GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ


 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 6:08 pm tarafından kılıç3838

» sümbül...
Çarş. Eyl. 03, 2014 1:36 am tarafından Battal Ebrail

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
C.tesi Mart 01, 2014 8:48 pm tarafından aydin-28

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 pm tarafından 56476364528

» deneme
Paz Kas. 24, 2013 7:54 am tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 4:54 pm tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 4:46 pm tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 11:30 pm tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 1:38 pm tarafından yousef

» mağara için bilgi almak istiyorum
C.tesi Haz. 22, 2013 8:43 am tarafından kurt ini

En iyi yollayıcılar
CANTAR
 
magaracı
 
asel
 
SİMBAD
 
aydin-28
 
novanda
 
marduktr
 
styla
 
MAMİ
 
hattap
 
Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 2 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 83 kişi Perş. Tem. 01, 2010 10:23 pm tarihinde online oldu.
Paylaş | 
 

 İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
CANTAR




Mesaj Sayısı: 2284
Deneyim seviyesi: 5604
Kayıt tarihi: 26/06/10
Yaş: 59
Nerden: İstanbul

MesajKonu: İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK   Cuma Tem. 02, 2010 3:29 pm




FENİKE ALFABESİ

ELEKTRİK
AKIMI ÜRETEN HÜCRELER:
NÖRONLAR
ücudumuzu saran sinirler 'nöron' adı verilen
yüzlerce, kimi zaman binlerce sinir hücresinden oluşurlar. Bir nöronun
ortalama genişliği 10 mikrondur.
4 (Bir
mikron milimetrenin binde birine eşittir.) Bir insan beyninin içindeki
100 milyar nöronu, tek bir çizgi halinde yanyana getirebilseydik; 10
mikron genişliğindeki ve çıplak gözle görülemeyen bu çizginin uzunluğu
tam 100 kilometre olurdu. Nöronların küçüklüğünü şöyle bir örnekle de
gözümüzde canlandırabiliriz: Bir nokta işaretine 50 tane,
5 bir
iğne başına ise 30.000 tane nöron sığdırabilirsiniz.
6

Ayağınıza bir cismin batması ile, beyninizin
acıyı algılaması arasında sadece saniyenin binde birkaçı kadar bir zaman
farkı vardır. Fark edemediğiniz bu kısa süre içinde, ayak parmağınızdan
beyninize mesaj iletilmiş olur. Böylece siz de ayağınızı, daha fazla
zarar görmeden yerden çekersiniz.


Nöronların
tasarımı, vücuttaki uyarıları taşımak üzere hazırlanmıştır. Nöronların
çoğunun görevi komşu nöronlardan sinyaller almak, daha sonra bunları bir
başka nörona ya da hedef hücreye iletmektir. Nöronlar bir saniyede
binlerce kez bu işlemi yaparak birbirleriyle haberleşebilirler.
Bir
nöron, duruma göre kapatılıp açılan bir elektrik prizine benzetilebilir.


İnsandaki elektriğin ne tür bir elektrik, yani AC mi DC mi
olduğu insandaki enerji elektrik enerjisi değilse, hangi tür bir
enerjidir? Elektrik ise frekansı nedir, kaç volttur ve akımı ne
kadardır.

İnsan vücudunun temel enerji kaynağı kimyasaldır ve
elektrik temelli tek sistem olan sinir sistemi, karmaşık bir haberleşme,
eşgüdüm ve yönetim sistemi olarak işlev görür. İnsan vücudundaki
elektriği doğru akım (DC) ya da alternatif akım (AC) olarak
sınıflayamayız. İnsan vücudundaki sinyal iletisi, sinir sistemini
oluşturan nöronlar tarafından iletilen atkılardan oluşur. Bu sistem, bir
AC ya da DC güç sistemlerinden çok, bir telgraf sistemine
benzetilebilir.

İnsan beyni de karmaşık bir elektrik sistemidir
ve içinde yaklaşık 15-20 wattlık bir ampulü yakacak kadar elektrik
enerjisi bulunabilir. Sinir sistemini oluşturan nöronlarda oluşabilen
voltaj farkları, nöron çeşitlerine göre değişiklik göstermekle birlikte,
100mV civarındadır. Nöron iletilerinin sabit bir frekansı yoktur.
Telekinezi
çalışmaları ile uğraşanlar bu insan vücudunda yer alan statik enerji
akımını 40 volta kadar çıkabilmektedir.

Tek başına bir nöron, sinir sisteminin
birbiriyle bağlantılı elektrik devrelerinin içinde sadece çok küçük bir
parçadır. Ancak bu küçük devreler olmadan canlılıktan söz etmek mümkün
değildir. Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü'nde profesör olan
Werner Gitt bu küçük alana sığdırılmış dev kompleksi şöyle tarif
etmektedir:



<blockquote>


Eğer her nöronu tek bir iğne başı ile temsil
ederek, sinir sistemini bir elektrik devresiyle anlatmak mümkün olsaydı,
böyle bir devre şeması için birkaç km2'lik bir alan gerekecekti... Tüm
dünyayı saran telefon ağından birkaç yüz kat daha kompleks olacaktı.
7
</blockquote>


Yukarıda da vurgulandığı gibi, sinir sistemi
çok kompleks bir şebeke gibi çalışır. Vücudumuzdaki bu kompleks bilgi
ağının işleyişi ise, nöronların kusursuzca görevlerini yerine
getirmelerine bağlıdır. Nöronların bir yönden diğer yöne gerçekleşen,
ritmik ve koordine hareketi ile her organ, kas, eklem, sistem ve hücre
vücudumuzdaki görevlerini bizim talimatlarımıza, takibimize ihtiyaç
duymadan gerçekleştirir. Ayrıca vücudumuzda her gün milyonlarca hücre
ölmesine rağmen, bunlar vücut dengesini bozmadan ve hiçbir aksamaya
sebep olmadan vücuttan atılırlar. Bu arada yine mükemmel bir sistemle
ölenlerin yerini yenileri alır. Bunda da zamanlama ve ölçü açısından
hiçbir kusur olmaz. Bizim ise bu faaliyetler üzerinde hiçbir kontrolümüz
olmaz ve bunların herhangi birinde bir kesinti meydana gelmediği
sürece, sağlıklı olarak yaşamaya devam ederiz.

Mutfağınızda yalın ayak dolaşırken, ayak
parmağınıza bir cam parçasının battığını varsayalım. Camın batması ile
beyninizin acıyı algılaması arasında sadece saniyenin binde birkaçı
kadar bir zaman farkı vardır. Bu süre o kadar küçüktür ki, farkına
varmanız mümkün değildir. Ancak fark edemediğiniz bu süre içinde, ayak
parmağınızdan beyninize mesaj iletilmiş olur. İşte bu hızlı ve kusursuz
iletişim, 'nöronlar' tarafından gerçekleştirilir. Böylece siz de
ayağınız daha fazla kesilmeden, ayağınızı yerden çekersiniz. Böyle bir
sistemin kendiliğinden tesadüf eseri oluşması, hiç şüphesiz ihtimal
dışıdır. Ancak evrim teorisini körü körüne savunan bir kısım çevreler
vücudumuzdaki bu mükemmel düzenin kaynağını tesadüflerle açıklamaya
çalışırlar. Bu iddiaların anlamsızlığını şöyle bir örnekle
açıklayabiliriz:

Etrafımızdaki elektrikli aletlere bir bakalım:
Her biri belirli bir amaç doğrultusunda dizayn edilmiştir. Plastik ve
elektronik aksamı, düğmeleri, kablosu ve diğer parçalarıyla birlikte
hayatımızı kolaylaştırmak için özel olarak tasarlanmışlardır. Elimize
aldığımız tek bir saç kurutma makinesi için dahi geri planda onlarca
kişi çalışmış, çeşitli tesislerden, çok sayıda bilim dallarından, uzman
kişilerin fikirlerinden ve çizdikleri tasarımlardan faydalanılmıştır.
Sonucunda ortaya kullanımı kolay, işlevsel bir alet çıkmıştır. Akıl ve
mantık sahibi hiç kimse de böyle bir cihazın tesadüf eseri
oluşabileceğini öne sürmemiştir. Vücudumuz ise herhangi bir elektrikli
aletten çok daha kompleks bir elektriksel sisteme sahiptir. Bu nedenle
böyle bir ihtimal insan vücudundaki bu olağanüstü tasarım için çok daha
imkansızdır.

Sinyal Taşımak İçin
Özel Bir Tasarıma Sahip Nöronlar
Tüm nöronlar; bir çekirdek, elektrik
sinyalleri taşıyan 'dendrit' adı verilen kısa lifler ve sinyalleri
uzağa taşıyan 'akson' adı verilen uzun bir lif içerirler. İplik kadar
ince olabilen sinir hücresi, yaklaşık 1 metre uzunluktadır. Bazen
mesajlar, sinirler boyunca çok daha uzun mesafeler kat etmek zorunda
kalır.
8
[center]
Saniyenin Binde Birine Sığdırılmış İşlemler
Gördüğümüz,
duyduğumuz ve dokunduğumuz herşey, beyin ve vücut arasındaki sinir
hücreleri yolu ile hareket eden elektrik sinyallerine dönüşür. Ciltlerce
kitapta anlatılan bu işlemler, Yüce Rabbimiz'in ilmi ile, saniyenin
binde birinden daha küçük zaman aralıklarında olup biter.

[/center]
Bir
nöron gövdesini, ileri teknolojiye sahip bir telefon santraline
benzetmek mümkündür. Ancak bu hücresel telefon santrali 0.004 ile 0.1
milimetre arasında değişen boyutlarıyla ve geniş çaplı iletişim
mekanizmalarıyla günümüz dünyasında eşi olmayan bir tesistir. Nöronlarda
diğer hücrelerden farklı olarak dendrit ve aksonlar yer alır. Akson ve
dendritler de sözü edilen muazzam tesisin diğerleriyle iletişimini
sağlayan haberleşme hatlarını meydana getirirler. Dendritler mesaj
alırken, aksonlar mesaj gönderirler.
Bir nöronun uyarı göndermesi
saniyenin binde biri kadar kısa bir süre içinde gerçekleşir. Bu nedenle
bir nöronun saniyede 1.000 sinir uyarısı göndermesi mümkündür. Fakat
genel olarak saniyede 300-400 kadar uyarı gerçekleşir.
9 En
büyük ve kalın sinir lifleri, elektriği saniyede 150 metre hızla
iletirken, en ince olanlar saniyede 90 metre hızla iletir.
10 Bir
nöronun içinde bilginin bozulmadan taşınması ve gerekli yerlere
iletilmesi son derece şaşırtıcı bir durumdur. Ancak söz konusu olayların
gerçekleşme sürati en az bunlar kadar hayret verici bir olaydır. Bir an
için vücudumuzdaki tüm kompleks sistemlerin var olduğunu ancak sinir
hücrelerimizdeki bilgi iletiminin daha yavaş olduğunu düşünelim:
Baktığınız
manzaranın güzelliğini, yediğiniz yemeğin tadını, dokunduğunuz yerin
parmağınızı yakacak kadar sıcak olduğunu saatler sonra algıladığınızı ya
da size sorulan bir soruyu anlayıp cevap vermenizin onlarca dakika
sürdüğünü... Karşıdan karşıya geçmek, araba kullanmak, çatalınızı
ağzınıza götürmek, beğendiğiniz bir kıyafet hakkında yorum yapmak ve
daha sayfalarca örneklendirebileceğimiz sayısız davranış ve düşünce,
yaşantınızda ciddi boyutlarda uyumsuzluğa, hatta hayatınızı tehlikeye
atacak durumlara dönüşebilirdi. Zamanlamanın algıladığımız olay ve
konuşmalarla uymaması, bizim için hayatı yaşanmaz bir hale
getirebilirdi. Üstelik burada sadece istemli olarak yaptığımız
davranışları dikkate aldık. Bir de vücudumuzun kalp atışı gibi irademiz
dışındaki faaliyetleri vardır ki, bunlarla ilgili sinyallerin
yavaşlaması hayati sonuçlar doğurabilirdi. Ancak Rahman ve Rahim olan
Rabbimiz'in nimetiyle, insan vücudunda herşey olması gerektiği gibidir.
Bir Kuran ayetinde Allah'ın herşeyi bir ölçü ile yarattığı şöyle haber
verilmektedir:


<blockquote>Allah, her
dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının
neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun Katında herşey bir miktar
(ölçü) iledir. (Ra'd Suresi, Cool
</blockquote>
Vücudumuzu
Kuşatan Kablolar: Dendrit ve Aksonlar
Dendritler çok sayıda kısa
uzantıdan oluşurlar ve hücrenin kökleri gibidirler. Dallanmış yapıdaki
dendritler, diğer nöronlardan gelen haberlerin alınması ve hücrenin
gövdesine iletilmesinde görev alırlar. Diğer bir deyişle dendritler
elektrik kabloları gibi hücreye giren sinyalleri iletmek için hizmet
verirler. Her bir nöron, sinyalleri hücreye taşıyan 100.000 kadar
dallanan dendrite sahiptir.
11
Beynin
ve omuriliğin dışındaki aksonlar ise genellikle beyne duyu
alıcılarından bilgi getiren ya da kaslara, salgı bezlerine ve iç
organlara emirler taşıyan kablolar gibidirler. Aksonlar hücrenin
gövdesinden çıkan, uzun, çoğunlukla tek bir uzantıdan oluşan, uyarıların
gönderildiği ince liflerdir. Aksonlar yaklaşık 20 mikron (milimetrenin
binde biri) çapındaki genişlikleri ile bir saç telinden daha incedirler;
boyları ise bir metreye kadar uzayabilir.
12


Aksonların çarpıcı bir diğer özelliği ise,
tek bir aksonun 10.000 kadar terminale (uç kısım) ayrılabilmesidir.
Böylece her bir terminal, farklı bir nöron ile bağlanabilir ve aynı anda
birden fazla bölgenin uyarılmasını sağlayabilir. Her bir nöron binden
fazla nörondan sinyal alabildiği için, tek bir nöron aynı anda birkaç
milyon farklı bilgiyi taşıyabilir.
13 Bu
muazzam bir rakamdır. Bu özellik birden fazla kas lifinin hareket
ettirilmesinin gerektiği durumlarda çok önemli bir rol oynar. Bu
yapılarıyla sinir hücreleri uzun zincirlerden oluşan, yoğun bir şebeke
gibidir. Bir an için sinirlerin böyle bir yapısının olmadığını
düşünelim. Bu durumda her uyarının sıra ile iletilmesi gerekecek, bu da
vücuttaki hızlı ve kompleks sinyalleşme sistemini alt üst edecekti.
Dendritlerin
ucundaki akson terminallerini prizlere takılan fişlere benzetebiliriz.
Böylece tıpkı prizden fişe elektrik akımının devam etmesi gibi, iki
sinir hücresi arasındaki elektrik sinyali de devam eder. Aksonların
ucundaki bu bağlantı noktaları diğer hücre üzerindeki alıcıya bağlanır
ve hücreler arası bilginin geçişini sağlarlar. Aksonlar, sinir
sisteminin farklı noktaları arasındaki iletişimi sağlamaları açısından,
bir elektrik devresindeki, çeşitli noktaları birbirine bağlayan tellere
de benzetilebilir.
Bu özelliklerin her biri vücudumuzdaki iletişim ve
koordinasyon açısından vazgeçilmez öneme sahiptir. Varlığımız ve
sağlıklı bir yaşam sürmemiz tüm bu detayların kusursuzca çalışmasına
bağlıdır. Bu detayların vücudumuzda yaratılmış olma amaçlarından biri,
Rabbimiz'in ilim ve sanatını sergilemektir. Bize düşen sorumluluk ise
Rabbimiz'in büyüklüğünü, üzerimizdeki rahmetini gereği gibi takdir
ederek şükretmektir.


<blockquote>...
Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak
insanların çoğu şükretmiyorlar. İşte bu, sizin Rabbiniz Allah'tır;
herşeyin Yaratıcısı'dır; O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da
çevriliyorsunuz? (Mü'min Suresi, 61-62)
</blockquote>Bilginin
İşlenmesinde Sinapsların Rolü
Sinapslar, iki nöronun akson
terminallerinin uçlarındaki boşluklardır. İki nöron arasındaki iletişim,
'sinaps' denilen bu bağlantı noktalarında kurulur. Nasıl bir telefon
santrali sayesinde aynı anda, çok sayıda insan birbirleriyle
konuşabilirse; benzer bir şekilde bir nöron da sinapsları kanalıyla çok
sayıda nöronla aynı anda haberleşebilir. Her bir nöronda 10.000
civarında sinaps vardır.
14 Bu,
bir nöronun aynı anda 10.000 ayrı sinir hücresi ile bağlantı
kurabileceği anlamına gelmektir. Dünyada tek bir telefon şebekesi
üzerinden aynı anda yüz milyonlarca telefon görüşmesi yapılacağını farz
etsek dahi, beynin kapasitesi bu kapasitenin çok üzerindedir: İnsan
beyni, içindeki sinapslar aracılığıyla bir katrilyon
(1.000.000.000.000.000) haberleşme yapabilir.
15 Bir
kişinin 10 hatlı bir telefon santralinde çalıştığında ne kadar
zorlandığını düşünecek olursak, tek bir sinir hücresinin 10 bin
bağlantıyı eş zamanlı gerçekleştirmesinin ne kadar olağanüstü bir
yaratılış örneği olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Nöronlar gelen
sinyalleri toplar, mesajın kuvvetine göre iletilmesine karar verir ve
bir başka nörona geçişini sağlarlar.
16
Nöronların birbirine bağlantı noktaları olan sinapslar, iletilen
sinyallerin dağılma yönünü saptayarak bu iletişimin kontrolünü
sağlarlar.
17 Sinir
sisteminin çeşitli bölgelerinden gelen tetikleyici (harekete geçiren) ya
da engelleyici (hareketi durduran) sinyaller, sinapsları bazen iletime
açarak bazen de kapatarak bu kontrolü sağlarlar. Böylece sinapslar zayıf
sinyalleri durdururken, kuvvetlilerin geçişine izin verirler.
Vücudumuzun
Elektrik Sigortaları: Sinapslar

Sinir hücreleri, vücudumuzun
elektrik sisteminin -beyin, omurilik ve sinirler- hasar görmesini ya da
yanmasını engelleyen, 'sinaps' adı verilen özel elektrik sigortalarıyla
birbirlerine bağlanmışlardır. Vücudumuzun fizyolojik işlevlerinin
%95'inden fazlası otomatik olarak yürütülür. Biz midemize,
karaciğerimize, böbreklerimize, akciğerlerimize işlevlerini
sürdürmelerini söylemeyiz; ya da kalbimize düzenli olarak atması için
emirler vermeyiz. İnsanın elektrik sistemi, çok sayıda işlemi yürüttüğü
için sistemin korunması şarttır ve Allah'ın rahmetiyle çok sayıda küçük
elektrik sigortası tarafından bu koruma vücudumuzda kusursuzca
çalışmaktadır.


lektrik her yerde
bulunmaktadır. Gördüğümüz ve dokunduğumuz herşeyin temeli olan atomun
çekirdeği, proton ve nötron denilen parçalardan oluşur. Bu çekirdeğin
etrafında ise, dönerek sürekli hareket halinde olan elektronlar yer
alır. Protonlar pozitif bir elektrik yüküne, elektronlar da negatif bir
elektrik yüküne sahiptir. Normal koşullarda bir atom eşit sayıda
elektron ve protona sahiptir. Pozitif ve negatif yükler birbirlerini
dengeledikleri için atom da nötr durumdadır. Bu denge bozulduğunda, yani
bir atom fazladan bir elektron kazandığında negatif yüklü olur. Atom
bir elektron kaybettiğinde ise pozitif yüklü olur. Koşullar uygun
olduğunda bu tür elektrik yükü dengesizlikleri, bir elektron akımı
başlatır. Bu elektron akışı da 'elektrik' olarak ifade edilir. Kısaca
elektrik, elektronların hareketinden ortaya çıkan bir enerji biçimidir.
Vücudumuz
da bu elektrik enerjisi olmadan çalışamaz; elektrik her birimizin
yaşamını sürdürebilmesi, konuşabilmesi, hareket edip istediklerini
yapabilmesi için hayati önem taşır. Aksi takdirde kişi ya felç olur ya
da ölür. Çünkü elektrik olmadığında bütün yaşamsal faaliyetler durur.
İnsan elektrikle iletişimini sağlayan, elektrikle hareket edebilen ve
elektrikle beş duyusunu kullanabilen bir varlıktır. Kişi bunun hiç
farkında olmasa da, dünyaya geldiği andan itibaren tümüyle elektrik
enerjisine bağlı mekanizmalarla görmeye başlar, bunlarla çevresini tanır
ve gelişir.
Ölmek üzere olan kalbi
durmuş bir hastaya ilk olarak elektrik şoku uygulanmasının sebebi de
budur. Böyle bir durumdaki hastaya iyileşmesi için ilaç, vitamin veya
herhangi bir besin maddesi verilmez. Vücuda fayda sağlayacak çok sayıda
madde varken kalbin çalışması için öncelikle elektriğe ihtiyaç duyulur.
Çünkü vücudun elektrik sistemi herhangi bir nedenle bozulduğunda veya
canlandırılması gerektiğinde, hiçbir şey elektriğin yerini tutmaz.
Canlıların
vücudunda elektriğin önemi anlaşıldıktan sonra sadece bu konunun
araştırılması amacıyla üniversitelerde özel kürsüler kurulmuş ve bilim
adamları konu hakkında çok sayıda araştırma yazısı ve kitap
yazmışlardır. Halen de canlılardaki elektriksel sistemler ile ilgili
araştırmalar, 'biyoelektrik' olarak ifade edilen alanda yoğun olarak
devam etmektedir. New York Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden sinirbilimci
Rodolfo Llinas, hareket eden tüm canlıların vücutlarında elektrik
olduğunu söyleyerek şunları ifade etmiştir:


<blockquote>
Bizi
biz yapan, mesajları yeterli hızda taşıyan tek şey elektriktir...
Düşüncelerimiz, yürüyebilmemiz, görmemiz, rüya görmemiz tüm bunlar temel
olarak elektrik sinyalleri tarafından yönlendirilip organize
edilmektedir. Bunlar bir bilgisayarda meydana gelenlerle benzerlik
göstermektedir, fakat çok daha mükemmel ve komplekstir.

Vücutta
hayati öneme sahip olan organlar diğerlerinden daha farklı şekillerde
korunma altına alınmışlardır. Kalp de vücudun en çok korunması gereken
organlarından biridir. Kalbe gelebilecek bir darbe hayati öneme sahip
tehlikelere yol açacaktır. İşte bu yüzden kalbimiz, vücudun en güvenli
yerine, göğüs kafesinin içine yerleştirilmiştir. Göğüs kafesini
oluşturan kemikler kalbi her türlü darbeye karşı adeta bir zırh gibi
korur.



Kalbin göğüs
kafesindeki yeri görülüyor.
A) Kalbin göğüs kemiği ve kaburgalarla
olan bağlantısı
B) Göğüs kafesinde kalbin enine kesiti
C)
Akciğerlerdeki büyük damarların kalple olan bağlantıları


Kalp
Nasıl Beslenir?
Kalp kası, besin maddelerinin ve oksijenin
geçemeyeceği kadar kalın ve sıkı dokuludur. Bu nedenle kendi içinden
geçen kandan yararlanamaz. Ancak kalp de bir organdır ve diğer organlar
gibi hücrelerinin kana ihtiyacı vardır. Hatta kalp sürekli çalışan bir
kas olduğu için diğer bütün organlardan çok daha fazla oksijene ihtiyacı
vardır.
Kalbin bu ihtiyacı da yine çok benzersiz bir tasarım
sayesinde çözülmüştür. Akciğerlerden kalbin sol bölümüne gelen kan,
vücuttaki en temiz ve en bol oksijenli kandır. Bu kanın vücuda
pompalandığı aort atardamarından "koroner atardamarlar" denilen iki
damar çıkar. Bu damarlar diğer damarlar gibi vücuda gitmez, gerisin
geriye kalbe döner. Böylece en bol oksijene sahip kan, başka hiçbir yere
uğramadan doğrudan kalbe ulaştırılır.
Bir başka tasarım da koroner
damarların döşenme planında vardır. Bu damarlar kalbe doğru giderken,
birbirleriyle ara bağlantılar yaparlar. Bu bağlantılar damarlardan
birinin tıkanmasına karşı bir sigortadır. Eğer damarlardan biri
tıkanırsa, kan diğer damardan yoluna devam ederek tıkalı bölümü aşar ve
kalbe ulaşır. Bu tasarım şehir planlama uzmanları tarafından içme suyu
şebekeleri döşenirken kullanılır. Mevcut borulardan birinde arıza olması
halinde şehrin bir bölgesinin susuz kalmaması için borular "ağ sistem"
denilen bu tasarıma uygun olarak döşenir.
Görüldüğü gibi yalnızca
kalbi besleyen damarların birbirleriyle yaptıkları bağlantılarda bile,
hiçbir tesadüfe yer bırakmayan bir akıl ve planlama görülür.
Kalbin
diğer yapısal özelliklerine geçmeden önce bir hatırlatma yapmakta fayda
vardır. Sadece buraya kadar anlatılan özelliklerini dikkate alsak dahi
kalbin, evrimcilerin iddia ettikleri gibi aşamalı bir şekilde, üstelik
de bu aşamaların tümünün tesadüfen meydana gelmesiyle oluşmasının
imkansız olduğunu hemen görürüz.
Kalpte her yönden eksiksiz,
kusursuz bir tasarım vardır. Kalbin tek başına hatta bırakın kalbin
tamamını, kalbi oluşturan parçalardan birinin dahi kendi kendine
oluşması kesinlikle mümkün değildir. Üstelik kalp gibi mükemmel yapıya
sahip olan bir organın -ne kadar imkansız olsa da- kendi kendine ortaya
çıktığını düşünsek bile bu da hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü dolaşım
sistemi olmayan, pompalayacak kanı olmayan bir kalp ne kadar mükemmel
özelliklere sahip olursa olsun hiçbir işleve sahip olamayacaktır. Ve
yine evrimci mantığa göre işlevi olmayan bir organ olarak ortadan
kaybolacaktır. Görüldüğü gibi tek bir örnek dahi evrimci iddiaların
kendi içinde dahi büyük çelişkiler taşıdığını ortaya koymaktadır.

Kalbİnİzdekİ
Elektrİk Sİstemİ
Bir kalbi vücudun dışına çıkarırsanız kendi
enerjisini tüketene kadar hiçbir bağlantısı olmadan çalışmaya devam
eder. Kalbe gerekli kan sağlandığında, tüm sinir bağlantılarından
ayrılsa bile saatlerce atar.
Burada ilginç bir durum söz konusudur.
Bu ilginç durumu incelemek için kasların nasıl çalıştığını kısaca
hatırlayalım; bir kasın çalışması için beyinden ya da omurilikten
gelecek bir emre ihtiyaç vardır. Bu emir gerçekte sinir sistemi yoluyla
iletilen bir elektrik sinyalidir. Kalbin yapısı tamamen kas dokusundan
oluştuğu için, dakikada yaklaşık 70 kez atan kalbe dakikada 70 defa
elektriksel uyarı yapılması gerekmektedir.
Ancak biraz önce
belirtildiği gibi, bütün sinirsel bağlantıları kesilen ve vücudun dışına
çıkartılan bir kalp bir süre daha atmaya devam eder. Bu durum akla, "bu
kasılma emirlerinin nereden geldiği" sorusunu getirecektir.
Söz
konusu durumu inceleyen bilim adamları çok şaşırtıcı bir durumla
karşılaştılar. Kalbin içinde kendi elektriğini kendi üreten bir
jeneratör bulunmaktaydı. İnsan vücudundaki et parçalarından bir tanesi
olan kalpte bulunan ve yine etten yapılmış bir jeneratör.
Bilindiği
gibi jeneratör enerji kesintisi durumunda devreye girerek enerji
üretimine devam eden ve makinaların zarar görmesini engelleyen bir
alettir. İnsan vücudundaki en hayati organlardan bir tanesi olan kalp de
herhangi bir enerji kesintisi karşısında zarar görmemesi için bu tür
bir korumaya alınmıştır. Kalbin bir an durması vücutta son derece önemli
hasarlara neden olabilir, hatta sonucu ölüm olabilir. Bu yüzden kalbi
çalıştıracak elektrik sistemi kesintisiz bir şekilde işlemelidir. Bu
elektrik sistemini inceleyen bilim adamları çok daha şaşırtıcı
gerçeklerle karşılaştılar. Kalp yalnızca mikro bir jeneratör değil,
birbiri içine geçmiş birçok bağlantıya sahip, programlı ve sistemli bir
elektronik devreler bütünü sayesinde çalışmaktaydı. Bu elektronik
kontrol ve yönetim sistemi, böbreklerden beyne, atardamarlardan hormonal
bezlere kadar birçok etkenle işbirliği içindeydi.
Bilim adamlarının
çok yakın bir dönemde keşfettiği, kalpteki bu kusursuz tasarım
unutulmamalıdır ki, milyonlarca yıldır kesintisiz işlemektedir. Hiç
istisnasız şimdiye kadar yaşamış olan on milyarlarca insanın tamamında
bu sistem mevcuttu. Şu anda dünya üzerinde yaşamakta olan milyarlarca
insanın da kalbi aynı kusursuz sistemle çalışmaktadır ve bundan sonra
yaşayacak insanlarda da bu sistem var olacaktır. Bu, Allah'ın kusursuz
yaratmasıdır.

Kalptekİ Elektronİk Sİstem
Kalbin sağ kulakçığı
yakından incelendiğinde kalbe elektrik sağlayan söz konusu jeneratör
görülür. Bu jeneratör S.A yumrusu adı verilen bir doku düğümüdür.
Dinlenmekte olan yetişkin bir insanın kalbinde bulunan jeneratör,
dakikada 72 kez düşük yoğunlukta elektriksel uyarı yayınlar.19 Bu
uyarıların her biri yeryüzünün en mükemmel pompasını bir defa
çalıştırır.
Şimdi bu mekanizmadaki tasarıma şahit olmak için, kalbin
saniyeden daha kısa bir sürede gerçekleşen tek bir vuruşunu
inceleyelim.




Kalbi çalıştıran
enerji dalgası kulakçıkta bulunan S.A. yumrusu tarafından başlatılır ve
kalp atardamar kasının yardımıyla A.V. yumrusuna, oradan da sağ ve sol
liflere geçer. Bu işlemlerin gerçekleşmesini kalpteki özel elektrik
sistemi sağlar. Bir et parçasının elektrik üretmesini sağlayan güç,
yaratmada hiçbir ortağı olmayan Allah'a aittir.

Jeneratörden
(S.A. yumrusundan) verilen enerji dalgası, kalbin küçük pompalarını
(kulakçıkları) oluşturan dokular üzerinde yayılır. Böylece kas lifleri
harekete geçer ve küçük pompalar çalışır. Kan küçük pompalardan kalbin
alt tarafında bulunan büyük pompalara (karıncıklara) geçer.
Ancak
normal şartlarda oluşması gereken durum çok daha farklıdır. Jeneratörden
yayılan enerji önce küçük sonra büyük pompaları uyaracaktır. Ancak
elektrik dalgası çok hızlı yol aldığından her iki pompa da hemen hemen
aynı anda kasılacak ve kalbin çalışma mekanizması tamamen bozulacaktır.
Öyle bir elektrik devresi kurulmalıdır ki, elektrik enerjisi önce küçük
pompaları uyarmalı, ardından bir süre bekletilmeli, sonra büyük
pompaları uyarmalıdır. Bu arada elektrik sinyali yola çıktıktan sonra,
küçük pompalar işlerini bitirene kadar bir noktada beklemelidir. İhtiyaç
duyulan devre tam bir mühendislik harikası olmalıdır.
Nitekim
jeneratörden yayılan elektrik dalgası küçük pompaları uyardıktan sonra,
bir başka doku düğümüne gelir. A.V yumrusu denilen bu doku elektrik
sinyalini saniyenin 14'te biri kadar kısa bir zaman tutar. Bu, çok
hassas ayarlanmış bir zaman dilimidir. Çünkü bu süre bittiğinde küçük
pompa da çalışmasını bitirmiş olur. Ardından elektrik sinyali yoluna
devam eder ve saniyenin 16'da biri kadar kısa bir zaman içinde bütün
karıncık hücrelerini uyarır. Kendi sırası gelen büyük pompa da böylece
kasılır ve kan pompalanmış olur. Bütün bu işlemler saniyeden daha kısa
bir zaman diliminde gerçekleşir.


Önemli Bir Güvenlik Tedbiri:
Kalpteki Yedek Jeneratör
Ana jeneratörden çıkan elektrik dalgalarını
kısa bir süre için durduran A.V yumrusunun önemli bir görevi daha
vardır. Bu yumru ana jeneratörde bir aksaklık olduğu zaman onun yerine
geçer ve yedek bir jeneratör görevi görür. Yedek jeneratör asıl güç
kaynağı kadar güçlü sinyaller üretemez (dakikada 40-50 sinyal üretir)
ancak ürettiği sinyaller kalbin görevine devam etmesini sağlaması için
yeterlidir. Ana jeneratör herhangi bir nedenle zarar gördüğünde yedek
jeneratör (A.V. yumrusu) insan hayatı için son derece önemli yeni bir
görev üstlenmektedir. Ana jeneratörün herhangi bir sebeple çalışmadığı
durumlarda 20 yıl kadar yaşayan kişilere rastlanmıştır.



Kalpteki ana jeneratör
çalışmadığında hemen yedek jeneratör devreye girer. Bu koruyucu sistemi
insan için yaratan Allah'tır.

Buraya
kadar anlatılanları anlamak için, okuyan kişinin belli bir şuur ve
anlayışa sahip olması gerekir. Nitekim bu yazıyı okuyan insanlar bu
anlayışa sahiptir. Ancak dikkat edilirse kalbi oluşturan parçaların
görevlerini yerine getirebilmeleri için de şuur göstermeleri
gerekmektedir. Örneğin yedek jeneratör görevindeki bölümün devreye
girmesi için insan vücudunda olan bitenleri anlaması, acil durumları
hemen fark ederek gerekli sistemi devreye sokması gerekmektedir.
Peki
bizim anlamamız için şuur gereken bu işlemleri kalbin çeşitli
bölgelerinde yer alan bu parçalar nasıl gerçekleştirmektedirler?
Kalpteki sinir düğümlerinin şuur sahibi olduğu düşünülebilir mi? Bu
düğümlerin belirli saniyeleri hesaplayabildikleri, bu hesapları hiç
durmadan ve aksamadan yaptıkları iddia edilebilir mi? Elbette ki kalbin
çalışması için gerekli olan karmaşık işlemleri, kalpteki bu yapıların
kendi iradeleriyle gerçekleştiremeyecekleri çok açıktır. Çünkü bu
düğümler yalnızca bir hücreler topluluğudur; bu topluluğun kendisine ait
bir karar mekanizması, iradesi, hesap yeteneği olması düşünülemez.
Bir
hücrenin elektrik üretebilmesi bile başlı başına büyük bir mucizedir.
Çünkü söz konusu üretim binlerce karmaşık kimyasal işlem sonucunda
gerçekleşir. Bu noktada üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli sorular
vardır;
Bir hücre niçin elektrik üretmek gibi bir vazife üstlenmek
ister? Kendisini buna mecbur kılan güç nedir? Kalbin kasılması için
elektrik sinyaline ihtiyaç olduğunu, kasılmayı sağlayan hücrelerin
elektrik olmadan çalışmayacaklarını bu hücre nereden bilmektedir?
Kaldı
ki hücrenin elektrik üretmesi dahi tek başına yeterli değildir.
Öncelikle elektrik üreten başka hücrelere de ihtiyaç vardır. Bu hücreler
doğru sıralamada biraraya gelmelidirler. Yalnızca birarada bulunmaları
da yeterli değildir. Bu hücreler birbirleri ile sözleşmişçesine hep
beraber elektrik üretmelidirler. Ayrıca bu üretimin belirli bir ritim
içinde olması gereklidir. Her hücrenin elinde bir kronometre olmalı, bu
hücreler hiç şaşmadan her 0.83 saniyede bir harekete geçmelidirler.
Dahası hücreler bu üretimi bir ömür boyu hiç yorulmadan
sürdürmelidirler. Ayrıca kalbi çalıştıracak elektrik akımının miktarını
tam olarak bilmeli, daha az veya daha fazla değil, tam ihtiyaç duyulan
büyüklükte elektrik akımı üretmelidirler.
Kalpte yorulmak bilmeden
kasılan kas hücrelerinin de elektrik akımı geldiği anda çalışabilecek
tasarıma sahip olmaları gereklidir. Kendilerine ulaşan tek bir sinyale
bile kayıtsız kalmamalı, dakikada 72 kez üretilen sinyalin her birine
cevap vermelidirler.
Bu mucizevi sistemin çalışmasını anlamak için
bile belirli bir anlayış gerekirken, bu sistemin kör tesadüflerle
oluştuğunu iddia etmek elbette akıl ve bilim dışı bir yaklaşım olur.
Böylesine kusursuz bir sistem şuursuz tesadüflerle var olamaz. İnsanın
içinde böyle bir elektronik devrenin kurulu olması, onun Allah
tarafından yaratılmış olduğunun apaçık olan bir başka delilidir.

Sizleri
Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere)
dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz,
yoksa yaratıcı Biz miyiz? Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve
Bizim önümüze geçilmiş değildir (Vakıa Suresi, 57-60)



width=88 align=center height=10>




<table><tr><td>
width=25></td><td width="22"></td><td width="25"></td></tr></table>
Vücudumuzdaki
Elektriksel Düzen
Vücudunuz her gün
düzenli bakım yapmanız gereken, elektrikle çalışan teknoloji ürünü bir
makine gibidir. Bir kasınız hareket ettiği zaman elektriksel yük
boşalmaları meydana gelir. Beynin emirlerini taşıyan sinyaller
elektrikseldir. Ayrıca vücut boyunca beyne doğru ilerleyen tüm duyu
sinyalleri elektrikseldir. Hücre bölünmesi, kalp atışı da
elektrikseldir. Aslında tüm kimyasal değişiklikler elektriksel temele
dayanmaktadır; çünkü moleküler seviyede elektronlar transfer edilir,
paylaşılır ya da değişikliğe uğrar. İnsan vücudunda elektriksel olmayan
bir durum, neredeyse yok gibidir. Siz dinlenmek üzere uzansanız bile,
enerji üretimiyle ilgili zor görevler iradeniz dışında meydana gelmeye
devam eder: Kalp atışınız, akciğerlerinize oksijen gitmesi ve
sayılamayacak kadar çok hücresel faaliyet...
Kısacası insan vücudu
hayatta kalmak için elektrokimyasal bir enerji sistemi kullanır.
Vücudumuzun elektrikle işleyen kısmını sinir sistemi oluşturur. Bir kaza
veya sakatlık durumu olmadığı sürece vücudumuz hem elektrik üretimini
gerçekleştirir, hem de ürettiği elektrik enerjisiyle gece gündüz
faaliyetlerini sürdürür. Canlılardaki elektriksel sistem, metallerdeki
elektrik sistemlerinden çok daha fazla avantaja sahiptir. Bu
avantajların başında biyolojik sistemlerin kendi kendini tamir
edebilmesi gelir. Örneğin parmağınızda bir kesik oluştuğunda kısa
zamanda bu yara iyileşir. Bunu sağlayan sistemlerin ardında yine
elektriksel bir düzen vardır. Bu hiçbir insan yapımı makinede mevcut
olmayan taklit edilemez bir özelliktir.
Vücudunuzdaki
elektriksel sistemin bir başka avantajı ise çok yönlü kullanımıdır.
Vücudun içindeki tüm faaliyetler -dolaşım, savunma, hareket, haberleşme,
sindirim, boşaltım vs.- bu sistem sayesinde gerçekleşir. İnsan yapımı
elektriksel aletler ise genellikle tek bir fonksiyon ya da benzer birkaç
fonksiyonla sınırlıdır: Soğutma, ısıtma, kurutma, çırpma, süpürme
gibi... Buna rağmen çok yüksek miktarlarda enerji harcanır. Vücudun
kullandığı elektrik enerjisi -benzersiz sistemleri işletmek için
kullanılmasına rağmen- son derece az miktardadır.
Günlük hayatta
kullandığımız elektrikli aletlerde, kullanılan elektriğin şiddetinin
-voltaj değerinin- belli bir ölçüde olması gerekir. Ancak bu ayarlar
makinenin kendisi tarafından değil, yine insan yapımı özel aletler
aracılığıyla sabit tutulur. Bu ayarın bozulma ihtimaline karşı, akımı
dengeleyecek adaptörler, regülatörler (voltaj düzenleyicileri)
kullanılır. Aksi takdirde makinenin tüm aksamı bozulur. Vücudumuzda ise
bu ayarların tümü bizim haberimiz olmadan yapılır.




VÜCUDUMUZDAKİ ELEKTRİKSEL DÜZEN
RABBİMİZ'İN BİR LÜTFUDUR


İnsan vücudunda
elektriksel olmayan neredeyse hiçbir işlem yok gibidir. Siz dinlenirken
bile, vücudunuzdaki faaliyetler -kalp atışınız, akciğerlerinize oksijen
gitmesi ve sayılamayacak kadar çok hücresel faaliyet- Rabbimiz'in bir
lütfu olarak kesintisiz devam eder.

Ayrıca
vücudumuzda elektrik kullanımı kesintisizdir. Dinlenirken bile
vücudumuzda elektriksel sinyallerin akımı devam eder. Bu küçük
elektriksel sinyaller saniyenin binde biri kadar sürelerle aralıksız
üretilir. Elektrikli aletlerin ise ortalama 10-20 senelik ömürleri
vardır. Hatta çoğu zaman çok daha erken tamir edilmeleri, parçalarının
yenilenmesi gerekir. Halbuki insan vücudu -istisnai durumlar dışında-
bir ömür boyu kesintisiz olarak dinlenmeden, yorulmadan elektrikle
faaliyet gösterir.
İnsan aklı ve bilgi birikimi ile benzeri
yapılamayan vücut sistemlerinden her biri -hatta tek bir sinir hücresi-
varlığımızın tesadüf eseri ortaya çıkmış olamayacağını ispatlar
niteliktedir. Kitap boyunca detaylarını göreceğimiz bu elektriksel
sistem olmadan, vücudumuzdaki diğer sistemlerin, organların var
olmalarının, kusursuz çalışmalarının bir anlamı yoktur. Dolayısıyla
canlıların tesadüfi mekanizmalarla oluştuğunu öne süren evrim
teorisinin, temel iddialarından olan 'aşama aşama gelişim' söz konusu
olamaz. Hoimar Von Ditfurth, evrimci bir biyolog olmasına karşın,
tesadüf iddialarının imkansızlığını Dinozorların Sessiz Gecesi adlı
kitabında şöyle dile getirmektedir:


<blockquote>
Sözgelimi
canlı yapıların salt rastlantı sonucu ortaya çıkmalarının istatistiki
yönden olanaksızlığı, çok sevilen ve bilimin günümüzdeki gelişmişlik
durağında oldukça aktüel olan bir örnektir. Gerçekten de biyolojik
işlevler yerine getiren tek bir protein molekülünün kuruluşunun, o
olağanüstü özgünlüklerine bakınca, bunu, hepsi doğru ve gerekli bir sıra
içinde, doğru anda, doğru yerde ve doğru elektriksel ve mekanik
özelliklerle birbirine rastlamış olmaları gereken birçok atomun, tek tek
rastlantı sonucunda buluşmalarıyla açıklamak mümkün değil gibi
görünmektedir.
2</blockquote>



İnsan
vücudundaki elektrik üretimi ve elektriksel bilgi alışverişi,
dinlenirken hatta uyurken dahi devam eder. Bu, Rabbimiz'in sonsuz
rahmetinin örneklerinden sadece biridir.
İnsan
vücudu kendi elektriğini kendi üretir. Vücutta herhangi bir fonksiyonun
gerçekleşmesi için ilgili organa ya da dokuya bir sinyal
gönderilmelidir. Dolayısıyla hayatta kalabilmemiz için, vücudun hiçbir
noktasında tesadüflere yer yoktur. Çünkü milyonlarca detayın aynı anda,
ölçüsüyle, zamanlamasıyla hatasız ve eksiksiz olması, bunların
hiçbirinin hiç yorulmadan aralıksız bir şekilde 60-70 sene müthiş bir
koordinasyonla çalışması tesadüflerle açıklanması imkansız bir durumdur.
Her organ başına buyruk hareket etse, kendilerine gelen emirleri
geciktirse ya da bunlara gelişigüzel cevap verse, istediği zaman büyüse,
istediği zaman çalışsa oluşacak kaos ortamında bir an bile yaşamamız
mümkün olmazdı. Üstelik böyle bir karmaşa ortamının yaşanması için
sadece kısa süreli bir gecikme ya da az sayıda hücrenin karışıklık
çıkarması bile yeterli olurdu. Nitekim tesadüf iddialarının sahipleri
evrimciler de, karşılaştıkları mükemmel düzen karşısında hayranlıklarını
gizleyememekte ve bu organların, sistemlerin tam olmaları gereken yer,
şekil ve fonksiyonlarla, vücut içinde nasıl olup da yerleştikleri sorusu
karşısında çaresiz kalmaktadırlar. Oysa cevap açıktır: Tüm bunları
kusursuz şekilde yaratan tüm alemlerin Yaratıcısı olan Yüce Allah'tır:


<blockquote>

Ki
O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan
başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir
sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan
üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti.

Ne az
şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 7-9)
Unutmadan en başta sorduğumuz
soruya da cevap verelim: Kalb durduğunda elektrik şoku uygulanmasının
sebebi, kalbin çalışmak için elektriğe ihtiyaç duymasıdır.



İki
farklı materyalin birbirine sürtünmesi sonucu ikisi arasında
diferansiyel şarj (elektriklenme) olayı meydana gelir. Buna
triboelektrik olayı denir. İnsan vücudunun kapasitesi erkeklerde 100 ila
300 pF, kadınlarda da 150 ile 500 pF arasındadır ve bu özelliğinden
dolayı insan vücudu, özellikle nem oranı düşük ortamlarda yüksek
gerilimli bir enerji ile yüklenir. Yüklü bir kimsenin yüksüz bir kimseye
teması esnasındaki boşalma akımı bir kıvılcım (ark) oluşturacak kadar
kuvvetli ve nükleer elektromagnetik darbeler kadar uzun bir süre (0.5
ila 20 nanosaniye) devam edebilmektedir.

insan vucudundaki statik
elektrik bildiğimiz şehir cereyanı olan altanatif akımdan yada pillerde
ve diyot ile desteklenmiş adaptörlerde kullanılan doğru akımdan
farklıdır, dolayısı ile lamba yakamazsınız. Bir lambanın yanabilmesi
için üzerinden sürekli elektron akımı geçmelidir, statik elektirklenme
anlık negatif yada pozitif yükün başka bir cisme (toprağa) boşalmasıdır
ki bu çok çok kısa bir sürede olur, 30.000 v yada üzerindede olabilir
altındada olabilir onu bilemeyiz ama çok yüksek bir gerilim olduğu kesindir, zaten yüksek bir
greilim olduğundan havada elekronlar atlama yapar ve kıvılcım şeklinde
görülür. İnsana zarar vermemesinin nedeni akımın çok düşük olmasıdır.
Zaten canlılara voltaj değil, yüksek akım zarar verir.El ele tutuşmuş
insanlar vasıtası ile bir ampul yakılmaya çalışılsa insanlar muhtemelen
ya şoka girer yada ölür, bunun sebebinide şöyle açıklayabilirim, 100
insan el ele tutuşsun arada ampulün uçlarından tutan iki insan olacak
şekilde bunlar bir daire oluştursun, o lambanın yanabilmesi için 1A
gerekiyorsa seri devre olduğu için tüm insanlardan 1A akım geçer ve bu
öldürücü boyuttadır .Ne[/size]mli ortamda statik elektriğin kaybolduğu
doğru. bahsi geçen statik elektriği bildiğimiz tarağı saçımızı
taradıktan sonra küçük kağıt parçalarını mıknatıs gibi çekmekte
kullanabiliriz. ancak hemen sonrasında nefesimiz ile tarağa
üflediğimizde oluşan nemden tarağın artık kağıt parçalarını çekmediğini
görürsünüz. bahsi geçen normal lambaları statik elektrik ile
yakamasakda, kontrol kalemlerinde bulunan farklı tür lambaları
yakabilirsiniz.Elinize elektrikçilerin kullandığı bildiğimiz kontrol
kalemi alıp karanlık bir ortamda yün kazağınızı üzerinizden çıkardıktan
sonra oluşan kıvılcımları görebilirsiniz, ayrıca hemen arkasından
kontrol kalemini kazağa tuttuğunuzda uyarı lambasının çok kısa süreli
yandığını gözlemleyebilirsiniz. 1970 li yıllarda bilim adamları şimşek
yada yıldırım olarak bilinen çok yüksek statik elektrik boşalmalarını
depolayarak daha sonra altarnatif akım( şehir cereyanı) olarak
kullanmayı denediler, ancak başarılı olamadılar. çalışmaları halen devam
ediyormu bilmiyorum. umarım başarılı olurlar. okuduğunuz için
teşekkürler.


elinize elektrikçilerin
kullandığı bildiğimiz kontrol kalemi alıp karanlık bir ortamda yün
kazağınızı üzerinizden çıkardıktan sonra oluşan kıvılcımları
görebilirsiniz, ayrıca hemen arkasından kontrol kalemini kazağa
tuttuğunuzda uyarı lambasının çok kısa süreli yandığını
gözlemleyebilirsiniz. 1970 li yıllarda bilim adamları şimşek yada
yıldırım olarak bilinen çok yüksek statik elektrik boşalmalarını
depolayarak daha sonra altarnatif akım( şehir cereyanı) olarak
kullanmayı denediler, ancak başarılı olamadılar. çalışmaları halen devam
ediyormu bilmiyorum. umarım başarılı olurlar.
Okuduğunuz için
teşekkürler.


style="TABLE-LAYOUT: fixed" border=0 width="100%">






<table><tr><td>
class=smalltext width="100%" colSpan=2></td></tr><tr><td>
id=modified_138642 class=smalltext
vAlign=bottom></td></tr></table>


google_ad_client
= "pub-3358186650566504", google_ad_slot = "9848725680",
google_ad_width = 468, google_ad_height = 15;




google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad",
google_handleError, google_render_ad);





yaaaaaaaaaaaaaa Metin ömür adamsın çok
komiksinnnnnnnnnnnnnnnnnnn yaaaaaaaaaaaaaaa......................
demek öyleeeeeeeeeee haaaaaaaa........


href='\"http://www.adhood.com/adserver/go.php?bid=12418&zid=154843&ref=c0d9ccb03a28212edb4261a4d6876d54&url="+url+"\"'
target='\"_blank\"'>
















Uploaded with ImageShack.us

[URL = http://img518.imageshack.us/i/iskitaltnaplik2ui5.jpg/]
[IMG] [/ IMG] [/ URL] http://img518.imageshack.us/img518/807/iskitaltnaplik2ui5.jpg
[URL
= http://imageshack.us]
ImageShack.us [/ URL] ile Uploaded






Uploaded with ImageShack.us








Uploaded
with ImageShack.us


Uploaded with ImageShack.us
























































































































Uploaded with ImageShack.us




</blockquote></blockquote>
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://gizlihazineler.turkforumpro.com
styla




Mesaj Sayısı: 95
Deneyim seviyesi: 139
Kayıt tarihi: 02/07/10
Yaş: 32
Nerden: KAHRAMANMARAŞ

MesajKonu: Geri: İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK   C.tesi Tem. 03, 2010 4:48 pm

şu fani yaşam hayatmızda bilmediğimiz çok seyin oldugunu biliyoruz sadece bildiğimiz bu. Teşekkürler amca
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ ::  :: -