GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

EVLİLİK NEDİR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 EVLİLİK NEDİR Bir Perş. Eyl. 02, 2010 8:10 pm

CANTAR





''Evlenen kimse dininin yarısını koruma altına almıştır; diğer yarısı için de yüce Allah'tan korksun.''
Hadis: Hâkim, Müstedrek, 2/161; Taberânî, el-Evsat, nr. 7643; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, nr. 5486.


EVLİLİK NEDİR?

Evlilik yüce Allah'ın emridir. Evlilik, ilâhî emre uyup yuva kurmaktır. Yuva, insanlık cemiyetinin temelidir. Evlilik, bu temeli Allah'ın adıyla atmak ve insanlık şerefine uygun bir bina yapmaktır.
Dünyada insanlık hayatı yuva üzerine kurulmuş ve aile düzenine göre
şekillendirilmiştir. Bütün dinlerde aile yuvası temel birimdir; insanlık
binasının esasıdır. Aile olmadan, nesep korunmadan din yaşanamaz, hukuk uygulanamaz, hayatın bir mânası olmaz. Bunun için şu beş husus bütün dinlerin ortak hedefi olmuştur:
1. Tevhîd inancını ve dini korumak.
2. Canı korumak.
3. Aklı korumak.
4. Namusu, aileyi ve nesli korumak.
5. Malı korumak.
İlk yuva cennette kurulmuştur. Hz. Âdem (a.s) ile Hz. Havva validemizin evlilikleri cennette olmuştur. Bu sebeple Allah için yapılan evlilikte, cennetten bir tat vardır.
Evlilik, dünyada cennetin bir numunesini yaşamak ve bir derece cennet
hayatının tadını tatmaktır. Cennete girildiğinde yuvasız ve yalnız hiç
kimse kalmayacak, herkes bir aile ortamında yaşayacaktır.
Yüce Allah
kullarına evlenmeyi emretmiştir. Çünkü erkek ve kadın fıtratı buna göre
yaratılmıştır. Kulluk, fıtrata uyarak yapılınca güzel ve tamam olur.
Yoksa din noksan yaşanır. Din noksan yaşanınca insan
da noksan kalır. Kâmil olmak için evlenmek, yuva kurmak, yuva hukukunu
ayakta tutmak şarttır. Evlenmeden kâmil olanlar da vardır fakat onlar
çok azdır.
Evlenmek, bir insanlık görevidir. O, peygamberlerin sünneti ile amel etmektir. Edep üzere kurulan yuva insanın şahsına, ailesine ve bütün insanlığa bir hizmettir.

Yuvadaki Hayat

Edep üzere kurulan yuvada iki türlü hayat vardır: Biri mânevî hayattır. Bu, kalbin uyanması ve Allah'a yönelmesidir. Bunun meyvesi âhirette cennet nimetleridir. Çünkü insan
evlilik ile yuvada bir huzur bulur ve tat alır. Bu tadın hiç
bitmemesini ister. Bu ise dünyada mümkün değildir. Ebedî tadın yeri
âhirette cennettir. Kendisini seven ve ailesini düşünen kimse, dünya
tadıyla yetinmeyip cennete yönelir. Oraya girmenin yolu iman, ibadet ve
güzel ahlâktır. Bu durumda mümin, kendisini cennet nimetlerine götürecek
imana yapışır, ibadetlere yönelir, güzel ahlâka sarılır. Yuva bunun
sebebi olur. Yuvadaki bu hikmeti unutmamalıdır.
Evliliğin insana faydası sadece bu olsaydı, yine zahmetini çekmeye
değerdi. Evlilik ile bulunan diğer hayat, yeni nesil kazanmaktır. Nesil insanın bir şekilde kendi varlığını devam ettirmesidir. Nesil, malı değil mânevî değerleri korumak, taşımak ve yaymak için lâzımdır.
İslâm ümmetinin çoğalması ve kuvvetlenmesi için evlenip yuva kurmak
ayrı bir fazilettir. Bunun bir de âhiretteki netice ve müjdeleri vardır.
Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Evleniniz, çoğalınız; çünkü ben âhirette sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övüneceğim.'' 65
''Rabbimiz! Bize eşlerimiz ve çocuklarımızdan gözümüzü aydın edecek
nesiller ver ve bizleri takvâ yolunda gidenlerin rehberi yap''66
âyetinde yuvanın hedefleri gösterilmektedir. Bunlar, takvâ, terbiye,
güzel nesil ve yeryüzünde hakkın şahitleri olmaktır.
Günümüzde insanlık cemiyeti böyle yuvaların özlemini çekmektedir.

65-Ahmed, Müsned, 2/245; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 4028; Abdürezzâk, Musannef, nr. 10391.

66-Furkan 25/74.

Asıl Amaç

Evlilikle kurulan yuvanın asıl amacı, ilâhî emre uyarak kulluk
yapmaktır. Bu işin hedefi, yuva yükünü çekerek ve edebini koruyarak Allah rızâsına ermektir.
Evliliğin bir diğer amacı erkek ile kadını haramdan korumak, terbiye
etmek, huzurlu bir aile oluşturmak, cemiyete iyi bir nesil
yetiştirmektir.
Evlenmenin amacı, sadece erkek ve kadının cinsel duygularını tatmin
etmekten ibaret değildir. Şehvet duygusu neslin devamı için bir araçtır.

Yuva, kâinata yayılan ilâhî sevgiyi tatmaktır. Sevgi yüce Allah'ın
erkekle kadın arasına koyduğu bir rahmettir. Bütün yuvaları ayakta
tutan, anne ile babayı kaynaştıran, onlara yuvanın yükünü taşıtan bu
rahmet ve sevgidir. Rahmet Peygamberimiz (s.a.v) bu sonsuz rahmeti bir
misalle şöyle anlatmıştır:
''Yüce Allah
rahmetini yüz parçaya böldü. Bir parçasını dünyadaki varlıklar arasında
paylaştırdı. Bunun tecellisini her varlıkta görebilirsiniz. Hayvanlarda
bile. Hani, bir hayvan yavrusunu emzirirken incinmesin diye ayağını
kaldırır ve rahatça emmesini sağlar ya; işte bu o rahmetin eseridir.
Bütün vahşi hayvanlar o rahmet ile yavrularına şefkat gösterir, onları
korur, besler ve büyütür. Yüce Allah kıyamet günü bu bir rahmeti doksan dokuz rahmeti ile birleştirip halka öyle rahmet eder.'' 67
Akıl sahipleri bundan ibret almalıdır.
Yuva, yârin ve yavruların sığındığı, korunduğu ve barındığı bir yer
demektir. Yuva, baba ocağı, anne kucağıdır. Ocak sabrı, kucak merhameti
temsil eder. Yuvada zahmetle rahmet iç içedir. Bu zahmeti Allah için çekenler, içindeki rahmeti bulurlar.
Yuva rahmet, ibret, hikmet ve hayat dolu bir yerdir. Onu sırf yeme içme ve eğlence yeri görmek yanlıştır.
Mümin, yuvaya Allah'ın
adıyla adım atmalıdır. Niyeti güzel, hedefi cennet olmalıdır. Birkaç
günlük beraberlik için nikâh kıyılmaz, yuva kurulmaz. Yuvada niyet
ebediyen beraberliktir. Hedef kendisini, ailesini ve yavrularını ateşten
korumaktır. Anne ve babanın tek derdi bu olmalıdır. Bunun yolu da
edeptir.
Edep, herkes için, en kalıcı sermaye, en süslü elbise, en güzel hediye,
en kazançlı miras ve en emniyetli makamdır. Edep, sevgiyle Cenâb-ı
Hakk'ın davetine uyup cennet rehberi Hz. Muhammed'e (s.a.v) tâbi
olmaktır. Bundan başkası boştur. Bakınız bir ârif ne demiş:
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl;
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?
Hz. Peygamber (s.a.v), evlenmenin ne için lâzım olduğunu şöyle belirtmiştir:
''Evlenmeye gücü yeten ve imkânı olan evlensin; çünkü evlilik gözleri
ve cinsel organı haramdan daha güzel korur. Buna gücü yetmeyenler oruç
tutsun; zira oruç insanın aşırı şehvetini kırar.''68
''Evlenen kişi dininin yarısını koruma altına almıştır; diğer yarısı için de yüce Allah'tan korksun.''69
Bu hadislerde de evlilikteki temel hedefin terbiye ve kalp huzuru olduğu belirtilmiştir.
Dini ve edebi için evlenmek isteyen gençlere yardımcı olmak herkesin görevidir. Bu konuda özellikle kız babaları Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) şu uyarısını dikkate almalıdır:
''Dindarlığından ve güvenilir olduğundan emin olduğunuz biri (evlenmek
için) size geldiğinde onu evlendirin. Eğer böyle yapmazsanız, yeryüzünde
fitne ve büyük bir fesat ortaya çıkar.''70
İslâm ümmetinin çoğalması ve kuvvetlenmesi için evlenmek ayrı bir
fazilettir. Bunun bir de âhiretteki netice ve müjdeleri vardır. Bu
konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Evleniniz, çoğalınız; çünkü ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim''71
Kısaca Allah için evlenen kimse Allah'ın dostluğunu hak eder. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) şu müjdesi yuva kuran her mümine yeter:
''Her kim Allah Teâlâ'nın rızâsını kazanmak için evlenir veya evlendirirse, O'nun velâyetini (dostluk ve korumasını) hak eder.''72
Özetle evlilikte büyük hayır, fazilet ve hizmet vardır. Bir mazeret olmadan ondan kaçılmaz. Şu hadis-i şerifler her mümin için mühim bir uyarıdır:
''Nikâh benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse benden yüz çevirmiş sayılır.'' 73
''Evlenmek benim sünnetimdir. Fıtratımı sevenler sünnetimi yerine getirsinler.'' 74
''Kim evlenmeyi geçim korkusu sebebiyle terkederse bizden değildir.'' 75

67-Müslim, Tevbe, 19-20; İbn Mâce, Zühd, 35; Ahmed, Müsned, 2/434; 3/55.

68-Buhârî, Savm, 10; Müslim, Nikâh, 13; Ebû Davud, Nikâh, 1; Nesâî,
Sıyâm, 43; Nikâh, 3; İbn Mâce, Nikâh, 1; Ahmed, Müsned, 3/378, 424.
69-Hâkim, Müstedrek, 2/161; Taberânî, el-Evsat, nr. 7643; Heysemî, ez-Zevâid, 4/272.
70-Tirmizî, Nikâh, 3; İbn Mâce, Nikâh, 46.
71-bk. Ahmed, Müsned, 2/245; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 4028; Abdürrezzâk,
Musannef, nr. 10391; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 44442; Süyûtî,
es-Sagîr, nr. 3366.
72-Ebû Davud, Sünnet, 1; Ahmed, Müsned, 3/438; Taberânî, el- Mu'cemü'l-Kebîr, 20/412.
73-İbn Mâce, Nikâh, 1.
74-Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 2748; İbn Hacer, el-Metâlib, nr. 1586; Heysemî, ez-Zevâid, 4/202.
75-Dârimî, Nikâh, 1; (nr. 2210); İbn Hacer, el-Metâlib, nr. 1579; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr. 44460.

Evlenmenin Hükmü

Evleneceklerin durumlarına göre evlenmenin hükmü farz, vâcip, sünnet, haram ve mekruh olmak üzere beş kısma ayrılır:
1. Farz. Evlenmediği takdirde zina suçu işleyeceğine kesin kanaat
getiren ve mali durumu yeterli olan kimsenin evlenmesi farzdır.
2. Vâcip. Evlenmediği takdirde zinaya düşüp düşmeyeceği kesin olmayan kimsenin evlenmesi vâciptir.76
3. Sünnet. Evlenmediği takdirde zinaya düşmek korkusu bulunmayan normal insanın evlenmesi müekked sünnettir.77
4. Haram. Evlendiği takdirde karısına kötülük edeceğini, ona karşı
kocalık görevini yapamayacağını kesin olarak bilen kimsenin evlenmesi
haramdır.
5. Mekruh. Evlendiği takdirde karısına zulüm yapma ihtimali bulanan kimsenin evlenmesi harama yakın mekruhtur.78

76-Şâfiîler'e göre farz ile vâcip arasında aynıdır.

77-Şâfiîler'e göre bu durumda evlenmek müstehaptır.
78-İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, 3/391; İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, 3/6; Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 7/31.

Eş Seçilirken Dikkat Edilecek Hususlar

Kadın erkek için hayat arkadaşıdır. Bu arkadaşlık yan yana olmak değil,
iç içe bulunmaktır. Eğer bu beraberliğin tatlı, kalıcı ve faydalı
olması isteniyorsa, bunun için en önce fıtratların birbirine uyumuna
dikkat edilmelidir.
Fıtratları ayrı, fikirleri farklı, zevkleri birbirine aykırı iki insanın
kaynaşması ve dost olması düşünülemez. Onlar bir sebeple bedenleriyle
zoraki beraber olsalar da kalpleriyle aynı sevgide, çizgide, zevkte ve
hedefte buluşamazlar. Böyle bir yuva ancak idare ve sabır maharetiyle
ayakta durabilir. Bu huzur değil, hazır bir azaptır. Bunun için baştan
dikkat edilmelidir.
İnsanın fıtratını ahlâkı ortaya koyar. Ahlâkı güzel olanın insanlık cevheri temiz ve güzeldir. Ahlâk güzelliği de din
Dini tanımayan ve ciddîye almayan erkek veya kadın mânen hastadır.
İlâhî terbiyeyi bırakıp nefsinin keyfince giden, farklı fikir ve
felsefelerden medet bekleyen kimse gerçek mânada akıllı değildir. Böyle
bir kimsenin zengin ve güzel olması, halk içinde itibarlı bir aileden
gelmesi bizi aldatmamalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
''Kadınla şu dört şey için evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen, dindar olanı seç ki hayır bulasın.'' 79
Resûlullah Efendimiz (s.a.v), diğer bir hadislerinde şu uyarıda bulunmuştur:
''Rahmine nutfenizi koyacağınız (ve kendisinden nesil bekleyeceğiniz)
kadınları iyi seçin. Size denk olan kimselerle evlenin. Kızlarınızı da
denkleri ile evlendirin.''80
Bir kadın hem terbiyeli hem güzel hem soylu hem de zengin olursa bu çok
güzeldir. Ancak hepsini bir arada bulmak zordur. Bu sıfatlar arasından
bir tercih yapmak gerekirse, edepli kadını tercih etmelidir. Edebi
olmayan kadının güzelliği, soyu ve zenginliği mutluluk değil, sıkıntı
sebebidir. Tarih ve tecrübeler buna şahittir.
Hadis aynı şekilde kadına da seçeceği kocada edep ve insanlık araması gerektiğini bildirmektedir.
Dindarlık, sadece ibadetle oluşmaz. Dindar kimsenin imanı ve ibadetleri
gibi insanlarla geçimi ve iş ahlâkı da güzel olmalıdır.
Din edepten ibarettir. Her ibadetin,
işin ve makamın kendisine has bir edebi vardır. İnsan bu edepleri
koruduğu ölçüde akıllıdır. Edebe uymayan kimse dengeyi koruyamaz.
Dengesiz kimse gerçek bir dostluk yapamaz. Sevgi
ile ölçülür. samimiyet ister. Kısaca Mevlâ'yı seven de Leylâ'yı seven de sevgisinde samimi ve sadık olmalıdır.
79-Buhârî, Nikâh, 15; Müslim, Radâ, 53; Ebû Davud, Nikâh, 2; İbn Mâce, nr. 1858; İbn Hibbân, Sahîh nr. 4036.
80-İbn Mâce, Nikâh, 46; Hâkim, Müstedrek, 2/163; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 7/133; Süyûtî, es-Sagîr, nr. 3268.

Evlât Yetiştirmenin Faydası

Evlenmenin temel hedeflerinden biri çocuk yetiştirmektir. Aslında
evlilik bu sebeple emredilmiştir. Çünkü amaç, neslin devamını sağlayarak
âlemde insan neslinin tükenmesine engel olmaktır. Şehvet ise insana bu amaca ulaşmaya vasıta olması için verilmiştir.
Çocuk, anne babanın meyvesidir. İnsan öldükten sonra mânen çocukları
ile yaşamaya devam eder. Peşinden kendisine hayır dua edecek bir evlât
bırakmak anne baba için en büyük servettir. Onlar sayesinde anne babanın
hayır haneleri açık kalır, kendilerine sevap yazılmaya devam eder. Bu
durum bir hadiste şöyle haber verilmiştir:
''Âdemoğlu öldüğü zaman amel defteri kapatılır; ancak şu üç yoldan kendisine sevap gelmeye devam eder:
1. Faydası devam eden sadaka.
2. İnsanların istifade ettiği ilim.
3. Kendisine hayır dua eden sâlih evlât.''81
Çocukların bir diğer faydası âhirettedir. Küçük yaşta ölen çocuklar
anne ve babalarına şefaatçi olacaktır. Bu konuda Resûlullah (s.a.v)
şöyle buyurmuştur:
''Küçük yaşta ölen çocuğa, 'Cennete gir!' denilir. Fakat o cennetin
kapısında durur, kızgın ve öfkeli bir şekilde beklemeye başlar, 'Annem
ile babam yanımda olmadıkça girmem!' der. O zaman meleklere, ''Onun anne
babasını da onunla birlikte cennete koyun!' denilir.''82
Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
''İki çocuğu ölen kişi için kendisiyle cehennem arasında bir duvar örülmüş olur.''83
Yine Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Kimin üç çocuğu günah işleme çağına erişmeden vefat ederse, yüce Allah onlara olan lutfu ve rahmetiyle anne babasını cennete koyar!'' Sahâbe-i kirâm,
''Ey Allah'ın Resûlü, iki çocuğu ölen de böyle midir?'' diye sorduklarında, Resûlullah (s.a.v),
''Evet, iki çocuğu ölen de'' buyurdu.84

81-Müslim, Vasiyyet, 14; Ebû Davud, Vesâyâ, 14; Nesâî, Vesâyâ, 8.

82-Aynı konuda bk. Müslim, Birr, 154; İbn Mâce, Cenâiz, 58.
83-Buhârî, Cenâiz, 6; Müslim, Birr, 151.
84-Buhârî, Cenâiz, 6; Müslim, Birr, 152.

Evliliğin Kalp Hayatına Faydası

Âhiret yolunun yolcusu olan müminin en mühim işi kalbidir. Kalbi meşgul
eden aşırı şehvetin dindirilmesi ve kalbin rahatlığı için en güzel yol
evliliktir. Şehvetin kırılması için oruç tavsiye edilmiştir fakat oruç
çoklarının kalbinden kötü düşünceleri atmaya yetmez. Aç kalmak herkese
fayda vermez. Hatta bazı insanların şehveti açlıkla daha da şiddetlenir.
Açlık bazı insanların mizacını bozar ve insan
doğru dürüst bir ibadet yapamaz olur. Bu yüzden Abdullah b. Abbas
(r.a), ''Abidin ibadeti ancak evlenmekle tamamlanır'' demiştir.
Şehvet şeytanın insanlar üzerindeki en kuvvetli silâhlarından biridir.
Resûl-i Ekrem (s.a.v), kadınlara yaptığı bir konuşmasında bu konuya
şöyle işaret buyurmuştur:
''Akıl ve dinde noksan olduğunuz halde akıllı bir erkeği sizin gibi mağlup eden hiç kimse görmedim.''85
Erkekteki şehveti harekete geçiren kadındır. Bu şehveti teskin eden de
kadındır. Bunun tek meşru yolu nikâhtır. Kadın için de nefsinin tatmin
ve teskin olması için en hayırlı yol evliliktir.
Haram yolla şehvet hastalığı tedavi edilmez. Haramlar tuzlu su içmeye benzer. Tuzlu su insanın susuzluğunu dindirmez, tam aksine içtikçe ciğeri yakar, susuzluk daha fazla artar.
Resûl-i Ekrem'in (s.a.v) yaptığı şu dualar herkes için çok şey ifade eder:
''Allahım! Kulağımın, gözümün ve kalbimin kötülüğü ile şehvetimin şerrinden sana sığınırım.''86
''Allahım! Kalbimi temizlemeni ve edep yerimi korumanı senden dilerim.''87
Resûlullah'ın (s.a.v) yüce Allah'a sığındığı bir şeye karşı başkalarının duyarsız olması nasıl doğru olabilir?
Cüneyd-i Bağdâdî (rah), ''Yemeğe nasıl ihtiyaç duyuyorsam, hanımımla birlikte olmaya da öyle ihtiyaç duyarım'' demiştir.
Gerçekten kendisiyle Allah
için nikâh yapılan bir kadın, haramlara karşı bir siperdir; kocasını
şehvet çukurlarına düşmekten kurtarır. Aynı zamanda kendisini de
kurtarır. Böylece kocası için bir huzur sebebi olur. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Yabancı bir kadını görüp şehveti harekete geçen kimse, hemen ailesine
gidip onunla cinsel ilişkide bulunsun. Böyle yapması içindeki düşünceyi
defeder.'' 88
Çünkü böyle davranmak kişinin kalbini meşgul edecek şehevî düşünceleri ortadan kaldırır. Şehvet ateşi sönünce kalp rahat eder.
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Kadın erkeğin karşısına şeytan gibi çıkar. Bir kadını görüp heves
ettiğiniz vakit hemen ailenize gidip nefsinizin ihtiyacını onda giderin.
Çünkü onda olanın aynısı onda da vardır.''89
Kalbini düşünen bir müslümanın onu helâl olan şeylerle huzura kavuşturması gereklidir. Evlenmenin asıl hedefi budur. Yüce Allah evlenmedeki bu sırra şöyle işaret etmektedir:
''Kendisiyle huzur bulsun diye Âdem için eşi Havva'yı yaratan O'dur.''90
Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz.''91
İnsan evlenirken, yüce Allah'ın
evlilikteki hikmet ve âyetlerini görmeye niyet etmesi, evliliğe ayrı
bir fazilet katar. Ancak evlenirken buna niyet edenler çok azdır.
Genelde evlenirken çocuk yetiştirmek ve cinsel yönden tatmin olmak ve
haramdan korunmak dikkate alınır. Halbuki evlenmede kalp hayatı için pek
çok fayda saklıdır.
İnsan yuvanın tadını tadıp zahmetlerini çekerken, aynı zamanda ondaki mânevî nimetleri de ele geçirmeye çalışmalıdır.

85-Buhârî, nr. 304, 1462; Müslim, nr. 79; 133.

86-Ebû Davud, Salât, 368, Vitir, 32; Tirmizî, Daavât, 75; Hâkim, Müstedrek, 1/532.
87-Zebîdî, İthâfü's-Sâde, 6/46.
88-Müslim, nr. 1403; Ebû Davud, Nikâh, 43; Ahmed, Müsned, 3/330.
89-Müslim, Nikâh, 9 (nr. 1403); Ebû Davud, Nikâh, 43 (nr. 2151); Tirmizî, Radâ, 9 (nr. 1158); Ahmed, Müsned, 3/330.
90-A'râf 7/189.
91-Nesâî, İşretü'n-Nisâ, 1; Hâkim, Müsterek, 2/160; Ahmed, Müsned, 3/128, 199, 285; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 7/78.

Aile Zahmetindeki Rahmet

Allah için yapılan bir evlilikte her şey rahmet ve sevap sebebi olur. Aile, Allah'ın
emanetidir. Bu emaneti taşırken çekilen zahmetler boşa gitmez. Anne ve
baba yuvanın yükünü taşıyıp sorumluluklarını yerine getirmekle ibadet
yapmış ve sevap kazanmış olurlar.
Resûlullah (s.a.v), idarecilere ve ailelere bu sorumluluklarını şöyle hatırlatmıştır:
''Dikkat edin, hepiniz birer çobansınız ve hepiniz korumakla görevli
olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. İdareci halkından, erkek ailesinden,
kadın kocasının evinden, hizmetçi, efendisinin malından, kısaca herkes
üstlendiği şeylerden Allah'a karşı sorumludur.'' 92
Aile yükü taşınırken helâlinden çalışmak, kazanmak, harcamak, hatta eşi ve çocukları ile oynamak birer hayır çeşididir.
Bu konuda Resûlullah (s.a.v) şu müjdeyi vermiştir:
''Kişinin ailesi için yaptığı her harcama kendisi için sadakadır.
Muhakkak ki kişi hanımının ağzına koyduğu bir lokma için dahi sevap
kazanır.'' 93
Arkadaşları ile bir savaşta bulunan Abdullah b. Mübârek (rah) onlara,
''Bizim yaptığımız şu savaştan daha üstün bir savaşı biliyor musunuz?'' diye sordu, arkadaşları,
''Hayır, bilmiyoruz'' dediler. Abdullah,
''Ben biliyorum'' dedi. Arkadaşları,
''Nedir o?'' diye sorduklarında Abdullah b. Mübârek (rah) şu cevabı verdi:
''İffetli ve edepli, çoluk çocuk sahibi bir müminin geceleyin kalkar,
çocuklarına bakar, uykuda olan çocuklarının üstünün açılmış olduğunu
görür ve onları elbisesi ile örter. İşte bu kişinin yaptığı, bizim şu
anda içinde bulunduğumuz amelden daha hayırlı ve üstündür.''94
Şu hadis-i şerifler bütün aile reislerine müjde vermektedir:
''Kulun günahları çoğaldığı vakit, (günahlarına kefâret olması için) yüce Allah onu geçim darlığına düşürür.'' 95
''Günahlar içinde öyleleri vardır ki, onları ancak geçim için çekilen sıkıntılar temizler.'' 96
''Kimin üç kızı veya üç kız kardeşi bulunur da onlarla güzel geçinir, onlar hakkında Allah'tan korkarak gerekeni yaparsa mutlaka cennete girer. İki kızı veya iki kız kardeşi olan için de durum aynıdır.''97

92-Buhârî, Ahkâm, 1; Nikâh, 81, 90; Müslim, İmâret 20 (nr. 1829);
Tirmizî, Cihâd, 27 (nr. 1705); Ebû Davud, İmâret, 1 (nr. 2928).

93-Buhârî, Cenâiz, 37, Nafakât, 1, Feraiz, 6; Müslim, Vesâyâ, 5; Ebû Davud, Vesâyâ, 2; Tirmizî, Vesâyâ, 1; Nesâî, Vesâyâ, 3.
94-Gazâlî, İhyâ, 41; Zebîdî, İthafü's-Sâde, 6/67.
95-Ahmed, Müsned, 6/157; Bezzâr, Müsned, nr. 3260, Heysemî, ez-Zevâid, 3/291; Hatîb Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, nr.1580.
96- Taberânî, el-Evsat, nr.102; Nuaym, Hilye, 6/335; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Ummâl, nr.16600; Heysemî, ez-Zevâid, nr. 6239.
97-Ebû Davud, Edeb, 121; Tirmizî, Birr, 13.

Evlenecek Kadında Aranacak Özellikler

Evlenmek mutlu olmak içindir. Mutluluk güzel geçime bağlıdır. Güzel
geçimin temeli güzel ahlâktır. Sonra diğer şartların güzel olması gelir.
Ailede tek taraflı mutluluk olmaz. Ailede koca gibi kadın da sevgi
ve huzurdan payını almalıdır. Herkesin mutluluk tarifi, şekli ve sebebi
aynı değildir. Fakat biz mutluluk deyince dünya ve âhirette devam eden
huzuru kastediyoruz. Böyle bir huzura yardımcı olacak kadında şu
özelliklerin bulunması tavsiye edilmiştir:
1. Dinine bağlı, sâliha biri olması.
2. Ahlâklı, güzel huylu olması.
3. Güzel olması.
4. Mehrinin az olması.
5. Çocuk doğurmaya elverişli olması.
6. Bâkire olması.
7. Güzel bir çevrede yetişmesi.

Evlenecek Erkekte Aranacak Özellikler

Kadında olduğu gibi evlenecek erkeklerde de aranacak özellikler, huylar
ve hasletler vardır. Damat adayını önce aile reisi ve çevresi tanımalı,
onun ahlâk, fıtrat, sıhhat ve iş yönlerini araştırmalıdır.
Ahlâkı kötü, dinî terbiyesi zayıf, aile hukukuna uymamasından korkulan kimselere kızını vermemelidir. Bir de kültür farkına dikkat etmelidir.
Kız tarafı damadı tanırken çok ihtiyatlı davranmalıdır. Bu karar kız
için çok önemlidir. Çünkü kız nikâh ile bir erkeğin yönetimine
girmektedir. Herhangi bir kötü durumda kendini kolayca kurtaramamakta;
hemen ayrılamamaktadır. Erkek ise bu konuda daha rahat hareket imkânına
sahiptir.
Bu konuda kadının yapısı yanında toplumun yanlış anlayışı da sıkıntıyı artırmaktadır.
Kızını zalim, fâsık, bid'at ehli, büyük günahlara dalan, din
terbiyesi almamış ahlâksız birine veren kimse, kusur işlemiş olur.
Ayrıca kötü ahlâklı kimseyi tercih ederek akraba hukukunu bozduğu ve
damat seçme hakkını kötüye kullandığı için, yüce Allah kendisine hesap sorar.
Adamın biri Hasan-ı Basrî'ye (rah), ''Kızımı isteyen birçok kişi var, hangisine vereyim?'' deyince, Hasan-ı Basrî (rah),
''Yüce Allah'tan korkana ver; çünkü o, kızını severse, ona iyi bakar; sevmezse zulmetmez'' demiştir.
Sadece parası için tercih edilen pek çok erkek, maalesef ailesini mutlu edememiştir.
Hadiste, erkeklere dindar kadını tercih etmeleri tavsiye edilirken, aynı tavsiye kadına da yapılmaktadır.
Erkek, kadının kabullenemeyeceği şekilde farklı bir yapıya ve sevimsiz
bir görüntüye sahipse, sırf parası için veya çevresinin hatırına
evlendirilmemelidir.
Akıllı, dürüst, doğru sözlü, terbiyeli ve sevimli bir erkek fakir olsa,
bir zararı olmaz. İnsan kısa zamanda maddî fakirliğine bir çare
bulabilir, fakat ahlâk fakirliğine çare bulmak, dengeli insan olmak çok zordur. Bunun için hadis-i şerifte, akıllı ve ahlâkı güzel bir erkeğin evlenme teklifinin geri çevrilmesi cemiyet için çok zararlı görülmüştür.
Damat adayı ile gelin adayının fıtrat ve fikir uyumu da dikkate
alınmalıdır. Fıtratları değişik kimseler, ne kadar dindar da olsalar
anlaşamazlar. Birinin zevk aldığı şey diğerine acı verir. Birinin hoş
gördüğünü diğeri boş görür. Bu durumda yuva ancak idare ile devam eder.
Karı koca belki Allah'tan korkup kullardan utandıkları için boşanmazlar, fakat biri diğerinin dört gözle ölümünü bekler.
Adayların beden ve yaş uyumu da önemlidir. Vücut yapıları ve yaş
seviyeleri çok farklı olan ailelerin ister istemez sorunları olur.
Erkeğin yaş olarak kadından biraz büyük, tecrübe olarak ileride, ilim
yönünden daha yüksek ve hal olarak daha olgun olması güzel bulunmuştur;
çünkü erkek evin reisi olacaktır. Reislik, bazı özel kabiliyetler ister.

Yine erkeğin meslek, sanat, kariyer ve maddiyat olarak kadından üstün veya onunla eşit durumda olması tercih edilmelidir.
Allah Resûlü (s.a.v), Hz. Ali'ye ve onun şahsında bütün ümmete şu tavsiyede bulunmuştur:
''Yâ Ali, şu üç şeyi geciktirme: Vakti gelen namazı, hazırlanmış cenazeyi, dengini bulduğun zaman kızını evlendirmeyi.''98

98-Tirmizî, Salât, 13; Ahmed, Müsned, 162; Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbih,
nr. 605; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 7/132 (Kitâbü'n-Nikâh, nr. 14059).


Niçin Dindarı Seçmeli?

Din yüce Allah'ın
terbiyesidir. Bu terbiyeden payını almayan kimsenin malı ve güzelliği
mutluluk için yetmez. Hatta çoğu zaman mal ve güzellik âfet sebebi olur.
Çünkü her şeyi et-kemik ve eşyada arayan kimseye kalp huzuru haram
edilmiştir. Kalp, yüce Mevlâ'nın sevgisi için yaratılmıştır. O'ndan uzak
kalan bir insanın bulduğu huzur geçici bir eğlence ve oyalanmadır.
Bunun için Rahmet Peygamberimiz (s.a.v) evlenecek gençleri şöyle uyarmıştır:
''Kim bir kadınla malı veya güzelliği için evlenirse, kadının malından
da, güzelliğinden de mahrum olur. (Hayrını görmez). Kim bir kadınla,
dindarlığı sebebiyle evlenirse, yüce Allah o kişiyi kadının malıyla da, güzelliğiyle de nasiplendirir, faydalandırır.''99
Diğer bir uyarısı da şöyledir:
''Sadece güzelliği sebebiyle bir kadın ile evlenmeyin; güzelliği onu
kötü duruma düşürebilir. Bir kadınla malı için de evlenmeyin; malı onu
azdırabilir. Bir kadın ile ancak dinine bağlı olduğu için evlenin.''100
İçinde edep olmayan aşktan hayır gelmez. Edep, bir kadının en kıymetli
süsüdür. Edep güzel ahlâktır. Bu süse sahip bir kadın dünyanın en
kıymetli servetidir.
Bir gün ashâb-ı kirâm, Hz. Peygamber'e (s.a.v), ''Ey Allah'ın Resûlü, yüce Allah bize altın ve gümüş biriktirmeyi yasakladı, peki bizler dünyada hangi hazinenin peşine düşelim?'' diye sorduklarında, Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Her biriniz şükreden bir kalp, zikreden bir dil ve sizlere âhiret
yolunda yardımcı olacak sâliha mümin bir kadına sahip olmaya
çalışsın.''101
Evlenilecek kadının hem terbiyeli hem de güzel olması çok güzeldir.
Ancak güzellik göze ve gönüle göre değişir. Güzel, gönlün sevdiğidir.
''Dinine bağlı olan kadını tercih et'' derken, güzeli alma demiyoruz. Hem güzel hem de dinine bağlı olursa ne kadar iyi!
Evlenecek kimsenin gelin adayına bakması ve onu tanıyarak alması
tavsiye edilmiştir. Bundan aile huzuru için beden güzelliğinin de önemli
olduğunu anlıyoruz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuştur:
''Birinizin içine (nikâhı helâl) bir kadın ile evlenme düşüncesi
doğduğunda ona baksın; çünkü bakmak, kalplerin birbirine kaynaşmasını
sağlar.'' 102
Şunu da hatırlatalım: Hanımının güzelliği sayesinde dinini
koruyabilecek, gözü dışarıda olmayacak kimseler için güzelliği aramaları
daha iyidir. Çünkü böyle kişiler için mubah lezzetler, dinlerini
korumalarına yardımcı olur.
Bu konuda Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Kadınların en hayırlısı, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindiren,
kocası bir şey söylediğinde yerine getiren, kocası yanında olmadığı
zamanlarda kocasının namusunu ve malını koruyandır.''103
Bir kadının veya erkeğin hiç dinî
terbiyesine, insanlığına, davranışlarına, dengesine, iş disiplinine,
hayat tecrübesine bakmadan sırf güzelliği veya parası için tercih
edilmesi tehlikelidir.
Büyük İslâm âlimi Ahmed b. Hanbel (rah), evlenmek istediğinde araştırma
yaptı. Bir ailede iki kız olduğunu söylediler. İmam, kızların
durumlarını sordu. Birinin güzel, diğerinin ise bir gözünün kör olduğunu
söylediler. İmam, ''Hangisi daha akıllıdır?'' diye sordu, ''Bir gözü
görmeyen daha akıllıdır'' denince, ''Beni onunla evlendirin'' dedi.104
Anne baba bütün bunları düşünerek çocuklarının elbisesi gibi edebini de
güzel yapmaya çalışmalıdır. Aksi durumda mutsuz bir ailenin sıkıntısını
bütün bir aile çekmeye mahkûm olur.

99-Taberânî, el-Evsat, nr. 2527; Heysemî, ez-Zevâid, nr. 7324.

100-İbn Mâce, Nikâh, 6; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 18/38-39; Bezzâr, Müsned, nr.1405, Heysemî, ez-Zevâid, 4/255 (nr. 7327)
101-Tirmizî, Tefsîru Sûre (10) 9, (nr. 3105); İbn Mâce, Nikâh, 5.
102-Tirmizî, Nikâh, 74; Nesâî, Nikâh, 17.
103-Nesâî, İşretü'n-Nisâ, 20; İbn Mâce, Nikâh, 5; Ahmed, Müsned, 2/251;
Hâkim, Müstedrek, 2/161; Taberânî, el -Kebîr, nr. 7828; Heysemî,
ez-Zevâid, 4/502.
104-Gazâlî, İhyâ, 2/51.

İbret Kaçırılmayacak Gelin Adayı

Hz. Ömer (r.a), halife iken bir gece Medine'yi teftişe çıkmıştı.
Yanında Eslem (r.a) vardı. Biraz yorulunca bir evin duvarına yaslanıp
dinlenmeye başladı. Bu sırada evin içinden bir kadınla kızının şu
konuşmasını işittiler. Kadın kızına,
''Kızım kalk şu süte biraz su kat'' diye seslendi. Kızı,
''Anne! Hz. Ömer'in süte su katmayı yasakladığını bilmiyor musun?'' dedi. Annesi,
''Kızım sen kalk, şu süte biraz su kat da çoğalsın. Hem bu saatte Ömer bizi nereden görecek ve ne bilecek?'' dedi. Kız,
''Anne! Ben halkın içinde Ömer'e (r.a) itaat edeceğimi söyleyip kendi
başıma kalınca ona isyan edemem. Hem yaptığımı Ömer görmüyorsa Allah görüyor ya!'' dedi.
Hz. Ömer (r.a) bütün konuşulanları dinliyordu. Yanındaki Eslem'e,
''Şu eve bir işaret koy, gündüz gelip bir araştır bakalım, bu kadınla
kızı kimdir; kocaları var mıdır?'' dedi. Eslem ertesi gün araştırıca
kızın bekâr olduğunu öğrendi. Hz. Ömer (r.a) kadının evine gidip kızını
oğlu Âsım'a istedi. Kadın ve kızı razı oldu. Evlendiler. Bu kızdan bir
kız çocuğu oldu. Ondan da beşinci râşid halife Ömer b. Abdülaziz (rah)
doğdu.105
İlâhî kanundur; güzel ve temiz topraktan -Allah'ın izniyle- tatlı meyveler yetişir.

105-İbn Kesîr, Müsnedü'l-Fâruk, 2/392-393 (Dârü'l-Vefa 1992).


İbret Fedakârlığın Kurduğu Yuva

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle anlatmıştır:
''Âdil hükümdar Nûşîrevan zamanında bir adam, satın aldığı arazide bir
küp hazine buldu. Hemen kendisine toprağı satan adama gitti, durumu
anlattı. Satıcı,
'Ben orayı sana sattım; toprağın altında ne olduğunu ben bilmem,
bulduğun hazine sana aittir, o sana helâl olsun' dedi. Araziyi satın
alan adam,
'Hayır ben bu hazineyi alamam; ben toprağın altını değil üzerini aldım.
Bu hazine sana aittir' dedi. Hazineyi her ikisi de kabullenmeyince dava
Nûşîrevan'a kadar çıktı. Nûşîrevan bu olaya çok sevindi. Onlara,
'Sizin çocuklarınız var mı?' diye sordu. Biri,
'Evet, benim bir oğlum var' dedi. Diğeri,
'Benim de bir kızım var' dedi. Nûşîrevan,
'Ben, sizin akraba olmanızı, bu hazinenin de onların evliliği ve
geçimleri için bir nafaka olmasını istiyorum' dedi. Onlar da emredileni
yaptılar ve çocuklarını evlendirdiler.''106
İnsanlık, edep, cömertlik ve kanaat üzere kurulan bu yuva, bütün
insanlığa örnek olmuştur. Cimrilik ve hırs üzere kurulan nice yuvalar
ise unutulup gitmiştir.

106-Bu konu, isim verilmeden bir hadiste geçmektedir (bk. Buhârî,
Ehâdisü'l-Enbiyâ, 54; Müslim, Akzıye, 21; Ahmed, Müsned, 2/316; Beyhakî,
Şuabü'l-İmân, nr. 5290; Begavî, Şerhu's-Sünne, nr. 2212.


Adayların Aldatılması Yasaktır

Evlenecek adaylar tanışırken yalan ve aldatmadan kaçınmalıdır. Her iki
taraf da olduğu gibi gözükmeli, gözüktüğü gibi olmalı ve doğruyu
söylemelidir.
Kel olanın peruk takması, yaşlı olanın saçlarını siyaha boyatması, eli
yüzü kırışık olanın bir sürü kimyevî maddelerle cildini parlatması,
hastalıklı olanın gâyet dinç ve neşeli
durması, ince ve zayıf olanın bol elbiseler giyerek şişman gözükmesi,
işçi olanın kendini patron olarak tanıtması yasaktır.
Yine kadının veya erkeğin ilâç, büyü, sihir ve benzeri şeylerle aklî
dengesini bozup istemediği ve dengi olmayan bir kimse ile evlenmeye
mecbur edilmesi câiz değildir. Bu tür bir hile yapan erkek ve kadın
karşı tarafı aldatmıştır. Bu iş nikâhın bozulmasına kadar gider.

İbret Aldatmak Yok

Hz. Ömer (r.a) zamanında adamın biri evlenmişti. Adam evlenmeden önce
saçlarını siyaha boyamıştı. Evlenip hanımıyla birlikte oldu. Kısa bir
süre sonra başındaki boya dökülüp adamın yaşlı olduğu ortaya çıktı,
kadının ailesi durumu Hz. Ömer'e (r.a) gelerek,
''Biz onu genç zannettik. Bu yüzden kızımızı verdik!'' diye şikâyet
etti. Hz. Ömer (r.a) durumun böyle olduğunu tesbit edince adamı canı
yanacak şekilde dövdü ve,
''İnsanları aldatmışsın!'' diyerek ayrılmalarına hükmetti.107

107-Gazâlî, İhyâ, 2/51; Zebîdî, İthâfü's-Sâde, 6/121.


İbret Doğrulukla Evlendik

Ashaptan Hz. Bilâl ve kardeşi Suheyb (r.a.) bir beldeye gittiler. Orada
bulunanlara evlenmek istediklerini söylediler. Kız tarafı, ''Bize
kendinizi tanıtın, siz kimsiniz?'' diye sordular. Bilâl (r.a),
''Ben Bilâl, bu da kardeşim Suheyb'' dedi ve sözlerine devam şöyle etti:
''Biz hak yolda değildik; yüce Allah bizi hidâyete erdirdi. Köleydik, yüce Allah bizi hürriyete kavuşturdu. Fakirdik, yüce Allah bizi zengin etti. Eğer teklifimize olumlu yanıt verir bizleri evlendirirseniz, yüce Allah'a hamdederiz. Şayet olumsuz bir cevap verirseniz, bir şey demeyiz, yüce Allah'ı tesbih eder, gideriz.''
Bu sözleri duyan kız tarafı, ''Evet, isteğinizi kabul ediyoruz; yüce Allah'a hamdolsun, sizin gibi iyi insanları bulduk'' dediler.
Daha sonra Suheyb (r.a), Bilâl'e (r.a),
''İlk müslümanlardan olduğumuzu, işkencelere maruz kaldığımızı, Hz. Peygamber'le
(s.a.v) birlikte yaşadığımızı, savaşlara katıldığımızı anlatsaydın ya''
deyince, çeşitli vasıflarla övünmenin ve gururlanmanın ne kadar kötü
bir şey olduğunu bilen Bilâl (r.a) kardeşine,
''Sus! Doğruyu söyledim, doğrulukla da evlendik. Daha fazlasına gerek yok!'' cevabını verdi.108
Velîlerden Mâlik b. Dînâr (rah) şöyle demiştir:
''Kimileri yetim ve fakir kızlarla evlenmeyi istemez. Halbuki bunlarla
evlenseler sevap kazanırlar. Hem onların geçimi, doyurulması ve
giydirilmesi kolay olur. Ayrıca onlar aza razı olurlar. Eğer insan
dünya ehlinden birinin kızı ile evlenecek olsa, o kadın nefsinin hoşuna
giden her şeyi ister, 'Bana şunu al, bunu al' der durur. Bu gibileri
kişinin dinine zarar verir.''

108-Gazâlî, İhyâ, 2/51.


İbret Kızımı Kiminle Evlendireyim?

Merv şehrinde Nuh b. Meryem isminde bir kadı/hâkim vardı. Kendisinin
oldukça güzel ve olgun bir kızı vardı. Onu, kendi beldesi dahil olmak
üzere civar bölgelerden büyük insanlar, reisler ve nice servet sahipleri
istemişlerdi; fakat hiçbirine evet diyememiş, kızını kiminle
evlendireceğine karar verememişti. Kendi kendine,
''Şayet kızımı filan kişiye versem filan kişi kızacak, filana versem filan darılacak'' diye düşünüyordu.
Bu kadı efendinin Mübârek isminde Hintli, takvâ sahibi bir hizmetçisi vardı. Bir gün hizmetçisine
''Benim filan yerde bir üzüm bağım var; senin oraya gidip bağı korumanı
istiyorum'' dedi. Hizmetçi üzüm bağına giderek yaklaşık bir ay durdu.
Efendisi bir gün bağa gelerek,
''Ey Mübârek, bana bir salkım üzüm ver'' dedi. Mübârek ona kopardığı
bir salkım üzümü uzattı; efendisi üzümü yedi, çok ekşi idi. Ondan başka
bir salkım daha istedi; fakat o da ekşiydi. Bunun üzerine efendisi,
''Neden bu kadar üzüm bağının içerisinden bana doğru dürüst, tatlı bir üzüm veremiyorsun?'' diye sordu. Mübârek,
''Çünkü ben hangisinin tatlı, hangisinin ekşi olduğunu bilmiyorum, sıradan veriyorum'' dedi. Efendisi,
''Hayret! Tam bir aydır buradasın da hangisinin tatlı, hangisinin ekşi olduğunu bilmiyorsun musun?'' diye sordu. Mübârek,
''Efendim, tadına bakmadığım için tatlı mı ekşi mi olduğunu bilemiyorum'' dedi. Efendisi,
''Peki neden hiç yemedin?'' diye sorduğunda, Mübârek,
''Çünkü siz, sadece bana üzüm bağını korumamı emrettiniz, yememi değil.
Size ihanet edemezdim'' dedi. Bunları duyan adam çok şaşırdı ve,
''Allah (c.c), sendeki bu güzel ahlâkı ve hali korusun'' diye dua etti. Kadı, kölenin çok akıllı biri olduğunu anladı; ona,
''Ey genç! Sen benim çok hoşuma gittin; sana emrettiğimi yerine getirmen gerekir'' dedi. Hizmetçi,
''Önce Allah'a (c.c) sonra size itaatte kusur etmem'' diye karşılık verdi. Kadı,
''İyi dinle! Benim güzel bir kızım var. Onu isteyenler çok oldu; fakat
ben hangisiyle evlendireceğimi bilemiyorum. Bana bir yol göster'' dedi.
Genç hizmetçi,
''Cahiliye zamanında kâfirler evlenme şartları arasında asalet, nesep,
soy, ev ve para ararlardı. Yahudiler ve hıristiyanlar güzellik ve
zarâfeti tercih ederlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v) devrinde din ve güzel ahlâk aranırdı. Zamanımızda ise insanların tercihi mal ve mülk olmuştur. Bunlardan dilediğini seç'' dedi. Kadı,
''Ben din, güzel ahlâk ve emanet
sahibi olanı tercih ettim; seni kızımla evlendirmek istiyorum; çünkü
sende istikamet, güzel ahlâk ve emniyet gördüm. Senin iffetini ve
emaneti korumaya ne kadar sahip çıkabileceğini imtihan ettim'' dedi.
Hizmetçi,
''Efendim, ben basit bir Hintli köleyim; siz beni paranızla satın
aldınız. Nasıl olur da beni kızınızla evlendirirsiniz? Hem kızınız
benden razı olur mu?'' diye sordu. Kadı,
''Kalk o zaman eve gidelim, durumu aileme ve kızıma açalım; bakalım sonuç ne olur?'' dedi. Eve varınca hanımına,
''Hanım, beni iyi dinle! Bu genç hizmetçimiz dindar ve takvâ sahibi
biridir. Ben onun halini ve istikametini çok beğendim. Onu kızımızla
evlendirmek istiyorum, bu konuda sen ne dersin?'' diye sordu. Hanımı,
''Efendi söz senin; fakat ben kızımızın yanına gidip bu konuda bilgi
vereyim, daha sonra sana cevabını getiririm'' dedi. Kadın kızının yanına
varıp babasının teklifini anlattı. Kız,
''Annecim, siz bana ne emrettiyseniz ben onu yaptım; sizin sözünüzden
çıkmamaya gayret ettim. Bu konuda da size karşı gelmem. mâdem siz dini
güzel olanı seçtiniz; ben de onu tercih ederim'' dedi.
Kız böyle söyleyince babası onları evlendirdi; kendilerine çokça mal
verdi. Mübârek'in bu kızdan bir çocuğu oldu, adını Abdullah koydu.
İşte bu çocuk, büyük ilim, zühd ve takvâ sahibi, hadis
râvisi, meşhur âlim Abdullah b. Mübârek'tir (rah). Dünya devam ettikçe
insanlar onun ilminden ve güzel halinden istifade edeceklerdir.109
Allah kendisinden razı olsun.
Evet, yüce Kur'an'da buyrulduğu gibi, temiz topraktan -Allah'ın izniyle- güzel meyveler yetişir.110
Kalbi temiz, ameli hayırlı, rızkı helâl, hedefi hak olan anne babalardan da-Allah'ın izniyle- hayırlı evlâtlar yetişir.
Hepimiz yüce Allah'tan güzel ahlâk ve hayırlı evlât isteyelim.

109-Gazâlî, Yöneticilere Altın Öğütler, s. 274-276 (İstanbul: Semerkand yayınları, 2004).

110-A'râf 7/58.

İbret Hayırlı Annenin Hayırlı Kızı


Meşhur Kadı Şüreyh, Benî Temîm kabilesinden bir kızla evlenmişti. İlk
gerdek gecesinde ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlatmıştır:

Ben gerdeğe girdim. Kızla baş başa kalınca ona,
''Ey filan, bir kadın evlenip kocasının evine gelince önce iki rek'at namaz kılarak yüce Allah'tan
hayır ve bereket istemek sünnettir, biz de böyle yapalım'' dedim ve
kalkıp namaza durdum. O da arkamda namaza durdu. Namazı bitirince yerine
çekildi.
Namazdan sonra ben yanına varıp elimi uzatınca, bana,
''Hele acele etme, biraz konuşalım!'' dedi. Ben,
''Vallahi bu bir felâket!'' dedim. Bunu işiten hanım söze şöyle başladı:
''Allah'a hamdolsun, Resûlü Hz. Muhammed'e ve ailesine salât ve selâm olsun. Bundan sonra söyleyeceğim şudur:
Ben yabancı bir kadınım. Şu ana kadar evlilikten daha ağır bir yük
altına girmedim. Sizi tam tanımıyorum ve ahlâkınızı bilmiyorum. Siz bana
sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri söyleyin. Sevdiklerinizi yapar,
sevmediklerinizden uzaklaşırım. Size ilk söyleyeceklerim bundan
ibarettir. Allah'tan beni ve seni affetmesini isterim'' dedi.
Ben de ona,
''Allah'a hamdolsun, Resûlü Hz. Muhammed'e ve ailesine salât ve selâm olsun. Sana diyeceğim şudur:
Sen hayırla geldin, hoş geldin. Geldiğin ev, buradaki insanların
reisinin evidir. Sen de inşâllah buradaki kadınların hanımefendisi
olursun'' dedim ve peşinden,
''Ben şunları severim, şunları sevmem'' diyerek istediğim ve istemediğim şeyleri kendisine söyledim.
Kadın,
''Bizim taraftan yakın akrabaların hakkında ne diyorsun? Seni sık sık ziyaret etmelerini sever misin?'' diye sordu; ben de,
''Ben mahkemede görevli bir kadıyım; beni sık sık ziyaret ederek meşgul
etmelerini ve usandırmalarını istemem. Bununla birlikte hepten
ilişkilerini kesmelerinden de hoşlanmam'' dedim.
Sonra bu kadınla bir senemiz geçti. Her geçen gün kendisinden daha
fazla hoşlandım ve huzur buldum. Bir gün mahkemeden eve dönmüştüm. Eve
geldiğimde baktım ki bir ihtiyar kadın hanımıma 'şunları yap şunları
yapma' şeklinde nasihat ediyor. Hanımıma,
''Zeyneb, bu kimdir?'' diye sordum; hanımım,
''Yakının, annem'' dedi. İçeri girdim, hal hatır sordum. Annesi de bana,
''Ey Ebû Ümeyye, sen nasılsın; aileni nasıl buldun?'' diye sordu; ben de,
''Her şeyi hayır ve güzel'' dedim. Annesi,
''Bir kadının ahlâkı bozulursa ancak şu iki durumda bozulur: Biri çocuk
doğurunca, diğeri de kocası tarafından çok sevilip rağbet görünce. Eğer
ailenden kötü bir ahlâk görürsen, terbiyesini ver, ne gerekirse yap!''
dedi. Ben de,
''Bu sizin kızınızdır. Siz onu öyle terbiye etmişsiniz ki, benim terbiyeme ihtiyacı yok'' dedim.
Bu kadın senede bir bizi ziyarete gelir, bu şekilde nasihatler ederek
giderdi. Bu kızla yirmi sene beraber yaşadım, bir kere olsun kendisine
kızmadım. Ancak bir kere kızdım; o zaman da ben haksızdım.
Bir komşum vardı, durmadan hanımını incitirdi. Onu görünce şöyle diyordum:
Bazı erkekleri görüyorum, hanımını dövüp duruyor. Bu olacak iş mi? Zeyneb'e el kaldırıp vurduğum gün elim kurusun.''111
Güzel ahlâklı bir kadın veya erkek, dünyada karşılığı olmayan bir
servettir. Kendisine böyle bir servet hediye edilen bir kimse, edeple
yüce Allah'a şükretsin. Bu servetten mahrum olan kimse de haline sabır ve rıza göstererek güzel kulluğa devam etsin. Allah için yapılan şükrün ve sabrın sonu inşâllah cennet olacaktır.

111-İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımaşk, 23/51-53 (Beyrut 1995); Ebü'l-Ferec Cerîrî, el-Celîsü's-Sâlih, 3/301-302 (Beyrut 1987).

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz