GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
    En son konular
    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

    » 14-mart-2015
    C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

    » KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
    Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

    » sümbül...
    Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

    » deneme
    C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

    » kaya işaretler
    Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

    » taştan daire ve dörtgen
    C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

    Kimler hatta?
    Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 1 Arama motorları

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
    RSS akısı

    Yahoo! 
    MSN 
    AOL 
    Netvibes 
    Bloglines 



    Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

    İLİM İlmin önemi

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    1 İLİM İlmin önemi Bir Perş. Eyl. 02, 2010 7:54 pm

    CANTAR




    İLİM


    İlmin
    önemi




    Sual:
    Dinimizde ilmin önemi nedir?


    CEVAP





    Dinimizde
    ilmin önemi çok büyüktür. Dinimizin emrettiği faydalı işleri yapmak, zararlı
    şeylerden kaçmak için ilim sahibi olmak gerekir. Kur’an-ı kerimde mealen
    buyuruluyor ki:



    (Allah
    iman edenleri yüceltir; ilim ehlini ise kat kat yükseltir.) [Mücâdele
    11]




    (De ki,
    hiç bilenle bilmiyen bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.)
    [Zümer 9]



    (Allahü
    teâlâdan en çok korkanlar, âlimlerdir.)
    [Fâtır 28]



    Hadis-i
    şeriflerde de buyuruldu ki:



    (İlim
    Çin’de de olsa, alınız!)



    Hikmet,
    [fen
    ve sanat] müminin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın!)



    (Beşikten
    mezara kadar ilim öğrenmeye çalışınız!)



    (Bir âlim,
    bir yerden geçse, onun hürmetine, oradaki kabristandan 40 gün azap kaldırılır.)






    Ölü kalblerin dirilmesi





    Hazret-i
    Lokman,
    oğluna buyurdu ki: (Âlimlerle otur, hikmet sahiplerinin sözlerini dinle!
    Allahü teâlâ, bahar yağmuru ile toprağa hayat verdiği gibi, ölü kalbleri hikmet
    nurları ile diriltir.)



    İlim, cennete
    giden bir yol, gurbette arkadaş, yalnızlıkta sırdaştır. İlim, iki cihanda
    kurtuluş, düşmana karşı siperdir. İnsan için hayâ, gözler için ziyadır.




    İlim öğrenmek
    ve öğretmek çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:



    (Allahü
    teâlâ, ilim verdiği âlimlerden de peygamberlerden aldığı misak gibi, ilimlerini
    saklamamaları ve açıklamaları için, söz almıştır.)



    (En güzel
    hediye, hikmetli sözü iyi anlayıp, din kardeşine anlatmaktır.)




    (İmrenilecek iki kişiden biri, Allahü teâlânın verdiği ilim ile amel edip,
    başkasına öğreten, diğeri de, Allahın verdiği serveti hayra sarfedendir.)




    (İlim
    yolunu tutana, Allah cennet yolunu açar.)



    (Melekler,
    ilim talebesini sevdikleri için, kanatlarını onların üzerine gererler.)



    (Tecrübeli yaşlılarla oturup kalkın. Âlimlere
    sorun. Hikmet sahipleri ile beraber olun.)
    [Taberânî]



    (Âlim olmayan veya ilim öğrenmeye çalışmayan
    bizden değildir.) [Deylemî]



    (Bir âlimin, yanına oturarak, bir saat ilimle
    meşgul olması, bir âbidin 70 yıl ibadetinden hayırlı olabilir.
    )
    [Deylemî]


    (İşlenen bir günah, âlime bir, cahile iki
    olarak yazılır. Alim, günahı için azap olunur. Cahil ise hem günahı, hem de
    öğrenmediği için azap olunur.) [Deylemî]




    (Allah, dünya işlerinin âlimi, âhiret
    işlerinin câhili olana buğz eder.)
    [Hâkim]



    (İlim öğrenmek, namaz, oruç, hac ve Allah
    yolundaki cihaddan daha kıymetlidir.)
    [Deylemî]



    (Bir saat ilim öğrenmek gece sabaha kadar
    ibâdet etmekten kıymetlidir. Bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan
    kıymetlidir.) [Ebu Nuaym]



    (Bir kimse, ilim öğrense, bununla amel etmese
    bile; bin rekat namaz kılmasından daha fazla sevap alır. Eğer öğrendiği ilimle
    amel eder veya başkasına öğretirse, hem bunun sevabını alır, hem de Kıyamete
    kadar bununla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib]



    (İlimden bir mesele öğrenmek, dünyadaki her
    şeyden kıymetlidir.) [Taberânî]



    (İlim öğrenmek, kadın-erkek her müslümana
    farzdır.) [Beyhekî]



    (Farzlarda ihmallik yapan bir derde müptelâ
    olur. ) [İ. Ahmed]



    Bir talebenin, ilim öğrenebilmesi ve doğru yolu
    bulabilmesi için, bir öğreticiye ihtiyacı vardır. Çünkü hadis-i şerifte,
    (İlim üstaddan öğrenilir) buyuruldu. (Tebarani) Kur'an-ı kerimde ise,
    (Eğer bilmezseniz, bilenlerden sorun!) buyuruldu. (Nahl 43)



    Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için de
    sebeplere yapışmak, bir âlimin gösterdiği yolda gitmek gerekir. Kur'an-ı kerimde
    (Ey iman edenler, Allahtan sakının ve Onun rızasına kavuşmak için, vesile,
    vasıta arayınız!)
    buyuruluyor. (Maide 35)


    Bu ayet-i kerimeden de bir öğreticiye ihtiyaç
    olduğu anlaşılmaktadır. Bir kimsenin rehberi olmazsa, şeytan ona rehber olur.
    Şeytan rehber olunca da, kendisine tabi olanı uçurumdan uçuruma atar. [Bu
    yüzden, mezhepsiz, reformcu zatları dinlememeli, sözlerine inanmamalı,
    kitaplarını okumamalı, yaralı aslandan kaçar gibi bunlardan uzaklaşmalıdır.
    Nakli esas alan, ehli sünnet alimlerinin kitaplarını okumalıdır. Hakikat
    Kitabevinin yayınladığı kitaplar, böyle kıymetli eserlerdir. Faydasını görmek
    için bu eserleri edeple, severek okumalıdır.]



    Muhafız ve rehbersiz çöl yollarına çıkan kimse,
    kendini tehlikeye atmış olur. Onun sonu, sahipsiz yetişen bir ağacın haline
    benzer. Ağaç, bakıp sulayan olmazsa, çabucak kurumaya mahkumdur. Hatta bu ağaç,
    imkan bulup büyüse de, aşılanmamış olduğu için iyi meyva vermez. Bundan dolayı
    talebenin dayanağı da öğretmenidir.



    Irmak kenarında yürüyen bir amanın, rehberine
    tutunduğu gibi, talebe de öğretmenine sarılmalı ve her haliyle onun sözünü
    dinlemelidir. Âlimler buyuruyor ki: (İlim talebesi, ilme ve ilim öğreten
    hocasına hürmet etmedikçe, öğrendiği ilmin faydasını göremez.)






    İlim bulunan yerde müslümanlık vardır


    Ehl-i sünnet itikadını ve ilm-i halini
    öğrenmeyen ve çocuklarına öğretmeyenler, müslümanlıktan ayrılmak, küfür
    felaketine düşmek tehlikesindedir. Böyle kimselerin duâları zaten kabul olmaz
    ki, küfürden korunabilsinler. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:



    (İlim bulunan yerde müslümanlık vardır. İlim
    bulunmayan yerde müslümanlık kalmaz.)



    Ölmemek için, yiyip, içmek gerektiği gibi,
    kâfirlere aldanmamak, dinden çıkmamak için de, dinini, imanını öğrenmek gerekir.
    Ecdadımız her zaman toplanırlar. İlmihal kitaplarını okurlar, dinlerini
    öğrenirlerdi. Ancak böyle müslüman kaldılar. İslâmiyetin zevkini aldılar. Bu
    saadet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabildiler.



    Bizim de müslüman kalmamız, yavrularımızı
    içimizdeki ve dışımızdaki kâfirlere kaptırmamamız için, birinci ve en lüzumlu
    çare, herşeyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hazırladığı ilmihal kitaplarını
    okumak ve öğretmektir. Çocuğunun müslüman olmasını istiyen ana-baba, çocuğuna
    Kur'an-ı kerim öğretmelidir. Fırsat elde iken okuyalım, öğrenelim ve
    çocuklarımıza, sözümüzü dinleyenlere öğretelim! (Herkese Lazım Olan İman)






    Âlimlere saygı


    Sual:
    Hoca hakkı, hocaya hürmetin önemi hakkında bilgi verir misiniz?


    CEVAP





    Saygı, ibâdetten önemlidir. Mesela, ibâdet
    etmiyen, günah işliyen kâfir olmaz. Fakat Allahü teâlânın, emir ve yasaklarını
    küçümsiyen, saygısızlık yapan kâfir olur. [Talim-ül-müteallim]



    İmam-ı Maverdi
    hz. de buyurdu ki:



    (Talebe, hocasının gösterdiği yakınlığa
    güvenerek naz etmemelidir! Çünkü cahilin yanında susmaya mahkum olan bir âlim,
    zelil ve hakir duruma düşmüş olur. Esirler arasındaki bir cariyenin, cömertliği
    ile meşhur Hatim-i Tainin kızı olduğunu öğrenen Peygamber efendimiz, (Bir
    kavim içinde aziz iken zelil olana, zengin iken fakir düşene, âlim iken cahiller
    arasında kalmış olana acıyın) buyurup kızı serbest bıraktırdı. [Edeb-üd-dünya]



    Tevazunun aşırı şekline temelluk denir. Nefsini
    zelil etmek demektir.



    Temelluk, hocaya, üstada, âlime karşı caizdir.
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:



    (Üstad hariç, temelluk mümin ahlâkından
    değildir.) [İ. Maverdi]



    (Âlime hürmet eden, Rabbine hürmet etmiş
    olur.) [İ. Maverdi]



    (İlim öğrendiğiniz zata tevazu gösterin!)
    [Taberânî]






    Eski Talebelerin Hali





    Eskiden sadık bir talebe, hocasına hürmet olarak
    onun kapısını çalmaz, çıkmasını beklerdi. Hocasının hakkının ana-babasının
    hakkından önce geldiğini bilirdi. Hocasına hürmet göstermedikçe, ilimden faide
    görmiyeceğini anlardı. Hocasının yanında izinsiz konuşmaz, konuşmak icab edince
    de az konuşurdu. Mecbur kalmadıkça suâl sormazdı. Hocası, kendisine hitap
    ederse, ona bakar, başka hiç bir yere bakmazdı. Hocasından hoşuna gitmiyen bir
    işi görürse, kötü düşünmezdi. Hz. Musa ile Hz. Hızırın kıssasını hatırlardı.



    Abdullah-ı Ensari Hirevi hazretlerinin (Ya
    Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyana sana kavuşuyor, sana
    kavuşamıyan onları tanımıyor) buyurduğu gibi, Hak teâlânın rızasına kavuşmak
    için hocasının rızasına kavuşmayı, talebe kendine şart bilirdi. Hocasının
    kıymetini bilir, ona tam teslim olurdu. Cenab-ı Hakkın rızasına kavuşmak için
    hocasının sohbetini büyük nimet bilirdi.



    İlhamda yanılmanın ictihadda yanılmak gibi sevab
    olduğunu bildiği için, hocasının her sözünü hüccet bilirdi. Her işinde hocasına
    tabi olmayı düşünürdü.



    Talebe edeblerden birkaçını yapamadığı için
    üzülürse ve edebleri yerine getiremezse, yani uğraştığı hâlde başaramazsa affa
    uğrayabileceğini, aksi takdirde edebleri gözetmez ve bundan dolayı üzülmezse,
    hocasının feyz ve bereketlerine kavuşamayıp helak olacağını bilirdi. Talebe
    bilirdi ki, hocasının her işi, kendisine iyi ve güzel görünmedikçe, onun
    yüksekliklerden hiç birine kavuşamaz. Hocasına sevgi ve bağlılığı olmakla
    beraber, içinde ona karşı kıl kadar bir beğenmemek bulunursa, bunu felaket
    bilirdi. (Mek. Rabbanî)



    İlim ve sanat öğretenlerin hakkı büyüktür.
    Ustasına hürmet eden yoksulluk yüzü görmez. Ustasına hürmet etmiyenin de
    kazancının bereketi olmaz. Hadis-i şerifte, (Babalar üçtür. Bunların en iyisi
    ilim öğretendir) buyuruluyor. İlim öğreten zat, baba olarak bildirilmiştir.
    İlim öğreten üstadın duâsını almaya çalışmalıdır! Hadis-i şerifte, (Babanın
    çocuğuna duâsı, peygamberin ümmetine olan duâsı gibi makbuldür) buyuruluyor.
    İlim babası olan üstadın duâsı, elbette daha kıymetlidir. (İmad-ül islâm)






    Hocaya Köle Olmak





    Hz. Alinin, (Bana ilimden bir harf öğretenin kölesiyim) buyurması,
    hocaya hürmetin önemini göstermektedir. Bir harften maksat, ilimden bir
    meseledir.



    İmam-ı Şafiî hazretleri,
    bir çobanı görünce ayağa kalkar. Yanındakiler, (Bu çobana hürmetinizin sebebi
    nedir?) diye suâl edince, (Bu zat, bana kitaplarda bulamadığım ilimden
    bir meseleyi öğrettiği için, yani benim hocam olduğu için hürmet ediyorum)
    buyururdu.



    Doğru yolu bulmamıza sebep olanlara, bize çok
    lüzumlu ilimleri öğretenlere, gösterilecek hürmetin önemini idrak etmeye
    çalışmalıyız! (R. Nasıhin)



    Şihabüddin-i Sühreverdi hz.nin vasıyetinde
    yazılı hadis-i şerif şöyle:



    (Üstadına hürmet etmiyen, üç türlü belâya maruz kalır: Kendisine bilgi müyesser
    olmaz. Bildiklerini de unutur. Ömrünün sonunda fakirliğe düçar olur.)



    Hoca hakkı, ana-baba hakkından daha üstündür.
    Çünkü, ana-baba evladı büyütür, bakar. Kötülükten, haramlardan korur. İbadete
    alıştırır. Muallim ise, hem dünya ve hem de ahiret hayatını kazandırır, din ve
    diyanetini, Ehl-i sünnet itikadını, farzları, haramları öğretir.



    Dinini, imanını öğreten ana-babanın hakkı,
    hocanın hakkından da üstündür.






    Rehbere ihtiyaç


    Rehberlerin başında peygamberler gelir. Sonra
    âlimler rehberdir. Rehber olan evliyaya mürşid denmiştir. Yunus Emre ise böyle
    ilim sahibi mürşidlere er ve erenler tabirini kulllanmaktadır:







    Erenlerin şehrine her dem giresim gelir



    İçindeki
    sultanın yüzün göresim gelir.




    Göremezem yüzünü, işitirim sözünü,



    Görmek
    için yüzünü canım veresim gelir.






    Yanına
    varmak için, yedi kapı geçmek şart




    Yedisinden içeri sızıp giresim gelir.



    Her
    kapıda nöbetçi, vardır yüz bin askeri.



    Aşkın
    kılıcı ile vurup kırasım gelir.






    Mecnuna
    hayran benim, Mevlaya kurban benim



    Leylayı
    görmek için mecnun olasım gelir.






    Dost
    oldu bize mihman, bunca yıl bunca zaman



    İsmail
    gibi candan kurban olasım gelir.







    Erenlerin nazarı, cevher eder toprağı




    Erenlerin bastığı toprak olasım gelir.






    ***






    Erenlerin sohbeti, ele giresi değil.



    Sohbete
    kavuşanlar, mahrum kalası değil.



    Bulmak
    için bir eri, gezmek gerek çok yeri,



    Sarraf
    tanır cevheri, herkes bilesi değil.






    Akıp
    duran pınara, yanına testi kona,



    Kırk yıl
    orada dura, kendi dolası değil.



    Ten
    fânidir can ölmez, giderse geri gelmez



    Ölür ise
    ten ölür, canlar ölesi değil.






    Sohbetle
    parlar iman, talip kazanır irfan.



    İnsanı
    ârif yapan, fesi, hırkası değil.



    Gönülde
    cevher yoksa, yüzbin kitap okusa



    Haktan
    medet olmasa nasip olası değil.






    Önce
    doğru iman et, haramlardan elin çek



    Ruha
    gıdadır sohbet, herkes bulası değil!



    Yârin
    gönlü bir sırça, kırmayasın sakın ha,



    Eğer
    sırça kırılsa, bütün olası değil.






    Yunus
    hiç oyalanma, azığını hazırla



    Gelen
    gider dünyaya, bâkî kalası değil.






    Hikmet ve fıkıh


    Sual:
    Kur'an-ı kerimde hikmet sahipleri övülüyor. Hikmet ne demektir?


    CEVAP





    Hikmet, ilim, fen manasına geldiği gibi, fıkıh
    ilmi manasına da gelir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:



    (Allah, hikmeti
    [fıkh ilmini] kime dilerse ona verir. Her kime hikmet verilmişse, muhakkak
    ona çok hayr verilmiştir.) [Bekara 269]



    Bu ayet-i kerimedeki "Hikmet"i islâm âlimleri
    fıkh olarak bildirmişlerdir. (Dürr-ül muhtar)



    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:


    (Allah, iyilik etmek istediği kulunu dinde
    fakih yapar.) [Buharî]



    (İbadetlerin en kıymetlisi fıkhı öğrenmek ve
    öğretmektir.) [İbni Abdilberr]



    (Her şeyin dayandığı direk vardır. Dinin
    temel direği, fıkıh ilmidir.) [Beyhekî]



    (Fıkıhsız ibâdet eden, gece karanlıkta
    yaptığını, gündüz yıkana benzer.) [Deylemî]



    (Hikmetsiz kalb, harap ev gibidir. Şu hâlde
    öğrenin, öğretin. Fıkıh öğrenin, cahil olarak ölmeyin. Çünkü Hak teâlâ cahillik
    için mazeret kabul etmez.) [İ.Sünni]



    (Hikmet, müminin kaybettiği malıdır. Nerede
    bulursa almalıdır.) [Askeri]



    (Hikmet, şereflinin şerefini arttırır, köleyi
    padişah yapar.) [Ebu Nuaym]



    (Allahın rezil etmek istediği kul, ilim ve
    edebden mahrum kalır.) [İbni Neccar]



    (Bir müslüman, arkadaşına, hidayetini
    arttıracak veya onu tehlikeden kurtaracak hikmetli bir sözden daha iyi bir
    hediye veremez.) [Ebu Yala]






    İlim
    öğrenirken



    Sual:
    İlim öğrenen talebe, nelere dikkat etmelidir?
    CEVAP




    İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki:


    İlim talebesinin bazı vazifeleri şunlardır:


    1-
    Kalbini bütün fenâ hâllerden temizlemelidir. Hadîs-i şerîfte, (Din, temizlik
    üzerine kurulmuştur) buyuruldu. Buradaki temizlik, sadece dış temizliği
    değil, aynı zamanda bâtın temizliğidir. Başka bir hadîs-i şerîfte de, (Köpek
    bulunan eve rahmet melekleri girmez) buyuruldu. Kalbi bir eve benzetelim. Bu
    eve melekler gelir. Gazap, kin, hased, kibir gibi kötü huyları havlayan köpek
    kabûl edelim! Böyle azgın köpeklerle dolu eve rahmet melekleri girmez. Allahü
    teâlâ ilim nûrunu kalbe melekler vâsıtası ile akıtır. Rahmet meleklerinin
    girmediği kalb ilimden mahrûm kalır.



    2-
    Bütün gücünü ilme bağlamalıdır! Başka şeylerden alâkayı kesmelidir! Dağınık
    fikir, suyu bölünen ırmağa benzer. Sağa sola aktığından bahçeyi sulayamaz.



    3-
    İlmiyle kibirlenmemelidir! Hiç bir İslâm âlimini küçük görmemelidir! Câhil ve
    âciz bir hastanın, mütehassıs bir doktoru kabûl etmesi gibi islâm âlimlerini
    kabûl etmelidir. Talebe, şahsî fikrini bir tarafa atmalı, islâm âlimlerinin
    öğüdüne kulak vermelidir! İslâm âlimlerinin hatâ gibi görünen işini, kendi
    doğrusuna tercih etmelidir!



    4-
    Faydalı ilimleri öğrenmeye çalışmalıdır! İlimden gâye, kalbi kötü huylardan
    temizleyip, fazîletlerle süslemektir.



    5-
    Zorluklara karşı sabırla göğüs germelidir. İlim ve diğer nimetleri acı ilâçlarla
    kaplamışlardır. Akıllı olan, bunların içine yerleştirilmiş tatlıları görür.
    Üzerindeki acı örtüleri de tatlı gibi çiğner. Acılardan tat alır. Hasta olan
    onun tadını duyamaz. Hastalık, Allah tan başkasına gönül vermektir.



    İlimden istifâde edebilmek için:



    1- Önce niyetini düzeltmeli, câhillikten kurtulmayı düşünmelidir! Allahü
    teâlâ, (Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu) buyurdu.



    2- İnsanlara fâideli olmayı düşünmelidir! Hadîs-i şerîfte, (İnsanların
    hayırlısı, insanlara fâideli olandır) buyurulmaktadır.



    3- Öğrendikleri ile amel etmeye çalışmalıdır. Çünkü, (Amelsiz ilim
    vebâl, ilimsiz amel sapıklıktır)
    buyurulmuştur.


    4- İlim öğrenmekten maksat, Cenâb-ı Hakkın rızâsını talep olmalıdır.
    Allahü teâlâ, ihlâsı, sâlih ameli övmektedir.



    5- Üstüne lâzım olmıyan şeye karışmamalıdır. Hz.Lokman'a, (Bu dereceye
    ne ile kavuştun?) diye suâl ettiler. (Doğruluk, emânete riâyet ve bana
    lâzım olmıyanı bırakmakla) diye cevap verdi.



    6- Biri ile münâkaşa ederse, ona karşı insâflı olmalı, yumuşak
    davranmalıdır ki kendisi ile câhil arasındaki fark belli olsun. Hadîs-i şerîfte,
    (Allah refiktir, yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri ve
    başka hiç bir şeye vermediğini, yumuşak davranana ihsân eder) buyuruldu.



    7- Sabırlı olmalıdır. İbni Abbâs hazretlerine, (Bu ilmi ne ile elde
    ettin?) diye suâl ettiler. Cevabında, (Darlıkta, genişlikte sabretmekle,
    suâl sormakla ve yorulmıyan bir azîmle) buyurdu. Yine büyük bir zât aynı
    suâle, (Erken kalkmakla, son derece alçak gönüllü olmakla, kuvvetli azîm ve
    sabırla) diye cevap verdi.



    8- İlim talebesi, herkesle iyi geçinmelidir! (İnsanların hayırlısı
    onlarla iyi geçinen, insanların şerlisi de onlarla çekişen) buyurulmuştur.



    9- Çok edebli olmalıdır.


    10- Büyük bir âlime, ilmi ne ile elde ettiği soruldu. Cevabında,
    (Hocamın her sözünü dinlemekle) buyurdu.



    Peygamber efendimiz, ilmin inceliklerini, acâipliklerini soran köylüye buyurdu
    ki:



    - İlmin başını öğrendin mi?


    - İlmin başı nedir ki?



    - İlmin başı, Allahı hakkıyla tanımaktır. Bu da O'nun, misli, benzeri, zıddı,
    dengi, eşi olmadığını, vâhid, evvel, âhır, zâhir ve bâtın olduğunu bilmektir.
    (Şir'a)



    Görüldüğü gibi ilmin aslı ma'rifetullahtır, yanî Allahü teâlâyı tanımaktır.



    İlmin veya başarının başı sabır denebilir. İbâdet için de böyledir. Hadîs-i
    şerîfte buyuruldu ki: (İbâdetin başı sabırdır.) [Hâkim]



    Sabrın önemi birçok işten büyüktür. Bu bakımdan, (Her işin başı sabırdır)
    denebilir.



    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:



    (İlimden bir şey öğrenmek, dünya ve içindeki herşeyden daha iyidir.) [Taberânî]


    (Öğretmek için ilimden bir mes'ele öğrenen 70 sıddîk sevâbı alır.) [Deylemî]


    (İlim öğrenmek amelden kıymetlidir.) [Hatîb]


    (İlim, islâmın hayatı, îmânın direğidir.) [Ebûşşeyh]


    (İlim, benim ve diğer peygamberlerin mîrâsıdır. Bana mîrâsçı olan da,
    Cennette benimle beraber olur.) [Deylemî]



    İlimden zarar gelmez. Ölünceye kadar ilim öğrenmeye çalışmalıdır! Hadîs-i
    şerîfte buyuruldu ki: (Hiç kimse câhillikle azîz, ilimle de hor olmaz.)
    [Askerî]



    İlmin faydalısını öğrenmelidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:



    (Allahtan faydalı ilim isteyin ve fayda vermiyen ilimden Allaha sığının!)
    [İ.Mâce]





    Lüzumsuz sualler





    Okuyucularımız, çok zaman faydalı suâl
    soruyorlar. Biz de araştırıyor, ehline soruyor, cevabını yazıyoruz. Böylece o
    okuyucu ile birlikte, diğer okuyucularımız da bundan istifade ediyor. Hadis-i
    şeriflerde buyuruldu ki: (İlim bir hazine, suâl ise anahtardır. Sorun ki
    öğrenin! Bir suâl sayesinde dört kişi sevab alır. Suâl soran, cevap veren,
    dinliyen ve bunları sevenler.) [Ebu Nuaym]



    Okuyucularımızdan bazıları ise, (Hz.
    İbrahimin kestiği koçun etini kimler yedi?), (Falanca âlimin anasının adı
    neydi?), (Yunüs aleyhisselamı yutan balık, erkek miydi?) gibi suâller
    soruyorlar. Dürr-ül-muhtarın Tahtavi haşiyesinde buyuruluyor ki:



    (İnsanın bilmesi gerekmiyen şeyleri münakaşa
    etmesi mekruhtur. Öğrenilmesi emredilmemiş olan şeyleri sormak caiz değildir.
    Mesela Hz. Lokman peygamber midir? Cin, insanlara nasıl görünür? Hz. İsa gökten
    ne zaman inecek? Buna benzer şeyler sormamalı, çünkü bunları öğrenmekle
    emrolunmadık.)



    Bugün çok kimse, Ehl-i sünnet itikadını
    bilmiyor. Öğrenmesi farz-ı ayn olan bilgilerden habersizdir. Faiz çeşitlerini,
    hatta yemeğin farzlarını bile bilmez iken, dünya ve ahirette gerekmiyen şeyleri
    soruyorlar. Biz de (Bilmiyoruz) diye cevap verince, (Bir bilene sor) diyorlar.
    Zaten biz, bilmediklerimizi bir bilene soruyoruz. Fakat bilinmesi gerekmiyenleri
    sormak lüzumsuzdur. Dünya ve ahirete yaramıyan suâlleri sormak ve her suâle
    cevap vermeye kalkmak ve (Ben bilirim) demek doğru değildir. Kur'an-ı kerimde de
    mealen buyuruldu ki:



    (Her ilim sahibinin üstünde, daha iyi bilen
    vardır.) [Yusüf 76]



    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Âlimim
    diyen cahildir.) [Taberânî]



    (Çok suâl sormaktan sakının! Sizden
    öncekiler, bu yüzden helak oldu.) [İ.
    Maverdi]



    (Sizi çok suâl sormaktan nehyediyorum.)
    [Taberânî]



    (Allah rızasından başka bir maksatla ilim
    öğrenen veya ilmini dünya menfaatine alet eden Cehenneme gidecektir.)
    [Tirmizî]



    (İlmi, âlimlerle yarışmak, cahillerle
    münakaşa edip susturmak ve insanlar yanında itibar kazanmak için öğrenen
    Cehenneme gidecektir.) [Tirmizî]



    Şu hâlde, lüzumsuz suâl ve başka maksatlarla
    suâl sormak doğru değildir. İmtihan gayesiyle karşısındakini sıkıştırmak için
    suâl sormak da uygun değildir. Hadis-i şerifte, (Öğrenmek için suâl sorun!
    Kötü maksatla suâl sormayın!) buyuruldu. (Deylemî)



    Suâli uygun sorabilmek, o kişinin ilmini
    gösterir. Hadis-i şerifte, (Güzel suâl, ilmin yarısıdır) buyuruldu. (Taberânî)



    İlmi, öğrenip amel etmek isteyen kimseye
    öğretmelidir! İlmin kıymetini bilmiyen, laf olsun diye öğrenmek isteyene, ilim
    öğretmek doğru olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:



    (İlmi, ehli olmıyana öğretmek onu kaybetmek
    demektir.) [İbni Ebi Şeybe]



    (Bazı kavimler gelecek, fakihleri, ince ve karışık meseleleri ele alacak,
    halkı şaşırtacaklardır. İşte bunlar, ümmetimin şerlileridir.) [Taberânî]






    Cahilin Günahı


    Sual:
    "Bilip de yapmamanın cezası daha büyüktür" diyerek dini meseleleri öğrenmek
    istememek uygun mudur?


    CEVAP





    Öğrenmesi mümkün iken öğrenmemek de günahtır.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:



    (Aynı günahı işliyen âlime bir, cahile iki
    günah yazılır. Âlim, yalnız günahın, cahil ise, hem günahın, hem de o meseleyi
    öğrenmemenin cezasını çeker.) [Deylemî]






    Ayıp olur diye sormamak


    Sual: Bir genç kızım. Mahrem konuları sormaktan utanıyorum. Ne yapayım?


    CEVAP


    Bir kız, mahrem konuları annesine sorar. O da bilmezse, annesine, (Babamdan
    öğren) der. Babası da bilmezse, babasının, bilen birisine sorması gerekir.
    Babası yoksa, ağabey, amca, dayı gibi mahrem akrabalarından öğrenir. Bunlar da
    öğrenip bildirmezse, o zaman mektupla veya telefonla, kendinden değil de, (Bir
    kadının muayyen hâli şu kadar devam edip kesilse, ne gerekir) şeklinde sormak
    daha uygun olur. Bir kadının kocası, bu bilgileri öğrenip hanımına anlatmazsa,
    kadın, en uygun bir yolla bunları öğrenebilir. Bilenlerden bu konuları edep
    dairesinde sorması ayıp olmaz.



    Hz. Esma’nın Peygamber efendimize nasıl
    gusledileceğini sorarken utanması üzerine, Hz. Aişe, (Ensar kadınları ne
    iyidir; utanmaları, dinlerini öğrenmekten men etmiyor) buyurdu. (Buhârî)



    Demek ki, ayıp olur diye kendisine farz olan
    bilgileri öğrenmemek yanlıştır. Peygamber efendimiz, mahrem konuları anlatırken,
    (Allahü teâlâ, hakkın anlatılmasından çekinmez) buyurmaktadır. (Tirmizî)



    Aynı anlamda ayet-i kerime de vardır:



    (Allahü teâlâ, gerçeği söylemekten çekinmez.)
    [Ahzâb 53]






    Âlim övünmez


    Sual: Âlim olan kimsenin övünmesi
    uygun mudur?




    CEVAP


    Genelde övünmek iyi
    değildir. Âlimin övünmesi de câiz değildir. (Lokman)
    sûresi 18.
    âyet-i kerîmesinde meâlen, (Allah,
    kendini beğenip övüneni sevmez) buyurulmaktadır.





    Övünmek, büyüklenmenin,
    kibretmenin alâmetidir. (Mü'min)
    sûresinin 35.
    âyet-i kerîmesinde, büyüklenenlerin kalblerinin mühürlendiği bildirilmektedir.



    İmâm-ı Gazâlî hazretleri
    (Necm)
    sûresinin, (Nefsinizi tezkiye etmeyiniz)
    meâlindeki 32.
    âyet-i kerîmesinin tefsîrinde, (Bir
    iyilik yapınca, bunu ben yaptım deme. Onu bir iyilik sanma! Onu iyilik olarak
    kabûl etmek, kendini beğenmektir) buyurdu.





    (Beydâvî) tefsîrinde,
    İblis'in, (Âdem çamurdandır, cismânîdir.
    Ben rûhânîyim. Çamur unsurların en aşağısıdır. Ben ise en şerefli olan ateşten
    yaratıldım) diyerek
    kibirlendiği bildirilmektedir. Övünmek yasak edilmiştir. Hadîs-i şerîflerde
    buyuruldu ki:



    (Ecdâdı ile övünen, rahmet-i ilâhiden uzaktır,
    Cehennem odunudur.)
    [Tirmizî]



    (Allahü teâlâ, câhiliyet övünmelerini sizden
    kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselâmın evlâdlarısınız. Âdem ise topraktan
    yaratıldı.) [Ebû
    Dâvüd]



    Övünmek, başkasını hakîr,
    aşağı görmekten ileri gelir. Hâlbuki hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:



    (Din kardeşini hakîr görmek, kötülük olarak
    yeter.) [Müslim]



    (Allahü teâlâ, "mütevâzı olun, büyüklenmeyin,
    zulmetmeyin" diye bana vahyetti.) [İbni Mâce]




    İnsan, ilim sâhibi olunca
    kendini büyük görmeye başlar. Hâlbuki Kur'ân-ı kerîmde meâlen,
    (Her ilim sahibinden üstün bir âlim vardır) buyurulmaktadır.
    (Yûsüf 76)




    (Âlimlerin âfeti, kendilerini büyük
    görmeleridir)
    hadîs-i şerîfi, ilim sahiplerinden kibirlenenlerin olabileceğini göstermektedir.
    Övünmek için hiç kimse kendisinin âlim olduğunu söylememelidir! Çünkü hadîs-i
    şerîfte buyuruldu ki:



    (Âlimim diyen câhildir.) [Taberânî]



    İlmi, yalnız Allah rızasını kazanmak için
    öğrenmek gerekir. Başka maksatlarla öğrenmek, caiz değildir. Hadis-i şeriflerde
    buyuruldu ki:



    (Âlimlere övünmek, cahillerle, aklı noksan
    olanlarla münakaşa etmek, onları susturmak, insanların teveccühünü kazanmak için
    ilim öğrenen, cehenneme gider.)



    (Toplantılarda ilimle üstünlük taslamayın!
    Böyle yapanın gideceği yer, Cehennemdir.)



    (Allah rızasından başka maksat için ilim
    öğrenen veya ilmini dünya menfaatine alet eden, cehennemdeki yerine
    hazırlansın!)



    İlmi böyle maksatlarla öğrenmek caiz olmadığı
    gibi; Allah rızası için öğrenip de, kötü maksatlar için kullanmak da caiz
    değildir. İlmi ile övünmek de Allah rızasına aykırıdır. Hadis-i şeriflerde
    buyuruldu ki:



    (Bazısı çıkar, Kur'an okur "Bizden daha iyi
    bilen, bizden daha fazla fıkıh bilgisine sahip olan kim vardır?" der. İşte
    bunlar, cehennem yakıtıdır.)



    (Vallahi bir zaman gelecek, insanlar Kur'anı
    öğrenip okuyacaklar. Sonra, "Biz öğrenip okuduk, bizden daha iyisi var mı?"
    diyecekler. İşte onlar cehennem odunudur.)



    Bu hadis-i şerifler, ilmi ile övünmenin caiz
    olmadığını göstermektedir. İlmi ile övünen kimselerle tartışmak asla uygun
    değildir. İnsanın ömrü kısadır. Münakaşa ile zaman öldürmek asla caiz değildir.
    Abdülkuddüs hazretleri buyuruyor ki: (Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim
    öğrenmeye çalış! İlim öğrenmek ibâdet yapmak içindir. Kıyamet günü işten
    sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibâdet de ihlas elde
    etmek içindir) Hadis-i şerifte buyuruldu ki:



    (Kıyamette herkes, şu dört şeyden soruluncaya
    kadar yerinden ayrılamaz:



    1- Ömrünü nerede tükettin?


    2- Gençliğini nerede geçirdin?



    3- Malını nerede kazandın, nereye harcadın?



    4- İlmin ile ne amel ettin?)






    Kötü âlimler


    Dini, siyasete, ticarete veya herhangi bir
    menfaate alet etmek caiz değildir, büyük günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu
    ki:



    (Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi
    ticarete alet eder, devlet adamlarına yaklaşıp menfaat temin etmeye çalışırlar.
    Bunların yaptıkları ticaret, kesada
    [darlığa, kıtlığa] uğrasın!)



    (Öyle bir zaman gelir ki, âlimler fitne
    unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır ama [hakiki] âlim hiç bulunmaz.)




    (Din bilgilerini dünya menfaati için
    öğrenenlere, ilmini paraya değişenlere kıyamette ateşten gömlek giydirilir.)



    (Cehennem zebanileri, günah işliyen
    hafızlara, puta tapanlardan daha önce azab yapar. Çünkü bilerek yapılan günah,
    bilmiyerek yapılandan daha kötüdür.)



    (İnsanların en kötüsü, kötü âlimlerdir.)



    (İlim, Allah rızası için değil, dünya
    menfaati için öğrenildiği ve ibâdetler, dünya menfaatlerine alet edildiği zaman
    fitneler zuhur edecektir.)



    Kur'an-ı kerimde, Allahü teâlâ, kötü âlimleri
    kitap yüklü merkebe benzetmiştir. (Cuma 5)



    Bazıları, peygamber efendimizin ben
    peygamberlerin efendisiyim gibi sözlerini övünmek olarak gösteriyorlar. Bu
    yanlıştır. Böyle demek, öğünmek değil, gerçeği bildirmektir. (Ben evliyayım)
    demek öğünmek olur. Fakat (Ben Peygamberim) demek böyle değildir. Gerçeği
    bildirmek vazifesi olduğu ve vazifesini yapmak mecburiyetinde de olduğu için
    böyle buyurmuştur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:



    (Kıyamette, önce ve sonra gelenlerin
    seyyidiyim. Gerçeği bildiriyorum,
    öğünmüyorum.)
    Hakikati


    (Allahü teâlânın habibi, Peygamberlerin
    reisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.)



    (Peygamberlerin sonuncusuyum, öğünmüyorum,
    ben Abdullahın oğlu Muhammedim . Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların
    en iyisinden yarattı, insanları fırkalara
    [milletlere, ırklara] ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra bu en iyi
    fırkayı cemaatlere ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra, bu cemaati
    evlere ayırdı. Beni, en iyi evden [aileden] dünyaya getirdi. İnsanların
    en iyisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamette, herkes sustuğu zaman, ben konuşurum.
    Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ederim. Kimsede ümit kalmadığı
    bir zamanda, onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her
    kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı,
    en cömerdi, en iyisiyim. Kıyamet günü, Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsine
    şefaat edici benim. Bunu öğünmek için söylemiyorum.) [Hakikati bildiriyorum.
    Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem, vazifemi yapmamış olurum.]
    [Bunun için mu'cize göstermek lâzım; fakat kerâmet göstermek lâzım değildir.]





    İlim silah gibidir


    Sual:
    Alim, kibirden kurtulmak için ne yapmalıdır?



    CEVAP



    İlim silâh gibidir, kullanmasını bilmeyene
    zararı olur. Düşmanın elinde zararı, dostun elinde faydası olur. İlim yağmura da
    benzer. Yağmur, temiz olarak yağar, bitkilerin kökleri bu suyu emer, kendi
    vasfına çevirir. Aynı yağmur suyu, biberi acılaştırırken, karpuzu tatlılaştırır.
    Temiz olan ilim de, kibirliyi azdırır, mütevazının tevâzuunu artırır.



    “Malın azdırdığı gibi, ilim de
    azdırabilir”buyurmuşlardır. Az da olsa, bir şey bilen insan, cahilleri görünce,
    ben onlar gibi değilim diye kendini beğenir. İlim sahibi de, ekseriya, kendini
    cahilden üstün görür. Âlim, kibirden kurtulmak için şu iki şeyi bilip, ona göre
    amel etmelidir:



    Birincisi:
    Bilmeli ki, âlimin mesuliyeti daha fazladır. Çünkü, günah olduğunu bilerek isyan
    eden ile, bilmeyerek o günahı işleyenin cezası bir olmaz. Hadis-i şeriflerde
    buyuruldu ki:



    (Kıyamette bir din adamı cehenneme atılınca,
    ona, “Niçin bu azaba düştün” derler. O da, “İnsanlara, günahtır, yapmayın der,
    kendim yapardım. Şu ibadeti yapın der, kendim yapmazdım. Bunun cezasını
    çekiyorum” der.)



    (Kıyamette en çetin azap, ilmi kendine fayda
    vermeyen din adamına yapılacaktır.)



    (Cehennemde bazılarının yaydıkları kötü
    kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. Kim oldukları sorulunca “Din
    adamı idik. Bildiklerimizi yapmazdık” derler.)



    (Âlimlerin iyisi, insanların en iyisi,
    âlimlerin kötüsü ise, insanların en kötüsüdür.)



    (Miraçta, Cebrail
    aleyhisselama, ateşten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanların, kim
    olduklarını sordum. “Kendileri yapmadıkları hâlde yapılmasını emreden
    vaizlerdir” dedi.)



    İblis de âlim idi. Fakat ilmi ile amel etmedi.
    Dağda kalan kimsenin yanında, çeşitli silâhlar bulunsa, bunları kullanmasını iyi
    bilse ve çok cesur olsa, kendine hücum eden aslana karşı kullanmadıkça, bu
    silâhların faydası olmaz. Bunun gibi, yüz bin dini mesele öğrense, bunları
    kullanmadıkça faydalarını görmez. Bir hasta, derdine en faydalı ilâcı bulsa,
    kullanmadıkça faydasını görmez.



    İlmi, mala ve mevkie alet etmek uygun değildir.
    İlmin bunu yasakladığını bildiği hâlde, ilme uymamak büyük vebaldir. Allahü
    teâlânın kıymet verdiği ve her şeyin en şereflisi olan ilmi, mal, mevki kapmaya
    ve başa geçmeye vesile edenlere, bu ilim zararlı olur.



    Hâlbuki, dünyaya düşkün olmak, Allahü teâlânın
    hiç sevmediği bir şeydir. O hâlde, Allahü teâlânın kıymet verdiği ilmi, Onun
    sevmediği yolda harcetmek, çok çirkindir. Bilip de amel etmeyenler, Cuma
    suresinde eşeğe, A’râf suresinde ise köpeğe benzetilmiştir.



    Bir âlim, kendini cahilden üstün görmeye
    başlarsa, içinde bulunduğu bu büyük tehlikeyi düşünmesi gerekir! Bunu düşününce,
    tehlikeyi anlar. Bu âlim, hayatı tehlikede olan hükümdar gibidir. Hükümdarı
    yakalayıp öldürecekleri zaman, “Keşke bir hizmetçi olsaydım da bu tehlike ile
    karşılaşmasaydım” der. Nice âlimler var ki, kıyamette, ilmi ile kibirlenmenin
    cezasını görünce, keşke cahil olsaydım diyecektir.



    İkincisi:
    Kibrin büyük günah olduğunu, insan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ
    indinde kıymetinin o kadar yükseleceğini, kendine kıymet verenin, Allah katında
    kıymetinin olmayacağını bilmesidir. İlmi olduğu hâlde, kibrin zararını bilmeyene
    âlim demek yanlış olur. İnsanın ilmi arttıkça, Allahtan korkması da artar, günah
    işlemeye cesaret edemez.


    Ledün
    ilmi





    Sual:
    Ledün ilmini nasıl öğrenirim?


    CEVAP





    Ledün ilmi veya ilm-i ledün, okuyarak
    öğrenilmez. Allahü teâlânın ihsanı ile kalbe ilham edilen, İlâhî sırlara ait
    bilgilerdir. Görünüşte, akla ve nakle zıt gelebilir. İlm-i ledün sahibi olanlar,
    hadiselerdeki gizli sırları ve hikmetleri bilir. Kur'an-ı kerimde, (Kehf)
    suresinde bu husus açıkça bildirilmiştir.



    Musa aleyhisselam suâl etti:


    - Ya Rabbi, benden âlim olduğunu bildirdiğin
    zatı nerede bulurum?



    - Ya Musa, çantana bir balık koy, yola çık!
    Balık nerede canlanıp kaybolursa, bahsettiğim zatı
    [Hızırı] orada bulursun.



    Hz. Musa, Yuşa aleyhisselamla yola çıktı. Bir pınarın yanına oturdular. Bu pınar
    (Ab-ı hayat) idi. Bu suya dokunan ölü canlanırdı. Bu su, balığa değince, balık
    canlanıp denize gitti. Daha sonra Hz. Musa, pınarın yakınında, Hz. Hızırı gördü.
    Selam verdikten sonra ona sordu:



    - Sana verilen ilimden bana da öğretmeni
    istiyorum.



    - Ya Musa, Allahü teâlânın sana öğrettiği ilmin
    hepsini ben bilmem, bana öğrettiği ilmin hepsini de sen bilmezsin. Bilmediğin
    için de benim yaptıklarıma sabredemezsin.



    - İnşaallah beni sabredenlerden bulursun.


    - Ya Musa, ben açıklama yapmadan, yaptıklarımdan
    bana birşey sormayacaksın!



    Bu konuşmadan sonra, limandaki bir gemiye
    bindiler. Gemiciler, bunların iyi kimse olduğunu anlıyarak para almadılar. Hızır
    aleyhisselam, geminin bir tahtasını sökerek içeri suyun sızmasına sebep oldu.
    Hz. Musa dedi ki:



    - Gemiciler, para almadı. Bize iyilik
    ettiler. Sen de bunları boğmak mı istiyorsun?



    - Hani bana birşey sormayacaktın?


    - Unuttum. Özür dilerim.


    Gemiden inip sahil boyunda giderken oynıyan
    çocuklar gördüler. Hızır aleyhisselam, çocuklardan birisini zararsız hâle
    getirdi. Hz. Musa dedi ki:



    - Çocuğun ne günahı vardı?


    - Hani işlerime karışmayacaktın?


    - Özür dilerim, yine unuttum.


    Antakyaya uğradılar. Acıktıkları hâlde kimse
    yemek vermedi. Hz. Hızır, yıkılmak üzere olan bir duvarı görüp eli ile tutup
    düzeltti. Hz. Musa dedi ki:



    - Madem böyle marifetin vardı, ne diye ücret
    karşılığı yapmadın? Bir ekmek parası çıkarırdık.



    - Artık ayrılma zamanımız geldi. Çünkü üç defa
    anlaşmamızı bozdun.



    - Yaptıklarının hikmeti nedir?


    - Gemiciler on kardeşti. Geminin kazancı ile
    geçiniyorlardı. Bir derebey, sağlam gemileri zorla alıyordu. Bu geminin arızalı
    olduğunu duyunca almaktan vazgeçecek. Biz de iyiliğe iyilik etmiş olduk.
    Günahsız çocuğa gelince, bunun ana-babası salihti. Çocuk büyüyünce onları küfre
    zorlıyacak, zulüm ve işkence edecekti. Bunun yerine hayırlı bir evlad vermesi
    için Allahü teâlâya duâ ettim. [Yeni doğan hayırlı evlattan, yetmiş peygamber
    meydana geldi.] Doğrulttuğum duvar, öksüz çocuklara aitti. Babaları duvarın
    altına bir hazine saklamıştı. Duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana
    çıkacak, başkalarının eline geçecekti. Öksüzlere bir iyilik ettik.



    Bahsedilen hazinenin, üzeri yazılı bir altın
    levha olduğu da rivayet edilmektedir. Levhada şöyle yazılı idi:



    "Ölümü bildiği hâlde gülüp neşelenen, kadere
    iman ettiği hâlde üzülen, rızka Allahü teâlânın kefil olduğunu bildiği hâlde
    lüzumsuz zahmetlere giren, Kıyamette sorgu-suâle inandığı hâlde gaflete dalan,
    fânî olduğunu bildiği hâlde, dünyaya bel bağlayan kimseye taaccüp etmemek
    imkansızdır."






    Okuma alışkanlığı kazanmak



    Soru:
    Ülkemize gelen turistlere dikkat edin, bavullarının yarısında elbise, geri kalan
    yarısında kitaplar var. Oysa biz seyahate çıktığımız zaman aklımıza en son gelen
    şey kitaptır. Okuma sevgisi ve alışkanlığını kazanmamız hususunda tavsiyeniz
    nedir?



    CEVAP



    Bilginin kaynağı kitaptır. En güzel, en sağlıklı
    ve en kolay bilgi kitap okuyarak öğrenilir. Sessiz bir öğretmendir kitap.
    Anlamadığınız yeri defalarca okuyabilirsiniz. Anlayamadığınız için kızmaz size.
    Aşağılamaz ve şevkinizi kırmaz...



    Kitap okurken hem yeni bilgiler öğrenir,
    ufkunuzu genişletir, hem de günlük sıkıntılarınızdan az da olsa uzaklaşmış
    olursunuz. Çok kitap okuyanların konuşması düzelir. Güzel ve anlamlı cümleler
    kurar. Fikrini sağlıklı bir şekilde aktarabilir muhatabına. Fazla gaf yapmaz.
    Hadiseleri daha geniş açıdan ele alarak değerlendirir. Kolay öfkelenmez, sabrı
    öğrenir. Anlayışlı ve hoşgörülü olur...



    Tabii kitap derken, her kitap bunları sağlar
    demiyoruz. Kitabın da doğrusu, güzeli, faydalısı var. Bunun tersi de mümkün.
    Bazı kitapları okuduğunuz zaman; ister istemez olumsuz yönde etkilenebilirsiniz.



    At, otu yemeden önce koklar. Eğer zehirli ise,
    şüphelenirse yemez. Kitap da öyledir. Kitap hakkında önceden bilgi sahibi olmak,
    kitabın yazarı, müellifi hakkında fikir sahibi olmak gerekir.



    Bozuk bir besin yediğimiz zaman midemiz nasıl
    bozuluyorsa, bozuk bir kitap okuduğumuz zaman beynimiz de o şekilde etkilenir.
    [Bu yüzden mezhepsizlerin, reformcuların kitaplarını okumamalı.]



    İnsanın en esef duyacağı şey, öğrendiği lüzumsuz
    ve yanlış bilgidir.






    Lüzumsuz bilgi nedir?


    Dünya ve ahiretine yaramayan, sadece bazı
    tartışmalarda ve bilgiçlik taslamada işe yarayabilen bilgi türüdür. Mesela, 1980
    yılının en hızlı koşan adamının ismini ezberlemek gibi. Maalesef günümüzde genel
    kültür dendiği zaman bu tür şeyler akla geliyor. Bilime ve insana hiçbir faydası
    olmayan bir sürü ıvır zıvır bilgiler...Konuyu fazla dağıtmayalım.



    Kitap okumanın faydalarını saymakla
    bitiremeyiz...



    Bizim asıl değinmek istediğimiz konu; kitap
    okuma alışkanlığıdır.



    Bu alışkanlık, küçük yaşlarda kazanılırsa, daha
    etkili, daha güzel ve daha kalıcı olur.



    Çocuklara ve gençlere okuma alışkanlığı
    kazandırmak lazımdır. Peki, bu nasıl mümkün olabilir?



    Çocukların ve gençlerin okudukları zaman heyecan
    duydukları çizgi romanlar, kısa hikâyeler, meraklı çocuk romanları, kelime
    hazinesini geliştiren bulmacalar, bilmeceler, çocuklar ve gençler için
    hazırlanmış mecmualar bu iş için biçilmiş kaftandır.



    En güzel okuma alışkanlığını bu bahsettiklerim
    sağlayacaktır.



    Yoksa, çocuklara direkt bilginin verildiği ders
    kitaplarının ve ağır kitapların okutulması çok zordur. Ülkemizde bu işi en güzel
    yapan ve başarılı olan kuruluşlardan bir tanesi Türkiye Çocuk dergisi’dir.
    Yıllardan beri profesyonel ve uzman kadrosu ile çocukları ve gençleri geleceğe
    hazırlıyor.



    Ülkemizde okuma alışkanlığının çok yetersiz
    düzeyde olduğunu kabul etmek zorundayız. Dünya ülkeleri ile kıyaslandığımız
    zaman, çok geri saflarda kalıyoruz.



    Televizyon ve radyo gibi cihazlardan edinilen
    bilgiler, uçucudur. Çok bilgi verilse dahi, bunları hatırımızda tutmak zordur.
    Çünkü, bu bilgilere erişmek için hiçbir emek harcanmamıştır.



    Ama kitap öyle değil. Belli bir emek harcanarak
    edinilen bilgilerin unutulma ihtimali daha düşüktür.






    İlimle
    meşgul olmak cihaddan efdaldir



    Sual: Amellerin en kıymetlisi
    nedir?




    CEVAP


    Amellerin en kıymetlisi,
    zamana ve şahsın hâline göre değişir. Nitekim hadis-i şerifte, (En kıymetli
    amel, vaktinde kılınan namaz, sonra ana babaya iyilik etmek, sonra da Allah
    yolunda cihaddır) buyurulduğu gibi, (Amellerin en iyisi yemek
    yedirmektir), (Gece herkes uykuda iken namaz kılmaktır), (Selam vermeyi
    yaymaktır), (Allahü teâlâyı anmaktır), (Elinden ve dilinden kimsenin
    incinmemesidir), (Az da olsa devamlı olan ameldir) diye de bildirilmiştir.



    Peygamber efendimiz,
    (En kıymetli amel)i, soranların hâllerine ve içinde bulunulan şartlara göre
    bildirmiştir. Mesela yiyeceklerin bol bulunduğu; fakat suyun bulunmadığı yerde,
    susuzluktan yanana bir bardak su vermek, bin ekmek vermekten daha makbul olur.
    Vahşi hayvan veya düşmanların saldırısına veya tehlikeli bir hastalığa maruz
    kalan kimsenin ölümden kurtulmasına sebep olmak, ona yapılacak diğer
    iyiliklerden daha üstün olabilir.



    Bir kimseyi ebedî
    felaketten kurtarıp, sonsuz nimetlere kavuşmasına sebep olmak ise, hepsinden
    daha kıymetlidir. Bu bakımdan İslâmiyetin başlangıcında amellerin en kıymetlisi
    cihad idi.






    Cihadın
    önemi



    Hadis-i şeriflerde
    buyuruldu ki:



    (En kıymetli amel
    cihaddır.)




    (Müşriklere karşı,
    mal, can ve dilinizle cihad ediniz!)



    (Cihadı terkeden
    millet, mutlaka genel bir belâya maruz kalır.)



    (İnsanların en
    üstünü, canı ve malı ile Allah yolunda cihad edendir.)



    (Cihad etmeden veya
    cihadı düşünmeden ölen, münafık olarak ölür.)




    (En faziletli cihad,
    canı, malı ile müşriklerle mücadeledir.)



    (Fi-sebilillah cihad
    ediniz. Böyle cihad, cennet kapılarını açar, sıkıntıları giderir.)







    Em-i
    marufun önemi



    Cihad bu kadar faziletli
    olduğu hâlde, emr-i maruf daha kıymetlidir. Hadis-i şerifte, (Bütün
    ibâdetlere verilen sevap, Allah yolunda savaşa verilen sevaba göre, deniz
    yanında bir damla su gibidir. Savaşın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i münker
    sevabı yanında denize göre, bir damla su gibidir.) buyuruldu.



    İbni Abidin hazretleri
    ise, (Fıkıh âliminin müslümanlara sağladığı faydanın sevabı, cihad sevabından
    daha çoktur) buyurmaktadır. [Kur‘an-ı kerime, hadis-i şeriflere ve akla uygun
    şeylere Maruf, bunlara uymayana Münker denir.]



    Günümüzde en kıymetli
    amel, yayın yolu ile Emr-i maruf ve Nehy-i münker yapmaktır. Ehl-i
    sünnet itikadını yaymalı, gayrı müslimlere ve sapıklara gerekli cevap
    verilmelidir! Bu yol ile cihad edenler, yardımda bulunanlar, cihad sevabına
    ortak olur. Hadis-i şerifte, (Bir mücahidi giydirip kuşatan veya onun çoluk
    çocuğunun ihtiyaçlarını gören, harbe gitmiş gibi sevaba kavuşur.) buyuruldu.
    Emr-i maruf yapmak da ilim ile olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:




    (Gece bir müddet ilim
    öğrenmek, bütün gece ibâdet etmekten sevaptır.)



    (Sabah-akşam ilimle
    meşgul olmak, cihaddan efdaldir.)




    (İlimden bir mesele
    öğrenmek, yüz rekat [nafile] namaz
    kılmaktan daha kıymetlidir.)




    (Din ilmine sahip
    olanın sıkıntısı gider ve ummadığı yerden rızıklanır.)



    (İlim öğrenen veya
    Allah için bir dost edinen veya din kardeşinin yüzüne şefkatle bakan veya “Bismillah”


    diyerek işine başlayan affa uğrar.)


    Hz.Ali:
    (İlim, maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen korursun; fakat ilim seni korur. Mal
    harcamakla azalır, ilim sarfetmekle çoğalır.) buyurdu.



    Hz. İbni Abbas
    da, (Hz. Süleyman; mal, ilim ve hükümdarlık arasında muhayyer bırakıldı. O ilmi
    tercih etti ve bu sayede diğer ikisine de malik oldu.) buyurdu.



    İmam-ı Gazalî hazretleri de,
    (İnsanın diğer mahlukattan üstünlüğü ilmi iledir, güç ve kuvvetiyle değildir.
    Çünkü deve insandan kuvvetlidir. İrilik bakımından da değildir. Çünkü fil
    insandan çok iridir. Cesaret bakımından da değildir. Çünkü aslan insandan
    cesurdur. Çok yemesiyle de değildir. Çünkü mandanın karnı, insanın midesinden
    daha büyüktür. Şu hade ilim çok üstün bir vasıftır.) buyurmaktadır.



    Yemek ve içmekten
    kesilen hasta, ölmeye mahkum olduğu gibi, ilim ve hikmetten mahrum kalb de ölüme
    mahkumdur. O halde, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup, dinimizi doğru
    olarak öğrenmeliyiz.

    http://gizlihazineler.turkforumpro.com

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    Similar topics

    -

    » KAN GURUPLARI

    Bu forumun müsaadesi var:
    Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz