GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

DEFİNE-DEFİNECİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 DEFİNE-DEFİNECİ Bir Perş. Tem. 01, 2010 7:44 am

CANTAR




DEFİNE = HAZİNE
OSMANLICA KENZ
Yer altında saklı kalmış saklanılmış kıymetli eşya altın para mücevherat gibi şeyler topluluğu

MAHZEN

Hazine ve define gibi şeyleri koyacak saklanılacak yer.
Erzak saklama yeri.
Bodrum.
Yeraltına oyularak hazırlanan oda




DEFİNECİ

DEFİNECİ : Önceden saklanılmış hazineleri bulmaya
çalışan insandır.
Bu işin başarılması için mutlaka bir eğitim alması
gerekir, eğitimsiz defineci yarardan çok zarar verecektir.
Bilinçsiz
defineci neyi nerede ve nasıl arayacağını bilmez.
Eğitimsiz bir
defineci, aynı zamanda iflah olmaz bir hastalığın bir umut sevdasının
aşığıdır.
Definecinin eğitim alacak bir kurumu yoktur.
Bu
itibarla kulaktan kulağa dolaşan rivayetlere göre hareket etmektedir.
Bu
nedenle dedektör satıcılarının, medyumların, cincilerin ekmek teknesi
halindedirler.

Önemli:
Yoğun teknoloji ve bilginin
kullanıldığı çağımızda , muhtelif hurafelerle varsayımlarla yola çıkmak
sahaya araziye çıkmak akıl kârı değildir.
definecinin ve Arkeoloğ'un
ana kaynağı arazidir.

Definecinin sorunlarının başında eğitim
sorunu gelmektedir.
Bu soruna devletimizin el atması şu an
itibariyle mümkün gözükmemektedir.
O zaman bu sorunu nasıl aşacağız.

Gelişmiş teknoloji sayesinde yazarak, yazdıklarını,tecrübelerini
paylaşarak klasik anlayışta , yapıda kurtulabilir.
Yardımlaşarak
eğitim sorununu hal edebilirler.

1- Özü Sözü doğru olmalıdır.
2- Tecrübelerini paylaşmalı işini bir görev saymalı
3- Çözemediği
izleri korumalı , kırmamalıdır bozmamalıdır.
4- Yasal sınırları
aşmamalı, kaçak kazı kesinlikle yapmamalıdır.
5- Tarihi bilgisi üst
seviyede olmal,araştırma yapacağı bölgenin önceki yaşam şeklini
yaşantısını araştırmalıdır.
6- Bu alanda kullanacağı teknolojiyi iyi
tanımlamalı kullanacağı alet edevatların kullanımını iyi bir şekilde
kullanımını öğrenmelidir..
7- Nefsine düşkün tamahkâr aç gözlü
olmamalıdır.
8- Defineciliği asla bir geçim kaynağı olarak görmemeli
buna umut bağlıyarak evini yaşam şeklini ihmal etmemelidir. Bir hobi
şeklinde yapmalıdır.
9- Tarihi izleri doğayı korumalı zarar verenlere
mani olmalıdır.
10- Defineci bir arkeolog kadar bilgili ve becerikli
olmalı kazı şekillerini ne şekilde ve nereden işe başlanması
gerektiğini iyi bilmelidir.
11- Yapacağı işleri bir plan proje
dahilinde yapmalıdır.
12- Her bulduğu veriyi kayıt etmeli, sonrada
sakin sağlıklı bir zihin açıklığında kendince yorumlamalıdır.
13-
Hurafelerle varsayımlarla safsatalarla yola çıkmamalı Mutlaka yüzeysel
bulgularla mantıklı bir şekilde işe araştırmaya başlamalı.

saygılarımla

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 İSLAM'A GÖRE DEFİNE Bir Perş. Tem. 01, 2010 9:13 am

CANTAR




Yere gömülmüş
değerli mallar
Fıkıh literatüründe "kenz" olarak nitelendirilen, gömülü bulunduğu
yerden çıkarılan ve sahibi bilinmeyen altın gümüş paralar, silâhlar,
aletler, ev eşyaları gibi mal ve eşyaya verilen
isim İslâm fıkhına göre defineler
üçe ayrılır: 1- İslâmî defineler: Üzerinde herhangi bir İslâmî işaret
bulunan, diğer bir ifade ile, üzerinde kelime-i şehadet gibi bir yazı,
bir işaret, bir simge taşıyan ve müslümanlara ait olması kesin olan ve
yer altından çıkarılan paralar ve eşyalar 2- Cahiliye devri
defineleri: Üzerinde İslâmî olmayan bir simge, bir işaret, bir yazı vb belirleyici özellik bulunan,
meselâ, İslâm öncesi milletlere ait tanrıların resimleri veya müslüman
olmayan hükümdarların birinin resmi bulunan ve gömülü halde bulunan
paralar veya diğer eşyalar
3- Müştebeh defineler: Üzerinde belirleyici bir işareti veya simgesi,
nakşı, baskısı karışık olduğundan, bulunan bu definenin müslümanlara mı,
yoksa müslüman olmayan milletlere mi ait olduğu bilinemeyen veya
anlaşılamayan gömülü halde bulunan para ve diğer eşyalara denir (Ö N Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve
Istılahâtı Fıkhıyye Kamusu, IV, 75-76)
İslâm'da tanımlarını verdiğimiz defineler, beytü'l-mâl*'in gelirleri
arasında yer alır Bu defineler, yukarıdaki
kısımları ile, bu defineleri bulana ve bulunduğu yere göre hazineye
belli miktarı devredilir Söz konusu olan defineler
fıkıh kitaplarında madenlerin hükmüyle beraber ele alınırlar Hatta her iki grup da, yer
âltında gömülü olup, sonradan çıkarıldıkları için, define ve madenlere
beraberce "rikâz" diyenler vardır (Şeyhî-Zâde, Mecmeu'l-Enhur, İstanbul
1301, l 405) Dolayısıyla ister öşür
arazisinde, ister haraç arazisinde bir müslüman veya müslüman olmayan
fakat İslâm diyarında yaşayan ve adına "zımmî" denilen kişilerce bulunup
eritilebilen madenler ile, bir zamanlar müslüman olmayanlar tarafından
gömülmüş defineler, miktarlarının azlığına veya çokluğuna bakılmaksızın
vergiye tabi tutulmuşlardır
Alınan vergi oranları da şöyledir: Bir müslüman veya zımmî, ateşte
eriyebilen altın, gümüş, bakır vb madeni bulduğunda bunun
beşte birini hazineye devreder; geri kalan kendisine ait olur Bunları bulan kişinin
müslüman, veya zımmî, hür veya köle, çocuk veya bâliğ, erkek veya kadın
olmasında fark yoktur Bu hüküm sahipsiz bir
arazide bulunan madenler içindir Fakat madenin bulunduğu
arazinin sahibi varsa bulunan madenin beşte dörtlük bir miktarı arazi
sahibine aittir (Bilmen, age IV, 102)
Müslüman olmayan bir ülkeden kalkıp, izinsiz olarak İslâm ülkesine
girmiş bir "harbî"* nin, İslâm diyarında bulduğu madenlerin tamamı
"fey"* hükmündedir Bu sebeple bu harbinin
bulduğu herşey elinden alınır ve hazineye devredilir Şayet müslüman olmayan kişi,
turist gibi İslâm ülkesine izinli giren "müste'min" ise, yine o kişinin
bulduğu define de elinde bırakılmaz ve hepsi alınır Buna karşılık hükümetin
müsadesiyle, defineyi çıkarmaya çalıştıysa, anlaşma şartlarına göre
hareket edilir (Bilmen, age, IV, 103)
Üzerinde İslâmî bir işaret, meselâ kelime-i şehadet, Kur'ân'dan bir âyet
veya müslüman bir hükümdarın ismi bulunan bir define bulunursa, bu
define "lukâtâ* (yitik mal) hükmündedir Buna mukabil üzerinde
cahiliye devrine ait olduğunu gösteren işaret bulunan veya bir müslümana
ait olmadığına dair kesin bir işaret bulunan defineler, yine beşe
ayrılır ve beşte biri hazineye, geri kalanı bulana verilir Fakat bu defineyi bulan
kişi, harbî veya müstemin ise buldukları define ellerinden tamamen
alınır ve hiçbir pay verilmez Aynen madenlerde olduğu
gibi(el-Mevsılî, el-İhtiyar, İstanbul 1980, I, 117-118)
Madenlerde olduğu gibi, eğer bir kişi defineyi kendisinin malı olmayan
bir yerde, yani mülk olmayan dağ, sahra gibi sahipsiz bir yerde
bulduysa, bulduğu definenin beşte biri hazinenin, geri kalanı da
kendisinin olur Fakat bu define, mülk olan
arazide bulunduysa, yine beşte biri hazineye, geri kalanı ise, bu
arazinin müslümanlarca ilk defa fetholunduğunda İslâm devlet başkanı
tarafından kime verilmişse, o kişiye veya vârislerine verilir Varis de yoksa, bu define
tamamen hazineye devredilir (el-Mevsılî, ae, I,118) İslâmî mi, yoksa cahiliyye
dönemine mi ait olduğu kesin belli olmayan ve üzerinde açık bir işaret
bulunmayan define, cahiliyet definesi hükmüne tabi olur Başka bir görüşe göre ise,
bu defineler de İslâmî definelerden sayılırlar
Bir müslüman veya zımmî İslâm ülkesi olmayan bir ülkeye (dâru'l harb'e)*
izinli olarak girip burada bir define bulsa, bu definenin tamamı bulana
ait olur İslâm devleti bundan
birşey almaz Fakat kuvvet ve
cesaret sahibi bir topluluk böyle bir ülkeye gidip, defineyi bulmayı ve
almayı başarsalar, bu definenin beşte biri hazine için alınır Çünkü bu şekliyle elde
edilen mallar ganimet sayılır Aynı şekilde dâru'l-harbe
giren müslüman veya zımmî, oradaki evden bir define bulsa, bu definenin
tamamını evin sahibine iade eder Aynı hüküm, sahibli arazide
bulunan defineler için de geçerlidir Çünkü aksine hareket etmek,
hıyanet ve zulüm sayılır (Şeyhîzade, Mecmau'l-Enhur,
İstanbul 1301, I, 207)
Denizden çıkarılan her türlü definenin tamamı çıkarana aittir Bu görüş İmam-ı A'zam ve
Muhammed'e göredir Ebu Yusuf'a göre ise,
denizden çıkarılan definelerin de beşte biri hazineye alınır (Bilmen, age IV, 103-104; el-Kâsânî,
Bedâiu's-Sanâyi', Beyrut 1974, II, 65-66)



En son CANTAR tarafından Perş. Tem. 01, 2010 8:51 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

CANTAR





Bir kimse kendisine veya başkasına
ait bir yerden bulduğu hazineyi-defineyi-madeni, devlete vermeyip
kendine alabilir mi?


Maden ve Definelerin Zekâtı


- Define, hazine veya rikaz denilen konuda alimlerin farklı görüşleri
vardır. Hanefilere göre, hem madenler, hem de eski devirlerde yer altına
gömülen her türlü kıymetli eşya
“Rikaz” kapsamındadır. Diğer üç
mezhebe göre, madenler
“Rikaz” kapsamında değildir.
- Altın-gümüş gibi defineler beş parçaya bölünür. Bunlardan beşte biri,
devlet alır. Şafiilere göre bunu zekat olarak dağıtılması gerekir. Diğer
mezheplere göre ise, kamu yararı için kullanılır.
- Alimlerin cumhuruna göre, bulunan defineden alınan beşte biri devlet
tarafından dağıtılır. Bazı alimlere göre ise, defineyi bulan kimse de bu
beşte birini bizzat kendisi de dağıtabilir(bk. V. Zuhaylî,
el-Fıkhu’l-İslamî, 2/786).
Şahsın kendi evinde veya han ve otelinde yaptığı kazada vergi kapsamına
giren madenlerden birine rastlarsa, İmam Ebû Hanîfe’ye göre, bundan
yergi alınmaz. İmameyn'e göre, diğerlerinde olduğu gibi beşte bir vergi
alınır. (Et-Tebyîn – Zeylaî)
Başkasına ait bir arazide
yapılan kazıda define ya da vergi kapsamına giren bir madene
rastlanırsa, bunun beşte biri mutlaka devlete vergi olarak ödenir.
Geriye kalan kısım, İmam Ebû Hanîfe'ye göre, arazi sahibine aittir.
(Şerh-i Tahavi - Fetâvâ-yi Hindiyye)
Arazinin sahibi var, ama
bilinmiyorsa, varisleri de ortada yoksa veya tanınmıyorsa, devlet
hazinesine bırakılır. (Tatarhaniyye-Bedayi-Bahrirâik-Şerh-i Tahavi)
Vârisleri tesbit edildiğinde onlara verilir, Tesbiti mümkün olmadığında
olduğu gibi devlet hazinesine devredilir.
Yapılan kazılarda, başkasına ait olmayan bir arazide silah, kap, süs
eşyası, ve benzeri şeyler bulunursa, bu da define sayılır ve beşte bir
vergisi alınır. (Et-Tebyin - Zeylai - Fetâvâ-yi Hindiye; bk. Celal
Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/147-149)
Not:
Madenler ve deniz mahsulleri konularında detaylı bilgi için aşağıdaki
açıklamaları okumanızı tavsiye ederiz.
“Sizin için yerden
çıkardıklarımızdan infak ediniz...” (Bakara: 2/267) ifadesi ile
genel olarak ziraî mahsullerden zekât yükümlülüğüne işaret edilmiş
olduğuna ve âyetteki “infak ediniz” emrinin, fakihlerin çoğunluğu
tarafından “zekâtını veriniz” anlamında tefsir edildiğine yukarıda temas
edilmişti. Allah Teâlâ topraktan çeşitli mahsuller bitirdiği gibi,
O'nun yarattığı çok çeşitli madenler de yine topraktan çıkarılmaktadır.
Bu sebeple, fakihler zikredilen âyetin umumi anlamı gereğince madenlerde
de ödenmesi gerekli bir hakkın bulunduğunu düşünmüşlerdir.
Hz. Peygamberin hadislerinde ve sahabe uygulamasında yeraltında bulunan
define ve madenlerin vergilendirildiğine dair çeşitli rivayet ve
bilgiler bulunur. Fıkıh literatüründe “rikâz” madenleri, diğer yeraltı
zenginliklerini ve yer altında gömülü antika, hazine ve benzeri eşyayı
ifade eden geniş bir kapsama sahiptir. Bu itibarla konu rikâz, madenler,
deniz mahsulleri olmak üzere üçlü bir ayırım içinde ele alınabilir.

a) Rikâz
Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yeraltında
bulunan veya insanlar tarafından yeraltına gömülüp gizlenen her türlü
kıymetli maden ve eşyayı ifade eder.
Hz. Peygamber'in “Rikâzda humus (1/5 nisbetinde vergi) vardır” (Ebû
Ubeyd, el-Emvâl, nr. 856-860) buyurduğu, Hz. Ömer'in Medine dışında
bulunan 1000 dinar altın paranın 200 dinarını devlet adına beytülmâle
aldığı, Hz. Ali'nin de madenleri rikâz diye isimlendirip, çıkarılan
maden parçalarından ve bulunan eski devirlere ait paralardan 1/5
nisbetinde vergi aldığı rivayet edilir. (Ebû Ubeyd, a.g.e, nr. 871,
874-875)
Rikâzla ilgili hadis ve sahabe tatbikatını değerlendiren fakihler, bu
terimin kapsamı üzerinde görüş ayrılığına düşmüşlerdir.
İmam Şafiî, îmanı Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre rikâz eski devirlerde
yer altına saklanan ve İslâmî devirde bulunan kıymetli eşya, hazine ve
definedir. Madenler rikâzın kapsamına girmez. Hatta İmam Şafiî rikâzı
sadece Câhiliye devrinde gömülmüş olan altın ve gümüşe hasreder.
Hanefî fakihleri ise hem madenleri ve hem de eski devirlerde yeraltına
gömülüp gizlenen her nevi kıymetli eşyayı rikâz mefhumu içinde mütalaa
ederler.
Rikâz; eski devirlerde yeraltına gömülen veya herhangi bir sebeple
yeraltında kalan kıymetli eşyayı ifade ettiğinde,
1. Mevât (işlenmemiş, sahipsiz) topraklarda veya sahibi bilinmeyen
topraklarda bulunmuş ise 1/5'i vergi olarak alınır, kalan 4/5'i bulana
verilir. Mülk arazide bulunmuş ise Hanefîler'e göre 4/5'i mülk sahibi
veya vârislerine ait olur. Bu eşyayı gayri müslim tebaadan biri veya
çocuk da bulsa durumda bir değişiklik olmaz.
2. Bulunan altın-gümüş ve kıymetli eşyanın İslâmî alâmet (mühür, yazı
gibi) taşıması halinde “lukata” hükümleri uygulanır. Bu halde bulunan
eşya bir sene müddetle -usulüne uygun- ilân edilir, sahibi çıkmazsa
beytülmâle teslim edilir.
3. Bu nevi bulunan eşyanın vergilendirilmesi için cumhura göre nisab da
aranmaz. İmam Şafiî nisab şartını ileri sürmüştür.
4. Fakihler rikâzın 1/5 nisbetinde vergiye tâbi olabilmesi için,
bulunduktan sonra üzerinden bir sene geçmesinin şart olmadığında görüş
birliğindedir.
Rikâz ile ilgili hadislerde, alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât
verilecek kimselere mi, yoksa fey kapsamında düşünülüp zekâtın dışında
kalan muhtelif devlet giderleri için mi harcanacağı hususunda açıklık
yoktur. Bu sebeple fakihler rikâzın dağıtımı hususunda farklı görüşler
ileri sürmüşlerdir.
İmam Şafiî rikâzdan alınan 1/5 nisbetindeki verginin zekât verilecek
kimselere sarfedileceğini, Ebû Hanîfe, -bir görüşe göre- İmam Mâlik ve
Ahmed b. Hanbel ise bu gelirin fey hükümlerine tâbi olup zekât dışında,
kamu hizmetlerine harcanacağım savunmuşlardır.
Rikâz, yeraltına gömülmüş altın, gümüş, hazine yani kenz ve define
anlamına alındığında önemli bir devlet geliri sayılmamalıdır. Çünkü bu
çeşit hazine ve antik eşyanın bulunup çıkarılması sık sık rastlanan bir
olay değildir. Ancak, Hanefî fakihlerine göre madenler rikâz mefhumu
içinde mütalaa edildiğinden, rikâzın vergilendirmesi büyük önem
taşımaktadır. Hemen aşağıda izah edeceğimiz gibi, bu durumda hem kapsamı
genişlemiş olacak ve hem de maden vergi nisbetleri 1/5 olarak kabul
edildiğinden devlet gelirleri içinde önemli bir yekûn tutacaktır.
b)
Madenler
Arap yarımadasında İslâm'ın ilk devrinde maden işletmeciliği ve ticareti
pek gelişmemiş, bunun sonucu olarak maden vergi hukuku tatbikatı da
sınırlı sayıdaki uygulama örneğine münhasır kalmıştır. Bu sebepten
dolayı da müctehidler hangi nevi madenlerin zekâta tâbi olduğu,
hangilerinin olmadığı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Hanefî fakihlerinden Serahsî (ö. 490/1090), maden vergi hukuku yönünden
önemli olan aşağıdaki taksim şeklini verir.
Yeraltından çıkarılan madenler üç kısımdır:
1. Katı olup eritilebilen ve dökümü yapılabilen madenler; altın, gümüş,
demir, bakır gibi.
2. Eritilmeye elverişli olmayan katı madenler; mermer, kireç, kömür
gibi.
3. Sıvı olup katılaşmayan madenler; cıva, petrol gibi.
Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre, katı olup eritilebilen ve dökümü
yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi madenler vergiye tâbidir.
Eritilmeye elverişli olmayan yakut, zümrüt, mermer, kireç gibi
madenlerle, sıvı olup katılaşmayan civa, petrol gibi madenlerden vergi
alınmaz.
Şafiî'ye göre, sadece altın ve gümüş madenleri zekâta tâbidir, bunların
dışında kalan madenler zekâta tâbi değildir.
Hanbelî fakihleri ise, altın ve gümüş ile diğer madenler arasında
herhangi bir fark gözetmemişler ve Bakara sûresinin 267. âyetinin genel
anlatımından hareket ederek, cinsi ne olursa olsun bütün madenlerin
zekâta tâbi olduğu görüşünü savunmuşlardır. Hanbelî mezhebine göre,
yerden çıkan bütün madenler zekâta tâbidir. Bu madenlerden ister altın,
gümüş, demir, bakır gibi eritilip dökümü yapılabilir cinsten olsun,
ister yakut, zümrüt, sürme gibi sert olup eritilemeyen madenler olsun,
isterse zift, neft, petrol gibi sıvı halde bulunan madenlerden olsun,
bir ayırım gözetilmeksizin hepsinden zekât alınır.
Günümüzde özellikle petrol gibi yeraltı zenginlikleri sadece şahıslar
değil ülke ekonomileri açısından da büyük bir önem ve değer taşımaya
başlamıştır. Klasik dönem fakihlerinin madenlerin zekât veya vergiye
tâbi olup olmadığı konusundaki görüşleri, dönemlerinde bilinen ve elde
edilen madenlerin o günkü ekonomik değeriyle ve toplum için taşıdığı
önemle yakından bağlantılıdır. Zekâtı ve vergilendirmenin temelinde
servetten pay alınıp ihtiyaç sahipleri ve toplum yararına harcanması
olduğuna, fakihler de daima bu ilkeyi korumaya çalıştıklarına göre,
onların madenlerin zekâtıyla ilgili görüşlerinin günümüze aktarılması,
bu ilke ve çerçeve dahilinde yapılmalıdır. Bu itibarla Hanbelî
mezhebinin görüşü doğrultusunda hareket edip, günümüzde bütün madenlerin
zekâta tâbi tutulması gerektiğini ifade etmek, diğer mezheplerin
görüşleriyle de esasta çelişmez. Bu anlayış zekâtın ruhuna daha
uygundur. 85 gram altım olanı zekâta tâbi tutup milyarlarca dolarlık
kazanç elde eden maden ve petrol işletmecisini zekâttan muaf tutmak
İslâm'ın daima öngördüğü ve önem verdiği adalet ölçüsüyle bağdaşmasa
gerektir.
Madenlerden alınacak zekâtın nisbeti konusu fakihler arasında
tartışmalıdır. Hanefi mezhebi fakihleri madenleri rikâz mefhumu içinde
mütalaa ettiklerinden, rikâzla ilgili hadise istinaden vergi nisbetinin
1/5 olacağı, İmam Şafiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise madenlerden 1/40
(% 2.5) nisbetinde zekât alınacağı görüşünü benimsemişlerdir.
Madenlerin zekâta tâbi olabilmesi için belli bir nisaba ulaşması ve
üzerlerinden bir sene geçmiş olması şart mıdır?
Hanefî mezhebine göre madenlerde nisab aranmaz. Bulunan veya işlenen
maden az da olsa çok da olsa vergiye tâbidir. Çünkü maden rikâzdır,
Rikâzda da 1/5 nisbetinde alınması gerekli bir “hak” olduğu hadisle
belirtilmiştir. Buna göre sahipli arazide eritilebilen ve dökümü
yapılabilen altın, gümüş, demir, bakır gibi bir maden bulunursa devlet
1/5 nisbetinde vergisini alır, kalanı yani 4/5'i o arazi sahibine
verilir.
İmam Mâlik, İmam Şafiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre ise madenlerin zekâta
tâbi olabilmeleri için nisab miktarına ulaşması gerekir. Bu da
hadislerle gösterilen altın ve gümüş nisabıdır. Madenler bu kıymetlere
ulaşmadıkça zekâta tâbi olmazlar.
Bütün fakihler madenlerin zekâta tâbi olabilmeleri için üzerinden bir
sene geçmesinin şart olmadığı görüşünde birleşmişlerdir.
Maden, sahibi bilinmeyen arazide veya devlete ait topraklarda bulunursa
yine devlet 1/5 payını alır, kalan 4/5'i bulana ait olur.
Hanefiler'e göre madenlerden alınan 1/5 nisbetindeki vergi fey hükmüne
tâbidir, dolayısıyla kamu yararına olmak üzere devlet giderleri içinde
sarf edilir.
Diğer mezhep imamlarına göre ise alınan vergi zekâttır ve Tevbe
sûresinin 60. âyetinde gösterilen zekât sarf yerlerine harcanır.
c)
Deniz Ürünleri
Bu konuda Hz. Ömer'den bir uygulama örneği aktarılır: Hz. Ömer Ya'lâ b.
Ümeyye'yi deniz kıyılarına âmil olarak tayin eder. Ya'lâ deniz kıyısında
bulunan bir anber hakkında Hz. Ömer'den yazılı görüş ister. Hz. Ömer de
ashapla istişareden sonra şöyle görüş bildirir:
“Şüphesiz anber, Allah'ın nimetlerinden biridir. Anberde ve onun gibi
denizden çıkarılan diğer kıymetlerde 1/5 (nisbetinde vergi borcu)
vardır.” (Ebû Yûsuf, el-Harac, s. 76)
İslâm vergi hukukunun klasik dönemdeki önemli müelliflerinden Ebû Ubeyd
de Emevî Halifesi Ömer b. Abdülazîz'in Umman âmiline, denizden çıkarılan
balıkların değeri gümüş nisabına ulaşırsa, onlardan zekât tahsil
etmesini emrettiğini rivayet eder. (el-Emvâl, nr. 888) Ve adı geçen
müctehid halifenin denizden çıkarılan her türlü kıymetli eşyanın zekâta
tâbi bulunması görüşünde olduğunu bildirir.
Dönemlerinde denizden elde edilen ürünlerin önemli bir yekûn tutmadığı
için olmalı, fakihler deniz mahsullerinin zekâta tâbi mallardan olmadığı
görüşündedirler. Ebû Yûsuf ise denizden çıkarılan inci, mercan gibi
kıymetli süs eşyaları ile anber gibi kokuların 1/5 oranında vergiye tâbi
tutulması gerektiğini ileri sürer. (bk. İslam İlmihali, Diyanet İşleri
Başkanlığı, 2/450-453)



En son CANTAR tarafından Perş. Tem. 01, 2010 8:51 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

4 Geri: DEFİNE-DEFİNECİ Bir Perş. Tem. 01, 2010 12:56 pm

Misafir


Misafir
S.a güzel paylaşım için teşekkürler

5 Geri: DEFİNE-DEFİNECİ Bir Perş. Tem. 01, 2010 7:03 pm

Misafir


Misafir
s.a..gercekten super bilgiler bunlar..ellerinize saglik...

6 Geri: DEFİNE-DEFİNECİ Bir Cuma Tem. 02, 2010 1:12 am

styla




Selam. Güzel paylaşım emeğinize sağlık. Ama ben su defineci acıklamasından alındım biraz Very Happy

7 DEFİNEYE ve GÖMÜYE GİDERKEN Bir Ptsi Ağus. 16, 2010 2:49 am

CANTAR




HERŞEYDEN ÖNCE RESMİ PROSEDÜRE UYMAK ŞARTTIR RESMİ MERCİLERDEN GEREKLİ BİLGİ VE İZİNLER ALINMALIDIR...

1- Size gelen define haberinin doğruluğunu araştırmalısınız...

2- Bahsi geçen konuyu doğru teşhis etmeli, definedenmi bahsediliyor yoksa başka branşmı bu önemli...

3- Define bilgi bulgu ve belge gerektirir, anlatılan rivayetleri ise yaşlı
yöre halkından dinleyerek konunun gerçeğe yakınlığını bahsettiğimiz veriler ışığında itibara almalıyız göz
önünde bulundurmalıyız...

4- Elinizde arazi hakkındaki resmi kayıtlar yöre insanının bilgileri ve
defineye dair bilgi bulgu va belgeleri tamamladıktan sonra doğru yerde
ve doğru zamanda olmalıyız...
Resmi kayıttan kasıt aranması yasak olan
yerlerin bilgisidir .
Sit alanları şahıs arazileri gibi,doğru zaman ise
gündüz olacak hava şartları müsait olacak yanımızda gerekli alet edevat mevcut
olacak...

5- Define aramaya gideceğiniz insanlar mutlak güvenilir olacak daha önce
hiç tanışmadığınız kişilerle yola çıkmayınız çünki definecilik spor
olduğu gibi aynı zamanda dayanışmada ister fedakarlık ve özveride ister
dağda başınıza gelen bir kaza olabilir veya arama esnasında bir bulguya
sinyale rastlayabilirsiniz yanınızdaki kişinin güvenirliliği burada çok
önemlidir...

6- Gideceğiniz yola ve yapacağınız masrafa dikkat etmelisiniz
proğramınızı baştan doğru yaparak çalışmalarınızın yarım kalmamasına
özen göstermelisiniz iş planında kaç günlük iş varsa ona göre hazırlık
yapılmalıdır...

7- Define arayacağınız mevkiiye geldiğinizde orada önce kamp vaziyeti
alarak hertürlü ihtiyacınızı görebileceğiniz ortamı sağlamak,defineci
rahat olursa o derece başarılı olacaktır,gerekli hazırlık yapılmadan
gidilirse bıkkınlık ve bezginlik getirir çekilen zahmet ve masrafta boşa
gider...

8- Arazinin doğal yapısıyla farklılık arzeden detaylar hesaba katılarak
yol su ana kaya ve belirgin varlıklar göz önünde bulundurularak harita
varsa pusulayada bakılarak harita doğru yönde tutularak bahsettiğim
belirginlikler baz alınarak tesbit yapılmalı alanı böylece
daraltmalıyız...

9- Eğer işaretle gidilmişse işaretin manasını önceden bilerek gidilmeli
ve mevkiye gelindiğinde işaretin diline göre arama yapacağimız alanı
daraltmalıyız ancak unutmamak gerekirki işaretler tek olmaz...

10- Elimizde aradığımız definenin cinsine göre cihaz bulundurmalıyız alan
tarama ve nokta tesbit edebileceğimiz cihazlarımız olmalı...

11- Tesbitimizi yaptıktan sonra çalışmamız gereken arazi yapısına uygun
malina, kazma, kürek, ısbatula, fırça, pürmüz, yanıcı madde, eldiven,
halat, makara, ışıldak, maske, uygun ayakkabı, yedek giysi, çekiç murç
keski, çelik şiş, elarabası, balta, kanca, tırpan, orak, kovalar,
bidonlar, cep telefonu, bıçak, kerpeten, v.s bunların hepsini değil
tabiiki çalışma şekline göre alet götürmeliyiz...

12- Hedefe doğru varırken tuzaklıysa daha dikkat edecek ve can güvenliğini ön planda tutmalıyız kendimize dikkat etmeliyiz...

13- Defineye ulaşınca acele etmeden sakin bir kafayla önce bir
duracaksın istişare ederek malzemeye çıplak elle tutmadan odaysa odayı
havalandırmadan açılan malzemenin içindeki havayı solumadan hareket
edeceksin bunlara dikkat etmeli, bir çok defineci bu konulara dikkat
etmediğinden bunu ya hayatıyla ya sakat kalarak sağlığıyla ödemiştir
unutmayalım en büyük nimet maddi olarak sağlığımızdır...

14- Son olarak aradığınız yerdeki tarihi varlıklara değer vererek onlara
zarar vermemek için titiz çalışma yapmalısnız eğer zarar verirseniz
bunun hem kanunen cezası farklıdır hemde kırılan parçalar değerini
kaybedecektir...

15- Bilinçli, araştırmacı ve yukarıda anlatılan detaylara riayet eden definecilerin başarılı olmaları umulur...

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

8 Geri: DEFİNE-DEFİNECİ Bir Ptsi Ağus. 16, 2010 2:57 am

SİMBAD




çok faydalı bilgiler emeğine sağlık cantar usta

9 Geri: DEFİNE-DEFİNECİ Bir Ptsi Ağus. 16, 2010 7:57 am

Misafir


Misafir
S.A..ellerine saglik hocam super bilgiler..

10 Geri: DEFİNE-DEFİNECİ Bir Ptsi Ağus. 16, 2010 10:16 am

Misafir


Misafir



S.a güzel bilgiler için teşekkürler

11 Geri: DEFİNE-DEFİNECİ Bugün 10:54 pm

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz