GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 9 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 9 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

ÖRTÜNME NEDİR?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 ÖRTÜNME NEDİR? Bir Perş. Eyl. 02, 2010 8:28 pm

CANTAR




Bir savaş sonrasında Ümmü Hallâd isminde bir kadın Hz. Peygamber'in
(s.a.v) yanına geldi. Yüzü dahil her tarafı kapalıydı. Savaşa giden
çocuğunu soruyordu. Çocuğu şehid olmuştu. Haberini alınca, edebini ve
halini hiç bozmadı. Ashaptan biri kadının bu haline şaşırdı ve kadına,
''Allah Resûlü'ne gelmiş şehid düşen çocuğundan bu halde haber mi soruyorsun?'' dedi. Bunu duyan kadın,
''Çocuğumu kaybettiysem hayâmı da kaybetmedim ya!'' dedi.
(Ebû Davud, Cihâd, Cool


ÖRTÜNME NEDİR?


Dinimizde erkeğin ve kadının avret yerlerini örtmesi konusu tartışma
götürmeyecek derecede açık, kesin ve şekli belirli bir hükümdür. Fakat
son zamanlarda değişik sebeplerle tartışma konusu yapılmaya
başlanmıştır. Biz de bu konudaki şüpheleri gidermek için bu temel farzın
ne olduğunu değişik yönleri ile ele alacağız.


Örtünme Farz Bir Emirdir

Avret yerlerini örtmek farzdır. Bu konudaki ilâhî emir kesindir. Bu
emir her mümine verilmiştir ve kıyamete kadar geçerlidir. Yüce Allah
namaz gibi örtünmeyi de kesin hükme bağlamış, bunu insanların keyfine
ve tercihine bırakmamıştır. Örtünme şekli, şahsa ve duruma göre az çok
değişse de hüküm değişmez. Böyle olması rahmettir. O, aynı zamanda
örtünmenin bir insan, aile ve cemiyet için ne kadar gerekli olduğunu da göstermektedir.
Akıllı olup bulûğa eren her erkek ve kadın emredilen yerlerini örtmekle
yükümlüdür. Erkek ve kadına göre avret bölgelerinin nereler olduğu
aşağıda açıklanacaktır.
Örtünme, Kur'an ve Sünnet'te açıkça emredilmiş, kimlerin ne zaman,
nerede, ne şekilde örtüneceği bildirilmiştir. Bütün İslâm âlimleri
örtünmenin farz olduğu konusunda görüş birliği içindedir.
Örtü âyeti indikten sonra bütün müslüman kadınlar bu emri istenen
şekilde uygulamaya başlamışlardır. Son asır hariç, hiçbir devirde
müslüman kadının örtünmesi tartışma konusu yapılmamıştır.
Örtünme bir âdet değil ibadettir. Âdet olduğu için örtünenler de vardır. Fakat her mümin kadın, örtünün yüce Allah'ın emri olduğunu bilerek örtünmeli, böylece âdeti ibadete çevirmelidir.
Kur'an ve Sünnet'te örtü için ölçüler verilmiş fakat tek tip kıyâfet
belirlenmemiştir. Bunun için her kadın, verilen ölçülere uymak şartıyla
maddî imkânına, iş durumuna, iklim ve çevre şartlarına göre bu emri
yerine getirebilir.
Yüce Allah erkeklere şu emri vermiştir:
''Mümin erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir.''346
Yüce Allah kadınlara da şöyle emretmiştir:
''Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını
korusunlar. Görülmesi tabii olan yerler hariç ziynet yerlerini
açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynet
yerlerini izin verilenler dışında kimseye göstermesinler. Bir de ayak
bileklerine taktıkları gizli süsler bilinsin diye ayaklarını yere
vurmasınlar. Ey müminler, (önceki kusurlarınızdan dolayı) hepiniz Allah'a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nâil olursunuz.''347
Elmalılı Hamdi Yazır (rah) meşhur tefsirinde der ki:
''Bu âyette emredilen şudur: Kadınlar başlarını, saçlarını,
kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını ve göğüslerini açık tutmayıp
anlatıldığı gibi güzelce örtünsünler. Bunun için onu temin edecek baş
örtüsü kullansınlar. Cahiliye (İslâm öncesi) kadınları da hiç baş örtüsü
kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerini bağlar veya arkalarına
bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açık
olurdu, ziynetleri görünürdü.
İslâm önce açıklığı yasaklamıştır. Sonra, kadınların başlarını örtüp
başörtülerini yanları ve göğüsleri üzerine sarkıtmasını emretmiştir.
Böylece sadece tesettürün farz oluşu değil, aynı zamanda onun ne şekilde
olacağı da gösterilmiştir. Kadın edep ve nezaketinin en güzel ifadesi
bundadır.''348
Kadınlara örtüyü emreden ikinci âyet şudur:
''Ey peygamber!
Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, evlerinin dışına
çıkarken cilbâblarını (dış elbiselerini) üzerlerine alsınlar. Bu,
onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir.''349
Cilbâb, bütün bedeni örten elbiseye denir. Kadınların vücutlarını tamamen örttükleri her türlü elbise cilbâb yerine geçer. 350
Örtünmenin farz olduğu ikinci yer mescid ve namazdır. Bu konuda âyette şöyle buyrulmuştur:
''Ey âdemoğulları! Her mescide (namaza) gelişte elbiselerinizi giyin (avret yerlerinizi örtün).''351
Âyetteki hüküm, Kâbe'de yapılan tavafı ve namaz için mescide gelmeyi de
içine alır. Buradaki ziynetten maksadın ''elbise ve giysi'' olduğu
belirtilmiştir. Böylece İslâm namaz ve tavaf gibi ibadetlerde avret
yerlerinin örtülmesinin farz olduğunu bildirmiştir.352
Hz. Peygamber
(s.a.v) örtünme ile ilgili âyetlerin tefsirini yapmış ve onların nasıl
uygulanacağını göstermiştir. Bu konuda çeşitli hadisler vardır. Biz
ikisini nakledeceğiz:
Hz. Âişe (r.ah) anlatır:
Bir gün Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ ince bir elbise ile Resûlullah'ın (s.a.s) huzuruna girmişti, Hz. Peygamber ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:
''Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu yüzü ve elleri hariç diğer yerlerinin görülmesi helâl değildir.''353
Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
''Allah Teâlâ erginlik çağına girmiş bir kadının namazını başörtüsüz kabul etmez.''354
İmam Ebû Hanîfe'ye (rah) göre, namaz içinde örtülmesi farz olan bir
uzvun dörtte biri kadar kısmı açılırsa namaz sahih olur, fakat açılan
kısım uzvun dörtte birini geçerse namaz bozulur. Cinsel uzuv ve arkadan
ise, elin içi kadar az bir yer bile açılsa namaz bozulur. Ebû Yusuf'a
göre bir uzvun yarısı esas alınmıştır. Yarıdan azının açılması namaza
zarar vermezken, fazlası namazı bozar.
Bu hüküm normal durumlarda böyledir. Eğer bir erkek veya kadın avret
yerlerini örtecek elbise bulamaz ise o durumda namazını imkânı olduğu
şekilde kılar.355
Bu zaruret halidir. Zaruret olunca, normal durumda yasaklanan şeyler
serbest olur. Bu zaruret devam ettikçe, ruhsat da devam eder.
İmam Şâfiî'ye (rah) göre ise avret yerinden herhangi bir kısmın açılması namazı bozar.356

346-Nûr 24/30.

347-Nûr 24/31.
348-bk. Elmalılı, Hak Dini, 6/15 (Azim Dağıtım).
349-Ahzâb 33/59.
350-Kurtûbî, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 14/232; Nesefî,
Tefsîru'n-Nesefî, 3/455; Âlûsî, Rûhu'l-Meânî, 22/127; Elmalılı, Hak
Dini, 6/337.
351-A'râf 7/31.
352-Ebû Bekir Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'ân, 4/205.
353-Ebû Davud, Libâs, 31; Heysemî, ez-Zevâid, 5/137.
354-Ebû Davud, Salât, 84; Tirmizî, Salât, 160; İbn Mâce, Tahâret, 132; Ahmed, Müsned, 4/151, 218, 259.
355-Kâsânî, Bedâi, 1/544-545 (Beyrut 1997).
356-bk. Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 2/68; Şâfiî, el-Ümm, 1/77; Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 1/585-586.

Örtünmenin Hedefi

Örtünmeden maksat edeptir. Edebin hedefi insanı terbiye etmek ve ona şeref vermektir. Örtü ve edep içindeki insan sürekli ibadet halindedir, rahmet altındadır; kulluk yapmaktadır ve sevap almaktadır. Edepli insan hem günahlardan korunur hem de ateşten. Sonuç yüce Allah'ın rızâsıdır. Onun bir kulundan razı olmasından daha büyük hangi saâdet vardır?
İnsandaki edep ve hayâ duygusu örtünmeyi gerektirir. Ancak mümin erkek ve kadınların örtünmede asıl gayesi yüce Allah'ın rızâsını kazanmaktır. Çünkü Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarına uymak bir ibadettir. Namaz ve oruç gibi ibadetleri emreden yüce Allah ibadetin içinde ve dışında örtünmenin şekil ve sınırlarını da belirlemiştir.
Bazıları, örf ve âdetinden dolayı örtünür. Örtünmenin yüce Allah'ın farz bir emri olduğunu bilmez. Bu kadınlar örtünün farz olduğunu bilip bundan sonra Allah'ın emrini yerine getirmek için örtünmeye devam etmelidir.
Bazıları örtüyü bir süslenme aracı olarak kullanırlar. Değişik desen ve
modellerdeki kıyâfetlerle kendilerini daha cazip bir hale getirir,
dikkat çeker, çekmek isterler. Bu yanlıştır. Helâl değildir.
Örtünmenin ibadet olması için şunlara dikkat etmelidir:
1. Örtünme ile yüce Allah'ın emrini yerine getirmeye niyet etmeli ve O'nun rızâsı için giyilmelidir.
2. Örtü dinimizin öğrettiği ölçülerde olmalıdır.
Kadın örtünmekle ayrıca kocasının hakkını koruduğunu, nikâh akdine vefa
gösterdiğini ve böylece büyük bir hayır yaparak sevap aldığını
bilmelidir.

Örtünme İşinde Kocaya Düşen Sorumluluk

Evli kadınların örtünmesinden başlarındaki kocaları sorumlu olduğu
gibi, kız çocuklarının evleninceye kadar örtünme ile ilgili
problemlerinden de birinci derecede babası sorumludur. Çocukla uzun süre
birlikte olan, onun eğitim ve terbiyesiyle yakından ilgisi bulunan anne
de ikinci derecede sorumlu olur. Âyette şöyle buyrulur:
''Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun.''357
Ateşten korumanın ancak iman ve edeple olacağı bildirilmiştir.
Şu hadislerin uyarısı da önemlidir:
''Sizin hepiniz birer çobansınız ve hepiniz yönettiğiniz kişilerden
sorumlusunuz. Erkek ailesinin çobanıdır ve kıyamet gününde onlardan
sorumlu olacaktır. Kadın da kocasının evinden ve çocuklarından
sorumludur.''358
''Çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır.''359

357-Tahrîm 66/6.

358-Buhârî, Ahkâm, 1; Müslim, İmâre, 20; Ebû Davud, Harâc, 1; Tirmizî,
Cihâd, 27; Ahmed, Müsned, 2/5, 54, 55; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 4491.
359-Müslim, Sıyâm, 182.

İbret Onlar Böyle İnanmışlardı


Hz. Âişe (r.ah) anlatır:

''Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını tasdik etmede ve gereğini yerine getirmede ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim.
Nûr sûresindeki, 'Kadınlar baş örtülerini yakalarının üstüne
taksınlar...' âyeti inince, erkekler bu âyetleri okuyarak eve döndüler.
Onu eşlerine, kızlarına, kız kardeşlerine ve hısımlarına okudular. Bu
kadınlardan her biri Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek hemen etek kumaşlarından baş örtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamber'in
(s.a.v) arkasında baş örtüleriyle sabah namazına durdular. Öyle bir
örtünmüşlerdi ki başlarının üstünde yaptıkları sargılardan kargayı
andıran şekiller oluşmuştu.''360

360-Buhârî, Tefsîru Sûre, 24/12; Ebû Davud, Libâs, 29; Ahmed, Müsned, 6/188; İbn Kesîr, Tefsîr, 2/600.


Örtünme Emanettir

Her farz gibi örtü de yüce Allah'ın bir emanetidir. Kadın ve erkeğe örtüyü yüce Allah emanet etmiştir. Onu koruyanı Allah
dünyada fitneden, âhirette ateşten korur. Onu ihmal eden hesaba çekilir
ve kendisine, ''Niçin avret yerlerini yabancıların yanında açtın?''
diye sorulur. Bunun hesabını vermek kolay değildir.
Namus, erkek ve kadın için imandan sonra en büyük emanettir.
Mümin namusunu korumak için can verse şehid olur; cenneti bulur. Kadın
kocasının, koca da kadınının namusudur. Biri diğeri için elbise
yapılmıştır. Birbirlerini örterler, süslerler, korurlar, tamamlarlar.
Tedavi gibi bir zaruret yokken evinin dışında, yabancıların yanında
örtüsünü çıkaran bir kadın, iki kimseye vefasızlık yapmış olur. Biri
vücudun sahibi yüce Allah, diğeri de nikâh emanetini taşıyan kocası. Sonra bu kadın kendisi başta olmak üzere herkese zarar vermiş olur.
Koca medeniyet zannedip kadınından örtü perdesini açmasını istese bile kadın Allah için açmamalıdır. AllahAllah bu konuda hepimizi şöyle uyarmaktadır:
''Ey âdemoğulları! Sakın şeytan ilk anne babanız Havva ile Âdem'e
yaptığı gibi (haram şeyleri süsleyerek) sizi de fitneye düşürmesin.
Şeytan onların ayıp yerlerini göstermek için elbiselerini çıkartıp
cennetten çıkmalarına sebep oldu.''361
''Ey âdemoğulları! Sizin için çirkin yerlerinizi örtecek ve giyip
süsleneceğiniz elbiseler yarattık. (Onlarla örtünün. Şunu da unutmayın
ki) takvâ elbisesi daha hayırlıdır.''362
korusun, şeytana uyulup örtü açılırsa ortaya güzellikler değil, bir sürü çirkinlikler çıkar. Yüce
361-A'râf 7/27.
362-A'râf 7/26.

Örtünme Emniyettir

Örtü bir emniyettir. Örtüyü giyen de gören de emniyette olur. Örtülü
bir kadınla karşılaşan kimsenin gözü ve gönlü haramdan korunur. Örtünen
de vebalden kurtulur. Bir kötü işi yapmamak gibi ona sebep olmamak da
farzdır. Dinimiz, kötü işlerden önce ona giden yolları da kapatmıştır.
Bunun için zina gibi en çirkin işe düşülmesin diye, bir sürü tedbir
almıştır. Bunların başında örtünme gelmektedir.
Örtünen kadın önce kendisini koruma altına almış olur. Sonra kendisine
bakan yabancı kimseyi nefsinin vesvesesinden ve kötü düşüncelerinden
kurtarır. Bu durumda şeytan istese de kalbi bozmaya yol bulamaz. Böylece
örtü, harama karşı bir siper olur. Onu giyen sevap aldığı gibi, örtüye
hürmet eden de sevap alır.
Örtü hem güzelliği hem de çirkinliği örter. Örtü ile kadın güzelliğin
âfetinden korunduğu gibi, çirkinliğin de ezikliğinden kurtulur.
Örtü ile kadınlar arasında zengin-fakir, zayıf-şişman,
kültürlü-kültürsüz ayırımı ortadan kalkar; herkes sade bir örtü içinde
müslüman kadın olarak tanınır. Böylece zengin gözüküp şımarma ve fakir
bilinip utanma tehlikesi olmaz.
Mümin için kalp Cenâb-ı Hakk'ın nazar ettiği özel bir mahaldir. Orası ilâhî aşkın bulunduğu, tadıldığı ve meyvelerinin alındığı yerdir. Bunun için devamlı temiz ve huzurlu olması gerekir. Yoksa yüce aşk tadılamaz; insan
Velîlerden Şiblî hazretlerine (k.s), ''Mümin erkeklere söyle gözlerini
haramdan sakınsınlar'' âyetinin mânası nedir?'' diye sorulduğunda şöyle
demiştir:
''Bunun mânası şudur: Onlara söyle; baş gözlerini haramdan, kalp gözlerini de Allah'tan gayri şeylerden çeksinler.'' 363
Göz gönüle açılan bir penceredir. Kalp ehli için göz ve bakışlar çok önemlidir. Yüce Allah'a âşık bir mümin için en önemli iş gönlünü ve gözünü haramdan korumaktır. Dünya ehli bunu anlamaz.
Şeytanın erkeğe karşı en birinci silâhı kadındır; avlamak istediğini
onunla vurur. Şeytan örtü içindeki kadınla hedefine kolay ulaşamaz. Bunu
bilir ve kadını örten elbiseyi çıkartmak için bin türlü vesvese verir.
Bunu tek olarak başaramazsa, insan şeytanlarından yardım ister. Bunun için yüce Peygamberimiz (s.a.v) kadınları şöyle uyarmıştır:
''Kadın örtülmesi gereken bir varlıktır. Kadın dışarı çıktığı zaman
şeytan ona gözünü diker (onu günaha nasıl alet edeceğini hesap
eder).''364
Bazıları, örtünen kadınların içinde nice kötü kadınların bulunduğunu,
örtünün onlara bir fayda vermediğini söyler. Böyle kadınlar bulunabilir.
Örtü ona bir fayda vermese de ona bakan ve örtülü olduğu için haramdan
korunan kimselere fayda verir. Örtülü olup kötülük niyetinde olan bir
kadın ancak onu yakından tanıyanlara ve kendisi gibi kötülük peşinde
olanlara zarar verir.
Ancak iyi niyetli bir kadın açık olsa ve bu şekilde dışarı çıksa, hiç
kimseye zarar verme derdi de olmasa, o bu pozisyonu ile kendisine kötü
niyetle bakana zarar verir, kötü niyetli olana kapı açmış olur. Kendisi
hiç harama bulaşmadan evine dönse bile, kendisine kötü niyetle bakıp
harama düşen bir sürü insan bulunur. Sebebi de bu kadın olur.
Bu nedenle örtü, kadın ve erkek için her yönden emniyettir. O, iyilere de kötülere de fayda verir. Yüce Allah
''Mümin kadınlara söyle örtünsünler; çünkü bu, onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur.''365
ağzına koyduğu aş tadıyla kalır. örtünmenin faydasını anlatırken şöyle buyurmuştur:
363-İbn Acîbe, el-Bahrü'l-Medîd fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Mecîd, 5/70 (Beyrut 2002); Elmalılı, Hak Dini, 6/12 (Azim Dağıtım).
364-Tirmizî, Radâ, 18.
365-Ahzâb 33/59.


Örtünme Dinî Bir Alâmettir

Allah
için giyilen örtü kalpteki imanın ve edebin alâmetidir. Bunun için
örtüye bürünen mümin kadın bu iman ve edebi korumak için elinden geleni
yapmalıdır.
Kur'an ve Sünnet'e göre yapılan örtünme İslâm dininin alâmetidir.
müslüman kadın örtüsü ile tanınır, bilinir ve ona göre tavır alınır. Bu
örtü, bütün müminlerin ortak emanetidir. Örtüyü giyen de onu gören de
örtüye dinin öğrettiği edebe göre davranmalıdır. Örtüyü dünya
menfaatleri için kullananlar ve onun şerefini zedeleyenler mesul
olurlar.
İnsanı hayvandan ayıran en önemli farklardan biri de utanmadır. Buna
hayâ denir. Hayâ kadının en kıymetli sermayesi ve en güzel süsüdür. Bir
kadın hayâsını korumak için hayatını verse değer; çünkü hayâ gidince
elde etten ve kemikten başka bir şey kalmaz.
Örtü edebe, edep cennete götürür. Yüce Allah örtüsünü ve edebini koruyan erkeklerle kadınlara affını, cennetini ve cemâlini müjdelemiştir.366
Bu müjdeye ulaşanlara ne mutlu!

366-Ahzâb 33/35.


Örtünmenin Sınırı

Örtünmenin amacı bakılması haram olan yerleri kapatmaktır. Bu yerler
kadınlarda el ve yüz dışında bütün bedenidir. Zor durumda ayaklar için
de ruhsat vardır. Kadın namazda veya yabancı erkeklerin yanında eli ve
yüzü hariç bütün bedenini örtmelidir. Örtü altından sarkan saçların da
örtülmesi gerekir.
Başın yüz kısmı hariç, diğer bütün yerleri örtülmelidir. İç elbise
üzerine giyilen dış örtü ayak topuklarına kadar inmelidir. Kollar da el
bileklerine kadar kapalı olmalıdır.
Temizlik, ekmek pişirme, bağ bostanda çalışma gibi sürekli iş halinde
olan kadınların gerekirse kollarını dirseklerine kadar açık
tutabileceğini söyleyen âlimler vardır.367
El ve yüzün namazda ve namaz dışında örtülmesi gerekmez. Ayaklar için
de ruhsat vardır368 fakat zaruret yoksa örtülmesi daha güzeldir.
Ayakların açık kalması hacetten kaynaklanınca, bir günah olmaz. Devamlı
yol yürüyenler, ayaklarını kullanarak iş yapanlar ve ayakkabı veya çorap
bulmakta zorlanan fakirler bu fetva ile amel edebilirler.
Nitekim, ''Kadınlar süslerini (yabancı erkeklere) açmasınlar''369
âyetinde ''kendiliğinden görünen yerler müstesnadır'' ifadesiyle
bedenden bazı yerlerin açık kalabileceğine işaret edilmiştir.
Âyetlerdeki emre bakılınca örtünmede kadın için iki parçalı bir giysi
şekli ortaya çıkar. Birincisi saç, boyun ve göğüsleri örten ve omuzlara
doğru yakaların üstüne salınan baş örtüsü; ikincisi ise dış giysidir.
Dış giysi de iki şekilde olabilir:
1. Baş örtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten büyük parça giysi.
2. Baş örtüsünün altında boyundan aşağı topuklara kadar örten dış giysi.370
Örtünmenin gayesi, avret yerlerini örterek kendini ve karşıdakini
haramdan korumaktır. Bunun için önemli olan giyilen elbiselerin parçası
değil, özelliğidir. Şimdi bu özellikleri kısaca açıklayacağız.

367-Heyet, el-Fetâva'l-Hindiyye, 5/329.

368-Kâsânî, Bedâi, 6/492 (Beyrut 1997); Heyet, el-Fetâva'l-Hindiyye, 5/329.
369-Nûr 24/31.
370-bk. Kurtubî, el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 14/156; Elmalılı, Hak Dini, 6/337.

Kadının Elbisesinde Ölçü

Elbise İnce ve Dar Olmamalı
Kadının dış elbisesinin sık dokunmuş ve altını göstermeyen kalınlıkta
olması gerekir. Cildin rengini gösterecek derecede ince olan giysi ile
kadın örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin beyazlığı veya kırmızılığı
belli olan elbise ile namaz geçerli olmaz ve bununla örtünme
gerçekleşmez. Eğer giysi kalın olmakla birlikte uzvu belli ederse ve
hacmi ortaya koyarsa, bu çirkin görülmekle birlikte namaz geçerli olur.
Çünkü bundan kaçınmakta güçlük vardır.
Şâfiîler'e göre vücut hatlarını belli eden böyle bir dar giysi ile
namaz kılmak kadınlar için mekruhtur, erkeklerin de dar giysiyi
terketmesi daha uygundur.371
Kadın buna dikkat etmelidir. Giysinin geniş ve altını göstermeyen
nitelikte olması gereklidir. Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ'nın (r. ah) ince
giysilerle Peygamber Efendimiz'in yanına gelince Allah Resûlü ondan yüz çevirerek onu şöyle uyarmıştır:
''Bir kadın erginlik çağına girdiğinde onun elleri ve yüzü dışında bir
yerinin yabancı erkeklerin yanında açması helâl olmaz.''372
Hz. Peygamber'e
(s.a.v) Mısır yapımı bir elbise hediye edilmişti. Resûl-i Ekrem
Efendimiz (s.a.v) onu Hz. Üsâme'ye (r.a) verdi. O da hanımına verdi.
Resûlullah (s.a.v) elbiseyi Hz. Üsâme'nin üzerinde göremeyince, ne
yaptığını sordu; o da hanımına verdiğini söyledi. O zaman Hz. Peygamber (s.a.v),
''Eşine söyle, altına bir gömlek giysin. Çünkü vücut şeklinin ortaya
çıkmasından korkarım''373 buyurdu. Zira elbisenin kumaşı sık dokunmuş
olmakla birlikte altını belli edecek derecede ince idi.
Âlimler bu hadisin açıklamasında şöyle demiştir:
''Bu hadise göre, kadınların bedenlerini vücut hatları belli olmayacak
şekilde bir giysi ile örtmeleri gerekir. Avret yerini örtmek için bu
şarttır. Giysinin altına ayrıca bir gömlek giyilmesinin emredilmesi,
onun ince olması ve vücut hatlarını göstermesi yüzündendir.''374
Şu hadis-i şerif de ince elbisenin tehlikesini haber vermektedir:
''Ümmetimin son dönemlerinde öyle kadınlar çıkar ki onlar görünürde
giyinmişlerdir, fakat (elbiselerinin inceliği, darlığı ve kısalığından)
çıplak hükmündedirler. Onlar saçlarını toplayıp öyle şekil verirler ki
başları deve hörgücüne benzer. Onlar cennete giremez ve cennetin
kokusunu bile alamazlar.''375

371-bk. Şâfiî, el-Ümm, 1/78.

372-Ebû Davud, Libâs, 31; Heysemî, ez-Zevâid, 5/137.
373-Ahmed, Müsned, 5/205; İbn Sa'd, Tabakat, 4/64-65; Taberânî, el-Kebîr, nr. 376; Heysemî, ez-Zevâid, 5/137.
374-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 2/97.
375-Müslim, Libâs, 125, Cennet, 52; Ahmed, Müsned, 2/223, 356, 440.

Baş Örtüsünde Ölçü

Baş örtüsü, başı tamamen örtmelidir. Bu örtü, kadının bütün saçlarını,
boyun ve göğüs kısımlarını örtecek ve bunlardan hiçbir şey göstermeyecek
şekilde olmalıdır.376
Başa örtülen şeyin maddesi ve şekli kadının maddî durumuna, yaşadığı
iklime, alıştığı örfe ve çalıştığı işe göre değişik olabilir. Maksat,
örtülmesi gereken yerleri örtmektir.
Başörtüsünde dikkat edilecek bir önemli husus, kadının saç şeklini ve modelini belli etmemesidir. Hz. Peygamber
Hz. Âişe'nin (r.ah) huzuruna altını gösteren ince başörtülü bir gelin getirilmişti. Onu şöyle uyardı:
''Nûr sûresine inanan bir kadın bunu örtünmez.''379
Başa örtülen şey, sırf erkeklere ait bir giysi olmamalıdır. Bir de diğer bâtıl din veya görüşlerin özel alâmeti olan giysilerden sakınmalıdır.
Örtü ile de güzellik gösterisinde bulunmak, dikkat çekmek ve şehveti
tahrik etmek mümkündür. Hatta kadın bazan cazibeli bir örtü içinde daha
dikkat çekici olabilir. Örtü bunlara alet edilmemelidir.
Örtü bir ibadettir. İbâdet Allah rızâsı için yapılmalıdır. Örtü edebince yapılırsa ibadet olur; yoksa âfete dönüşür.
Bir kadının kötü niyetli de olsa örtülü olması, iyi niyeti olup açık gezmesinden daha hayırlıdır.

(s.a.v), bazı kadınların başlarını örttüğü halde, örtü altındaki
saçlarına verdikleri tuhaf şekiller yüzünden lânete uğradıklarını,377 bu
şekilde kıldıkları namazların bile kabul edilmediğini haber
vermiştir.378
376-bk. Kurtûbî, el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 12/153; Elmalılı, Hak Dini, 6/15. (Azim Dağıtım).
377-Ahmed, Müsned, 2/223; Hâkim, Müstedrek, 4/436; İbn Hibbân, Sahîh,
nr. 5753; Taberânî, es-Sagîr, nr. 1125; Heysemî, ez-Zevâid, 5/137.
378-Bezzâr, Müsned, nr. 3015; Taberânî, el-Kebîr, 22/370; Heysemî, ez-Zevâid, 5/137.
379-Kurtubî, el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 14/157.

Yaşlı Kadınların Örtüsü

Bir kadın yaşlanıp aybaşı halinden kesilir ve cinsel yönden erkeklere
istek duymaz olursa, dış örtüsü kullanmayabilir. Bu konuda yüce Allah şöyle buyurur:
''Aybaşı halinden kesilmiş ve evlenme arzusu kalmamış olan yaşlı
kadınların ziynet yerlerini göstermemek şartıyla dış örtülerini
bırakmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Bununla birlikte, yine
de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır.''380
İslâmî kıyafet hususunda on beş-yirmi yaşındaki bir kızla, elli-altmış
yaşındaki bir kadın arasında fark yoktur. Hatta genç kızların,
yaşlılardan daha ciddî ve dikkatli örtünmeleri gereklidir. Zira yaşlı
kadınlar fazla dikkat çekmezler, ama genç kadınlar her zaman dikkat
çekerler. Şu halde kızların, genç kadınların, yaşlılardan daha da iyi
örtünmeleri lâzımdır. Dışarıda dikkat çekecek kadar süslü, renkli,
desenli ve parlak giyinmekten sakınmalıdır.

380-Nûr 24/60.


Kadının Dışarıda Koku Sürünmesi

Kadınlar aile içinde veya kadın topluluğu arasında iken koku
sürünebilirler. Ancak evden dışarı çıkarken, mescidde ya da yabancı
erkeklerin bulunduğu yerlerde kokulanmaları yasaktır. Bu durum mescid
edebine aykırı olup namaz kılanların huzurunu bozar.
Kadının dışarıda yabancı erkeklerin içine çıkarken koku sürünmesi daha
zararlıdır. Koku süren kadın dikkat çekmek, sevilmek ve beğenilmek
ister. O istemese de sürdüğü koku dikkatleri ve kalpleri kendisine
çeker.
Her şeyden önce, bir kadının evinden dışarı çıkarken kendini
yabancılara beğendirme arzusu tehlikelidir. Sonra dışarı çıkarken
kokulanma kadını günaha, karşılaştığı kimseyi sıkıntıya sokar; onun kalp
huzurunu kaçırır, harama kapı açar.
Yüce Allah'a inanan ve ibadete yönelen bir kadın böyle bir duruma sebep olmamalıdır. Bu konuda Hz. Peygamber
''Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse zinaya sebep olur. ''381
''Bir kadın koku (buhur) sürünürse, yatsı namazında bizimle birlikte bulunmasın.''382
Burada yatsı namazının örnek verilmesi, kadınların geceleyin korunmaya
daha fazla ihtiyaçları olduğuna dikkat çekmek içindir. Ancak burada koku
ile temizliği birbirinden ayırmalıdır. Temiz olmak ayrı, sürdüğü
kokularla temiz gönülleri meşgul etmek ayrıdır.
Kadın süs ve koku adına bütün maharetini evinin içinde kocasına karşı
göstermelidir. Mümin kadınlar dışarıda parfüm sürünmezler fakat
giysilerinin ve bedenlerinin temizliğine son derece dikkat etmelidirler.
Bu arada ter kokusunu giderecek önlemleri almak da ayrı bir vazifedir.
Bazı âlimler kadının güzel kokular sürünerek mescide gelmesinin haram olduğunu bildirmişlerdir.383
(s.a.v) şöyle buyurmuştur:
381-Tirmizî, Edeb, 35; Nesâî, Zînet, 35.
382-Müslim, Salât, 143; Ebû Davud, Tereccül, 7; Nesâî, Zînet, 37, 38, 74; Ahmed, Müsned, 2/304.
383-İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 2/279; Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 58.

Koku İçin Gusül Gerekir mi?

Evinin içinde koku sürünen bir kadın dışarı çıkacağı zaman koku
etkisini devam ettiriyorsa, onu bir şekilde gidermelidir. Bunun için en
iyi çare koku sürdüğü yerleri yıkamalıdır. Koku sürünen kadının gusül
abdesti alması gerekmez. Hadislerde koku sürünen kadınlara verilen
yıkama emri, kokunun sürüldüğü âzaları yıkamakla ilgilidir. Eğer kadın
vücudunun her tarafına koku sürmüş ise o zaman dışarı çıkarken vücudunun
tamamını yıkamalıdır.
Güzel koku sürmek yerinde, zamanında ve ayarında olursa sünnet ve sevaptır. Hz. Peygamber (s.a.v) güzel kokuyu sever ve ashabına da tavsiye ederdi. Hadislerde şöyle buyrulmuştur:
''Bana dünyadan kadın, güzel koku ve gözümün aydınlığı namaz sevdirildi.''384
''Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir. Utanma, güzel koku, diş temizliği ve evlenme.'' 385

384-Nesâî, İşretü'n-Nisâ, 1; Ahmed, Müsned, 3/128.

385-Tirmizî, Nikâh, 1; Ahmed, Müsned, 5/421.

Kadınların Erkeğe Benzemesi

Allah
Resûlü (s.a.v) giyim, beden veya davranışları ile erkeğe benzemeye
çalışan kadına ve kadına benzemeye çalışan erkeğe lânet etmiştir. Bu
konuda ümmetini şöyle uyarmıştır:
''Kadınlardan erkeklere benzeyenlerle erkeklerden de kadınlara benzeyenler bizden değildir.''386
Hz. Peygamber (s.a.v) erkekleşen kadınlarla, kadınlaşan erkekleri lânetlemiştir.387
Diğer bir hadislerinde Resûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Üç kimse vardır ki, cennete giremez ve kıyamet günü Allah onlara rahmetiyle bakmaz. Bunlar şunlardır:
1. Anne baba hakkını korumayan isyankâr evlât.
2. Erkeklere benzemeye çalışan kadın.
3. Eşini kıskanmayan koca.''388
Mümin kadınlar hiçbir zaruret yokken sırf erkeğe ait giysileri
giymemelidir. Ayrıca erkeğe has tıraş, hal ve davranışlardan
sakınmalıdır. Kısaca erkek olmaya özenmemelidir. Ancak kadın ibadette,
hizmette ve güzel ahlâkta erkeklerle yarışabilir; güzel ahlâklı
insanları örnek alabilir. Erkekler de ilim ve ahlâkta rehber olan
kadınları örnek alabilir.
Mümin erkekler de sırf kadınlara ait giysileri giymemelidir. Ayrıca
kadınlara has davranışlara girmemelidir. Kadınlar gibi yürümek,
konuşmak, süslenmek, saç uzatmak, saçlarını örmek erkek için helâl
değildir. Bu yüzden erkek, ipek elbise giyemeyeceği gibi altın, bilezik,
küpe, altın zincir ve gerdanlık gibi süsleri takması da câiz olmaz.
Benzeme kıyafetten önce kalpte başlamaktadır. Bir haberde şöyle
denmiştir: ''Kalpler birbirine benzemeden, elbiseler benzemez.''389
Benzeme iyilere de kötülere de olabilir. Mümin erkek ve kadın karşı
cinse benzemekten sakındığı gibi; kötü kimselerin alâmeti olan kılık ve
kıyafetlerden de sakınmalıdır. Şu hadislerin mesajı çok önemli:
''Kim bir şahsa veya topluluğa benzerse, onlardan olur.''390
''Bizden başkasına benzeyen bizden değildir.''391

386-Buhârî, Libâs, 61; Ebû Davud, Libâs, 27; Tirmizî, Edeb, 34; İbn Mâce, Nikâh, 22.

387-Buhârî, Libâs, 62, Hudûd, 33; Ebû Davud, Edeb, 53; Ahmed, Müsned, 1/225.
388-Ahmed, Müsned, 2/134; Nesâî, Zekât, 69; Hâkim, Müstedrek, 1/72; Ebû
Ya'lâ, Müsned, nr. 5556; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 8/288;
Şuabü'l-İmân, nr. 7803, 7877.
389-İbn Arrâk, Tenzîhü'ş-Şeria, 2/312; Hafâcî, Nesimü'r-Riyâd, s. 204 (Beyrut 2001).
390-Ebû Davud, Libâs, 4; Ahmed, Müsned, 2/50.
391-Tirmizî, İsti'zân, 7.

İç Elbise Şart mıdır?

Kadın, dıştan bakılınca haram olan hiçbir yeri görülmeyecek şekilde
kapalı olmalıdır. Kadın topuklarının üzerinden itibaren vücudu saran bir
alt giysi giymek zorunda değildir. Çünkü bunda güçlük vardır. Erkek
için de durum aynıdır. Bu yüzden giyilen bir elbisenin veya eteğin
aşağıdan açık bulunması örtünmeye engel teşkil etmez. Ancak bu durumda
kadın oturuşuna ve kalkışına dikkat ederek mahrem yerlerinin yabancı
erkeklerce görülmesine engel olmalıdır. Topuklarına kadar uzanan bir
entari veya etek giyen kadının, bunun altına göbekle diz kapağı arasını
örtecek bir şey giyinmesi güzel ve emniyetli olur.

Kadın Dış Örtüsünün Altına Pantolon Giyebilir mi?

Kadın daha iyi örtünmek, soğuktan korunmak veya rahat hareket etmek
gibi niyetlerle dış örtünün altına bir iç don, şalvar, fistan veya
bunlara benzer bir elbise giyebilir; ancak bu giysi erkeklere ait bir
elbise olmamalıdır.
Bir kadının erkeklere ait elbiselere özenmesi, onlara benzemeye
çalışması, bu niyetini kıyâfet ve hareketleriyle ortaya koyması
haramdır. Böyle bir niyet ve özenti olmaksızın, elbise altına şalvar,
don veya benzeri bir şey giyen kadınlara Allah Resûlü (s.a.v) hayır dua etmiştir. Bu duayı, kadınlar daha güzel örtünme niyetiyle giydikleri için yapmıştır.
Bir defasında hayvan üzerinde giden bir kadın Peygamber
Efendimiz'in (s.a.v) bulunduğu bir yerden geçerken hayvan çukura
basınca aniden yere düşmüştü. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) kadının
düşmesine ve üzerinin açılmasına üzüldü, hemen yüzünü öbür tarafa
çevirdi. Kendisine kadının şalvar giymiş olduğu söylenince sevindi ve,
''Allahım, ümmetimden elbisesi altına şalvar (don veya fistan) giyinen kadınları affet'' diye hayır dua etti.392
Bu tür şeyler tek başına giyilmemelidir. Özellikle baş örtüsü-pantolon
ve ceket şeklindeki bir örtü kadın için yeterli değildir ve bununla
örtünme emri tam olarak yerine gelmiş olmaz. Bir zaruret durumu hariç,
hiçbir kadın bu kıyafeti tercih etmemelidir.
Helâl olmakla birlikte bir kadının dayısı, amcası, kayınpederi, üvey
oğlu, damadı gibi kimselerin yanında pantolon, pijama türü vücut
hatlarını belli eden giysiler giyerek oturması kalkması edep olarak
tavsiye edilmez.

392-Bezzâr, Müsned, nr. 2947; Heysemî, ez-Zevâid, 5/122.


Erkeğin Elbisesinde Ölçü

Örtünme sadece kadın için değildir. Erkeğin de namaz anında ve
insanların yanında örtmesi farz olan yerleri vardır. Erkeklerin kendi
eşleri dışındaki kimselerin yanında ya da namazda, göbekle diz kapağı
arasını örtmeleri farzdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da avretten
sayılır ve örtülmesi gerekir.393
Mâlikîler'in çoğunluğuna göre, dizin avret (örtülmesi gerekli) olmaması, bir zaruret ânı için geçerlidir.
Bu ölçüler en zor durumdaki örtünmedir. Normal giysi bu değildir.
Erkek, imkânı olduğu ölçüde vücudunun diğer yerlerini de örtmelidir.
Bir erkeğin evi içinde giyeceği elbisesi yanında, iş ve ibadet için
kullanacağı özel elbiselerinin bulunması tavsiye edilmiştir. Aynı
şekilde kadının da özel günlerinde giyeceği giysileri yanında iş ve
ibadete uygun elbiselerinin olması güzeldir.
Erkek kıyafet konusunda şu ölçülere dikkat etmelidir:
Elbise haram maldan olmamalıdır.
Namaza mani olmayacak derecede temiz olmalıdır.
Elbise ibadet, iş, makam ve meclisin edebine uygun olmalıdır.
Kibir, gösteriş ve şöhret için giyilmemelidir. Ancak, bir kimse
insanlara karşı övünme niyeti taşımadan, gücü yetiyorsa güzel ve pahalı
kıyafetler giyebilir.
Erkeğin elbisesi sadece kadınların giydiği veya fısk ve inkâr alâmeti olarak giyilen bir elbise çeşidi olmamalıdır.

393-Buhârî, Salât, 12; Ebû Davud, Hamâm, 1; Tirmizî, Edeb, 40; Ahmed, Müsned, 3/478, 479; 5/290.


Kadının Örtünmesi Farz Olmayan Kimseler

Kadın için ölçülerini vereceğimiz şekilde örtünmenin farz olmadığı kimseler de vardır. Bu kimseler âyette şöyle sıralanmıştır:
1. Kocaları.
2. Kocalarının babaları. Kendi babaları ve dedeleri zaten bu sınıfa dahildir.
3. Öz oğulları.
4. Üvey oğulları.
5. Erkek kardeşleri.
6. Kardeşlerinin oğulları.
7. Kız kardeşlerinin oğullar.
8. Müslüman kadınla.
9. Köleleri.
10. Erkeklik duygusu kalmayan hizmetçiler.
11. Henüz kadınların vücut yapısını ve özelliklerini tanımayan çocuklar.394
Bu gruba kadının amca ve dayısı da girmektedir. Ayrıca süt yoluyla
evlenme yasağı olan kimselerin yanında kadın ev içindeki elbiseleriyle
oturup kalkabilir.
Kocanın amca, dayısı ve kardeşi kadın için yabancı durumundadır; buna
göre davranmalıdır. Ancak bu kimselerin hepsi kadın için aynı konum ve
serbestlikte değildir. Aralarında farklı hükümler vardır. Şimdi bunları
hatırlatalım.

394-Nûr 24/31.


Karı-Koca Arasında Mahremiyet Sınırı Var mıdır?

Karı-koca birbirinin bedenlerinin her yanına bakabilirler. Eşler
arasında örtünme zorunluluğu yoktur. Çünkü İslâmî nikâhla cinsel ilişki
helâl olunca, bundan daha hafif olan bakma ve dokunma tabii olarak helâl
olmaktadır. Bununla birlikte ''galiz avret'' sayılan hayâ yerlerine
bakılmaması edebe daha uygundur.
Bu konuda Hz. Âişe'nin (r.ah) şöyle dediği nakledilmiştir:
''Ben Hz. Peygamber'in (s.a.v) cinsel uzvuna hiç bakmadım ve o da benden bir şey görmedi.''395

395-Ahmed, Müsned, 6/63, 190; Kurtubî, el-Câmi, 12/154.


Kadının Mahrem Hısımlarının Yanındaki Durumu

Mahrem, kendisiyle evlenmesi sürekli haram olan kimse demektir. Bu
kimseyle evlenme haramdır, fakat onunla birlikte oturup kalkma, yolculuk
yapma, yanında ev kıyafetiyle oturma gibi şeyler helâldir.
Kadın; baba, oğul, erkek kardeş ve üvey oğul gibi, aralarında ebedî
olarak evlenme engeli bulunan hısımlarının yanında el, ayak, kol, saç,
kulak, boyun ve dizden aşağı incikleri açık bulunabilir. Onların da
bunlara bakmaları helâldir. Çünkü bu kimselerle yakınlık ve içli dışlı
olma zorunluluğu vardır. Bu arada birtakım iş ve hizmetlerin görülmesi
gereklidir. Ancak kadın, bir mazeret yokken bu kimseler yanında karın ve
sırt kısmını açamaz, bu hayâ ve edep dışı olur.
Bunların dışında dede, amca, dayı, büyük amca, büyük dayı, sütkardeş,
sütbaba gibi kendileriyle sürekli olarak evlenme yasağı bulunan
hısımların yanına da kadın süs yerleri açık olarak çıkabilir. Ancak bir
harama düşme tehlikesi olunca kadının örtünmeyi tercih etmesi daha temiz
ve daha uygundur. Nitekim aybaşı halinden kesilmiş ve evlenme için
ümidi kalmamış olan yaşlı kadınların evden dışarı çıkarken dış
giysilerini bırakabileceklerine izin verilen âyetin sonunda,
''Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır'' buyrulmuştur.

Kadının Başka Kadınların Yanındaki Durumu

Kadınların kadınlara karşı avret yeri, göbekle diz kapakları arasında
kalan kısımdır. Bunun dışındaki yerleri kadınların yanında
açabilirler.396
Ancak müslüman bir kadın gayri müslim kadınların yanında tesettürsüz
bulunamaz. Bununla gayri müslim kadının, kendi erkekleri yanında mümin
hanımın örtüsüz halinden söz etmesi engellenmek istenmiştir. Hz. Ömer
(r.a) bu konuda Ebû Ubeyde'ye (r.a) bir mektup yazarak müslüman ve gayri
müslim halkın aynı hamama girmesine engel olmasını istemiştir.
Abdullah b. Abbas (r.a) bu konuda gayri müslim kadınların istisna edilmesinin nedenini şöyle açıklar:
''Müslüman kadını tesettürsüz olarak hıristiyan veya yahudi bir kadının
görmesi helâl olmaz. Çünkü bunlar müslüman kadının örtüsüz halini
kocalarına anlatabilirler.''397
Bu konuda fakihler farklı görüşler söylemişlerdir. Nitekim müslüman bir
hanımın, kadın olan gayri müslim hizmetçisinin yanında tam olarak
örtünmesine gerek olmadığına fetva verilmiştir.

396-Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/45.

397-Kurtubî, el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 12/155.

Zaruret veya Tedavi Halinde Örtü Durumu

Tedavi gibi bir zaruret halinde erkek veya kadının bedenine doktor,
ebe, iğneci ve pansumancı gibi kimselerin bakması ve dokunması câizdir.
Ancak kadınların sağlık problemlerinde kendi cinslerinden olan doktor,
ebe ve sağlık personelini tercih etmeleri gerekir. Bunlar bulunmayınca
veya bulunup da uzmanlık ve beceride geri olması durumunda, ''Zaruretler
sakıncalı olan şeyleri mubah kılar'' kuralı işletilir. Ancak zaruretin
de bir sınırı vardır.398

398-bk. Mecelle, md. 21, 22.


Bakmanın Ölçüsü

Dinimiz, aralarında sürekli evlenme yasağı bulunmayan bir erkek ve
kadının birbirine bakmasını belirli ölçülere bağlamıştır. Yolda, çarşıda
ve başka yerlerde kadınlarla karşılaşmada ilk bakışın bir sorumluluğu
yoktur. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük vardır. Bir de karşıdaki kimsenin
erkek mi, kadın mı, hısımlardan biri mi, yoksa bir yabancı mı olduğunu
anlamak ancak görmekle bilinebilir. Bu, kasıtsız ve tabii bir bakıştır.
Ancak bir gerek yokken tekrarlanan kasıtlı ve ısrarlı bakışlar
yasaklanmıştır.
Allah'ın
Resûlü (s.a.v) Hz. Ali'ye (r.a) şöyle buyurmuştur: ''Ey Ali! Dışarıda
yabancı bir kadın gördüğünde birinci bakışa ikincisini ekleme. İlk
bakışın bir günahı yoktur fakat (hiç gerekmediği halde tekrarlanan)
ikinci bakışın sana vebali vardır.''399
Yüce Allah
birbirine yabancı olan bir erkek ve kadının karşılaştıklarında, bir
zaruret hali hariç, bakışlarını başka tarafa çevirmelerini emretmiştir.
Bunun kalbini Rabb'ine bağlamış bir mümin için en temiz hal olduğu
belirtilmiştir.400
Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Bir erkek, yabancı bir kadının güzelliklerine gözü takılınca, bakışlarını aşağı eğerse, Allah ona tatlılığını kalbinde duyacağı bir kulluğu nasip eder.''401
Bir hadiste de şöyle buyrulmuştur:
''Kadına kasıtlı bakış, İblis'in zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah'tan korkarak bakışlarını aşağıya indirirse, yüce Allah bunun sevabı olarak ona öyle bir iman verir ki, tadını kalbinde bulur.''402
Başka bir hadiste, gözlerin zinasının harama bakmak olduğu belirtilmiştir.403
Hac sırasında Has'amlı genç bir kadın soru sormak üzere Hz. Peygamber'in
(s.a.v) yanına gelmişti. Bu sırada Resûlullah (s.a.v) devesinin
üzerindeydi ve amcasının oğlu Fazl b. Abbas da (r.a) terkisinde
bulunuyordu. Onun kadına uzunca baktığını gören Allah'ın
Resûlü (s.a.v), Fazl'ın (r.a) başını öbür yana çevirdi. Hz. Abbas'ın
(r.a) bunun nedenini sorması üzerine de şöyle buyurdu:
''Birbirine bakan bir genç erkek ile bir genç kadın gördüm; şeytanın onlara zarar vermesinden korktum.''404
Ancak şunu da belirtelim ki, normal durumlarda yasaklanan bazı fiiller,
ihtiyaç ve zaruret hallerinde mubah olur. Hastalık, ameliyat ve doğum
hallerinde doktor, hasta bakıcı, iğneci, pansumancı, ebe ve
benzerlerinin kadının mahrem yerlerine bakması câizdir. Bu durum,
''Zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar'' prensibine dayanır.
Ancak zaruretlerin de miktarı iyi tesbit edilmelidir.

399-Ebû Davud, Nikâh, 43; Dârimî, Edeb, 28; Ahmed, Müsned, 5/351, 357.

400-Nûr 24/30, 31.
401-Ahmed, Müsned, 5/264; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, nr. 5431; Teberânî, el-Kebîr, nr. 7842.
402-Hâkim, Müstedrek, 4/313-314. Kurtubî, el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 12/151; İbn Kesîr, Tefsîr, 2/599.
403-Buhârî, İsti'zân, 12, Kader, 9; Müslim, Kader, 20; Ebû Davud, Nikâh, 43; Ahmed, Müsned, 2/276.
404-Tirmizî, Hac, 54; Ahmed, Müsned, 1/76, 157; Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 312.

Kadının Erkeğe Bakma Sınırı

Bir kadının, kendisine nikâh düşen yabancı bir erkeğin göbekle dizi
arasına bakması haramdır. Bu konuda görüş birliği vardır. Bu bakışın
şehvetli olup olmaması hükmü değiştirmez. Böyle bir durumda bakışın
başka yöne çevrilmesi gerekir.405
Müctehidlerin çoğu erkeğin diz kapağının üstünün yani uyluk kısmının da
kapanması farz olan yer olduğunu bildirmişlerdir. Çünkü bir hadiste,
''Uyluk avret yeridir''406 buyrulmuştur.
Kadın, bir ihtiyaç yokken yabancı bir erkeğin avret yerinin dışında kalan bedenine de çıplak olarak bakmamalıdır.
Kısaca, erkek veya kadının karşı cinsten yabancı bir kimsenin haram
olmayan yerlerine bakması câiz ise de bu bakışın zevk almak ve cinsel
istek duymak için olmaması gerekir. Aksi halde normal şartlarda helâl
sayılan bir bakış, kişinin kalbindeki niyetine göre helâl olmaktan
çıkar. Çünkü erkek veya kadının bakma ve seyretme yoluyla karşı cinsi
etkilediği, kendisinin etkilendiği, zevk aldığı, hatta bazılarının
boşaldığı bir gerçektir. Bu yüzden İslâm her iki cinsin vücutları gibi
gözlerini de haramdan korumalarını emretmiştir. Allah Resûlü (s.a.v), gözlerin tehlikesine şöyle dikkat çekmiştir:
''Gözler de zina eder; onların zinası şehvetle harama bakmaktır.''407
Bir zaruret yokken sırf zevk almak için başkasının avret yerlerine
bakmak göz yoluyla şehvetini tatmin etmektir. Bu, haramdır. Tövbe ve
terkedilmezse kalbi karartır, gönül huzurunu kaçırır, Allah korusun âhirette azabı vardır.

405-Müslim, Edeb, 45; Ebû Davud, Nikâh, 43; Tirmizî, Edeb, 28.

406-Buhârî, Salât, 12; Tirmizî, Edeb, 40; Ahmed, Müsned, 1/478.
407-Müslim, Kader, 21; Ebû Davud, Nikâh, 43; Ahmed, Müsned, 2/343.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 ÖRTÜNME NEDİR? Bir Perş. Eyl. 02, 2010 8:29 pm

CANTAR




TOKALAŞMA

Dinimizde Musafaha (Tokalaşma)

Musafaha, el sıkışmak ve tokalaşmak demektir.

Dinimizde musafaha, iki kişinin karşılaşması halinde, selâmlaşmadan
sonra daha çok iki el kullanılarak yapılan el sıkışmayı ifade eder. Eli
tutup öpme, baştan, alından, gözden öpme veya göğüs göğse gelecek
şekilde sarılma da musafaha kapsamına girer.

Erkek ve kadınların kendi cinsleriyle karşılaştıklarında selâm
vermelerinin ve bundan sonra musafaha yapmalarının sünnet olduğu
konusunda görüş birliği vardır. Verilen selâmın alınması ise vâcip
hükmündedir.

Hz. Peygamber (s.a.v), musafahayı teşvik etmiştir. Bunun iki taraf için
bir sevgi ve sevap vesilesi olduğunu bildirerek şöyle buyurmuştur:

''İki müslüman karşılaşınca musafaha yaparlarsa, günahları mağfiret edilir.''408

''Musafaha yapın ki birbirinize karşı kalbinizdeki kin, haset ve düşmanlıklar temizlensin.''409

Erkek erkekle, kadın kadınla ve birbirine nikâh düşmeyenler birbiriyle musafaha yapabilirler.

Bir kadın oğlu, torunu, babası, dedesi, erkek kardeşi, yeğeni, amcası,
dayısı, kayınpederi, üvey oğlu, sütoğlu veya sütbabası gibi aralarında
sürekli evlenme yasağı bulanan nesep, evlenme ya da süt hısımları ile
musafaha yapabilir. Eli öpülmesi gerekenlerin elini öpebilir.
Kendisinden küçüklere elini öptürebilir.

Erkek de kendisine sürekli nikâh düşmeyen kimselerle aynı işlemleri
yapabilir. Helâl olmakla birlikte bu kimseler arasında karakteri bozuk
ve dengesiz kimseler varsa, onlara karşı dikkatli olmak gerekir.

Damat için kayınvalide anne hükmündedir; bunun için kayınvalidenin eli
öpülebilir. Kayınvalide damadına el öptürmeden hoş geldin demeyi tercih
ediyorsa, bununla yetinmek daha güzeldir.


408-Ebû Davud, Edeb, 142; Tirmizî, İsti'zân, 31; İbn Mâce, Edeb, 15; Ahmed, Müsned, 4/289, 303.


409-Mâlik, el-Muvatta', Hüsnü'l-Hulûk, 16.


Erkek Yabancı Kadınla Tokalaşabilir mi?


Bir harama düşme tehlikesi yoksa çok yaşlı kadınların eli öpülebilir.
Yaşlı bir erkek de küçük kız çocuklarına elini öptürülebilir. Hz. Ebû
Bekir'in yaşlı hanımlarla musafaha yaptığı ve Abdullah b. Zübeyr'in
(r.a.) hastalığı sırasında kendisine hizmet etmek üzere yaşlı bir kadını
hizmetçi tuttuğu nakledilmiştir.410

Kadınların kadınlık hallerinden anlamayan çocuklarla da musafaha yapılmasında bir sakınca yoktur.

Bir erkeğin kendisine nikâh düşen bir kadının -bir zaruret yokken- elinden tutması helâl değildir. Hz. Peygamber

Mümin kadınlar, Hz. Peygamber'le (s.a.v) din
ve takvâ yolunda defalarca biat yapıp sözleşmişlerdir. Bu esnada bazı
kadınlar bir bereket olsun diye Resûl-i Ekrem'le (s.a.v) musafaha yapmak
istemişler, o tertemiz el ve gönül sahibi Allah'ın Resûlü (s.a.v) onlara,

''Ben kadınlarla musafaha yapmam; sizinle biatım sözlü olur''411 buyurmuştur.

Kadınların isteği üzerine bazan Hz. Peygamber (s.a.v) saadetli elini
bir kumaş üzerine koymuş, kadınların da aynı kumaşın diğer ucundan
tutarak biat etmişlerdir.412

Hz. Peygamber
(s.a.v) bazan da kadınlarla biatı, elini bir su kabına sokarak,
kadınların da aynı kaba ellerini sokmaları suretiyle yapmıştır. Bundan
öte bir muamele olmamıştır.

Yabancı bir kadın veya erkekle tokalaşma konusunda en açık hüküm şu hadiste gözükmektedir:

''Eller de zina yapar; ellerin zinası (bir mazeret yokken) yabancı bir kadınının elini tutmaktır.''413

Şu hadis de bu konuda ciddî bir uyarı içermektedir:

''Sizden birinizin başına demirden bir şişin batırılması (bir zaruret
yokken) kendisine helâl olmayan bir kadına dokunmasından daha
hayırlıdır.''414

Bu konuda günümüzde bazı kademelerde zorunlu iş yapan ve hizmet yürüten
müslümanların sıkıntısı ortadadır. Hiç istemediği halde yabancı bir
kadınla veya erkekle tokalaşmak zorunda kalanlar, bunun, dinimize göre
mubah bir iş olmadığını bilsinler.

O sıkıntılı pozisyona düşmemek için bütün çarelere başvursunlar.
Şartlara mağlup olduklarında tövbe edip namaza devam etsinler. Çünkü
Peygamber Efendimiz (s.a.v) abdest ve namazın, belirli bir cezası
olmayan günahları temizlediğini haber vermiştir.415

Her gün eli, dili, gözü ve gönlü ile bir sürü hata işleyen bizler için
abdest, namaz, zikir, sadaka, selâm ve istiğfarlar birer mânevî temizlik
vesilesidir. Hepsi rahmet ve ilâçtır. Hastalık çoksa, ilâcı da vardır. Allah için içelim.
(s.a.v), hiçbir yabancı kadının elinden tutmamış, tokalaşmamış ve bunu yasaklamıştır.

410-Mevsılî, el-İhtiyâr, 4/155.

411-Buhârî, Ahkâm, 49; Müslim, İmâre, 88, 89; Ebû Davud, Harac, 9;
Tirmizî, Tefsîru Sûre, 60/2; İbn Mâce, Cihâd, 43; Ahmed, Müsned, 6/114,
154, 270.

412-Nesâî, Bîât, 18; İbn Mâce, Cihâd, 43; Mâlik, el-Muvatta', Bîat, 2; Ahmed, Müsned, 2/213.

413-Müslim, Kader, 21; Ebû Davud, Nikâh, 43; Ahmed, Müsned, 2/343.

414-Taberânî, el-Kebîr, nr. 20476; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, nr. 5455;
Süyûtî, es-Sagîr, nr. 7216; Elbânî, Sahîha, nr. 226; Heysemî, ez-Zevâid,
4/326.

415-Buhârî, Mevâkıtü's-Salât, 6; Müslim, Tahâret, 10-16; 32; Mâlik, el-Muvatta' Taharet, 31; Ahmed, Müsned, 2/308; 5/437.


Kadınların Camiye Gitmesi Sakıncalı mıdır?


Hz. Peygamber
(s.a.v) döneminde kadınlar da beş vakit namaza, cuma ve bayram
namazlarına cemaat olarak katılıyorlardı. Ancak erkekler ön safta,
kadınlar ise arka saflarda yerlerini alıyordu.

Kadınlar önceleri istedikleri kapıdan girebilirken, giriş ve çıkışlarda görülen izdiham yüzünden Hz. Peygamber

Günümüzde özellikle şehir hayatında kadınların cami, türbe, mezarlık,
tarihî yer ve şahsiyetleri ziyarete gidiş ve gelişlerinde niyetleri
kadar, kıyafet ve edeplerine de dikkat etmeleri gerekir. Bir sünnet
sevabı alayım derken harama düşülmemelidir. Namaz için de olsa kadın
için en hayırlı yer evinin içidir. Bir harama sebep olmadığı takdirde,
kocası da izin verirse, kadının mahallesindeki camiye gitmesi yasak
değildir. Özellikle namazla birlikte ilim, sohbet ve vaaz gibi faydalı
şeylerden istifade imkânı oluyorsa, bu engellenmez. Ancak giyim kuşama
tam dikkat edilmiyor, yol ve camiye giriş-çıkışta edebe uymayan durumlar
oluyorsa, bundan sakınmalıdır.

(s.a.v), kapılardan birinin kadınlara ayrılmasını emir buyurmuştur. Bu
kapı günümüzde de ''Kadınlar Kapısı (Bâbü'n-nisâ)'' adıyla anılmaktadır.


Kadınların Sosyal Hizmetlere Katılması

Sosyal hayatta bazı işler vardır ki, onlarda kadınların da bulunması
gereklidir. Bunların başında ilim, eğitim, sağlık ve muhtaçların
desteklenmesi gelir.

Asr-ı saâdet'te kadınların cemiyet içinde icra ettikleri pek çok hizmet
vardır. Bütün bunlar, rahmet Peygamberi'nin (s.a.v) kontrol ve
nezaretinde olmaktaydı.

Kadınlar erkek topluluklarında, istedikleri gibi soru sorup İslâm'ı öğrenemediklerini anlayınca, Hz. Peygamber'den
kendileri için özel bir gün belirlemesini istediler. Resûl-i Ekrem
(s.a.v) onlara haftada bir gün belirledi ve o günde yalnız hanımların
irşadı ile meşgul oldu.416

Bazı sahâbe hanımlarının savaşlara katılarak mücahidlere moral
verdikleri, yemek hazırladıkları, hasta bakıcılık ve yaraları sarma gibi
geri hizmetlerde bulundukları bilinmektedir.

Meselâ Ümmü Atıyye (r.ah) Hz. Peygamber'le birlikte yedi savaşa katılmıştır.417

Hz. Âişe ve Ümmü Süleym (r.ah) Uhud Savaşı'nda geri hizmetlerde bulunmuşlardır.418

Bir grup kadın sahâbe de Hayber'i kuşatan orduya katılarak geri hizmetlerde görev almışlardır.419

Huneyn gününde bir hançer edinen Ümmü Seleme, bunu ne yapacağını soran
Resûlullah'a (s.a.v), ''Eğer müşriklerden biri bana yaklaşırsa, bununla
onun karnını yaracağım'' diye cevap vermiştir.420

Sahâbeden Ümmü Haram (r.ah) Hz. Osman devrinde, kocası Ubâde b. Sâmit
(r.a) ile birlikte Kıbrıs'ın fethi için deniz yolculuğuna çıkmıştı. O,
Allah yolunda İslâm askerleri ile birlikte savaşa çıkmak için bizzat
Allah

Hz. Ömer (r.a), müslüman kadınlardan birini çarşı-pazarda asayişi kontrol için görevlendirmişti.

Bütün hicretlerde ve Allah yolundaki biatlarda kadınlar da vardı.

İslâm'ın ilk dönemlerindeki kadınların bu faaliyetleri erkeklerin
yanında ve çoğu kere onların toplulukları içinde yapılmıştır. Ancak
bütün bunlar İslâmî ölçü, edep ve hayâ sınırları içinde olmuştur.

Sonuç olarak yukarıda arzettiğimiz hadis
ve sahâbe uygulamalarından da anlaşılacağı gibi İslâm, erkek ve kadını
tamamen birbirinden ayırmış ve kadını eve hapsetmiş değildir.

Günümüzde de gerektiği zaman kadınlar kendilerine düşen bu hizmetlerde
yerlerini alabilirler. Kadın evinin dışında bir iş yapacağı zaman
şunlara dikkat etmelidir:

Önce kocasına bilgi vermeli ve izin almalıdır. Yapacağı iş bir zaruret
veya ihtiyaç derecesinde gerekli olmalıdır. Evin dışındaki iş, evin
içindeki düzeni ve huzuru bozmamalıdır. Meselâ farz derecesinde olan
hizmetler terkedilip nâfilenin peşinde koşmamalıdır.

Ayrıca kadının dışarıda dikkat edeceği birtakım edep ve ölçüler vardır ki onları aşağıda belirteceğiz.
Resûlü'nden (s.a.v) dua almıştı. Kıbrıs'a vardıklarında bindiği hayvanından düşerek şehid olmuştur. Kabri Kıbrıs'tadır.421

416-Buhârî, İlim, 36; Ahmed, Müsned, 3/34.

417-Müslim, Cihâd, 141; İbn Mâce, Cihâd, 37; Dârimî, Cihâd, 29; Ahmed, Müsned, 5/84.

418-Buhârî, Cihâd, 65, 66, Menâkıbü'l-Ensâr, 18, Megâzî 18; Müslim, Cihâd, 136.

419-Ebû Davud, Cihâd, 141; Ahmed, Müsned, 5/271.

420-Müslim, Cihâd, 134.

421-Buhârî, Cihâd, 3, 4, Ta'bir, 12; Müslim, İmâre, 160,182; Ebû Davud, Cihâd, 9; Nisâî, Cihâd, 40; İbn Mâce, Cihâd, 10.


Mümin Kadın Dışarıda Nasıl Hareket Etmeli?


Mümin bir kadının okul, hastahane, fabrika, alışveriş ve benzeri
yerlerde, eğitim, iş veya meslek gereği yabancı erkeklerle karşılaşma ve
görüşmesi durumunda aşağıdaki esaslara dikkat etmesi gerekir.

Her şeyden önce mümin kadın veya erkek yapacağı her işin niyet
safhasında uyanık olmalıdır. Yapacağı iş helâl ve hayırlı da olsa niyet
güzel bulunmazsa, sonuç hayır olmaz.

Güzel niyet, helâl bir işin yüce Allah
rızâsı için yapılmasıdır. Kötü işlerde güzel niyet olmaz. Güzel niyetle
kötü iş iyiye dönmez. Yapılan iş helâlinden para kazanmak ve alışveriş
yapmak gibi maddî şeyler olsa bile güzel niyetle sevap getirir. Çünkü
hepsi bir iştir, ameldir. Bunlar niyet ve duruma göre farklı sonuçlar
verir.

Bundan sonra şunlara dikkat edilmelidir.


Örtü


Mümin kadın, evinin dışına çıkacağı zaman, edebine göre örtünmüş
olmalıdır. Örtünün temel vazifesi, giyeni ve göreni haramdan korumaktır.
Bunun için dışarıda giyilen elbise bu hedefe uygun olmalıdır.

Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, içini göstermeyen ve vücut
hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. Bir de
kadının dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için bedene veya elbiseye
parfüm ve benzeri kokular sürerek gezmesi helâl değildir.


Bakışları Kontrol


Gözün haramdan korunması farzdır. Buna erkekler gibi kadınların da
dikkat etmesi gerekir. Yabancı bir kimse ile karşılaşma, konuşma ve
muhatap olma durumunda bakışların kontrol altında tutulması gerekir. Bir
mümin, hiçbir mazeret yokken karşı cinsin bakılması yasaklanan
yerlerine bakamaz ve bakışını ihtiyaç dışında uzatamaz.

Kadın örtü içinde de olsa, yabancı bir erkekle göz göze geldiğinde
gözlerini edeple çevirmelidir. Bir zaruret yokken bakışlarını devam
ettirmemeli; karşı tarafa dikkatli, kasıtlı ve alımlı bakmamalıdır.

Gözünü haramdan koruyan bir kadın ve erkek, diğer âzalarını haramdan
daha rahat korur. Gözü harama bulaşmayan kimsenin, kolay kolay dili, eli
ve bedeni harama bulaşmaz. Bunun için âyetlerde bütün erkek ve
kadınlara önce şu emir verilmiştir:

''Mümin erkeklere söyle, gözlerini (haramdan) çevirsinler.''422

''Mümin kadınlara da söyle, gözlerini (haramdan) çevirsinler.''423

Konuşma ve Yürümede Edep

Mümin bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Âyet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

''Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde
hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Edeple ölçülü söz söyleyin.''424

Yürüyüşün de ölçülü olması gerekir. Salınarak, kırıtarak yürüme mümin
kadına yakışmaz. Bu konudaki âyet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

''Kadınlar gizlemekte oldukları ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurarak yürümesinler.''425


422-Nûr 24/30.


423-Nûr 24/31.

424-Ahzâb 33/32.

425-Nûr 24/31.


Baş Başa Kalınmamalı


Mümin kadının, kendisine nikâh düşen yabancı bir erkekle, hiç kimsenin
olmadığı kapalı yerlerde baş başa bulunmaması gerekir. Bu durum hadisle
yasaklanmış ve böyle bir yerde üçüncü kimsenin şeytan olup aralarına
kötülük sokacağına dikkat çekilmiştir.426


426-Buhârî, Nikâh, 111, 112; Müslim, Hac, 424; Tirmizî, Radâ, 16, Fiten, 7; Ahmed, Müsned, 1/222, 3/339, 446.



İhtiyaç Aşılmamalı


Yabancı erkeklerle bir arada bulunma zaruret ve ihtiyaçla sınırlı
tutulmalıdır. Çünkü bir işin ihtiyaç sınırı aşılırsa, iş mubah olmaktan
çıkar, boş muhabbete dönüşür. Bu da hem kadının nezaketini hem de
kocasına ait muhabbetini zedeler, vebal olur.

Kadının ihtiyaç yokken, sürekli evin dışında bulunması yuva hukukuna
zarar verir; onu farz ibadetlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip
çocuklarını eğitmekten alıkoyar.

Sonuç olarak mümin kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları
veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi
hemcinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı prensip
edinmelidir. Ayrıca kadın evinin dışındaki eğitim, iş, meslek, ibadet,
yolculuk ve benzeri faaliyetlerde ya bir mahremi ile birlikte bulunmalı
ya da güvenilir kadın toplulukları içinde bu işleri görmelidir.


Ziyaretlerde Edep

Allah
için ziyaretleşmenin büyük bir sevabı vardır. Ziyaret yalnız akrabalar
arasında olmaz; iş ve meslek arkadaşları, komşu yahut aile dostu gibi
hısım olmayan fakat birbiriyle yakînen tanışan, birbirine güvenen
kimseler arasında da ziyaret yapılabilir.

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

''Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır:

1. Karşılaştığı zaman selâm vermesi.

2. Çağırdığı zaman davetine gitmesi.

3. Bir konuda öğüt ve yardım isteyince kendisine öğüt verip yardımcı olması.

4. Aksırdığı zaman ona, ''Allah seni bağışlasın (yerhamükellah)'' demesi.

5. Hasta olunca onu ziyaret etmesi.

6. Vefat edince de, cenazesinde hazır bulunması.''427

''Kim bir hastayı ziyaret ederse, gökyüzünden bir melek ona şöyle
seslenir: Ne iyi yaptın, bu yürüyüşün ne güzel oldu, cennette kendine
bir konaklama yeri hazırladın.''428

Bu hadislere baktığımızda, erkekler gibi kadınların da kendi cinslerini
veya sürekli evlenme yasağı bulunan hısımlarını hastalık, nişan, düğün
ve benzeri durumlarda ziyaret etmelerinin mümkün ve câiz olduğunu
görürüz.

Yine hısım olmamakla birlikte hocalık-talebelik, komşuluk, mesai
arkadaşlığı ve aile dostluğu gibi nedenlerle yakından tanınan, saygı
duyulan, arada hukuk bulunan erkek veya kadınların da hastalık ve
benzeri durumlarda ziyaret edilmesi mümkündür.

Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde bununla ilgili örnekler çoktur.429

Ziyaretin süresi iyi ayarlanmalıdır. Ziyaretin kısa olanı makbuldür.
Bir de ziyareti zaruret yoksa belli aralıklarla yapmalıdır. Özlemek ve
özletmek, usanmaktan ve usandırmaktan hayırlıdır.

Anne baba ziyareti, diğer akraba ziyaretlerinden önde gelir ve bu
ziyarette belirli bir zaman düşünülmeden ihtiyaca göre hareket edilir.

Ziyaret için evimize gelen kimseyi kapıda karşılamak ve giderken kapıya
kadar uğurlamak sünnettir. Bu mümkün olmadığı zaman, içeriden
uğurlamanın bir zararı yoktur.

Hasta ziyaretine giden bir kimse, hastaya hayır dua etmeli, ayrıca onun
durumundan ibret alıp kendisine âfiyet veren yüce rabbine içinden
hamdetmelidir.

Misafir veya ziyaretçinin, ayrılırken izin alması ve birbirlerine
karşılıklı dua etmeleri sünnettir. Ziyaretçi, ziyaret ettiği kimseyi
zora sokacak işlerden ve gücünü aşacak isteklerden sakınmalıdır.
Ziyarete gelen kimsenin memnun edilmesi için elden gelen yapılmalıdır.
Yanında ziyaretçisine ikram edeceği hiçbir şeyi bulunmayan kimsenin
göstereceği güleryüz ve samimi ilgi bile gönül almaya yeterlidir.


427-Buhârî Cenâiz, 2, Edeb, 126; Müslim, Selâm, 4-6; Tirmizî, Edeb, 1;
Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz, 1; Ahmed, Müsned, 1/89; 2/68, 331,
540.


428-Ahmed, Müsned, 1/48.

429-Örnekler ve geniş bilgi için bk. Kardâvî, Fetâvâ Muâsıra, 2/312-316
(Beyrut 2000); Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 80-82.


İbret Edep ve Muhabbet Örneği



Müminlerin annesi Hz. Âişe (r.ah) anlatıyor:


''Kızı Fâtıma gibi Resûlullah'a (s.a.v) benzeyen; duruşu, yürüyüşü,
hali, görünüşü, sözü ve konuşması ile onu andıran hiç kimse görmedim.
Fâtıma babasının yanına girdiği zaman, ayağa kalkar, elinden tutar,
kendisini öper ve kendi yerine oturturdu. Hz. Peygamber (s.a.v)
Fâtıma'nın yanına girince de Fâtıma hemen ayağa kalkar, Peygamber
Efendimiz'in elinden tutar, öper ve kendi yerine oturturdu.''430


430-Ebû Davud, Menâkıb, 144; Tirmizî, Menâkıb, 61; Nesâi, Menâkıb, 64.
İbn Müflih el-Makdisî, el-Âdâbü'ş-Şer'iyye, 1/437 (Beyrut 1999).
Hadisteki, ''söz ve konuşması'' kısmı bu kitaptan alınmıştır.



Selâmlaşma


Selâm, karşılaşan iki müslümanın birbirine yaptıkları hayır duadan ibarettir. Bu dua şöyledir:

''es-Selâmü aleyküm.''

Mânası şudur: Allah'ın selâmı yani mağfireti ve iki cihan selâmeti sizin üzerinize olsun.

Bu duaya şu şekilde karşılık verilir: ''Ve aleykümü's-selâm ve rahmetullah.''

Mânası şudur: Allah'ın selâmı ve rahmeti sizin de üzerinize olsun.''

Selâm, ''Selâmün aleyküm'' şeklinde de ifade edilebilir.431

Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulur:

''Size biri selâm verdiğinde siz de ona daha güzeliyle karşılık verin''432

Selâm verilen kimse ona ya aynısı ile karşılık verir ya da biraz daha dua ekler. Dua eklemesi daha güzeldir.

Meselâ, ''es-Selâmü aleyküm'' diye selâm veren kimseye, karşılık olarak, ''Ve aleykümü's-selâm ve rahmetullah'' denir.

Eve, meclise veya bulunduğumuz yere dışarıdan gelen bir kimseye
''merhaba'' da denilebilir. Bu, ''hoş geldin'' anlamındadır. Allah
Resûlü (s.a.v) merhaba demeyi tavsiye etmiş ve kendisi de merhaba
ifadesini kullanmıştır.433

Merhaba, ''Meclisimize hoş geldin, rahat ol, başımızın üstünde yerin
var'' gibi anlamlara gelir ve söylenen kimseye güven verir.

Günümüzde kullanılan hayırlı sabahlar, hayırlı akşamlar, iyi günler,
iyi akşamlar, günaydın gibi deyimler, karşı tarafla bir ilgi ve sevgi
sebebi olsa da dinimizin öğrettiği selâmın yerini tutmaz. Bunlarla
selâm verilmiş olmaz. Bu tür sözler selâm verildikten sonra
söylenebilir.

Hanefîler'e göre, selâmı vermek sünnet, almak vâcip hükmündedir.434

Selâm müslümanların şiarıdır. Onda saygı, sevgi, güven ve dua vardır.
Bunun için verilmesi şiddetle tavsiye edilmiştir. Hadis-i şerifte şöyle
buyrulur:

''Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a
yemin olsun ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi
sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi
seveceğiniz bir ameli size haber vereyim mi? Aranızda selâmı
yayınız.''435


431-Buhârî, İsti'zân, 9; Ahmed, Müsned, 1/387.


432-Nisâ 4/86.

433-bk. Buhârî, İmân, 40, İlim, 25; Müslim, İmân, 24, Misâfirîn, 82;
Ebû Davud, Zekât, 6; Tirmizî, İsti'zân, 34; İbn Mâce, Mukaddime, 22.

434-İbn Mâce, Cenâiz, 1; Ahmed, Müsned, 2/332; 6/385.

435-Müslim, İmân, 93; Ebû Davud, Edeb, 131; Tirmizî, Sıfâtü'l-Kıyâme,
54, İsti'zân, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 6; Ahmed, Müsned, I, 165; ayrıca
bk. Buhârî, Nikâh, 71, Eşribe, 28, İsti'zân, 8; Nesâî, Cenâiz, 53.


Erkek ve Kadın Arasında Selâmlaşma


Bir erkek, aralarında yakınlık, akrabalık, bir çeşit hukuk ve tanışma
oluşan kadınlara selâm verebilir. Kadın bu selâmı sesini yükseltmeden
alır.

Kadınların mahrem hısımlarına yani aralarında evlenme yasağı olan erkeklere selâm vermesinde bir sakınca yoktur.

Hz. Peygamber
(s.a.v) mahremi olmayan kimi kadınlara selâm vermiştir. Kadınlar da ona
selâm vermiştir. Benzer selâmlaşma uygulaması sahâbenin erkek ve
kadınları arasında da olmuştur.

Sahâbe-i kirâm (r.anhüm) başta Hz. Âişe (r.ah) validemiz olmak üzere Hz. Peygamber'in
(s.a.v) diğer eşlerine bir şey sorduklarında veya bir şey
istediklerinde, onlar perde arkasından cevap verirlerdi. Bunun gibi pek
çok sahâbe hanımı günlük hayatta erkeklere muhatap olup bir şeyler
sormuş, öğrenmiş, istemiş veya vermiştir. Ancak bütün bunlar dinimizin
öğrettiği edep sınırları içinde olmuştur.

Bir erkek yaşlı bir kadına, toplu halde bulunan kadınlara, amca veya
dayı eşi yahut bunların kızı gibi aile içinde ünsiyeti bulunan hısımlara
selâm verip alabilir. Ancak, bir erkeğin yabancı bir kadına veya
hanımlara selâm vermesi uygun değildir. Bu faydadan çok zarar verir.

İslâm'a uygun çalışma şartları içinde çalışan kadınlarla, iş ve meslek
gereği görüşen ve karşılaşan erkekler arasında bir tanışma, yakınlık ve
hukuk oluşur. Bu bir güven ortamı oluşturur. Bu durumda erkeklerin
kadınlara selâm vermesi câizdir.

Sınıf, konferans salonu veya düğün salonu gibi yerlerde ders,
konferans, seminer, sohbet ve benzeri bir hizmet nedeniyle kadın
topluluğunun huzuruna çıkan bir erkek, onlara selâm verebilir. Fakat
yol, bahçe, merdiven ya da koridor karşılaşmalarında tek başına giden
yabancı bir kadına veya kadın topluluğuna selâm vermek uygun değildir.

Kız öğrencilerin ders hocalarına, sürekli muhatap oldukları okul yöneticilerine veya personeline selâm vermesi câizdir.436

Bir kadının bunların dışında, aralarında hiçbir hukuk ve tanışma
olmayan yabancı erkeklere selâm vermesi, merhaba demesi, bir şekilde
sözlü ilgi kurması, yanlış anlaşılma ve fitne sebebi olma ihtimalinden
dolayı câiz görülmemiştir.

Eve giren kimse ailesine selâm vermelidir. Bu, eve bereket ve huzur
getirir; şeytanın zararını defeder, kötülüklere engel olur.

Evde kimse yoksa meleklere selâm vermeli ve şöyle demelidir: ''es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi's-sâlihîn.''

Selâmı anlayan ve alabilen çocuklara da selâm verilir.


436-Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 87.



Selâmlaşma ve Hal Hatır Sorma


Selâmın sözle olması yeterlidir. Ancak selâmla birlikte, el ele
musafaha yapılırsa selâmlaşma en güzel şekilde tamamlanmış olur.
Kimlerin birbiriyle musafaha edebileceği yukarıda anlatıldı.

Musfahanın bir ileri derecesi kucaklaşma ve öpmedir. Birbirine haram
olmayan kimseler, sevgi ve hürmet gösterisi olarak kalp kalbe, göğüs
göğüse gelecek şekilde kucaklaşabilirler.

İzin verilenler hariç, birbirini yüzden öpmek, yanak yanağa, dudak dudağa temas etmek câiz değildir.

Annenin ve babanın eli öpülmelidir; bu sevaptır. Hocanın, kocanın,
âlimin, mürşidin, sâlih insanların, âdil devlet büyüklerinin eli de
öpülebilir. Bunu el öpmesinde mahzur olmayanlar yapabilir.

Anne baba çocuklarının başını, gözünü, yüzünü, yanağını, dudağını öpebilir. Anne baba yerinde olan büyükler için de böyledir.

Koca ile kadını arasında her türlü hatır sorma şekli câizdir.

Selâmlaşmada ayrıca şunlara dikkat edilmelidir:

Binitli veya vasıtada olan yürüyene, küçük büyüğe, az olan topluluk çok
olan topluluğa, yukarıdan doğru inenler aşağıdan doğru gelene selâm
verir.

Namaz kılana selâm verilmez; çünkü verilen selâm iade edilmez. Yemek
yiyene, ders verene, vaaz edene, tuvalet ihtiyacını görene selâm
verilmez; zira bu durumlarda selâmı iade etmek zor veya yasaktır. Bunun
için tenzîhen mekruh görülmüştür. Ayrıca içki-kumar gibi bir haramı
işlemekte olan kimseye, o işi yaparken selâm verilmez.437

Sadece elle selâm verilmez. Ancak, selâm veren kimse selâm verdiği
kimseye sesini ulaştıramaz veya ulaştırmak istemezse selâmla birlikte el
işaretinde bulunabilir.

Müslüman olmayan kimselere selâm verilmez. Fakat, gayri müslimler,
müslümanlarla birlikte olunca, hepsine birden selâm verilebilir.438

Müslüman olmayan kimseler selâm verdiğinde, selâmı alınır, karşılık
olarak ''sana veya size de'' diyerek bir karşılık verilir.439

Gayri müslimler ile içli dışlı olanlar, onlarla dil ve hallerine uygun
bir söz veya usulle hal hatır sorabilirler. Onlarla sürekli aynı iş
yerini veya apartmanı paylaşanlar, kendilerine ''nasılsınız?, iyi
günler, iyi akşamlar, iyi işler'' gibi emniyet veren sözler
kullanabilirler.440


437-bk. Buhârî, İsti'zân, 3-7, 11; Müslim, Edeb, 46, Selâm, 1; Ebû
Davud, İsti'zân, 6; Tirmizî, İsti'zân, 14; Ahmed, Müsned, 3/44, 444;
6/19, 20.


438-Buhârî, İsti'zân, 20; Müslim, Cihâd, 116.

439-Buhârî, İsti'zân, 22; Müslim, Selâm, 6-9.

440-Selâmlaşma ile ilgili geniş bilgi ve deliller için bk. Zeydân, el-Mufassal fî Ahkâmi'l-Mer'e, 3/285-293.


Evlere Girme Usulü


Örtüden maksat gözü haramdan korumak olduğu gibi; evlere takılan perde
ve kapıdan maksat da budur. Her ev, aileden olmayan kimseler için
mahremdir; yani özel koruma altındadır. Perdesi çekilmiş, kapısı
örtülmüş bir eve izinsiz girilmez. Evin içi habersiz dışarıdan ve
balkondan seyredilmez. Bunlar haramdır.

Bir başkasının evine girmeden önce izin istenir. Birinci izinde olumsuz
cevap verilmişse geri dönülür. Cevap verilmemişse sesini işitmemiş
olabilirler diye izin aralıklarla üç defa tekrarlanır. Üçüncü de cevap
verilmiyorsa geri dönülür. Çok acil durumlar hariç eve girmek için ısrar
edilmez.

İzin kapıya vurularak istenir. Zil varsa zil çalınır. Telefon gibi
aletler de kullanılabilir. İzinden maksat, eve girmek istediğimizi
bildirmek, kendimizi tanıtmak ve evdekilerin hazır olmasını temin
etmektir.

Kapıyı veya zili çaldığımızda, içeriden, ''Kim o?'' diye sorulunca,
''Ben, ben'' demek doğru değildir. Bunun yerine, ''Ben Ahmed, Fatma''
vb. diyerek, içeridekilerin tanıyacağı ismi veya sıfatı söylemek
gerekir.

Giriş izni için evin iç kapısı veya zili çalınmışsa, kapının sağ veya
sol tarafına çekilmek gerekir. Bu şekilde kapı açılınca aniden evin
içerisi görülmemiş olur. Zaten iznin gayesi budur.

İzin verilince, eve girişte önce selâm verilir; sonra kendisine gösterilen yere geçilir.

Uzun süre ailesinden uzakta kalan bir koca, mümkünse dönüş zamanını
evine haber vermeli, eve gece aniden gelmemelidir. Böyle yapılırsa aile
gelişe hazırlık yapar, kocayı sıkıntıya sokacak durumlara müdahale
imkânı bulur.

Yabancı evlere girerken gereken izin edebini küçük çocuklara da öğretmek gerekir. Bu da aile ilmihali içine girer.

Evin içinde anne babanın yatış anlarında odalarına giren büyük çocuklar
izin almalıdır. Çocuk temyiz yani iyi ile kötüyü ayırt etme yaşına
geldiği zaman büyük sayılır.441


441-bk. Nûr 24/58.



Kadın Tek Başına Yolculuk Yapabilir mi?


Kadının yolculuğunda iki durum önemlidir. Biri gidilecek yol mesafesi, ikincisi de yol emniyetidir.

Şehir içindeki seyahatler kısa yolculuğa girer. Bir kadın ihtiyaç
olunca, kocasının iznini aldıktan sonra, örtü ve edebine dikkat ederek
tek başına şehir içinde yolculuk yapabilir.

Kadın bu yolculuğunu, kendi özel vasıtası ile yapabileceği gibi, umumi
vasıtalarla da yapabilir. Ancak erkek-kadın ortak binilen bir otobüs,
minibüs ve benzeri vasıtalarda kadın yabancı erkeklerle sıkışık bir
vaziyette bulunmamalı, el ve beden temasından sakınmalıdır.

Bir zaruret durumunda kadın, tek başına özel yetkili ve izinli ticarî
taksilere binebilir. Şehir içinde halvet oluşmaz. Bu en son ve en zor
durumda başvurulacak bir çaredir. Ancak mümkünse vasıtaya tek değil,
birkaç kadın birlikte binmelidir.

Yol mesafesi 90 kilometreyi aşıyorsa uzun yola girer. Bu namazların
kısaltıldığı mesafedir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

''Kadın yanında bir mahremi bulunmadan üç günden fazla bir yolculuğa çıkmasın.''442

Buna göre yanında eşi yahut bir mahremi bulunmayan kadının, yalnız
başına veya başkasıyla uzun bir yola çıkması çeşitli yönlerden
sakıncalıdır. Bunun için uzun yola çıkan kadının yanında kendisine
sürekli nikâh düşmeyen bir yakınının bulunması istenmiştir.

Bazı âlimler, kadının uzun yolculuğunda mesafeyi değil yol emniyetini
dikkate almışladır. Şâfiî ve Mâliki âlimleri özellikle farz haccı için
yolculuk yapacak bir kadın için yol emniyetini yeterli görmüşlerdir.
Şöyle ki:

Kendisine hac farz olan bir kadın yanında kocası veya bir mahremi
bulunamayacaksa, güvenilir bir kadın topluluğu ile hacca gidebilir.
Umreyi farz görenler için buna umre de dahildir. Hatta yol güvenliği
olunca, kadının tek başına farz hacca gidebileceğini söyleyen âlimler
bile vardır.443

Bunun için yol güvenliğini esas alanlar, Hz. Peygamber'in (s.a.v) şu hadisini de görüşlerine delil olarak kullanmışlardır:

''Hiç şüphesiz Allah
bu dini yaymayı tamamlayacaktır. İslâm'ın yayılması ile öyle emniyet
gelecek ki, bir kadın Hîre'den devesine atlayıp yanında hiç kimsesi
olmadan gelip Kâbe'yi tavaf edecektir.''444

Hadisin râvisi Adî b. Hâtim (r.a), bu hadisin gerçekleştiğini ve kendisinin böyle bir kadını gördüğünü haber vermiştir.

Bir zaruret durumunda, Hanefî mezhebine bağlı bir kimse diğer hak
mezheplerden biri ile amel edebilir. Farz hac için bu fetva ile amel
edilebilir.

Şunu da ekleyelim: Bir kadının farz haccına gitmek için kocasından izin
istediğinde kocasının bunu engelleme hakkı yoktur; ancak hanımına, ''Bu
sene bekle, gelecek sene beraber gidelim'' dese, kadın bunu dikkate
almalıdır. Bu gecikmeden dolayı kadın günaha girmez. Kocası ile birlikte
hacca gitmesi daha hayırlı olur. Kocanın gitme imkânı olmasa veya
kadının kocası bulunmasa, başka bir mahrem bulamayınca yukarıdaki fetva
ile amel yolu açılır.

Bir kadın zorunlu tedavi, anne baba ziyareti veya iş için bulunduğu
şehrin dışına gitmek zorunda olsa ve yanına bir mahrem kimse bulamasa,
yine bu fetva ile amel edebilir.

Bu yolculuk beden hastalıkları için yapılabildiği gibi ruh ve kalp
hastalıklarını tedavi için de yapılabilir. Bunun için, yol güvenliği
esastır. Gidilen vasıta şahsî değilse, yolcu taşımak için izinli
olmalıdır. Yani yolculuk bilinen, tanınan bir firma ile yapılmalıdır.
Ayrıca kadının yanında güvenilir bir veya birkaç kadın bulunmalıdır. Bu
kadınlardan birinin mahreminin olması yeterlidir. Böylece erkeklerle baş
başa kalma tehlikesi oluşmaz.

Yabancı ve Baş Başa Kalma Meselesi

Dinimizde aralarında evlenme yasağı olmayan kimseler birbirine yabancı
sayılır. Bunlara ''nâmahrem'' denir. Bu yabancılık birbirini tanımaz
mânasında değildir. Bunun anlamı şudur: Aralarında evlenme yasağı
olmayan kimseler, nikâh oluncaya kadar birbirleriyle içli dışlı
olamazlar, nikâh düşmeyen kimseler gibi rahat davranamazlar, belli
ölçülere dikkat etmeleri gerekir.

Örfümüzdeki yabancı anlayışı dinimizdeki yabancı anlayışından biraz
farklıdır. Örfte yabancı deyince akraba olmayan, hiç tanınmayan,
aralarında komşuluk, iş ve benzeri bir hukuk bulunmayan kimseler
anlaşılır. Bu doğrudur fakat noksandır.

Dinimizde yakın deyince, mahrem anlaşılır. Mahrem, kendisiyle sürekli evlenme yasağı olan kimse demektir.

Bunların dışında olan herkesle, ayrı bir edep dairesinde muhatap olunur. Bu edepler insan
fıtratının en boş ve dengesiz anına göre tedbir olarak konmuş
ölçülerdir. Dikkat eden herkes tehlikeye düşmez, birçok sıkıntıdan
kurtulur, rahat eder, ayrıca sevap alır.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:

''Allah'a
ve âhiret gününe inanan kimse, yanında mahremi olmayan bir kadınla tek
başına bulunmasın; çünkü onların üçüncüsü şeytandır.''445
Hadis-i şerif, bir
mümin için kendisiyle evlenebileceği bir kadınla baş başa kalmayı
yasaklıyor. Yanlarında, kadının veya erkeğin mahremlerinden üçüncü bir
şahıs bulununca, bu beraberlik haram olmaz. Aynı şekilde, mahrem
olmadığı halde akıllı, güvenilir bir veya birkaç şahsın yanlarında
bulunması, baş başa kalmayı haram olmaktan çıkarır.446

Bir mümin erkek bir zaruret ve ihtiyaç yokken, yabancı kadınlarla içli
dışlı olmaktan sakınmalıdır. Ancak çok yaşlı ihtiyarlarla tek başına
bulunmak, mahremlerde olduğu gibi câizdir. Amca kızı, hala kızı, teyze
kızı, baldız ve yenge de nâmahremdir. Onlarla bir zaruret yokken tek
başına kalmak, yolculuk yapmak, tokalaşmak câiz değildir.


442-Müslim, Hac, 423; Dârimî, İsti'zân, 46.


443-Nevevî, el-Mecmû, 7/68-69; İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 4/557 (Beyrut 1993); Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/2092.

444-Buhârî, Menâkıb, 25; Ahmed, Müsned, 4/257; Hâkim, Müstedrek, 4/518-519.

445-Tirmizî, Fiten, 7; Ahmed, Müsned, 3/339; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 5586; Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 143.

446-İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 9/530; Nevevî Şerhu Müslim, 14/379; Kâdı İyâz, İkmâlü'l-Mü'lim, 7/61-62.


Eve Gelen Misafirlere Hizmet


Bu konuda sıkıntılar vardır. Zamanımızda çokları, evlerine gelen bütün
kadın ve erkekleri hiçbir ayırım yapmadan mahremi gibi görmektedir. Bu
yanlıştır. Örfle gelen yanlış uygulamalar da vardır ve bunlar yerleşik
hal almıştır. Bazı aileler bu yanlış uygulamaları sonradan düzeltme
çabasına girmekte ve bunda bir hayli zorlanmaktadır.

Yabancı erkek ve kadınların birbirine nasıl davranacağı bellidir. Biz
istenen edebi korumakta zorlanan, bu konuda geçiş dönemi yaşayan ve
mecbur kaldığı için bir ruhsat arayan aileler için dinimizin izin
verdiği alanı belirlemeye çalışacağız.

Bu konuda İmam Buhârî'nin (rah) rivayet ettiği şu hadis zor durumlarda bir genişliğin olduğunu göstermektedir.

Ashâb-ı kirâmdan Ebû Üseyd (r.a) evlendiğinde Hz. Peygamber'i (s.a.v)
ve ashâbını evine davet etmişti. Düğün için özel bir yemek hazırlamamış,
evde ne varsa onu getirmişti.

''Ancak hanımı akşamdan bir taş kabın içinde hurma ıslatmıştı. Hz.
Peygamber (s.a.v) yemeği bitirince, kadın hurmaları ezip sulandırdı,
şerbet yapıp Hz. Peygamber'e ve misafirlere ikram etti.''447

İmam Müslim'in rivâyet ettiği aynı hadiste, ''O gün misafirlerin hizmetçisi Ebû Üseyd'in hanımı idi''448 ifadesi geçmektedir.

İmam Nevevî (rah), bu olayın örtü âyeti inmeden önce olabileceğini
belirtirken, Şâfiî âlimlerinden İbn Hacer ve Hanefîler'den Bedreddin
Aynî (rah), hadisten şu sonuçları çıkarmışlardır:

Bir kadının kocası yanında iken onun eve çağırdığı misafirlere hizmet etmesi câizdir.

Bu durumda kadın örtülü olmalı ve edebine dikkat etmelidir.

Bu gibi davet ve ziyâfetlerde erkek kadınından hizmet etmesini isteyebilir.

Düğün davetlerinde, haram içkilerin dışındaki içecekler içilebilir.

Bir mecliste yapılacak ikrama önce yaşta veya halde en büyük olandan başlanır.449

Özellikle düğün, sünnet, cenaze, özel davet ve iş toplantıları gibi
hareketli günlerde, bir ihtiyaç durumunda bu fetva ile amel edilebilir.
Bu durumda kadın evine gelen yabancı erkeklerle tokalaşma yapmadan,
sadece sözle ''hoş geldiniz'' diyebilir ve onlara hizmette bulunabilir.
Fakat ihtiyaç haricinde yabancı erkeklerin yanında durmaması daha
güzeldir.

Bilhassa bu kimseler, birinci derecede yakın akrabalardan değilse, davranış ve mesafe ona göre olmalıdır.

Edep, yabancı erkek ve kadınların yemek için de olsa ayrı oturmasıdır.
Dinimiz böyle istemektedir. Bu, her yönden faydalı ve her iki taraf için
de rahatlık sebebidir.

Yukarıdaki fetva, asıl hükmü uygulamakta zorlananlar içindir. Bir de
örf ve âdet böyle oluşmuşsa, o yerlerde buna ruhsat verilebilir. İmam
Mâlik'in (rah), fetvası bu şekildedir.450 Ancak, bu âdeti sürekli devam
ettirmek yerine, halkı bilgilendirip dinimizin edebine uygun oturup
kalkmalıdır.
Allah Resûlü (s.a.v), bazan ailesi ile birlikte iken yanlarına gelen
kadınlara elindeki yiyecek veya içecekten ikram etmiştir.451

Bu uygulamalar aralarında akrabalık ve komşuluk gibi özel hukuk oluşan
kimselerin birbirine ikramda bulunabileceklerini göstermektedir.

Sohbet, merasim, düğün, dernek, imece, eğlence, ziyaret, ziyâfet gibi
bütün toplantılarda, nâmahrem kadın ve erkeklerin karışık vaziyette
oturup şarkı türkü söyleyerek gülüşüp eğlenmesi haramdır. Bunlar arasına
katılmak ve bu halleri istekle seyretmek de câiz değildir.


447-Buhârî, Nikâh, 78.


448-Müslim, Eşribe, 86; Nevevî, Şerhu Müslim, 13/177.

449-İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 10/313-314; Aynî, Umdetü'l-Kârî, 14/140.

450-Mâlik, el-Muvatta', Sıfatü'n-Nebî, 10 (nr. 35).

451-bk. Ebû Davud, Savm, 72; Tirmizî, Savm, 34; Tebrizî,
Mişkâtu'l-Mesâbih, nr. 2708; Abdulhalim Ebû Şekka, Tahrîrü'l-Mer'e fî
Asri'r-Risâle, 2/275-277 (Dârü'l-Kalem 1990).


Kadın ve İş Hayatı


Dinimizde evin geçim işi normal şartlarda erkeğe yüklenmiştir. Kocanın
kazancı yeterli olunca kadının para kazanmak için ayrıca çalışmasına bir
gerek kalmayacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v), kadınların her zaman
değil, bir ihtiyaç durumunda dışarı çıkacaklarını şöyle belirtmiştir:

''Ey kadınlar size, ihtiyaçlarınız için dışarı çıkmaya izin verildi.''452

Bir zaruret varsa kadın uygun şartlarda çalışabilir. Bir zaruret yokken
de kadının çalışması câizdir. Ancak bir mümin kadının evin dışında
çalışma durumunda şu edeplere uyması lâzımdır:

1. Kocanın izni. Koca evin reisi ve geçiminden sorumlu olduğu için
kadın ondan izinsiz evin dışına çıkıp çalışamaz. Kadının çalışmasına
zaruret varsa, buna aile istişare ile karar verir.

2. Mümin kadın, iş, ibadet veya hizmet için evinin dışına çıktığı zaman
örtüsü içinde olmalı; ayrıca yabancı erkekler içindeki konuşma, hal ve
hareketlerine dikkat etmelidir.

3. Yabancı erkeklerle baş başa kalmamalıdır.

4. Yapılan iş helâl olmalıdır. Dinen haram olan, kendisinin ve
ailesinin şerefini zedeleyecek, kınanmaya vesile olacak bir işte
çalışmamalıdır.

5. Çalışma kadının temel görevlerini aksatmamalıdır. Meselâ kadın, iş
yüzünden farz ibadetlerini terketmemelidir. Bu ibadetlerin başında namaz
ve oruç gelmektedir. Ayrıca iş yüzünden kocasına ve çocuklarına karşı
görevlerini aksatmamalıdır.

Eğer kadın hamile ise, iş veya hizmet yüzünden karnındaki çocuğa zarar vermemelidir.

Yapılan iş, kadının gücünü aşmamalı, onun bünyesini ve dengesini
bozmamalıdır. Kadın para kazanırken dinini, edebini, sıhhatini ve
huzurunu kaybetmemelidir.

Mümin kadın evli değilse, dışarıda çalışma durumunda izin kısmı hariç yukarıda sayılan diğer şartlara uymalıdır.

Kadının evinin içindeki işleri hiç de küçümsenmeyecek kadar çoktur. Her
şeyden önce şunu hatırlatalım ki, yeryüzünde annelikten daha kıymetli,
daha şerefli, daha bereketli ve daha gerekli bir iş yoktur.

Bir kadının yuvasında beklemesi, çocuklarıyla ilgilenmesi, eve düzen
vermesi, evin tabii ihtiyaçlarını görmesi ve bu esnada farz ibadetlerini
yapması tam bir çalışmadır. Bu kadının bütün temel ihtiyaçları gücü
nisbetinde kocaya aittir. Ancak bazan aile kalabalık olur, şartlar
zorlar, kocanın geliri yetmez ve kadının kocasına maddî destek vermesi
gerekebilir. İşte bu durumda mümin kadın yukarıda verdiğimiz ölçüler
içinde evinde veya evin dışında bir işte çalışabilir.453

Mümin kadının, kendisine ait özel mülkü ve ticareti olabilir.

Mümin kadınlara işveren kurum, şahıs ve şirketlerin onların şu üç konudaki problemini çözmesi gerekir:

1. Namaz.

2. Örtü.

3. Yabancı erkeklerle baş başa kalma olayı.

Bunu yapmak, yüce Allah'ın
emri olduğu kadar insanlığın da bir icabıdır. Bu insanlığı yapanlar
gayri müslim de olsalar, bir şekilde güzel karşılığını görecektir.

Ölene Kadar Bitmeyecek İşler

Müminlerin hiçbir iş yapmadan dinine ve dünyasına faydasız bir şekilde
yaşaması yasaktır. Mümin kadın evde hapsedilmiş ve tembelliğe itilmiş
biri olamaz. Onun kadınlık ve annelik görevleri yanında ölene kadar hiç
bitmeyecek başka işleri de vardır. Bu işler hayatın hedefidir. Onların
en önemlileri şunlardır.

Farz olan ilimler başta olmak üzere sürekli okumak, öğrenmek ve öğretmek. Böylece yüce dinimizin tebliğini yapmak.

Etrafına iyi ve güzel ahlâkı anlatmak, kötü ahlâktan sakındırmak.

Komşu ve akrabalarının acil ihtiyaçlarına gücü kadar yardımcı olmak.

Dertli ve sorunlu insanların derdini dinlemek, onlara akıl, moral, muhabbet ve mânevî destek vermek.

Kalbini, dilini ve bedenini kötülüklerden uzak tutmak için çalışmak.
İman ve edeple yüce Allah'a dostluğu en birinci hedef haline getirmek.

Varlıklar ve hayat üzerinde düşünmek, ibret almak, ders çıkarmak; tefekkür yoluyla zikre geçmek, şükretmek.

Dünyada bir misafir ve yolcu olduğunu hiç unutmamak. Ölümü hatırlamak ve 'bugün son günüm olabilir', diye hazır olmak.

Kötü huylarını terkederek güzel ahlâkı elde etmek.

Her an kendisine hayat veren yüce Rabb'ini zikretmek.

Yüce Allah'a
şükür için farzların yanında nâfile namazlara devam etmek; kuşluk,
evvâbin ve teheccüd gibi tavsiye edilen namazlardan ikişer rek'at olsun
kılmak.

''Ben günde yüz defa Allah'a istiğfar ediyorum''454 buyuran bir
peygamberin ümmeti olduğunu unutmamak ve kulluktaki kusurlarını görüp
sürekli yüce Allah'a tövbe ve istiğfar yapmak.

Sıhhat ve âfiyeti yerinde olan, günlük ihtiyaçları kocası tarafından
karşılanan bir kadının diğer hizmetleri yanında bu sayılan işlerden gücü
nisbetinde yapması onu hem dünyada hem âhirette mutlu edecektir. Bundan
ötesi boş bir çaba ve vebaldir.


452-Buhârî, Nikâh, 115 (nr. 5237).


453-Zeydân, el-Mufassal fî Ahkâmi'l-Mer'e, 4/265-267 (Beyrut 1997).

454-Buhârî, Daavât, 3; Müslim, Zikir, 41-42; Ebû Davud, Vitir, 26.


İbret Eden Bulur



Buhara kentinde geçimini evlere su taşımakla sağlayan bir sucu vardı.
Bu adam otuz senedir bir kuyumcunun evine su taşımaktaydı. Bu kuyumcunun
iffetli, örtünmeye çok dikkat eden, dindar, zerâfet sahibi güzel bir
hanımı vardı. Bu sucu yine âdeti üzerine kuyumcunun evine geldi. Su
kuyusu hemen evin kapısındaydı. Kuyumcunun karısı da evde öğle uykusu
için uzanmakta idi. Sucu eve girip kadına yaklaştı, elinden tutup okşadı
ve biraz sıktıktan sonra bırakıp gitti. Kadın akşam olunca çarşıdan
gelen kocasına,


''Bana doğruyu söyle, bugün çarşıda Allah'ın (c.c) hoşlanmayacağı hangi şeyi yaptın?'' diye sordu; kocası,

''Ben hiçbir şey yapmadım'' dedi. Karısı,

''Eğer bana doğruyu söylemezsen evde kalmam; bir daha ne sen beni görürsün, ne de ben seni'' dedi. O zaman kocası,

''Tamam o zaman dinle! Bugün dükkânıma bir kadın geldi. Ben ona
altından bir bilezik yaptım. O bana elini uzattı, ben de bileziği koluna
taktım. Teninin beyazlığı ve bileğinin inceliği çok hoşuma gitti; elini
tuttum, sıktım ve okşadım'' dedi. Karısı,

''Niçin böyle bir şey yaptın? Otuz senedir bizim evimize su taşıyan o
adamdan bugüne kadar hiçbir hıyanet görmemiştik. Bugün benim elimi
tuttu, sıktı ve okşadı'' dedi. Kocası,

''Ey kadın! Yaptığımdan pişmanım; beni affet, hakkını helâl et'' dedi. Karısı,

''Efendi! Allah (c.c) sonumuzu hayırlı etsin'' dedi.

Ertesi gün olunca sucu geldi ve kendisini kadının önüne atarak topraklar içinde dövünmeye başladı; kadına,

''Ey hanımefendi! Bana hakkınızı helâl edin; şeytan beni aldattı ve saptırdı'' dedi. Kadın,

''Sen işine bak, yoluna git! Zira bu hata senden değil, kuyumcu olan
kocamdan kaynaklandı. Allah (c.c) dünyada iken kısas yaptı, ona
yaptığının cezasını verdi'' dedi. 455 Bu konuda şu hadis-i şerifi
hatırlayalım:

''Siz insanların hanımlarına karşı iffetli davranın ki sizin
hanımlarınıza da iffetli davranılsın. Siz babalarınıza iyilik ve itaat
ediniz ki çocuklarınız da size iyilik ve itaat etsinler.''456


455-Gazâlî, Yöneticelere Altın Öğütler, s. 284-285 (İstanbul: Semerkand yayınları 2004).


456-Hâkim, Müstedrek, 4/154; Münzirî, et-Tergib ve't-Terhîb, nr. 3663.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

3 MUHATAPLARA GÖRE KADININ AVRETİ Bir Perş. Eyl. 02, 2010 9:07 pm

CANTAR




MUHATAPLARA GÖRE KADININ AVRETİ


Avret, güzel olsun çirkin olsun, vücutta örtülmesi gerekli yer demektir. Kadının örtünmesi gerekli yerler hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
''Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan çevirsinler, ırzlarını
korusunlar, -kendiliğinden görünen kısımlar müstesna- süslerini
(yabancılara) göstermesinler, baş örtülerini yakalarının üzerine
salsınlar.''712
Diğer ayette şöyle buyrulmuştur:
''Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine atsınlar.''713
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Erkek erkeğin avret yerine, kadın da kadının avret yerine bakmasın.''714
''Erginlik çağına gelmiş bir kadının namazını Allah başörtüsüz kabul etmez.'' 715
Bu ve benzeri âyet ve hadislere dayanarak İslâm âlimleri kadının ve
erkeğin avret yerlerini kapatması konusunda görüş birliği içindedir.
Âlimlerimiz kadının elleri, yüzü ve ayakları dışında kalan bütün bedeninin ''avret'' olduğu konusunda ittifak içindedir.
Hanefîler'e göre, akıllı ve bulûğa ermiş mükellef bir kadının elleri,
yüzü ve ayakları hariç bütün bedeni avret olup kapatılması farzdır.
Şâfiî ile Hanbelî mezheplerine göre, kadının yüzü ve elleri de dahil,
bütün vücudu avrettir ve mahremi olmayanlara karşı örtülmesi gerekir.
Kadın ellerini ve yüzünü ancak namazda açabilir. Mâlikî mezhebinde ise
kadının elleri ve yüzü avret değildir, ancak yabancılara karşı kapatması
daha güzeldir.
İslâm'ın bu konudaki emirleri açık, kesin ve herkese hitap ettiğinden
âlimlerimiz, kendisine bu konudaki ilâhî emirler geldikten sonra,
örtünmenin farz olduğunu inkâr edenlerin, dinden çıktığını
bildirmişlerdir.
Kadın ve erkeğin emredildiği şekilde örtünmesinin farz olduğuna
inandığı halde, bu farzı yapmayanlar, dinden çıkmayıp ancak büyük günah
işlemiş olurlar.
İslâm'ın böyle kesin ve net bir emriyle alay etmek, onu çağ dışı görüp reddetmek insanı dinden çıkarır, bu hatayı işleyen kimselerin tövbe edip imanını yenilemesi gerekir.

712-Nûr 24/31.

713-Ahzâb 33/59.
714-Tirmizî, Edeb, 38; İbn Mâce, Tahâret, l37.
715-Tirmizî, Salât, 3160; İbn Mâce, Tahâret, l32.


Kadının Örtünmesi Farz Olan Avret Yerleri Neresidir?

Kadının namazdaki avret yerini namazla ilgili meseleler içinde
zikretmiştik. Burada kadının namaz dışındaki avret durumunu özetle
vermeye çalışacağız.

Kadının Avreti

Kadının, muhatap olduğu kimselere göre avret yeri değişiktir. Bunları birkaç grupta toplayabiliriz:

Kadının Yabancı Erkeklere Göre Avreti

Kadının kendisine nikâh düşen yabancı erkeklere göre avreti, yüzü ve
elleri hariç, bütün bedenidir. İmam Ebû Yusuf'a (rah) göre, iş görme
gibi bir zorunluluk bulunduğunda, kadının dirseklere kadarki kısmına
müsamaha edilir. Ancak tercih edilen görüşe göre kadının bileğinden üst
kısmı da avrettir. Bazılarına göre de kollar namaz içinde avrettir,
namaz dışında avret değildir. Ayakların topuklardan aşağısı konusunda da
aynı şeyler söylenmiştir.

Kadının Mahremi Olan Erkeklere Göre Avreti

Kadının mahremine (kendisine nikâh düşmeyen erkeklere) göre avreti,
erkeğin erkeğe göre avreti gibidir. Yani diz kapağı ile göbeği arasıdır.
Ancak kadın mahremi olan erkeğe karnını, sırtını ve bir görüşe göre
memelerini de gösteremez.
Kadının mahremi olan erkekler, Nûr sûresinin otuz birinci âyetinde sayıldığı gibi şunlardır:
Kocası (Kadının kocasına göre hiçbir yeri avret değildir), babası,
dedeleri, kocasının babası ve dedeleri, erkek çocukları, kocasının erkek
çocukları, kendi erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin çocukları ve kız
kardeşlerinin çocukları (yani yeğenleri), kendi dininden olan kadınlar,
köleleri, artık erkeklikten kesilmiş yaşlılar ve cinselliği henüz
kavramamış çocuklardır.
Kadının kendi amcaları ve dayıları da baba makamında olup mahrem olup evlenmesi haramdır.
Kocasının erkek kardeşi, yani kayınbiraderleri ve kocasının dayısı ve
amcası ise mahremi değildir. Onlara yabancı hükmünde olup ona göre
davranmalıdır.
Müslüman bir kadın, yukarıdaki erkekler yanında omuzlarına kadar
kolları, başı, boynu ve dizden aşağı bacakları açık durabilir. Ancak bu,
fitne olmadığı zamandadır.
Yukarıda sözü edilen âyette kadının, sayılan mahremlerine ziynetlerini,
yani süs ve takılarını, dolayısıyla bunların yerlerini göstermesine
müsaade edilmiştir.
İslâm bilginlerine göre kadının süs yerleri; baş, yüz, göğsün üst
kısmı, boyun, kulak, el, kol, ayak ve bacaklarıdır. Çünkü başa taç ve
saç bağı, boyun ve bağıra gerdanlık, kulağa küpe, pazıya pazıbant, kola
bilezik, ele yüzük, ayağa halhal takılır, ayrıca ele ve ayağa kına
yakılır, dolayısıyla kadının mahremlerine gösterebileceği yerleri
buralardır.
Kadının memeleri, sırtı ve karnı ziynet yeri olmadığından, kadın bu
bölgelerini, mahrem de olsa kocasından başka erkeklere gösteremez.

Kadının Müslüman Kadınlarına Göre Avreti

Kadının, müslüman kadınlara göre avreti, erkeğin erkeğe göre avreti
gibidir; yani göbeği ile diz kapağı arasıdır. Ancak İmâm-ı Âzam'dan
(rah) bir rivayete göre, kadının, müslüman kadınlara göre avreti,
mahremi olan erkeklere göre avreti gibidir; onlara karnını ve sırtını da
gösteremez.

Kadının Yabancı Kadınlara Göre Avreti

Kadınların gayri müslim kadınlara göre avreti, aynen yabancı erkeklere
göre avreti gibidir. Yüzü, elleri ve ayakları dışında hiçbir yerini,
tedavi, tanıma, şahitlik gibi bir zorunluluk olmayınca gösteremez.
Kadının, Kendisiyle Evlenmek İsteyen Erkeğe Göre Avreti
Kadın kendisiyle evlenmek isteyen erkeğe, yüzünü ve ellerini
gösterebilir. Evlenmek için kendisine bakan kimse şehvetle baksa da
şartlarına uygun bir şekilde bu görüşme helâldir. Çünkü Peygamber
Efendimiz (s.a.v) bu görüşmeyi tavsiye etmiştir. İslâm'da çok önemli
sayılan aile kurumunun, sağlam temellere oturtulması açısından bu iş
gerekli bir davranıştır.

Kadınların Delilere Karşı Avreti

Âyette kadınların, kadınlara cinsel bir duyguya sahip olmayan deli ve
çocuklara, ziynet yerlerini gösterebileceği bildirilmiştir.716
Bu tür insanlar, saf ve aptal olup kadının vücut yapısından bir şey
bilmeyen bedensel özürlü, aklı eksik ve kadınlara karşı bir şehvet
duymayan kimselerdir.

716-bk. Nûr 24/31.


Kadının Küçük Çocuklara Göre Avreti

Örtü âyetinde ziynet yerlerini göstermenin câiz olduğu kimselerden biri
kadınların avret yerlerini tanımayan ve ilgi duymayan çocuklardır.
Bunda da sınır olarak bir yaş gösterilmemiştir. Çünkü çocukların kadın
ve şehvet konularındaki bilgisi zamana ve zemine göre değişir. Günümüz
kültüründe büyüyen bir çocuğun, küçük yaşlarda kadın hakkında pek çok
şey öğrendiğini unutmamak gerekir.
İyiyi kötüden seçme yaşına temyiz yaşı denir. Bu dokuz yaşından itibaren başlar.

İhtiyar Kadınların Avreti

Yaşlı kadınların avreti aslında diğer kadınlardan farklı değildir.
Ancak onların, süslü-püslü görünmemek şartıyla üst elbiselerini yabancı
erkeklerin yanında çıkarmalarına müsaade edilmiştir; fakat bu ruhsatı
veren âyetin peşinden şöyle buyrulmuştur:
''Bununla beraber bundan da sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır.''717

717-Nûr 24/60.


Kadının Âdet ve Lohusa Halinde Kocasına Karşı Avret Durumu

Kadının kocasına karşı hiçbir yeri avret değildir. Ancak, kadının âdet
ve lohusa halinde, ön ve arka avret bölgesini kapaması gereklidir. Âdet
ve lohusa halindeki kadına cimâ haram olduğu için, erkek ve kadın bu
durumda dikkatli olmalıdır.
Âdet ve lohusa halindeki hanıma, kocası cimâ hariç, her türlü muameleyi yapabilir.
Aile ilmihali olarak hazırladığımız kitap burada bitti.
Bu kitapta aileyi ilgilendiren temel fıkhî konular ve hükümler
işlenmiştir. Ailede karı koca hakları, yuvada güzel geçim, yuva saadeti
gibi işin edep ve ahlâkî yönü ayrı bir kitapta işlenecektir.718
Hamdolsun âlemlerin Rabbi yüce Allah'a.

718-Yuvada karı koca hakları, anne ve baba hukuku, güzel geçim ve
edepler konusu Seyyid Muhammed Saki Erol'a ait ayrı bir eserde
işlenecektir. Bu iki eser birlikte incelendiğinde aile hukuku ve güzel
geçim konusundaki temel ihtiyaç -inşallah- büyük ölçüde giderilmiş olacaktır.

719-Burada meşhur hadis
kitaplarının isimlerini vermeyeceğiz; sıkça kullanılan ve baskı
tarihleri gerekli olan kitapların baskı yerlerini ve tarihlerini
vereceğiz. Bazı temel kitapların değişik baskılarından istifade edildiği
için iki nüshanın da baskı yerleri ve varsa tarihleri verildi.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

4 Geri: ÖRTÜNME NEDİR? Bugün 6:51 am

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz