GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

DÜĞÜN ve GERDEK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 DÜĞÜN ve GERDEK Bir Perş. Eyl. 02, 2010 8:19 pm

CANTAR




''Şu beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil:
• İhtiyarlığından önce gençliğinin.
• Hastalığından önce sıhhatinin.
• Fakirlikten önce zenginliğinin.
• Meşguliyetinden önce boş zamanlarının.
• Ölümünden önce hayatının.''
Hadis: Hâkim, Müstedrek, 4/306;
Begavî, Şerhu's-Sünne, nr. 44031.




DÜĞÜN ve GERDEK

Dinimizde düğün, haklı bir sevinç ânıdır. Bu sevinç, hayırlı bir yuva özleminin ifadesidir. Bunun için helâl ve hayırdır.
Düğün merasimi nikâhla oluşan evlilik akdinin ilânıdır. Bu ilân
lâzımdır; çünkü onunla helâl evlilik, haram işten ayrılmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu mühim konuya şöyle dikkat çekmiştir:
''Helâlinden yapılan evliliği haram yolla yapılan birleşmeden ayıran
şey, helâl olan nikâhta def ve güzel sesle eğlence yaparak onu etrafa
duyurma vardır.''230
Bu ilân ve merasimle nikâhtaki keramet ve düğündeki bereket ortaya
çıkmaktadır. Böyle bir merasime katılarak hayırlı işe şahit ve destek
olmak dinî bir vazifedir. Böyle hayırlı bir işi mânasına uygun yapmalıdır.

230-Tirmizî, Nikâh, 6; Nesâî, Nikâh, 72; İbn Mâce, Nikâh, 20; Ahmed, Müsned, 3/418.

Düğün Çeşitleri
Günümüzde yapılan düğünlerin her işlemine ayrı ayrı bir hüküm vermek
zordur. Biz genel olarak bu merasimleri helâl ve haram olarak ikiye
ayırıp şu temel ölçüleri söyleyebiliriz:
1. Helâl Olan Düğün
Bu, içinde haram işlenmeyen hayırlı bir düğündür.
Düğünde eğlence vardır; fakat bu eğlence kadın-erkek karışık halde olmamalıdır. Her grup kendi aralarında eğlenebilir.
Düğünde, eğlence için söylenen şiir, türkü, şarkı ve benzeri şeyler helâl türden olmalıdır.
Düğünde haram olmayan şarkı ve türküler def, davul, ney ve benzeri
aletler eşliğinde söylenebilir, münasip oyunlar oynanabilir, çeşitli
gösteriler yapılabilir.
Kaside ve ilâhilerle de düğün töreni yapılabilir.
Düğünde içki gibi haram içecekler bulunmamalıdır.
Gelin ve damat düğüne has kıyafetler giyebilir. Özellikle gelinin
halkın içinde giydiği gelinlik veya başka bir elbise, bütün vücudunu
örtmelidir. Kıyafette renk tercihi adaya kalmıştır. Gelinlik olarak özel
ve yöresel kıyafetler de tercih edilebilir. Yani evlenen kızın beyaz
gelinlik giymesi şart değildir.

2. Haram Olan Düğün
Bu, içinde açıkça haramların işlendiği bir düğündür. Bir düğünde içki
içiliyor, birbirine yabancı kadın-erkek karışık vaziyette eğleniyor,
şehvete hitap eden, fuhşu tahrik eden sözler söylenip çalınıyorsa, böyle
düğünler haram olur.
Böyle bir düğünden, önce düğün sahibi müslüman sorulumdur. Hiçbir
müslümanın dostlarını böyle bir ortama mecbur etme, onları zora sokma,
günaha şahit ve ortak yapma hakkı yoktur.

Düğün Edebi
Harama bulaşmadan düğün yapamayacak olan kimsenin, böyle bir düğün
merasiminden vazgeçmesi gerekir. Çünkü evlenmek için topluluğun
katıldığı düğün töreni şart değildir. Eğlence ve merasim yapmadan da
evlenme olabilir. Harama düşmektense, sade bir törenle ve ikramla
yetinmek daha hayırlıdır.
Aslında evlenmekte asıl iş, evlendiğini dostlara ilân etmektir.
Dostlara düşen de yeni evlenen bu çifti tebrik etmek, onları hayır
duaları ve maddî katkılarıyla desteklemektir.
Asıl düğün evlendikten sonra yuva içindeki güzel geçimle olmalıdır.
Düğün için davetlilere ziyafet vermek, yemek yedirmek sünnettir. Bu da
düğün sahibinin malî imkânına uygun olmalıdır. Fuzulî masraflara dalıp,
lüks ve israfa kaçmak câiz değildir.
Düğün yemeğinin en hayırlısı bir ile üç gün arasında olanıdır. Üç günden sonraki ziyafetler gösterişe girer.
İmkân sahibi davetlilerin, düğün sahibine para, yemek, emek, mal ve
eşya bakımından yardım ve bağışta bulunması güzeldir, lâzımdır.
Düğüne, zengin-fakir ayırmaksızın çevre halkını, komşu ve yakınları
davet etmeli, hepsine yemek -veya benzeri şeyler- vermelidir. Yalnız
zenginleri davet edip fakirleri ihmal etmek câiz değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuştur:
''Zenginlerin çağrılıp, fakirlerin terkedildiği düğün-davet yemeği, ne kötü yemektir!''231
Sünnete uygun ziyafet ve düğüne davet edilen kimsenin, bu davete icabet
etmesi de sünnettir. Bazı âlimler bunun vâcip olduğunu söylemişlerdir.
Böyle olunca, bir mazeret yoksa mümin kardeşinin düğün davetine
katılmalıdır.
Düğün sahibine, ''Allah
hayırlı ve bereketli eylesin'' diye dua ve tebrikte bulunmak da sünnet
ve sevaptır. Fakat haramla karışık bir davetse ve kendisi buna mani
olamayacaksa, haram işlenen yere gitmemesi gerekir. Giden kimse işlenen
bir günahtan halkı vazgeçirebilecek örnek bir kimseyse, gidip o günahı
önlemeye çalışmalı, önleyemezse oradan uzaklaşmalıdır.232
Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse, üzerinde içki dolaştırılan sofraya oturmasın.''233
Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
''Sizden biriniz bir fenalık görünce onu eliyle değiştirsin; eğer gücü
yetmezse diliyle değiştirsin (önlesin); buna da gücü yetmezse kalbiyle
reddetsin ve onu hoş görmesin...''234
Düğünün perşembe veya pazar günleri yapılması ve o günlerin gecesinde,
yani cuma veya pazartesi gecesi zifafa girilmesi, güzel olarak yerleşmiş
âdetlerdendir. Ancak daha önce geçtiği gibi bunun cuma günü yapılması
müstehaptır.

231-Buhârî, Nikâh, 72 (nr. 5177); Müslim, Nikâh, 16 (nr. 107); Mâlik, Nikâh, 381 (nr. 1184).
232-İbn Hâcer, Fethu'l-Bârî, 10/312 (Beyrut, 1996); Cezîrî, el-Fıkh ale'l-Mezâhibi'l-Erbaa, 2/36-40.
233-Tirmizî, Edeb, 43; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 6/689.
234-Müslim, İmân, 78; Tirmizî, Fiten, 11; Ebû Davud, Salât, 242; İbnü'l-Esîr, Câmiu'l-Usûl, 1/239 (nr.107).

İki Bayram Arası Düğün Olur mu?
İki bayram arası nikâh kıymanın, düğün yapmanın hiçbir mahzuru yoktur.
Hem bütün sene iki bayram arasından ibarettir. İki bayram arasında düğün
olmaz, sözü şu durum için söylenmiştir:
Bir ramazan veya kurban bayramı cuma gününe rast geldiğinde, biri
bayram diğeri cuma olarak iki önemli vazife vardır. İnsanlar bunlarla
meşgul olması gerekirken araya bir düğünün girmesi uygun değildir. Girse
bile buna haram denmez; ancak, ''Şimdi bunun zamanı mıydı?'' denebilir.


Düğün Eğlencesi
İnsan hayatında sevincin sembolü olan iki vakit önemlidir. Bunlar evlenme merasimi ve bayramlardır. Hz. Peygamber
(s.a.v), namaz gibi düğünün de hakkını vermiştir. Dinimiz denge
dinidir. Onda ruh gibi nefsin de hakkı korunur, ağlama gibi gülmenin de
ölçüsü verilir.
Asr-ı saâdet'te düğün ve bayram eğlenceleri ile ilgili uygulamalar bize
İslâm'ın eğlencede gösterdiği ölçü ve sınırı belirlemeye yardımcı
olmaktadır. Allah'ın Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Nikâhı ilân edin. Onu mescidlerde kıyın ve bunun için def çalınız.''235
Hz. Âişe validemiz, Es'ad b. Zürâre'nin yetim kalmış kızı Fâriga'yı (r.
anhâ) himayesine alıp büyütmüştü. Evlenme çağına gelince onu ensardan
Nebît İbn Câbir (r.a) ile evlendirdi. Gelini damat evine götürenler
arasında bulunan Hz. Âişe şöyle anlatır:
''Döndüğümüzde, Allah'ın
Resûlü bize; erkek tarafının bizi nasıl karşıladığını ve neler
konuşulduğunu sordu. Ben de, ''Selâm verdik, hayır ve bereket diledik,
geldik'' dedim. Allah'ın Resûlü (s.a.v),
''Ey Âişe sizin eğlenceniz yok mu? Çünkü ensar eğlenceden (oyundan) hoşlanır''236 buyurdu.
Yine Hz. Resûlullah'ın (s.a.v) bulunduğu bir mecliste câriyeler sözlü nağmelerle şarkılar ve mersiyeler söylemiştir.''237
Bu hadisler nikâh ve düğün merasimlerinde def çalmanın ve uygun
şarkılar söylemenin mubah olduğunu gösterir. Bu tür eğlenceler, düğünde
olduğu gibi bayram günlerinde de yapılabilir. Bu konuda da saâdet
devrinde güzel örnekler vardır.
Hz. Âişe (r. ah) anlatıyor:
''Bir gün Allah'ın
Resûlü yanıma girdi. Yanımda iki tane câriye vardı. Buas Savaşı'na ait
şarkılar söylüyorlardı. Resûlullah (s.a.v) yatağa uzandı ve yüzünü öbür
yana çevirdi. Bu arada babam Ebû Bekir de yanımıza girdi. Olanları
görünce beni azarlayarak,
'Resûlullah'ın yanında şeytan çalgısını mı çalıyorsunuz?' dedi. Resûlullah (s.a.v) ona dönerek,
'Onları bırak' buyurdu. Başka bir rivâyette Hz. Peygamberin (s.a.v) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
''Ey Ebû Bekir, her toplumun bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır.'' 238
Hz. Âişe'nin (r.ah), Hz. Peygamber'le (s.a.v) birlikte seyrettiği bir raks oyunu da şudur.
Hz. Âişe (r.ah) şöyle anlatır:
''Bir bayram günüydü. Sudanlılar Mescid-i Nebevî'de ayakta dönerek
kılıç kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben onları seyretmek istedim.
Resûlullah (s.a.v), 'Onları seyretmek ister misin?' diye sordu. Ben de,
'Evet' dedim.
Beni arkasında durdurdu, çenemi omuzuna koydum; yanağım yanağına değmekte idi. O şekilde seyre başladım. Allah Resûlü (s.a.v) oyunculara,
'Haydin Erfideoğulları, göreyim sizi!' diyerek onları teşvik ediyordu. Ben usanıncaya kadar onları seyrettim.
Allah Resûlü (s.a.v), bana,
'Yeter mi?' diye sordu; ben de,
'Evet' dedim.
'O halde içeriye git' buyurdu.''239
Bir gün Allah
Resûlü (s.a.v) Medine sokaklarından birinden geçiyordu. O sırada genç
kızlar def çalıyor ve şarkı söylüyorlardı. Şarkı sözleri içinde şu
mânadaki beyti de tekrarlıyorlardı:
Bizler Benî Neccâr'ın kızlarıyız,
Ne güzel, Muhammed'in komşularıyız.
Allah Resûlü (s.a.v), onların bu muhabbetlerine,
''Allah biliyor ki ben de sizleri çok seviyorum'' şeklinde karşılık verdi.240
Ashaptan Kuraza b. Kâ'b ve Ebû Mesud Ensârî (r.a), bir düğün
merasiminde bulunuyorlardı. Önlerinde de câriyeler şarkı söylüyordu.
Yanlarına giren Âmir b. Sa'd, duruma şaşırdı ve,
''Sizler Allah
Resûlü'nün (s.a.v) ashabından ve Bedir Savaşı'na katılan güzide
insanlardansınız. Hal böyle iken sizin yanınızda böyle şeyler nasıl
yapılıyor?'' diye hayretini ifade etti. Onlar da,
''Gel otur; istersen bizimle birlikte sen de dinle; istersen git. Bize düğünlerde oyun için ruhsat verildi'' dediler.241
Mubah eğlenceler, değişik vesilelerle yapılabilir. Sünnet merasimleri,
hacdan veya uzaktan gelenleri karşılama, askeri uğurlama ve karşılama,
dostlarla hoş vakit geçirme gibi sebeplerdir.
Allah
Resûlü'nün (s.a.v) hicretle Medine'ye teşriflerindeki kadın ve
çocukların def çalarak, beyitler söyleyerek karşılaması meşhurdur.
Bunlardan iki mısra şöyledir:
Veda tepesinden ay doğdu üzerimize,
Şükür vâcip oldu bize, yaşadığımız sürece.

235-Tirmizî, Nikâh, 6.
236-Tirmizî, Nikâh, 6; İbn Mâce, Nikâh, 9; 21; Ahmed, Müsned, 3/391; 4/78.
237-İbn Mâce, Nikâh, 21.
238-Buhârî, Îdeyn, 3; İbn Mâce, Nikâh, 21; Ahmed, Müsned, 6/187.
239-Buhârî, Îdeyn, 2, Cihâd, 81; Müslim, Îdeyn, 19.
240-İbn Mâce, Nikâh, 21.
241-Nesâî, Nikâh, 80.

Şarkı ve Türkünün Hükmü
Şarkı, türkü ve benzeri sözlerin hepsine birden helâl veya haram demek
doğru değildir. Bu tür sözler iki türlüdür: Şarkı ve türkünün sözü
faydalı, söyleyeni edepli, söyleme şekli haramdan uzak ise, bu mubahtır.
Faydalı söz, insanın ya dinine ya dünyasına fayda veren sözdür.
Şarkı ve türkünün sözleri zararlı, söyleyeni edepten uzak, söylendiği meclis bozuk ise böyle bir söz haramdır.
Hanefî fakihlerinden İbn Âbidîn (rah) bu konuda şöyle demiştir:
''Haram olan müzik şudur: Bir şiir, şarkı veya türkü yaşayan bir
kadının bedenî güzelliklerini anlatıyor ve dinleyenin şehevî hislerini
harekete geçiriyorsa o haramdır. Yine şarap gibi haram şeylerin övüldüğü
ve teşvik edildiği şiir, şarkı ve türküler de haramdır. Müslümanları
kötüleyen, alaya alan, insan
şahsiyetini inciten şiir ve şarkılar da haramdır. Fakat içinde bir
zarar olmayan sözleri sırf şiir söylemek veya fesahat ve belâgatini
göstermek için okursa câiz olur. İsmi bilinmeyen bir kadının
niteliklerini dile getiren şiir ve şarkılar da câizdir. Ancak bu sözleri
birtakım müzik aletleri eşliğinde söylerse, yine kaçınmak gerekir.
Bazı âlimler, eğer kafiyeleri dizmek ve fasih konuşmak gayesiyle makamlı okursa bir sakıncası yoktur demiştir.
Yalnızlığını gidermek için sesli olarak helâl şarkı ve türküleri söylemenin de bir sakıncası olmadığı söylenmiştir.''242
Büyük müfessir Kurtubî (rah) mûsikiyi serbest gösteren ve yasaklayan bazı hadisleri zikrettikten sonra şöyle demiştir:
''Hadislerin haram kıldığı müzik, nefisleri fuhşa tahrik eden ve kötü
arzuları tatmine teşvik eden müziktir. Böyle bir müzik sakin duran
duyguları harekete geçirir, gizli şeyleri ortaya çıkarır ve insanı
dengesiz hale getirir. Bu çeşit şarkı ve türküde kadın anlatılır, onun
güzelliği tasvir edilir, şarap ve içki türü şeyler övülür. Bütün bunlar insanı heyecanlandırıp haram işlere sevkeder. İşte böyle bir müzik ve eğlencenin yasaklandığı konusunda görüş birliği vardır.243
Büyük İslâm âlimi İmam Gazâlî (rah), İhyâ adlı eserinde mûsiki konusuna
geniş yer vermiş, bununla ilgili delilleri karşılaştırarak şu sonuca
varmıştır:
''Mûsiki ister insan
sesi isterse bir müzik aleti ile icra edilsin, bunu icra edenin veya
dinleyenin durumuna göre haram, mekruh, mubah, hatta müstehap olabilir.
Şöyle ki: Dünya arzusu ve şehvet hisleri ile dolu olan gençler için
yalnızca bu duyguları tahrik eden müzik haramdır.
Vakitlerinin çoğunu müziğe harcayan ve bununla uğraşmayı alışkanlık haline getiren kimse için müzik mekruhtur.
Sadece güzel sesten zevk alan, bunun dışında bir duyguya kapılmayan kimse için müzik mubahtır.
Allah
sevgisi ile dolup taşan, duyduğu güzel ses kendisinde sadece güzel
duyguları harekete geçiren kimse için ise müzik müstehaptır, faydalıdır.

Diğer yandan bazı hadislere ve âlimlerin değerlendirmelerine bakılırsa,
sözleri faydalı şarkıları, ney, davul, def ve benzeri müzik aletleri
eşliğinde dinlemenin mubah olduğu görülür.''244

242-İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 5/305; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, 6/35, 36.
243-Kurtubî, el-Câmi li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 16/54; Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 6/428.
244-Gazâlî, İhyâ, 2/238 vd.; 3/109.

Müzikte Ölçü
Müzik konusunda yukarıdaki delil, uygulama ve değerlendirmeler dikkate alındığında şu sonuca varılabilir:
Bir müzik ve şarkı değerlendirilirken şunlara bakılır:
1. Söylenen sözün içerdiği mânaya.
2. Kimin söylediğine.
3. Söyleme şekli, yeri ve pozisyonuna.
4. Sonuç olarak bir harama sebep olup olmadığına.
Müzik için kullanılan aletlerin kendi başına bir hükmü yoktur. Onların,
kullanılan şekil, yer ve hedefine göre hükmü değişir.245
Şiir, şarkı ve türküler normal sözler gibidir. İyisi iyidir, kötüsü de
kötüdür. Bir söz insanlara fayda vermek için kullanıldığı gibi zarar
vermek için de kullanılabilir. Buna göre bir şarkı ve türkü sözünün
helâl olması için şu ölçülere uyması gerekir:
Söz dinen açıkça haram sayılan bir işi övmemeli ve ona teşvik
etmemelidir. Bir şarkı veya türkü sözünde fuhuş, kumar, hırsızlık,
zulüm, yalan gibi haramlar övülmemeli, aile mahremiyeti çiğnenmemeli,
bilinen bir kadının vücut tasviri yapılarak yabancılar ona
özendirilmemelidir.
Zararlı işleri kötülemek ve onlardan nefret ettirmek için şiir, şarkı ve türkü söylenebilir.
Şarkı ve türkü sözleri dinen kutsal olan şeylerle alay etmemeli,
değerli şeyleri küçük düşürmemeli, temiz ve iffetli insanları
karalamamalıdır.
Yine içinde ilâhî kazâ ve kadere kızma, sitem ve itiraz gibi sözler bulunan şiir ve şarkılar haramdır.
Bu tehlikelerden uzak olan şarkı, türkü, şiir ve ezgiler, edebi
dairesinde söylenip dinlenebilir. Eğer bir şarkı, türkü, söz ve müzik,
dinleyenin cinsel duygularını tahrik ediyor, fuhuş ve içkiye teşvikte
bulunuyorsa, bu tür şarkı, türkü ve müzik aletleriyle icra edilen ses
gösterileri haramdır; müminlerin bunlardan uzak kalması gerekir.246
Sözleri helâl olan bir şarkı ve türkünün, icra şekli de helâl olmalıdır.
Mubah da olsa şarkı ile eğlence yapılan meclislerde, birbirine yabancı
erkek ve kadınlar karışık bir halde bulunmamalıdır. Her grup ayrı
yerlerde kendi aralarında eğlence yapmalıdır.
Şarkı söyleyenle ilgili durumlar:
Âlimler, başkasına ait de olsa câriyenin (yani hizmetçi kadının)
söyleyeceği helâl türden şiir, türkü ve şarkıların erkekler tarafından
dinlenebileceğini söylemişlerdir.247
Bu ruhsatın temel şartı, icra edilen şeyin, dinleyeni harama düşürmemesidir. Böyle bir tehlike yoksa haram olmaz.248
Günümüzde, hangi kadın şarkıcıların bu sınıfa girdiğini ve bu ruhsatla
amel edilebileceğini kesin olarak söylemek zordur. Bunun için dikkatli
olmak gerekiyor.
Yabancı bir kadının, perde gerisinden de olsa şarkı melodileri
eşliğinde ve oyun havası içinde icra edeceği şarkı ve türküyü erkeğin
dinlemesi sakıncalıdır. Özellikle kadın şarkıcı, canlı olarak sahnede
yer alır, örtünme edebine dikkat etmez, ayrıca şarkı sözlerine dans ve
benzeri gösteriler eklerse, bunu yabancı bir erkeğin seyretmesi
haramdır.
Bu yüzden bir mümin, düğün, bayram ve benzeri sevinçli günlerinde güzel
ses ve müzik aleti ile icra edilen hoş şeyleri dinlemek istiyorsa bu
arzusunu yerine getireceği helâl yollar aramalıdır. Bunun pek çok yolu
vardır.
Günümüzde erkek ve kadın için helâl dairede müzik dinlemenin en
emniyetli yolu, bilerek ve seçerek alacağı kaset, CD ve benzeri
aletlerdir. Bu konuda yayın çizgisi güzel olan radyo ve televizyonlar
tercih edilmelidir.
Zamanımızda televizyonlarda yapılan eğlence ve güldürü programlarının
çoğu sakıncalı ve haramdır. Çünkü bu programlarda birden çok haram
işlenmektedir. Onlarda insan
onuru çiğnenmekte, kadın-erkek arasındaki edebe hiç dikkat edilmemekte
ve seyredenlere kötü örnek olacak pek çok davranış sergilenmektedir.
Bunların başında edebe uymayan giyim kuşam, dengesiz davranışlar,
gıybet, kusur bulma, aile sırlarını açığa çıkarma, alay, hakaret, gönül
yıkma, boş çekişme, kibir, kendini beğenme gibi haram işler gelmektedir.

Bir mümin, bu tür şeyleri seyrederek zevk alamaz. Bunun için çok seçici olmalıdır.
Düğünlerde hanımların kendi aralarında def, kaset ve benzeri aletlerden
yararlanarak eğlence yapmaları câizdir. Bu durumda eğlence için seçilen
şarkı, türkü, mani ve ezgiler helâl olmalıdır.
Kadın, helâl şarkı ve türküleri kendi kocasına söyleyebilir.
Kadınlar kendi aralarında, içlerinden birinin veya hepsinin söyleyeceği
helâl şarkılarla halay çekebilir. Aynı şekilde erkekler de kendi
aralarında düğün ve bayramlarda helâl olan nağmeli sözler, def ve davul
eşliğinde halay çekebilir.
Erkeklerin edep dairesinde icra ettiği oyun, halay, piyes gibi gösteri
ve eğlenceleri kadınlar sahneden veya ekrandan seyredebilir.
Düğün ve merasimlerde helâl olan söz, eğlence ve oyunları alkışlamak yasak değildir. Bu örfe bağlı bir şeydir; dinî
tarafı yoktur. Ancak haram bir sözü, olayı ve eğlenceyi tebrik ve
takdir için alkışlamak haramdır; çünkü bunda ona rızâ vardır.
Bir damat ve gelinin gelişini karşılarken, gerdeğe yollarken alkış tutmak değil, yüce Allah'ı zikretmek, tekbir getirmek ve çiftlere hayır dua etmek edeptir.

245-İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 9/505 (Beyrut 1994).
246-İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 9/504.
247-İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 3/117; Aynî, Umdetü'l-Kârî, 5/159 (Beyrut 2002).
248-Bu konuda geniş bilgi için bk. İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, 3/117;-120;
Mübârekpûrî, Tuhfetü'l-Ahvezî, 10/177-178; Zeydân, el-Mufassal fî
Ahkâmi'l-Mer'e, 4/89-91.

Düğün Cemiyetine Katılmak
Düğünlerdeki ikram ve eğlencelerin İslâm'a uygun olarak yapılması
gerekir. Ömürde belki bir defa yapılacak bu işi, hayır üzere yapmalı,
helâl sevince haram karıştırmamalıdır. Haramda hayır yoktur.
Açıkça haramların işlendiği bir düğün meclisine gidip oturmak, olanları
seyretmek helâl değildir. Çünkü her müminin gücü yettiği kadar iyiliği
emretme ve kötülüğe engel olma görevi vardır. Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Sizden kim kötü bir işin yapıldığını görürse onu eliyle düzeltsin,
buna gücü yetmezse dili ile düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle
buğzetsin. Fakat bu sonuncusu imanın en zayıf durumudur.''249
Allah'ın Resûlü (s.a.v) içki içilen sofradan sakındırarak şöyle buyurmuştur:
''Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse, içki içilen sofraya oturmasın.''250
Böyle bir meclise gelen kimse müftü, vaiz, imam, mürşid, ilim adamı gibi toplumda din
konusunda örnek alınan kişilerden ise, bu haram veya mekruhları
engelleme gücü yoksa hiç oturmadan çıkması gerekir. Çünkü onun oturması
kendisinden çok dine zarar verir.
Düğün cemiyetinde İslâm'ın yasakladığı birtakım fiillerin işleneceğini
önceden bilen davetli ister halktan biri, isterse önder sayılan
kişilerden olsun, bu davete baştan katılmaması gerekir.251
Böyle bir düğüne bilerek gelmek ve katılmak geleni sorumlu eder.
Bilmeden gelen kimse, haram bir işe mani olamıyorsa ona katılmadan
verilen düğün yemeğini yese günah olmaz.252 Fakat en kısa zamanda oradan
ayrılmalıdır.
Bu tür düğünlere gelmeye mecbur kalanlar, akrabalık veya arkadaşlık
hukukunu korumak niyetiyle düğünün başında veya sonunda bulunup hiçbir
haram işe katılmadan durumu idare etmelidir.
Birkaç yere davetli olan kimse yakın akraba veya yakın komşusunu tercih
etmelidir. Davetlerden biri daha önce yapılmışsa, onun tercihte de
öncelik hakkı vardır.
Oruçlu kimse, düğün, sünnet ve benzeri bir yemeğe çağrıldığı zaman, oruçlu olduğunu söylemelidir.253
Nâfile oruç tutan kimseler, böyle davetlere katıldıklarında icap ederse oruçlarını açabilir ve daha sonra kazâ ederler.
Allah Resûlü (s.a.v) oruçlu olan kimsenin davetlerde nasıl davranacağını şöyle belirlemiştir:
''Sizden biriniz düğün yemeğine çağrılınca katılsın; eğer oruçsuz ise yemek yesin, oruçlu ise dua etsin.''254
Sonuç olarak İslâm bir fıtrat dini olduğu için insanın
bütün ihtiyaç ve meyillerini dikkate almıştır. Bunun için, müzik ve
eğlenceyi mutlak olarak yasaklamamış, fakat bunların helâl sınırlarını
belirlemiştir.255

249-Müslim, İmân, 78; Tirmizî, Fiten, 11; Nesâî, İmân, 17; ayrıca bk.
Ebû Davud, Salât, 242, Melâhim, 17; İbn Mâce, İkâme, 155, Fiten, 20.
250-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 2/203.
251-İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 9/501; Merginânî, el-Hidâye, 4/80; Heyet, el-Fetâva'l-Hindiyye, 5/343.
252-Heyet, el-Fetâva'l-Hindiyye, 5/343.
253-bk. Ebû Davud, Savm, 76.
254-Ebû Davud, Savm, 75.
255-Geniş bilgi için bk. Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 187-196.

Ruhun Gıdası Olan Mûsiki
''Müzik ruhun gıdasıdır'' sözünü, müziğin ne olduğuna ve ruhun ondan ne aldığına bakarak değerlendirmelidir.
Hak âşıkları der ki:
Ruh yüce Allah'a âşıktır. Ruhlar âleminde yüce Allah'ın,
''Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?''256 hitabını işiten ruh, bundan
tarifi imkânsız bir tat almış ve mest olmuştur. Her ruh, o hitabın
tadını hatırlar, her güzel seste onu arar; bundan dolayı ney ile inler,
nağme ile coşar, bülbül sesiyle ağlar.
Kimi sevginin kaynağını bilmez, hedefini karıştırır; helâl-haram
demeden her tatlı sese kulak verir, her güzel söze yönelir, her güzel
yüze gönül bağlar. Ancak tattığı anlık sevgiler ve fâni sevgiler
ruhundaki o sonsuz arayışı bitiremez, derdini dindiremez; ruhu doymaz,
kalbi bunalır, içi sıkılır, yeni arayışlara girer, tekrar su diye serâba
koşar, günahların içine dalar. İşte ehl-i dünyanın huzursuzluğu ve
dengesizliği bundandır.
Ebedî aşkı tatmak için yaratılan ruhun huzuru anlık eğlencelerde değil, ebedî sevgide ve sevgilidedir.
Gönül kulağı ile bu kâinatın sesi dinlense, bütün varlıklar tek şey söyler: Allah'tır yâr Allah.
Hakk'a âşık uyanık gönüller, kâinatta yankılanan her sesten, neye
üflenen her nefesten, ağlayan her gözden, inleyen her gönülden, öten her
bülbülden, esen her yelden, kokan her gülden değişik bir haz alır; ince
manalar çıkarır, hepsi ona bir fikir ve zikir sebebi olur. Onlar için
bütün kâinat kendi diliyle Hak der; Hakk'ı zikreder, Hakk'a ait nağmeler
söyler, Hakk'ı över, Hakk'ı tesbih eder. Ancak gönül kulağı kapalı
olanlar bunu anlamaz.257
İnsan, gönül kulağını açıp bu gizli nağmeleri bir derece duymaya
çalışmalı, kendisi de ona katılmalı ve kalbiyle bu ilâhî zevkten
nasibini almalıdır.
Bu kâinatta ruhu coşturacak, gönlü okşayacak, gözü yaşartacak en güzel
nağme, gönülden okunan Kur'an sesidir; çünkü o, yüce sevgilinin
dostlarına hitâbıdır, selâmıdır, kelâmıdır. Bu okuma gönülden olursa
gönlü yakar.
Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v) belirttiği gibi, yüce Allah
da güzel sesi sever ve dinler. Yüce Mevlâ'nın en hoşlandığı ve
dinlediği ses, uyanık kalp, yanık gönül ve tatlı nağme ile namazda
okunan Kur'an sesidir.
Âlemlerin Rabb'inin hoşlandığı bir güzel ses de, seherlerde âşıkların
boyunlarını büküp gözlerinden yaş dökerek, ''Sana hakkıyla kulluk
edemedik ey mâbud'' diyerek inlemesidir.
Yüce Mevlâ'nın hoşlandığı ve meleklerine dinlettiği bir güzel ses de
tövbe eden gençlerin ''Rabbim beni affet!'' diyerek ağlamasıdır.
Yine yüce Mevlâ'nın hoşnut olup öğünerek bütün meleklerine dinlettiği bir güzel ses de Arafat'ta bütün hacıların, ''buyur Allahım emrindeyiz'' diye gökleri saran ''lebbeyk'' nidâları ve istiğfar iniltileridir.
Meleklerin hayran olduğu bir güzel ses de aşk ile Cenâb-ı Hakk'ın yüce adını zikreden müminlerin tesbih, hamd ve senâlarıdır.
Bu âlemde Allah için olan her şey güzeldir. Güzel olan her şey ruha tat, kalbe kuvvet, gönüle huzur verir. İşte insan ruhu, bu muhabbet ve mârifet için yaratılmıştır.
Bu muhabbetin zerresi insana ebedî cenneti kazandırır. Yüce Allah
bu muhabbet ve mârifeti yeryüzünde sevdiklerinin kalbine emanet
etmiştir. Mâna âleminin sultanı olan Hak âşıklarından bir zerre ilâhî
muhabbet ve mârifet elde etmek için kapılarında can verilse azdır.
Ey ebedî huzur arayan gönüller! Yüce sevgilinin şu uyarısına kulak verelim:
''Uyanın ve şunu anlayın: Gönüller ancak Allah'ın zikri ile huzur bulur.''258

256-A'râf 7/172.
257-İsrâ 17/44; Nûr, 24/41.
258-Ra'd 13/28.

GERDEK
Düğün ve nikâh merasiminden sonra gerdek gecesi, evlilerin ilk buluşma
gecesidir; evlilik hayatının ilk adımıdır ve çok mühimdir. Tabii ki her
şeyden önce, dinimize göre uygun bir nikâh akdinin yapılmış olması
şarttır.
Bu iş genelde gece olduğu için ona ''gerdek gecesi'' veya ''zifaf gecesi'' denir. Gerdeğe gündüz de girilebilir.

Gerdeğe Girme Edebi ve Dua
Yeni evlenen kimseleri tebrik etmek ve kendilerine hayır dua yapmak sünnettir ve sevaptır. Evlenen çiftlere, ''Allah
bu evliliğinizi hayırlı ve bereketli etsin, size bol rızıklar versin,
sizi her iki cihanda mutlu yapsın'' şeklinde dualar yapılır. Bu dua ve
hayır temennileri, insanlık cemiyetine yeni katılacak bu yuvaya karşı
bir insanlık ve kardeşlik borcudur.
Gerdek gecesine ait bazı edepler vardır. Onlara dikkat edilirse yuvaya
ilk adım hayır ve bereket üzere atılmış olur. Gerdeğe girildiğinde
cimâdan önce iki rek'at namaz kılınır. Bu bir şükür namazıdır. Onu erkek
de kadın da kılar. Namazdan sonra erkek Allah Teâlâ'ya şu mânada dua eder:
''Allahım,
bu ailemi benim için hayırlı eyle ve bereket vesilesi yap. Beni de onun
için hayırlı ve bereket vesilesi yap. Bize güzel rızıklar ve hayırlı
evlâtlar ver. Bizi hayırda birleştir. Aramıza muhabbet koy. Bizi kötü
hallerden koru.''260
Gerdeğe girme vaktini, bu namazın kılınabileceği bir vakte rast getirmek güzel olur.
Gerdek günü kadın hayız halinde ise, onunla cinsel ilişki haram olduğu
için temizleninceye kadar cimâ tehir edilmelidir. Erkek sabır
göstermeli, nikâhla yapacağı ilk ilişkiyi haramla başlatmamalıdır.
Aslında düğün günü kadının temiz günlerine rast getirilmelidir. Bunun
için ona sorularak gün belirlenmelidir. Yoksa her iki taraf günlerce
sıkıntı çeker, bazan da harama düşerler.

260-Abdürrezzâk, Musannef, nr. 10460-10464; Heysemî, ez-Zevâid, 4/290-293.

Gerdeğe Hazırlık
Bu özel buluşma için yapılacak hazırlıkların başında, güzel giyim ve
temizlik gelir. Eşler mümkün olduğu kadar güzel giyinmiş, gerekli vücut
temizliği yapılmış, güzel kokular sürülmüş olmalıdır. Temizliğin, güzel
kıyâfetin ve nezaketin ilk buluşmada uyandıracağı olumlu tesiri
unutmamalıdır.
Gerdek odasının yeri de iyi seçilmelidir. Mümkün olduğu kadar, gürültü
ve kalabalıktan uzak yerler tercih edilmelidir. Eşlerin buluşma odası
tenha bir yerde, başkasının müdahalesinden uzak, rahat ve emniyetli
olmalı, huzur bozucu bir mekânda olmamalıdır.
Başkalarının da ikamet ettiği bir evde veya dairede gerdeğe
girilecekse, en iyisi evdekilerin o akşam orayı terkedip, gelin ve
damadı baş başa bırakmalarıdır. Bu mümkün değilse, hiç olmazsa etraftan
el-ayak çekilmeli, kapılar kapanmalı; gerdek sırasında yeni evliler, her
türlü endişeden uzak, rahat ve baş başa kalmalıdır. Sonunda gerekli
yıkanma için de, banyo teşkilâtı kolayca kullanılabilir bir düzende
olmalıdır.
Eşler sohbetle heyecanlarını üzerlerinden atarak rahatlayıncaya kadar, birbirlerine sevgi yüklü, samimi ve sıcak sözlerle muhabbet ve kuvvet vermelidir.
Her kız bu ilk mahrem ve özel buluşmada, az-çok ürkeklik ve çekingenlik
gösterir, utanır ve sıkılır. İlk defa bir erkekle baş başa buluşmanın,
ona tamamıyla açılmanın utancını hisseder. Genç kızın bu hali gayet
tabiidir, bu hoş karşılanmalı ve ona göre davranmalıdır.

Genç Kızlardaki Bekâret Tedirginliği
Bu konuda uzmanların şu tavsiyesi dikkate alınmalıdır:
''Gerdek gecesinde kadının göstereceği çekingenliği erkek anlayışla
karşılamalıdır. Çünkü onda acı çekmek korkusu, yabancı bir erkekle
buluşmanın verdiği utanma hissi ve kızlıktan kadınlığa geçiş heyecanı
vardır. Onu samimiyetle kendisine alıştırdıktan ve ürkeklik hislerini
yatıştırdıktan sonra, nazik ve yumuşak bir surette birleşmeyi
sağlamalıdır. Bu da erkeğin vazifesidir. Ondan sonra da bir hafta (hiç
olmazsa üç-dört gün) süreyle, bekâret zarında meydana gelen yaracıkların
iyileşmesi için, hiç temasta bulunmamak faydalı olur.''
Bu hususlara dikkat edilmezse, cimâdan kadın zevk yerine acı ve sıkıntı
duyabilir. Şunu da belirtelim ki, ilk cimâda özellikle kadın yüksek
seviyede bir lezzet alamayabilir. Bu normaldir. Eşler, zaman içinde
üzerlerindeki acemiliği ve tedirginliği atıp birbirilerini tanıdıkları
zaman bütün sıkıntı gider.

Gerdek Gecesinde Karşılaşılacak Muhtemel Engeller
Gerdek gecesi zifafa mani bir engelle karşılaşıldığı zaman, cimânın
daha sonraki gecelere tehir edilmesi gerekir. Meselâ kız hayız (âdet)
hali içinde ise kendisiyle ilişkiye girmek haram olduğu için cimâ daha
sonraya bırakılır. Ayrıca kız çekingenliğini yenemiyor ve ilişkiye
giremiyorsa, yine bekleyip cimâyı tehir etmelidir. Cinsî ilişkinin illâ
ilk gecede gerçekleşmesi gerekmez. Sabır ve anlayışla hareket edilirse,
sonraki gecelerde güçlük ve engeller ortadan kalkar.
Bazı erkekler, bu gece kapıldıkları aşırı heyecan sebebiyle, geçici
iktidarsızlığa düşebilirler. Bu hadiseye ''zifaf gecesi iktidarsızlığı''
denir. Gerdek gecesi böyle bir durumla karşılaşılırsa, cinsel ilişkiyi
birkaç saat geciktirmek veya sonraki gecelere bırakmak lâzımdır. Çünkü
bu durum geçici bir iktidarsızlıktır; bir müddet sonra heyecan ve
engellerin çözülmesiyle geçer. Duruma göre birkaç saat veya birkaç gece
sürebilir.

Gerdek gecesi cinsel ilişkiyi engelleyen durumların başında şunlar gelir:
a) Kızın aşırı ürkekliği. Bu durum, birçok kızın öteden beri sahip
olduğu ilk zifafın çok zorlu geçeceği şeklinde bazı yanlış kanaatlerden
dolayı olabileceği gibi, o gece erkeğin güya bir ''erkeklik''
gösterisiyle, sabırsız, nezaketsiz ve kabaca davranışlarından da ileri
gelebilir.
b) Erkeğin lüzumsuz endişeleri. Kimi erkeklerin -çeşitli sebeplerle-
zifafta başarısız kalma endişesinin içlerinde yer etmesi, bu duygular
içinde telâş ve heyecan göstermesi; ayrıca temas esnasında ''erken
inzal'' haliyle karşılaşmaları, geçici bir başarısızlık sebebi olabilir.

c) Yan etkiler. Bazı yan etkilerle erkek veya kadında geçici bir
etkilenme olup cinsel ilişkide başarısızlık görülebilir. Bunlardan
bazısı şunlardır:
Birçok yerde görülen gerdek neticesini bekleme âdetlerinin erkek üzerindeki psikolojik baskısı.
Gerdek mekânının elverişsiz, gürültülü ve görüntülü bir yerde oluşu.
İlişki anında kadında beklenmedik bir stres, sıkıntı, hastalık ve tatsız bir halin görülmesi.
Bu durumda sıkıntıya giren kadına karşı erkeğin acıma duygularının galip gelip şehvetinin dinmesi.
İşte bu gibi hallerle gerdekte cimâda başarısızlığa uğrayanlar, bunun
geçici olduğunu anlayarak, onu daha sonraki gecelere ertelemelidirler.

Bekâret Olayı
Bâkire, hiç evlenmemiş, kimseyle cinsel ilişkiye girmemiş, kızlık zarı bozulmamış kız demektir.
Yüce Allah,
kadın cinsinin rahim yolu içinde ''kızlık zarı'', ''bekâret zarı''
denen bir parça yaratmıştır. Bu zar, bir darbe almamış ise ancak cinsel
ilişki veya doğumla yırtılır, yok olur.
Bu zar bir kız için bâkirelik alâmetidir. Onunla ilk defa evlenen bir
erkek, bu zara ilk olarak kendisinin müdahale edeceğini bilir ve cinsel
ilişki esnasında onun yırtılıp açılmasını bekler. Böylece evlendiği
kızın bâkire olduğu, daha önce hiç kimse ile cinsî ilişkiye girmediği
anlaşılmış olur.
Ancak, ilgili uzmanların belirttiğine göre bu zar, her kadın için aynı
yapı ve özellikte değildir. Farklı yapıdaki zar türleri farklı zaman ve
şekillerde yırtılma özelliğine sahiptir. Bazı kızlık zarları, halka ve
hilâl şeklinde olup kolay kolay yırtılmaz. Bu tür zarların bir kısmı
ancak doğum sırasında yırtılır. Bazı zarlar kalın olup ilk temasta
zedelenmez.
Bunun için bazı kızlarda ilk cinsel ilişki esnasında kızlık zarlarında
bir zedelenme olmaz, bekâret işareti açıkça görülmez. Bu, kızlık zarının
önceden yırtılmış olmasından değil, taşıdığı özelliklerden dolayı o
anda yırtılamamış olmasından kaynaklanır.
Kızlık zarının yırtılmayışı meninin rahme girmesini ve döllenmeyi
engellemez. Zaten bu zar, rahmi tamamen kapatıp bütün giriş ve çıkışları
engelleyen bir zar değildir. O mevcutken kadının rahminden hayız kanı
gelmektedir.
Bunlar bilinmezse, kız ağır şekilde suçlanmış olur, böylece ciddî
hatalara düşülebilir. Böyle bir duruma meydan verilmemelidir.

Bekâret Üzerinde Ciddî Bir Hata
Bazı kızlar ailesinden gizlice bir erkekle nikâh kıyıp evleniyor,
kocasıyla cimâ yaptıktan sonra, bu evliliği götüremeyeceklerini
anlayınca boşanıyorlar. Kız yırtılan bekâret zarını ameliyatla diktirip
ilk haline getiriyor ve bâkire haline dönüyor. Sonra normal şekilde
evleniyor. İkinci koca onun bir evlilik geçirdiğini farkedemiyor. Belki
çok sonraları öğreniyor. İş işten geçmiş oluyor.
Böyle bir işlem haramdır. Kız, ailesi razı olmasa ve bilmese de gizlice
yaptığı nikâhı ve kocasıyla girdiği ilişkiyi haber vermelidir. Daha
sonra onunla evlenen kimse bu durumu bilmelidir. Ona göre karar
vermelidir. Meselenin bir de çocuk ve çocuğun nesebi boyutu vardır.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 DÜĞÜN ve GERDEK KADINLARA AİT FIKHÎ HÜKÜMLER* Bir Perş. Eyl. 02, 2010 8:52 pm

CANTAR




''Kadınların kocalarına karşı görevleri olduğu gibi, kocaların da kadınlarına karşı yapması gereken görevleri vardır.''
Bakara 2/228.
KADINLARA AİT FIKHÎ HÜKÜMLER*


Burada, özellikle müslüman bir kadının günlük hayatta karşılaştığı bazı önemli meselelere cevaplar vereceğiz.

Mükellefiyet Yaşı
Mükellef, yükümlü ve sorumlu demektir. Bir insan, akıllı ve bulûğa ermişse yüce Allah'ın emirlerini yerine getirmekle yükümlü ve sorumlu olur.
Bulûğ yaşı erkeklerde on iki-on beş, kadınlarda dokuz-on beş yaşları arasıdır.
Bir genç kız için bulûğa erme alâmeti, hayız kanı görmeye başlamasıdır.
Evlenip hamile kalması veya rüyada ihtilâm olması da birer alâmettir.
Bulûğ alâmetlerini göremeyen bir kız veya erkek çocuk, on beş yaşını
doldurunca bulûğa ermiş sayılır.
Bulûğa eren kadın ve erkek önce imandan, peşinden namaz, oruç, zekât,
hac gibi temel farz ibadetlerden sorumludur. Bulûğla birlikte helâl ve
haram sorumluluğu, iyilik ve kötülüklerin yazılması başlar.
Bu yaş, bir kadın için, namaz ve oruç gibi örtünmenin de farz olduğu bir yaştır.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz