GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 0 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

kabir azabı ve sebepleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 kabir azabı ve sebepleri Bir C.tesi Ara. 04, 2010 12:15 am

hattap




Kabir azabı, sebepleri, mü’min ve kâfirin hâli


Kâfirler ve günahkâr olan bazı mü’minler için kabir azabı haktır.


Hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:


İdrardan sakınınız! Zira kabirdekilerin çoğunun çektikleri azap o yüzdendir.”(1)


Yine Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), Allah mü’minleri, dünya hayatında ve âhirette hak bir söz üzerinde sabit kılar(2) âyeti, kabir azabı hakkında indirildi buyurmuştur.


Allah Teâlâ’nın affettiği, azap çektirmeyi istemediği bazı günah sahipleri ise azap görmeyecektir.


İbâdet ve tâat ehlinin, sâlih amel sahiplerinin kabirde, Cenâb-ı Hakk’ın bildiği ve dilediği şekilde nimet içinde bulunmaları da haktır.


Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) bir mezarlıktan geçerken iki kabirdeki ölünün bazı ufak şeylerden dolayı azap gördüklerini müşahede etti. Bunlardan birinin koğuculuk ve bozgunculukla çok yakından ilgisi vardı. Diğeri de idrar yaparken ihtiyatlı davranmaz, (sıçrıntılardan) sakınmazdı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz bir yaş ağaç dalı istemiş ve ikiye bölmüş, birini bir kabre, diğerini de öbürüne diktikten sonra şöyle buyurmuştur: Umulur ki bu yaş ağaçlar kuruyuncaya kadar azapları hafifler.”(3)


Yine kabirde Münker ve Nekir’in sual sorması da haktır. Bu iki melek kabre girerek ölüye,


- ‘Rabbin kimdir?





[b]- Dinin hangi dindir? [/b]





[b]- Peygamberin kimdir? diye sorduğunda, mü’min şu cevabı verir:[/b]


- Rabbim Allah, dinim İslâm, peygamberim Muhammed’dir (s.a.v.).


Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:


Ölü mezara gömülünce, gözleri mavi olan iki siyah melek gelir. Bunların birine Münker, diğerine Nekir adı verilir. Ona derler ki:


- ‘Şu zat (Muhammed s.a.v.) hakkında ne dersin?’


O da şöyle cevap verir:


- ‘O Allâh’ın kulu ve resûlüdür. Ben şehâdette bulunurum ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed de onun kulu ve resûlüdür.’





Bunun üzerine melekler:


- ‘Biz senin böyle söyleyeceğini zaten bilmekte idik’ derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler; sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır, aydınlatılır. Daha sonra ise melekler ölüye:


- ‘Yat ve uyu derler. O da:


- ‘Âileme gidin de durumu haber verin der.


Melekler:


- ‘Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et derler.


Ölü münâfık olursa, meleklerin sualine:


- ‘Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum, başka bir şey bilmiyorum diye cevap verir.


Melekler de:


- ‘Böyle diyeceğini zaten biliyorduk derler.


Daha sonra arz’a/yeryüzüne, ‘Alabildiğine sıkıştır diye hitap edilir. Yer de başlar adamı cendere gibi sıkıştırmaya… O kadar ki, kemikleri hurdahaş olur. Mahşer gününe kadar mezarda böyle işkence görür.”

2 Kabirde insanı bekleyen Bir Cuma Ara. 17, 2010 1:02 am

CANTAR




İnsan için geçici olarak tasvir edilen dünya hayatının sonunda başlayacak kabir hayatında insanoğlunun başına neler gelecek?








Ölümle
bedenden ayrılan ruhumuz, kabir âlemi denilen yeni bir âlemle tanışır.
Ölüm anında Azrail'i (aleyhisselam) gören insan, bu yeni âlemde sorgu
melekleriyle karşılaşılır. Müminin güzel amelleri, sevgili birer arkadaş
gibi onunla bu yeni hayatta birlikte olurlar.

Kabirde bizi nasıl bir hayat bekliyor?

Ölümle
başlayıp, âhiret hayatının ikinci devresi olan tekrar dirilme anına
kadar devam eden devreye kabir hayatı veya berzah adı verilir. İki çeşit
kıyamet vardır. Birisi İsrafil (a.s.)'in Sûr'a üflemesiyle kopacak olan
ve Allah'ın dilediğinin dışında kâinatta her şeyin öleceği kıyamettir
ki, buna büyük kıyamet denir. Diğeri ise her insanın kendi ölümüdür ki,
buna küçük kıyamet denir. İşte bu iki kıyamet arasında geçen zamana
berzah denir.

Kabirdeki
hayat dahil, ölümden sonraki âhirete ait bütün devrelere ait bilgiler,
gayba ait bilgilerdir. Akıl ve duyularla bilgi edinme ve hüküm verme
imkânı olmayan bu gibi konular Allah ve Resulü'nün haber verdiği
bilgilerle sınırlıdır. Yani Kur'ân ve hadis bu konuları yeterince
aydınlatmaktadır. Kabir hayatında, sual, azap ve nimet olarak üç durum
söz konusudur.

RABBİN KİM, DİNİN NE?

1. Kabirde
sorgu-sual: İnsan öldükten sonra kabre konulunca, münker ve nekir
adında iki melek kendisine gelerek, "Rabbin kimdir, dinin nedir,
Peygamberin kimdir?" diye sorular soracaklar ve imân ve salih amel
sahipleri bu sorulara doğru cevap vereceklerdir. Bu sorulara doğru cevap
verebilen müminlere cennet kapıları açılacak, cennet kendilerine
gösterilecek ve bundan sonra kıyametin kopmasına kadar nimet ve mutluluk
içinde bekleyeceklerdir.

Peygamber
Efendimiz (s.a.s.) kabir suali için, "Ölü mezara konulunca birine
münker, diğerine nekir adı verilen iki melek gelir. Ona derler ki: 'Şu
Muhammed (s.a.s.) denilen zat hakkında ne dersin?' O da şöyle cevap
verir: 'Allah'ın kulu ve resûlüdür. Ben şahitlik ederim ki, Allah'tan
başka ilâh yoktur. Muhammed O'nun kulu ve resûlüdür. Bunun üzerine
melekler biz böyle diyeceğini zaten biliyorduk' derler. Sonra onun
mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra ölünün mezarı
ışıklandırılır, aydınlatılır." buyurur. (Tirmizî, Cenâiz, 70)

KABİR AZABI NEDİR?

2. Kabir
azabı: Berzah âlemi hakkındaki ayet ve hadislerde en çok kabir
azabından bahsedilir. Kabirdeki azap ya da nimet, kişinin dünyadaki
yaşama şekline göre olacaktır. Yani herkes berzah hayatında
karşılaşacağı durumu bu dünya hayatında hazırlar. Çünkü berzah,
dünyadaki iyilik ve kötülüklerin ceza veya ödülün verileceği ilk
aşamadır. Kur'ân ve hadislerde kabir azabı ile ilgili açık ifadeler
bulunduğu için kabir azabına inanmak gereklidir.

Kabir
azabından haber veren ayetlerde "iyilerle, kötülerin, müminlerle,
kafirlerin hayatlarında ve ölümlerinde kendilerine yapılacak işlemlerin
farklı olacağı, herkese yaşayışının karşılığı verileceği, ilâhi adaletin
bunu gerektirdiği bildirilmektedir. (Casiye, 45/21-22; Tâhâ, 20/124;
Tövbe, 9/101)

Firavun
ve yakınlarının ölümden sonraki durumlarını açıklayan ayette, "Onlar
(kabirlerinde kıyamet gününe kadar) sabah ve akşam ateşe arz
edileceklerdir. Kıyamet koptuğu gün de 'Firavun ve kavmini en şiddetli
azaba sokun' denilecektir" (Mü'minun 23/46) buyurulmaktadır.

Peygamber
Efendimizin (s.a.s.), "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya
cehennem çukurlarından bir çukurdur" (Tirmizî, Kıyame: 26) hadisi, bu
konuda bir başka delildir. Yine Efendimizin, "Kabir azabından Allah'a
sığınınız" (Müslim, Cennet, 17) buyurması kabir azabının şiddetini ifade
etmektedir.

KABİR NİMETLERİ NELERDİR?

3. Kabir
nimetleri: Kabirde de mümine bir takım nimetler verileceği yine Kur'ân
ve hadislerde haber verilmektedir. Bu nimetleri şöylece sıralayabiliriz:


Yedi kat göklere mü'minin ruhu yükselir. (Müsned, 4/287-288)

Mü'mine cennetteki makamı gösterilip Cennete bir kapı açılarak oradan Cennetin güzel kokusu gelir. (Buhârî, Cenâiz 86)

Kabir çok genişler. (Müslim, Cennet 17)

Kabir salih amellerle; namaz ve Kur'ân ile aydınlanır. (Buhârî, Salat 72)

BİR SORU-BİR CEVAP

Allah'ın, Tevrat ve İncil'in tahrif edilmesine engel olmamasının hikmeti ne olabilir?

Soru:
"Geçenlerde bir grup arkadaşımızla Hicr Suresi'nin dokuzuncu ayetini
okuyorduk. Malumunuz bu ayette Allah, Kur'ân'ı muhafaza buyuracağını
bildiriyor. Bu sırada bir arkadaşımızın aklına şu soru takıldı: "Tevrat,
Zebur, İncil de Allah'ın kelamı olduğu halde Allah niçin onları tahrif
edilmekten muhafaza etmemiştir?" Biz de bu soruyu size sormak istedik.
Teşekkürler." Polat Benli/Ankara

Evet
sizin de ifade ettiğiniz gibi Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de Hicr Suresi 9.
ayette Kur'an'ı koruyacağını ifade buyuruyor. Bu ayet Kur'an'ın hiç bir
zaman bozulmayacağı ve her zaman bütün keyfi ilavelerden, çıkarmalardan
ve lafzi/kelime değişikliklerden uzak kalacağı şeklindeki ilahi
vaattir. Bu haber, Kur'an'ın asırlardan beri her türlü tahrifattan uzak
kalmış olması gerçeğiyle doğrulanmıştır. Hangi türden olursa olsun bu
kadar uzun bir süre benzer biçimde korunan başka bir kitap örneği
yoktur. Cenab-ı Hak, Kur'an'ı, ona kendi canından daha fazla bağlı
insanlar ve âlimler yaratmak suretiyle korumuştur.

Sorunun
ikinci şıkkına gelince, Maide Suresi 44. ayet gereğince Tevrat, İncil
ve Zebur'un muhafazası, peygamberlerin, rabbanilerin ve hahamlara
verilmiştir. Ayet mealen şöyledir: "İçinde hidâyet ve nûr olan Tevrat'ı
Biz indirdik. Kendilerini Hakka teslim eden nebîler, Yahudilerle ilgili
meselelerde onunla hükmederlerdi. Kendilerini Allah yoluna adamış
mürşitler ve din alimleri de Allah'ın kitabını koruma ile
görevlendirilmeleri sebebiyle yine onunla hüküm verirlerdi."

KİM SORUMLU TUTULUYOR?

Bu
konuyla alakalı kaynaklarımızda şu bilgi yer almaktadır: "Allah,
peygamberlerden, bilgi sahibi insanlardan, kitabı yani Tevrat'ı muhafaza
etmelerini istedi ve onları sorumlu tuttu. Tevrat ile amel etmeleri ve
onu tebliğ etmek üzere onlardan güçlü ahit/söz aldı. Alimlerden kitabı
koruma sözü alınmasının iki yönü vardır: Birincisi, kitabı hafızalarında
ezber olarak tutmaları ve nakletmeleri; ikincisi de hükümleriyle amel
ederek ve şeriatını tatbik ederek muhafaza etmeleridir. Ancak Yahudi
uleması, kitabı gereği üzere muhafaza etmeyince, sonunda kitap tahrifata
uğradı.

Ayette geçen "istehfizû"fiilinin
meçhul/edilgen formda olması Allah'ın Tevrat'ı muhafazayı tekeffül
etmediğine, bilakis bu işle onları mükellef tuttuğuna delalet eder. Ne
yazık ki onlar yani Yahudi alimleri kitaplarını değiştirdiler ve tahrif
ettiler. Bizim kitabımıza gelince, onun korumasını Cenab-ı Allah üzerine
almıştır. Onda en küçük bir değişim söz konusu olmamıştır ve olamaz
da." (Ebû Hayyan, el-Bahru'l-Muhît, 3/504)

Meseleyi
akli ve mantıki olarak da düşünürsek bizi aynı sonuca götürür. Bir
binaya girmek için dört kapı ve dört anahtar olsa, zaman içinde
kapıların üçü kilitlense ve anahtarları da kaybolsa son kapı ve
anahtarının sımsıkı muhafaza edilmesi ne kadar mantıklı ise son kitap
olan Kur'an'ın da Allah tarafından muhafazası o denli mühimdir.

TEFEKKÜR TABLOSU

Deniz dibindeki hayatlar bizi tefekküre sevk ediyor

Çok
yakın bir zaman önce enerjisiz olduğu zannedilen deniz dibinde yeni bir
enerji kaynağı keşfedildi: Mağma enerjisi. Mağmanın deniz dibine
ulaştığı yerlerde su altı vahaları vardır. Mesela Kaliforniya'nın
güneyinde 2600 m. derinlikteki yüksek basınç ve 350 °C'lik sıcaklıkta
bulunan bir sualtı kaynağında hayal edilemeyecek kadar güzel canlıların
yaşadığı tespit edildi.

İnanılmayacak
derecedeki bu zor şartlar altında hayatını devam ettirmekte olan hayvan
topluluklarının bulunması, güneş enerjisinin dahi olmadığı bu derece
zor şartlar altında harikulade canlıların yaşaması ve bunun için
buraların bol gıda ile bezenmesi bizi güç ve kudret sahibi Yaratıcı'ya
götürmeli değil mi?

BİR DUA

Bize yakınlığını duyur ya Rabbi!

Ey
lütuf ve ihsanı bol olan Allah'ım! Her ne kadar kendimiz edip kendimiz
bulsak da Sen bize her zaman lütfunla muamelede bulun. Her hal ve
tavrımızı rızan istikametinde eyle. Verdiklerin vereceklerinin
referansı; diliyor ve dileniyoruz, bize yakınlığını duyur ve
benliğimizde Sana karşı yaklaşma heyecanları uyar ya Rabbi!

ÖRNEK HAYATLAR

Hayatından memnun musun, rahat geçinebiliyor musun?

Allah
dostlarından Behlül Dânâ Hazretleri bir gün dönemin hükümdarı Harun
Reşid'den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını
(denetimini) verir.

Behlül
Dânâ Hazretleri hemen işe koyulur. İlk olarak bir fırına gider. Birkaç
ekmek tartar ve ekmeklerin hepsi normal gramajından noksan gelir. Dönüp
fırıncıya sorar:

-
"Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının
tadı var mı?" Adam her soruya olumsuz cevap verir. Memnun olduğu bir şey
yoktur.

HERKES HESABINI ÖDEMİŞ!

Behlül
Dânâ Hazretleri bir şey demeden oradan ayrılır ve bir başka fırına
geçer. Orada da birkaç ekmek tarttırır ve bütün ekmeklerin gramajından
eksik değil fazla geldiğini görür. Aynı soruları bu fırının sahibine de
sorar ve her soruya olumlu cevap alır.

Bundan
sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid'in huzuruna çıkar ve
yeni bir vazife ister. Harun Reşid, "Muhterem efendim, size yeni vazife
vermiştik, bir problem mi var?" der. Behlül Dânâ Hazretleri şöyle der:
-
"Efendim çarşı pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri tartmış,
vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç
kalmamış."


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

3 Geri: kabir azabı ve sebepleri Bir Cuma Ara. 17, 2010 7:17 am

hattap




slm sağolasın amca katkılarından dolayı selametle inşallah

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz