüler kültürde
söylenmiş oldukça yerinde bir sözdür.


Aşkın
Gücü (What Dreams
May Come) filminde Robin Williams karakteri ölür ve tıpkı hayatayken çok
sevdiği güzel resimlere benzeyen bir yere gider. Filmdeki karakterin KA
halinde kendi sonsuzluğunu "yarattığını" ima edilir. Bu
arada karısı intihar eder ve bir tür cehenneme gönderilir. Film KA'nın
rüyamsı, sanrılı deneyimi kişinin yaşam şekli ve inanç sistemine bağlı
olduğunu anlatmaktadır. Bu ayrıca, kadimlerin KA yönünün ölüm anında
ayrılışına nasıl baktıklarını açık bir şekilde anlatmaktadır. Dünyasal
yaşantınız olduğu gibi ölüm anından sonra belki de sonsuza dek KA
halinde tekrarlanmakta.

Bu filmlerde,
filmciler güncel seyircide psişik bir damara basmış bulunuyorlar. Kitleler için
yaratıkları selüloit rüya ve illüzyonlar KA'nın yaşayabileceği çeşit çeşit
deneyimlere kıyaslanabilir. Olası olarak bu senaryoları bilinçaltına
aşılamakla hem KA halini öğretip, hem de ince bir şekilde onun yolculuğunu
etkiliyorlar mı?

Kadim
Mısırlıların inanç ve uygulamalarına geri dönemlerim ve bu fani KA halini
daha yakından irdeleyelim. Öğretilerine göre KA halinin çeşitli yönlerini
anlamak için bazı anahtarlar vardır. Onlar KA'nın oluşumu fiziksel şeklin
oluşumu, deneyimleri ve kalıntıları ile derinden ilgili olduğunu
inanıyorlardı. KA, ebeveyn ve atalarımızın bütün genetik malzemesini
taşımaktadır. Mısırlılar, bütün atalarının kalıntıları kişisel KA'nın
oluşumda payı olduklarını biliyorlardı. Dolayısıyla, uygulamalarında atalara
saygı ve isimlerini anımsama önemli bir yer almaktaydı. Ataların KA'ları
hepimizin içinde yaşadığını inanıyorlardı. Genleri nesilden nesle geçerek
doğan her çocukta yaşamaktadır. Şu anda bütün atalarımız
gözlerimizden bakıyor. Kadimler inanırdı ki sadece adlarını çağırmakla bütün
bilgi ve bilgelikleriyle birlikte onları ortaya çıkarabiliriz.




Mısırlılar,
ayrıca kişinin bu yaşamda sahip olduğu eşyalarının varolduğu sürece KA halinin
bir kısmını tuttuğunu inanırlar. Bir zaman fiziksel forma nüfuz eden BA özüyle
dolu olarak bu gücün bir enerji izini tutmaktadır. Bundan dolayı psişik hassas
kişiler elleriyle tutukları cisimlerden bir zaman ona sahip olan kişilerin yaşam
deneyimleri hakkında birçok şey sezebilirler. Pişik hassas bu kişiler KA
enerjisinin izlerini algılama gücüne sahiptirler. Bundan dolayı kadimler
bilinçli bir şekilde mümkün olduğu kadar az eşyaya sahip olmayı tercih
etmişlerdir. Çünkü KA halini ölümden sonra kontrol edebilecekleri bir şekilde
korumak istiyorlardı. KA'larını her tarafta dağıtmamak çok önemli sayılıyordu.
Dolayısıyla, uygulamalarının önemli bir kısmı KA'yı muhafaza etmek üzerine
odaklanıyordu.

Bunun
başarabilmek için, KA ve BA'larının ölüm anında bölünmemesi için yapmaları
gereken önemli işlemler vardı. Öldükleri zaman sahip oldukları az sayıda KA
objeler aile ve dostları tarafından toplanıp bedenleri ile birlikte
mezarlarına konulmaktaydı. Mumyalama ile bedenin muhafaza edilmesi de bu
işlemin bir parçasıydı. Mısırlılar inanıyorlardı ki bedenin çürümesi
yavaşlatıldığı sürece bedende de KA ve daha bütün bir şekilde muhafaza
edilebilir.

Mezar hırsızları
ve batılı hazine avcıları birçok eski Mısırlı mezara girdiklerinde tam yukarıda
anlatılan şeyi buldular. Onlar mezara yatırılan kişinin sahip olduğu KA
objelerini buldular. Ayrıca kişinin mumya kalıntılarını buldular. Genelde
kapının üstüne mezarın huzurunu bozacak kişileri lanetleyen bir yazı
bulunmaktaydı. KA objelerin ve KA bedenin rahatsız edilmemesi Mısırlıların ölüm
ötesi bilimlerinin hayati bir parçasını içermekteydi. Hatta aşağıda göreceğimiz
gibi KA'nın ve KA objelerinin rahatsız edilmeden korunması bir tür ölümsüzlüğün
anahtarlarıydı. Formül şöyleydi: BA'nın tekrar bir reenkarnasyon durumuna
düşmesini ve KA'nın daha önce yaşadığı hayatın fantezisini sürekli yeniden
yaşayarak tekrarlamasını önlemek üzere, KA'yı rahatsız olmayacağa bir şekilde
korumak gerekir. Bu BA'yı "topraklar" ve reekarne olup tekrar doğmasını
önler. BA ve KA arasındaki ince bağ kopmadığı için BA'nın etrafımızı saran
çeşitli görünmez alem ve boyutlarda Şamanik bir gezgin olarak dolaşması
sağlanmış olur. Bu gezegenler, yıldızlar ve hatta galaksileri de içerir ama
sadece onlarla sınırlı değildir.


KA'yı mezarda
tutmak ve dünyaya bir hayalet olarak dolaşmasını önlemek için belirli ritüeller
tasarlanmıştı. Bunun başarılı bir şekilde yerine getirilmesi durumunda BA da
reekarnasyon çemberinden kurtulmuş olurdu. Bu durumda BA birçok değişik ölüm
ötesi alemlere istek üzerine girebilecekti. Mısır mitolojisinde bu durumun
başarıldığında BA'nın bir "ışık bedenine" veya gökyüzünde bir yıldıza
dönüşebileceği açıkça belirtilmiştir. Bu bilimin dikkatli uygulanmasıyla ölüm
anında şuurun ayrışması önlenir ve bir derece ölümsüzlük elde edilmiş olurdu.

Gördüğümüz gibi,
kadim Mısırlıların bilimi şuurun ölümsüzlüğü bilimiydi. Hem KA'yı, hem de BA'yı
muhaza etmeye yönelik bir ölüm ötesi bilimiydi. KA halinin daha önceki varlığın
sürekli fantezilerini tekrar yaşamasını önlemeye yönelik uygulamalar
içermekteydi. Hatta eski Mısırlılar ölüm anında bu garip süreci değiştirebilecek
bir sistem yaratmışlardır ve araştırmalar diğer birçok farklı topluluğun da bu
inançları paylaştığını göstermiştir. Hatta, Tibet Ölüler Kitabı da dahil olmak
üzere Tibet Tantra'sında dönüşüm uygulamalarının da bireysel uygulayıcıyı bu
aynı amaca doğru yönlendirmek için tasarlanmıştır.

Kadim Mısırda
kutsal ölüm ötesi bilimi iki şey üzerinde odaklanmıştı. Biri BA'nın
reenkarnasyon sürecine son vermektir. Diğeri de KA'nın fantastik, rüyamsı halini
kaldırmaktır. Görünüşe göre bilim ölüm zamanında bir daha ayrılamayacak şekilde
KA ve BA'nın özlerini yeniden birleştirmekti.

Ama dahası da
var. Neredeyse ölümsüz varlık aynı zamanda dünyasal ruh aleminin bekçisi ve
geliştiricisi olacaktı. O artık Dünyada olup biten olaylara etkisi olan, bütün
dünyalıları daha yüksek bir ruhsal farkındalığa getirmek üzere yardımcı
olabilecek kapasitede bir varlığa dönüşmekte.




Bu kutsal görevi
yerine getirmek için kişinin yaşamını nasıl idame ettiği, nasıl bir yaşam
sürdüğü hayati bir önem arz etmekteydi. Böylece kadim Mısırlılar yaşamda
süregelen her karşılıklı etkileşim, karar ve güdü KA'nın bir yönünü
içermekteydi. Varoluşun sonsuz olduğunu ve gelişmenin bedenin ölümden sonra
devam ettiğini inandıkları için bu dünyada olacak şeylerin ölüm ötesine
yansıyacağını biliyorlardı. Bu Uzak Doğudaki "karma" yasasına çok yakın
bir kavramdır. Dolayısıyla, eski Mısırlılar kimle iletişim ve dostluk
kurdukları, kiminle cinsel cinsel ilişkiye girdikleri ve iş yaptıkları konusunda
çok dikkatli davranıyorlardı. Önemli olan erdem ve basiretli yaşam sürmek,
kişisel KA'larının bu yaşamda negatif deneyimlerle kirlenmesiydi. Varoluşun esas
anlamı ve kişinin çevre ile ilişkisi üzerinde sessizce tefekkür etmekle geçen
saatler önemli bir yer işgal etmekteydi. Bu tür bir yaşamın hakikat, içsel
görü ve idrak, bilgelik ve şefkatin oluşturduğu yüksek ruhsal vasıfların
geliştirilmesi ve deneyimlenmesine yol açacağa inanılırdı.

Mısırlılar bizim
yıldızların "tohumları" olduğunu inanırlardı. İnsanları yürüyen, konuşan,
düşünen ve şuurlu "yıldız nesnesi" oldukları inanılırdı. Bu da gerçekten
doğrudur. Bedenlerimiz kadim sönmüş yıldızlardan, kozmik artıklardan ve galaktik
partiküllerden gelen uzay tozlarından oluşmuştur. Bu gezegende tarihimiz boyunca
toz ve su mucizevi bir şekilde canlı yıldız nesnesini yaratmıştır.

Dolayısıyla,
ölüm ötesi birçok aleme gezginlik kadim Mısırlı rahip/bilim adamlarının ritüel
ve uygulamalarının önemli bir parçasıydı. Uygulama ve ritüellerini dikkatli bir
şekilde yerine getirdiklerinde bile halen ölüm anında ayrışılan KA ve BA
açısından şaşkınlık yaşandığını öğrendiler. Reenkarnasyon çemberinden kurutulan
BA, halen çok yönlü ve anlaşılması zor ölüm ötesi alemlerinde yolunu
bilmemekteydi. Bir haritaya danışmadan, yaşamdayken öğrenebileceği bir rehberin
yardımı olmadan astral oyun sahası anlaşılması oldukça fazla karmaşık bir
yerdir.

Bu kadim
rahip/bilim adamları meditasyon, Şamanik maddeler ve kutsal ritüeller kullanarak
etrafımızı görünmez bir ağ gibi saran yüksek diyarlarda Şamanik yolları
gezdiler. Günümüzde "Ölüme yakın deneyimler" denilen hallere girerek bu kadim
Şamanlar astral alemlerin sisli peçelerini aştılar. Ölüm
ötesi sonsuz alemlerde yolculuk yapmak için uygulamalar veya bir dizi ritüel
geliştirdiler.

Bütün bu Şamanik
çeşitli yolculukları sınıflandırıp karşılaştırılırken Şaman veya ölümü
deneyimleyen kişinin ölüm ötesi yaşamda neler olduğunu anlamasını ve nereye
gidileceğini gösteren bir sistem inşa ettiler. Haritalarına "Hayat Ağacı"
dediler. Bu ağacın amacı ölümde birleşen KA ve BA'nın astral yollarda seyahat
etmesini sağlamaktı. Bu haritanın hayati önemi bu makalenin ikinci bölümünde
açıklanacaktır.

Ayrıca, bu
bilim, gezegenimizde hatlar döşeyen birçok kadim "ley" çizgilerle ilgili
olabilir. Bu çizgiler İngiltere'den İrlanda'ya, dağlardan bozkırlara dek dünyanın her
tarafında bulunmuştur. Ley çizgiler 6 bin metre yüksekliğinde Ant
dağlarında bile bulunmuştur. Genelde mükemmel şekilde düz çizgilerdir. Anlamları
uzun yıllardır bilinmemekteydi. Onların UFO pistleri olduğu veya kadim
karayolları olduğu konusunda spekülasyonlar yürütülmüştür. Paul Devereuax'nın
araştırmalarına göre onlar kadim Şamanik yollardır. Şamanik ruh yolları olarak
gelişmiş ruhların hareket edip başka alemlere girmeleri sağlandığı iddia
edilmekte. Bundan dolayı eski Şamanlar hem bu ley çizgilerin üzerinde
gömülürlerdi. Böylece KA'ları kutsal bir yerde muhafaza edilmekteydi.
Avrupa'daki Şamanik geleneğe göre krallar ve rahipler akan dere ve nehirlerin
altında gömülmeleri ön görülmekteydi. Nehre baraj kurup küçük bir su geçidi
yaparlardı, sonra cesedi nehir yatağında gömüp suyu serbest bırakırlardı.
Böylece ceset bulunamayacağı bir şekilde muhafaza edilmiş olurdu ve nehir veya
deredeki su akışı doğal bir ley çizgisi oluşturduğu kabul edilmekteydi. Hint
geleneğindeki İndra'nın ağı gibi leyler gökyüzünde yıldızlar arasındaki yollar
olarak yansımaktaydı. Mikrokozmos ve makrokozmosu birleştiren kutsal dili
okuyabilenler için, daha büyük evren içinde dünya bütün taşları, ormanları,
dereleri ve nehirleri ile yıldız ve gezegenlerin dünyadaki temsilcileriydi.
Böylece dünyada dolaşan üstatlar sadece toprağın psişik motiflerini takip
etmiyorlardı, ama aynı zamanda dünyayı aşarak yıldızların arasında yürüyorlardı.
Avustralyalı yerliler taşların yıldızların şarksını söylediklerini inanırlardı.
Dikkatli dinlerlerse gök kürelerinin müziğini duyabileceklerini inanırlardı.

Yaşadığımız ve
üzerinde dolaştığımız bu dünya sayısız KA ruhların ruhsal kalıntılarıyla
doludur. Toprağın kendisi ölü bitki, hayvan ve insan artıklarından oluşmuştur.
Her biri toprağa KA'sını bağışlamıştır. Yediğimiz yemek geçmişte varolan sayısız
yaşam formların kalıntılarını içeren toprakta yetişmiştir. Her biri toprağa bir o
toprakta bir şarj kaydetmiştir ve o da yediğimiz yemeğe ve içtiğimiz
suya ilave edilmektedir. Bundan dolayı bazı Tibet Budist uygulamalarda et
yenmeden önce bazı mantralar zikredilir. Eğer uygulayıcı aydınlanma
yoluna koyulmuşsa, tam şuurluluk ve farkındalıkla bir hayvanın etini
yemekle onun gelecekte aydınlanmasına neden olacağı inanılmaktadır.
Ruhsal açıdan ele alındığında uyanmış uygulayıcı kendi özünü
hayvanın KA'sı ile
iliştirmiştir.

KA özünün
toprağa aktarılması ayrıca çağlar boyunca inanılan kan ve toprağın arasındaki
bağın sebebidir. Soykırımı uygulandığında bile öldürülen halkın KA özü bir zaman
yaşadıkları topraklarda mekan eder.

Bu bakış
açısından, Amerikan yerlileri halen Amerika Birleşik Devletlerinin ruhsal
manzarasına hakim durumdalar. Toprağı ne kadar kazıp doğayı tahrip etsek, sadece
çevreyi değil, doğada mekan eden KA ruhları da tahrip etmiş oluruz. Poltergeist
filmi bu cahil davranışın sonuçlarını açıkça gösterir. KA ruhu rahatsız olup
kaçtıkça, bizim geleceğimiz de bozulur ve tahrip olur. Eski mezarlıkların
kazılması, atalarımızın kutsal tabutların açılması, ley sistemin yok edilmesi
nihai olarak ruhsal aydınlanmayı yok eder.

Giderek
ruhsal mirasımızla irtibatımız azalıp betonlaşmış maddi dünyamızın
çekiciliğine kapılmış hapsoldukça, giderek yaşantımızda açgözlülük,
kibir, şehvet, kin ve şiddetin karanlık ihtirasları hakim olmaya başlar.
Işık, ahenk ve güzelliğin ilahi alemine karşı kör olarak ruh ve tin;
KA ve BA diyarlarının kutsal bilgisini feda etmekteyiz. Maddi kazanç için
manevi değerlerimizi takas ederken, New York Metrosunda hortlayan kayıp ve
öfkeli hayaletle farksız olmaktayız. Gezegenimize karşı saygısızlık,
KA'ımızın menşei ve zilyedimize karşı saygısızlık ayrıca
sonsuzluktaki konumumuza karşı saygısızlıktır. Kendi tasarım ürünümüz
olan bir cehennem diyarını yaratmaktayız. Bu diyarda KA'ımız terk
edilmiş bir şekilde sonsuza dek anlamsız yaşamlar sürecektir.

Dolayısıyla,
görüyoruz ki "ruh" ve "tinin" çok farklı anlamları vardır. Biri enkarne olan ve
reenkarne olan Tanrının izi BA'dır. Diğeri tinin dünyada maddi ve psişik
tezahüratı KA'dır. Kumda bir iz gibi, kadimlerin dökülen harabeleri gibi KA
sadece tinin veya Özün izini bırakır. Değişen değerlerin hükmettiği, ışık ve
karanlığın güçleri mücadele ettiği bu günlerde atalarımızın bilgisini arayıp
tanımak ve öğrenmek bize kalmıştır. Böylece ilahi diyarlara tekrar erişip
rotamızı çizebilir ve yıldızlar arasında ölümsüz yerimizi alabiliriz.

Jay
Weidner, bir film yapımcısı, konuşmacı ve
yazardır. O, Vincent Bridges ile birlikte
"Zamanın Sonunda bir Anıt: Simya, Fulcanelli ve Büyük Haç" (A
Monument to the End of Time: Alchemy, Fulcanelli and the Great Cross)
kitabını yazmıştır.
Websitesi: http://www.sacredmysteries.com/.
Kitabının eleştirisini şu linkte bulabilirsiniz: New
Releases
.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

16 Geri: Kabala, Kebala, Qabala, Cabala, Kabballah Bir Perş. Şub. 03, 2011 10:20 am

CANTAR

avatar


Yahudi kökenli olan kabala – kabalah yada Qabbalah şeklinde yazılır ve
gelenek anlamına gelir ve araştırmacılar tarafından gizli anlamlar
içerdiği düşünülür.Bu tarzda ustaca gizlenmiş bilgiler aynı zamanda
Tevrat , Sefer Yezirah (Yaratılış) ve Sefer HaZorah (Işık) gibi diğer
eski metinlerdede görülmektedir.

M.S beşinci yüzyılda ilk kez
yazıya dökülmüş olan eski Yahudi geleneklerinin ve kanunlarının bir
derlemesi olan Talmud’tan önceki bu kitaplar ,isa’nın zamanından asırlar
önce ortaya çıkmıştır.Işık kitabına göre “ bilginin sırrı daha cennet
bahçesindeyken tanrı tarafından Adem’e verilmiştir.Bu eski sırlar daha
sonra Adem’in oğulları Nuh ve İbrahim’e aktarılmıştır , İbraniler farklı
bir halk olarak ortaya çıkmadan önce.

Gizemli Kabala, insanın
ilahiyatı kendi içinde bulmaya çalıştığı bir tür Gnostisizm’dir. HaZohar
yazarı ; “ İnsan boyutu, her şeyi ve uygun şekilde var olan her şeyi
kapsar..Burada Kabala Mısır tanrısı , Thoth olarakta bilinen Hermes
Trismegistus’un “Yukarıda ne varsa, aşağıda da o vardır “ şeklindeki
ünlü sözüyle bağlantı kurar.Günümüz bir çok araştırmacısı İbrani
gelenekleri ve Mısır mşstisizmi arasında doğrudan bir paralellik
olduğunu kabul eder. Kabala , antik Mısır gizeminin İsrail merkezi ile
günümüze aktarılmış şeklidir.Mısır dinsel geleneklerinde ve Musa’nın
yaratılış kitabının ilk bölümlerinde belirtildiği üzere, dünyanın altını
üstüne getiren inanılmaz bir sır var “ diye yazılmıştır.Fransız
araştırmacı A.L Constant , Kabalanın kabalanın Sümer yoluyla İbrahime
ulaştığını iddia ederken , “ Enoch’un sırlarının mirascısı ve
israil’deki inisiyasyon geleneğinin babası “ demiştir.

Önceleri
Abram adıyla bilinen Sümer kökenli İbrahim, bazı geleneklere göre ,
insanoğluyla ilgili tüm sırların açıklandığı sembollerle dolu bir
tablete sahipti ve bu tablet ,Nuh zamanından beri kuşaktan kuşağa
aktarıldı.Karal Süleymana sahip olduğu bilgeliği kazandıran bu tablet ,
Sümerler tarafından “Kader Tableti” ve erken Yahudiler tarafından Raziel
Kitabı olarak biliniyordu.Tabletin şifresi “ Ha Qabala “ (ışık ve
bilgi) olarak bilinir , Qabala’ya sahip olan aynı zamanda kozmik
bilgeliğin en yüksek mertebeye “ Ram “ denir. Abram – yada Av-Ram adı
aslında “Ram” a sahip olunan demektir.Bu kelime Hindistan, Tibet,Mısır
ve Düritlerin kelt dünyasında , yüksek evrensel beceriyi ifade etmek
için kullanılır.

Sümerler’in “ Kader tableti” nin Exodus 31:18
‘de sözü edilen “ Şahadet Tableti” ile aynı olduğu düşünülmektedir.
Diğer İncil ayetleri –Çıkış 24:12 ve 25:16 , bu tabletlerin 10 Emir
olmadığını açıkça ifade etmektedir.Bu antik arşiv ,Thoth-Hermes’in
Zümrüt Tabletleriyle doğrudan bağlantılıdır.Asırlar boyunca devam eden
ezoterik bilgilerin kurucusu, yunanca adı Hermes olan , piramit yapımı
bilimine yapılan bir ithaftır ve Yunaca hema kelimesi taş anlamına
gelir.Mısır ve Mezapotamyanın dışında tablet; Virgil, Pythagoras,Plato
ve Ovid gibi yunan ve Romalı üstadlar tarafından bilinmektedir.

Bugünkü
tarih ve din anlayışımızda asırlar süren yanlış yorumlamalar ve dış
etkenler Kabala’yı içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.Bugünkü Yahudi
kabalası , İranlı büyücülerden, yeni Platoncu akımdan ve yeni akım
Pythagorcuların felsefelernden ödünç alınmıştır.Saf olsun olmasın
kabalanın Mistik bilgileri Filistin yoluyla mezapotamya ordanda ortaçağ
avrupasına ulaşmış ve ilk kez 13.yy ‘da yazıya dökülmeye
başlamıştır.Muhtemelen Moses de Leon adında bir İspanyol Yahudi HaZohar
başlığını belirleyen kişi olmuştur.

Araştırmacı Picknett ve
Prince’ye göre ,Kabalistik düşünce 14-15 yy.’da Pico della Mirandola
adlı bir Kabalist sayesinde , Floransada Medici ailesine
tanıtılmıştır.Medici ailesi sayesinde ise üst düzey insanlara
ulaşmıştır.

Erken dönem topluluklarının hepsi –Yunan ve Mısır
gizem okulları da dahil olmak üzere geçmişin gizemlerini çözmeye
çalışmışlardır.Endüstri devrimi ve Charles Darwin ‘in Evrim teorileri
çoğu kişi için insanoğlunun maymundan uygun şartlarda evrilerek sosyal
bir topluma dönüştüğüne inanmaktadır.Bugün ise artık yeni keşfedilen
bilimsel ve arkeolojik bulgular bir çok kişiyi bu durumun aksine
inanmaya zorlamaktadır, yani insanoğlunun bir zamanlar yaşadığı “altın
çağ” dan barbarlık çağına gerilediği şimdi ise bu bilgileri tekrar
kazanmakta olduğu düşüncesidir.Dünya nüfusu ile rakamlar bu düşünceyi
doğrulamktadır.tarih sahnesinde nüfus azalmış ve bir nktadan sonra
artışa geçmiştir.

Antik Sümer ve Mısır kayıtlarına göre dünya
üzerindeki insanın geçmişi 500,000 yıldan uzundur.İnsanoğluna dayatılan
mevcut iki teoriye göre ise birinde 6 binyıl diğerinde son
değişikliklerle 190 bin yıldır.Bulunan arkeolojik bilgiler 2
düşünceninde üstünü çizerek , yeni bir tarih modeline kesinlikle ihtiyaç
duyulduğunu artık tüm kanıtları ile göstermektedir.Eğer eskinin dinsel (
kozmolojik) organizasyonları sahip oldukları bilgiyi insanoğluna doğru
şekilde yaymış olsalar idi , aynı şey bugünün bilimsel organizasyonları
içinde geçerlidir, dünya üzerindeki tüm anlayışımız, düşüncelerimizin
yönü oldukça farklı olacağı şüphe götürmez bir gerçeklik olup, insan
düşüncesindeki bu uyuşukluk ;evrende yalnız olduğu düşüncesi ve yaşamın
sadece dünya üzerinde varlığı ; mevcut iki farklı otoritenin bir
ürünüdür.
Kabala için:

Kabala, kimilerine göre bir din, kimilerine göre bir
felsefe ancak Kabala aslında ne din ne felsefedir. O, kökeni eski
peygamberlere -belki de daha da öncesine kadar- giden eski bir
"öğreti"dir. Hakkında az bilgi sahibi olanlar, onu sadece "Yahudi
Tasavvufu" şeklinde kabul etse de, aslında Kabala, bildiğimiz Sufizm ile
önemli benzerlikler taşır. Kabala, yaratılışın yapısını, insanların bu
dünyada neden bulunduğunu ve onların hayatları boyunca aşmak
mecburiyetinde olduğu reenkarnasyon sürecini, -dünyanın ortaya çıkışı
dahil olmak üzere- tüm her şeyin hangi noktada sonuçlanması gerektiğini,
"manevi olarak" açıklayan bir öğretidir.

Kabala, insanlarda var
olan beş duyuya ek olarak, çok hassas bir altıncı hissin gelişmesini
sağlar. Bu manevi duyuyu Kabala, "Perde" ve "Geriye Yansıyan Işık"
olarak açıklamaktadır (Masah ve Or Hozer). Kabala, kelime anlamı
açısından, Kabala ile uğraşan kişinin, 'yüksek bilinç almak'(manevi
olarak olgunlaşmak) tutkusunu anlatan bir kelimedir.
Bir kitapta görmüştüm..

"T-nrı, T-nrı'yı görmek istedi!"

Kabala'ya göre herşey işte böyle başladı.

O,bilinmeyen,idrak edilemeyen Sınırsız Kaynak'tan başlayarak yaratılan

her şeyin;yaratılışın dilidir.

Ve de yaratılışın sırlarına giden bir anahtar.

Günümüzde insanlık,evrenin sırlarını yalnızca fiziksel bilgide aramaktadır.

Kabala ise evrensel bilginin fiziksel ve ruhsal anlamda bir bütün olduğunu ve

ruhsal bilgeliğin de bütünün diğer yarısı olduğunu vurgular.

Bilimin,dinlerin ve diğer ruhsal öğretilerin bir bütünün parçalarını oluşturduğunu

ve bunların birbirini tamamladığını öğretir.

Kabala bir din değil,bir öğreti değil ama evrensel bir bilgi,inanç ve mantık sistemidir. ''

Yaklaşık üç ay kadar Amerikada bir yahudi gençlik kampında bulundum.En
çok sorduğum sorulardan biri ve her seferinde farklı cevaplar verdikleri
konu buydu.Genelde cevapları kıyfaetleri ve ibadetleri ile ilgili oldu
ancak bana neredeyse hergün sordukları ve şaşırdıkları şey ise,Onları
Musayı beklemelerinin normal ancak bizim neden muhammed'i değilde İsa'yı
beklediğimizi sormaları oldu.
Kabala ile ilgili ilk çalışmalarımı bir rahibenin beni çalıştırmayı ve
grubuna almayı kabul etmesiyle edinmiş bir kişiyim. Ancak kendisinin
geçtiğimiz yıl vefat etmesi sonucu tüm çalışmalarımız yarım kaldı ve
sadece kadınlardan oluşan çalışma grubumuz dağıldı.

Bu konuda
yapılan çalışmalarda kadın kabalistler ve erkek kabalistlere verilen
bilgilerin ve yapılan çalışmaların belirgin farklılıkları olduğunu
öğrenmiştim . Bu bilgi doğru mudur , doğru ise bu farkların
(içerik/şekil??) ne yönde olduğu konusunda bilgi aktarabilecek üyelerin
yardımlarını özellikle rica ediyorum.
Bir rahibenin kabala eğitimi için grup oluşturduğunu ve öğrettiğini
yazmışsınız bu çok ilginç çünkü ne katolik rahibeler nede protestan
kadın çobanlar hristiyan olmayan insanlara bu tür sır ve bilgileri
vermekten şiddetle kaçınmakta ve tüm bilgilerini insan avcılığı ve o
insanların tüm bilinçaltı ve bilinç işlevlerini istedikleri gibi
yönlendirip ellerinde tutmakta kullanmaktadırlar.15 yılı aşkın süredir
protestan misyonerlerle birebir görüşmelerim olmasına rağmen,din
değiştirip hristiyan olmama ve onların onayladığı ve yönlendirdiği
şekilde yaşamımı devam ettirmeme rağmen onlardan edinebildiğim bilgi
onların bilgisiyle kıyasla gerçekten çok azdır ama sıradan bir insanla
karşılaştırıldığında bir insanın tüm içsel kaynak ve motivasyonlarını
yürütüp istediğim noktaya odaklayıp o insanı harekete geçirecek kadar
fazladır buda bana onların amacına hizmet için öğretilmiştir.Şu anda
hiçbir kilise yada kuruluşla bağlantım yok ve kurmaktanda şiddetle
kaçınıyorum.Türkiye'li kadınların bu tür öğrenimlerini sürdürebilmeleri
için gruplar oluşturmaları gerektiğini düşünüyorum ama bunun için
öğretici ve finans ihtiyacının nasıl karşılanacağını bilemiyorum.Belkide
bizlerin bir araya gelmesiyle yeterli bilgiyi bir araya toplayıp
birleştirmemiz ilerlememizi sağlamaya yetecektir.
Bende hocası kabalist bir hahambaşı olan bir papazdan (hocam) biraz kabala eğitimi almıştım.

Hristiyan olmuşsunuz ama Hz. İsâ Mesih'in şu sözünü içinize sindirememişsiniz sanırım: "Yargılamayın ki yargılanmayasınız!"

Sayın Kaan ben sadece deneyimelrimden edindiğim izlenimleri paylaştım ve
bu deneyimleri 15 yıl boyunca her çeşit hipnoz,beyin yıkama ve
bilinçaltı semollerini kullanmakta usta insanlarla psikoljik savaş
vererek edindim.Asıl siz beni yargılıyorsunuz.Sizin papaz hocanız
Türkiye ve Türkler'le ilgili ne düşünüyor bilmiyorum ama benim Amerikalı
pastörüm Türkler'in şeytanın uşağı olduğunu düşünüyor ve Amerika'dan
öğretiş için gelen hocalarda Türkiye'nin bölündüğünü şimdiden ilan edip
kendilerinden geçerek dua ediyorlardı.ilginç çünkü ******'ün dediği
gibi Türk'e Türk'ten başka dost yoktur.Sevmezler sayın Kaan bizi,hiçbir
konuda ilerlememizi istemezler.Kullanmak isterler sadece dost görünürler
ama çıkarlarına ters düşen insana yaşamak zorunda değilsin,evini terk
et(ev vucut anlamına gelir bilinçaltında) diye telkinde bulunurlar gece
gündüz çember içine alıp.Düşmandırlar bize sayın Kaan işet bu yüzden
ilginç.Kanımızı içmek için sabırsızlıkla beklerler topraklarımızı alıp
bizi köle olarak kullanmak için can atarlar.Günaydın sayın
Kaan,Günaydın!!!
Ben hala kadınların kabala çalışma metodunun nasıl olduğunu merak
ediyorum.internetten kabala derslerini takip ediyorum ama Rav Michael
kadınların kabala çalışma metodu hakkında fazla konuşmuyor ve desrleri
dinlemek çok zor çünkü Türkçe çeviri yapan kişi sürekli geğiriyor,
esniyor,yelleniyor ağzını şapırdatıyor bişeyler yiyip içiyor.
Ve kabala çalışırken kabaladan çok başka şeyler ifşa oluyor bana mesela
reklamlarda kullanılan teknikler,algıları ne şekilde etkilediği,dünyada
olan olayların sebep sonuç bağlantıları,ilk çağdan günümüze insanlığın
nasıl geliştiği gibi normalde hiç merak etmediğim soruların cevapları
uyurken yada gün içinde sürekli ifşa oluyor.Kabalayla ilgilenen
Türklerin bir araya gelmesi ve bir bağ oluşturması gerektiğini
düşünüyorum eğer kadınların çalışmak için ayrı bir grup oluşturması
gerekiyorsa bunu yapmamız lazım.Birbirimizi destekleyip doğru bir yaşam
sürdürmek ve yaratan ın ifşası için doğru niyeti edinmek için
birbirimize ihtiyacımız var.Türkiye de eski ahit eğitimi almış az insan
var ve o yüzden kabalayı anlayamayan insanlarla bir araya gelmemiz bu
süreci hızlandıracaktır.
Bakınız, bu konu benim bilgi birikim alanım dışındadır; sadece yüzeysel olarak bilirim.

Yıllar
önce bir sabah erken saatte Londra'da New Oxford Street üzerinde açık
bir kitapçıya denk düşmüştüm. Vitrini bana pek çekici gelmişti. Girdim,
Kabala üzerine bir kitap almak istediğimi söyledim. Yanıt şu oldu:
«50-60 tane kadar ayrı kitap var. Hangisini istiyorsunuz.»

Ben
alacağımı alıp çıktım. Aldığım, sadece kitaptı. Sonra bu konunun üzerine
yeterince eğilemedim. Kabala'yı alamadım. Almayadoğru dürüst
başlayamadım bile.

Kabala'yı size kimse veremez; kimse öğretemez. Kabala alınır.

Bu
nedenle önerim şu: Şarlatanlara çok dikkat edin. Onlardan çevremizde o
kadar çok var ki!... Her söylenene, her öneriye hemen onu söyleyen ya da
öneren sizden daha iyi bildiği, sizden daha deneyimli olduğu için
kapılmayın. Aklınızı kullanın. O en değerli yetinizdir ve asıl o sizi
doğruya götürecektir.
Kabala
sözcüğünün anlamı ” sözlü gelenek” tir. Yahudi inanç dünyasının
tasavvufu, mistik ve batıni (ezoterik) koludur. Eski çağlardan gelen
Pagan kökenli bir öğretidir. Yahudi Tevrat kaynaklı olmasına rağmen,
Hermetizm, Pisagorcu Orfik, Neoplatonizm ve Panteizm gibi ilk çağ Pagan
Mısır, Babil, Yunan kökenli bilgileri de içerir. Sezgiye dayalı bilgi
edinme metotlarıyla (Aydınlanma yoluyla) inisiye olunarak, Tanrısal
bilgiye ulaşmayı esas kabul eder. Tarihsel bir gelişme ile Yahudilik ve
Tevrat’la sistematize olan bu pagan gelenek, daha sonra Hıristiyanlığı
da Kabala’nın gelişmesinde Yahudilerin Babil sürgünü esnasında doğu
öğretilerinin de katkıları çok olmuştur. Kabala’nın yazıya dökülmesi
ancak Yahudi ikinci mabetin yıkılışından sonra (MS.70), Rabbi Schimeon
Ben Jochai’nin oğlu Rabbi Elezar ile Rabbi Abba tarafından, Rabbi
Schimeon’un yazmaları derlenerek, sonunda İspanya’da Kabalizm’in İhtişam
Kitabı ya da Işığın Kitabı Zohar ortaya çıkmış oldu. Kabala’nın temeli
daha çok Hz. Musa’ya Tanrı tarafından aktarılan Tevrat’ın (ilk beş
kitap) “yazılı olmayan özünü” kapsamasına rağmen Yahudilikten farkı;
Yahudiliğin temel ilkesinin Musa’nın yasalarına uymak olmasına karşılık
Kabala’nın Tanrı ile insan arasında doğrudan bir bağ kurmaya çalışan
ezoterik bir sistem olmasıdır.35 Kabala belki de çok sert ve katı
tutumları olan Yahudi Tanrı anlayışına ve Yahudi din anlayışındaki
eksiklikleri giderme ihtiyacından kaynaklanmış olabilir. Tevrat’ın aslı
olan ilk beş kitapta, dinin aslı olan, açıkça bir Şeytan anlayışı,
ölümden sonra diriliş, hesap günü, cennet ve cehennem anlayışı yoktur.
Kabala anlayışında Tanrı anlayışı panteisttir. Her bir varlık Tanrı’nın
eseri olduğundan, O’nun bir parçasıdır ve Tanrı’dan ayrı düşünülmez.
Yani Tanrı birdir ama kâinattaki her şeyi kapsar. Dolayısıyla her şeyde
Tanrı’yı görmek esastır. Yuhanna İncili’inde Hz. İsa’nın “Beni gören
Baba’yı görmüştür. Ben ve Baba biriz” demesiyle, Hallacı Mansur’un “Enel
Hak” demesinin bir farkı yoktur ve bu Panteist anlayıştan kaynaklanır.
Ayrı görünen her şey bir bütündür, bütün varlıklarda öz aynıdır. Esas
olan bir olmak, bire ulaşmak, her şeyi bir görmektir. Benliği aşmak ve
“FENA FİLLAH”a ulaşarak birde yok olmak. Bütün bu öğretiler, bir
noktadan sonra dikkat edilmezse “TEVHİD”i zedelemektedir. Gerçi
Kabala’da anlatılan Tanrı tek ve Tevrat’ta ismi geçen değildir. Ne
Tevrat’taki Elohim’dir, ne de Yahve’dir. Kabalacıların Tanrısı, SONSUZ
IŞIK (AIN SOPH) Tanrısı olduğu belirtilir ve bir de dişi Tanrı vardır.
Dişi Tanrı’nın adı SHEKİNAH olarak bilinir. Tevrat’ta ismi geçen iki
Tanrı ismi ELOHİM ve YAHVE, asıl Tanrı AIN SOPH’un iki tezahürüdür.36
Buraya dikkat edilirse Hıristiyanlıktaki teslis anlayışının temeli fark
edilir. Samimi Musa dininde olan Yahudiler de bu gerçekler üzerinde iyi
düşünmeli. Tanrı’yla bir olmak, yani Fena Fillah’a ulaşmak sıradan bir
insanın işi değil. Bu bir sırdır, Tanrı’yı herkes anlayamaz, “İnsanı
Kamil” olmak gerek. Bir tarikatta, bir İnsanı kâmil yanında eğitilmek
gerek. Bu anlayış İslam Tasavvufu dâhil her dine sızdırılmıştır. İslam
Tasavvufu’ndaki Vahdeti Vücud anlayışının temeli Kabala kaynaklıdır.
Kabala’nın önemli gelişimi ve eserlerinin yazılması Endülüs
İspanyasıdır. İslam dünyasında Vahdeti Vücud anlayışının kurucusu, ünlü
İslam Mutasavvufu Muhiddin Arabi’de (1165-1239) Endülüs’te yaşamıştır.
Kabala ortaçağda Hıristiyan ve İslam mistisizmine derinden sızmıştır.
Özellikle etkilemiştir demeyip, sızmıştır ifadesini kullanmamızın çok
önemli bir anlamı vardır. Çünkü Kabalacı anlayışta diğer inançlara
girip, kendine benzetme önemli bir taktiktir. Bu anlayıştaki bir çok
Kabalacı Yahudi, Hıristiyan ve İslam Dini’ne sızmıştır.
Hıristiyanlıktaki nümeroloji ve İslam’daki ebced hesaplamalarıyla,
kelimelerin sayı değerleriyle olaylar arasında bağıntı kurmak, yine
Kabala’daki Gematria kökenlidir. Bütün bunların devamı çeşitli gizli
ilimler ve büyü (İlmi cifr) hep Kabala’ya dayanır.

Tabi bu
hareket bu kadar etkin olursa bu işe Allah’ın karışmaması ve bazı
uyarılar yapmaması düşünülemez. Babil hakkında ve özellikle kendileri
için iyi bir büyücü üstat sandıkları Hz. Süleyman hakkında yapılan
ikazı Kabalacıların iyi okumasını tavsiye ederiz:

“102-(Yahudiler
Allah’ın kitabını bırakarak sihir yapmaya başladılar ve) Süleyman’ın
hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tabi
oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kafir olmadı. Lakin şeytanlar kafir
oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki
meleğe indirileni öğretiyorlardı.” (Bakara-1)

Yahudi Mistizmi’ne
göre, Tevrat’ın herkesin anlayabileceği, bir açık anlamı vardır, bir de
“Adam Kadmon-İnsanı Kamil” seçkinlerin anlayacağı gizli bir anlamı.
Kuran için de benzer şeyler söylenir. Bütün bunların niye söyledik,
konuyla ne alakası var. Şimdi asıl konuya girmek için önce bir kapı
aralamak gerekiyordu. Tamam Kabala’da eski gizemli pagan inançlar ve
yukarıdaki Tanrı- ışık-evren-insan anlayışı var ama bunlar buz dağının
görünen ve bizi yanıltan kısmıdır. Mistik yoga gibi sıradan insana ve
entel sosyeteye sunulan kısmı. Gelelim işin asıl özüne. Bazı
Kabalacılara göre aslında Tevrat’tan önce, daha insan yaratılmadan
Kabala vardı. Melekler Adem cennette yaratıldığında ona Kabala’yı
öğretti. Kabala’da en önemli bilgi yaşam ağacıdır. Adem’den diğer
peygamberlere nakledildi. Hz. İbrahim bu sırları Mısır’da biraz açtı ve
büyük bir medeniyet ortaya çıktı. Bu sırları Mısır’da öğrenen Hz. Musa
sonunda bunları Tevrat’a şifreledi. Hz. Süleyman özellikle bu sırları
çözdüğü için cinlere hükmetti, hayvanların dilinden anladı vs. İşte
Tevrat’taki bu sırlar ancak Kabala’yla çözülebilir. Kabala bu sırların
bir anahtarıdır. Tabi bu sırları ancak üstat kişiler çözebilir. Bu
sırlar Adem’e, yani insana, iyiyi kötüyü bilme ve Tanrı gibi olmanın
sırlarını da kapsıyordu. Yasak meyve ve yaşam ağacı aydınlanmanın, Tanrı
gibi ölümsüz olmanın bilgisiydi. Peki şimdi de insana Cennet’te verilen
bilgiyi ve Tanrı gibi ölümsüzlük sağlayan hayat ağacını hangi meleğin
verdiğini Kuran’dan okuyalım:

“120-Ama şeytan ona vesvese verip:
“Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı
göstereyim mi?” dedi.” (Taha-20)

Eğer ölümsüzlük bilgisini veren
melek, Kuran’da yukarıda tanımlanansa durum son derece karışık. Gerçi
Kuran-Araf-20′de şeytan insanı, “melek olma ve cennette ebedi kalma”
vaadiyle kandırdığı belirtilir. Yasak meyveden yeme ve Tanrı gibi olma
ise Tevrat’ın iddiasıdır ve insanı kandıran yılandır. Tevrat’ın
Yaratılış-2,3 bölümlerinde, hayat ağacının meyvesinden yeme ve Tanrı
gibi olma olayı, Tanrı kendi ağzıyla da doğrulamaktadır
(Yaratılış-3:22). Gelelim işin can alıcı noktasına; Yılan ve Şeytan’ı
bir kabul edip işi bunları kutsamaya kadar götüren Kabalacı grupların
varlığı görülmektedir. Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın kaynaklarını
okuyan akıl sahibi bir insan, bu mücadelenin nelere vardığını
görebilir. Bunun farkında olan Ortodoks Yahudilik bu tür gelişmelere
direnmektedir. Yahudi Dini’ndeki mistik eksiklikleri giderme amacıyla
Kabala’nın kullanılması bir ölçüde haklı görülebilinir. Ama Kabala
anlayışı Yahudilik içinde farklı bir din haline dönüşmüş Tevrat’ta ki
bir çok anlayış aslından saptırılmıştır. Birileri gizli emelleri için
kendine yakın bulduğu şeylerle, kendileri için engel gördükleri başka
şeyleri tasfiye etmeye çalışmaktadır. Birilerinin saf tevhid ve vahiy
anlayışını bozacak bir şekilde, Yeni Dünya Düzeni’nin yeni Pagan Dini
için Kabala’yı kullanmasına dikkat edilmelidir. Geçmişte Tapınak
Şövelyeleri, günümüzde ise Ulliminati ve Masonluk Kabala’yı, mistik
Yahudi tarikatları dışında kullanan gizemli topluluklardır. Günümüzde
oluşturulan Siyonizm de işe yeni bir boyut daha kazandırmıştır. Bu
gizemli topluluklar için de özellikle Kudüs ve Süleyman Mabedi çok
önemlidir. Tapınak ustası Hiram abif bunlar için bir idoldür. Tapınak
Şövelyeleri Haçlı seferleri ile ele geçen Kudüs’teki Mabed’te
aradıklarını bulan insanlar tarafından kurulmuştur ve Hıristiyanlık’la
bir ilgisi olmayan gizemli bir gruptur. Her türlü dini sınırlamalardan
uzak Kabalacı anlayış, bunların emelleri için uygun mesajlar
sunmaktadır. Dilimize de tercüme edilen Vicomte Leon de Poncins’in
Koridor Yayınları arasında çıkan“Vatikan Karşısında Farmasonluk” isimli
eserinde ünlü Masonların yazılarından yaptığı alıntılarda işin nerelere
kadar vardığını görelim;

“Ortaçağ’da, eski batıl inançlar
Avrupaya girdi. Yahudi Kabalistleri, bu tür şeyleri yaymakta öncelikli
ajanlar oldular. Modern Masonluk ise bu pagan dininin sürdürülmesini
sağlayan önemli bir etkendir. ( Say:168)“Bir Üstat Mason, artık sıradan
bir insan değildir; ilahi kimlik kazanmış bir adamdır. Tanrı insana
dönüşmüş, insan da ilahi kimlik kazanmıştır. (Say:169)“Size, Yüce
Ekselansları, şunu söylüyoruz ki 32., 31. ve 30. derecelerden
kardeşlerimize şunları tekrarlayınız: Yüksek dereceden Masonluk
inisiyeleri olan bizler, hepimiz, Lucifer doktrininin saflığını
korumalıyız. Eğer Lucifer (Seytan), Tanrı olmasaydı, Hıristiyanların
Tanrısı, yaptıkları zalimliği, hainliği ve insana karşı nefreti
yansıtan, barbarlığıyla bilimi aşağılayan Adonay ve rahipleri O’nu
karalamaya çalışırlar mıydı? Evet, Lucifer, Tanrı’dır ve ne yazık ki
Adonay da Tanrı’dır. Dinsel felsefe tüm saflığı ve gerçekliğiyle,
Lucifer ve Adonay’ın eşit olduğunu vurgular.” (Say:6)“ Kudüs’teki
tapınak yıkıldığı için inşa edilmesi gereken o tapınak, dünya üzerindeki
tüm masonların tek düşünce altında birleştiren bir anıttır. Saçma sapan
savaşların, ırk ve sınıf ayırımının, toplum dışına itilmelerin
yaşanmayacağı, insan ırkının kökenindeki teklik tanıyacağı yeni bir
sosyal düzenin başlayacağı yerdir. Her inisiyenin kendini adamaya ve
taşları döşemek için elinden geleni yapmaya yemin ettiği, asırlardır
süren gizli bir iştir bu”( Say:108) ”Bizi iyi ve kötüyü bilme ağacının
meyvesini yememiz için kandıran kötücül yılan, belli bir güdüyü
simgeler. Bu gizli teşvik, bütün gelişimin ve gerek insanları ve gerekse
grupları içine alan fetihlerin, keşiflerin, icatların başlangıcıdır.
(Say:125)

Ne ilginçtir ki yüzyıllardır tek Tanrı anlayışını
sürdüren Yahudiler arasında Şeytan sinsi bir şekilde gizlice kendini
asıl Tanrı seviyesine yükseltebilmiş, tüm insanlığa saptıracak ve
hükmedecek hedefte bir hayli ilerlemiş. Gercek Anti-Chirist/Deccal
anlayışı bu olsa gerek. Bakın ünlü Yahudi yazar Kudüs Üniversitesi
profesörü Israel Shahak Türkçeye de terçüme edilen “Yahudi Tarihi-
Yahudi Dini“ isimli eserinin 68-72 Sayfalarında bu konular hakkında
neler yazmaktadır:

“Tek tanrıcı anlayışın çürüyüşü (Yahudilikte),
XII. yüzyıl ile XIII. Yüzyıllarda gelişen Yahudi Mistisizmi (Kabala)
aracılığı ile başlamış ve XVI. yüzyıl’ın sonlarına kadar tüm Yahudi
toplumlarını kuşatacak şekilde mutlak zaferini kazanmıştır. Kabala’ya
göre, evren tek bir tanrının değil değişik karakter ve etkilere sahip
birkaç tanrının yönetimindedir. Asıl Tanrı’dan ilk olarak “Bilgelik” ya
da “Baba” olarak isimlendirilen erkek bir tanrı, daha sonra da “Bilgi”
ya da “Anne” diye isimlendirilen bir tanrıça doğar. Bu ikisinin
evliliğinden de, bir çift genç tanrı doğar: Erkek olan “Kutsanmış Kişi”
olarak isimlendirilirken, onun kız kardeşi ise “Kutsanmış Kadın ya da
“Allah’ın tecellisi-Shekhinah” veya kraliçe gibi isimlerle
nitelendirilmişti. Öncelikle, bu Kabbalistik sistem hakkında ne
söylenirse söylensin, onun kesinlikle tek tanrılı (Monoteist) olduğu
söylenemez; o zaman Hinduizmin ya da geç dönem Greko-Romen dininin veya
anatik Mısır dinlerinin de tek tanrılı olduğunu kabul etmeye hazır olmak
gerek.”

Yazar kitabının bu satırlarında, Kabala inancında bu iki
kardeş tanrının birbirlerinden, şeytanın kandırmasıyla ayrı düştüğü ve
şeytanla yattıkları, cinsel birleşmeleri için Yahudilerin ibadetleriyle
bu birleşmeye yardımcı olmaları anlatmaktadır. Bu iş için şeytana da dua
ettikleri anlatılmaktadır. Şimdi de İngiliz yazar Nesta H. Webster
“Ancient Secret Tradition” (Antik Gizli Gelenek) adlı makalesinde,
Kabala hakkında yazdıklarını okuyalım;“Büyücülük, bildiğimiz kadarıyla,
Filistin’in İsrailoğulları tarafından işgal edilmesinden önce,
Kenanlılar tarafından uygulanıyordu. Mısır, Hindistan ve Yunanistan da
kendi kahinlerine ve büyücülerine sahipti. Tevrat’ta büyücülük aleyhinde
yapılmış lanetlemelere karşı, Yahudiler, bu uyarıları göz ardı ederek,
bu öğretiye kendilerini bulaştırdılar ve sahip oldukları kutsal
geleneği, diğer ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar.
Dolayısıyla, Kabala karşıtlarının, Kabala’nın saf bir Yahudi kökenden
gelmediği şeklindeki itirazlarının haklı temeli vardır.” (Ancient Secret
Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Nesta Webster,
Boswell Publishing Co., Ltd., London, 1924)

Gerçi bu
gruplardan farklı düşünen Kabalacı gruplarda vardır. Gerçekte maddi
hırslardan uzak olmaya çalışarak, nefsinin kulu olmaktan kurtulup,
samimi bir şekilde Allah’ı arayan bir düşüncenin insanlığa bir zararı
olamaz. Bu tür anlayışla ilgili EK-7’de Kabala hakkında ilginç bir
söyleşi göreceksiniz. Sorun, bütün uğraşıları hayat ağacının
meyvelerinden yararlanıp, Tanrı gibi olma, böylece dünyaya ve insanlığa
hükmetme hırsında olanlarda. Yani nasıl dinleri kendi amaçları için
saptıranlar varsa, burada da ayni sorun daha fazlasıyla bulunmakta.
Şeytani düşüncenin amacı, her şeyi kendi çıkarları için dejenere
etmektir. Bu guruplarda benzet-benzeme prensibi vardır demiştik.
Böylece birçok ülkelerde yaşadıkları toplumun dinine rahatlıkla
girerler. Hz. İsa döneminde zalim Roma’yı Hıristiyanlıkla dize
getirmişlerdir. Bunu Yahudi yazar Marcus Eli Ravage, Century dergisinin
Ocak-Şubat 1928 sayısındaki iki makalesinde itiraf eder. Bu yazara göre
Hıristiyanlık kasıtlı olarak Roma toplum anlayışına uydurularak,
Romalılar tarafından kolayca kabul görecek hale döndürülerek, hem Hz.
İsa’nın öğretilerinden kurtuldular, hem de Roma etkisizleştirilmiş oldu.
Zaten Pavlus’un yaşamına bakarsak, başta İsa’ya düşman. Hz. İsa’nın
ölümünden sonra birden “İsa’yı gördüm. Bana vahiyler gönderiyor”
diyerek, Hz. İsa’nın öğretilerine ters, Romalıların öğretilerine yakın
bir anlayışta din sunuyor. Bu yüzden Hz. İsa’nın gerçek havarileriyle
çatışmaya giriyor. Böylece Tevrat’ın aslını bozan Yahudiler ve özellikle
Kabalacılar, Hz. İsa’nın doğru öğretilerini de, aynen Tevrat’ta olduğu
gibi, yine aslından saptırmışlardır. Yani bir taşta iki kuşu vurmuş
oluyor. Zaten Pavlus’un mektupları baştan aşağı batıni-ezotorik
yorumlardan oluşur. Teslis ise tam bir Kabalacı tanrı anlayışıdır.
Kurtarıcı Mesih anlayışının temeli de yine Kabala’dır. Ayni yazar
Yuhanna’nın Vahyi içinde yine Kabalistik anlayışla Roma’nın yıkılışını
anlatarak, Yahudilere ümit verdiğini yazmaktadır. İncil’in bu son bölümü
günümüzde Mesih’in gelişi ve Armagedon Savaşı kehanetlerinin temelini
oluşturur .37 Bu anlayıştaki bir kısım Kabalacılar ortaçağda Tapınak
Şövalyeleriyle, daha sonra Masonluk olarak tekrar örgütlenmişlerdir.
Ayrıca 17. yüzyılda Martin Luther’le Hıristiyan dinine sızıldığını ve
böylece Protestan hareketinin başlatıldığı görülür. Protestanlıkla
önceleri samimi duygularla başlayan Kutsal Kitaba dönüş hareketi daha
sonra yön değiştirerek, sonunda Evanjelizm’le tam bir Yahudileştirme
hareketine dönüşmüştür. Protestan önderleri iyice irdelenirse çoğunun
gizli Yahudi olduğu görülecektir. Martin Luther’in hocası Reuchlin tam
bir Hıristiyan Kabalacısıydı. Kabalacılar için Martin Luther “Mesih’in
yolu açan adam” olarak tanımlanır. Protestanlıkla öncelikle,
Yahudileşmenin ve Kapitalizmin önünde büyük engel olan Katolik Papa
otoritesi tamamen yıkıldı. Şimdi sıra Hıristiyanlığın tamamen yok
edilmesinde. Gerçi Papalığın tarihteki uygulamalarının savunulacak bir
tarafı yok ve Hıristiyanlığın bu tasfiyeye dayanacak sağlam temelleri
de, daha Pavlus döneminde yok edilmişti. Bu insanlar istedikleri bir
gün, Hz. İsa’nın gerçek bir insan olduğu tüm dünyaya kabul ettirecek
delillere sahip. Günü gelince İsrail’den bu deliller tüm dünyaya
sunulacak. Bunun kilisede farkındadır sanırım. 1995 yılına kadar
İsrail’i tanımayan Vatikan, 1995 yılında bu delillerle tanımaya mecbur
bırakıldı.38 Samimi Hıristiyanlar için son derece önemli bir gerçek daha
var o da şudur; İncil veya Tevrat’ın aslı nerede. Hz. İsa döneminden,
şimdiki Siyonizme dönmüş Yahudilik, daha fazla hak yolda mıdır? Hz.
İsa’nın tenkit ettiği Yahudilik, şimdi daha doğru bir Tevrat anlayışına
mı sahip? Bu geri dönüş Hz. İsa’nın tenkit ettiği yanlışlara tekrar
dönmek değil midir? Böylece Yahudiler Hıristiyanlığı, Yahudiliğin içinde
asimile edip, kendilerine muhalefetten tamamen kurtulmuş olmuyorlar mı?
Bu da iyi düşünülmelidir. Kozmik Kitapçılık yayınları tarafında
yayınlanmış “İsa ve Mistik Kabala” isimli eserde Hz. İsa’nın Kabalacı
bir haham olduğundan bahsedilir. Bu eserin 205. sayfasından okuyalım:

”Eğer İsa Mesih Kabalanın kaynağı ise, o zaman Kabala da Hıristiyan’dır”

Bu
eserde Hıristiyanlığın temelinin Kabala olduğu ispatlanmaya
çalışılmıştır. Tevrat’ta ismi geçen büyük peygamberlerin yaptıkları
yanlışlıkları okuyan bir kişi, böyle bir dinin peşinden nasıl gider veya
böyle kutsal kişilerin bu haltları işleyeceğine ihtimal verir mi?
Birilerinin bu kutsal kişilerin saygınlığına gölge düşürüp, günahı
kutsallaştırmak için sarf ettikleri çabayı anlamaz mı? Bu çabaların
sonucunda hangi Tanrı’ya hizmet edildiğinin farkına varmaz mı? Neden
Yahudi Mistizmi’nde öteki dünya yoktur? Neden Cennet, Mesih’in
gelmesiyle bu dünyada kurulacaktır? Kabala’nın dönüşünü hazırlamaya
çalıştığı Mesih’in kimdir? ASLINDA KABALA, MUSA DİNİ VE DİĞER SEMAVİ
DİNLERİ REDDEDEN BUNLARIN YERİNE ALTERNATİF BİR DİN OLMA ÇABASINDADIR.
Kabalacılar her ne kadar Yahudi kökenli olsalar da, gerçekte Tevrat’ta
dahil hiçbir dini kitabı, peygamberi ve vahyi kabul etmezler. Onlar
Tanrıya bu dünyada ulaşılacağına inanırlar. Kabalacılık saf Musa Dinini
de tasfiye etmektedir. Saf bir şekilde nefsini kötülüklerden koruyup
Tanrıya yakın olmaya çalışan, Hıristiyan ve Musa Dini’nden olup hoşgörü
içinde birlikte yaşamayı amaçlayanlar bunlara dikkat etmelidir. İşin
içine bir de Siyonizm dahil edilmiştir. “İlluminati” isimli eserin
Hıristiyan yazarı Texe Marrs bakın bu konuda ne tespitler yapıyor:

”Başkenti
Kudüs olacak şekilde, bir dünya hükümeti hatta dünya imparatorluğu
kurmak için çalışıyorlar. Siyonizm’i yüceltiyor, Yahudilerin büyük
tapınağını yeniden inşa etmeyi ama aslında bunları yaparken, ne Tevrat’ı
ne Musa’nın Şeriatı’nı, ne de Mesih, Hz. İsa’yı şereflendiriyorlar.
Hıristiyanlar, yurtseverler ve milliyetçiler için kafalarında
planladıkları şeyi düşünmek bile dehşet verici. Eğer bu adamların
planları gerçekleşirse İsrail ve Yahudiler de bundan çok zarar
çekecekler. Dünyadaki büyük dinler, insanı hayrete düşüren iğrençlikte
şeytani bir din oluşturmak için okült mezheplerle birleşerek bir sentez
haline geldiğinde, Ortodoks Yahudiliği de sona ermiş olacak” 39

Yazar
bu grupların neden Kudüs ve Tapınakla ilgilendiklerinin çok farkında.
Musa Diniyle ve Hıristiyanlıkla bir ilgilerinin olmadığının altına
çizmektedir. Samimi Musa Dininde olan Yahudilerin, Siyonizm’le nereye
doğru yol aldıklarını sorgulamaları gerek. Bizim burada samimi dindar
insanlara diyecek bir şeyimiz yok. Çünkü bu din gerek Siyonizm’le
gerekse Kabalacılıkla aslından bir hayli uzaklaştırılmış durumda. Bu
durumu fark ederek İsrail Devletinin kuruluşunu onaylamayan gerçek
dindar Hahamlardan bahsetmiştik. Günümüzde ise Protestanlık Evanjelik
anlayışla tam bir Hıristiyan Siyonizm’ine dönüşmüştür. Geriye en büyük
engel İslam kaldı. Nedense Hz. Muhammed hariç bütün peygamberler, hep bu
aydınlanmış Kabala geleneğiyle yetişmiş oldukları belirtilir.
Kabalacıların İslam’da yalnız İsmaililer, Haşhaşiler gibi Şii guruplarla
ilişkileri görülür. Şiilerde 12 imam ve tekrar geri kurtuluş için
gelecek kayıp imam Mehdi, Mesih anlayışının bir ürünü olduğu açıkça
görülmektedir. İslam’ın ilk dönem fitne hareketinin içindeki önemli
şahsiyetin Yahudi Abdullah İbni Sebe olması, bazı konularda bizlere ip
ucu vermektedir. Abdullah İbni Sebe ekibinin Hz. Ali’yi hemen
Tanrılaştırarak, İslam’da ilk büyük Şii ayrılığın doğmasında son derece
büyük etkileri vardır. Tabi günümüzde Şii gurup, şu an başlarına büyük
bela olmuştur.

Şimdi gelelim İslam Protestanlığına ve şu meşhur
Mesih Sabetay Sevi’ye. Mesih konusu işlenecekte, bu önemli şahsiyetten
bahsetmemek olmaz. Bu şahsiyetin ve ona mürid olmuş kişilerin ülkemiz
geçmişinde çok önemli rolleri olmuştur. Sabetay Sevi (1626-1676)
İzmir’de doğmuş, Talmud ve Kabala eğitimi almış, genç yaşta bazı meczup
halleriyle dikkat çekmiştir. Kabala’dan Mesih’in geliş tarihi olarak
1666 yılını ortaya atmış ve Mesihliğini ilan etmiştir. Günahın
kutsallığı ilan eden Sabetay Sevi’nin uygulamalarından, Kabalanın
Mesihi’nin Tevrat’tın Mesih’iyle ne kadar alakası olduğunu sanırım
samimi Museviler anlamıştır. Bizim ikazlarımız, şimdi daha iyi
anlaşılmıştır sanırım. Sebatay Sevi, Osmanlı’da yaşayan Yahudiler
arasında karışıklığa sebep olup ölüm cezasına çarptırıldığında, bu
iddiasından vazgeçerek Müslüman oluyor ve müritlerini de Müslüman
yapıyor. Ölümünden sonra da müritleri, Müslümanlıklarını sürdürerek,
Türkçe isimler kullanıyorlar. Bu cemaat daha çok Mevlevilik, Bektaşilik,
Melamilik ve Özbekler tekkesi gibi bazı tarikatlarda şeyhlik makamına
kadar yükselmişlerdir. Ne de olsa benzer tasavvufu felsefeye sahipler.
Yani Şiilikle başlayan macera aynen devam etmiştir. Sadece bu
tarikatlarda değil; İttihat ve Terakki, Hareket Ordusu, Hürriyet ve
İtilaf Fırkası, Jön Türkler, İstiklal Harbi ve Türkçülük hareketleri
içinde hatırı sayılır sayıda yer alırlar. Meşhur Fransız İhtilalinde
bile bu hareketin müritleri rol alır.40 Bu çalışmalar sonucunda
karşılarında önemli bir karşı güç olan Vatikan’daki Papa gibi,
Osmanlı’daki Halifelik te tasfiye edilmiş oldu. Bu ara kendilerine karşı
çıkan önemli bir şahşiyeti de nasıl tavsiye ettiklerini EK-8’ de
okuyabilirsiniz. Böylelikle İslam da dünya siyasetinden tasfiye edilmiş
oldu. Artık sömürgecilerin yayılmacı emelleri karşısındaki en önemli güç
dünya siyasetinden çekilmiş oldu. Ama daha her şey bitmedi. Çünkü
Halifelik tasfiye edilmesine edilmişti ama, kaynakları sağlam
olduğundan, İslam Dini’nin temelleri tam manasıyla tasfiye edilememişti.
Daha İslam Protestanlığı tam organize edilememişti. İşte asıl kaynağa
dönelim, Kuran’daki din diyenler umarız işin sonunu, Martin Luther gibi
Kutsal Kitaba dönelim derken, Hıristiyanlığın vardığı yere götürmezler.
Tabi tasavvufi çalışmalarla nefsi ıslah etmek gayretinde olanlar da,
Kuran’da tanımlanan tevhid anlayışı korumaya dikkat etmeliler. Nefsi
terbiye edip “Kamil İnsan” ya da “Arif” olacağız derken, “Arif insanın
dini yoktur” denilen noktaya iş gitmemeli. Tevhidi ve ilahi vahyi
koruyamayan diğer dinlerin hali ortada. Şu an bu gelişmelerin farkında
olan İslami teşekküllerde, açıkça yer alamamaktadırlar. Ancak çeşitli
temaslarla şu an Yeni Dünya Düzeni için, kendine dostlar devşirme ve
Yeni Dünya Dini hazırlama çalışmaları durmaksızın devam etmektedir.
Medeniyetler arası diyolog, ılımlı İslam gibi çalışmalar, hep bu arayışa
hizmet içindir. Yeni Dünya Düzeni aslında kendilerini dünyanın efendisi
gören bir avuç insanın dünyaya hükmetme ve yön verme düzenidir. Kendini
hükümranlıklarına önünde engel teşkil eden her türlü din devlet ve
organizasyonu tasfiye çalışmaları hızla sürmektedir. İnsanlara sunacak
mesajı kalmayan, sağlam temellere dayanmayan dinlerin bu tasfiye
hareketine dayanması çok zor. Birileri bu temeller üzerine kurulan
aydınlanma hareketiyle, ekonomide kapitalizm, düşüncede Protestan
temelli laik anlayış ve yönetimde cumhuriyet ve demokrasiyi oluşturarak,
dünya üzerinde bütün bölgesel otoriteleri yıkmışlardır. Geriye
önlerinde tek merkezden yönetilecek bir dünya kalmıştır. Krallara ve
din otoritelerine verdiği mücadelede insanlık özgürlüğüne kavuşmuş oldu
mu bilemem. İnsanları, dinlerin tahakkümlerinden kurtarıp, bizi deliler
gibi özgür kılan, her türlü tüketimle sarhoş ederek, istedikleri hedefe
doğru yol almaktadırlar. Deli ve sarhoş insanların kendileri için bir
engel teşkil etmediklerini iyi bilmektedirler. Dünyanın bütün
zenginliklerine egoistçe göz dikip, kendilerini tüm dünyanın tek hakimi
saymaktadırlar. İnsanlık tarihi, kendini egosuna tapan ve kendini Tanrı
yerine koyan bir sürü meczubun hikâyeleri ve enkazları ile doludur. Bu
kötü gidişi insanlık fark ederek daha hakça bir yola mutlaka sokacaktır.
Barış, diyolog, dayanışma içinde daha paylaşımcı ve aydınlık bir dünya
için yapılan çalışmalar, birilerinin her türlü tahakküm hesaplarını boşa
çıkarmalıdır.







1- Masonların Kabala üzerinde çağlıştığını biliyor musunuz, sadaca tahmin mi ediyorsunuz? Hangisi? Niçin?

2- Bnei Baruch nedir? Beni Berith mi demek istiyorsunuz? O değilse, sizin dediğiniz nedir?

Kabala öğretisi çıkış yeri tam net olarak belli olmamakla birlikte
mısırın gizemleri isimli kitapta verilen bilgiler doğrultusunda
Kabalanın Antik mısırdan daha eski dönemden mu ve atlantis ile
bağlantısı olduğuda görülmektedir.

Masonların kabala ile
uğraşmasına gelirsek bugün kabala'yı eğer yahudi mistizmi olarak kabul
edersek bunun ile sadece masonların içindeki yahudi inancına sahip
olanların uğraştığını düşünmek pekte gerçek dışı olmaz.Dolayısı ile
yahudi inancı dışındaki masonların kolay kolay böyle birmistik inancı
kabüllenebileceğini masonluğun içinde pek düşünmüyorum.
zannınızın aksine,kabalayla ilgilenen değişik dinlere mensup takva
sahibi oldukça fazla insan var.Önümüzdeki yıllar da bu ilginin artarak
devam edeceğini düşünüyorum.
Beni Berith hakkında fazla bilgim yoktu, bir Yahudi derneği olmasından
fazla bilgiye de rastlayamadım internette her neyse bunun yanında Bnei
Baruch dünyaca ünlü bir kabala okuludur.Başında şu anda Micheal Laitman
vardır ki kitaplarını kitapçılarda rahatlıkla bulabilirsiniz (bu aralar
Kabala moda) .

Bunun yanında sayın karahan'ın Yahudi inancı
dışarısındaki insanların Kabala'yı özümsemelerinin kendilerine olanaksız
gelmesi konusuna anlam veremedim tıpkı sayın ceycet'in Kabala'yı takva
sahiplerine özgüymüş gibi gösteren beyanına anlam veremediğim
gibi.Ters/Şer sefiralarla (Klifotla) ilgilenen çok sayıda farklı inanca
mensup insan var ki bunların hepsi de takva sahibi değil.
masonların Kabala üzerinde çalıştıklarını biliyorum/tahmin ediyorum
demişti; ben de "Hangisi?" diye sormuştum. O ise bunun yanıtını mason
arkadaşlarına bıraktığını söylüyor. O sözünü ettiği kuruluş hakkında bir
yanıtı yok ama bu arada Sayın Ayn bir açıklama yapmış bereket.

Masonlara
sıra gelmeden ben belirteyim: Masonlar isterse Kabala üzerinde bireysel
çalışma yapabilir. Kurumsal ve ritüelik olarak, bazı mason ritlerinin
ritüellerinde Kabala ile bağlantılı öğreti bölümleri vardır; bunlardan
en yoğun içeriği olan da Mizram-Memfis Rti'dir. Ancak bu genel olarak
masonluğun kabala üzerinde çalışma yapmakta olduğunu gösterir bir durum
değildir. Belki tarihte (18. yüzyılın ikinci yarısında) bu bağlamda
çalışma yapan birimler olmuştur ama onlar çoktan tarihte kalmıştır.

Ötekine gelince... Masonluğun kendinden başka hiçbir kuruluş ya da örgütle paralel çalışması yoktur ki bununla olsun.
Sanırım anlatamadım tam olarak.Belkide şöyle demeliydim inanç sahibi bir
hristiyan yada müslümanın kabala ile uğraşmasını onu anlamaya
çalışmasını pek anlayamıyorum.

Yahudile için kabala mistik bir
kitap ve onlar için çok önemli.Her ne kadar çıkışı onlarla ilgili
olmasada onlar kendilerine mal etmişler ve kutsal kitaplarından daha
değerli görüyorlar.Dolayısı ile kabalaya öncelikle hangi gözle
bakıldığını insanların anlaması lazım.

İçeriğinden ne bulmayı
umuyorlar kabalaya ne sıfatla bakıyorlar ve ne anlam veriyorlar
öncelikle bunlar önemli şeyler.Kabala ile sadece yahudilerin değil
mistizmi seven her insanın ayrıca uğraşması zaten çok doğal.
Ben Masonlar'ın Kabala ile ilgilendiğini, Zohar'ı okuduğunu duymuştum, söyledikleriniz karşısında şaşırdım. Sağolun,
Geçen gün kitap evinde dolaşırken bir kaç kabala ile ilgili kitap gözüme
ilişti. Bende biraz inceledim onları. Kabala konusunda bilgili olan
forum üyelerimizden bu kitaplarla ilgili fikirlerini almak istiyorum.

10 dakikada kabala shoshanna cohen
kaballah arzu cengil
Buna yanıt değil ama ilginç bir anım geldi aklıma...

Çok
eskilerde bir gün sabah sabah Londra'da New Oxford Street (bilenler
için) üzerinde 15-20 dakika çzaman geçirmem gerekmişti. Erken açmış olan
bir kitapçı dikkatimi çekmişti. Birden aklıma bir şey geldi; kitapçıya
daldım.

«Kabala üzerine bir kitap arıyorum. Sizde var mı acaba?» dedim tezgahtaki orta yaşlı adama.

Dükkan
sahibi yüzüme bu sabah müşterisine bir garip baktı; sonra "50 tane
kadar var. Hangisini istiyonsunuz?» diye sordu karşılık olarak.

Anım
aslında bu kadar ama siz sonrasını da merak edersiniz. Olmuştu bir
kere... O dediği kitaplara bakmak 15-20 dakikayı çok aştı. Kitaplar da
çok pahalıyrı benim o zamanki ölçüme göre. Bir tane alıp çıkmak da
olmazdı. Ucuzundan iki tane almıştım çaresiz.
Kabala ile ilgili piyasada bir çok kitap var, her zaman olduğu gibi
yanlısı ve yansızı olan herkez yazıyor. Bahsettiğiniz kitaplara bende
göz attım Kabala ile ilgili genel konu başlıkları altında
değerlendirirsek evet okunabilir ama şu bilinmelidirki Kabala ilmi
hakkında bilgi edinmek istiyorsanız bunun bir yolculuk olduğunu
unutmamalısınız. Kabala öğrenilmez, çalışılır. Uygulamada esas olan
gruptur ve öğretmenden öğrenciye bir öğretidir. Bir birey olarak sadece
kabalanın sözlük anlamını öğrenebilirsiniz ki buda size çok şey
kazandırmayacaktır kanısındayım. Bu anlamda internet üzerinden araştırma
yapmanızı tavsiye edebilirim. Karşınıza mutlaka bir sürü alternatif
çıkacaktır gönlünüze ve mantığınıza kulak verin derim.
“Dünyanın bizim dışımızda var olduğuna dair algımız bir illüzyondur.
Dünya tamamen bizim arzumuzda var olur ancak mevcut durumda biz bunu
hissetmeyiz. Aslında bizlerin parçaları olan doğa ve insanlıkla yabancı
bir şey olarak ilişki kurarız ve bu tutumumuzun bir sonucu olarak ta acı
çekeriz. Keşke dış dünya ile ilgili hayali bakışımızla kendimize
verdiğimiz zararın farkına varabilseydik.”


Cinsiyet:
Yer: İstanbul
Mesaj Sayısı: 80














Kabala- Günün Düşüncesi-2


« : Ocak 28, 2010, 11:10:59 ÖÖ »


"Sadece Yaratan ve O'nun Yarattığı vardır.
Yaratılan bir arzudur ve onun üzerindeki herşey bir niyettir.Yaratan
arzuyu yarattı ve bu bizim özümüzün olduğu şeydir.Niyet arzunun üzerine
kurulmuş bir üstyapıdır ve niyet sadece bu arzuyu ıslah etmek ve onu
Yaratan'a benzer hale getirmek için belirir. "

Michael Laitman PhD
Zohar Kitabına Giriş
Herhangi biri bir Musa olabilir. Şüphesiz, bizden önce Yaratılışın
evrimini inceleyen herhangi biri, kişinin bir arkadaşıyla konuşur gibi
Tanrısıyla sohbet edebileceği ve ilgilenebileceği harika hissiyatı
edinene kadar işleyişi evrimleşen Operatör'ün büyük hazzını görecek ve
anlayacak.

Baal HaSulam
Kabala Öğretisi ve Özü

Öğrenci için Kabala
Bundan dolayıdır ki, bu karışıklık, idrak eksikliği ve cehalet iyidir.
Niyetimiz Yaratan'la birleşmek olsa da sadece kullanmamız gereken şeyin
aklımız olmadığının farkına varmaya ihtiyacımız var. Aklımızı değil de
arzularımızı kullanmalıyız. Çünkü aklımız burada işe yaramaz. Aklımız
sadece dünyamızda işe yarar. O manevi değil hayvansal seviye ile
ilgilidir.

Arzularımızı manevi hale getirdiğimizde, bize rehberlik eden Kabalistle el ele ilerlerken, arzularımız değişecek.
Onlar,
bu yeni manevi arzuları doldurmaya ve onları ıslah etmeye, daha yükseğe
taşımaya,kendine katmaya ve anlamaya yönelik çok farklı düşünceler
meydana getirecek.

Michael Laitman PhD
Zohar Kitabına Giriş
Isaac
Samuel Ben of Acre isimli bir yahudi evren yaşını tevrattaki spekülatif
matematikle 15.3 milyar sene olarak hesaplamış ancak hiçbir teorik fizik
yöntemi ve de astronomi olmadan bunu nasıl yapıyor ve de geçerli
kılınıyor anlamış değilim. Zaten yapılan birçok hesaplama arasından 13.7
milyara yakın olduğu için sıyrılıyor yarın Nasa yanlış hesaplamışız
aslında 23.7 milyar seneymiş dese bu sefer başka hahamın bu hesaba yakın
olan hesaplamasını doğru kabul edecekler yanılıyor muyum?






_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz