GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ


 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Similar topics
  • » Büyülenmiş bir İnsan
  • En son konular
    » sümbül...
    Çarş. Eyl. 03, 2014 1:36 am tarafından Battal Ebrail

    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    C.tesi Mart 01, 2014 8:48 pm tarafından aydin-28

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 pm tarafından 56476364528

    » deneme
    Paz Kas. 24, 2013 7:54 am tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 4:54 pm tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 4:46 pm tarafından cansu

    » kaya işaretler
    Cuma Eyl. 06, 2013 11:30 pm tarafından kurt ini

    » taştan daire ve dörtgen
    C.tesi Haz. 29, 2013 1:38 pm tarafından yousef

    » mağara için bilgi almak istiyorum
    C.tesi Haz. 22, 2013 8:43 am tarafından kurt ini

    » Lorenz Dedektör Ürünleri
    Perş. Haz. 13, 2013 2:18 pm tarafından fremd

    En iyi yollayıcılar
    CANTAR
     
    magaracı
     
    asel
     
    SİMBAD
     
    aydin-28
     
    novanda
     
    marduktr
     
    styla
     
    MAMİ
     
    hattap
     
    Kimler hatta?
    Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 83 kişi Perş. Tem. 01, 2010 10:23 pm tarihinde online oldu.
    Paylaş | 
     

     İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2284
    Deneyim seviyesi: 5604
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 59
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK   Cuma Tem. 02, 2010 3:29 pm




    FENİKE ALFABESİ

    ELEKTRİK
    AKIMI ÜRETEN HÜCRELER:
    NÖRONLAR
    ücudumuzu saran sinirler 'nöron' adı verilen
    yüzlerce, kimi zaman binlerce sinir hücresinden oluşurlar. Bir nöronun
    ortalama genişliği 10 mikrondur.
    4 (Bir
    mikron milimetrenin binde birine eşittir.) Bir insan beyninin içindeki
    100 milyar nöronu, tek bir çizgi halinde yanyana getirebilseydik; 10
    mikron genişliğindeki ve çıplak gözle görülemeyen bu çizginin uzunluğu
    tam 100 kilometre olurdu. Nöronların küçüklüğünü şöyle bir örnekle de
    gözümüzde canlandırabiliriz: Bir nokta işaretine 50 tane,
    5 bir
    iğne başına ise 30.000 tane nöron sığdırabilirsiniz.
    6

    Ayağınıza bir cismin batması ile, beyninizin
    acıyı algılaması arasında sadece saniyenin binde birkaçı kadar bir zaman
    farkı vardır. Fark edemediğiniz bu kısa süre içinde, ayak parmağınızdan
    beyninize mesaj iletilmiş olur. Böylece siz de ayağınızı, daha fazla
    zarar görmeden yerden çekersiniz.


    Nöronların
    tasarımı, vücuttaki uyarıları taşımak üzere hazırlanmıştır. Nöronların
    çoğunun görevi komşu nöronlardan sinyaller almak, daha sonra bunları bir
    başka nörona ya da hedef hücreye iletmektir. Nöronlar bir saniyede
    binlerce kez bu işlemi yaparak birbirleriyle haberleşebilirler.
    Bir
    nöron, duruma göre kapatılıp açılan bir elektrik prizine benzetilebilir.


    İnsandaki elektriğin ne tür bir elektrik, yani AC mi DC mi
    olduğu insandaki enerji elektrik enerjisi değilse, hangi tür bir
    enerjidir? Elektrik ise frekansı nedir, kaç volttur ve akımı ne
    kadardır.

    İnsan vücudunun temel enerji kaynağı kimyasaldır ve
    elektrik temelli tek sistem olan sinir sistemi, karmaşık bir haberleşme,
    eşgüdüm ve yönetim sistemi olarak işlev görür. İnsan vücudundaki
    elektriği doğru akım (DC) ya da alternatif akım (AC) olarak
    sınıflayamayız. İnsan vücudundaki sinyal iletisi, sinir sistemini
    oluşturan nöronlar tarafından iletilen atkılardan oluşur. Bu sistem, bir
    AC ya da DC güç sistemlerinden çok, bir telgraf sistemine
    benzetilebilir.

    İnsan beyni de karmaşık bir elektrik sistemidir
    ve içinde yaklaşık 15-20 wattlık bir ampulü yakacak kadar elektrik
    enerjisi bulunabilir. Sinir sistemini oluşturan nöronlarda oluşabilen
    voltaj farkları, nöron çeşitlerine göre değişiklik göstermekle birlikte,
    100mV civarındadır. Nöron iletilerinin sabit bir frekansı yoktur.
    Telekinezi
    çalışmaları ile uğraşanlar bu insan vücudunda yer alan statik enerji
    akımını 40 volta kadar çıkabilmektedir.

    Tek başına bir nöron, sinir sisteminin
    birbiriyle bağlantılı elektrik devrelerinin içinde sadece çok küçük bir
    parçadır. Ancak bu küçük devreler olmadan canlılıktan söz etmek mümkün
    değildir. Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü'nde profesör olan
    Werner Gitt bu küçük alana sığdırılmış dev kompleksi şöyle tarif
    etmektedir:



    <blockquote>


    Eğer her nöronu tek bir iğne başı ile temsil
    ederek, sinir sistemini bir elektrik devresiyle anlatmak mümkün olsaydı,
    böyle bir devre şeması için birkaç km2'lik bir alan gerekecekti... Tüm
    dünyayı saran telefon ağından birkaç yüz kat daha kompleks olacaktı.
    7
    </blockquote>


    Yukarıda da vurgulandığı gibi, sinir sistemi
    çok kompleks bir şebeke gibi çalışır. Vücudumuzdaki bu kompleks bilgi
    ağının işleyişi ise, nöronların kusursuzca görevlerini yerine
    getirmelerine bağlıdır. Nöronların bir yönden diğer yöne gerçekleşen,
    ritmik ve koordine hareketi ile her organ, kas, eklem, sistem ve hücre
    vücudumuzdaki görevlerini bizim talimatlarımıza, takibimize ihtiyaç
    duymadan gerçekleştirir. Ayrıca vücudumuzda her gün milyonlarca hücre
    ölmesine rağmen, bunlar vücut dengesini bozmadan ve hiçbir aksamaya
    sebep olmadan vücuttan atılırlar. Bu arada yine mükemmel bir sistemle
    ölenlerin yerini yenileri alır. Bunda da zamanlama ve ölçü açısından
    hiçbir kusur olmaz. Bizim ise bu faaliyetler üzerinde hiçbir kontrolümüz
    olmaz ve bunların herhangi birinde bir kesinti meydana gelmediği
    sürece, sağlıklı olarak yaşamaya devam ederiz.

    Mutfağınızda yalın ayak dolaşırken, ayak
    parmağınıza bir cam parçasının battığını varsayalım. Camın batması ile
    beyninizin acıyı algılaması arasında sadece saniyenin binde birkaçı
    kadar bir zaman farkı vardır. Bu süre o kadar küçüktür ki, farkına
    varmanız mümkün değildir. Ancak fark edemediğiniz bu süre içinde, ayak
    parmağınızdan beyninize mesaj iletilmiş olur. İşte bu hızlı ve kusursuz
    iletişim, 'nöronlar' tarafından gerçekleştirilir. Böylece siz de
    ayağınız daha fazla kesilmeden, ayağınızı yerden çekersiniz. Böyle bir
    sistemin kendiliğinden tesadüf eseri oluşması, hiç şüphesiz ihtimal
    dışıdır. Ancak evrim teorisini körü körüne savunan bir kısım çevreler
    vücudumuzdaki bu mükemmel düzenin kaynağını tesadüflerle açıklamaya
    çalışırlar. Bu iddiaların anlamsızlığını şöyle bir örnekle
    açıklayabiliriz:

    Etrafımızdaki elektrikli aletlere bir bakalım:
    Her biri belirli bir amaç doğrultusunda dizayn edilmiştir. Plastik ve
    elektronik aksamı, düğmeleri, kablosu ve diğer parçalarıyla birlikte
    hayatımızı kolaylaştırmak için özel olarak tasarlanmışlardır. Elimize
    aldığımız tek bir saç kurutma makinesi için dahi geri planda onlarca
    kişi çalışmış, çeşitli tesislerden, çok sayıda bilim dallarından, uzman
    kişilerin fikirlerinden ve çizdikleri tasarımlardan faydalanılmıştır.
    Sonucunda ortaya kullanımı kolay, işlevsel bir alet çıkmıştır. Akıl ve
    mantık sahibi hiç kimse de böyle bir cihazın tesadüf eseri
    oluşabileceğini öne sürmemiştir. Vücudumuz ise herhangi bir elektrikli
    aletten çok daha kompleks bir elektriksel sisteme sahiptir. Bu nedenle
    böyle bir ihtimal insan vücudundaki bu olağanüstü tasarım için çok daha
    imkansızdır.

    Sinyal Taşımak İçin
    Özel Bir Tasarıma Sahip Nöronlar
    Tüm nöronlar; bir çekirdek, elektrik
    sinyalleri taşıyan 'dendrit' adı verilen kısa lifler ve sinyalleri
    uzağa taşıyan 'akson' adı verilen uzun bir lif içerirler. İplik kadar
    ince olabilen sinir hücresi, yaklaşık 1 metre uzunluktadır. Bazen
    mesajlar, sinirler boyunca çok daha uzun mesafeler kat etmek zorunda
    kalır.
    8
    [center]
    Saniyenin Binde Birine Sığdırılmış İşlemler
    Gördüğümüz,
    duyduğumuz ve dokunduğumuz herşey, beyin ve vücut arasındaki sinir
    hücreleri yolu ile hareket eden elektrik sinyallerine dönüşür. Ciltlerce
    kitapta anlatılan bu işlemler, Yüce Rabbimiz'in ilmi ile, saniyenin
    binde birinden daha küçük zaman aralıklarında olup biter.

    [/center]
    Bir
    nöron gövdesini, ileri teknolojiye sahip bir telefon santraline
    benzetmek mümkündür. Ancak bu hücresel telefon santrali 0.004 ile 0.1
    milimetre arasında değişen boyutlarıyla ve geniş çaplı iletişim
    mekanizmalarıyla günümüz dünyasında eşi olmayan bir tesistir. Nöronlarda
    diğer hücrelerden farklı olarak dendrit ve aksonlar yer alır. Akson ve
    dendritler de sözü edilen muazzam tesisin diğerleriyle iletişimini
    sağlayan haberleşme hatlarını meydana getirirler. Dendritler mesaj
    alırken, aksonlar mesaj gönderirler.
    Bir nöronun uyarı göndermesi
    saniyenin binde biri kadar kısa bir süre içinde gerçekleşir. Bu nedenle
    bir nöronun saniyede 1.000 sinir uyarısı göndermesi mümkündür. Fakat
    genel olarak saniyede 300-400 kadar uyarı gerçekleşir.
    9 En
    büyük ve kalın sinir lifleri, elektriği saniyede 150 metre hızla
    iletirken, en ince olanlar saniyede 90 metre hızla iletir.
    10 Bir
    nöronun içinde bilginin bozulmadan taşınması ve gerekli yerlere
    iletilmesi son derece şaşırtıcı bir durumdur. Ancak söz konusu olayların
    gerçekleşme sürati en az bunlar kadar hayret verici bir olaydır. Bir an
    için vücudumuzdaki tüm kompleks sistemlerin var olduğunu ancak sinir
    hücrelerimizdeki bilgi iletiminin daha yavaş olduğunu düşünelim:
    Baktığınız
    manzaranın güzelliğini, yediğiniz yemeğin tadını, dokunduğunuz yerin
    parmağınızı yakacak kadar sıcak olduğunu saatler sonra algıladığınızı ya
    da size sorulan bir soruyu anlayıp cevap vermenizin onlarca dakika
    sürdüğünü... Karşıdan karşıya geçmek, araba kullanmak, çatalınızı
    ağzınıza götürmek, beğendiğiniz bir kıyafet hakkında yorum yapmak ve
    daha sayfalarca örneklendirebileceğimiz sayısız davranış ve düşünce,
    yaşantınızda ciddi boyutlarda uyumsuzluğa, hatta hayatınızı tehlikeye
    atacak durumlara dönüşebilirdi. Zamanlamanın algıladığımız olay ve
    konuşmalarla uymaması, bizim için hayatı yaşanmaz bir hale
    getirebilirdi. Üstelik burada sadece istemli olarak yaptığımız
    davranışları dikkate aldık. Bir de vücudumuzun kalp atışı gibi irademiz
    dışındaki faaliyetleri vardır ki, bunlarla ilgili sinyallerin
    yavaşlaması hayati sonuçlar doğurabilirdi. Ancak Rahman ve Rahim olan
    Rabbimiz'in nimetiyle, insan vücudunda herşey olması gerektiği gibidir.
    Bir Kuran ayetinde Allah'ın herşeyi bir ölçü ile yarattığı şöyle haber
    verilmektedir:


    <blockquote>Allah, her
    dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının
    neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun Katında herşey bir miktar
    (ölçü) iledir. (Ra'd Suresi, Cool
    </blockquote>
    Vücudumuzu
    Kuşatan Kablolar: Dendrit ve Aksonlar
    Dendritler çok sayıda kısa
    uzantıdan oluşurlar ve hücrenin kökleri gibidirler. Dallanmış yapıdaki
    dendritler, diğer nöronlardan gelen haberlerin alınması ve hücrenin
    gövdesine iletilmesinde görev alırlar. Diğer bir deyişle dendritler
    elektrik kabloları gibi hücreye giren sinyalleri iletmek için hizmet
    verirler. Her bir nöron, sinyalleri hücreye taşıyan 100.000 kadar
    dallanan dendrite sahiptir.
    11
    Beynin
    ve omuriliğin dışındaki aksonlar ise genellikle beyne duyu
    alıcılarından bilgi getiren ya da kaslara, salgı bezlerine ve iç
    organlara emirler taşıyan kablolar gibidirler. Aksonlar hücrenin
    gövdesinden çıkan, uzun, çoğunlukla tek bir uzantıdan oluşan, uyarıların
    gönderildiği ince liflerdir. Aksonlar yaklaşık 20 mikron (milimetrenin
    binde biri) çapındaki genişlikleri ile bir saç telinden daha incedirler;
    boyları ise bir metreye kadar uzayabilir.
    12


    Aksonların çarpıcı bir diğer özelliği ise,
    tek bir aksonun 10.000 kadar terminale (uç kısım) ayrılabilmesidir.
    Böylece her bir terminal, farklı bir nöron ile bağlanabilir ve aynı anda
    birden fazla bölgenin uyarılmasını sağlayabilir. Her bir nöron binden
    fazla nörondan sinyal alabildiği için, tek bir nöron aynı anda birkaç
    milyon farklı bilgiyi taşıyabilir.
    13 Bu
    muazzam bir rakamdır. Bu özellik birden fazla kas lifinin hareket
    ettirilmesinin gerektiği durumlarda çok önemli bir rol oynar. Bu
    yapılarıyla sinir hücreleri uzun zincirlerden oluşan, yoğun bir şebeke
    gibidir. Bir an için sinirlerin böyle bir yapısının olmadığını
    düşünelim. Bu durumda her uyarının sıra ile iletilmesi gerekecek, bu da
    vücuttaki hızlı ve kompleks sinyalleşme sistemini alt üst edecekti.
    Dendritlerin
    ucundaki akson terminallerini prizlere takılan fişlere benzetebiliriz.
    Böylece tıpkı prizden fişe elektrik akımının devam etmesi gibi, iki
    sinir hücresi arasındaki elektrik sinyali de devam eder. Aksonların
    ucundaki bu bağlantı noktaları diğer hücre üzerindeki alıcıya bağlanır
    ve hücreler arası bilginin geçişini sağlarlar. Aksonlar, sinir
    sisteminin farklı noktaları arasındaki iletişimi sağlamaları açısından,
    bir elektrik devresindeki, çeşitli noktaları birbirine bağlayan tellere
    de benzetilebilir.
    Bu özelliklerin her biri vücudumuzdaki iletişim ve
    koordinasyon açısından vazgeçilmez öneme sahiptir. Varlığımız ve
    sağlıklı bir yaşam sürmemiz tüm bu detayların kusursuzca çalışmasına
    bağlıdır. Bu detayların vücudumuzda yaratılmış olma amaçlarından biri,
    Rabbimiz'in ilim ve sanatını sergilemektir. Bize düşen sorumluluk ise
    Rabbimiz'in büyüklüğünü, üzerimizdeki rahmetini gereği gibi takdir
    ederek şükretmektir.


    <blockquote>...
    Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak
    insanların çoğu şükretmiyorlar. İşte bu, sizin Rabbiniz Allah'tır;
    herşeyin Yaratıcısı'dır; O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da
    çevriliyorsunuz? (Mü'min Suresi, 61-62)
    </blockquote>Bilginin
    İşlenmesinde Sinapsların Rolü
    Sinapslar, iki nöronun akson
    terminallerinin uçlarındaki boşluklardır. İki nöron arasındaki iletişim,
    'sinaps' denilen bu bağlantı noktalarında kurulur. Nasıl bir telefon
    santrali sayesinde aynı anda, çok sayıda insan birbirleriyle
    konuşabilirse; benzer bir şekilde bir nöron da sinapsları kanalıyla çok
    sayıda nöronla aynı anda haberleşebilir. Her bir nöronda 10.000
    civarında sinaps vardır.
    14 Bu,
    bir nöronun aynı anda 10.000 ayrı sinir hücresi ile bağlantı
    kurabileceği anlamına gelmektir. Dünyada tek bir telefon şebekesi
    üzerinden aynı anda yüz milyonlarca telefon görüşmesi yapılacağını farz
    etsek dahi, beynin kapasitesi bu kapasitenin çok üzerindedir: İnsan
    beyni, içindeki sinapslar aracılığıyla bir katrilyon
    (1.000.000.000.000.000) haberleşme yapabilir.
    15 Bir
    kişinin 10 hatlı bir telefon santralinde çalıştığında ne kadar
    zorlandığını düşünecek olursak, tek bir sinir hücresinin 10 bin
    bağlantıyı eş zamanlı gerçekleştirmesinin ne kadar olağanüstü bir
    yaratılış örneği olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
    Nöronlar gelen
    sinyalleri toplar, mesajın kuvvetine göre iletilmesine karar verir ve
    bir başka nörona geçişini sağlarlar.
    16
    Nöronların birbirine bağlantı noktaları olan sinapslar, iletilen
    sinyallerin dağılma yönünü saptayarak bu iletişimin kontrolünü
    sağlarlar.
    17 Sinir
    sisteminin çeşitli bölgelerinden gelen tetikleyici (harekete geçiren) ya
    da engelleyici (hareketi durduran) sinyaller, sinapsları bazen iletime
    açarak bazen de kapatarak bu kontrolü sağlarlar. Böylece sinapslar zayıf
    sinyalleri durdururken, kuvvetlilerin geçişine izin verirler.
    Vücudumuzun
    Elektrik Sigortaları: Sinapslar

    Sinir hücreleri, vücudumuzun
    elektrik sisteminin -beyin, omurilik ve sinirler- hasar görmesini ya da
    yanmasını engelleyen, 'sinaps' adı verilen özel elektrik sigortalarıyla
    birbirlerine bağlanmışlardır. Vücudumuzun fizyolojik işlevlerinin
    %95'inden fazlası otomatik olarak yürütülür. Biz midemize,
    karaciğerimize, böbreklerimize, akciğerlerimize işlevlerini
    sürdürmelerini söylemeyiz; ya da kalbimize düzenli olarak atması için
    emirler vermeyiz. İnsanın elektrik sistemi, çok sayıda işlemi yürüttüğü
    için sistemin korunması şarttır ve Allah'ın rahmetiyle çok sayıda küçük
    elektrik sigortası tarafından bu koruma vücudumuzda kusursuzca
    çalışmaktadır.


    lektrik her yerde
    bulunmaktadır. Gördüğümüz ve dokunduğumuz herşeyin temeli olan atomun
    çekirdeği, proton ve nötron denilen parçalardan oluşur. Bu çekirdeğin
    etrafında ise, dönerek sürekli hareket halinde olan elektronlar yer
    alır. Protonlar pozitif bir elektrik yüküne, elektronlar da negatif bir
    elektrik yüküne sahiptir. Normal koşullarda bir atom eşit sayıda
    elektron ve protona sahiptir. Pozitif ve negatif yükler birbirlerini
    dengeledikleri için atom da nötr durumdadır. Bu denge bozulduğunda, yani
    bir atom fazladan bir elektron kazandığında negatif yüklü olur. Atom
    bir elektron kaybettiğinde ise pozitif yüklü olur. Koşullar uygun
    olduğunda bu tür elektrik yükü dengesizlikleri, bir elektron akımı
    başlatır. Bu elektron akışı da 'elektrik' olarak ifade edilir. Kısaca
    elektrik, elektronların hareketinden ortaya çıkan bir enerji biçimidir.
    Vücudumuz
    da bu elektrik enerjisi olmadan çalışamaz; elektrik her birimizin
    yaşamını sürdürebilmesi, konuşabilmesi, hareket edip istediklerini
    yapabilmesi için hayati önem taşır. Aksi takdirde kişi ya felç olur ya
    da ölür. Çünkü elektrik olmadığında bütün yaşamsal faaliyetler durur.
    İnsan elektrikle iletişimini sağlayan, elektrikle hareket edebilen ve
    elektrikle beş duyusunu kullanabilen bir varlıktır. Kişi bunun hiç
    farkında olmasa da, dünyaya geldiği andan itibaren tümüyle elektrik
    enerjisine bağlı mekanizmalarla görmeye başlar, bunlarla çevresini tanır
    ve gelişir.
    Ölmek üzere olan kalbi
    durmuş bir hastaya ilk olarak elektrik şoku uygulanmasının sebebi de
    budur. Böyle bir durumdaki hastaya iyileşmesi için ilaç, vitamin veya
    herhangi bir besin maddesi verilmez. Vücuda fayda sağlayacak çok sayıda
    madde varken kalbin çalışması için öncelikle elektriğe ihtiyaç duyulur.
    Çünkü vücudun elektrik sistemi herhangi bir nedenle bozulduğunda veya
    canlandırılması gerektiğinde, hiçbir şey elektriğin yerini tutmaz.
    Canlıların
    vücudunda elektriğin önemi anlaşıldıktan sonra sadece bu konunun
    araştırılması amacıyla üniversitelerde özel kürsüler kurulmuş ve bilim
    adamları konu hakkında çok sayıda araştırma yazısı ve kitap
    yazmışlardır. Halen de canlılardaki elektriksel sistemler ile ilgili
    araştırmalar, 'biyoelektrik' olarak ifade edilen alanda yoğun olarak
    devam etmektedir. New York Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden sinirbilimci
    Rodolfo Llinas, hareket eden tüm canlıların vücutlarında elektrik
    olduğunu söyleyerek şunları ifade etmiştir:


    <blockquote>
    Bizi
    biz yapan, mesajları yeterli hızda taşıyan tek şey elektriktir...
    Düşüncelerimiz, yürüyebilmemiz, görmemiz, rüya görmemiz tüm bunlar temel
    olarak elektrik sinyalleri tarafından yönlendirilip organize
    edilmektedir. Bunlar bir bilgisayarda meydana gelenlerle benzerlik
    göstermektedir, fakat çok daha mükemmel ve komplekstir.

    Vücutta
    hayati öneme sahip olan organlar diğerlerinden daha farklı şekillerde
    korunma altına alınmışlardır. Kalp de vücudun en çok korunması gereken
    organlarından biridir. Kalbe gelebilecek bir darbe hayati öneme sahip
    tehlikelere yol açacaktır. İşte bu yüzden kalbimiz, vücudun en güvenli
    yerine, göğüs kafesinin içine yerleştirilmiştir. Göğüs kafesini
    oluşturan kemikler kalbi her türlü darbeye karşı adeta bir zırh gibi
    korur.



    Kalbin göğüs
    kafesindeki yeri görülüyor.
    A) Kalbin göğüs kemiği ve kaburgalarla
    olan bağlantısı
    B) Göğüs kafesinde kalbin enine kesiti
    C)
    Akciğerlerdeki büyük damarların kalple olan bağlantıları


    Kalp
    Nasıl Beslenir?
    Kalp kası, besin maddelerinin ve oksijenin
    geçemeyeceği kadar kalın ve sıkı dokuludur. Bu nedenle kendi içinden
    geçen kandan yararlanamaz. Ancak kalp de bir organdır ve diğer organlar
    gibi hücrelerinin kana ihtiyacı vardır. Hatta kalp sürekli çalışan bir
    kas olduğu için diğer bütün organlardan çok daha fazla oksijene ihtiyacı
    vardır.
    Kalbin bu ihtiyacı da yine çok benzersiz bir tasarım
    sayesinde çözülmüştür. Akciğerlerden kalbin sol bölümüne gelen kan,
    vücuttaki en temiz ve en bol oksijenli kandır. Bu kanın vücuda
    pompalandığı aort atardamarından "koroner atardamarlar" denilen iki
    damar çıkar. Bu damarlar diğer damarlar gibi vücuda gitmez, gerisin
    geriye kalbe döner. Böylece en bol oksijene sahip kan, başka hiçbir yere
    uğramadan doğrudan kalbe ulaştırılır.
    Bir başka tasarım da koroner
    damarların döşenme planında vardır. Bu damarlar kalbe doğru giderken,
    birbirleriyle ara bağlantılar yaparlar. Bu bağlantılar damarlardan
    birinin tıkanmasına karşı bir sigortadır. Eğer damarlardan biri
    tıkanırsa, kan diğer damardan yoluna devam ederek tıkalı bölümü aşar ve
    kalbe ulaşır. Bu tasarım şehir planlama uzmanları tarafından içme suyu
    şebekeleri döşenirken kullanılır. Mevcut borulardan birinde arıza olması
    halinde şehrin bir bölgesinin susuz kalmaması için borular "ağ sistem"
    denilen bu tasarıma uygun olarak döşenir.
    Görüldüğü gibi yalnızca
    kalbi besleyen damarların birbirleriyle yaptıkları bağlantılarda bile,
    hiçbir tesadüfe yer bırakmayan bir akıl ve planlama görülür.
    Kalbin
    diğer yapısal özelliklerine geçmeden önce bir hatırlatma yapmakta fayda
    vardır. Sadece buraya kadar anlatılan özelliklerini dikkate alsak dahi
    kalbin, evrimcilerin iddia ettikleri gibi aşamalı bir şekilde, üstelik
    de bu aşamaların tümünün tesadüfen meydana gelmesiyle oluşmasının
    imkansız olduğunu hemen görürüz.
    Kalpte her yönden eksiksiz,
    kusursuz bir tasarım vardır. Kalbin tek başına hatta bırakın kalbin
    tamamını, kalbi oluşturan parçalardan birinin dahi kendi kendine
    oluşması kesinlikle mümkün değildir. Üstelik kalp gibi mükemmel yapıya
    sahip olan bir organın -ne kadar imkansız olsa da- kendi kendine ortaya
    çıktığını düşünsek bile bu da hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü dolaşım
    sistemi olmayan, pompalayacak kanı olmayan bir kalp ne kadar mükemmel
    özelliklere sahip olursa olsun hiçbir işleve sahip olamayacaktır. Ve
    yine evrimci mantığa göre işlevi olmayan bir organ olarak ortadan
    kaybolacaktır. Görüldüğü gibi tek bir örnek dahi evrimci iddiaların
    kendi içinde dahi büyük çelişkiler taşıdığını ortaya koymaktadır.

    Kalbİnİzdekİ
    Elektrİk Sİstemİ
    Bir kalbi vücudun dışına çıkarırsanız kendi
    enerjisini tüketene kadar hiçbir bağlantısı olmadan çalışmaya devam
    eder. Kalbe gerekli kan sağlandığında, tüm sinir bağlantılarından
    ayrılsa bile saatlerce atar.
    Burada ilginç bir durum söz konusudur.
    Bu ilginç durumu incelemek için kasların nasıl çalıştığını kısaca
    hatırlayalım; bir kasın çalışması için beyinden ya da omurilikten
    gelecek bir emre ihtiyaç vardır. Bu emir gerçekte sinir sistemi yoluyla
    iletilen bir elektrik sinyalidir. Kalbin yapısı tamamen kas dokusundan
    oluştuğu için, dakikada yaklaşık 70 kez atan kalbe dakikada 70 defa
    elektriksel uyarı yapılması gerekmektedir.
    Ancak biraz önce
    belirtildiği gibi, bütün sinirsel bağlantıları kesilen ve vücudun dışına
    çıkartılan bir kalp bir süre daha atmaya devam eder. Bu durum akla, "bu
    kasılma emirlerinin nereden geldiği" sorusunu getirecektir.
    Söz
    konusu durumu inceleyen bilim adamları çok şaşırtıcı bir durumla
    karşılaştılar. Kalbin içinde kendi elektriğini kendi üreten bir
    jeneratör bulunmaktaydı. İnsan vücudundaki et parçalarından bir tanesi
    olan kalpte bulunan ve yine etten yapılmış bir jeneratör.
    Bilindiği
    gibi jeneratör enerji kesintisi durumunda devreye girerek enerji
    üretimine devam eden ve makinaların zarar görmesini engelleyen bir
    alettir. İnsan vücudundaki en hayati organlardan bir tanesi olan kalp de
    herhangi bir enerji kesintisi karşısında zarar görmemesi için bu tür
    bir korumaya alınmıştır. Kalbin bir an durması vücutta son derece önemli
    hasarlara neden olabilir, hatta sonucu ölüm olabilir. Bu yüzden kalbi
    çalıştıracak elektrik sistemi kesintisiz bir şekilde işlemelidir. Bu
    elektrik sistemini inceleyen bilim adamları çok daha şaşırtıcı
    gerçeklerle karşılaştılar. Kalp yalnızca mikro bir jeneratör değil,
    birbiri içine geçmiş birçok bağlantıya sahip, programlı ve sistemli bir
    elektronik devreler bütünü sayesinde çalışmaktaydı. Bu elektronik
    kontrol ve yönetim sistemi, böbreklerden beyne, atardamarlardan hormonal
    bezlere kadar birçok etkenle işbirliği içindeydi.
    Bilim adamlarının
    çok yakın bir dönemde keşfettiği, kalpteki bu kusursuz tasarım
    unutulmamalıdır ki, milyonlarca yıldır kesintisiz işlemektedir. Hiç
    istisnasız şimdiye kadar yaşamış olan on milyarlarca insanın tamamında
    bu sistem mevcuttu. Şu anda dünya üzerinde yaşamakta olan milyarlarca
    insanın da kalbi aynı kusursuz sistemle çalışmaktadır ve bundan sonra
    yaşayacak insanlarda da bu sistem var olacaktır. Bu, Allah'ın kusursuz
    yaratmasıdır.

    Kalptekİ Elektronİk Sİstem
    Kalbin sağ kulakçığı
    yakından incelendiğinde kalbe elektrik sağlayan söz konusu jeneratör
    görülür. Bu jeneratör S.A yumrusu adı verilen bir doku düğümüdür.
    Dinlenmekte olan yetişkin bir insanın kalbinde bulunan jeneratör,
    dakikada 72 kez düşük yoğunlukta elektriksel uyarı yayınlar.19 Bu
    uyarıların her biri yeryüzünün en mükemmel pompasını bir defa
    çalıştırır.
    Şimdi bu mekanizmadaki tasarıma şahit olmak için, kalbin
    saniyeden daha kısa bir sürede gerçekleşen tek bir vuruşunu
    inceleyelim.




    Kalbi çalıştıran
    enerji dalgası kulakçıkta bulunan S.A. yumrusu tarafından başlatılır ve
    kalp atardamar kasının yardımıyla A.V. yumrusuna, oradan da sağ ve sol
    liflere geçer. Bu işlemlerin gerçekleşmesini kalpteki özel elektrik
    sistemi sağlar. Bir et parçasının elektrik üretmesini sağlayan güç,
    yaratmada hiçbir ortağı olmayan Allah'a aittir.

    Jeneratörden
    (S.A. yumrusundan) verilen enerji dalgası, kalbin küçük pompalarını
    (kulakçıkları) oluşturan dokular üzerinde yayılır. Böylece kas lifleri
    harekete geçer ve küçük pompalar çalışır. Kan küçük pompalardan kalbin
    alt tarafında bulunan büyük pompalara (karıncıklara) geçer.
    Ancak
    normal şartlarda oluşması gereken durum çok daha farklıdır. Jeneratörden
    yayılan enerji önce küçük sonra büyük pompaları uyaracaktır. Ancak
    elektrik dalgası çok hızlı yol aldığından her iki pompa da hemen hemen
    aynı anda kasılacak ve kalbin çalışma mekanizması tamamen bozulacaktır.
    Öyle bir elektrik devresi kurulmalıdır ki, elektrik enerjisi önce küçük
    pompaları uyarmalı, ardından bir süre bekletilmeli, sonra büyük
    pompaları uyarmalıdır. Bu arada elektrik sinyali yola çıktıktan sonra,
    küçük pompalar işlerini bitirene kadar bir noktada beklemelidir. İhtiyaç
    duyulan devre tam bir mühendislik harikası olmalıdır.
    Nitekim
    jeneratörden yayılan elektrik dalgası küçük pompaları uyardıktan sonra,
    bir başka doku düğümüne gelir. A.V yumrusu denilen bu doku elektrik
    sinyalini saniyenin 14'te biri kadar kısa bir zaman tutar. Bu, çok
    hassas ayarlanmış bir zaman dilimidir. Çünkü bu süre bittiğinde küçük
    pompa da çalışmasını bitirmiş olur. Ardından elektrik sinyali yoluna
    devam eder ve saniyenin 16'da biri kadar kısa bir zaman içinde bütün
    karıncık hücrelerini uyarır. Kendi sırası gelen büyük pompa da böylece
    kasılır ve kan pompalanmış olur. Bütün bu işlemler saniyeden daha kısa
    bir zaman diliminde gerçekleşir.


    Önemli Bir Güvenlik Tedbiri:
    Kalpteki Yedek Jeneratör
    Ana jeneratörden çıkan elektrik dalgalarını
    kısa bir süre için durduran A.V yumrusunun önemli bir görevi daha
    vardır. Bu yumru ana jeneratörde bir aksaklık olduğu zaman onun yerine
    geçer ve yedek bir jeneratör görevi görür. Yedek jeneratör asıl güç
    kaynağı kadar güçlü sinyaller üretemez (dakikada 40-50 sinyal üretir)
    ancak ürettiği sinyaller kalbin görevine devam etmesini sağlaması için
    yeterlidir. Ana jeneratör herhangi bir nedenle zarar gördüğünde yedek
    jeneratör (A.V. yumrusu) insan hayatı için son derece önemli yeni bir
    görev üstlenmektedir. Ana jeneratörün herhangi bir sebeple çalışmadığı
    durumlarda 20 yıl kadar yaşayan kişilere rastlanmıştır.



    Kalpteki ana jeneratör
    çalışmadığında hemen yedek jeneratör devreye girer. Bu koruyucu sistemi
    insan için yaratan Allah'tır.

    Buraya
    kadar anlatılanları anlamak için, okuyan kişinin belli bir şuur ve
    anlayışa sahip olması gerekir. Nitekim bu yazıyı okuyan insanlar bu
    anlayışa sahiptir. Ancak dikkat edilirse kalbi oluşturan parçaların
    görevlerini yerine getirebilmeleri için de şuur göstermeleri
    gerekmektedir. Örneğin yedek jeneratör görevindeki bölümün devreye
    girmesi için insan vücudunda olan bitenleri anlaması, acil durumları
    hemen fark ederek gerekli sistemi devreye sokması gerekmektedir.
    Peki
    bizim anlamamız için şuur gereken bu işlemleri kalbin çeşitli
    bölgelerinde yer alan bu parçalar nasıl gerçekleştirmektedirler?
    Kalpteki sinir düğümlerinin şuur sahibi olduğu düşünülebilir mi? Bu
    düğümlerin belirli saniyeleri hesaplayabildikleri, bu hesapları hiç
    durmadan ve aksamadan yaptıkları iddia edilebilir mi? Elbette ki kalbin
    çalışması için gerekli olan karmaşık işlemleri, kalpteki bu yapıların
    kendi iradeleriyle gerçekleştiremeyecekleri çok açıktır. Çünkü bu
    düğümler yalnızca bir hücreler topluluğudur; bu topluluğun kendisine ait
    bir karar mekanizması, iradesi, hesap yeteneği olması düşünülemez.
    Bir
    hücrenin elektrik üretebilmesi bile başlı başına büyük bir mucizedir.
    Çünkü söz konusu üretim binlerce karmaşık kimyasal işlem sonucunda
    gerçekleşir. Bu noktada üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli sorular
    vardır;
    Bir hücre niçin elektrik üretmek gibi bir vazife üstlenmek
    ister? Kendisini buna mecbur kılan güç nedir? Kalbin kasılması için
    elektrik sinyaline ihtiyaç olduğunu, kasılmayı sağlayan hücrelerin
    elektrik olmadan çalışmayacaklarını bu hücre nereden bilmektedir?
    Kaldı
    ki hücrenin elektrik üretmesi dahi tek başına yeterli değildir.
    Öncelikle elektrik üreten başka hücrelere de ihtiyaç vardır. Bu hücreler
    doğru sıralamada biraraya gelmelidirler. Yalnızca birarada bulunmaları
    da yeterli değildir. Bu hücreler birbirleri ile sözleşmişçesine hep
    beraber elektrik üretmelidirler. Ayrıca bu üretimin belirli bir ritim
    içinde olması gereklidir. Her hücrenin elinde bir kronometre olmalı, bu
    hücreler hiç şaşmadan her 0.83 saniyede bir harekete geçmelidirler.
    Dahası hücreler bu üretimi bir ömür boyu hiç yorulmadan
    sürdürmelidirler. Ayrıca kalbi çalıştıracak elektrik akımının miktarını
    tam olarak bilmeli, daha az veya daha fazla değil, tam ihtiyaç duyulan
    büyüklükte elektrik akımı üretmelidirler.
    Kalpte yorulmak bilmeden
    kasılan kas hücrelerinin de elektrik akımı geldiği anda çalışabilecek
    tasarıma sahip olmaları gereklidir. Kendilerine ulaşan tek bir sinyale
    bile kayıtsız kalmamalı, dakikada 72 kez üretilen sinyalin her birine
    cevap vermelidirler.
    Bu mucizevi sistemin çalışmasını anlamak için
    bile belirli bir anlayış gerekirken, bu sistemin kör tesadüflerle
    oluştuğunu iddia etmek elbette akıl ve bilim dışı bir yaklaşım olur.
    Böylesine kusursuz bir sistem şuursuz tesadüflerle var olamaz. İnsanın
    içinde böyle bir elektronik devrenin kurulu olması, onun Allah
    tarafından yaratılmış olduğunun apaçık olan bir başka delilidir.

    Sizleri
    Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere)
    dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz,
    yoksa yaratıcı Biz miyiz? Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve
    Bizim önümüze geçilmiş değildir (Vakıa Suresi, 57-60)



    width=88 align=center height=10>




    <table><tr><td>
    width=25></td><td width="22"></td><td width="25"></td></tr></table>
    Vücudumuzdaki
    Elektriksel Düzen
    Vücudunuz her gün
    düzenli bakım yapmanız gereken, elektrikle çalışan teknoloji ürünü bir
    makine gibidir. Bir kasınız hareket ettiği zaman elektriksel yük
    boşalmaları meydana gelir. Beynin emirlerini taşıyan sinyaller
    elektrikseldir. Ayrıca vücut boyunca beyne doğru ilerleyen tüm duyu
    sinyalleri elektrikseldir. Hücre bölünmesi, kalp atışı da
    elektrikseldir. Aslında tüm kimyasal değişiklikler elektriksel temele
    dayanmaktadır; çünkü moleküler seviyede elektronlar transfer edilir,
    paylaşılır ya da değişikliğe uğrar. İnsan vücudunda elektriksel olmayan
    bir durum, neredeyse yok gibidir. Siz dinlenmek üzere uzansanız bile,
    enerji üretimiyle ilgili zor görevler iradeniz dışında meydana gelmeye
    devam eder: Kalp atışınız, akciğerlerinize oksijen gitmesi ve
    sayılamayacak kadar çok hücresel faaliyet...
    Kısacası insan vücudu
    hayatta kalmak için elektrokimyasal bir enerji sistemi kullanır.
    Vücudumuzun elektrikle işleyen kısmını sinir sistemi oluşturur. Bir kaza
    veya sakatlık durumu olmadığı sürece vücudumuz hem elektrik üretimini
    gerçekleştirir, hem de ürettiği elektrik enerjisiyle gece gündüz
    faaliyetlerini sürdürür. Canlılardaki elektriksel sistem, metallerdeki
    elektrik sistemlerinden çok daha fazla avantaja sahiptir. Bu
    avantajların başında biyolojik sistemlerin kendi kendini tamir
    edebilmesi gelir. Örneğin parmağınızda bir kesik oluştuğunda kısa
    zamanda bu yara iyileşir. Bunu sağlayan sistemlerin ardında yine
    elektriksel bir düzen vardır. Bu hiçbir insan yapımı makinede mevcut
    olmayan taklit edilemez bir özelliktir.
    Vücudunuzdaki
    elektriksel sistemin bir başka avantajı ise çok yönlü kullanımıdır.
    Vücudun içindeki tüm faaliyetler -dolaşım, savunma, hareket, haberleşme,
    sindirim, boşaltım vs.- bu sistem sayesinde gerçekleşir. İnsan yapımı
    elektriksel aletler ise genellikle tek bir fonksiyon ya da benzer birkaç
    fonksiyonla sınırlıdır: Soğutma, ısıtma, kurutma, çırpma, süpürme
    gibi... Buna rağmen çok yüksek miktarlarda enerji harcanır. Vücudun
    kullandığı elektrik enerjisi -benzersiz sistemleri işletmek için
    kullanılmasına rağmen- son derece az miktardadır.
    Günlük hayatta
    kullandığımız elektrikli aletlerde, kullanılan elektriğin şiddetinin
    -voltaj değerinin- belli bir ölçüde olması gerekir. Ancak bu ayarlar
    makinenin kendisi tarafından değil, yine insan yapımı özel aletler
    aracılığıyla sabit tutulur. Bu ayarın bozulma ihtimaline karşı, akımı
    dengeleyecek adaptörler, regülatörler (voltaj düzenleyicileri)
    kullanılır. Aksi takdirde makinenin tüm aksamı bozulur. Vücudumuzda ise
    bu ayarların tümü bizim haberimiz olmadan yapılır.




    VÜCUDUMUZDAKİ ELEKTRİKSEL DÜZEN
    RABBİMİZ'İN BİR LÜTFUDUR


    İnsan vücudunda
    elektriksel olmayan neredeyse hiçbir işlem yok gibidir. Siz dinlenirken
    bile, vücudunuzdaki faaliyetler -kalp atışınız, akciğerlerinize oksijen
    gitmesi ve sayılamayacak kadar çok hücresel faaliyet- Rabbimiz'in bir
    lütfu olarak kesintisiz devam eder.

    Ayrıca
    vücudumuzda elektrik kullanımı kesintisizdir. Dinlenirken bile
    vücudumuzda elektriksel sinyallerin akımı devam eder. Bu küçük
    elektriksel sinyaller saniyenin binde biri kadar sürelerle aralıksız
    üretilir. Elektrikli aletlerin ise ortalama 10-20 senelik ömürleri
    vardır. Hatta çoğu zaman çok daha erken tamir edilmeleri, parçalarının
    yenilenmesi gerekir. Halbuki insan vücudu -istisnai durumlar dışında-
    bir ömür boyu kesintisiz olarak dinlenmeden, yorulmadan elektrikle
    faaliyet gösterir.
    İnsan aklı ve bilgi birikimi ile benzeri
    yapılamayan vücut sistemlerinden her biri -hatta tek bir sinir hücresi-
    varlığımızın tesadüf eseri ortaya çıkmış olamayacağını ispatlar
    niteliktedir. Kitap boyunca detaylarını göreceğimiz bu elektriksel
    sistem olmadan, vücudumuzdaki diğer sistemlerin, organların var
    olmalarının, kusursuz çalışmalarının bir anlamı yoktur. Dolayısıyla
    canlıların tesadüfi mekanizmalarla oluştuğunu öne süren evrim
    teorisinin, temel iddialarından olan 'aşama aşama gelişim' söz konusu
    olamaz. Hoimar Von Ditfurth, evrimci bir biyolog olmasına karşın,
    tesadüf iddialarının imkansızlığını Dinozorların Sessiz Gecesi adlı
    kitabında şöyle dile getirmektedir:


    <blockquote>
    Sözgelimi
    canlı yapıların salt rastlantı sonucu ortaya çıkmalarının istatistiki
    yönden olanaksızlığı, çok sevilen ve bilimin günümüzdeki gelişmişlik
    durağında oldukça aktüel olan bir örnektir. Gerçekten de biyolojik
    işlevler yerine getiren tek bir protein molekülünün kuruluşunun, o
    olağanüstü özgünlüklerine bakınca, bunu, hepsi doğru ve gerekli bir sıra
    içinde, doğru anda, doğru yerde ve doğru elektriksel ve mekanik
    özelliklerle birbirine rastlamış olmaları gereken birçok atomun, tek tek
    rastlantı sonucunda buluşmalarıyla açıklamak mümkün değil gibi
    görünmektedir.
    2</blockquote>



    İnsan
    vücudundaki elektrik üretimi ve elektriksel bilgi alışverişi,
    dinlenirken hatta uyurken dahi devam eder. Bu, Rabbimiz'in sonsuz
    rahmetinin örneklerinden sadece biridir.
    İnsan
    vücudu kendi elektriğini kendi üretir. Vücutta herhangi bir fonksiyonun
    gerçekleşmesi için ilgili organa ya da dokuya bir sinyal
    gönderilmelidir. Dolayısıyla hayatta kalabilmemiz için, vücudun hiçbir
    noktasında tesadüflere yer yoktur. Çünkü milyonlarca detayın aynı anda,
    ölçüsüyle, zamanlamasıyla hatasız ve eksiksiz olması, bunların
    hiçbirinin hiç yorulmadan aralıksız bir şekilde 60-70 sene müthiş bir
    koordinasyonla çalışması tesadüflerle açıklanması imkansız bir durumdur.
    Her organ başına buyruk hareket etse, kendilerine gelen emirleri
    geciktirse ya da bunlara gelişigüzel cevap verse, istediği zaman büyüse,
    istediği zaman çalışsa oluşacak kaos ortamında bir an bile yaşamamız
    mümkün olmazdı. Üstelik böyle bir karmaşa ortamının yaşanması için
    sadece kısa süreli bir gecikme ya da az sayıda hücrenin karışıklık
    çıkarması bile yeterli olurdu. Nitekim tesadüf iddialarının sahipleri
    evrimciler de, karşılaştıkları mükemmel düzen karşısında hayranlıklarını
    gizleyememekte ve bu organların, sistemlerin tam olmaları gereken yer,
    şekil ve fonksiyonlarla, vücut içinde nasıl olup da yerleştikleri sorusu
    karşısında çaresiz kalmaktadırlar. Oysa cevap açıktır: Tüm bunları
    kusursuz şekilde yaratan tüm alemlerin Yaratıcısı olan Yüce Allah'tır:


    <blockquote>

    Ki
    O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan
    başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir
    sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan
    üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti.

    Ne az
    şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 7-9)
    Unutmadan en başta sorduğumuz
    soruya da cevap verelim: Kalb durduğunda elektrik şoku uygulanmasının
    sebebi, kalbin çalışmak için elektriğe ihtiyaç duymasıdır.



    İki
    farklı materyalin birbirine sürtünmesi sonucu ikisi arasında
    diferansiyel şarj (elektriklenme) olayı meydana gelir. Buna
    triboelektrik olayı denir. İnsan vücudunun kapasitesi erkeklerde 100 ila
    300 pF, kadınlarda da 150 ile 500 pF arasındadır ve bu özelliğinden
    dolayı insan vücudu, özellikle nem oranı düşük ortamlarda yüksek
    gerilimli bir enerji ile yüklenir. Yüklü bir kimsenin yüksüz bir kimseye
    teması esnasındaki boşalma akımı bir kıvılcım (ark) oluşturacak kadar
    kuvvetli ve nükleer elektromagnetik darbeler kadar uzun bir süre (0.5
    ila 20 nanosaniye) devam edebilmektedir.

    insan vucudundaki statik
    elektrik bildiğimiz şehir cereyanı olan altanatif akımdan yada pillerde
    ve diyot ile desteklenmiş adaptörlerde kullanılan doğru akımdan
    farklıdır, dolayısı ile lamba yakamazsınız. Bir lambanın yanabilmesi
    için üzerinden sürekli elektron akımı geçmelidir, statik elektirklenme
    anlık negatif yada pozitif yükün başka bir cisme (toprağa) boşalmasıdır
    ki bu çok çok kısa bir sürede olur, 30.000 v yada üzerindede olabilir
    altındada olabilir onu bilemeyiz ama çok yüksek bir gerilim olduğu kesindir, zaten yüksek bir
    greilim olduğundan havada elekronlar atlama yapar ve kıvılcım şeklinde
    görülür. İnsana zarar vermemesinin nedeni akımın çok düşük olmasıdır.
    Zaten canlılara voltaj değil, yüksek akım zarar verir.El ele tutuşmuş
    insanlar vasıtası ile bir ampul yakılmaya çalışılsa insanlar muhtemelen
    ya şoka girer yada ölür, bunun sebebinide şöyle açıklayabilirim, 100
    insan el ele tutuşsun arada ampulün uçlarından tutan iki insan olacak
    şekilde bunlar bir daire oluştursun, o lambanın yanabilmesi için 1A
    gerekiyorsa seri devre olduğu için tüm insanlardan 1A akım geçer ve bu
    öldürücü boyuttadır .Ne[/size]mli ortamda statik elektriğin kaybolduğu
    doğru. bahsi geçen statik elektriği bildiğimiz tarağı saçımızı
    taradıktan sonra küçük kağıt parçalarını mıknatıs gibi çekmekte
    kullanabiliriz. ancak hemen sonrasında nefesimiz ile tarağa
    üflediğimizde oluşan nemden tarağın artık kağıt parçalarını çekmediğini
    görürsünüz. bahsi geçen normal lambaları statik elektrik ile
    yakamasakda, kontrol kalemlerinde bulunan farklı tür lambaları
    yakabilirsiniz.Elinize elektrikçilerin kullandığı bildiğimiz kontrol
    kalemi alıp karanlık bir ortamda yün kazağınızı üzerinizden çıkardıktan
    sonra oluşan kıvılcımları görebilirsiniz, ayrıca hemen arkasından
    kontrol kalemini kazağa tuttuğunuzda uyarı lambasının çok kısa süreli
    yandığını gözlemleyebilirsiniz. 1970 li yıllarda bilim adamları şimşek
    yada yıldırım olarak bilinen çok yüksek statik elektrik boşalmalarını
    depolayarak daha sonra altarnatif akım( şehir cereyanı) olarak
    kullanmayı denediler, ancak başarılı olamadılar. çalışmaları halen devam
    ediyormu bilmiyorum. umarım başarılı olurlar. okuduğunuz için
    teşekkürler.


    elinize elektrikçilerin
    kullandığı bildiğimiz kontrol kalemi alıp karanlık bir ortamda yün
    kazağınızı üzerinizden çıkardıktan sonra oluşan kıvılcımları
    görebilirsiniz, ayrıca hemen arkasından kontrol kalemini kazağa
    tuttuğunuzda uyarı lambasının çok kısa süreli yandığını
    gözlemleyebilirsiniz. 1970 li yıllarda bilim adamları şimşek yada
    yıldırım olarak bilinen çok yüksek statik elektrik boşalmalarını
    depolayarak daha sonra altarnatif akım( şehir cereyanı) olarak
    kullanmayı denediler, ancak başarılı olamadılar. çalışmaları halen devam
    ediyormu bilmiyorum. umarım başarılı olurlar.
    Okuduğunuz için
    teşekkürler.


    style="TABLE-LAYOUT: fixed" border=0 width="100%">






    <table><tr><td>
    class=smalltext width="100%" colSpan=2></td></tr><tr><td>
    id=modified_138642 class=smalltext
    vAlign=bottom></td></tr></table>


    google_ad_client
    = "pub-3358186650566504", google_ad_slot = "9848725680",
    google_ad_width = 468, google_ad_height = 15;




    google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad",
    google_handleError, google_render_ad);





    yaaaaaaaaaaaaaa Metin ömür adamsın çok
    komiksinnnnnnnnnnnnnnnnnnn yaaaaaaaaaaaaaaa......................
    demek öyleeeeeeeeeee haaaaaaaa........


    href='\"http://www.adhood.com/adserver/go.php?bid=12418&zid=154843&ref=c0d9ccb03a28212edb4261a4d6876d54&url="+url+"\"'
    target='\"_blank\"'>
















    Uploaded with ImageShack.us

    [URL = http://img518.imageshack.us/i/iskitaltnaplik2ui5.jpg/]
    [IMG] [/ IMG] [/ URL] http://img518.imageshack.us/img518/807/iskitaltnaplik2ui5.jpg
    [URL
    = http://imageshack.us]
    ImageShack.us [/ URL] ile Uploaded






    Uploaded with ImageShack.us








    Uploaded
    with ImageShack.us


    Uploaded with ImageShack.us
























































































































    Uploaded with ImageShack.us




    </blockquote></blockquote>
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    styla




    Mesaj Sayısı: 95
    Deneyim seviyesi: 139
    Kayıt tarihi: 02/07/10
    Yaş: 32
    Nerden: KAHRAMANMARAŞ

    MesajKonu: Geri: İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK   C.tesi Tem. 03, 2010 4:48 pm

    şu fani yaşam hayatmızda bilmediğimiz çok seyin oldugunu biliyoruz sadece bildiğimiz bu. Teşekkürler amca
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
     

    İNSAN VÜCUDUNDAKİ ELEKTRİK

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası

     Similar topics

    -
    » Azrail sandıklı Kralliyetli Yarı İnsan Kılıçlı vb. MUHTEŞEM

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ ::  :: -