GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 11 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 11 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

SİZİNDE BİR CİNİNİZ VARMI ?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 SİZİNDE BİR CİNİNİZ VARMI ? Bir Cuma Tem. 02, 2010 8:13 am

CANTAR






AraştIrmalar gösteriyor ki, günümüzde cinlere geçmişteki kadar
inanılıyor. Ama yaşanan olaylar cinlerden daha çok insanları işaret
ediyor sanki insan denen yaratık, bir başka olmayan canlı türüne kendi
enerjisiyle yaşam veriyor gibi... Bir diğer yön ise, cinlere inanmak
için kaynak ve dayanak kabul ettiğimiz kutsal kitaplar başka birşey
anlatıyor olamazlar mı?



Günümüz cin dönemi; iki ayaklıları yetmiyormuş gibi, birde öte
yandakilerle uğraşIyoruz. Herkesin cini var, önüne gelen birbirini
tehdit ediyor, cin bodyguard 24 saat mesaide. Bir zamanlar Medyum
Memiş´in cinlerini çaldığı için suçlanan biri vardI, şimdi de ortalığı
tarikatçıcinleri sardı, bu gezegen bundan fazlasını kaldırmaz bilmiş
olun; hem biz, hem onlar bu kadar kalabalık birarada, olacak şey değil;
büyük bir olasılıkla cinler ülkesi Cinistan´da da ekonomik sıkıntı ve
işşizlik var; bu tarafa sürekli işçi yolluyorlar. Yok mu orada bir
ekonomi profu, nerde bu cin devleti? Nerde cin yetkililer? Buraya kaçak
cinler geliyor, haberiniz yok mu? Gün geçmiyor ki, cinlerle sevişenler,
evlenenler hatta çocukları olanlar duyulmasın. Zaten çocukluğumuzdan
beri bunlara benzer söylentileri dinler dururuz. Günümüzde cinler, gerek
bilimsel ortamda, gerekse de entellektüel boyutta batıl bir inanç
olarak kabul ediliyor. Kırsal kesimin dışında, kentlerde duyulan olaylar
veya iddialar ya akıl hastalığı olarak, ya da sansasyon yaratma
çabaları olarak tanımlanıyor. Gerçekten de, olayların çoğu için bu
tanımlamalar doğrudur.. İşin bir yanı daha var, bazı garip olayları
yaşayanlar deli deneceği korkusuyla veya seksomanyak olarak
tanImlanmaktan korktuklarI için konuşmaya çekiniyorlar. Kiminle mi?
Doğru adreslerle tabii ki... Buraya yine döneceğiz, şimdi biraz
açılalım; aslında durum dünyanIn her yerinde aynıdır, her dönemde olduğu
gibi...






Tecavüze uğrayan rahipler;






Çok eski çağlardan bu yana, görülemeyen sevgililerin, hayaletlerin
öyküleri anlatılır, bu garip varlıklar genelde kandırıcı, seksi, güçlü
ama uğursuz ve kötüdürler, çoğu zaman yanlız yaşayan kadınların
gecelerinde, rüyalarında yer alırlar. Bekar rahibelerin boş gecelerinde
zevk ve dehşet kaynağI olarak, evde kalmIş kızların veya dulların ise
bilinçli veya bilinçsiz orgazm dolu korkularıyla beraber ortaya
çIkarlar. AnlatIıanlara göre, bekar veya dul erkekler ve bilhassa
mistikler de nasiplerini alırlar ama onların karşısında bu defa güzel,
şehvetli dayanılmaz dişiler vardIr. Eski bir inanca göre bu varlıklar,
seks peşinde koşmak için ölümden dönen ilkel ruhlardIr. Ölümsüz "1001
Gece Masalları"nda cinler erkekleri öldüren çekici kadınlar olarak
anlatılır. Brezilya´da Lobishoman adıyla ortaya çıkıp, kadınların kanını
içerler ve onları nimfomanyak bir hale sokarlar. HıristiyanlIk cinsel
perhize çok önem verdiğinden, Orta Çağ´da cinler ve şeytani olaylar her
yerde kol gezer, etin günahı büyüktür ve karı kocalar dahi cinsel
yaşamlarInI asgarinin altına indirmeye teşvik edilerek korkutulurlar.
Azizlerin işi zordur, Aziz Antony şehvet düşkünü bir varlığın
tasallutuna uğrarken, Aziz Godric uyuduğu her anda üzerine çIkan
gelinlikli bir kızıIn yaşam boyunca tecavüzüne hedef olur. O günlerde
öylesine bir korku vardır ki, çok güzel kadınlarla, erkeklerin yüzleri
dağlanır veya yaralanarak cinlerin saldırısından korunulmaya çalışılır.



"İlişki"



Kilise Engisizyon döneminde, erkek cin sevgililere latince "kabus"
sözcüğünden kaynaklanan "Incubus" adını verdi, "kabus" sözcüğünü bugün
biz de kötü rüyalarımız için kullanıyoruz. Dişilere ise, "Succubus"
denirdi. Bu varlıkların amacı temiz kalpli insanları ayartıp, cehenneme
göndermekti. Dönemin sonucunda, günümüzde de çok etkin ve yaygın olan
"Exorcism" yani "Şeytanizm-Şeytanın etkisi altında kalma" olayları ve
şeytan kovucu "Exorcist" rahipler oralardan bizlere ulaştılar. Örnek
olarak verilen bir olayda genç bir kadın kilisede bacaklarını kontrol
edemiyor ve yatağIna her yattığında seksüel çığlıklar atmaya başlıyordu.
Bir diğerinde, karı kocanın sevişmesi sırasında ortaya çıkan garip bir
yaratık, kadına tecavüze başlıyor, dehşet içindeki koca yakında bulunan
baltayı yaratığın kafasına indirip koparmasına rağmen kadının çığlıkları
arasında ırza geçme olayı sürüyordu ve olayın yarım düzine tanığı
vardı, bu insanlar ne görmüşlerdi? Bu tür olaylardan esinlenilerek,
Barbara Hershey´in başrolünü oynadığı "Entity" yani "İlişki" adlı film
yapIımıştı. Ama anlatıIanlara ve filmin sonunda yazdIğIna göre, olay
gerçekti, benzeri bir şekilde yaşanmıştı ve filmde görünmeyen bir gücün
saldırısına uğrayan kadın ABD´nin Utah Eyaleti´nde yaşıyordu, saldırılar
ise azalmış da olsa hala sürüyordu...






"Kocam keçi ayaklı..."






Başka kaynakları incelediğimizde, özellikle manastırlarda erkek
kedilerin dahi giremediği odalarda, rahibeler yan odalardan gelen zevk
dolu iç çekmeleri, karyola gıcırtılarını her gece duyuyorlar, günah
çıkarma hücrelerinde ırzlarına geçiliyordu. Öylesine çok tanık ve kurban
vardı ki? Kilisenin sekse kapalı kapIsI acaba cinsel hayalleri gerçeğe
mi dönüştürüyordu. Neydi bu olayların içyüzü? Olanlar, yanlız ve
sağlıklı insanlarIn seksüel fantazileri miydi yoksa başta lezbiyenlik
olmak üzere çarpIk ilişkilerin sonuçları mıydı? Eğer böyleyse,
tanıkların ve hatta kalabalıkların önünde oluşan olaylar nereye
konulacaktı? Elbette ki, ortada kendine Incobus süsü veren, rahibelerle,
yanlız kadınlara tecavüz eden bir sürü rahip de vardı. Ama hepsi bu
değildi. Avrupa folklöründe bu tür olayların gülmece olarak sunulduğu
şarkılar hala söylenmektedir. İngiltere´de yaşanan bir vaka çok
çarpıcıdır, Üç yIl boyunca bir adamla yaşayan Ellen Driver, bir deniz
kıyısı pikniğinde gizli bir köşede ayağından hiç çoraplarını çıkarmayan
kocasının ayaklarının at toynağı gibi olduğunu ve sipsivri tırnakları
bulunduğunu raslantıyla görür. Dehşetle kaçan Ellen, çIğlıklarına koşan
arkadaşlarIyla beraber yine kocasının bulunduğu yere gittiğinde kayanın
arkasından dilim dilim alevlerle bir dumanın yükseldiğini ve gökte
kaybolduğunu görür. Ellen´in kocasını bir daha hiç kimse görmez ve adam
bulunamaz. İyi ama Ellen, üç yıl boyunca nasıl olmuş da, kocasının
ayaklarını çıplak olarak görmemiştir? Bu can alıcı sorunun cevabı yoktur
çünkü soru sorulmaz ve olay güdük olarak kalIr.




Cinler medyatik olmayı seviyorlar!




1973´de yine İngiltere´de BBC´nin radyo yayınında bir açık oturumda,
dinleyicilerin başlarından geçen garip olayları telefonla anlatmaları
istendi. Telefon eden bir kadın dinleyici her gece yattığında başının
yanında garip bir yaratığın başını sürekli gördüğünü söyledi ve 6 ay
önce ölen kocasının nefes alma seslerini duyuyordu. Ama en önemlisi olay
sırasında oda buz gibi oluyor, termometre -20 dereceye düşüyor ve kadın
nereye kaçıp yatsa, olay orada tekrarlanıyordu. Psikologlar ve uzmanlar
belli yorumlar, tedaviler yapsalar dahi, olayın önüne geçilemiyor ve
süregeliyordu. Yine tek başına bir kadın ve kocaını yeni yitirmiş;
olaylarIn ortak bileşkesi hep aynı yerdedir, acaba yola buradan mı
çıkmalıyız? Olaylarda uzmanların teşhis ettikleri seksüel ve akli
bozukluklar birçok açıklama getirebiliyor. Ama bilimin de yetersiz ve
aciz kaldığı olayların sayısı da çok yüksek. çağımızda artan seksüel
tolerans ve tabuların peşpeşe yıkılması, ahlak ve namus kavramlarının
kavramsal değişimi olayların sayısalığını azaltmıştır ama azalma
istatistikidir çünkü azalan olaylar işin sadece insansal tarafıdır.
Açıklanamayan olaylarda yine kesin çözümler yoktur veya kendinden emin
yorumlara raslanmaz. Ama acaba günümüzdeki seksüel serbestlik sanıldığı
kadar çok mudur? Geçmişte çok daha fazla cinsel serbestlik dönemleri yok
mudur? Medyanın olmadIğI yüzyıllarda, neler oluyordu? Tek bir cevap
verilebilir, geçmiş günümüzden çok daha sapkındır çünkü skandal korkusu
yoktur.



"Bana cin tecavüz etti..." diyebilir misiniz?



Günümüzde, psikoloji ve psikiyatri çok gelişti, böyle bir olayın
kahramanı bu tür bir uzmana ¤¤¤ürüldüğünde, eğer erkekse "Oedipus
Kompleksi" tanımı konur veya anneye karşı duyulan seksüel arzu
araştırmaları hastanın çocukluğuna kadar ¤¤¤ürülür. Eğer hasta kadınsa,
bu defa babaya karşı duyulan bilinçaltı seksüel arzular ortaya
konacaktır. Ya da hasta frijid, iktidarsIz en sonunda da kendi cinsine
ilgi duyan biridir. Bu tür yaklaşımlar birçok zaman doğru olsa dahi,
küçük düşürücü ve aşağılayıcıdır. Hasta veya kurban, ezilir ve kültürlü
birinin dahi bilemediği anne-babayla ilgili bilimsel açıklamalar
korkutucu ve üzücüdür. İşte böyle bir olayın kurbanı ortaya çıkıp kolay
kolay "Benim başıma bunlar geldi." demekten kaçınmaktadIr. Şu anda bu
satırları okuyan bir okuyucu, eğer bu tür bir olayu yaşadıysa, acaba
olayı unutmaya mı çalışmaktadır yoksa sokağa fırlayıp önüne gelene
olanları anlatmış veya anlatmakta mıdır? Hangi anne veya baba, hangi eş
veya sevgili sevdiğinin başına gelen böyle bir olayı seksomanyak olarak
damgalanması pahasına topluma hatta kendi ailesine anlatabilir? Acaba
son yüzyIıda Incobus veya Succubus olaylarının azalması olayların,
iletişim çağında anlatılamaması ve saklanması yüzünden olabilir mi? 20.
Yüzyıl´In stresi, uygarlaşamamanın getirdiıi beyinsel sancılar,
bireylerin gittikçe kendilerine yabancIıaşmasI, her tür güvencesizliğin
ortaya çıkardığı kaçınılmaz korkular nelere neden oluyor? Ve en
önemlisi, toplumsal korkuların ezdiği insanlar, çözümü ve kurtuluşu
sayısı binleri aşan şarlatan hacı-hoca takımında arıyorlar. Bu nokta,
dönüşü olmayan nokta olabilir, toplum öyle bir yokuştan aşağı
yuvarlanabilir ki, tüm çabalar boşa çıkabilir. Neyse, çözümü sonraya
bırakıp, bazı dikkat çekici yerel örneklere geçelim. Cin olaylarına, ya
da cinlerle ilişki anlatılarına yurdumuzda çok sık rastlanır, hemen
heryerde sayısız cin-insan ilişkisinin yaşandığı söylenir ve inanılır.
Burada elbette ki, Ülkemizin dini olan İslamiyet´in etkisi çok büyüktür
çünkü dinimiz cinlerin varlığını kabul ve telkin eder. Cinlerden
korunmak amacıyla muskalar yazılır, özel dualar okunur ve ritüeller
uygulanır, dinsel söylevlerde cinlerle evlenen kadınlardan ve
erkeklerden söz edilir. Kırsal kesimdeki olaylara bugün için belki
birçok açıklama getirebiliriz çünkü TÜrkiye´deki seksüel hoşgörü az,
daha sıkı ve daha tutucudur, dolayısı ile de psikolojik fenomenler
zengindir. Ama aşağıda anlatılan örnekler su ¤¤¤ürmez olduğu kadar en az
şüphe unsuru bulunabilen olaylardır.



"Kadın ve erkek kılığına giriyor..."



İstanbul Kadıköy´de yaşayan N..... isimli genç kadın sağlıklıdır ve
normal bir yaşam sürdürmektedir. Belli bir aile baskısı olmadığı için
çeşitli erkeklerle tanışmış ve birkaçıyla da ilişkisi olmuştur. Ailesi
aşağıda anlatılacak olayları hiç bilmedi, ancak onu hacıya hocaya
¤¤¤üren bir iki arkadaşı olanları öğrendiler. Olaylar 1982 yılında
başladı, kendisiyle 1984 yılı Şubat ayında görüşüldü, hemen tüm saçları
dökülmüş ve yaklaşık 20 kilo vermişti. Herşey N..... evde yanlız olduğu
bir gecede başlar ve uykusu geldiğinde yatağına girer, birden üzerinde
hissettiği bir ağırlıkla uyanır, çok küçük bir gece lambasının
aydınlattığı odada yüzü belli olmayan bir şekil görür ve iterek
uzaklaştırmaya çalışır, korkudan ses çıkaramamış ve neredeyse kendinden
geçmiştir. Ve olay o anda biter, genç kadın sabahı zor eder, kimseye söz
etmez hatta kendini çok etkin bir kabus gördüğüne neredeyse inandırır
ama ertesi gece bu defa salondaki koltukta açık tv´nin karşısında
uyuyakaldığında aynı olay tekrarlanır. Bu kez, varlığın yüzü bellidir,
zenciye yakın esmer tenli bir erkek olduğunu görür, N.... ile cinsel
ilişki kurmaya çalışmaktadır, genç kadın korku ve şaşkınlık içinde karşı
koyar, haykırır ve olay birden biter, adam artık yoktur, direnmesi daha
sonraki her olayı sona erdiren çok önemli bir öğedir. Yine kimseye
olanları anlatamaz, sapık deneceğinden veya alay edileceğinden
korkmaktadır. Geceleri balkonda yatan köpeğini yanına alır ama hayvan
huzursuzdur. Ne zaman onu yatak odasına ¤¤¤ürse, hayvan hırlamakta ve
çok sevdiği sahibine hırlayıp, diş göstererek odaya girmek
istememektedir.



Hoca, muska ve kurtuluş N....´nin öyküsünde iki ilginç yön var;
birisinde varlık bir kadın şeklinde ortaya çıkar ve lezbiyen bir
ilişkiye kalkışır karşı konunca yine önceki haline döner ama ikincisi
daha çarpıcıdır, genç kadın birden karşısında erkek kardeşini görür ve
kardeşi onunla cinsel ilişkiye kalkışmaktadır. Yine direnince varlık
tekrar ilk haline döner. Böylesine çarpIk, umutsuz ve yardımsız bir olay
sürer, gider. N.... Zayıflamaya başlar, sürekli kilo verir ve sonunda
halini farkeden yakın bir arkadaşına durumu anlatIr. Kadın tahmin
edileni yapar ve onu Beykoz´da yaşayan tanınmış bir hocaya ¤¤¤ürür, hoca
olayı dinledikten sonra bir genç kadına bir İbrani cini ile
karşılaştığını söyler, bir muska yazar sonra şöyle der; "Artık seni
rahatsız edemez ama daima çevrende olacaktIr, muskayı yanından hiç
ayırma..." Gerçekten de olaylar bir daha tekrarlanmaz ama o günden
itibaren bir dönem işleri hep ters gider ve 1986´da mutlu bir evlilik
yaptIğI zaman herşey düzelir ve bir daha tekrarlanmaz. Olayların akışı
ve N....´nin yaşadıkları, pek çok olayın benzeridir ama bu olayda varlık
diğerlerinin aksine cinsel ilişkiyi hiç başaramamış ve daima kaçmak
zorunda kalmıştIr veya direniş karşısında kaçmaktadır. Diğer örneğe
geçtiğimizde daha farklı bir boyut göreceğiz, yorum ise daha sonra...



Nikah teklifi



G....´nin olayı daha klasik bir olaydır, yaşı 18 olan G.....
konuşulduğunda hep huzursuz olduğunu söyleyerek, olanları anlatmayıp
geçiştirmek istemişti. Uzun ısrarlardan sonra kendisine bir tıp uzmanı
tarafından hipnoz yapılmasını kabul etti. Çok kısa bir sürede hipnoza
girdi ve girer girmez kendisini oradan oraya atarak, inlemeye başladı,
sinir krizi geçiriyor gibiydi. Zorlukla yatıştırıldı ve hipnozdan
çıkarak derin bir uykuya geçti, o uyurken, ailesi olanları anlattIlar.
G.... normal bir şekilde yaşarken, birden kehanetlerde bulunmaya başlar.
Yakın çevresi hakkında olacakları söylemektedir ve bunlarIn bazıları
doğru çıkar. Sık sık krize girerek kendinden geçmekte ve şuursuz bir
halde kendini oradan oraya atmaktadır. Boğazında çürükler, parmak izleri
belirir, anlattığına göre birilerini görmektedir ve bunlardan birisi
G.... ile evlenmek istemektedir. G... kabul etmediği için, o varlığın
boğazını sıkıp dövdüğünü anlatır. Olayın en ilginç yanı ise, varlığın
cinsel tacize kalkışmaması ve öncelikle G....´den nikah istemesidir.
Zamanla G.... daha da kötüleşir, yapılan tıbbi incelemeler normal
sonuçlar vermektedir, ne fiziksel ne de psikolojik bir rahatsızlığı
vardır, bunlar raporlarla belirtilir. Ama genç kız sürekli
hırpalanmaktadır ve korkudan çıldırmak üzeredir. Olay, ekibimizce, tam
bu noktada öğrenildi ve o görüşmeden sonra da bir daha ilişki
kurulamadı. Görüşülen o gecede G.... "Galiba, onun nikah teklifini kabul
edeceğim.." diyordu. Ötesini bilmiyoruz çünkü aile yer değiştirerek
ortadan kayboldu...



Çift Cinsiyetli Görüntü



Ankara´da yaşanan üçüncü olay daha da ilginçtir. Burada "Demonic
Possesion-Şeytani Etki" tanımlı tasallut olayı görülmüştür. Olayın
kahramanı yine genç biridir ama bu bir erkektir ve anneannesi ile
beraber yaşamaktadır. Anneanne falcı olarak tanınmakta ve yanlız
kadınlara fal bakmaktadır. F...´nin anlattığına göre, küçükken bir
dolaba kapatılarak cezalandırılmıştır, karanlıkta korkuyla ağlarken,
karşısında biri belirir ve F...´ye "Korkma, ben senin perinim, bundan
sonra sana yardIm edeceğim." der. Ve hakikaten o günden sonra F.... sık
sık bu varlığı görür. ArtIk büyümüştür ve bir gün İstanbul´a gitmek
ister ama bir türlü gerekli parayı bulamaz. Oturmuş kara kara
düşünürken, birden avucunda bir adet Cumhuriyet altını belirir.
Anlattığına göre bu altın işini görür sonraki yIllarda F....´de
falcılığa başlar ama karşılığında para almamaktadır, söyledikleri yüzde
yüze yakIn bir oranda gerçekleşir.Örneğin bir kadına baktığında bakire
olup olmadığını veya doğacak ******n cinsiyetini hemen bilmektedir.
F...´nin varlıkla cinsel bir ilişkisi olmaz. Ekibimizi yakınları
çağırmıştı ama ekip yoldayken F.... durumu öğrenir ve fenalaşır, transa
girerek kendini oradan oraya atmaya başlar. Dört tane güçlü erkek
zaptedemezler sonra ağlayarak kendine gelir, varlIğIn kendisine
göründüğünü, artIk değiştiğini ve kimseyle görüşmesini istemediğini
söyler. Bunlar yakınlarından dinlenmiştir. Bu arada varlığı anlatır;
yukardan aşağı eşit olarak ikiye bölünmüştür, yarısı kadın, yarısı
erkekmiş ve çıplaktır; cinsel organları tamdır; bir tarafı kadın, öteki
tarafı erkektir. F...´nin bunu anlatması önemlidir çünkü bu tarif ancak
batı kökenli maji örgütlerinin ele geçirilen kayıtlarında anlatIlan
"Merkürien Varlık" adlı varlığa benzemektedir. F...´nin bunları bilmesi
pek düşünülemez. F.... ile görüşülemedi ve sonradan yakınları ile de
ilişkisini kestiği öğrenildi. Durumundan memnundu ve varlıkla
ilişkisinin kesilmemesini istiyordu. Tek şikayeti evlilikti, evlenmek
istiyor ama olmuyordu, arkadaşlık ettiği tüm kadınlar veya kızlar kısa
zamanda uzaklaşıyordu. Olayın Üzerinden yıllar geçti; F... hala bekar ve
yanlız yaşıyor.






Kim ve nedir onlar?






Böyle çok örnek verilebilir. Yukardaki iki genç kız ile genç erkek birer
örnek olmaktan öte, belli bir türün özelliklerini ortak taşıyorlar yani
yanlızlığın, ezilmişliğin ve korkunun... Bütün bunlar psikolojinin
sınır ötesi olayları olabilir ya da insanın bilinmeyen boyutunun
sonuçları. Doğaüstü olaylardan çok daha önemli ve belki de daha ürkütücü
olan insandaki bilinmeyenler ve henüz anlaşılamayan, çözülemeyen insan
gizemleridir. Cinler gerçek mi? Sorunun cevabı iki arada sıkışmış
durumda. Dinsel olarak gerçek, materyalist olma zorunda olan pozitif
bilim için ise saçmalık. Fakat her iki taraf için de birçok şey eksik ve
galiba yanlış.Çünkü bu tür konuların içindeki geziyi ilerlettikçe
karşınıza açıklanması mümkün olmayan olaylar kesin olarak çıkıyor ve
saçma denemiyor.Çünkü beş duyu olanları tam anlamıyla yaşıyor ve
duyuların yaşattığını ise hiçbir kural veya görüş etkilemiyor. Güncel
yaşanan bazı olayların, çok eski kaynaklarda çeşitli benzerlerine
raslanması çok daha ilginç geliyor. Veya araştırırken ilgisiz ve çok
uzak birisinin, yüz yıl önce yabancı bir ülkede yaşanmış olan bir olayın
aynısını sanki biliyormuş gibi anlatması ise birşeylerin bildiğimiz
gerçeğin daha ötesinde bulunduğunun ve oradan bize küçümseyici
bakışlarla baktığının sanki kanıtı gibi...



Bizlerin dışında birçok şuurlu canlI türü olabilir. Buna inanmak için
fantastik, fanatik veya psikopat olmak gerekmiyor zira ortada çok açık
bir mantık ve çözülmüş bir denklem var. O da çevremizde apaçık duran
evrenin ve bizim doğamızın sonsuzluğu ve sınırsızlığı ve bu sonsuzluk
içinde bizlerin bir şekilde oluşmuş tek tür varlık olduğumuzu sanmamız
garip; işte yanlış olan bu; çünkü kendine İnsanoğlu diyen bizler bu
kadar olağanüstü bir ayrıcalığa pek layık sayılmayız. Nasıl bizim
içimizde iyiler, kötüler, üstünler ve aşağılar varsa evrende de daha üst
veya daha alt şuurlu varlıklar olmalı veya olabilir...



Cinlerin ne olduklarInI bilmiyoruz; belki kutsal kitaplar bildiğimiz
veya anladığımız gibi değil de, başka birşeyi anlatmak istiyorlardır.
Belki cinler uzak geçmişte kalmış dünyadışı bir oluşumdurlar veya daha
simgesel bir anlam düşünülmelidir. ‚çözümün öncelikle insanda aranması
gereklidir, yukarda anlatılan olayların yapısı ve içeriği sanki
psikolojik nedenleri işaret etmektedir. Kısacası cinler buradalar ve
bize hiç rahat vermiyorlar, inanmak çok ama çok önemli zira hoca
takımının başarısı orada saklı. İnanan insan başına gelen derdi yine
inanarak gideriyor...




CİN ÇARPMASI




*Sebepsiz baş ağrıları, Beyin yorgunluğu Kasılma, sinirlenme, tembellik,
ibadet etmekte ve Allah'ı zikretmede zorlanma Herhangi bir uzuvda
doktorların sebep bulamadığı bir ağrı veya sancı, uzun süre sağa sola
döner uyuyamaz ancak, iyice dinlendikten sonra uyuyabilir Çok korkunç
rüyalar görür .Rüyasında muhtelif hayvanlar görür. Uykuda çok ağlar, çok
güler veya çığlık atar. Uyurken ah vah eder. Hoplar, zıplar bir yerden
düşüyormuş gibi olur. Rüyasında kendisini mezarlıkta pis yerlerde ve
korkunç yerlerde görür



İnsanların cinlerle veya cinlerin insanlarla evlenmesi mümkündür. Fakat
ulemanın ekserisi bunu çirkin görmüştür. Hanefi alimleri ise cinlerle
evlenmeyi caiz görmemiştir. Çünkü cinsleri aynı değildir. Kadın cinden
hamile kaldığı zaman ; "Seni kim hamile bıraktı?" , "Bu ******n babası
kim?" , diye sorulduğunda "Cin" diye cevap verecektir. Buda müslümanlar
arasında fesada sebep olur. İslam'da fesat alıp yürür. Dedikodulara
sebep olur. İnsanlarla cinler arasında evlilik olursa eşler arasında
uyum sağlanmaz. Çünkü cinsleri değişiktir. Evlenmenin hikmeti kalmaz.
İzah edeceğim ayette işaret edilen huzur ve sevgi gerçekleşmez










__________________

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz