GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 5 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 5 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

ŞEHZADELER ŞEHRİ-MANİSA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 ŞEHZADELER ŞEHRİ-MANİSA Bir Paz Ocak 09, 2011 9:57 am

MAMİ

avatar


[b]Geçmişten Günümüze Manisa

Manisa geçmişten gelen tarihi ve kültürel değerleriyle, doğal özellikleriyle, tarım ve sanayisiyle önemli bir turizm potansiyeline sahip olan Batı Anadolu’nun zengin bir ilidir. Gediz Ovasının bereketli topraklarının da etkisiyle tarımsal üretim sıralamasında ilk üç ilden biridir. Yüzyıllardan beri dokumacılık, gıda, dericilik ve tarım konusunda faaliyet gösteren Manisa’da bugün sanayi önemli bir gelir kaynağıdır. Tarih boyunca hemen her büyük medeniyetin dikkatini çekecek kadar zengin olmuş bu toprakların geçmişi yontma taş devrine kadar uzanır. Antik dönemde Lidya bölgesi olarak bilinen bölgenin tamamına yakına Manisa’dadır. Bölgede başka Sardis olmak üzere sayısı yirmiyi aşan antik kent mevcuttur. Milattan önce 13. Yüzyılda Lidyalılar için de önemli bir merkez olmuştur.
Tarihte ilk altın parayı basan Lidya Krallığının başkenti bugün Salihli ilçesi sınırlarında yer alan Sarp kentidir. Bin tepeler bölgesinde Lidyalılardan kalma Tümülüsler ve kral mezarları bulunmuştur. Yirmi beş bin yıl öncesine ait fosil ayak izleri adeta Manisa’nın zengin tarihinin göstergesi gibidir. Deyim yerindeyse Manisa’da her taşın altından tarih çıkmaktadır. Lahitler, mezar taşları, mozaikler, büstler, heykeller arasında Manisa müzesinin arkeoloji bölümünü gezerken bu gerçeği daha da iyi anlıyoruz. Dünde bugünde köklerine sıkı sıkıya bağlı tarihiyle iç içe yaşayan bir Manisa var karşımızda. Tıpkı Kula evlerinde olduğu gibi. Manisa’nın bir diğer önemli özelliği ise semer yapımı, bakırcılık ve demircilik gibi geleneksel el sanatlarının devam ettiği bir kent olmasıdır. Kulaya 18 km mesafede bulunan Peri bacaları ise Gediz vadisi üzerine yapılmış pastel tonlarda görkemli bir resme benzemektedir. Saruhan Beyliğinden günümüze ulaşan yapılar arasında Ulu Camii külliyesini sayabiliriz. Medresesi ve hamamıyla Ulu Camii Külliyesi bir hol gibi Sipil dağının boynunu süslemektedir. Tarihi değerlerine sahip çıkan Manisa Yeni hanı da restore ederek halkın kullanımına sunmuştur. Koruma altına alınmış bir milli parka sahip olan Sipil dağı eteklerinde bir yayla evinde konaklamak hangimize çekici gelmezki. Sipil dağı trekking, dağcılık ve yamaç paraşütü için oldukça uygun özellikle dağcılık sporu bakımından zirveye varılıp inilebilen nadir alanlardan biridir. Gören her göz için başkadır Manisa. Manisa Tarzan’ının gözündense bambaşkadır. Manisa geçmişinden taşıdığı izler ve doğal güzellikleriyle turizm kulvarında da adından söz ettirmektedir. Şifalı sular bakımından zengin bir bölgede bulunan Manisa’daki jeotermal su kaynakları asırlardır bilinmektedir ve yerli yabancı turistlerin ilgi odağıdır. Salihli’de bulunan Kurşunlu ve Sard kaplıcaları Manisa’nın sağlık turizmine önemli bir katkı sağlamaktadır. Mesir şenlikleri Manisa’nın en önemli geleneklerinden biridir. Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Manisa’da hastalandığında saray doktorları bir türlü tedavi edemezler ve sonunda Sultan,41 çeşit baharatın karışımından hazırlanan mesir macunuyla şifa bulur. Mesir şenliği 465 yıldır Manisa’da yaşatılmaktadır. Yörenin en tanınmış ürünü ise hiç kuşkusuz üzümdür. Her tanesi ayrı bereket ayrı lezzettir. Ülkemizin en verimli topraklarından Gediz Ovası Manisa’da zengin bir bitkisel üretim çeşitliliği olmasını sağlamaktadır. Ünlü Akhisar zeytinleri, kaliteli pamuk üretimi, tütünü ve kirazıyla Manisa tarımsal üretim sıralamasında ilk üç ilden biridir. Son yıllarda artan organik tarım üretimi, baraj ve gölleriyle Manisa, eko turizm alanında da önemli potansiyele sahiptir. Kökleri tarih kadar eski Manisa’nın görkemli bir duruşu vardır. Gerek tarihsel gerek ekonomik, kültürel ve doğal zenginlikleriyle Manisa 2004 yılında, Financial Times tarafından dünyanın en uygun yatırım kenti seçilmiştir. Tarihte büyük başarılara imza atmış, nice uygarlığın yaşadığı Manisa geleceğe güvenle bakmaktadır.
<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<
Görülmesi Gereken Yerler

ANADOLU'NUN KADIN TANRISI
Manisa'nın güneydoğusunda, Manisa-Turgutlu karayolu'nun 7. km'si üzerinde, Akpınar alanında yer alan Kybele Yontusu, birçok uygarlık ve kültürlerde değişik adlarla anılıp, sonuçta hep aynı tipe indirgenebilen anatanrıçadı, yani "Kybele"dir. Kayaya kazılmış olan yontu, 8-10 metre yükseklikte olmasına rağmen, birçok kaya kabartmaları gibi doğal etkenlerle bozulmuştur. Çok tahrip olan başı dışında oturan figür detayları ile bütünüyle görülebilmektedir. Başında serpuşu olan Tanrıça, elleri ile göğüslerini tutmakta, başının sağında kare şeklindeki bir bölümde, belirsiz dört Hitit hiyeroglif yazıtının izleri bulunmaktadır.
Kula evleri
Tarihte "Yanık ülke" olarak adlandırılan Kula; geleneksel mimari yapısını, günümüze dek koruyabilen özgün yerleşimlerden biridir. İzmir-Ankara karayolunun kuzeyinde Kara-Divlit Dağı eteklerinden doğuya doğru yayılan bu kentteki evler, büyük aile yapısına ve zamanın büyük bir bölümünü evde geçiren kadına göre düzenlenmiştir.
Kula'nın doğusunda bulunan Kapadokya'daki peri bacalarına benzer oluşumlar.



Manisa Kalesi
Manisa'nın güneyinde bulunan Spil Dağı'nın kuzey yamaçlarındaki kalenin hangi dönemde yapıldığı konusunda kesin bir bilgi yoksa da, etrafını çevreleyen suların M.S.l7 yılındaki depremde yıkıldığı ve Roma İmparatoru Tiberius zamanında tekrar yapıldığı sanılmaktadır.
Gravürlerden, seyehatnamelerden ve mevcut kalıntılardan, vaktiyle hayli görkemli bir yapı olduğu anlaşılan kale, beşgen planıyla sandığa benzemesinden dolayı halk arasında Sandıkkale olarak adlandınlmaktadır. İçkale sur duvarı kalıntılarının uzunluğu 1700 metre olup, doğu ve kuzey yönlerinde kesme taş, tuğla ve horasan harcından yapılmış 4500 mt. kadar uzunluğunda, yüksekliği 10-12 metreyi bulan dış surlarla çevrilidir. Sur duvarlarının ve burçların bir kısmı hayli yıpranmış da olsa haıa belirgindir.
Yoğurtçu Kalesi
Manisa Merkez Uzunburun köyü sınırları içinde Manisa'ya 20 kilometre kadar uzaklıktadır. Henüz arkeolojik kazı yapılmamış olmasına rağmen, hayli sağlam durumda olan yapının tarihinin Bizans, hatta Roma dönemine kadar inmesi muhtemeldir.
Mevlevihane
Mevleviğiliği yaymak ve yaşatmak amacı ile 1368 yılında Saruhan Bey'in torunu İshak Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Spil eteklerinde bulunan bina XIX. yüzyıl sonlarına kadar Mevleviler tarafından kullanılmış, sonra kendi haline terk edilmiştir.
Spil Dağı Milli Parkı
Spil Dağı'nda Niobe'nin Ağlayan Kayası



1969'da Milli Park ilan edilmiştir. 1571 m yüksekliktedir. Zirvede ısı şehre göre 10-15 derece arasında daha azdır.Kanyon vadiler,dolin göller,lap,yanlar,mağaralar, çok sayıda değişik bitki türleri, arkeolojik ve mitolojik verileri ile Ege Bölgesinde kışın karın görülebileceği bir kaç merkezden biridir. Doğal olarak yetişen Manisa lalesi* ve yaban atları ile meşhurdur. Dağ turizmi ve treking açısıdan gelecek vaad etmektedir.
BRONZ ÇAĞINDAN KALINTILAR
Manisa Akhisar Devlet Hastanesi'nin bulunduğu tepede, 1990 yılında yapılan bir temel kazısında bulunan tek renkli seramikler, burada M.Ö. 3000 yıllarına (Erken Bronz çağ'a) giden bir yerleşmenin (Höyük) olduğunu ortaya çıkarmıştır. Öte yandan, kentin "Tepe Mezarlığı" olarak bilinen mevkiinde, 1974-1975 yıllarında yapılan arkeolojik kazılarda da kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Bu kalıntılar arasında, Roma imparatorluk Dönemi'nde batı ve güney-batı Anadolu Antik KentIeri'nde benzeri görülen iki tarafı sütun sıraları ile çevrili direkli bir cadde vardır. Ortaya çıkarılan kalıntılar, bu caddeye koşut olarak batı yönünde uzanan apsisli ve çeşitlf fonksiyonel hacimlere sahip bir yapıdan oluşmaktadır. Kuzey-Güney konumunda olan; ion ve Korint tipi başlıklara sahip sütunlu yoldan apsisili yapıya giriş, çift sütunlu iki postament arasında oluşan (kapı) geçitten sağlanmaktadır. Geç Roma Dönemi'ne tarihleyebileceğimiz horasan harç tuğla örgülü apsisli kolosol yapı ana nef ve bağlı hacimlerden meydana gelmiştir.
Tapınak
Toptepe'nin üst düzlüğünde, muhtemelen M.S. 11. yüzyılın sonlarında görkemli bir şekilde inşaa edilmiştir. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan, sadece temele ait taş blokaj ile mermerden bazı saçak blokları ve sütun parçaları olmuştur. Büyük bir tahribata uğradığı görülmektedir. St. Jean Kilisesi M.S. VI. Yüzyıl'da yapıldığı kabul edilen Ionnes (St. Jean) Kilisesi, antik Philadelhphia kentinin anıtsal tarihi yapılarından birisidir. Yaklaşık 1600 metrekarelik alan içinde şu anda üç payesi korunmuş olan kilise, en az altı paye idi. Çapı yaklaşık 11 metre olan iki büyük kubbeyi taşımakta idi.
Atalia (Selçikli)
Akhisar'ın kuzey batısında Selçikli Köyü yakınlarındadır. Attalia'nın; Pergamon Krallığı'nın Attaloslar Hanedanı'ndan Eummenes I.'in M.Ö. 261 yılında, Sardes yakınlarında Seleukhos Kralıl. Antiokhos'a I.'e karşı kazandığı zaferden sonra kurulduğu bilinmektedir. Adı, Hellenistik orijinini göstermektedir.
Hermokapelia (Büknüş)
Akhisar'ın batısında, bugünkü Büknüş'ün bulunduğu yerde kurulmuştur. Hermokapeleia, Roma döneminde idari yargı yönünden Pergamon Convetus'una bağlı iken, imparator Caracalla'nın Thya- teira'yı yeni bir Convetus merkezi yapmasından sonra, buraya bağlanmıştır. Hermokapeleia'nın "askeri koloni" anlamına gelen kataikia'ya sahip olması, onun Roma döneminde bir kısım köylere sahip, nispeten büyük bir kent olduğunu göstermektedir. Burada imparator Septimus Severus, Germenicus Constantius 1 ve oğullarına adanmış heykel kaideleri ve yazıtlar bulunmuştur.
Hierakomei (Beyoba)
Akhisar'ın bir kasabası olan Beyoba'nın hemen güneyinde kurulmuş Artemis-Persika Tapınağı ile ünlü bir ilk çağ kentidir. iık adı Hierakome (kutsal köy) iken Roma imparatorları'ndan Augustus'un yönetimi sırasında Hierokaisereia "Kaisar'ın kutsal kenti" adını almıştır. M.Ö. 1. yüzyılda kendi paralarını basacak kadar önem kazanan bu kent, Augustus devrinde bir kent yönetimine sahip bir site devletiydi. Bizans döneminde Pergamon Kilise Meclisi'ne dahildi. Aynı zamanda Hierokles Iistesinde de yer almaktadır.
Hyrcanis (Alibeyli)
6. yüzyılda güney Rusya'da Caspia (Hazar) denizi dolaylarında yaşayan Hyrca- nililer iskitler'in veya Medler'in sıkıştırması sonucunda bu günkü Saruhanlı ilçesine bağlı Alibeyli-Halitpaşa dolaylarırıa gelerek bu kenti kurmuşlardır. Alibeyli civarındaki üç tümülüste yapılan kazılarda iskit kökenli ve karekterinde eserler bu- Iunmuştur. M.Ö. 190 yılında Romalılar'la Seleukhoslar arasındaki Magnesia savaşının geçtiği bölge de hemen hemen burasıdır.
Julia Gordos (Gördes)
Modern Gördes yerleşmesinin hemen yakınında bulunan ve şimdi terk edilmiş durumda olan eski Gördes kentinin bulunduğu alandır. Yüzeyde herhangi bir tarihi kalıntı görülmemektedir. Antik ya- zarların söz etmelerinden ve yörede bulunan birçok ilkçağ yazıtı ile sikkelerden ortaya çıkarılmıştır. Julia Gordos'tan başlayarak Sardes'e kadar giden antik yol bulunmaktaydı. Bu yolun tam ortasında Daldis (Nardı) kalesi vardı. Ayrıca Thyateira'dan da bir yol gelmekteydi. Bu kent Hellenistik döneme kadar giden bir tarihesahiptir. Antiokhos 11 ve Eumenes 11 zamanının yazıtları bu kentin Seleukhoslar'dan Pergamon Attaloslar hanedanına geçtiğini göstermektedir. Dahasonra Roma egemenliği altına giren kent, geç antik çağda pisikoposluk merkezi olmuştur.
Manisa Tarzanı


Manisa Tarzanı ( Ahmet Bedevi )


AHMET Bedevi'nin nüfus kayıtlarındaki ismi Ahmeddin Carlak. 1888'de Bağdat'da doğup Türk ordusunda askerlik yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katıldı, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Manisa'ya gelip yerleşen Bedevi, sessiz garip bir insandı. Belediyede süpürgeci olarak göreve başladı, bahçıvan yardımcısı, itfaiye eri olarak çalıştı. Manisa'yı yeşillerdirmek için tüm gayretiyle çalışan Bedevi, dayanılmaz sıcaklarda önce atlet ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya başladı. Manisa Tarzanı denilen çevre lideri, Spil'de kulübede yaşamaya başladı, 31 Mayıs 1963'te yaşamını yitirdi.


2 Geri: ŞEHZADELER ŞEHRİ-MANİSA Bir Paz Ocak 09, 2011 9:58 am

MAMİ

avatar


S.A...2011 yılında 471. düzenlenecek olan Manisa Mesil Şenlikleri münasebetiyle bir kaç kaynaktan bilgi derleyip sizlerle paylaşmak istedim...
---------------------------------- -------------------------------------
Mesir Macunu

Uygarlık beşiği Anadolu’nun en eski tarihi kentlerinden olan Manisa’da Mesir geleneği ile anlamlı bir yardımlaşma ve bayram havası hissedilir. Önceleri tedavi amaçlı kullanılan daha sonra ise gelenek haline gelen Mesir’in ortaya çıkışı hakkında çeşitli inanışlar bulunmaktadır.

İnanışa göre; Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in eşi, Muhteşem Süleyman diye tarihe geçen Kanuni Sultan Süleyman’ın Annesi Hafsa Sultan Manisa’dayken hastalanır. Hastalığına çare bulunamayan Sultan’ın kendisinin yaptırdığı Sultan Camii Medresesi’nin başına getirilen Merkez Efendi bitki ve baharatların karışımından oluşan bir macun hazırlar.

41 çeşit baharat karıştırılarak hazırlanan macunu yiyerek sağlığına kavuşan Hafsa Sultan hastalara bu ilacın verilmesini ister. Halktan gelen isteğin artması üzerine kağıtlara sardırılan macunun Sultan Camii’nin kubbe ve minarelerinden saçılmasını buyurur. Manisa Mesir Şenlikleri bu şekilde doğmuştur.


Mesir'in Özellikleri

Mesir macununun çok faydalı olduğu, hastalara şifa verdiği, bir efsane olarak Anadolu’da yayıldı. Genel özellikleri, beden ve ruh sağılığına şifa olması, hoş lezzeti ve kokusudur. Diğer özellikleri arasında ağrılara, sancılara, soğuk algınlıklarına, hazımsızlıklara, iştahsızlıklara ve ağız kokusuna karşı kullanılmasını sayabiliriz. Ayrıca halk arasındaki inanışa göre; macundan yiyen kimseyi bir yıl boyunca zehirli hayvanların sokmayacağına inanılır. Nevruz günü en ağır hastalar bile yese iyi olurlar. Çocuk hastalıklarına da faydalı olduğu söylenir.

Mesir’in hazırlanışında kullanılan 41 çeşit baharat şunlardır;
Zencefil, Zulumba, Kremtartar, Kişmiş, Kebabiye, Havlican, Hindistan Cevizi, Anason, Yenibahar, Hiyerşambe, Çamsakızı, Zağfran, Üdül Kahr, Çöpçini, Hardal, Eksir, Karanfil, Çivit, Meyan Balı, Tiryak, Sarı Helile, Raziyane, Kimyon, Zerdeçal, Tarçın Çiçeği, Karabiber, Çörek Otu, Darıfülfül, Ravend, Limon Tuzu, Kakule, Şamlı, Vanilya, Şeker, Günbalı, Hindistan Çiçeği, Limon Kabuğu, Galanda, Tekemercini Tohumu ve Portakal Kabuğu’dur
--------------------------------------------- -----------------------------------------------------
500 yıllık geçmişe sahip mesir macununun dünyada eşine az rastlanan geleneklerden. İşte 500 yıllık Mesir Macunu geleneğinin tarihçesi!
Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim'in eşi, Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Ayşe Hafsa Sultan'ın iyileştirilmesi için dönemin ünlü hekimi Merkez Efendi tarafından 41 çeşit baharat karıştırılarak elde edilen mesir macunu 469 yıldır üretiliyor.
Manisa'yı Mesiri Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, yaptığı açıklamada, yaklaşık 500 yıllık geçmişe sahip mesir macununun dünyada eşine az rastlanan geleneklerden olduğunu belirterek, dernek olarak bu geleneği devam ettirdiklerini kaydetti.
Mesir macununun Manisa protokolü tarafından yıllarca bavul ticaretiyle yurt dışına çıkarıldığını ifade eden Tanık, geleneği sürdürmek adına elde üretim yapmaya devam ettiklerini söyledi.
Tanık, ne kadar üretim yapılırsa o kadar pazara sahip olunması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:
''Mesir macununu yurt dışına ihraç etmek istediğimiz zaman dünyada gıda standartlarına yönelik birtakım çalışmalar var. Biz de dernek olarak bu standartlara uymak zorundayız. Mesela şimdi mesir macununu elde üretiyoruz. Bu mesir macunu Manisa'da imalathanemizde 15 kadın işçinin elinden çıkıyor. Elde yapıldığı için yapılabilecek günlük üretim bellidir. Ne yapmak lazım, çikolata ambalajlarında olduğu gibi makinede kenar kıvrımları tamamen kapanıyor. İhracata yönelik yapılacak üretimde bu teknoloji kullanılabilir. Yani mamul aynı ancak ambalajı tamamıyla daha kapalı. Avantajları da var, daha hijyenik ve sıcak havada da sızdırmaz olur. İhracat için ayrı bir üretim sistemi kurarak, bununla ilgili makine yatırımı da yapmayı düşünüyoruz. Ancak mesir geleneğinden derneğimiz hiçbir zaman vazgeçmeyecektir. Mesir macunumuzun da artık dışarıda aranan bir ürün haline geldiğini görüyoruz ve bu ürünümüzü dünyanın her yerine göndermek için belirli bir teknolojiyi de uygulamamız gerekiyor.''
Tanık, her yıl 21 Mart nevruz günü başlayan temsili karma törenini takip eden hafta sonunda düzenlenen saçım töreniyle Mesir Festivali'nde final yaptıklarını ifade etti.
Derneğe ait imalathanede görevli 15 kadın işçi tarafından mesir macununun imal edildiğini kaydeden Tanık, mesirin kadınlar tarafından kaynatılmasından kesimine ve paketlenmesine kadar elde yapıldığını, teknoloji kullanılmadan aslına sadık olarak üretildiğini söyledi.
Bu geleneği bozmadan sürdürmek istediklerini bildiren Tanık, şunları kaydetti:
''Saçım dışında piyasaya satışa çıkan ambalajlar, güne uygun şekilde paketlenerek tüketiciye ulaştırılıyor. En büyük özelliğimiz bu geleneği yaşatmak ve bu inanışı sürdürmektir. Derneğimizin kuruluş amacı da budur. Bu olayı ticari olarak düşünmüyoruz. Ticaret ikinci planda yer alıyor. Yıl içinde piyasada satılan mesir macunlarından elde edilen gelirlerin tamamını da Mesir Şenlikleri başta olmak üzere Manisa'nın tanıtımında kullanıyoruz.''
Bu yıl kutlanacak 469. Mesir Festivali'nin yerel seçimlere denk gelmesi ve seçim yasakları nedeniyle yeteri kadar coşkulu olmayacağını düşündüklerini ve festival tarihini ertelediklerini bildiren Tanık, sadece karma töreninin yapıldığını, festivalin ise 20-26 Nisanda yapılacağını söyledi.
''MESİR MACUNUNUN BAŞKA ŞEKLİ OLMAMALI''
Bu yıl yenilik olarak mesir lokumu ürettiklerini söyleyen Tanık, lokumu otantik olarak ahşap ambalajda sunduklarını belirtti.
Mesir lokumunun mesir macunuyla özdeşleştiğini, şekil olarak da üretimde sakınca görmediklerini kaydeden Tanık, mesir lokumunun içine mesir macununda yer alan baharatları koyduklarını söyledi.
Bu baharatları kullanarak şeker veya içecek de yapılabileceğini ancak bunun geleneğe gölge düşürebileceğini savunan Tanık, şöyle konuştu:
''Macunu geleneğinde eskiden olduğu gibi sunarak çok iyi anlatmamız gerekiyor. Ama macunun çeşitlendirilmesinde birtakım yenilikler düşünülebilir. Eskiden sadece çubuk şeklinde saçım mesiri yapılıyordu, oysa şimdi küçük boyda ve kavanozda kaşıkla bal kıvamında yiyebileceğiniz şekliyle de üretiyoruz. Tüketimini kolaylaştırmak amacıyla tüpünü yapıyoruz. Ancak bu ürün çeşitlerimizin hepsi kendi tekniği ve geleneği içerisinde yapılıyor. Dernek olarak mesiri çok fazla şekil ve ürün çeşidi olarak üretmek istemiyoruz.''
MESİR MACUNUNUN TARİHÇESİ
1522 yılında Yavuz Sultan Selim'in eşi, Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Ayşe Hafsa Sultan hastalanınca, dönemin ünlü hekimi Merkez Efendi, 41 çeşit baharatı karıştırarak elde ettiği ürünü Sultan'a yedirdi. Bir süre sonra iyileşen Ayşe Hafsa Sultan, bu macunun her yıl aynı dönemde üretilerek halka saçılmasını buyurdu. Bunun üzerine her yıl nevruz günü 41 çeşit baharat karılarak hazırlanan mesir macunu, Manisa'daki Sultan Camisi'nin kubbe ve minarelerinden halka saçılıyor. Minare ve kubbelerden saçılan ve şifalı olduğuna inanılan mesir macununu kapabilmek için Türkiye'nin çeşitli illerinden Manisa'ya gelerek Sultan Meydanı'nda toplananlar ilginç görüntüler oluşturuyor.
41 ÇEŞİT BAHARAT
469 yıldır içeriği bozulmadan hazırlanan mesir macununun içinde şu baharatlar bulunuyor:
Tarçın, karabiber, yeni bahar, karanfil, çörek otu, hardal tohumu, anason, kişniş, zencefil, tarçın çiçeği, zerdeçal, Hindistan cevizi, rezene, kebabiye, sinameki, sarı halile, vanilya, darıfülfül, kakule, havlıcan, zulumba, hıyarşembe, safran, iksir, kimyon, galanga, çam sakızı, mirsafi, meyan balı, şamlı şaşlı, limon kabuğu, kremtartar, zağfiran, udülkahır, çöpçini, eskir, tiryak, ravend, limon tuzu, tekemercini tohumu, günbalı.
-------------------------------------------- ---------------------------------------------------

mesir macunu
Macunlar, eski çağlardan beri gerek Anadolu’da gerekse Hind, Mısır ve Mezopotamya’da hastalıklara karşı ve kuvvet verici olarak kullanılmıştır.

. Selçuklu ve Osmanlılar zamanında, Anadolu’da en iyi mâcunu ilk Türk eczâcıları yaparlardı. Macunculuk Türklerde ayrı bir esnaflık kolu olup, Evliyâ Çelebi zamânında İstanbul’da 300 macuncu dükkanı bulunmaktaydı. Mesir macunu, târihî Türk tıp geleneklerine bağlı olarak, on altıncı yüzyılda meşhur hekim Merkez Efendi tarafından yapılmış şifâlıbir terkiptir.


Kânûnî Sultan Süleyman Han, Manisa’da hastalanan annesi Hafsa Sultan için devrin hekimlerinden Merkez Efendiye bir ilâç yapmasını emreder. Merkez Efendi de 41 çeşit baharattan şifâlı bir macun yapar. Hafsa Sultan bu macunu kullanarak iyileşir. Bunun üzerine Kânûnî Sultan Süleyman, bu macundan herkesin istifâde etmesi için, her yıl şenlik düzenlenmesini irâde eder. Bu târihten itibâren her yıl mesir şenliklerinde, geleneklere bağlı kalınarak, halka mesir macunu dağıtılmaya başlandı.

Mesir macunu, 41 çeşit şifâlı nebât ve baharat karışımından yapılır. Bunların isimleri ve özellikleri şöyledir:

Anason: İştah açıcı ve karminatif olarak kullanılır.

Çivit: Halk arasında kabakulak ve pnömorinde kullanılır. Çöpçün: Hemoroit ve egzamada kullanılır.

Çörekotu: Gaz söktürücü.

Dar-ı fülfül: Öksürük kesici ve bedeni ısıtıcı olarak kullanılır.

Hardal tohumu: İştah açıcı ve mîdeyi yatıştırıcı olarak kullanılır.

Havlıcan: Öksürük kesici ve ağız kokusunu gidericidir.

Hıyarşenbe: Müshil olarak kullanılmaktadır.

Hindistancevizi ve beşbase: Kaynatılmış suyu mîde ağrılarına iyi gelir.

Hindistançiçeği: Hazım kolaylaştırıcıdır.

Kakule: Lezzet verici, iştah açıcı.

Kalbarda: Mîde ağrılarına iyi gelir.

Karabiber: Öksürük kesici, uyarıcı ve baharat olarak kullanılmaktadır.

Karanfil: Ağız kokusunu giderici, diş çürüklerinde ve diş ağrılarında kullanılır.

Kebabiye: İdrar ve solunum yolları antiseptiği olarak kullanılır.

Kimyon: İştah açıcı, gaz söktürücü ve terletici olarak kullanılır.

Kırım tartar: Kaşıntılı deri hastalıklarında kullanılır.

Kişniş: Gaz söktürücü ve iştah açıcıdır.

Limon tuzu: Macunun fazla tatlı etkisini hafifletmek için kullanılır.

Ma-i leziz: Kalıcı tatlılık sağlar.

Meyan balı: Öksürük kesici, idrar arttırıcı olarak kullanılır.

Portakal kabuğu: Mîdeyi uyarıcı, koku verici olarak kullanılır.

Revan kökü: Laksatif ve hemoroit tedâvisinde kullanılır.

Safran: Çarpıntı giderici ve ferahlık verici.

Sakız: Mîdeyi rahatlatıcı ve nefes darlığında öksürük gidericidir.

Sarı halile: İştah kesici olarak kullanılır.

Sinameki: Müshil olarak kullanılır.

Şamlı ve şaşlı: Kadın hastalıklarına iyi gelir.

Şeker: Macunun kıvamını veren ve tatlandıran ana maddedir.

Resene: Mîde rahatlatıcı ve gaz söktürücü.

Tarçın: Kabızlığı ve karın ağrılarını giderir.

Tarçın çiçeği: Koku özelliği için kullanılır.

Teke mersini: Macun terkibinin daha değişik kokması için kullanılır.

Tiryak: İlk çağlardan beri her derde devâ olarak kullanılan muhtelif maddelerden meydana gelmiş bir terkiptir.

Ud-ül-kahar: Diş ağrısı ve diş nezlesine karşı kullanılır.

Vanilya: Uyarıcı, olarak bilinir.

Yeni bahar: Kuvvet verici olarak mâcunlara konulur.

Zencefil: Nefes darlığı, soğuk algınlığı ve astıma karşı kullanılır.

Zerde çöp: Kuvvet verici ve mîdeyi koruyucudur.

Zulumba: Mîde rahatsızlıklarında ve hemoroitte kullanılır.

Mesir macunu; kuvvet verici, sindirimi kolaylaştırıcı, iştah açıcı, hormanları harekete geçirici, yorgunluğu giderici ve zehirli hayvanların sokmalarına karşı bağışıklık kazandırıcı özelliğe sâhiptir. Mesir macunu nun bu tıbbî faydaları yanında; mâcun kullanıldığında çocuğu olmayanların isteklerine kavuşacağı ve bir yıl boyunca çeşitli hastalıklara iyi geleceği gibi halk inançları da vardır.
MESİR dilimizde gezilecek yer , gezi yeri anlamına gelmektedir. Anadolu ve Ön Asya'nın çok eski bir geleneğinden gelen Mesir'in 5000 yıl öncesinde bile örneklerine rastlamak mümkün. Genel Tıp kitaplarının bir kısmında mesir'e benzeyen bir macunun Sümerliler zamanında kullanıldığını yazmaktadırlar. İlk defa Sümerliler ünlü şehirlerinden biri olan NİPPUR da ana maddesi İSİN olan bir otla çeşitli baharatları kaynatarak bir macun elde edip bunu altın kapta saklayarak ilkbahar aylarının başlangıçlarında hastalara ikram ederlermiş. Aynı şekilde hazırlanmış çeşitli macunların dertlere şifa olması amacıyla Ön Asya ve Anadolu medeniyetlerinde dağıtıldığı kaynaklarda belirtilmektedir.
Mesir Macunu; Mutasavvıf Hekim Merkez Efendi tarafından bulunmuştur.
MESİR MUCİDİ MERKEZ EFENDİ

500 Yıla damgasını vurmuş olan bir olayın kahramanından bahsetmeden önce devre damgasını vurmuş olan zamanının büyük hekimi Merkez Efendinin hayatından biraz aktarımda bulunalım.
Merkez Efendinin asıl adı MUSLİHİDDİN EFENDİ 15 yy. ikinci yarısında 1460 yılında Denizli'nin Buldan ilçesine bağlı Sarımahmutlu köyünde doğmuştur. Ailesinin Selçuklu Germiyanoğullarının bir koluna bağlı olduğu tahmin edilmektedir. İlk öğrenimini babası Hafız Mustafa Efendinin yanında tamamlamıştır. Daha sonraki öğrenimi için babasının yakın dostu olan zamanın ünlü bilginlerinden Hızır Ahmet Paşanın yanına Bursa'ya gitmiştir. Burada İlk ve orta öğretime karşılık gelen zamanın ilk medrese öğrenimine başlar ve başarı ile tamamladıktan sonra hocası tarafından zamanının en ideal üniversitesi olan İstanbul Fatih Medresesine kayıt yaptırır.
Buradan müderris (Hoca) ünvanı alarak mezun olur. Uzun yıllar İstanbul ve çevresindeki illerde öğretmenlik yapar.
MERKEZ EFENDİ BİMERHANEYİ KURUYOR

1520 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Yavuz Sultan Selim'in eşi HAFZA SULTAN eşinin ölümünden sonra oğlu Kanuni Sultan Süleyman'ı Manisa Valiliğinden alarak İmparatorluğun başına getirir. Kendisi bir süre daha Manisa'da kalarak kendi adına inşaa ettirilmesini istediği eşinin cami ve külliyesini tamamlamaktır.
Hafza Sultanı'ın isteği titizlikle inşaa edilen bu ilim, kültür ve sosyal kurum başına otoriter , konusunda bildigi , uzman bir kişiyi getirmektir ve sonunda Merkez Efendi Manisa'ya tayin edilir. 1523 yılında başına geçtiği Sultan Camii ve Külliyesi oluşturan birimler; Sultan cami , medrese , Sıbyan mektebi , imarethane ve hamamdan oluşmaktadır.
Merkez Efendi Manisa'ya yerleştikten kısa bir süre sonra halkın sorunları ile yakın ilgilenmeye başlar. Hasta olanlar için çeşitli otlardan ilaçlar yaparak onları iyileştirir. Bu çalışmlar üzerinde imarethanenin bir kısmı BİMERHANE'ye (Sağlık Bölümü ve Revir) dönüştürülür. Hastalar artık burada tedavi edilmeye başlar. Bir süre sonra burası yeterli gelmemeye başlar. Merkez Efendinin talebi üzerine saraydan ödenek gönderilerek 1526 yılında bugünkü yerinde BİMERHANE'nin DARÜŞŞİFA'nın bir kısmı inşaa edilir. Buraya BİMERHANE, DARÜŞŞİFA, TİMARHANE, SİFAHANE isimleride kullanılmaktadır. Burası yapısı ve kullanımı itibari ile tam teşekküllü her tedavinin yapıldığı bir hastanedir. Günümüzde buralara değişik yakıştırmalarda bulunulmakta buraların yanlızca akıl hastaneleri olduğu aktarılmaktadır. Ancak tarihi kayıtlardan incellendiğinde bu tür yerlerin tam bir hastane olduğu ortaya çıkmaktadır.
Darüşşifa'nın açılmasında kısa bir süre sonra Manisa Valisi Şehzade Mustafa'ya Kanuni Sultan Süleyman tarafından acil bir mektup gelir. Hafza Sultan'ın bir hastalığa yakalandığını ancak tüm doktorların çabasında rağmen iyi edilemediği yazılıdır.
MESİR MACUNU BULUNUYOR


Merkez Efendi'ye durum bildirirler. Bunun üzerinde yoğun bir çalışmaya başlar. Sonunda 41 değişik baharattan ürettiği macunu tarifi ile beraber saraya gönderir. Hafza Sultan, üretilen bu macun ile sağlığına tekrar kavuşur. Bu olaydan sonra Merkez Efendinin ünü imparatorluk sınırlarını aşar.Merkez Efendi bu durum üzerine Manisa iline ekonomik katkıda bulunabilecek bir plan hazırlar;


* Her yılın belli bir gününde sergi düzenleyerek, bu sergide bizzat halkın kendi el emeği ürünleri tanıtmak,
* Civardan gelen halkın Manisa'ya ekonomik ve sosyal canlılık getirmesini sağlamak,
* Bunun için buraya gelen halkın, sağlığını korumak ve macunu yiyenlerin 1 yıl boyunca zehirli böcek sokmalarından korumak amacıyla macunun dağıtılmasını sağlamak,
* Spil dağı eteklerine kurulmuş olan Manisa'nın Gediz ovasına kayarak halkın birbiri ile dayanışmasını sağlamaktır.

Mesir Macununun halka saçılacağı ve bu planda anlatılanların yapılacağı gün olarak da 22 Mart tespit edilir. İran Mitolojisine göre bahar bayramı kabul edilen bu gün seçildiği belirtilir. Kimilerine göre de bugünün Hz. Ali'nin doğum günü olduğu da söylenmektedir. Ancak halk içerisinde yaygın olarak bilinen Bahar bayramına denk getirilmesidir. Kesin olmamakla beraber ilk mesir macunu dağıtımının 1527 - 1528 yıllarına rastladığı sanılmaktadır. 1529 yılında Şeyhinin ölümü üzerine Merkez Efendi İstanbul'a giderek yerine geçmiş ve burada eğitim vermeye devam etmiştir.


--------------- -------------------



MESİR MACUNUN YAPILIŞI

Mesir macunu 41 değişik baharattan oluşmaktadır. Bu baharatlardan bazılarına örnek verelim;
ANASON: İştah açıcı ve karminatif olarak kullanılır. Karminatif etki barsaklardaki fermantasyona engel olmasından ileri gelir.
HİNDİSTAN CEVİZİ ve BEŞBASE: Kaynatılmış suyu mide ağrılarına iyi gelir. Etkisi bileşimdeki uçucu yağlardan ileri gelir.
ÇİVİT: Halk arasında kabakulak ve pnömonide iyi gelir. Bebeklerin ağız mukozasındaki ağrılı yaraların tedavisinde kullanılır.
ÇÖPÇİNİ: Kökünün kaynatılmış suyu ekzemede kullanılır. Bileşimindeki tanenden dolayı astrenjan etkisi vardır.
ÇÖREK OTU: Gaz söktürücü olarak kullanılır.
DARFÜLFÜL: Bedeni ısıtıcı ve öksürük kesici olarak kullanılır
HARDAL TOHUMU: İştah açıcı ve mideyi yatıştırıcı olarak toz halinde kullanılır. Cilt hastalıklarında iltihabı ve ağrı giderici etkisi vardır.
HAVLİCAN: Öksürük kesici ve ağız kokusu giderici olarak kullanılır. Sindirimi kolaylaştırır, gazı dağıtır, balgamı giderir.
HİYARŞENBE: Mushil olarak kullanılmaktadır. Bileşiminde antrekion türevi vardır.
KAKULE: Lezzet verici , gaz söktürücü, iştah açıcı olarak kullanılır.
KARABİBER: Öksürük kesici, uyarıcı ve baharat olarak kullanılmaktadır.
KARANFİL: Ağız kokusu giderici, diş çürüklerinde ve ağrılarında kullanılır. Bileşimindeki karanfil esansı antiseptik ve ağrı gidericidir.
KEBABE: İdrar ve solunum yolları antiseptiği olarak kullanılır.
KİMYON: Baharat, gaz söktürücü, iştah açıcı ve terletici olarak kullanılır.
Mesir macunun asıl kullanımında bulunan baharat çeşitlerinin bir kısmının doğa da artık bulunmuyor olması nedeni ile mevcut baharatlar ile bu işlem yürütülmektedir. İşte kullanılan diğer baharat çeşitleri;
Yenibahar, Zencefil, Galanya, Krem tartar, Kişniş, Havlıcan, Anason, Sakız, Safran, Tarçın, Udülkahr, Hardal, Misrafi, İksir, Meyan Kökü, Kalemi barit, Tiryak, Sarı helile, Kara helile, Raziyane, Zerdecub
MESİR MACUNUNUN TIBBİ DEĞERİ

Yukarıda bazılarını saydığımız bazı bitkilerin farmakolojik özellikleri göz önünde bulundurularak macunu iştah açıcı, gaz giderici, barsak paristalizmi arttırıcı, idrar yaptırıcı, uyarıcı ve afrodizyak etkileri taşır. Eski hekimlerin düşüncelerine göre insanların kışın kuru gıda aldıklarından kanları koyulaşır, pislenir, iç organları çalışma düzenini kaybeder. Bu nedenle insanların sıvı dengesini ayarlamak gerekir. İlkbaharda yeşil, taze bol gıda ortaya çıkınca o devrin insanları kan aldırmak, lavmanla barsakları boşaltmak, divretiklerle bol idrar yaptırmak sureti ile vücudun dengesini kendilerine göre ayarlarlardı. Bu işe gecenin ve gündüzün eşit olduğu nevruz gününde başlamak gerekirdi. Hipokrattan beri gelen ve hekimlerce kabul edilen dört unsur teorisinin bir neticesidir.
MESİR MACUNUNUN FAYDALARI

İştah açıcı; gaz giderici, kuvvet verici, idrar yaptırıcı, yorgunluk giderici, hormonları hareket ettirici etkileri vardır. Bunların yanı sıra zehirli hayvan sokmalarına karşın bir etkisi de mevcuttur.

Halk arasındaki bazı inanışlardan alıntılar vererek yazımıza nokta koyalım.


* Bu macundan kim yerse yesin o yıl boyunca hiçbir zehirli hayvan sokmaz.
* Nevruz günü ağır hastalar bile yese iyi olur.
* Macunu yiyen gelinlik çağındaki genç kızlar o yıl içerisinde evlenirler.
* Macunu yiyen o sene boyunca bütün hastalıklardan korunur.
* Cinsi kuvveti arttırdığına inanılır.
* Çocuğu olmayanlar alırsa arzuları gerçek olacağına inanırlar.
* Çocuk hastalıklarına iyi gelir.
[/b]

3 Geri: ŞEHZADELER ŞEHRİ-MANİSA Bir Paz Ocak 09, 2011 10:38 am

MAMİ

avatar





























4 Geri: ŞEHZADELER ŞEHRİ-MANİSA Bir Paz Ocak 09, 2011 10:44 am

MAMİ

avatar






























Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz