GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 7 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 7 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Antandros nekropolisi, Antandros

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Antandros nekropolisi, Antandros Bir Perş. Ekim 14, 2010 8:50 pm

CANTAR



















Antandros nekropolisi, Antandros yerleşmesinin yer aldığı Kaletaşı tepesinin yaklaşık 400 m. batısında, deniz ile ona paralel olarak uzanan tepe arasındaki 50–60 metrelik yamaç ve düzlükte yer almaktadır. Bugün Melis Sitesinin büyük bir bölümünün üzerine oturduğu nekropolis alanının batı sınırı, sitenin batı sınırı ile aynı konumda iken, 2001 yılından beri devam etmekte olan sistemli kazılar, nekropolis alanının doğu sınırını tespit etmeye yönelik olarak sürdürülmektedir.




















































































Nekropolisde ilk kültür katmanını, özellikle açmanın güney bölümlerinde ele geçen Geç Roma dönemine ait mimari oluşturmaktadır. 2007 yılı çalışmalarında açmanın doğu bölümünde daha önce açığa çıkarılan Geç Roma yerleşimlerine ait iki mekanın güney duvarları ve kapı girişleri ortaya çıkarılmıştır. Böylece nekropolis içinden geçen yolun bu dönemde yaklaşık 2 m. kadar güneye kayarak kullanılmaya devam edildiği ve evlerin yol kenarında yer aldığı anlaşılmıştır. Henüz tam olarak plan elde edilememiş olmasına karşın, M.S. 5. yüzyılda bu alanın, nekropolis özelliğini yitirerek, yerleşim alanına dönüştüğü anlaşılmaktadır. Açmanın kuzeydoğusundan ele geçen bir Bizans dönemi mezarı ile açmanın batısından ele geçen M.S. 2. yüzyıla ait bir mezar dışında, Hellenistik Dönem sonrasına ait mezara rastlanmamıştır. Nekropolis alanının ilk kullanım dönemini belirlemeye yönelik olarak, lahit mezarların bulunmadığı açmanın güneybatı bölümünde alt seviyelere inilmiştir, M.Ö. geç 8. yüzyıla ait bazı seramiklerin dağılmış olarak ele geçmesine karşın, bunların ait oldukları mezarlar henüz belirlenememiştir. (Fotoğraf: Geç Geometrik Skyphos Parçası)(Fotoğraf: 192 no.lu mezar) Bunun da yaklaşık 20 cm. üzerine mezarı ortalayacak biçimde, tek taş sırasından oluşan, düz kısmı kuzeye gelecek şekilde, yarım daire planlı bir taş sırası dizilerek, içi daha küçük taşlarla doldurulmuştur. En üstte yer alan yarım daire formlu bu sınırlamanın, bu mezara ait olup olmadığı konusunda bazı şüpheler bulunmaktadır. Bu şüphe, bu duvar ile aynı seviyede ve onun yaklaşık 1 m. kuzeyinde benzer bir yarım daire sınırlama tespit edilmiş olmasına karşın, içerisinde gerçekleştirilen çalışmalarda, yaklaşık 0.60 m. koduna inilmesine rağmen, ne herhangi bir mezara ne de kültür tabakasına rastlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu alandaki çalışma, aynı zamanda nekropolis için bir sondaj olmuş ve 192 no.lu mezardan daha erken bir mezara rastlanamamıştır.

Nekropolisin belirlenen en erken mezarı 3.5 yaşına bir çocuğa aittir. 2.04 m seviyesine oturan 192 no.lu bu mezarda birey, yere açılan çukur içerisine yatırıldıktan sonra gömülmüş ve bir sıra moloz taş ile çevrelendikten sonra, bunun üstü düz, kayrak taşlarla kapatılmıştır.
Nekropolün en erken mezarı olan 192 no.lu mezarda, hediye olarak göğüs üzerinde bir bronz saç spirali ile bacaklar hizasında 5 aşık kemiği ele geçmiştir. Bu bulgular ne yazık ki mezarı tam olarak tarihlemek için yeterli değildir. Ancak, bu mezarın üzerinde ele geçen bir kremasyon mezarın hediyeleri, bu mezar için bir terminus ante quem oluşturmaktadır. 171 no.lu bu mezar birincil kremasyon olup, M.Ö. geç 8 - erken 7. yüzyıla ait bir kantharos, Korinth taklidi aryballos ve beş bronz fibuladan oluşan hediyelere sahiptir. (Fotoğraf: 171 no.lu mezara ait hediyeler)Arkaik döneme ait 45 kremasyon. 53 inhumasyon olmak üzere, toplam 98 mezar gün ışığına çıkarılmıştır. Bu mezarların hemen hepsi, açmanın taş lahit bulunmayan ve derinleşilen, güneybatı bölümünde ele geçmiştir. M.Ö. 7 yüzyıla ait gerek kremasyon ve gerekse de inhumasyon mezarların hepsinin üstü, düzen içermeyen, yumruktan biraz daha büyük moloz taşlarla kapatılmıştır. (Fotoğraf: MÖ 7. yüzyıla ait mezarlar) Moloz taşların kaldırılması sonrasında büyük çoğunluğunu çocuk ve bebek mezarlarının oluşturduğu, M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yansına ait yoğun mezarlarla karşılaşılmıştır. Çocuk ve bebek mezarlarının, hydria ve amphora gibi, büyük boyutlu kaplar içerisine veya doğrudan toprağa yatırılarak yapıldıkları belirlenmiştir. Doğrudan toprağa yapılmış gömülerden, 4,5 yaşındaki bir çocuğa ait 140 no.lu mezarda birey baş kuzeye gelecek şekilde yatırılmışken, 1,3 yaşındaki çocuğa ait 189 no.lu mezarda bireyin baş güneye gelecek şekilde yatırılması, bu dönem mezarlarında yön birliğinin olmadığının belirlenmesine olanak tanımaktadır. Yön birliği gömü kaplarının yatırılmasında da görülmez.Çocuk ve bebeklerin aksine, yetişkin mezarlarının hepsi kremasyon olarak ele geçmiştir. Bazı kremasyon mezarlarda toprak Üzerindeki yanık tabakası ve toprakta yüksek ısıdan meydana gelen kırmızılaşma, bireyin gömüldüğü yerde yakıldığını kanıtlamaktadır. Diğerleri ise ikincil kremasyon, yani başka yerde yakılarak, toplanan kemiklerin bir urne kabı içerisine konulması sonrasında gömülmüşlerdir. Kremasyon mezarlarda genellikle bronz fibulalar ele geçerken, çocuk ve bebek mezarlarında, içlerinde aşık kemiklerinin de bulunduğu, daha zengin hediyelere rastlanmaktadır. Bunların en dikkat çekenlerinden birisi, fayans bir figürin, fayans bir aryballos ve 36 aşık kemiğinin ele geçtiği, 189 no.lu çocuk mezarıdır. (Fotoğraf: 189 no.lu mezara ait buluntular) 34 ve 35 no.lu mezarlara da Korinth kotyleleri, îonia kasesi, olpe ve aşık kemikleri hediye olarak bırakılmıştır. Bu döne­me ait mezarlarda yapılan antropolojik inceleme­ler yetişkinlerin yakılarak, 6.5 yaşından küçük çocuk ve bebeklerin yakılmadan gömüldüğünü ortaya koymuştur.M.Ö. erken 6. yüzyıla ait mezarlar da, M.Ö. 7. yüzyıl mezarları ile benzer özellikler taşırlar. Ancak bu durumun yüzyılın ortalarına doğru değişmeye başladığı, yetişkinlerin yalnızca kremasyon değil, aynı zamanda inhumasyon olarak da gömüldükleri gözlenir. Bunlara en güzel örneği 183 no.lu pithos mezar oluşturur. Ağzı doğuya dönük olarak yatırılmış yaklaşık 1.50 m. yüksekliğindeki pithos içerisine birisi 37 yasında, diğeri erişkin olmak üzere iki kadın birey yatırılmış, içerisine bir bodur lekythos ve bir Lesbos amphorası konulmasının ardından ağzı, bir kayrak taş ile kapatılmıştır. Gömü işleminin ardından pithosun çevresi, moloz taşlardan oluşturulan bir istinat duvarı ile çevrelenmiştir. Bu istinat duvarının içi, dalgalı çizgi bezemeye sahip oinokhoe parçalarının da ele geçtiği, deniz çakılı ile doludur. (Fotoğraf: 183 no.lu mezara ait hediyeler) Antandros nekropolisinde ilk lahit kullanımı da, yetişkin bireylerin yalnızca yakılarak gömülmediği M.Ö. 6. yüzyılda görülmeye başlar. Bu yüzyıla ait üç pişmiş toprak lahit belirlenmiştir. Bun­lardan 100 ve 118 no.lu mezarları kapaksız, basit lahitler oluştururken, 30 no.lu mezar, trapezoidal formlu, kapaklı bir Klazomenai lahdidir. (Fotoğraf: 30 no.lu mezar) Yumuşak semerdam formlu kapak üzerinde herhangi bir bezeme saptanamazken, lahit baş ve ayakuçlarında figürlü bezemenin bulunduğu be­lirlenmiştir. Cook tarafından Albertinum Grubu olarak isimlendirilen lahitlerle büyük benzerlik gösteren bu lahit, olasılıkla Klazomenai'dan ithal edilmiş olmalıdır. Bu düşünceyi, lahdin içeri­sinde hediyenin ele geçmemesi de desteklemek­tedir. Orta erişkin bir erkeğe ait gömüye ilişkin tek hediye, lahdin ayakucu bölümünün dışına bı­rakılmış bir masa amphorasıdır. Hediyenin lahit dışına bırakılması, Klazomenai nekropolislerinde ortaya çıkarılan lahitlerin genel özelliği olarak değerlendirilmektedir. Bir kadın ve bir erkeğe ait 118 no.lu lahit gömüde hiçbir hediye saptana­mazken, birisi erkek iki erişkinin gömüldüğü 100 no.lu lahit içerisinde, gri tek renkli bir bodur lekythos ile bir masa amphorası ele geçmiştir. (Fotoğraf: 100 no.lu mezar) Ancak bu lahit içerisine yerleştiri­len iki birey arasında toprak tabakasının yer al­ması, lahdin ikinci kez kullanıldığını açığa vur­maktadır. Söz konusu bu üç lahdin de, 183 no.lu pithos gibi, baş doğuya gelecek şekilde doğu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş olması, bu dönem me­zarlarında yön birliğinin varlığını ortaya koyar.Bu yön birliği, inhumasyon gömülerde Hellenistik dönem içlerine kadar varlığını sürdürmüştür. M.Ö. 5. yüzyılda pişmiş toprak lahitlerin yerini, artık tufa taşından yapılmış, kapaklı taş lahitler alır. Bu dönemde yetişkin bireylerde kremasyon uygulaması, yavaş yavaş yerini inhumasyona bı­rakmaya başlar. 60 ve 194 no.lu lahit mezarlar kremasyonun, en azından M.Ö. 5. yüzyılın son çeyre­ğine kadar uygulandığını ortaya koymaktadır. 60 no.lu lahit içerisine birisi erkek diğeri kadın olmak üzere, iki birey yatırılmıştır. (Fotoğraf: 60 no.lu mezar) Mezar he­diyesi olarak üç bronz sikke, masa amphorası, de­mir strigilis, kırmızı figür bezeli bodur lekythos, siyah fîrnisli kase ve tuzluk ele geçmiştir. Bulun­tuları ile M.Ö. 430 civarına tarihlenen bu lahdin güneydoğu köşesine gri hamurlu bir amphora urne bırakılmıştır. Lahit içerisine bırakılan bu urne, 45–50 yaşlarında yaşlı bir erkeğe aittir. 194 no.lu lahit mezarda da benzer bir durum söz konusudur, 16,5 yaşında adolesen bir kadına ait olan lahit içerisinde bronz bir ayna, alabaster taşından bir alabastron, bronz sikke ve asma deliği olan bir aşık kemiğinin yanı sıra, erişkin bir erkeğin yanmış kemiklerinin içerisinde yer aldığı, bir gri amphora ele geçmiştir. Her iki lahitte de kremasyon gömünün erkeğe ait olması, kremasyon geleneğinin erişkin erkeklerde daha geç döneme kadar kullanıldığını akla getirse de, bu durumun yalnızca bir tesadüf de olabileceği göz ardı edilmemelidir.M.Ö. 5. yüzyıla ait lahitlerde çoklu gömüler dik­kat çekmektedir. Bu çoklu gömüler, yukarıda sözü edilen kremasyon ve inhumasyon gömüleri bir arada barındıran iki lahdin yanı sıra, yalnızca inhumasyon içeren lahitlerde de görülür. Bunlara en güzel örneği, 107 no.lu lahit oluşturur. (Fotoğraf: 107 no.lu mezar) İkisi kadın, birisi erkek üç erişkinin yatı­rıldığı lahit içerisinden, M.Ö. 450 civarına tarih­lenen siyah figür tekniğinde bezeli üç lekythos, iki siyah fîrnisli kyliks, bir amphoriskos ile masa amphorasına ait kaide ve gövde ele geçmiştir. (Fotoğraf: 107 no.lu mezara ait hediyeler) Üç bireyin de birbirleri üzerine, diğerini tahrip etmeksizin yatırılmış olmaları ve mezar hediyeleri arasında zaman farkının bulunmama­sı, bu gömülerin aynı dönemde yapıldıklarını ve olasılıkla lahitlerin aile mezarı olarak kullanıldı­ğını düşündürmektedir. M.Ö. geç 5. yüzyıla ait bir diğer lahit de 2 no.lu mezardır. Çevresi birbirlerine kenet ile bağlan­mış, düzgün işçilik gösteren bloklardan istinat duvarına sahip bu lahit içerisinden albaster taşın­dan bir alabastron, bronz fîbula, demir strigilis, iki fîgürin, masa amphorası, skyphos, dört bolsal ve yedi stemless ele geçmesine karşın, lahit içerisindeki kemiklerin erimiş olmasından dola­yı, yalnızca bir erişkine ilişkin bir kaval kemiği belirlenebilmiştir. (Fotoğraf: 2 no.lu mezara ait hediyeler) Ancak buluntu sayısı göz önüne alındığında, bu lahdin de çoklu gömüye sahip olduğu söylenebilir.Nekropolis açmasının kuzeydoğu köşesinde di­ğerlerinden farklı yapıya sahip bir mezar açığa çıkarılmıştır. 49 no.lu olarak belirlenen bu mezar, 3,10 x 3,17 m. ölçülerinde kare bir planlı bir pod­yuma sahiptir. (Fotoğraf: 49 no.lu mezar)

Euthynteria bölümünü oluşturan blokların dış yüzü özenli işçiliğe sahip değilken, birbirlerine kenet ile tutturulmuş ikinci blok sırası oldukça iyi bir işçiliğe sahiptir. Pod­yumun güney duvarı üzerinde bir basamak ge­riye çekilerek yerleştirilmiş, iki blok korunmuş durumdadır. Birinci sıra bloklar üzerindeki izlerden ikinci sıra blokların, güneyde korun­muş olan ikinci sıra gibi, diğer yönlerde de bir basamak geriye çekilerek yerleştirildiği anla­şılmaktadır. Blokların iç yüzlerinin işlenmeden bırakılması ve güneyde korunmuş ikinci sıra bloklar üzerindeki izler, korunmamış olan üçün­cü sıra blokların da, bir basamak geriye çekilerek yerleştirilmiş olduklarını kanıtlamaktadır. Elde edilen bu veriler, kare planlı bu podyumun, oriji­nalde basamaklı bir piramit görünümünde oldu­ğunu açığa vurmaktadır. Bu yapı, özellikleri ile Antandros nekropolisinde ele geçen en görkemli mezarı teşkil etmektedir. Bu mimari oluşumun iç kısmında yapılan çalışmalarda, kuzey bölüme yerleştirilmiş bir lahit ele geçmiştir. İç kısmın güney bölümünde de bir başka lahdin yerleştiril­mesine olanak tanıyacak boşluk olmasına karşın, bu alanın büyük boyutlu moloz taşlarla doldu­rulduğu görülmüştür. Lahit içerisinde ele geçen çok kötü korunmuş kemiklerden, yaşı belirsiz bir erkek belirlenebilirken, iki bronz strigilis, alabaster taşından bir alabastron, demir çivi ve bir masa amphorasının hediye olarak bırakıldığı görülmüştür.

M.Ö. 5. yüzyıla ait yalnızca lahit mezarlar değil doğrudan toprağa yatırılmış inhumasyonlar da ele geçmiştir. 133 no.lu olarak belirlenen, 3,5 yaşında bir çocuğa ait bu tip gömüde oldukça zengin hediyelerle karşılaşılmıştır. (Fotoğraf: 133 no.lu mezar) Bu döneme ait tüm inhumasyonlar gibi, doğu-batı doğrultum yatırılmış bireyin iki kolunda bi­rer bronz bilezik, ikisi süvari, birisi uzanan insan figürü, bir horoz ve bir kaplumbağadan oluşan beş figürin, iki siyah figür bezemeli lekythos, bir kyliks, üç gri kap, iki fenike camından boncuk, yirmi yedi aşık kemiği, iki adet kemik süs objesi ve bir deniz kabuğu ele geçmiştir. (Fotoğraf: 133 no.lu mezara ait hediyeler)

M.Ö. 4. yüzyıla ait yedi taş lahit, dört çatı kiremi­di, dört amphora ve bir pithos olmak Üzere top­lam on altı mezar belirlenirken, kremasyon gömü saptanamamıştır. Taş lahitler, M.Ö. 5. yüzyıldaki örneklerle benzer yapıda olup, doğu-batı doğrul­tusunda yatırılmışlardır. Bu dönem lahitler içeri­sinde, ele geçen mezar hediyelerinin hemen hepsi bireyin ayakucuna, yani batıya bırakılmıştır. 36 no.lu lahit, içerisinde en çok birey barındıran me­zar olarak belirlenmiştir. (Fotoğraf: 36 no.lu mezar) İki kadın, iki erkek ve bir çocuğun içerisine yatırıldığı la­hit içerisinden, ayakucu bölümüne bırakılmış, üç cup-skyphos, masa amphorası, üç bronz ayna ve bir strigilis ele geçmiştir. Lahdin hacmi göz önü­ne alındığında, beş bireyin aynı anda bu lahde sığması pek mümkün görünmemektedir. Bu da, aile mezarı olarak kullanılan lahitlerin aileden birisi öldüğü zaman açılarak lahde yatırıldığını göstermesi açısından önemli bir veri oluşturmak­tadır. Ayrıca M.Ö. 4. yüzyıla ait lahitlerin hemen hepsinin çevresinde moloz taşlardan yapılmış, lahit kapağını aşan yükseklikte, istinat duvarları bulunmaktadır. Bazı örneklerde bu istinat du­varlarının dış yüzünde kireç harcı ile yapılmış sıvaların bulunması, lahit mezarları çevreleyen bu istinat duvarlarının orijinalde toprak üzerin­de kaldığını açığa vurmaktadır. 2008 kazı sezonunda açığa çıkarılan 260 no.lu taş lahit mezar bu durumu kesin olarak doğrulamaktadır. Lahdin ortaya çıkartılmasına yönelik yapılan çalışmalarda, lahit kapağının hizasında, toprağa paralel yapılmış ve yer yer 20 cm genişliğinde korunmuş bir sıva karşılaşılmıştır. Ortaya çıkarılan bu sıva, o günkü yürüme düzlemini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Çalışmalar sonucunda lahdin yaklaşık 54 cm yüksekliğindeki bölümünün tespit edilen yürüme düzleminin üstünde kaldığı görülmüştür. Bu durum lahit mezarlardan bazılarının toprak üzerinden görülebilecek mimari bir düzenlemeye sahip olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu nedenle yeri tam olarak bilinen lahitler, zaman içerisinde aileden bireylerin ölmesi nedeniyle kolayca açılarak, ölen aile bireyinin, aile mezarı görevi gören bu lahitlerin içerisine yatırılmasına olanak tanımış olmalıdırlar.Bazı lahit mezarların üstünün örtül­mesinin ardından üzerlerine bir sıra çakıl taşının bırakıldığı ve bunların üzerinde seremoni ateşi yakıldığını gösteren izlere rastlanmıştır.
M.Ö. 4. yüzyıl lahitlerinden bazılarının Hellenistik dönemde ikinci kez kullanıldıkları tespit edilmiştir. Buna en güzel örneği 210 no.lu lahit oluşturmaktadır. Kapağının güneybatı köşesi çatlak olan lahdin açılmasının ardından, içeri­sinde doğu-batı doğrultulu yatırılmış, iki erişkin bireye ait iskelet belirlenmiştir. (Fotoğraf: 210 ve 210a no.lu mezarlar)(Fotoğraf: 210 ve 210a no.lu mezara ait hediyeler) Yapıları değerlendirme sonrasında, M.Ö. erken 4. yüzyıla ait bu lahdin çatlak olan güneybatı köşesinin Hellenistik dö­nemde kaldırılarak, lahdin içerisine bir urnenin atıldığı anlaşılmıştır.

Ayakucuna hediye olarak bırakılmış iki cup-kantharos, bolsal, geç kırmızı figür bezemeli bir pelike ile dizve karın hizasına bırakılmış, parçalı halde iki strigilisin yanı sıra, içinde kremasyon bulu­nan kırılmış halde bir Hellenistik stamnos ile bu­nun kapağı olarak kullanıldığı anlaşılan bir kase ele geçmiştir. Bebek gömüleri genellikle amphoralar içine ya­pılırken, erişkin ve çocuklar için çatı kiremidi mezarların da kullanıldığı görülmektedir. Müze Kurtarma Kazılan sırasında açılan çatı kiremidi mezarlarda çok sayıda figürin ele geçerken, son dönem kazılarda ele geçen çatı kiremidi mezar­larda zaman zaman bir sikkenin dışında herhan­gi bir hediyeye rastlanmamaktadır. Bu dönemle birlikte inhumasyon gömülerde bireylerin ağzı­na Kharon Mangırı da bırakılmaya başlanmıştır. (Fotoğraf: 121 no.lu mezar)Hellenistik döneme ait yirmi sekiz kremasyon, dokuz çatı kiremidi, üç lahit ve bir doğrudan toprağa gömü olmak üzere kırk bir mezar açığa çıkarılmıştır. Sayılardan da anlaşılacağı üzere, kremasyon gömü oranında ani ve büyük bir artış görülmektedir. Ayrıca urne kaplarında genellik­le aynı kap formunun, stamnosların kullanıldığı dikkat çekmektedir. Kremasyonlar içerisinde çocuk veya bebek gömüsüne rastlanmamıştır. Bunun yanı sıra çocuklar genellikle çatı kiremidi mezarlara gömülürken, lahit sayısında da önemli bir düşüş dikkat çekmektedir.Kremasyonlarda genellikle ikincil kremasyon ağırlıkta iken, birincil kremasyonlara, yani ye­rinde yakılmalara da rastlanmaktadır. Birincil kremasyonlar, üzerine çatı kremitleri kapatıldık­tan sonra gömülmüşlerdir. 12 no.lu mezar bunlara güzel bir örnek oluşturur. (Fotoğraf: 12 no.lu mezar) 37 yaşında bir kadın birey yerinde yakıldıktan sonra, yanına bir bronz sikke, bronz bilezik ve bir bronz obje bırakılmasının ardından, üzeri iki çatı kiremidi ile kapatılmış ve çevresi taşlarla sınırlandıktan sonra içi, moloz taşlarla doldurulmuştur.İkincil kremasyonlarda genellikle stamnoslar urne olarak tercih edilmişlerdir. Bu stamnosların ağzı, kapak olarak kullanılan ya bir kase ile ya da bir çatı kiremidi parçası ile kapatılmaktadır. Bazen bunların içerisine bir unguentariumun he­diye olarak bırakıldığı da görülmektedir. Bu tip mezarların en zenginini 62 no.lu mezar oluştur­maktadır. (Fotoğraf: 64 no.lu mezar) Ağzı bir çatı kiremidi ile kapatılmış stamnos urnenin hemen yanına, bir krater, bir lekane ve bir balık tabağı iç içe hediye olarak bırakılmışlardır.Çatı kiremidi mezarlar dört ya da altı kiremidin ikişerli çatılması, ön ve arka bölümlerine de bi­rer çatı kiremidinin kapatılması ile elde edilmiş­lerdir. Bu mezarların, gelir düzeyi düşük kişiler tarafından tercih edildiği, içlerinden oldukça az hediyenin çıkmasından da anlaşılmaktadır.Hellenistik döneme ait en ilgi çekici bulgular 2005 ve 2006 kazı sezonlarında, açmanın gü­neydoğu bölümünde ele geçmiştir. 2005 yılında ortaya çıkarılan, yaklaşık 3x3 metre boyutla­rında, moloz taşlarla yapılmış, kare planlı bir yapıdır. (Fotoğraf: 1 no.lu sunak) Üst bölümü tahrip olmasına karşın, güney bölümü hariç, üç yanında duvara sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yapının güney bölümünde ise bu mekana çıkışı sağlayan üç basamak yer alır. Yapının her üç duvarlarının iç kısmında, yaklaşık 30–35 cm. yüksekliğinde ve bir o kadar genişlikte bir sekinin varlığı da hisse­dilmektedir. Mekanın iç kısmı, yumruk büyük­lüğündeki taşların dizilmesi ile oluşturulmuş bir tabana sahiptir. Duvarların dış kısmında oldukça iyi durumda korunmuş, kireç harçlı sıva ile kaplı olduğu görülürken, bu sıvanın varlığı yer yer iç kısımda ve taban üzerinde de görülmektedir. At nalı planlı sunak görünümündeki yapının hangi amaçla yapıldığını anlayabilmek için orta bölü­münde bir sondaj açılmış, ancak bir sonuç alına­mamıştır. 2006 kazı sezonunda açma, bu yapının doğusuna doğru genişletilmiş ve bu yapının bir benzeri, yaklaşık 80 cm. doğuda ortaya çıkarıl­mıştır. (Fotoğraf: 1 ve 2 no.lu sunaklar) Bu benzerlik gerek doğrultu, gerek plan ve işçilik, gerekse de boyutta görül­mektedir. Ancak bu ikinci yapının güneyde yer alan basamaklarının bir bölümü tahrip olmuş ve temel alt seviyesinde bir lahit tespit edilmiştir.210 no.lu olarak belirlenen ve M.Ö. erken 4 yüzyıla tarihlenen bu lahdin içerisine, Hellenistik dönemde bir urnenin bırakıldığı belirlenmiştir. (Fotoğraf: 210 no.lu mezar) ve (Fotoğraf: 210 no.lu mezara ait hediyeler) Bu lahdin açılması sırasında ikin­ci sunağın tabanını oluşturan taşların bir bölümü kaldırılmış ve kuzeyde kısmen 210 no.lu lahdin istinat duvarı üzerine oturan, 212 no.lu Hellenistik urne belirlenmiştir. Sunak yapısının amacı­nı anlamaya yönelik olarak tabanının tamamen kaldırılmasına karar verilmiş ve bu işlem sonra­sında mekanın iç kısmının kuzeyinde, yan yana kapatılmış üç çatı kiremidi saptanmıştır. (Fotoğraf: 213 no.lu mezar) 213 no.lu olarak kayda geçen mezarın birincil bir kremasyon olduğu, bireyin yakılmasının ar­dından üzerine bu çatı kiremitlerinin örtüldüğü ve daha sonra da, mekanın tabanının bunların üzerine döşendiği anlaşılmıştır. Bu mezarın da kaldırılmasının ardından, daha alt seviyede bir lahit ortaya çıkarılmıştır. Sunağın batı duvarının üzerine oturduğu bu lahdin ikinci kullanım gör­düğü, gerek kapağındaki kaymadan ve gerekse de neredeyse hediyesiz bir şekilde dört bireyin lahdin içerisine bırakılmasından anlaşılmıştır.2007 yılı kazı sezonunda çalışmaların bir bölümü nekropolisin kuzeyinde gerçekleştirilmiş, çalışmalar neticesinde yukarıda söz edilen iki sunağa ek olarak üç sunak yapısı daha açığa çıkarılmıştır. At nalı planı ve güney bakıyor olmalarıyla daha önce açığa çıkarılan iki sunak yapısıyla benzer özelikler taşırlar. Buna karşın güney bölümlerinde basamak izlerine rastlanmayışı diğer ikisinden farklı kılmaktadır. Sunaklardan EAH kodlu olanı, 2007 yılında açığa çıkarılan diğer iki sunak yapısına nazaran daha iyi korunmuştur. Sunak yapısı, orijinal gömüsü M.Ö. 4. yüzyıla ait bir lahdi tam ortasına alacak şekilde inşa edilmiştir. (Fotoğraf: 3 no.lu sunak) 226 mezar numarası verilen lahit, 2006 yılında ortaya çıkarılan sunak yapısındaki 210 no.lu lahit mezar gibi ikinci kullanıma maruz kalmış ve yine 210 no.lu lahit mezarda olduğu gibi lahdin kapağı kaldırılarak batı bölüme urne bırakılmıştır. 226 no.lu lahdi 210 no.lu’dan ayıran tek yönü bu lahde iki urnenin bırakılmış olmasıdır. 2007 yılında orta çıkarılan diğer iki sunak yapısının iç bölümlerinde yerinde yakılmış birer kremasyon mezar bulunmaktadır. Sunaklardaki kremasyonlardan birinin üzeri yumruk büyüklüğünde taşlarla kapatılmışken, diğeri iki oval kiremit ile örtülmüştür.



En son CANTAR tarafından Perş. Ekim 14, 2010 9:21 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 Geri: Antandros nekropolisi, Antandros Bir Perş. Ekim 14, 2010 8:51 pm

CANTAR




Eldeki veriler Hellenistik dönemde Antandros nekropolisinde bir sunak mezar geleneğinin varlığını ve bunların kremasyon mezarlar için kullanıldığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, 2005 ve 2006 yılında açığa çıkarılan iki sunağın üst kodlarında yapılan çalışmalarda, diğer alanların aksine Hellenistik döneme ait bazı mezar steli parçalarının ele geçmiş olması, bu stellerin oriji­nalde bu mezar sunaklarının üzerinde durduğunu düşündürmektedir. At nalı şeklindeki sunakların içerisinde yer alan sekiler de, yılın belli günlerin­de sunakta yapılan mezar seremonilerinde hedi­yelerin bırakıldıkları yerler olmalıdır.Nekropolis alanının güneye, yani denize doğru ne kadar uzandığını anlamak amacıyla açmanın güneybatı bölümünde yaklaşık 3 x 5 m. boyutla­rında bir sondaja başlanmıştır. 2 no.lu lahdin he­men güneyinden başlayan bu sondaj da, geç Roma dönemine ait bazı duvarların dışında herhangi bir mezar veya yapılanmaya rastlanmamıştır. Ancak toprak yapısının çok sert ve tabakalardan oluş­tuğu gözlenmiştir. 2 no.lu lahdin istinat duvarlarından yaklaşık 4 m. güneyde düzgün sıralanmış taşlar ele geçmeye başlamıştır. Bu yapılanma­nın ortaya çıkarılabilmesi için açmanın güneye doğru genişletilmesi sonrasında, bunun M.Ö. 6. yüzyıla ait bir pithos mezarı çevreleyen istinat duvarı olduğu görülmüştür. 183 no.lu mezarın hemen güneyinde, kısmen onu tahrip ederek yer­leştirilmiş Hellenistik döneme ait bir çatı kiremi­di mezar da açığa çıkarılmıştır. Daha güneyde, üst kodda ele geçen ve oldukça yüksek korunan geç Roma dönemine ait duvarlar, bu alanda daha fazla güneye gidilmesini engellemiştir. Bu kadar yoğun gömü barındıran Antandros nekropolisin-de yaklaşık 4 m. genişliğindeki bir alanda hiçbir mezarın ele geçmemiş olması ve toprak yapısının farklılık göstermesi, bu alanın nekropolis içeri­sinden geçen antik bir yol olduğu görüşünü akla getirmektedir. Bu görüş, nekropolisin yer aldığı topografyadan da destek bulmaktadır. Nekropolis, yerleşim yerinin batısında, kuzeyi tepe, güneyi deniz ile sınırlanmış yaklaşık 60 metre genişliğindeki sahil şeridine konumlanmıştır. Bu sahil şeridi, Antandros'u batıdaki Gar­gara antik kentine bağlayan yolun geçmesi için neredeyse tek güzergah olarak dikkat çekmek­tedir. Bugün bile Edremit- Çanakkale yolu aynı güzergahtan, antik yol olarak düşünülen alandan yaklaşık 40 m. güneyden geçmektedir. Ayrıca nekropolis planı incelendiğinde, Hellenistik dö­neme ait mezar sunaklarının güney sınırı, daha batıda yer alan diğer mezarların güney sınırı ile doğu-batı doğrultulu düz bir hat oluşturmakta­dır. Bu görüşe destek sağlamak amacıyla 2006 kazı sezonunda, nekropolis açmasının güneydo­ğusunda, ikinci Hellenistik sunağın yaklaşık 4 metre güneyinde, 4x5 metre boyutlarında yeni bir açmaya başlanmıştır. Açmanın kuzey bölü­münde yaklaşık 1,5 metrelik alanda, herhangi bir bulguya rastlanmazken, sert toprak tabakasıyla karşılaşılmıştır, iki no.lu sunağın güney sınırın­dan yaklaşık 6 metre güneyde, çerçevesi daha büyük taşlarla sınırlanarak, içerisi taş ile doldu­rulmuş bir oluşum ile karşılaşılmıştır. Boyutları bakımından ilk bakışta üstü taşlarla kapatılmış bir lahit mezarı andıran oluşumun içerisinde ger­çekleştirilen kazıda, dağılmış pithos parçaları ele geçmiştir. Bu yapının hemen doğusunda, dış yüzü kısmen korunmuş sıvaya sahip, içi moloz taşlarla doldurulmuş, yaklaşık 1,10 metre çapın­da dairesel bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Kuzey bölümü kısmen kesit içerisinde kalan yapının içerisinde gerçekleştirilen kazı çalışmasında, Hellenistik döneme ait bir urne ile karşılaşılmıştır. 2007 kazı sezonun son günlerinde nekropolisin kuzeyinde dairsel bir yapının üst bölümü açığa çıkarılmış, 2008 yılında ise tamamen açılmıştır. Yaklaşık 1.20 m. çapında, 0. 64 m. yüksekliğinde korunmuş yapının dış yüzü sıvalı olup, iki basamaktan oluşmaktadır. Dairevi formlu yapının basamaklı oluşu ve sıvalı dış yüzü, 2006 yılında açığa çıkarılan urnenin etrafını çevreleyen mimari yapı ile benzerdir. Bu benzerlikten dolayı iç kısmında bir urne beklenmiş, ancak hiçbir buluntu ya da mezar rastlanmamıştır. Bu durum yapının bir “Kenotaf” olabileceğini düşündürmektedir.Antik yol düşüncesini kanıtlamaya yönelik ola­rak sürdürülen çalışmalara 2007 yılında devam edilmiş ve 4.10 m seviyesinden itibaren 4.02 m, 3.94 ve 3.89 m.de dört ayrı tabaka halinde antik yol açığa çıkarılmıştır. (Fotoğraf: Antik Yol) Bu tabakalar yolun uzun süre kullanıldığını ve ihtiyaç dahilinde onarım gördüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca yolun onarım gördüğünü gösteren çukurlara açmanın doğusunda rastlanmıştır. Bu yeni açmada, yukarıda da belirtildiği gibi Geç Roma dönemine ait yapılar arasından geç­mekte olan doğu-batı doğrultulu bir yol ortaya çıkarılmıştır. Hellenistik döneme kadar kullanıldığı düşünülen yolla aynı doğrul­tuda ve onun gibi sert toprak zemine sahip Geç Roma yolu, erken döneme ait olduğu düşünülen yoldan yaklaşık 2 metre kadar güneye kaymıştır.Antandros nekropolisinde gerçekleştirilen kazı çalışmaları, nekropolis alanının M.Ö. erken 7. yüzyıldan Hellenistik dönem sonuna kadar ke­sintisiz bir şekilde kullanıldığını ortaya koymuş­tur. Nekropolis alanının erken Roma döneminde ne amaçla kullanıldığını gösteren bir veri bulun­mamasına karşın, nekropolis kazılarında M.S 2. yüzyıla ait yalnızca bir mezara rastlanmıştır. Kısmen korunmuş tuğla örgülü sanduka mezar tipindeki gömüde birey, doğu-batı yön birliğine uygun olarak yatırılmıştır. Bunun dışında Bi­zans dönemine tarihlenen bir mezar ortaya çıka­rılmıştır. (Fotoğraf: 25 no.lu mezar) 25 no.lu olarak isimlendiri­len mezar, moloz taş ve kireç harcı ile oluşturulan bir sandukanın üzeri, ikişerli olarak çatılan taban tuğlaları ile kapatılmıştır. İkisi kadın, birisi er­kek ve diğeri de çocuk olan dört bireyin gömü­lü olduğu mezarda, kadın bireylerden birisi baş batıya gelecek şekilde batı-doğu yatırılmışken, diğer bireylerin kemikleri bu bireyin ayakucu bölümüne toplanmış olarak ele geçmiştir.

Antandros kazı çalışmaları içerisindeki önemli sektörlerden birini “Yamaç Ev” olarak adlandırılan Roma villası oluşturmaktadır. 2001 yılında çalışmalara başlanan alanda; bugüne kadar 19 mekanı ortaya çıkarılan villa, 1100 m2’lik bir alanı kaplamaktadır. Denize bakan bir yamaç üzerine yerleştirilmiş olması nedeniyle klasik Roma peristilli ev tipinden farklı olarak, “sıralı ev tipi” olarak adlandırılan bir mimari üslupla inşa edilmiştir. 32.90 metre uzunluğundaki portiko üzerine yanyana dizilmiş altı odası evin ana mekanlarını oluşturmaktadır. Bunun haricinde latrina (tuvalet), mutfak, kripto-portiko, teras ve oldukça görkemli bir hamam Yamaç Ev’i oluşturan diğer önemli mekanlardır.Yamaç Ev özellikle taban mozaikleri ve freskolarıyla dikkat çekmektedir. Yamaçtaki eğimden dolayı teraslar üzerine oturtulan villanın portikosu ve yanyana dizilmiş altı odasından 1. ve 4. odaları oldukça iyi korunmuş mozaik döşemeye sahipken, 3. odasının tabanı mermer kaplamadır. 1. odanın duvarları stilize sütunlar arasına yerleştirilen tek figürlü panellerden oluşan freskolar ile dekore edilmiştir. Ayrıca hamamın apodyterium (soyunma odası) olarak adlandırılan odasının tabanı tam olarak korunmuş mozaik döşemeye, duvarları freskoya sahiptir.Yapılan kazı çalışmaları villanın M.S. geç 3. yüzyılda inşa edildiğini, M.S. 6-7. yüzyıla kadar bazı tadilatlarla birlikte kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu tarihte Batı Anadolu’yu etkisi altına alan Arap akınlarından kaçan halk kenti terkederek, bugün Şahinkalesi olarak adlandırılan, oldukça korunaklı doğal bir kale görünümündeki tepeye taşınmışlardır.Evin ana yaşam alanı portiko ve yanyana dizilmiş altı odadır. Bunlardan batı kenarda Oda 1 olarak adlandırdığımız mekan, gerek tam olarak korunmuş mozaiği gerek duvar resimleriyle Yamaç Ev’in en dikkat çekici bölümüdür. 6.80 x 6.80 metre ölçülerinde kare planlı odanın korunan yüksekliği 2.70 metredir. Yerinde ele geçmiş kapı eşiği sayesinde odaya, ortadan yanlara doğru açılan 4 kanatlı bir kapıyla girilmektedir. “Kışlık triclinium” (misafir odası) olarak kullanılan mekanın taban mozaiğinde büyük bir çarkıfelek motifi, onun da merkezinde iki kuşun bir kantharostan (içki kabı) su içtiği bir betimleme yapılmıştır. Kenar çerçevelerinde ise dalga ve meander motifleri işlenmiştir. Mozaik çok küçük eksiklikler haricinde tamdır. Kare planlı odanın batı, kuzey ve doğu duvarlarının her birinde 6’şar panel stilize sütunlarla ayrılarak yerleştirilmiştir. Her panelin içerisinde tek bir insan figürü yer almaktadır. Figürlerin ellerinde taşıdıkları nesnelerden yola çıkarak hizmetkar oldukları söylenebilir; ancak şık kıyafetlerle betimlenmişlerdir. Bu odanın kazısı sırasında ortaya çıkan çok sayıda harçlı mozaik parçası ise, evin bu bölümünde ikinci katın olduğuna işaret etmektedir. Ancak henüz, ikinci kata çıkışı sağlayacak herhangi bir mimari unsura rastlanmamıştır.Portikoda yer alan 3. oda evin en görkemli odasıdır. Yazlık triclinium (misafir odası) olarak kullanılan mekanın girişi iki Attik-İon sütunuyla desteklenmiştir. Bunlardan birinin kaidesi yerinde korunmuştur. Üç boşluktan girilen mekanın kapısı yoktur. 1. Oda ile aynı ölçülerde kare ebatlı odanın tabanı tamamen opus sektile mermer döşemeyle kaplanmıştır. Döşemenin büyük kısmı bugün de korunmuş durumdadır. Duvarların da tamamı mermer paneller ile kaplanmıştır; ancak günümüze hiçbir panel kalmamıştır. Kazı sırasında odadan boşaltılan topraktan da hiç mermer çıkmaması panellerin evin terkediliş evresinde sökülerek götürüldüğüne işaret etmektedir. Bugüne kalan mermerlerin harç üzerinde bıraktıkları izlerdir. Portikodaki mozaik döşemenin 3. odaya tekabül eden kısmında diğer kısımlardaki geometrik desenlerden farklı bir panel yapılmıştır. Girişin önünde koşan bir panter figürü ve köşelerde kuş figürlerinin yer aldığı panelin ana merkezindeki madalyon bölümü günümüze ulaşmamıştır. Portiko üzerindeki bu farklı panel de 3. odaya gösterilen özenin bir diğer kanıtıdır.4. oda da portikodaki önemli odalardan biridir. 3.50 x 6.80 metre ölçülerindeki odanın tamamı favus (bal peteği) adı verilen geometrik desenlerle süslenmiştir. Mozaiğin bir bölümü sağlam ele geçmişken, diğer kısımlarda karşılaşılan tahribat nedeniyle mozaiğin üzeri kumla örtülmüştür. Portikonun 2., 5. ve 6. odalarında herhangi bir mozaik döşeme ya da fresko ele geçmemiştir.Oda 2, Oda 4 ve Oda 5; konumları açısından evin önemli mekanları arasındadır. Ancak evin kuruluş evresinden beri süre gelen taban suyu problemi nedeniyle bu odalarda bulunması büyük olasılık dahilinde olan mozaik ve duvar resimleri tahrip olmuş ve daha kaba bir sıva kullanılarak yenilenmiştir.Portikonun doğuda bir kapıyla sonlandığı alanın hemen sağında evin latrinası (tuvalet) bulunmaktadır. 1.20 m. yükseklikte ve 0.80 m. genişlikteki kanalizasyon sistemi üzerine oturtulmuş olan latrina; aynı anda en az iki kişinin ihtiyacını karşılayabileceği şekilde tasarlanmıştır. Kanalizasyon hattı kuzeye doğru yükselerek devam ederek, evin sınırını belirleyen kripto-portikonun kuzey duvarı içinden üst terasa geçmektedir. Kuzey terastaki hat 1.85 m. yüksekliğinde, daha büyük bir hattır. Kanalizasyon sisteminin oldukça büyük ve sağlam olması, hattın sadece bu konut için yapılmadığını, bu alanda Yamaç Ev gibi daha birçok evin olduğu bir zenginler mahallesinin varlığını işaret etmektedir.Bir alt terasa ve hamam bölümüne geçişi portikonun sonuna yerleştirilen yarım daire formundaki basamaklar sağlar. Basamaklardan günümüze iki sırası gelmiştir. Bu alanın hemen batısında, aynı zamanda hamamın giriş bölümü olan apodyterium (soyunma odası) bulunmaktadır. 11 m. x 3.40 m. boyutlarındaki odanın tonozlu bir çatı sistemi bulunmaktadır. Odanın tam ortasından, çatıyı güçlendirmek için ekstra bir kemer geçilmiştir. Mekanın mozaiği tam olarak korunmuştur. Odanın merkezindeki kemerin altında, mozaiğe işlenmiş bir yazıt ele geçmiştir. Yunanca yazıtta “Yaşa ey kardeşsever Margareites, kurucu ile birlikte refah içinde ve sonsuza kadar” yazmaktadır. Odanın doğu kısmında oturmak ve soyunmak için nişler bulunmaktadır. Ayrıca bu bölümün kuzey duvarında mutfağa, güney duvarında tepidariuma (ılık oda) geçişi sağlayan iki kapı bulunmaktadır. Mekanın 7. yüzyıla ait son evresinde bu kapılar örülerek kapatılmış ayrıca odanın güney kenarına boydan boya bir oturma sekisi inşa edilmiştir.Tepidarium, tabanı mermer döşeme, duvarları apodyteriumdaki stilde mermer taklidi freskodur. Mermer döşemeden geriye sadece harç izleri kalmıştır. Odanın batısında iki adet kare planlı piscina (soğuk su havuzu) bulunmaktadır. Odanın kuzeydoğu kesimine daha sonraki evrede büyük taş bloklar yerleştirilmiştir. Mekanın ilk evresinde ise bu alanda evin caldariumuna geçişi sağlayan kapı bulunmaktaydı.Caldarium (sıcak oda), ilk kullanımında tabanı ve duvarları mermerle kaplanmış geniş bir mekandır. Zeminin altında tepidariumu da içine alan bir hypocaust sistemi bulunmaktadır. Odanın güney kenarında apsisli bir alan yer almaktadır. Mekanın kuzeyinde yer alan oda ise hamamın praefurnium’udur. (yakma odası) Caldarium daha sonraki evrede hamam işlevini yitirmiş, kuzey bölümünde daha yüksek seviyede başka küçük bir hamam inşa edilmiştir. Kendisine ait bir yakma deliği de bulunan ikinci hamamın hypocaust sistemi devşirme olarak kullanılan künklerle (pişmiş toprak su borusu) yapılmıştır. Bu dönemde işlevini yitiren praefurnium da fırına dönüştürülmüştür.Bu mekanların haricinde hamamın kuzey kesiminde yemek salonu olarak kullanıldığı tahmin edilen büyük bir salon bulunmaktadır. Odanın güneybatı kesimindeki küçük alanın mutfak olduğu tahmin edilmektedir. Bu mekanın üzerinde ise ikinci bir katın olduğuna dair veriler elde edilmiştir. Portikonun doğuda sonlandığı alanın karşısında ve villanın doğu kesiminde bulunan iki merdiven, bu mekanın üzerinde bir teras olduğunu işaret etmektedir.2001’den bugüne kadar gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda villanın büyük kısmı ortaya çıkarılmış ve ortaya çıkan eserler koruma altına alınmışlardır. Elde edilen bulgular neticesinde yamacın bir zenginler mahallesi olduğu görüşü gelecekte doğrulanacaktır.









































































































Çanakkale-İzmir karayolunun kuzeyindeki kazı çalışmalarında ilk tabakayı Geç Roma yerleşmesi oluşturmaktadır. Genellikle Roma yapılarının tadilat geçirerek ve eklentiler yapılarak kullanıldığı bu kültür tabakasına ait yollarda, su sistemine ait pişmiş toprak borular da gün ışığına çıkarılmıştır. Tarla sürümü nedeniyle büyük oranda tahrip olmuş bu tabakanın altından Hellenistik döneme ait duvarlar ele geçmiştir. M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllar çok sayıda kaliteli seramik malzeme ve az sayıda temel kalıntısı ile temsil edilmektedir. M.Ö. 6. yüzyıl ilk yarısına ait güçlü bir yangın tabakası, Kimmerlerin Antandros’dan sürülmesine yol açan savaşın izleri olduğu düşüncesini akla getirmiştir. Aynı alanda M.Ö. geç 8. yüzyıla kadar geriye giden mimari yapılanmanın varlığı da tespit edilmiştir.Ayrıca henüz kazısı yapılmamakla birlikte Kaletaşı tepesinin zirve bölümünde, M.Ö. 5. yüzyıl sonlarında inşa edildiği antik kaynaklardan bilinen tahkimli garnizona ilişkin 2.5 m. kalınlığında sur duvarının 1.30 m. yüksekliğe kadar korunmuş olduğu tespit edilmiştir.Dereboyu 1 Sektörü

Dereboyu açması 2006 ve 2008 kazı sezonları arasında çalışılan bir sektör olup, Yamaç Ev sektörünün 200-250 metre kadar güneybatısında, Yol Üstü sektörünün yaklaşık 200 metre kuzeybatısında, ve Karakazan (Kundakçınar) Deresinin 45-50 metre batısında yer almaktadır.2006 yılında ortaya çıkarılan bosajlı yan yana dizilmiş üç bloğun bu alandaki niteliğini anlamaya yönelik bir çalışma yapılmaya karar verilmiştir. Öncelikle 2006 yılında çalışılan alanda, bosajların batısında kalan alanda seviye inilmeye başlanmış ve bosajlı blokların devam ettiği görülmüştür. İnilen 7.80m. seviyesinde blokların beş sıra yüksekliğinde korunduğu tespit edilmiş ancak blokların oturduğu her hangi bir düzgün zemin tespit edilememiştir. Öte yandan blokların hemen güneyinde başlayan döküntü niteliği gösteren taşların, üst seviyelerinin açılması ve alt seviyede de devam ediyor olmaları bu taşların sanduka bir duvara ait olduğunu ortaya koymuştur. Bu taşların aynı zamanda bosajlı blokların iç yüzünde yer alan dolgu taşları olarak kullanıldığı açıktır.Kaliteli işçilik gösteren ve oldukça kalın olan bu duvarın, sur duvarı olabileceği düşünülmektedir. Bosajların ve dolgu taşların oluşturduğu bu duvarın sur duvarı olabileceği ihtimali yanında diğer akla gelen ihtimal tiyatro analemması olabileceğidir. Şayet bu seçenek olursa, üst teraslarda oturma yerlerine ait kalıntılara rastlamak gerekmektedir.Yukarıda bahsedilen nedenlerden ötürü bu duvarın yayılım alanını anlamaya yönelik olarak açmanın güneyine doğru 3m., batıya doğruda 1,5m’lik bir genişleme yapılmıştır. Yeni açılan alanda, duvarın iç dolgu taşlarının devam ettiği ve kesite girdiği gözlenmiş ancak bosajlara rastlanmamıştır. Doğu-batı doğrultulu olan bu duvarın kuzeyinde olduğu gibi güneyinde de bosajların olması gerektiği düşünülmektedir. Öte yandan batı genişleme alanında bosajların 8.67m. seviyesinde aynı şekilde batıya doğruda devam ettiği ve batı kesite girdiği alanda kuzey-güney doğrultu yaptığı gözlenmiştir. Bu durum bir sur duvarının gözetleme kulesi için yapılmış mekan olarak kullanılmış olabileceği olarak yorumlanmıştır. (Fotoğraf: 1)Duvarın üst teraslardaki yayılımını anlamaya yönelik olarak doğuya doğru duvarı takip etmeye başlanmıştır. Açılan 4*4 metrelik sondaj niteliğinde olan açmadan (doğu genişleme 1) kısa süre içinde bosajların devamı gelmiştir. Bu alanda bosajların daha yüksek korunduğu gözlenmiştir. Aynı şekilde duvarın iç dolgu taşları da devam etmiştir. Bunun yanı sıra bosajların üzerine oturan daha geç dönem mimarisine ait olan duvarlar ortaya çıkmıştır. (Fotoğraf: 2)(Fotoğraf: 3) Bosajlı duvarın yüksek korunmuş olması ve şu an için bir mimari ile ilişkilendirilememiş olması nedeni ile açmanın doğusunda yine bosajların hizasında yeni bir çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Kuzey-güney genişliği 3m, doğu-batı genişliği 4m. olan bir alan açılmıştır (doğu genişleme 2). Ancak bu alanda Geç Roma dönemi mimarisine ait olan duvarlar üst seviyeden gelmeye başlamıştır. Açmanın güney kesitinde sıvalı olan iki duvarın bu alanda bir mekan oluşturdukları görülmüştür.
1- Mekanın alt seviyelerine inildikçe üç adet sütun ortaya çıkmıştır. Bu alanın açmanın güney kesitinde yer alması nedeni ile güneye doğru 5m.lik bir genişleme daha yapılmıştır. Mekanın doğu duvarının açmanın tamamı boyunca uzandığı görülmüştür. Bu duvarın hizasında ise ilk açmada ortaya çıkan mekanın dışında ikinci bir mekan daha gelmiştir.
2- Öte yandan ilk mekanda ortaya çıkan sütunlara ek olarak iki adet daha sütun gelmiş ve sütun sayısı beşe ulaşmıştır. Bu sütünlardan ikisi pişmiş toprak, üçü kireç taşından yapılmıştır. İlk mekanın güney duvarında, sütunların üst seviyesine yakın bir seviyede bir kemer ortaya çıkmıştır. Bu kemerin ikinci mekana bağlantısı olup, ikinci mekanda bir tanesi devrik olmak üzere iki adet sütun daha gelmiştir. Sütunların hemen güneyinde ise ikinci mekanın sınırını ortaya çıkaran doğu-batı doğrultulu tahrip olmuş bir duvar gelmiştir. Bu duvarda da tıpkı ilk mekanda olduğu gibi bir kemere ait izler görülmüştür. İkinci mekanın sonlandığı alanda, bu mekanın hemen doğusunda kuzey-güney genişliği 1.65cm, doğu-batı genişliği 1.20cm olan duvarları sıvalı ve iki adet basamakla girişi olan üçüncü mekan gelmiştir.
Bu mekanların bir hamam yapısının mekanları olduğu anlaşılmıştır. İlk mekan, ateşin yandığı praefurnium olmalıdır. Bu alanda yer alan pişmiş toprak sütunların patlama nedeni ve zeminde yer alan yanık izleri buna işaret etmektedir. Bu alanda yer alan ikinci mekan ise hamam yapısının yıkanma yerlerinden biridir. Praefurnium’da yakılan ateşle, Hypocaust sistemi sayesinde mekanlar ısıtılmaktaydı. Üçüncü mekan sıcak suyun toplandığı bir havuz olmalıdır. Bu havuzun hemen alt seviyesinde bir baca ele geçmiştir. Öte yandan sütunların bu alandaki varlığı, zemin katta olunduğu ve ikinci katın tahrip edilmiş olduğu ile açıklanabilir. Bu sütunların üzerinde oturan bir taban olması gerekmektedir. Sütunların altında oluşturulan boşluk, Praefurnium’da yakılan ateşin dolaşımını sağlamak için yapılmıştır. Ancak sütunların üzerine oturduğu zemin yoğun tahribat nedeni ile korunmamıştır. Açmadan çıkarılan çok sayıda dağınık durumda bulunan düzgün plaka şeklinde taşlar bu zemin ile ilişkili olmadır. Bunun yanı sıra ilk iki mekanın tabanı ortaya çıkarılamamıştır. İkinci mekanda inilen son seviye olan 12.94m. seviyesinde sert toprak zeminle karşılaşılmıştır. (Fotoğraf: 4)Hamam mimari açıdan değerlendirildiğinde Geç Roma dönemine ait olmalıdır. Ancak mekanların üst seviyelerinden yoğun Hellenistik dönem seramiklerinin yanında 4. yüzyıl seramikleri de geçmiştir. İkinci mekanda inilen son seviye olan 12.94m. seviyesinde Geç Roma, Hellenistik ve 4. yüzyıl seramikleri ele geçmiş olup, homojen bir seramik grubu ele geçmemiştir.Geç Roma dönemine ait olması gereken bu hamamın batısında, tamamı sıva ile yapılmış ve eğimi güneye doğru olan bir su kanalı ortaya çıkmıştır. Bu kanalın, hamam ile bağlantısı ortaya çıkarılamamış olmasına rağmen hamam olarak düşünülen mekan ile ilişkili olmalıdır.Öte yandan ortaya çıkan ilk mekanın kuzeyinde ve batısında yer alan iki duvar hamamın Praefurniumunu tahrip etmiştir. Bu nedenden ötürü hamamın batı sınırı korunmuş olarak ortaya çıkarılamamıştır.Doğu genişleme 2 açmasında hamamın çıkmasının ardından, doğu genişleme 1 açması ile arasının birleştirilmesine karar verilmiştir. Ancak bu yeni genişlenen alanda birbirinden bağımsız dönemlere ait farklı mimarilere ait mekanların kalıntıları ortaya çıkmıştır. (Fotoğraf: 5) Bunun yanı sıra hamamın batı sınırı olabilecek kaliteli işçilik gösteren sağlam bir duvar ortaya çıkmıştır. (Fotoğraf: 6)Bosajlı blokların oluşturduğu duvara doğu genişleme 2 açmasında rastlanmasının ardından, doğu genişleme 1 açmasının güney kesitinden itibaren kuzey-güney doğrultulu 8m. doğu-batı doğrultulu 1,5m’lik bir açmaya başlanmıştır. Bu alanda bosajın dolgusunun düzenli şekilde geldiği görülmüştür. Ancak dolgunun bittiği alanda bosaja rastlanmamıştır. Böylelikle duvarın aşağı yukarı kalınlığı ortaya çıkmıştır. Duvarın kalınlığı 5,50m. korunmuş olan uzunluğu ise 13m. olarak tespit edilmiştir. (Fotoğraf: 7) (Fotoğraf: CoolBosajların, hamamın olduğu alanda ele geçmemiş olması, tahrip edilmiş olduğu ile açıklanabilir. Ancak bu bosajların bir tiyatro analemmasından ziyade sur duvarı ile ilişkili olduğu düşüncesi ağırlık kazanmıştır. Bunun nedeni şayet bu alanda bir tiyatro var ise bu tiyatronun geç dönemlerde de işlevini koruyor olması düşünülmektedir.Dereboyu 2 Sektörü

Dereboyu 2 olarak adlandırılan açma, Yamaç Ev sektörünün 200-250 metre kadar güneybatısında, 2001-2004 yılları arasında çalışılan Yol Üstü açmalarının yaklaşık 200 metre kuzeybatısında, Dereboyu Açmasının yaklaşık 15 metre güneydoğusunda ve Karakazan (Kundakçınar) Deresinin 45-50 metre doğusunda yer almaktadır.Antandros kentinin tabakalanmasına yönelik olarak yapılan sondaj niteliğindeki çalışmada, tarım toprağı seviyesinin hemen altında mimariye ilişkin ilk buluntular gelmeye başlamıştır. Dereboyu 2 açmasında ele geçen en önemli buluntu grubu, açmanın 10.30-10.20m. seviyesinde, 55 tanesi tam ve tama yakın toplam 150 civarında olan Küçük Hydria’lardır. Belirli bir düzlemde ele geçmeyen ve mimari ile ilişkilendirilemeyen bu seramik grubu M.Ö. 3. yüzyıla tarihlenmektedir. Priene, Miletos, Pergamon ve Thasos gibi kentlerin Demeter kutsal alanlarında yoğun olarak ele geçen Küçük Hydria’lar, Demeter ve Ana Tanrıça kültü ile ilişkilidir. Bu kadar yoğun küçük hydria buluntusu, bir kutsal alana işaret etse de, bu kutsal alan ile ilişkili henüz bir mimariye rastlanılmamıştır. (Fotoğraf: 1) (Fotoğraf: 2)Küçük Hydria’ların ele geçtiği seviyenin hemen altından gelmeye başlayan ve daha sonra bir mekan oluşturan dört duvarın sınırladığı alandan ele geçen yoğun 4. yüzyıl seramikleri dikkat çekicidir. Ancak bu alanda her hangi bir taban ya da in-situ malzemeye rastlanmamıştır. Mekanın alt seviyelerinde 7. ve 6. yüzyıl seramikleri ele geçmiş olup, inilen en alt seviyede büyük boyutlu taşlar ortaya çıkmaya başlamış ve taşların bir düzlem gösterdiği fark edilmiştir. Bu taş sırasının bir sur duvarı ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. (Fotoğraf: 3)2007 yılı çalışmalarında genişlenen Dereboyu 2 açmasının üst seviyelerinde ortaya çıkan Geç Roma dönemi mimarisi; künk, logar ve duvarlar ile temsil edilmiştir. Logarın hemen arkasında yer alan duvarda taş olarak kullanılmış blok taş ilginç buluntulardan biridir. Taş üzerinde Apollon’un atribütleri olan üç ayaklı kazan, ok ve sadak betimleri yer alır. Bu durum, bloğun yakınlarda bulunan bir Apollon kutsal alanından sökülmüş olabileceği düşündürmektedir. (Fotoğraf: 4)Diğer bir önemli buluntu, açmanın kuzey tarafında ortaya çıkan yaklaşık 3 metre uzunluğunda ve 35 cm. kalınlığa sahip bloğun ortaya çıkarılmasıdır. Açmanın kuzeyinde yer alan duvara kadar uzanan bu bloğun mimari ile henüz ilişkisi tespit edilememişte olsa, Hellenistik döneme ait olması gereken büyük bir mekanda kullanılmış bir blok olmalıdır. Ancak üst seviyesinde yer alan Geç Roma dönemi mimarisi altında kalmasından dolayı niteliği çok net anlaşılamamıştır.


























_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

3 ANTANDROS ANTİK KENTİ Bir Perş. Ekim 14, 2010 9:31 pm

CANTAR




Antandros

İda Dağı güney eteklerinde yer alan Antandros, antik kaynaklara göre çok farklı kökenlere dayandırılır. Herodotos, Pers kralı Kserkses'in M.Ö. 483 yılında Yunanistan'a yapacağı seferin hazırlıklarına ve ordunun izlediği güzergâha değinir. Herodotos’un anlatımına göre: "Ordu, Lydia'dan Kaikos ırmağına ve Mysia'ya yöneldi; Kaikos'u geçtikten Sonra Kane dağını soluna alarak Aternaos içinden Karene kentine doğru yürüdü. Bu kentten sonra Adramytteion kenti ve Pelasg sitesi Antandros'u geçerek Thebe ovasına indi. Ve orada gece İda eteklerinde konaklamışken bora patladı, zigzag gezinen yıldırımlar düştü ve oldukça önemli sayıda kayıp verildi". (1) Herodotos'un bir Pelasg yerleşimi olarak söz ettiği Antandros'tan Vergilius, Phryg yerleşimi olarak bahseder. Vergilius'un "Aeneis" adlı eserinde M.Ö. 1200'lü yıllarda Akhalar ile Troialılar arasında çıkan savaş sonrasında yıkılan Troia kentinden kaçan Aeneas ve yanındakilerin bir Phryg yerleşimi olan ve İda Dağı eteklerinde bulunan Antandros'ta donanmalarını kurduklarından bahsedilir. (2) Antandros hakkında bilgi veren antik yazarlardan biri olan Strabon, "Geographika" adlı kitabında Antandros hakkında bilgi verirken, antik yazarlardan Alkaios'un Antandros'un bir Leleg yerleşimi olduğu, Skepsisli Demetrios'un ise bir Kilikia kuruluşu olduğu şeklindeki sözlerini aktarır. Strabon ayrıca Antandros kentinin bulunduğu coğrafya hakkında bilgi verir. Buna göre; Lekton'dan Kanaia'ya kadar olan kıyıya Adramytteion körfezi denmektedir. Bu körfezin başlangıç noktasını oluşturan burun üzerinde Gargara yer alır. Gargaradan sonra iç kısımda Antandros, bununda yukarısında Paris'in hakemlik yaptığı söylenen Aleksandreia Dağı bulunur. Ayrıca İda Dağı'ndan gelen kerestelerin pazarlandığı Aspaneus da burada yer alır. Daha sonra içinde Astyrene Artemis'i için kutsal bir alan bulunan Astyra köyüne gelinir. Astyra'nın yakınında Atinalılar tarafından kolonize edilmiş ve hem bir limanı hem de bir deniz üssüne sahip olan Adramytteion kenti yer alır. (3) Strabon'un coğrafi referanslarının yanı sıra Stephanos Byzantion, kentin Edonis ve Kimmeris gibi yan adlara sahip olduğunu belirtir. (4) Aristoteles, Antandros şehrine Trakialı olan Hedones adlı kişinin yerleşmesinden dolayı Hedonis, yüzyıl boyunca süren Kimmer yerleşiminden dolayı da Kimmeris adını aldığını söyler. (5) Kafkas halklarından olan Kimmerler, İskit baskısı sonucu Kafkasya geçidini aşarak M.Ö. 8.yüzyıl sonunda Doğu Anadolu'ya ulaşmışlardır. Kimmerler ilk olarak Urartularla karşılaşmış daha sonra Asurlularla savaşmışlardır. Asur kralı Rusa II, Kimmerlerle bir antlaşmaya vararak onları Orta Anadolu'ya yönlendirmiştir. Kappadokia’yı ele geçirip, Paphlagonia’ya saldırmış ve Sinope'yi ele geçiren Kimmerler, M.Ö. 696/695 yıllında Phryg devletine saldırmış ve bunun sonucunda yenilen Phryg kralı Midas'ın ölümüne neden olmuşlardır. Daha sonrasında Lydia devletine saldıran Kimmerler, M.Ö. 663 yılında Gyges tarafından yenilgiye uğratılmalarına karşın, M.Ö. 652 yılında İkinci kez Lydia'ya saldırırlar. Bu saldırıda başarılı olan Kimmerler Gyges'i öldürürler. Bu tarihten sonra Kimmerlerin bir bölümü kuzeye ilerler ve Antandros'a yerleşirler. Kimmerlerin Antandros'taki işgaline M.Ö.570’li yıllarda Lydia kralı Alyattes’in oğlu Kroisos son vermiştir. M.Ö. 508 yılında Pers kralı Dareios’un komutanlarından Otanes tarafından ele geçirilen kent, tüm Anadolu gibi Pers egemenliğine girmiştir.Antik kaynaklarda Antandros kenti ile ilgili bilgilere çok sık rastlanmamasına karşın, kentin adı Atina ile Sparta arasında M.Ö. 431 yılında başlayan ve M.Ö. 404 yılında sona eren Peloponnesos Savaşlarında sıkça geçer. Savaşın ilk evresinde Antandros ile ilgili bilgiyi Thukydides'ten almaktayız. Lesbos adasını ve burada yer alan Mytilene kentini ele geçiren Atinalılar, kent halkının bir kısmını sürgüne göndermiştir. Mytilene ve Lesbos adasının diğer bölgelerinden sürgün edilen bu insanlar, yanlarına Peloponnesos'tan paralı askerler alarak Antandros'u ele geçirirler. Bu insanlar Antandros'un, İda Dağına yakın olması ve gemi yapımında kullanılacak diğer gereçlerin de bol olmasından faydalanarak gemi yapacak, böylece Lesbos'a saldırıp geri aldıktan sonra karşı kıyıda yer alan diğer Aiol kentlerini de ele geçireceklerdir. (6) Ancak Antandros'un, Lesboslu sürgünlerin eline geçmesinden kısa süre sonra Demodokos ve Aristides komutası altındaki Atina donanması yanlarına müttefiklerini de alarak Antandros'u geri alırlar. (7) Bu olayın gerçekleştiği tarih ile ilgili bilgiyi Thukydides'in "Peloponnesos Savaşı" adlı kitabındaki şu cümlelerden almaktayız; "Aynı kış, Khios'lular, onların ayaklanmasından korkan Atinalıların- oysa Atinalılara rehine vermiş yasalarında hiç bir değişiklik yapmayacaklarını söylemişlerdi- isteğiyle, yeni surlarını yıktılar. Kış ve Thukydides'in anlattığı savaşın yedi yılı sona erdi". (Cool Görüldüğü gibi M.Ö. 431 yılında başlayan savaşın üzerinden yedi yıl geçtiğine göre, bu olaylar da M.Ö. 425/424 yıllarında meydana gelmiş olmalıdır. Bu kronolojiyi destekleyen diğer bir olay Antandros'un Attika-Delos Deniz Birliğine girmesidir. Birliğe üye kentlerin ödedikleri vergilerin yılı ve miktarının kayıt edildiği vergi listelerinde, Antandros ismine ilk olarak M.Ö. 425 yılında ve ödediği 15 talentlik vergiyle rastlamaktayız. Listede Antandros isminin ikinci kez M.Ö. 421 yılında ve 8 talentle kayıt edildiği görülür. (9) Antandros'un birliğe girişi, Atina’nın Lesbos ve Mytilene ile birlikte Antandros'u da denetim altına alması sonucunda gerçekleşmiş olmalıdır. Zira savaşın ilk evresi içinde Antandros, 425 yılından sonra Atina denetimine girer, 425 ve 421 yıllarında olmak üzere birliğe iki defa vergi verir. Bu tarihten itibaren kayıtlarda Antandros ismine bir daha rastlanmaz. Antandros'un vergi listelerinde M.Ö. 421 yılından sonra ismine rastlanmaması, savaşın İ.Ö 415 yılından sonra Atina aleyhine değişmesi ile ilgili olabilir. Çünkü bu tarihten sonra Spartalılara sığınan Alkibiades, 414/413 yıllarında Spartalılar adına Batı Anadolu'ya sefer yapar ve bunun sonucunda Khios, Miletos ve Mytilene'yi birlikten çıkartır. Antandros'un da bu tarihten itibaren birlikten çıkmış olma ihtimali vardır. Şayet Antandros bu tarihte birlikten çıkmamış olsa bile, M.Ö. 410 yılında kentin Perslerin denetimi altına girmesi- Persler, M.Ö. 410-408’de Antandros’ta Arsekes komutası altında bir garnizon bulundurmaktadırlar- ve Sparta yandaşı olması bu süreci kendiliğinden ortaya çıkaracaktır.Lesboslu sürgünlerin Antandros'u ele geçirdikleri bu olay hakkında Diodoros'tan da bilgi edinmekteyiz. Diodoros'un bu olayla ilgili; "Lesbos'ta Atinalıların Mytilene'yi işgalinden sonra, işgalden kaçan çok sayıdaki sürgün bir süredir Lesbos'a dönmeye çalışmaktaydı ve bu sefer Antandros'u ele geçirmeyi başardılar. Burayı üs aldıktan sonra Mytilene'yi elinde tutan Atinalılar ile savaşa devam ettiler", (10) şeklinde bir ibaresi vardır. Görüldüğü gibi Antandros, Peloponnesos Savaşının ilk evresinde, özellikle de M.Ö. 425 yılından sonra Atina'nın denetiminde ya da onunla işbirliği içinde olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu zaman diliminde (M.Ö.425-420) Antandros'un Attika-Delos Deniz Birliği'ne girdiği ve vergi ödemeye başladığı görülür.Savaşın ikinci evresi ile ilgili Xenophon’un aktardığı bilgiye göre; Alkibiades komutası altındaki Atina birlikleri, Mindaros komutasındaki Peloponnesos birliklerini M.Ö. 410 yılında Kyzikos'ta yenilgiye uğratırlar. Bunun üzerine Pers satrabı Pharnabazos, Peloponnesosluların bütün birliklerine ve onların müttefiklerine savaşta kaybettikleri gemilerinin yerine yenilerini yapmaları için para verip Antandros'a gönderir. Antandros'ta gemilerin yapımı sırasında Syrakusailılar Antandros halkı ile işbirliği yapıp yıkılan surlarının onarılmasında onlara yardımda bulunurlar. Ayrıca Syrakusailılar nöbet tutmalarındaki gayretleri ile Antandrosluların takdirlerini kazanmayı başarırlar. Syrakusailıların sergiledikleri bu davranışları sonucunda Antandroslular, onlara vatandaşlık hakkı tanırlar. (11) Yine Xenephon'un anlattıklarından; Alkibiades komutasındaki Atina birlikleri M.Ö. 409 yılında Byzantion'u kuşatır. Burada Sparta Harmostu Klearkhos ile Megaralı ve Boiotialı müttefikleri bulunmaktadır. Klearkhos, kentin savunması için gerekli önlemleri aldıktan sonra, karşı kıyıya geçip Pharnabazos ile buluşur. Amacı Pharnabazos'tan askerlerin maaşlarını almak, Hellespontos Denizinde dağınık durumda bulunan gemileri ile Trakia'da bulunan gemilerini bir araya toplamak ve Antandros'ta yeni gemiler yaptırdıktan sonra oluşturacağı filo ile Byzantion'daki Atina kuşatmasını kaldırmaktır. Ancak Atinalılar, işbirlikçileri sayesinde kenti ele geçirmeyi başarırlar. (12) Yine bu tarihlerde Thukydides ve Diodoros'tan Antandros’ta meydana gelen farklı bir olay hakkında bilgi edinmekteyiz. Her iki yazarın da söz ettiği bu olay, M.Ö. 410–408 yıllarında Arsakes komutasında Antandros’ta bulunan Pers garnizonu ile ilgilidir. Arsakes, Antandroslulardan ağır vergiler almakta ve bu durum Antandrosluları rahatsız etmektedir. Bu garnizondan kurtulmak için Antandroslular, Lakedaimonlulardan asker göndermelerini talep ederler. Bunun sonucunda Abydos'dan gelen hoplitler Pers garnizonunu kentten kovarlar. (13)Bu tarihten sonra Peloponnesos Savaşının sonucunu belirleyecek olan bir dizi olay içerisinde Antandros’tan da bahsedilmektedir. Bu olaylarla ilgili Xenophon’un anlattığı bilgilere göre; Sparta kralı Lysandros, M.Ö. 407 'de Ephesos'a gelir. Dağınık durumdaki birliklerinin toplanması için haber gönderen Lysandros’un kendisi de Antandros'ta yeni gemiler yapmaya başlar. (14) Daha sonrasında Atinalılar ile yaptıkları savaşları kazanan Spartalılar, Peloponnesos Savaşı’nda da galip ayrılan taraf olur.Peloponnesos Savaşı içinde, Atinalılar M.Ö.425 yılında Lesbos ve Mytilene'yi denetimleri altına aldıkları zaman büyük olasılıkla Antandros'u da denetimleri altına almış, ya da kenti müttefikleri haline getirmişlerdir. Zira Antandros'un Attika Delos Deniz Birliğine girmesi de bu döneme denk gelmektedir. Birliğin vergi kayıtlarında Antandros 425 ve 421 yıllarında olmak üzere iki defa ödeme yapmıştır. Bu tarihten sonra Antandros ismine vergi listelerinde rastlanmamıştır. Yine bu tarihte Antandros, Lesbos'tan sürgün edilmiş olanlar tarafından ele geçirilmiş olsa da Atinalılar, kısa bir süre sonra kenti geri alırlar. Savaşta M.Ö.415 yılında Sicilya bozgunu ile değişen dengeler sonrasında Antandros kenti de el değiştirir. Özellikle M.Ö. 410 yılından sonra Pers denetimine girer ve Sparta yandaşı bir tutum sergiledikleri görülür. Zira bu dönemde tüm Batı Anadolu Pers kralı adına Sardeis satrapı Tisaphernes ile Daskyleion satrapı Pharnabazos'un denetimleri altındadır. Kentin, İda Dağının eteklerinde olması ve gemi yapımı için gerekli malzemenin bol miktarda bulunan bir yer olmasından dolayı stratejik bir öneme sahip olduğu anlaşılıyor. Antandros, donanması hasar gören ya da yeni donanma yapmak isteyenlerin başvurdukları bir merkez olarak karşımıza çıkar. Peloponnesos Savaşı'nın büyük oranda deniz muharebeleri şeklinde geçtiğini göz önünde bulundurursa kentin ne derece önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.Bunların dışında Xenophon, Anabasis adlı eserinde de Antandros’tan söz eder. Tibron’un ordusuna katılmak için gidenlerden biri olan Xenophon, geçtikleri yerleri tanımlarken Antandros'tan şu şekilde söz eder: Oradan Troas'ın içinden ilerlediler ve İda Dağı'nın üzerinden Antandros'a vardılar ve sonra, kıyı boyunca ilerleyerek Thebes ovasına ulaştılar. (15)M.Ö. 4.yüzyıla gelindiğinde Büyük İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesiyle beraber, Pers Satraplık merkezi Daskyleion kontrolündeki Antandros, özgürlüğüne kavuşmuştur. M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısından itibaren özgür bir kent olarak sikke basmaya başlamıştır (Daha önce de basıyordu). Pergamon Kralı Eumenes II zamanında Suriye kralı Antiokhos III ile M.Ö.189 yılında yapılan Magnesia Savaşı ve sonrasında M.Ö. 188 yılında imzalanan Apameia Barışı ile Antiokhos III’ün boşalttığı Batı Anadolu toprakları, Romalılar tarafından Pergamon ve Rhodos arasında paylaştırılır. Buna göre Maiandros’un kuzeyinde kalan tüm Batı Anadolu toprakları Pergamon krallığına verilir. (16) Bir dönem Pergamon krallığının denetimi altına giren Antandros olasılıkla bu tarihten sonra Pergamon krallığına bağlanmıştır. (17) Zira Roma’nın Anadolu’ya girmesinden sonra tüm Anadolu gibi Roma egemenliğine giren Antandros, Hıristiyanlık döneminde bir piskoposluk merkezine dönüşmüştür. Daha sonra Orta çağdaki Arap akınlarından rahatsız olan halkın, korunmak amacıyla bugünkü adı Şahin kale olan surla çevrili, sarp kayalık üzerine taşındığı anlaşılmıştır. Yerleşim alanı, kurtuluş savaşı öncesinde bugünkü Altınoluk beldesinin eski köy yerleşiminin bulunduğu alana taşınmış ve piskoposluk merkezi olan yerleşme, Papazlık adını almıştır.Antik Konum

İda dağının güney eteklerinde yer alan Antandros, Troas bölgesi kentlerinden birisidir. Troas bölgesinin güneydoğu sınırını oluşturan konumundan dolayı, zaman zaman bir Mysia kenti olarak da nitelendirilir. Antandros’un batısında Gargara (Küçükkuyu), doğusunda da Astyra (Güre) yerleşmeleri yer alır. Antik dönemde Mysia ve Aiolis bölgelerini kıyıdan Troas’a bağlayan antik yolu kontrolünde tutan önemli bir stratejik konuma sahiptir.Modern Konum

Antandros, Balıkesir İli, Edremit İlçesine bağlı Altınoluk Beldesi’nin sınırları içinde yer alır. Kent, Edremit Körfezi’nin kuzeyinde, Kaz Dağlarının güney eteklerinde, Altınoluk Beldesinin 2.5 km. doğusunda, denize dik inen 215 m. rakımlı Kaletaşı Tepesi’nin zirve ve batı yamaçlarına konumlanmıştır. Çanakkale-Edremit karayolu, Antandros antik kentinin üzerinden geçmektedir.
ntandros, Balıkesir ili sınırları içerisinde, Altınoluk-Edremit karayolunun 2. kilometresinde, Edremit körfezinin kuzeyinde yer alan önemli bir Troas kentidir. İda Dağının (Kaz Dağı) güney eteklerinde, Mysia ve Aiolis’i Troas’a bağlayan yolu kontrol eder konumda, denize dik olarak uzanan Kaletaşı tepesinin zirve ve batı yamaçlarına konumlanmıştır.
Antandros kentinin kuruluşu hakkında antik kaynaklardan çok farklı bilgiler edinilmesine karşın, bütün antik kaynaklar Antandros’un ünlü tersanelere sahip olduğu konusunda hemfikirdirler. Hatta Virgilius’un, "Aeneas" adlı eserinden şehrin, İda Dağından elde edilen kerestelerin ihraç edildiği limanları ile tersanelerinin ününün, Troia Savaşına kadar geriye gittiği anlaşılır.(1) Antandros tersanelerinin ve kerestelerinin önemi, özellikle M.Ö. 5. yüzyılın son üçlüğünde büyük bölümü Ege Denizinde gerçekleşen Peloponnesos Savaşlarında ön plana çıkmıştır. Gemilerini kaybeden donanmalar, yeni gemi yaptırmak için Antandros’a gelmiş, bu nedenle Antandros bu dönemde sürekli el değiştirmiştir. Bazen Atina yanlısı iken, bazen de tüm Anadolu’yu elinde bulunduran Perslerin egemenliğine geçmiştir. Strabon, Antandros’da kerestelerin ihraç edildiği Aspaneus adlı bir limanın bulunduğundan bahseder ve ona göre bu liman, Antandros ile yaklaşık 7 km. doğusunda bulunan Astyra (Güre) yerleşmesi arasındaki düzlükte yer almaktadır.(2)Antik yazarlardan Strabon, "İç kısımda Antandros bulunur, bunun da yukarısında Paris’in hakemlik ettiği söylenen Aleksandreia dağı vardır." bilgisini bize aktararak, Antandros’un İda Dağının en önemli mitoslarından birisi olan dünyanın ilk güzellik yarışmasına ev sahipliği yaptığını ortaya koyar.(3)
Bu mitos’a göre; Olympos’da yapılacak olan tanrıça Thetis’in düğününe, nifak tanrıçası Eris bir problem yaşanmaması için davet edilmez. Bu haberi alan Eris, düğünün en keyifli anında yemek masasının ortasına, üzerinde en güzele yazan bir altın elma fırlatır. Masada bulunan tanrıçalar Athena, Aphrodite ve Hera en güzel olduklarını iddia edip her biri elmanın kendi hakkı olduğunu söyler. Karar verilemeyince de tanrıların babası Zeus’dan hakemlik etmesini isterler. Zeus kızları ve karısının arasında kalmaktan korkunca, ulak tanrı Hermes’i çağırır. Hermes’den, İda dağında hayvanlarını otlatan Paris’e hakem seçildiğini, en güzel tanrıçaya elmayı vermesini istediğini bildirmesini söyler. Tanrıçalar da İda dağına inerler, Paris’in karşısına geçerler ve karar vermesini isterler. Bu arada her bir tanrıça Paris’e, kendisini en güzel seçerse çeşitli armağanlar vereceklerini söylerlerler. Aphrodite’nin önerisi dünyanın en güzel kadını Helene’dir. Paris Aphrodite’yi en güzel seçer ve bu kadınla tanışma zamanının gelmesini dört gözle beklemeye başlar. Paris ve Helene’nin bir araya gelmesi antik çağın en önemli savaşı Troia Savaşı’na neden olur.
Antik Konum

İda dağının güney eteklerinde yer alan Antandros, Troas bölgesi kentlerinden birisidir. Troas bölgesinin güneydoğu sınırını oluşturan konumundan dolayı, zaman zaman bir Mysia kenti olarak da nitelendirilir. Antandros’un batısında Gargara (Küçükkuyu), doğusunda da Astyra (Güre) yerleşmeleri yer alır. Antik dönemde Mysia ve Aiolis bölgelerini kıyıdan Troas’a bağlayan antik yolu kontrolünde tutan önemli bir stratejik konuma sahiptir.Modern Konum

Antandros, Balıkesir İli, Edremit İlçesine bağlı Altınoluk Beldesi’nin sınırları içinde yer alır. Kent, Edremit Körfezi’nin kuzeyinde, Kaz Dağlarının güney eteklerinde, Altınoluk Beldesinin 2.5 km. doğusunda, denize dik inen 215 m. rakımlı Kaletaşı Tepesi’nin zirve ve batı yamaçlarına konumlanmıştır. Çanakkale-Edremit karayolu, Antandros antik kentinin üzerinden geçmektedir.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

4 Antandros antik kentinin saptanması Bir Perş. Ekim 14, 2010 9:38 pm

CANTAR




Antandros antik kentinin saptanmasına ilişkin araştırmalar, 1842 yılında Heinrich Kiepert'in, Avcılar Köyü camisinin duvarında Antandros isminin (Αντανδρον) geçtiği yazıtı keşfetmesiyle başlar. Kiepert, bu yazıta dayanarak elinde bulunan 1:100.000 ölçekli haritaya Antandros kentini lokalize etmeyi başarmıştır. (1) Kiepert, 1888 yılında Fabricius ile birlikte, geri dönüşü sırasında Antandros isminin geçtiği ikinci bir yazıtı ve üzerinde ANT harflerinin bulunduğu Antandros sikkelerini görmesi, daha önceki saptamasının doğru olduğunu ortaya koymuştur. (2) Kiepert, Antandros olarak saptadığı Dervent Tepe'ye, (bugünkü adı Kaletaşı Tepesi) Fabricius ile birlikte tırmanmış ve orada bir şehir yerleşmesini doğrulayacak miktarda mermer ve seramik parçası bulmuştur. Burada yapmış olduğu barometrik ölçüm sonrasında tepenin 215 metre yükseklikte olduğunu belirlemiştir. Tepenin zirvesinin 200 metreden fazla bir yüksekliğe sahip olduğu, yükselti eğrilerinin gösterildiği haritadan anlaşılmaktadır. Bu arada Heinrich Schliemann, 1881 yılında aynı güzergahtan geçmiş ve yalnızca Kiepert'in ilk bulduğu yazıtı görmekle kalmamış, aynı zamanda Dervent Tepe'de, eni ve boyunun 1000 metre olduğunu tahmin ettiği, bir antik kentin varlığını da saptamıştır. Köylülerin bu antik şehirde birçok gümüş Antandros sikkesi bulması Schliemann'ın dikkatini çekmiş ve Dervent isminin antik Antandros isminden geldiği yolunda bir görüş ortaya atmıştır. Ancak şehri, 1959 ve 1968 yıllarında iki kez ziyaret eden J.M.Cook, Dervent isminin, Kiepert'in de fark ettiği gibi, genellikle geçitler için kullanılan bir isim olduğunu belirleyerek, ismin burada bir geçide işaret etmekte olduğuna dikkat çekmiştir. Gerçekten de şehrin üzerinde bulunduğu Kaletaşı Tepesi, denize doğru dik bir eğim ile sona erer. Modern asfalt, tepenin eteğinin kesilmesi sonucunda yapılabilmiştir. Modern asfaltın yapılmasından önce ulaşım, deniz ile tepe arasındaki dar, çakıldan oluşan deniz kıyısından gerçekleşiyordu. Cook, 1959 ve 1968 yıllarında yapmış olduğu inceleme sonunda tepenin doğu yamacında herhangi bir buluntunun olmadığı, asıl yerleşimin tepenin batı yamacında olması gerektiğine değinmiştir.(3)Kiepert'ten sekiz yıl sonra Judeich, tepe üzerinde incelemeler yapmıştır. Bu inceleme sonucunda şehri, aşağı ve yukarı kent olarak ikiye ayırmış ve Antandros’u fazla büyük olmayan bir şehir olarak nitelendirmiştir.1911 yılında şehri ziyaret eden Leaf, tepenin batı bölümünün sahibi olan Altınoluklu zengin Türklere ait firmanın burada bir mezar açtığını ve buradan orijinalde bir rahibenin onurlandırılması için dikilmiş, ama sonradan ikinci kez kullanılmış olan bir heykel altlığının çıkarılmış olduğunu saptamıştır. Buna dayanarak, şehrin nekropolisinin tepenin batı yamacında, citadelin tepenin zirvesinde, ticaret merkezi ve limanların da tepenin doğusunda olduğuna kanaat getirmiştir.(4)Antandros yerleşmesinin bulunduğu Kaletaşı Tepesinin batısında uzanan sahil şeridinin imara açılması sonucunda 1989 yılında başlayan yapılanma çalışmalarında, bazı mezarlara rastlanmış ve bunun sonucunda 1991 yılında Müze Kurtarma Kazıları başlatılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda bu alanın İ.Ö. 7. yüzyıldan İ.Ö. 2. yüzyıla kadar nekropolis alanı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Müze Kurtarma Kazıları aralıklarla devam etmiş 1995 yılından sonra kazı çalışmalarına son verilmiştir.(5)2000 yılında Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Yard.Doç.Dr. Gürcan Polat başkanlığında bir ekip tarafından yüzey araştırması gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma sonucunda Kaletaşı Tepesinde sur ile çevrili bir yerleşimin varlığı saptanmıştır. Çam ağaçları ile kaplı olan tepe üzerinde yapılan incelemelerde elde edilen malzemelerden, bu yerleşmenin İ.Ö. geç 5. yüzyıldan başlayıp 4. yüzyıl boyunca kullanıldığı anlaşılmıştır. Tepenin batı yamacında yapılan yüzey araştırmasında elde edilen veriler, bu alanın en azından İ.Ö. 6. yüzyıldan başlayıp Bizans dönemini de içeren uzun bir zaman dilimi boyunca iskan gördüğünü ortaya koymuştur. Tepenin batısından denize dökülmekte olan Karakazan (Kundakçınar) Deresinin batısında ve Kaletaşı Tepesinin doğu yamaçlarında yapılan araştırmalarda, yerleşmeye ait veriler elde edilememiştir.2000 yılında yapılan yüzey araştırmasından sonra 2001 yılında Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Yard.Doç.Dr. Gürcan Polat bilimsel başkanlığında bir ekip ile Balıkesir Müzesinin ortaklaşa çalışmaları sonucunda başlayan kazılar halen devam etmektedir.(6)


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

5 Antandros nekropolisi, Antandros buluntular Bir Perş. Ekim 14, 2010 9:41 pm

CANTAR

























_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz