GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

İNSANLARA HÜKMEDİP İDARE ETMEK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 İNSANLARA HÜKMEDİP İDARE ETMEK Bir Perş. Eyl. 30, 2010 5:05 am

Arjin




İnsanlara hükmedip onları yönetmek büyük ve önemli bir iştir. Eğer bu iş adalet ve doğrulukla yerine getirilirse yeryüzünde Yüce Allah'ın halifeliği, adalet ve doğruluktan uzak davranılırsa şeytanın halifeliği yapılmış olur. zira, devlet reisinin haksız davranmasından daha büyük fesat sebebi yoktur.

İnsanlara hakim olup onları yönetmenin aslı ilim ve ameldir. Yönetici ilmini izah etmek çok uzun sürer. Ancak özür ve temel noktaları şunlardır:
a) Yönetici bu dünyaya niçin geldiğini, ebedi yerinin neresi olacağını bilmesidir.
b) Dünya onun için devamlı kalacağı karargah değil, bir konak yeridir.
c) Kendisi bir yolculuktadır. Bu yolculuğun ilk konağı ana rahmi, son konağı mezar, gerçek vatanı ise bunun ötesindedir. Ömründen geçen yıllar, aylar ve günler, gerçek konağa yaklaştırıcı birer merhaledir. Herkes bu köprüden geçecektir. Bu köprüyü kurmakla zaman geçirip, asıl gideceği yeri unutan kimse akılsızdır. Akıllı kimse, geçici olan bu dünyada ahirete azık hazırlamaktan başka bir şey düşünmez. Dünya ile de ihtiyaç miktarı kadar uğraşır. Zira ihtiyaç fazlası olan dünya malı, sahibi için öldürücü zehirdir. Sahibi öldüğü zaman "Keşke bu mallarımı toprak altına götürebilseydim." der. Dünya malı ne kadar çok olursa derdi ve ondan ayrılmanın verdiği üzüntü o kadar fazla olur. Oysa malı ne kadar çok olursa olsun dünyada iken kendi nasibinden fazlasını yiyemez. Kalanı ise öteki dünya için günah ve vebal vesilesi olur. Ölüm sırasında can verirken zorluk çeker. Bu anlattıklarımız, malını helal yollarla kazanmış olması halindedir. Eğer haram yollardan kazanmışsa, sürekli azap ve şiddetli cezaya sebep olur.
d) Dünya şehvet ve arzularına karşı sıkıntı çekmeden sabretmek mümkün değildir. Fakat, sonu keder ve üzüntü olacak birkaç günlük zevkten dolayı ahiret lezzetinin kaybedileceğine her türlü üzüntüden uzak ebedi bir padişahlığın yok olacağına gerçekten inanılırsa, dünyadaki birkaç günlük sıkıntıya katlanmak kolay olur.
bu, aşık olan birsine; "Bu gece sevgilisinin yanına gidersen onu bir daha göremezsin. Fakat bu gece sabredersen onunla bin gece geçirirsin" demeye benzer. Eğer aşık samimi ise bin gece beraber olmak ümidiyle bir gece sabreder.
Kaldı ki süre bakımından dünya ahiretle karşılaştırılamaz. Zira ahiret sonsuz olduğu için dünya, süresi onun yanında hiç kalır. Ahiretin sonsuzluğunu ve düşünmek insan beynini aciz bırakır. Örneğin; yedi kat gökler ve yer buğday ile dolu olsa bir kuş her bin yılda bir buğday yese bütün buğdaylar biter, fakat sonsuzluk yine olduğu gibi kalır. O halde insan yüzyıl yaşasa ve yeryüzü doğudan batıya kadar hepsi emrinde olup rahat ve huzur içinde bulunsa, sonsuz olan ahiret karşısında ne değer taşır! Öyle ise birisine az dünyalık verildiği halde ondan daha bayağı olan birisine de çok dünyalık verilirse, kendisine az dünyalık verilen kimse diğerine imrenip sonsuz saltanatı bu önemsiz şeye değişmemelidir.

Yönetici olsun olmasın herkesin bu düşünceleri kafasından çıkarmaması ve böylece birkaç günlük dünya arzularına karşı koyarak emri altında bulunanlara şefkat göstermesi, Allah'ın kullarına acıması ve Allah'ın halifeliğine hakkıyle uyması gerekir. Zira Yüce Allah katında adaletle hüküm etmekten daha üstün ve büyük bir şey yoktur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Bir gün adaletle hükmetmek, altmış yıllık devamlı ibadetten üstündür."
Kıyamet gününde Allah arşının gölgesinde bulunacak yedi sınıf insandan birincisi, adil davranan devlet başkanlarıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Adil devlet reisi için her gün altmış sıddık müctehidin ameli yazılıp göğe çıkarılır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın en çok sevdiği ve ona en yakın olan kimse adil devlet reisidir. En büyük düşmanı ve en çok azap edeceği de zalim devlet reisidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Muhammed'in nefsini kudret elinde bulunduran Yüce Allah'a yemin ederim ki, her gün adil bir devlet reisi için göklere yükselen sevap, bütün emrindekilerinin sevabı kadardır. Onun her rekat namazı başkalarının yetmiş bin namazı gibidir."
İş böyle olunca, Yüce Allah'ın bir kimseye padişahlık vermesinden, onun bir saatini başkalarının bir ömrüne bedel yapmasından daha büyük kazanç olur mu? Bu büyük nimetin değerini bilmeyip şükretmeyen, haksız davranan, şehvet ve arzularının seline kendini kaptıran kimse şüphesiz ki azaba müstehak olur. Söz konusu ettiğimiz adalet şu on kuralı gözetmekle elde edilir:

1- Karşılaştığı her işte kendini memur, başkasını amir yerine koymalıdır. Kendisi için uygun görmediği bir şeyi hiçbir Müslümana da uygun görmemelidir. Eğer kendisi için razı olmadığı bir şeyi başkasına uygun görürse hükmünde haksız davranmış, hainlik yapmıştır.
Bedir savaşında Peygamber Efendimiz gölgeye çekilmişti. Cebrail (A.S.) gelip şöyle dedi: "Ya Resulallah! Sen gölgede rahat ediyorsun, ashabın da güneşin sıcağında ıstırap çekiyor." Bu kadarcık bir ayrıcalığa bile müsaade edilmedi ve kınandı.

Peygamberimiz buyuruyor ki:

"Cehennemden kurtulup cennete girmek ve La ilahe illallah kelimesi ile ölmek isteyen, kendisi için istemediğini, başka hiçbir Müslüman için de istememelidir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Sabahleyin kalkınca, Allah'ın rızasını kazanmaktan başka amacı olan kimse Allah adamı değildir. Müslümanların işlerini görmekten ve onlara yardım etmekten uzak olan da onlardan değildir."

2- Kapısında iş sahiplerini bekletmemeli, aldırmamazlık tehlikesinden sakınmalıdır. Kendisinin halledeceği bir Müslüman’ın işi bulundukça nafile ibadetlerle uğraşmamalıdır. Zira Müslümanların işlerini görmek, bütün nafile ibadetlerden üstündür. Bir gün Ömer bin Abdülaziz (R.Aleyh) öğleye kadar Müslümanların işleriyle uğraşıp sonra biraz dinlenmek için evine gitti. Oğlu: "Baba, kapında iş sahipleri bekler ve sen onların işlerini yerine getirmekte eksiklik yaparken ölmeyeceğimden emin misin?" dedi. Ömer doğru söylediğini tasdik etti ve hemen kalkıp dışarı çıktı.

3- Arzularının esiri olup güzel elbiseler giymeyi ve nefis yemekler yemeği kendine adet etmemelidir. Her şeyde kanaat sahibi olmalıdır. Zira kanaatsiz adalet olmaz.
Halife Hz. Ömer (R.A.) Selman-ı Farisi'ye (R.A.): "Beğenmediğin bir durumumu duydun mu?" diye sordu. Selman: "Duydum ki biri gündüz biri de gece giymek üzere iki elbise bulunduruyormuşsun ve sofrana iki çeşit yemek koyuyormuşsun." dedi.
Hz. Ömer sordu: "Bunlardan başka bir şey duydun mu?" Selman: "Hayır" dedi. Ömer şöyle buyurdu: "Bundan sonra bunlar da olmayacak."

4- Bütün işleri elinden geldiği kadar sertlikle değil yumuşaklıkla halletmeye çalışmalıdırlar.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Emri altındakilere yumuşaklıkla iş gören amire, kıyamette yumuşaklıkla iş görürler."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Allahım, eli altındakilere yumuşak ve şefkatli davrananlara, sen de yumuşak ve şefkatli davran. Şiddetli ve kötü davrananlara da sen de sert davran."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Hakkı gözeten için padişahlık çok iyi, gözetmeyen için ise çok kötü şeydir."
Halife Hişam bin Abdülmelik, büyük âlimlerden Ebû Hazim'e: "Halifelikte kurtuluş çaresi nedir?" diye sordu. Ebû Hazim şu cevabı verdi: "Her ne alırsan helal yerden al, ne harcarsan yerine harca." Hişam: "Bunu kim yapabilir?" dedi. Hazim: "Cehennemden kaçıp cennete girmeyi çok seven yapabilir." cevabını verdi.

5- Şeriatın emrine uygun olarak bütün emrindekilerini hoşnut etmeye çalışmalıdır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Amirlerin en iyisi sizi seven ve sizin de sevdiğinizdir. En kötüsü de size düşman olan ve sizin de düşman olup lanetlediğinizdir."
Padişah, yanına gelenlerin övgülerine kanıp hepsinin kendisinden memnun olduklarını sanmamalıdır. Zira yaptıkları övgü ve dualar korkudan olabilir. Aslında güvendiği kimseleri halk arasına salıp onların kendisinden memnun olup olmadıklarını öğrenmesi mümkündür. Bundan başka da yol yoktur.

6- Şeriata karşı olan veya ona aykırı hareket eden kimselerin hoşnutluğunu aramamalıdır. Zira şeriata karşı olanların incinmesi ona zarar vermez.
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Her gün yerimden kalktığım zaman insanların yarısının benden hoşnut olduklarını, yarısının da hoşnut olmadıklarını görüyorum. Kendisinden hak alınan kimseler elbette hoşnut kalmazlar." Herkes hoşnut ve memnun olamaz. En cahil insan, insanların hoşnutluğunu kazanmak için, Allah'ın hoşnutluğundan vazgeçen insandır.
Hz. Muaviye (R.A.), Hz. Aişe'ye (R.A.) mektup yazıp nasihat etmesini istedi. Hz. Aişe (R.A.) şöyle yazdı: "Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu duydum: İnsanların hoşnutluğunu bırakıp Yüce Allah'ın hoşnutluğunu arayan insandan hem Allah hoşnut olur hem de insanlar. Allah'ın hoşnutluğunu bırakıp, insanların hoşnutluğu peşinde koşandan ise ne Allah hoşnut olur ne de insanlar."

7- Bir memleketi idare etmenin çok güç bir şey olduğunu bilmelidir. Yüce Allah'ın kullarını adalet ve insafla yönetmek hayli zordur. Bunu yerine getiren, en büyük saadete kavuşur. Kusurlu hareket eden ise, küfürden sonra uğranılacak en büyük felakete uğrar.
İbni Abbas (R.A.) diyor ki:
"Bir gün Peygamber Efendimiz Harem-i Şerif'e gelip Kâbe'nin kapısındaki halkadan tuttu ve orada bulunan Kureyş topluluğuna şöyle buyurdu: "Kureyşliler üç şeye dikkat ettikleri sürece sultan onlardan olur:
a) Kendilerinden merhamet isteyenlere merhamet etmek.
b) Adaletle hükmetmek.
c) Verdikleri sözü tutmak.
Bu üç şeyden birini terkedene Allah'ın melekleri ve insanlar lanet ederler. Allah onun ne farzını ne de sünnetini kabul eder."
Aykırı hareket edildiği zaman farz ibadetlerinin bile kabul edilmediği bu işin ne kadar büyük bir şey olduğuna dikkat edin.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"İki kişi arasında hüküm verirken haksızlık yapan zâlime Allah lanet etsin."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yakında doğu ve batı tarafları fethedilecektir. Oradaki amirlerden haramdan sakınan, fetva ile iş gören ve emaneti yerin getirenler hariç, hepsi cehennemlik olur."

Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah'ın emrine verdiği kulları ihmal edip şefkat ve nasihat etmeyen hiç kimse yoktur ki, Allah ona cenneti haram etmesin."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Müslümanları idare eden kimse, onları kendi çoluğu-çocuğu gibi korumazsa cehennemde yerini hazırlasın."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Ümmetim içinden şu iki sınıf insan şefaatimden mahrum kalır:
a) Zâlim sultan,
b) Dinde taşkınlık yapıp sınırı aşan bid'at sahibi."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Kıyamet gününde en şiddetli azap, zâlim devlet reislerinedir."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah şu beş kişiye gazap eder. Dilerse cezalarını bu dünyada verir, dilerse onları kıyamette cehenneme atar:
a) Kendi hakkını emri altındakilerden alıp, onlara haklarını vermeyerek zulüm yapan yönetici.
b) Emrindekiler kendisine itaat ettikleri halde, kuvvetli ile zayıfa aynı şekilde davranmayarak bir tarafı kayırır şekilde konuşan yönetici.
c) Karısını ve çocuklarını Allah'ın emirlerine uymaya davet etmeyip dini işleri onlara öğretmeyen ve nafakalarını helalden mi, haramdan mı kazandığını umursamayan kimse,
d) Tuttuğu işçi işini tam yaptığı halde, ücretini tam vermeyen kimse.
e) Karısına mehir hususunda haksızlık yapan kimse."
Bir gün Hz. Ömer (R.A.) cenaze namazı kıldırmak istedi. Bir başkası öne çıkıp namazı kıldırdı. Cenaze mezara gömüldükten sonra da elini mezara koyup şöyle dedi: "Allahım, ona azap edebilirsin. Zira senin emirlerine karşı gelmiş olabilir. Eğer rahmet edersen, senin rahmetine muhtaçtır. Ey ölü! Ne mutlu sana ki ne halife idin, ne emniyet amiri idin, ne katip idin, ne yardımcı idin ve ne de maliye memuru idin." Sonra ortadan kayboldu. Hz. Ömer (R.A.) emir verip arattırdı fakat bulamadılar. Şöyle dedi: O Hızır (A.S.) dı.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Vay reislerin haline, vay âlimlerin haline, vay emanetçilerin haline. Onlar kıyamet gününde "Dünyada saçlarımızdan asılsaydık da idare işlerine karışmasaydık" diye temenni ederler."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"on kişiye reislik yapıp da kıyamet gününde eli bağlı olmayan kimse yoktur. Eğer iyi işler yapmışsa kurtulur. Yoksa ikinci bağı vururlar."
Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
"Göklerin hakimi olan Allah'tan, yeryüzünde hakim olanlara korkular olsun. Ancak insanlar adalet ve insaf ile hükmedip kimsenin hakkını kaybetmeyen, şahsi arzusuyla hükmetmeyen, kendi yakınlarını kayırmayan, korku ve rica ile doğru yoldan dönmeyen, Kur'an-ı Kerime bakıp onun dediklerine göre iş görenler kurtulacaktır."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Yüce Allah kıyamet gününde reisleri toplayıp şöyle buyurur: Siz benim koyunlarımın çobanı, yeryüzü hazinelerinin sahibiydiniz. Niçin benim emrettiğimden daha çok had vurdunuz ve ceza verdiniz?." Onlar derler ki: Ya Rabbi, sizin emirlerinizi tutmadıkları için öyle yaptık. Yüce Allah buyuracak: Niçin benden fazla kızdınız?
Sonra başkalarını getirirler. Yüce Allah onlara buyurur: Niçin benim emrinden az had cezası vurdunuz? Onlar da der ki: Ya Rabbi, onlara acıdık. Yüce Allah buyurur: Benden daha mı çok merhametlisiniz? Sonra daha çok ve daha az vuranların götürülüp onlarla cehennemin bir köşesinin doldurulmasını emir buyurur."
Huzeyfe (R.Anh.) diyor ki:
"Ben iyi olsun olmasın hiçbir zaman bir devlet reisini övmem. Niçin? Diyenlere şöyle cevap verdi:
Peygamberden (S.A.S.) duydum ki: Kıyamet gününde zâlim olsun adil olsun ne kadar amir varsa hepsini toplayıp sırat köprüsünden geçirirler. Yüce Allah sırat köprüsüne "Onları salla" emrini verir. Hükmederken haksız davrananlar iş yaparken rüşvet alanlar ve kayırıcılık yapanlar ilk sallanmada düşerler. Yetmiş yıl indikten sonra ancak cehennemin dibindeki yerlerine ulaşırlar."
Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Davut (A.S.) kıyafet değiştirip tanınmayacak bir şekilde dolaşırdı. Kimi görse: Davud'un hal ve hareketi nasıldır? Diye sorardı. Bir gün Cebrail (A.S.) insan şekline girip yanına geldi. Davut (A.S.) aynı soruyu ona da sordu. Şöyle cevap verdi: İyi insandır. Fakat kendi emeğiyle geçinip beytülmalden yemeseydi daha iyi olurdu. Davut (A.S.) mihrabına çekilip ağladı ve: Ya Rabbi, bana bir sanat öğret de geçimimi onunla sağlıyayım, dedi. Yüce Allah da ona zırh yapma sanatını öğretti."
Hz. Ömer bekçi yerine kendisi dolaşırdı. Nerede bir eksiklik görse onu tamamlardı ve şöyle derdi: "Fırat kenarında yağ sürülmemiş halde gezen uyuz koyunun bile, kıyamet gününde benden sorulmasından korkarım." Oysa kendisinden sonra hiç kimsenin elde edemiyeceği bir adalet ve ihtiyata sahipti.
Abdullah bin Amr bin As (R.A.) diyor ki:
Her zaman Yüce Allah'a Hz.Ömer'i bana rüyamda göstermesi için dua ederdim. On iki yıl sonra onu rüyamda gördüm. Yeni yıkanmış, elbisesi sarkmış bir durumdaydı. Sordum: "Ey mü'minlerin emiri, Yüce Allah seni nasıl karşıladı?" "Ey Abdullah, sizden ayrılalı ne kadar oldu?" dedi. On iki yıl oldu dedim. "O zamandan beri hesapta idim. Sonunda kaybetmekten korkuyordum ama O'nun rahmetine güveniyorum."
Bizanslılar Hz. Ömer (R.A.) ahlakını ve nasıl bir insan olduğunu öğrenmek için bir elçi gönderdiler. Elçi Medine'ye gelince: "Kralınız nerededir?" diye sordu. "Bizde kral yok emir var. O da şehir kapısından çıktı. Nerede olduğunu bilmiyoruz." dediler. Elçi de kapıdan çıkınca Hz. Ömer'i gördü: Güneşte uzanmış, kamçısını başının altına koymuş alnından terler akıyordu. O kadar ki terden yerler ıslanmıştı. Bu hali gören elçi çok etkilendi. Kendi kendine şöyle dedi: "Çevresindeki kralların korkusundan titrediği kimsenin böyle ıssız yerde uyuması, muhakkak ki adil olup güven içinde bulunmasından ileri gelir. Bizim krallar zâlim olduğu için korku içindedirler. İslam dininin hak olduğuna şahitlik ederim. Eğer elçi olarak gelmeseydim, hemen Müslüman olurdum. Fakat yerine getirmem gereken hizmeti tamamlayıp geleceğim ve Müslüman olacağım."
Amirliğin tehlikesi büyüktür. Bunu anlatmak uzun sürer. Devlet reisi din âlimleriyle beraber olursa selameti bulur. Zira âlimler onlara adaleti öğretir, yolun tehlikelerini gösterirler.

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz