GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ


 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
Similar topics
  • » İZMİR'DEKİ HAYVAN BARINAKLARI
  • » Kraliyetli Tkmt2
  • » Kasmalık +65 itemleri NPCde buzzindanı +70Silah Pvp
  • » ROMA DONEMINE AIT BUYUK BIR DEFINE BULUNDU!
  • » ROMA DÖNEMİ ALTIN HEYKEL YAKALANDI
  • » Bulunan Defineye Paha Biçilemiyor
  • » Üstteki Üye Hakkındaki Düşüncelerin Neler?
  • En son konular
    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    C.tesi Mart 01, 2014 8:48 pm tarafından aydin-28

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 pm tarafından 56476364528

    » deneme
    Paz Kas. 24, 2013 7:54 am tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 4:54 pm tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 4:46 pm tarafından cansu

    » kaya işaretler
    Cuma Eyl. 06, 2013 11:30 pm tarafından kurt ini

    » taştan daire ve dörtgen
    C.tesi Haz. 29, 2013 1:38 pm tarafından yousef

    » mağara için bilgi almak istiyorum
    C.tesi Haz. 22, 2013 8:43 am tarafından kurt ini

    » Lorenz Dedektör Ürünleri
    Perş. Haz. 13, 2013 2:18 pm tarafından fremd

    » cülüklü tavuk civcivli tavuk
    C.tesi Mayıs 25, 2013 12:44 am tarafından byfaruk

    En iyi yollayıcılar
    CANTAR
     
    magaracı
     
    asel
     
    SİMBAD
     
    aydin-28
     
    novanda
     
    marduktr
     
    styla
     
    MAMİ
     
    hattap
     
    Kimler hatta?
    Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 83 kişi Perş. Tem. 01, 2010 10:23 pm tarihinde online oldu.
    Paylaş | 
     

     BULUNAN DEFİNELER

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2284
    Deneyim seviyesi: 5604
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 59
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: BULUNAN DEFİNELER   Perş. Eyl. 02, 2010 8:22 am

    Mardin'de kanalizasyon kazısı sırasında bulunan define



    Kızıltepe'nin Suriye sınırına 10
    kilometre uzaklıkta İpek Yolu üzerindeki Sürekli Köyü'nde yapılan
    kanalizasyon kazısı sırasında ortaya çıkarılan 524 adet eser, Mardin
    Müzesi'nde sergilenmeye başlandı. Mardin Valisi Hasan Duruer ve Artuklu
    Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay'ın da katıldığı bir
    törenle ziyaretçilere açılan defineyi görmek isteyenler, müzeye akın
    etti.


    40 HARAMİLERE AİT OLABİLİR

    Vali Duruer, Sürekli Köyü'nde,
    Mardin Müzesi'nde görevli arkeologlar tarafından 4 Ekim 2009 tarihinde
    ortaya çıkarılan definenin Kırk Haramiler'e ait olabileceğini söyledi.
    Mardin'in binlerce yıllık tarihine işaret eden Duruer, “25 medeniyete
    ev sahipliği yapan bir kentin her yerinden tarih fışkırması bizim
    için büyük bir kazançtır. Mardin’in altı üstü tarihi eserlerle dolu.
    Bu defineler sayesinde ilimizin tanıtımını daha iyi şekilde
    yapabiliriz” dedi.


    Mardin'de "40 Haramiler"in altınları
    MARDİN'in Kızıltepe İlçesi'nde kanalizasyon çalışması
    sırasında bulanan 3 küp altın ile ziynet eşyalarının ünlü Kırk Haramiler
    çetesine ait olabileceği belirtildi.


    Mardin'in Kızıltepe İlçesi
    Sürekli Köyü'nde kanalizasyon çalışması sırasında bir kepçeye takılan
    küpün içinde 5 Ekim 2009 günü altın bulunmuştu. Bölgede güvenlik
    önlemleri alanıp, sürdürülen kazı çalışmalarında 3 küp altın, altın ve
    gümüş sikkeler ile tarihi takılar ortaya çıkarılmıştı. Mardin
    Müzesi'nde eserleri inceleyen uzmanlar, altınların bulunduğu Sürekli
    Köyü'ne 5 kilometre mesafede bir vadide kurulan Çıldız Köyü'nün
    Kürtçe'de 'Kırk Hırsız' veya 'Kırk Haremi' anlamı taşıdığını söyledi.


    Bulunan altın ve ziynet eşyalarını incelyen sanat tarihçisi Mehmet Deniz, altınların Kırk Haramilere ait olması

    nın çok yüksek bir ihtimal olduğunu söyledi. Deniz, "Altınlar
    çetelerin faaliyet gösterdiği bir bölge olan tarihi İpekyolu
    üzerindeki Sürekli Köyü'nde bulundu. Bu köy zamanında Mezopotamya'daki
    ticaret merkezlerinin güzergahında olan bir yer. Bulunan altın
    sikkeler ve ziynet eşyaları tek bir döneme ait olmadığı için yani bir
    toplama sonucu ortaya çıkan bir servet var ortada. O nedenle kişisel
    servet niteliği zayıf. Yaptığımız çalışma sonunda edindiğimiz
    tahminlere göre bu hazine soygunlarla toplama bir servet olduğudur"
    dedi.



    Bulunan 500'e yakın kültür
    varlıklarını müze bünyesindeki laboratuarda tek tek inceleyerek
    restorasyondan geçiren Mardin Müzesi'ndeki görevli
    restoratör-konservatör Vural Züngör, Kırk Haramilere ait olan ve 700 ile
    bin yıllık altın sikkelerin hiçbir

    zarar görmediğini ancak gümüş sikkelerin ise oksitlenmeden
    dolayı hafif zarar gördüğünü kaydetti. Altın sikkelerin bulunduğu
    Sürekli Köyü'nün civarındaki Çıldız Köyünün anlamına da dikkat çeken
    Züngör, "Sürekli Köyü'ne 5 kilometre uzaklıkta bir vadide kurulan başka
    bir köy var Onun ad ise Çıldız. Çıl, Kürtçe'de kırk, 'dız' ise hırsız
    harami anlamına geliyor. Bu da Kırk Haramiler çetesinin burada
    faaliyet gösterdiğini bölgeye daha sonra isimlerinin verildiğini
    gösteriyor" dedi.



    Mardin Müze Müdürü Müdürü Nihat
    Erdoğan, kazıda ortaya çıkan hazineyi müzede sergilemek için
    çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Edoğan, her gün çok sayıda
    insanın kanalizasyon kazısında bulunan bu altın sikke ve tarihi takıları
    görmek için müzeyi ziyaret ederek kendilerine sorduğunu söyledi.


    MERAKLILAR SÜREKLİ DEFİNESİNİ SORUYORLARDI

    Mardin Müze Müdürü Nihat
    Erdoğan, definelerin müzede herkesin görebileceği bir yerde
    ziyaretçilere açtıklarını söyledi. Definenin bulunduğu ilk günden
    itibaren müzelerini ziyaret eden herkesin Sürekli Köyü'nde ortaya
    çıkarılan altınları sorduğunu söleyen Erdoğan, söz konusu gömünün,
    kervan ganimeti olmasını da muhtemel gözüktüğünü belirterek, şunları
    söyledi: “Sürekli Köyü tarihi İpek Yolu güzergahında bulunuyor. Bu
    önemli konumundan dolayı ve yüzey üzerinde toplanan malzemeye
    bakıldığında erken dönenlerden itibaren iskan alam olarak kullanıldığı
    anlaşılmıştır. Köyde halen kalıntıları mevut olan kiliseler, köyün
    Ortaçağ'a kadar önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstergesidir.
    Tarihlenmesi yapılabilen toplanı 336 adet sikkenin dönemsel
    değerlendirilmesi sonucunda 216 adetin İlhanlılar, 38 adetin Eyyübiler,
    35 adetin Bizans, Venedik, 6 adetin Anadolu Selçuklu, 3 adetin
    Zengiler, 1 adetin Artuklu ve 30 adetin İslami olduğu anlaşılmıştır.


    Altın ve gümüş sikkelerin
    okunabilen yüzlerinde basım yerleri olarak, Cürcan, Tebriz, Sebzevar
    Kasan, Merv ve Şehristan (İran şehirleri), Bağdat, Musul, Basra (Irak
    kentleri) İskenderiye, Kahire (Mısır) Dimaşk, Halep (Suriye kentleri)
    ayrıca Anadolu’nun değişik şehirleri Mardin, Malatya, Erzurum, Hısın
    (Hasankeyf), Harran, Ani (Kars), Samasota (Adıyaman), Erzincan, Samsun,
    Sivas, Alanya, Amasya ve Tokat olduğu anlaşılmıştır.” Müzede
    sergilenen defineyi ziyaret meraklılar arasında yer alan Artuklu
    Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, define sayesinde
    tarihi kentin yoğun bir ziyaretçi akınına uğrayacağına inandığını
    kaydetti. Ortaya çıkan hazinenin sürpriz olmadığını işaret eden Rektör
    Omay, kazı sahasında bir gömü içinde Allah'ın 99 isminin üzeride
    bulunduğu 99 altının bulunması karşısında ise şaşkınlık yaşadığını
    söyledi.


    Allianoi kazısında define heyecanı

    İZMİR'İN Bergama ilçesi
    yakınlarında, Yortanlı Barajı'nın suları altında kalacak Allianoi Antik
    Kenti'ndeki kurtarma kazısında altın sikkeler bulundu. Allianoi Kazı
    Heyeti Başkanı Doç. Dr. Ahmet Yaraş şunları söyledi: "Kazı
    çalışmasında, Geç Roma Çağı'nda İmparator Focas dönemine ait 8 altın
    sikke bulundu. Son derece iyi korunmuşlar. Bu sikkelerden 1998 yılında
    10 adet, 2001 yılında 1 adet bulunmuştu. Bugüne kadar Bergama
    Müzesi'ne envanterlik ve etütlük değerde toplam 11 binin üzerinde
    gümüş ve bronz sikke teslim edildi."


    Kaymakam Gölde Define Arandığı Haberlerini Yalanladı

    Beyağaç Kaymakamı Şakir Öner
    Öztürk, Bazı Basın Organlarında Yayımlanan 'Defineciler Gölü Boşaltmaya
    Kalktı' ve 'Doğaya Hazine Talanı' Başlıklı Haberlerde, Kartal Gölünün
    Altın Heykel Bulmayı Umanlar Tarafından Kurutulup Kazıldığı Yönündeki
    Bilgiler Tamamen Gerçek Dışı Olduğunu Bildirdi.


    Beyağaç Kaymakamı Şakir Öner
    Öztürk, bazı basın organlarında yayımlanan 'Defineciler gölü boşaltmaya
    kalktı' ve 'Doğaya hazine talanı' başlıklı haberlerde, Kartal gölünün
    altın heykel bulmayı umanlar tarafından kurutulup kazıldığı yönündeki
    bilgiler tamamen gerçek dışı olduğunu bildirdi.



    Kaymakam Öztürk, Cihan
    muhabirine yaptığı açıklamada daha önce 2004 yılında gölde hazine
    avcılarının kazı yaptığı haberlerinin medyada yer aldığını hatırlatarak,
    şimdikilerin de onların kopyası olduğunu ifade etti. Öztürk, "2004
    yılında gölde yapılan bu tür kazıları bildiğimizden konu üzerinde
    hassasiyetle durulmuş, devamlı olarak İlçe Jandarma Komutanlığı ve Orman
    İşletme Müdürlüğü vasıtasıyla alan kontrol altına alınmıştır. Şahsım
    tarafından alan bizzat incelenmiş olup şu an için olağan dışı hiçbir
    durum sözkonusu değildir." dedi.


    Çalışmaları sonucu Kartal
    gölünün kuruması bir yana, son yılların en yüksek su seviyesine
    ulaştığını belirten Kaymakam Öztürk, "Bundan sonra da konu hassasiyetle
    incelenecek ve gerekli çalışmalar devam edecektir." şeklinde konuştu.


    Bazı basın organlarında,
    Denizli'nin Beyağaç ilçesindeki Sandıras dağının 2 bin metre râkımlı
    zirvesinde bulunan 3 milyon yıllık krater gölü Kartal'ın, çift başlı
    altın kartal heykeli bulmayı ümit eden define avcılarınca boşaltılmak
    istendiği yazılmıştı.


    Mardin'de topraktan üçüncü küp çıktı

    Mardin Müze Müdürü Nihat
    Erdoğan, Kızıltepe ilçesinin Sürekli köyündeki kazı çalışmalarında,
    içinde kültür varlıklarının olduğu toprak bir kase daha bulunduğunu
    söyledi.



    Müze Müdürü Erdoğan,
    gazetecilere yaptığı açıklamada, Kızıltepe ilçesine bağlı Sürekli
    köyünde yapılan kazılarla ilgili ilk etapta ele geçirilen altın, gümüş
    ve bronzdan sikke ve ziynet eşyalarının bir kadına ait olabileceği
    ihtimali üzerinde durduklarını ancak kazı devam ettikçe ulaştıkları
    kültür varlıklarının gömü görüntüsü verdiğini belirtti.


    Kazı yapılan alanda, içinde
    kültür varlıklarının olduğu üçüncü toprak kasenin bulunduğunu ve duvar
    kalıntılarına rastladıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:


    ''104'ü altın olmak üzere 300
    dolayında, boncuk, bilezik ve ziynet eşyasından oluşan kültür varlığına
    ulaştık. Bunlar arasında gümüş ve bronz sikkeler de bulunuyor. Toprak
    kasedeki kültür varlıklarının yanı sıra duvar kalıntıları içerisinde
    küçük toprak kaseye daha ulaştık. Duvarın bir eve ait olduğu ve ev
    sahibinin ziynet eşyalarını ve mal varlığını duvar arasına avuç içi
    büyüklüğündeki toprak kaselerde saklamış olabileceği ihtimali üzerinde
    duruyoruz. O zamanki koşullarda mal varlığını gömmüş diye düşünüyoruz.
    Şimdi duvar etrafında kazılarımızı genişleterek alanın niteliğini
    anlamaya çalışıyoruz. Toprak kaselerde bulunan kültür varlıklarının
    Bizans, İlhanlılar ve Eyyübiler dönemine ait olduğuna dair bilgilere
    ulaşıldı. Kazılarda MÖ 3000 yılına ait höyük izine rastlandı.
    Çalışmalarımız sürüyor.''



    KÖYLERİNE YOL VE SAĞLIK HİZMETİ İSTEDİLER

    Sürekli köylüleri, kanalizasyon
    kazıları sırasında ortaya çıkan gömüyle şaşkına döndüklerini,
    yüzyıllardır köyde tarihi eser değeri taşıyan sikke ve benzeri nesneye
    rastlamadıklarını söyledi.


    Her yıl pamuk toplamaya
    gittiklerini, buradan kazandıkları parayla geçimlerini sağladıklarını
    belirten köylülerden Hamit Alkan, ''Yıllardır bir hazinenin üzerinde
    oturuyoruz da haberimiz yok. Devlet köyümüzü koruma altına almalı ve
    bize yeni yerleşim alanında ev yapmalıdır. Köyümüzde sağlık ocağı yok.
    Köydeki yollar bozuk. Devletin köyümüze yol ve sağlık hizmeti
    getirmesini istiyoruz'' dedi.



    KUMLUCA DEFİNESİ

    CORYDELLA
    Şehir Antalyada ,Kumluca'nın batısındaki ve ilçe merkezine 1
    km. uzaklıktaki iki tepe üzerinde kurulmuş.Bugün toprak üstünde
    yalnızca şehre su getiren aguaduktur kalıntıları
    seçilebilmektedir.Diğer eserler yok edilmiştir.Kent özellikle Bizans
    ve geç Bizans devirlerinde gelişme göstermiştir.Fakir bir köylü
    kadının keçisinin ayağına bir zincirin takılması ile ortaya çıkan ve
    "Kumluca Definesi" diye tanınan define bu ören yerinde çıkmıştır.Ne
    yazık ki çok değerli altın ve gümüş eşyalardan oluşan definenin büyük
    bir kısmı Amerika'ya kaçırılmış, çok az bir kısmı Antalya Müzesi'nde
    sergilenmiştir.



    İNCİPINAR DEFİNESİ

    1983 yılı başlarında Muğla'ya
    bağlı Göktepe Köyü'nün İncilipınar yöresinde Toprak-Su hafriyatı
    sırasında ele geçen bu define 202 adet Roma follis'inden oluşmaktadır.
    Görünüşleri, hafif yeşil bir oksidasyon tabakasıyla kaplı, temiz
    sikkelerdir. Ön ve arka yüz yazılarıyla, figürler rahatlıkla
    seçilebilmektedir. Definedeki sikkeler incelenip tasnif edildiğinde
    Diocletianus ile Constantinus I'in saltanatları arasındaki devri
    kapsayan imparator, imparatoriçe ve Caesar'lar kronolojik olarak şöyle
    sıralanıyor:
    Diocletianus (284-305)
    Maximianus Hercül (286-305)
    Constantius I Chlorus (292-306)
    Galerius Maximianus (292-311)
    Valeria (315 ölümü)
    Severus II (305-307)
    Maximinus II Daia (308-313)
    Licinius I (307-323)
    Constantinus I (306-337)


    KARGAMIŞ DEFİNESİ

    Bir köylünün 1995’te bulduğu 3
    bin sikkelik Karkamış Definesi’nde 13 adet son derece değerli olan
    "dekadrahmi" bulunuyordu. Defineyi Hikmet Gül adlı kişi, ünlü kaçakçı
    Fuat Üzülmez’le birlikte yurtdışına kaçırdı ve çok zengin oldu.
    Dekadrahmilerden 2 tanesi Atina Para Müzesi’nde.



    1995 yılında Gaziantep’e bağlı
    Karkamış’da bir köylü tarafından bulunan 3000 sikke ile her biri
    bugünkü piyasada 1 milyon dolara giden nadir Atina "dekadrahmi"sinden
    (10 drahmi) en az 13’ünün yurtdışına kaçırıldığı ve iki Atina
    dekadrahmisinin şu anda Atina’daki Nümizmatik Müzesi’nde olduğu ileri
    sürüldü.


    Bir hafta önce çıkan kitabında
    Türkiye’den kaçırılan sikkelerin dünyada kimlere satıldığını açıklayan
    Hollandalı araştırmacı yazar Arthur Brand (37), Hürriyet’e "Karkamış
    Definesi, Elmalı Definesi’nden daha kıymetli ve daha önemli. Karkamış
    Definesi’nde çok nadir Atina dekadrahmisinden (10 drahmi) en az 13 tane
    var. Bunları Türkiye’den dışarı kaçıran Hikmet Gül çok zengin oldu
    ama son birkaç aydır ortalardan kayboldu" dedi.


    Hikmet Gül’ün defineyi bulan
    köylünün akrabası olduğu öğrenildi. Arthur Brand, defineye "Kuzey Halep
    Definesi" kod adını takan Hikmet Gül’ün 1984’te bulunan Elmalı
    Definesi’ni yurtdışında pazarlayan ve Münih’te yaşayan Fuat Üzülmez ile
    temasa geçtiğini belirtti. Brand, Elmalı sikkeleriyle başı derde giren
    Fuat Üzülmez’in Karkamış Definesi ile ikinci bir kumar daha
    oynadığını söyledi. Karkamış Definesi’nde MÖ 5. asıra ait 3 bin sikke
    dışında, çok kıymetli 13-15 Atina dekadrahmisi ve nadir rastlanan
    sikkeler dikkat çekiyor.


    50 milyon dolar
    Daha önce dünyada 3 tane bulunan Aineia Tetradrahmi’nin
    dördüncüsünün Karkamış sikkeleri arasında olduğunu vurgulayan Arthur
    Brand şöyle konuştu: "Türkiye’den kaçırılan bu defineye o zaman 15
    milyon dolar değer biçildi, ama şimdiki değeri en az 50 milyon dolar.
    Karkamış Definesi’nde her biri 1 milyon dolar eden 13 tane dekadrahmi
    var. Benim kaynaklarım ise Türkiye’den kaçırılan bu definede 15 tane
    dekadrahmi olduğunu söylüyor. Bu dekdrahmilerden 1984’de Elmalı Definesi
    bulunana kadar dünyada 13 tane, Elmalı Hazinesi’yle birlikte 27 tane
    vardı. Karkamış Definesi’le dünyadaki dekadrahmi sayısı şimdi 42’ye
    çıktı. Ayrıca definedeki 3 bin sikke arasındaki Kıbrıs sikkeleri çok
    kıymetli."


    1995 yılında Hikmet Gül’ün
    temasa geçtiği Fuat Üzülmez’in ilk 800 sikkeyi 1.5 milyon dolara satın
    aldığına dikkat çeken Hollandalı araştırmacı, açıklamalarını şöyle
    sürdürdü: "İkinci parti Türkiye’deki kaçakçılara 2.5 milyon dolara
    teklif edildi ama kimse bu kadar parayı çıkartamayınca Hikmet Gül tekrar
    Fuat Üzülmez’e başvurdu. Birlikte sikkeleri Russo, Bank Leu, Tkalec,
    Harlan J. Berk, Goldberg, Freeman and Sear, CNG gibi müzayede
    firmalarına sattılar. Şimdi bile Karkamış Sikkeleri, bu firmaların
    kataloglarında yer alıyor. Birkaç dekadrahmi ile bazı sikkelerin hala
    Hikmet Gül’ün elinde olduğunu ve bunları satmaya çalıştığını biliyoruz.



    YÜZYILIN DEFİNESİ
    ELMALI SİKKELERİ



    Elmalı Sikkeleri'nin Tarihçesi
    M.Ö. V. Yüzyılda Perslerin Yunanistan'ı istila etmelerinden
    sonra Atina Şehir Devleti'nin önderliğinde Akdeniz çevresi
    şehirlerinden oluşan bir birlik kurulmuştu (Atik - Delos Deniz
    Birliği). Birliğin bir merkezi ve bir bütçesi vardı. Her ülke kendi
    bastığı gümüş sikkeden kendi gücü oranında katkıda bulunuyordu.
    1984 yılında Antalya'nın Elmalı İlçesi'nde kaçak kazılar
    sonucu bulunan yüzyılın definesi Elmalı Sikkeleri o bölgede bulunan
    bütün şehir devletlerinin paralarını içeriyordu. Yaklaşık 1900 adet
    sikkenin binden fazlası ise Likya bölgesindeki şehir devletlerinin
    parası idi ve içlerinde şimdiye kadar bilinmeyen hanedanların sikkeleri
    de vardı.
    Söz konusu sikkelere yüzyılın definesi denmesinin en önemli
    nedeni; Yunanlılar Persleri yendikleri için bir anı parası
    çıkarmışlardı. Normal olarak o zaman para birimi bir drahmi, en fazla 4
    drahmi iken anma nedeniyle 10 drahmilik para çıkarılmıştı (10
    drahmilik para = Dekadrahmi).
    Bu sikkeler çok az sayıda basılmıştı ve 1984 yılına kadar
    dünyada sadece 13 tanesinin varlığı bilinmekte idi. Elmalı Definesi'nde
    ise bunlardan 14 tane bulunmaktaydı.
    Elmalı Definesi'nin bulunmasıyla insanlık tarihinin
    bilinmeyen önemli bir bölümü aydınlanmış ve dünyada bilinen Dekadrahmi
    sayısı iki katına çıkmıştır.



    KARUN HAZİNELERİ
    UŞAK KARUN HAZİNELERİ



    Uşak ili'nin 25 km batısında,
    Uşak-İzmir Devlet Karayolu üzerinde yer alan Güre köyü'nün kuzeyindeki
    Hermos(Gediz) Nehri'nîn suladığı dar ovanın yakınlarında Lidya ve
    Greko-Pers(IVI.Ö. 6. yy.) tümülüsleri bulunmaktadır.
    1965 yılında bu alandaki soygunlar, TOPTEPE Tümülüsü'nün
    kaçak kazısıyla başlamıştır. Kaçak kazıları gerçekleştirenlerin
    ifadesine göre;mezar odasına girildiğinde, yerdeki bir gümüş testi ile
    çok sayıda mermer alabastron tavandan düşen bir hatıl nedeniyle tahrip
    olmasına karşın, hazinenin büyük bölümü ölünün yatırıldığı kline
    üzerinde bir tutam saç ve toz haline gelmiş kemiklerle birlikte
    bulunmuştur.


    Bu odada bulunan;
    1. İnsan kulplu gümüş oinochoe,
    2. Sfenksi! ve altın başlı tutamaktı kepçe,
    3. Tamamı altın, sallanınca ses veren makara,
    4. Altından yapılmış içleri boş, iğneli altın küpe,
    5. Aynı tip ancak daha küçük boyutta iğneli küpe
    6. Sallamalı, altından yapılmış kanatlı at şeklinde broş,
    7. Meşe palamutu sallamalı altın ve renkli taştan yapılma kolye,
    8. Akik ve taştan yapılmış geometrik şekilli kolye,
    9. Mavi renkli camdan yapılmış uçları, aplike arslanbaşı şeklinde bir çift bilezik,
    10. Uçları taş boncuklu püskül şeklinde altın gerdanlık, kaçakçılar tarafından alınmıştır.
    Toptepe Tiimiilüs buluntuları aracılar yardımıyla, eski eser
    kaçakçılığıyla örgütlü bir biçimde uğraşan alıcılara satılmıştır.


    1966 yılında Gure'de ikinci bir
    soygun yaşanmıştır. Güre Köyii'nün yakınında yer alan, yörede ikizce
    olarak adlandırılan İHİZTEPE Tümülüsü'nün batı yamacımla düzgün bir
    mermer blok, bir köylü taralından bulunur. Bu ipucunu değerlendiren ve
    bir yıl önceki soygunu bilen kaçakçılar Ikiztepe'de kaçak kazıya
    başlarlar. Bir türlü mezar odasına ulaşamayan kaçak kazı ekibi yeni
    katılanlarla, sonunda yeri bulunan mezar odasının tavanım barutla
    patlatarak içeri girmiştir. Ancak bir süre sonra paylaşımda haksızlığa
    uğradığını düşünen bîr kişi durumu jandarmaya ihbar etmiştir.


    Güvenlik makamlarınca sürdürülen
    operasyonlarda bazı eserler ele geçirilmişse de,kaçmayı başaran bir
    kişi, elindeki eserlerin tümünü, Toptepe Tümülüs buluntularını satın
    alan aynı kişiye ulaştırmayı başarmıştır.
    Operasyonlarda yakalanan kişiler çeşitli cezalara
    çarptırılırlar. Ama olaylar yatıştıktan sonra Ikiztepe'de Gürelilerce
    yapılan kaçak kazı sonucunda ikinci mezar odasına da ulaşılır. Ancak,
    mezar hiçbir buluntuyu içermemektedir. Kaçakçılar eserlerin, kline
    içinde olabileceğini düşünerek hırsa kapılmış ve klineyi
    parçalamışlardır. Bu klinenin bir parçası bir köy evinin duvarında yapı
    elemanı olarak görülebilir.
    Daha sonra ise, aynı yöredeki bir başka tümülüs - Aktepe l'in
    mezar odası, avlanmakta olan köylülerce bulunmuştur. Tumülüste
    bulunan kırmızı, mavi, siyah ve yeşil renkteki duvar resimleri,
    bezemeli kline ayakları keskilerle parçalanarak satılmak üzere İzmir'e
    gönderilmiştir. Mezar odasının arka duvarı da, dana sonra üzerine
    sahte resimler yapılarak parçalanmış ve antikacılara'satılmıştır.
    Sahte duvar resimlerinin satıldığının duyulması üzerine Aktepe l
    Tümülüsü'nün dromosuna ulaşılarak mezar odasının giriş kapısının iki
    yanında yer alan boyalı ve volütlü parçalar yerinden çıkarılmaya
    çalışılır. Bunlardan biri 1987 yılına kadar üç kaçakçı tarafından
    saklanmış, diğeri ise kırıldığından yerinde bırakılmıştır.


    En son CANTAR tarafından Cuma Eyl. 03, 2010 8:27 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    CANTAR




    Mesaj Sayısı: 2284
    Deneyim seviyesi: 5604
    Kayıt tarihi: 26/06/10
    Yaş: 59
    Nerden: İstanbul

    MesajKonu: TRUVA'NIN BULUNUŞU VE TRUVA HAZİNESİ   Perş. Eyl. 02, 2010 8:33 am

    TRUVA'NIN BULUNUŞU VE HAZİNE


    Tarih bu Şehri "aşk, kahramanlık ve uygarlık yuvası" olarak anlatır.
    Ünlü şair Hemeros'un İlyada'sında destanlaştırdığı "Troia" önce bu
    destanla medeniyet dünyasında yerini aldı. Sonra H..Schliemann
    tarafından yapılan kazılarla zenginlikleri meydana çıkarıldı. Bulunan
    hazine, kenti ve Schliemann'ı dünya ölçüsünde haklı bir şöhrete
    kavuşturmuştur.

    Bu kent'te 3000 yıl boyunca Anadolu kavimleri oturdu. Bu bakımdan Yunan
    uygarlığının bir örneği olarak göstermek yanlıştır. Bu gayretkeşliktir.
    Sonra medeniyetin merkezi M.Ö. dönemde Avrupa değil, Asya'dır. Büyük
    peygamberler ve ünlü hükümdarlar hep Anadolu'da yaşamıştır. Karun'un
    Hazinesi Anadolu'dadır. Bu itibarla daha uygar ve çok daha üstün
    vasıflara sahip Anadolu kavimleri Çanakkale ve Boğazlar bölgelerinde,
    Makedonyalı barbar kavimlere daima karşı çıkmışlar ve onların sömürgeci,
    hilekar davranışlarını önleyebilmek için zaman zaman savaşmak zorunda
    kalmışlardır. Çok sonraları Yunan propagandası etkisine giren tarafla
    dünya Troia yöresine, Yunanlılarla birlikte Helenleştirmişlerdir. Bu
    itibarla aslında ünlü Troia kentini Yunanlılar değil, Anadolu halkları
    kurmuştur. Bundan ötürü Troia, bağımsız bir Batı Anadolu kültür merkezi
    durumundadır. Nitekim Troia'da ele geçen kalıntılar bakır çağından,
    demir çağına kadar devam ede gelen 2500 yıllık değişmez bir tarihi
    karakter gösterir. Ancak kaderin cilvesi olarak Troia şehri gün ışığına
    çıkabilmesi için Alman uyruklu H.Schliemann'ı bekliyordu. H.Schliemann'a
    kadar Troia, sadece Homeros'un İlyada'sında zikredilen bir hayal şehri
    idi. Şimdi tarih sahnesine çıkıyordu.

    Aslında Alman uyruklu bu mükemmel araştırmacı bir papaz çocuğu idi.
    İlkokul sıralarında kendisine ezberletilmiş olan Homeros'un
    destanlarının çok etkisinde kalmıştı. Olağanüstü bir zekası vardı.
    İngilizce’yi, Fransızca’yı, İtalyanca’yı, İspanyolca’yı, Portekizce’yi,
    Arapça ve Türkçe’yi altışar ay gibi, oldukça kısa bir zaman zarfında
    öğrenmiştir. 1863 yılında da dünyaca sayılı zenginler arasına girmiş
    bulunuyordu. Homeros'un eserlerini de ezbere biliyordu. Eserler onun
    hayatında mükemmel bir pusula rolü oynamıştı.

    SCHLİEMANN'IN TROİA TUTKUSU
    6 ocak 1822 yılında Almanya'nın Neubukov kasabasında doğan Schllemann,
    çocukluğundan itibaren İlyada sayesinde Troia hayranı olarak yetişmişti.
    Bu yüzden arkeoloji eğitimi aldı ve 1869'da ikinci defa Atinalı bir
    tüccarın kızı olan Sopheie ile evlendi. Bu itibarla Atina’ya yerleşti
    ve böylece Yunan damadı oldu. Sonra da Çanakkale yöresine bir geziye
    çıktı Pınarbaşı yörelerinde 300 yerde sondaj yaptı ve hep olumsuzdu.
    Sonunda Hisarlık için karar verdi. Buralardaki çalışmalarını bir tez
    haline getirdi Dr. unvanını kazandı. İkinci ve üçüncü defa kazı
    yapabilmesi için başvuruda bulundu ve ABD İstanbul Büyükelçisi Wyne Mac
    Veagh'ın yardımları ile istediği izni aldı. ABD Çanakkale konsolosu
    Calvert te yardımcı olmuştu. Nihayet karası ile birlikte Çanakkale
    Troia bölgesinde kazılara başladı. Kazılar aralıklı olarak onun ölüm
    yılı olan 1890'a kadar sürmüştür. Hazineyi kaçırmasından sonra da
    dünyaca ünlü oldu.

    SONRAKİ GELİŞMELER
    Onun ölümü üzerine mimar Wilhelm Dörpfeld, bayan Schliemann adına
    kazıları 1895'e kadar sürdürmüştür. Önce Troia'nın 7 tabaka olduğu
    sanılmıştı. Sonradan tabakaların 9 olduğu anlaşılmıştır.6 ünlü kent;
    önceden tarihçi, coğrafyacı ve bilgin bazı ünlü kişilerin eserlerinde
    yer almıştı. Yani Troia'dan söz edilmişti. Fakat toprak altından çıkaran
    Schliemann olmuştur. Ne var ki olay çok tartışıldı. Bu tartışmalar
    üzerine Schliemann tanınmış ilim adamlarının masraflarını da kendisi
    karşılamak üzere Troia kazı bölgesine çağırdı. Ama gelen olmadı. O da
    bildiğini okumaya devam etti. İşini seviyor ve kendisine de güveniyordu.
    En verimli kazıları 1873 hafriyatında oldu. Yıllardır özlemini çektiği
    rüyası gerçek olmuştu. Yani 17 Haziran 1873 hazineyi buldu ve yurt
    dışına kaçırmayı başarmıştır. İlk parti 155 parçadan oluştuğu rivayet
    edilir.

    HAZİNENİN BULUNUŞU, KAÇIRILIŞI VE MAHKEME
    Kazılar devam ederken Schliemann'ın önüne 8.5 metre derinliğinde bir
    yarma bulunuyordu. Bir ara karşısındaki çukurda veya çukurun yanı
    başındaki duvarın göğsünde topraktan başının bir kısmı çıkmış bir heykel
    göründü. Hemen fırladılar ve karısının da yardımıyla heykelin olduğu
    yeri eşelemeye başladılar, ilk altın parçaları parmaklarının arasına
    döküldü. Hemen hayalinde canlandırdığı planı uygulamak için kendisi
    kadar zeki olan karısını, işçileri paydos ettirmek ve kazı yerinden
    uzaklaştırmak için gönderdi. Bunun üzerine kadın bir yaş günü masalı
    uydurdu ve yalnız kutlamak istediklerini söyledi ve işçileri, kazı
    mahallinden uzaklaştırdı. Yalnız sadık hizmetkarı Rum işçi yanlarında
    kalmıştı. İşçi adedi 160 kişi idi .Böylece meşhur Kral Priamos'un
    hazineleri bulunmuş ve Schliemann'ın eline geçmişti. Bu aslında kralın
    hazinesi değil II.Troia hazineleri idi. Hazinelerin toplam bölü 16'sı
    yalnız I. VI, Troa'ya aittir. Diğerleri II.Troia katına mahsustur. Buna
    göre 17 haziran 1873 günü kazılara son verildi. Hazine; altın taçlar,
    zafer çelenkleri, altın küpeler, süs eşyaları, gümüş ve altın içki
    kapları, tabaklar, bakır, gümüş miğfer, tolgalar, kemerler, süs eşyaları
    ve kalkanlar ile mızrak ucu gibi savaş araçlarından ibaret idi.

    Bu kadar çok malzemenin bulunuşu saklanamadı ve yıldırım hızla her
    tarafta duyuldu ve Alman ise alacağını alıp, kaçmıştı. Bir yıl kadar
    takip ve soruşturma yürütüldü ve Kum kale sahillerinde altın mamul bazı
    eşyalar bulundu ve İstanbul Arkeoloji müzesine gönderildi.

    Hülasa Schliemann hakkında Atina mahkemesinde dava açıldı. Neden Atına
    bilemiyoruz. Belki hazine hırsızının Atina’da oturması olabilir. Mahkeme
    bilirkişi raporuna göre hazine hırsızına 10,000 Franklık para cezası
    verdi, Bu gülünç bir ceza idi. Alman ise sevincinden 50.000 Frank ödedi.
    Böylece devrin sorumlularına çalıp götürdüklerinin ne derece
    ehemmiyetli olduklarını anlatmak istiyordu, hem de yüzüne kapanmış olan
    kapıları bir bakıma para ile açmış olacaktı.

    HAZİNENİN BULUNUŞU VE KAÇIRILIŞINI AKTÖRÜN KENDİNDEN DİNLEYELİM
    Kazıyı sürdürürken duvarın üstünde Priamos'un evinin yanında büyük
    bakırdan çok tuhaf bir nesne buldum. Arkasında altın bulunduğunu
    sandığım için son derece dikkatimi çekti. Hazineyi işçilerin aç
    gözlülüğünden korumak ve onu bilim adına korumak için çok çabuk olmak
    lazımdı. Bu itibarla hemen "Paydos" diye bağırdım. Böylece işçiler yemek
    yiyip dinlenirken hazineyi büyük bir bıçakla çıkarttım. Bu da çok güç
    harcayarak ve korku içinde yaşam tehlikesi ile karşı karşıya gelerek
    mümkün olabildi. Çünkü altını oymam gerekli sur duvarı her an üstüme
    yıkılabilirdi. Her biri ilim için ölçülmeyecek değer taşıyan bu denli
    çok sayıda eşyanın götürülüşü beni delice soğukkanlı yapmıştı. Hazinenin
    oradan kaçırılması: yanımda her zaman hazır bulunan ve kazıp çıkardığım
    eşyaları şalına sarıp taşıyan sevgili karımın yardımı olmadan
    gerçekleştiremezdim. Böylece hazineyi korkunç yaşam tehlikesi altında
    korkudan titreyerek paketledim. Dibinde iki muhteşem altın diadem ve bir
    altın bant sanatçı işi ve dört altın küpe bulduğum gümüş vazonun
    içeriği bunu belli ediyor ve bunların üstünde çok tuhaf biçimli 36 adet
    küpe ve 8750 adet küçük altın halka, delinmiş prizma ve küpeler altın
    düğmeler vardı. Bunlar diğer takılara ait olmalı idi. 6 altın bilezik
    bunu izliyordu. Ayrıca orada biri 4.75 cm diğeri 5.25 cm uzunluğunda
    altın iki parça da buldum. Her birinde 27 delik mevcut idi.' Şimdi
    burada önemli' olan şu, bütün bu ziynet eşyaları bundan 5000 sene önce
    hünerli eller tarafından dekore edilmiştir. Demek ki medeniyetin tarihi
    epeyce eski. Hem bu kadar takıyı takıp-takıştırmayı seven kadınlar orta
    Asyalı Türk göçmenler olmalıdır.

    Hülasa Schliemann hazineyi İngiltere'de sergiledikten sonra Almanya'ya
    intikal ettirip Berlin Müzesine devrini gerçekleştirdi. Sonrada tekrar
    kazı için girişimlerde bulundu ve devrin Eğitim Bakanı Saffet Paşa'ya
    mektuplar yazdı ve yardım istedi. Bu arada Türk basınının kendisine
    saldırdığından son derece müştekidir ve İstanbul'dan iki defa Troia
    arazisine gelip gitmiştir. Ancak Atina mahkemesinden dolayı izin
    gecikmektedir. Bu arada Çanakkale Valisinin tayini çıkınca girişimler
    hızlandı. Alınan elçisi araya girdi ve Müzeler Umum Müdürü Osman Hamdı
    Bey'in verdiği müze memurlarından Galip Bey'i de temsilci olarak atadığı
    ve kazıya böylece başlandığı anlaşılıyor. Elhasıl gene de olayların
    seyri hakkında bilgiler kopuk ve tatmin edici bulunmuyor. Ta ki devlet
    arşivlerinin tamamı görülene kadar muammalığını muhafaza edecektir.

    HİLE VE ÇANAKKALE VALİSİ İBRAHİM PAŞA’NIN TAYİNİ
    Adı geçen Alman'ın zamanın Maarif Nazırı Saffet Paşa'ya yazdığı
    mektubun sonunu şöyle bağlıyor: Ekselanslarından bütün ricam saygıdeğer
    Sadrazam'ın Çanakkale Valisine beni çalışmalarımda ve kazılarımda
    koruması için emir verdirmendir. Tarih: 18 haziran 1871. Bu mektuptan şu
    anlaşılıyor: Vali Arap İbrahim Paşa ,gürültüye pabuç bırakmayan cinsten
    ve onu sıkıyor. Schliemann daha önceden Çanakkale'ye gelip gitmistir.
    Valiyi ve yöreyi tanımıştır. Sonra da mezkur hırsızlık olayı ve mahkeme
    meselesi ve kazıların durdurulması ve bundan sonra İbrahim Paşa'dan izin
    almak epeyce zor olacaktır. Elhasıl Schliemann mahkeme olayından sonra
    ikinci kazı izni için başvuruda bulunur ye İstanbul'dan işini halletse
    de Çanakkale Valisi İbrahim Paşa'nın kesin direnci île karşılaşır.
    Hayır diyor kesinlikle izin vermem. Çünkü Vali de her şeyi öğrenmiştir.
    Schliemann burada dernektedir ki: Çanakkale’de 2 ay bekledim ve izni
    aldım. Fakat bu defa İzzet Efendi adlı bir şahsı gözcü olarak yanıma
    kattı. İzzet Efendi'nin işi yoluma engel çıkarmaktı. Bu şartlar altında
    işimi yapamayacağımı anladım ve Atina'ya döndüm, oradan Times'e bir
    mektup yazdım ye mektup; 24.7.1876 tarihinde yayınlandı. Mektupta
    İbrahim Paşa'nın yaptıklarını uygar dünyanın takdirine bırakıyordum.
    Olaydan İstanbul basını da haberdar olmuştu. Bu sebeple ekim 1876'da
    Vali İbrahim Paşa'nın başka bir vilayete tayini çıktı, İlave olarak
    diyor ki: Troia kazılarımı şimdi sürdürebilecektim. Görüyorsunuzya
    yabancılar 103 sene önce bile medya kanalıyla istediklerini elde
    edebiliyorlardı.

    SONUÇ
    1822 tarihinde dünyaya gelen Schliemann, 1868 yıllarında Troia aşkı ile
    Çanakkale'ye gelir. Bu ikinci gelişidir. İlk geliş 1863 yılları
    olmalıdır. 1870'de de gerekli kazı iznini alır ve 1873’de hazineyi
    kaçırır. Hafriyat çalışmaları belli aralıklarla 1890'a kadar devam
    etmiştir. Başta yoğun bir tenkide tabi tutulan Alman'ın kazıları sonunda
    Troia'nın ünlü bir kent oluşu ve hazinelerinin ölümsüzlüğü dünyaca
    kabul edilmiştir. Burada üzücü olan hazinelere ve ünlü kente sahip
    çıkamayışımızdır.

    HAZÎNENİN SON DURUMU
    Hazine Yunanistan ve İngiltere'den sonra Berlin müzesinde koruma altına
    alındı. Hazinenin hemen tamamı II. Troia tabakasına aittir. Burada
    mezkur Alman'ın kazıları bittikten sonra köylülerde kazılar yapmıştır.
    Bulunan eşyaların bir kısmı halen İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde
    sergilenmektedir. Bunlar zamanın müzeler genel müdürü Osman Hamdi Bey'in
    sayesinde kalabilmişlerdi. Zira Schliemann 1879-1882-1883 ve1884
    kazılarında da bulunan bazı parçaları yurt dışına kaçırmıştı. Osman
    Hamdı Bey ise 1884'de 1960'lara kadar kullanılacak olan Nizamnamesini
    çıkartıyor ve bundan böyle bulunan eşyalar Türk Hükümeti ile pay
    edilecektir. Bu arada şaşılacak şeydir ki: bir ara pratik zekâlı Alman
    hazineleri önce Yunanlılara ve sonra İngilizlere ve en sonda Ruslara
    satmak istiyor. Fakat bir takım sebepler ilen sürülerek hiçbiri satın
    almaya yanaşmıyor. Sonunda çalıntı hazine Alman Prof. Virchotv'un
    yardımlarıyla Berlin Devlet Müzesine bağış yapılıyor. Bu bağışın ne
    şartla yapıldığını bilemiyoruz. Gene hazine 1873-1882 arası ne kadar
    fire verdiğini de bilemiyoruz. Böylece İkinci Dünya Savaşı'na
    gelindi.Burada savaş çıkınca Almanya'da bulunan birçok kıymetli eşya ile
    birlikte Troia hazineleri de önce Merkez Bankası ve sonrada Berlin
    hayvanat bahçesi kulesinde koruma altına alındı.1945 ve savaş bitimi
    hazineye kızıl ordu el koydu. Sonra da uçaklarla Rusya'ya götürüldü.
    Böylece 1945-1992 arası 50 yıl Rusya'da muhafaza edildi. Kimse de bu
    sırrı bilemedi. Herhalde 1992 yıllarında iki müzede sergilenmek
    istenince olay meydana çıkıyor ve biranda olay bütün dünyada duyuldu.
    Arkasından 24-25 mart 1994 tarihinde Almanlarla Ruslar bir protokol
    yaptılar ve orada deniliyor ki: biz size Troia hazinelerini geri
    vereceğiz: karşılığında ise siz de bizim kültür varlıklarımızı geri
    vereceksiniz. Buna göre Troia hazinesinin bazı şartlar dahilinde
    Almanya'ya iadesi hususunda Ruslar'la Almanlar anlaşmış oluyorlardı.
    Bence bu anlaşma Schliemann'ın yaptığı gibi gayrı yasal bir antlaşmadır.
    Her ikisi de mal sahibi değildir. Bazı araştırmacılar hazineleri
    beynelmilel düşünebilir. Bunun içinde ulusal bir dava haline
    getirilmesinde bazı sakıncalar düşünebilirler. Bence yoktur. İlmi
    bakımdan istifade ortak olabilir. Yalnız herkes malına ve değerlerine
    sahip çıkmalıdır. Böyle bir olayda hırsız Türk olsaydı ve Alman veya
    Rusların mallarını Osmanlıya kaçırsalardı: O zaman görürdünüz neler
    oluyor.

    Hulasa esas bunca maceradan sonra üzücü olanı şudur: 1873 ve sonrası
    hafriyatları sırasında verilen fireler ve Schliemann şahsi tasarrufları
    ile hanımına edilen hediyeler ve işçilerin aşırabildikleri ve önce
    Yunanistan ve sonra İngiltere ve en son Berlin'deki sergilemeler
    sırasında verdiği fireler ile Rusya’ya taşınması ve halen 46 ayrı müzede
    sergilenmesi toplanması ve bir gün Türkiye'ye iadesi düşünülürse ve o
    iade zamanından önce olabileceklerin ve nihayet bütün bunların hazinenin
    eksilmesine zedelenmesi ve yıpranmasına sebep olunmasını düşünmektir.
    Ama Nasreddin Hoca misali kalanlara da razıyız. Hani Hoca rüyasında 99
    altına razı olmamış ve illa da 100 demiş ve uyanınca da elinde bir şey
    yok ve hemen gözlerin kapamış, 99’a da razıyım.

    HAZİNENİN ŞİMDİKİ DURUMU
    Biz birbirimizin boğazını sıkarken Rusya hazinenin üzerine oturuverdi.
    Şimdi ne olacak? Bir kere şu oldu: Rus parlamentosu 22 maddelik yeni
    tarihi eserler yasasının 2 maddesine göre 2.dünya savaşı sırasında ele
    geçirilen hiçbir tarihi eseri geri vermeyecektir. Bu arada Moskova'daki
    parlamento çevreleri Troia hazinelerinin gerçek sahibini bulması için
    ABD'nin arabulucu rolünün de geri tepeceği kanaatini taşıyorlar. Zira
    ABD'nin kaçak tarihi eser deposu durumunda olduğu ve bu yüzden arabulucu
    rolünün de işe yaramayacağı söyleniyor. Yani nasıl ısrar edebilecektir.
    Başka bir görüşte Troia hazinelerinin yıllarca Moskova’da muhafaza
    edilmesinin bedelinin hayli yüksek olduğu ve Türkiye'ye çıkarılacak
    faturanın hayli kabarık olacağı ve bu yüzden de geri adım atmak zorunda
    kalacağı doğrultusundadır. Yani şimdilik hazinenin başında II.Troia
    savaşı cereyan ediyor. Kimin kapacağı merakla bekleniyor ve takip
    ediliyor.

    Hülasa mezkur yasa tasarısı nihayet 18 mart 1997 günü kabul edilerek
    Ruslar hazinenin üzerine oturdular. Ancak yasa devlet başkanı tarafından
    Anayasa mahkemesine götürülmesi bekleniyor. Meclisteki Yeltsin'in
    temsilcisi Kotenkov, yasa Rusya’yı uluslararası alanda güç durumda
    bırakabilir görüşündedir. Her neyse yasa Anayasa mahkemesinden geri
    dönmezse Troia hazinelerinin Türkiye’ye iade yolu kapanmış olacaktır.
    Halbuki dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir devirde ve hiçbir yönetim
    biçiminde böylesi haksız ve böylesi komik ve ölümsüz ve hukuka aykırı
    folklorik bir değere el konulduğu görülmemiştir. Bosna-Hersek'i
    düşündükten sonra her şey olabilir. Halbuki Hak; haklıdan yana
    olmalıdır. Kuvvetliden yana değil


    Kudüs'te define avcılarını kıskandıracak gömü! Parkın altında 1300 yıllık altın paralar bulundu





    22 Aralık 2008 Pazartesi, KUDÜS - Kudüs'te yapılan kazılarda Bizans
    İmparatoru Herakliyus dönemine ait 1300 yıllık define bulundu. Antik
    duvarların yakınındaki araba parkının altında ortaya çıkarılan
    definede, 265 adet madeni paraya ulaşıldı.

    Defineyi pazar günü büyük bir kayanın altında bulan İngiliz arkeolog
    Nadine Ross, "Çanak çömlek bulduk. Cam bulduk. Fakat böyle bir şey
    bulmamıştık. Çok heyecan verici" dedi.

    Açık sarı rengindeki madeni paralar M.S. 610 ile 641 yılları arasında
    hüküm süren Bizans İmparatoru Herakliyus dönemine ait. Paraların bir
    yüzünde askeri elbisesi içinde Herakliyus, diğer yüzünde ise haç
    bulunuyor.





    Bu define kırıkkale ili sulakyurt ilçesi sarımbey köyünde 1962 yılında
    bulunmuş roma imparatorluğuna ait 429 adet sikkeden oluşmakta











    ilhanlı definesi





    Antalya'nın Elmalı ilçesinde bulunmuş yüzyılın definesi olarak adlandırılan hazine.
    M.Ö. V. yüzyılda Persler'in Yunanistan'ı istila etmelerinden sonra
    Atina Şehir Devleti'nin önderliğinde Akdeniz Çevresi şehirlerinden
    oluşan bir birlik (Ati-Delos Deniz Birliği) kurulmuştu. Bu birliğin bir
    merkezi ve bütçesi vardı. Her ülke kendi bastığı gümüş sikkeden kendi
    gücü oranında bu birliğe katkıda bulunuyordu.
    1984 yılında Elmalı'nın Bayındır Köyü'nde yapılan kaçak kazılar ile
    bulunan yüzyılın definesi Elmalı Sikkeleri, o bölgede bulunan bütün
    şehir devletlerinin paralarını içeriyordu. Söz konusu sikkelere
    yüzyılın definesi denilmesinin en önemli nedeni de Yunanlılar'ın
    Persler'i yendikleri için bir anı parası çıkarma kararı almalı ve
    normal olarak o zamanın para birimi için en fazla 4 drahmi değeri
    biçilirken; anma nedeniyle 10 drahmililk paranın çıkarılmış olmasıydı.
    (10 drahmi'lik para=Dekadrahmi)
    İnce işçiliği ve dünyadaki azlığıyla değeri artan dekadrahmiler, Elmalı
    Definesi'nin bulunmasıyla hem dünyada bilinen Dekadrahmi sayısı iki
    katına çıkmış hem de insanlık tarihinin bilinmeyen önemli bir bölümü
    aydınlatılmıştır. Çünkü 1984 yılına kadar tüm dünyada yalnızca 13 adet
    Dekadrahmi'nin varlığı bilinirken, Elmalı Definesi'nde bunlardan 14
    adet bulunmuştur.
    Oldukça önem taşıyan böylesi değerli bir kültür mirası kaçak kazılar
    sonucunda Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçırılır. Ardından geçen uzun
    süreler sonucunda ve yoğun diplomotik girişimler ile hazine tekrar ait
    olduğu Anadolu topraklarına geri dönmüştür. Bugünlerde de Elmalı
    Hazineleri Müzesi'nde sergilenmeyi beklemektedir.
    Bölgede daha sonra yapılan kazılarda, daha birçok tümülüste tarihi eserler bulunmuştur.





    Arkeoloji uzmanları kazılarda Kudüs'ün antik duvarları yakınındaki araba parkının altında 1300 yıllık define buldu.

    İsrail Antikalar İdaresinden arkeologlar, yedinci yüzyıla ait bir
    binanın enkazından 265 adet madeni para bulunduğunu ve paralarınn
    Bizans dönemine ait olduğunu bildirdiler.

    Defineyi pazar günü büyük bir kayanın altında bulunan İngiliz arkeolog
    Nadine Ross, "Çanak çömlek bulduk. Cam bulduk. Fakat böyle bir şey
    bulmamıştık. Çok heyecan verici." dedi.

    Açık sarı rengindeki madeni paralar Milattan sonra 610 ile 641 yılları
    arasında hüküm süren Bizans İmparatoru Herakliyus dönemine ait.
    Paraların bir yüzünde askeri elbisesi içinde Herakliyus, diğer yüzünde
    ise haç bulunuyor.

    Arkeologlar paraların Milattan sonra 614'te Perslerin Kudüs'ü ele
    geçirmesinden önce Herakliyus'un tahta çıktığı ilk yıllarda basıldığını
    belirttiler.

    Site direktörleri Doron Ben Ami ve Yana Tchekhanovets yaptıkları
    açıklamada, "Definenin yakınında çömlek bulunmadığından, definenin
    binadaki duvarlardan birinin içindeki gizli bir hücreye konulduğunu
    düşünüyoruz" dedi.





    Mardin'in Kızıltepe ilçesine bağlı Sürekli köyünde önceki ay ortaya
    çıkarılan hazinenin sırrı çözüldü. Köyde yapılan kanalizasyon çalışması
    sırasında bulunan paha biçilemeyen altın, gümüş ve süs eşyaları
    hikâyelere ve filmlere konu olan efsanevi çete kırk haramilere ait
    olduğu ortaya çıktı.

    Sürekli köyünde önceki ay yapılan kanalizasyon kazısı sırasında ortaya
    çıkarılan 400 adet altın takı ve sikkelerin tarihçesi ile ilgili Mardin
    Müze Müdürlüğü'nün sürdürdüğü tarihsel dayanak çalışmalarında son
    aşamaya gelindi.

    Halen Mardin Müzesi'nde temizlenmekte olan ve tarihi geçmişini yansıtan
    yazılarla ilgili envanter kayıtları devam ediyor. Kanalizasyon kazısı
    sırasında ortaya çıkan altın takı, sikkelerin tarihçelerinin
    İlhanlılar, Selçuklular Sasaniler gibi daha birçok medeniyetlere ait
    olduğu saptandı. Envanter kayıtları halen devam eden hazinelerle ilgili
    sır perdesi ise kanalizasyona saklayanların kırk haramiler olduğunun
    ortaya çıkması ile farklı bir boyut kazandı.



    Eşyaları inceleyen Restoratör-Konservatör Vural Züngör altınların kırk
    haramilere ait olmasının çok yüksek bir ihtimal olduğunu söyledi.
    Yapılan araştırmalar neticesinde köye en yakın olan komşu köyün isminin
    de Çelharemi yani (Kırk haramiler) olduğunu tespit ettiklerini ifade
    eden Züngör, "Zaten altınlar da çetenin bölgesinde bulundu. Farklı
    medeniyetlere ait çeşit çeşit altınlar, gümüşler ve sikkeler ortaya
    çıktı. Bölge aynı zamanda kervan yolu üzerindedir." Bu da gösteriyor ki
    efsanelere konu olan kırk haramilerin hazinesi burada bulunduğunu
    ortaya çıkardı." dedi.

    MÜZE MÜDÜRÜ ERDOĞAN: HAZİNENİN KIRK HARAMİLERE AİT OLDUĞU ANLAŞILDI

    Mardin Müzesi Müdürü Nihat Erdoğan ise Sürekli köyünde ortaya çıkarılan
    hazinenin sır perdesinin araştırmaları sonucunda aralandığını dile
    getirdi. Erdoğan, hazinelerin Sürekli köyüne yakın mesafede yer alan ve
    Kürtçe Çelherami (Kırkharami) köyünde oturan kırk haramilere ait
    olduğunun anlaşıldığını söyledi.

    Hazinenin kırk haramiler tarafından çalınarak Sürekli köyünde toprağa
    gömüldüğünü belirten Müdür Erdoğan, "Şu anda altın takılar, figürler ve
    sikkeleri temizleyerek tarihi boyutları ile birlikte envanterlerimize
    kayıt ettiriyoruz. Öyle sanıyorum ki bir ay gibi bir zaman diliminde
    çalışmalarımız tamamlanacak ve kırk haramiler ismini alarak Mardin
    Müzesi'nde gelen ziyaretçilerimize teşhir edeceğiz." diye konuştu.

    Kanalizasyonda ortaya çıkarılan hazine ile ilgili görüşlerini ifade
    eden Mardinliler, hazinenin kırk haramilere ait bir gömü olması
    nedeniyle büyük şaşkınlık yaşadıklarını dile getirdi. Tarihi kentte
    böyle bir hazinenin ortaya çıkması Mardin turizmi için önemli bir
    fırsat olduğunu söyleyen İbrahim Ataş adlı gümüş ustası kırk
    haramilerin hazinesinin ortaya çıkmasını, kente gelen yerli ve yabancı
    turistlerle paylaştıkları belirtti.









    Karaman'ın Ermenek İlçesi'ne bağlı Kazancı beldesinde jandarmanın
    yaptığı operasyonda Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen 2 adet
    heykel ile 39 adet gümüş sikke ele geçirildi.



    Edinilen bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren jandarma timleri elinde
    tarihi eser bulunduğu ileri sürülen M.P. isimli şahsı gözaltına aldı.



    Savcılık kararıyla şahsın evinde, iş yerinde ve arabasında arama yapan
    timler Roma dönemine ait 1 adet Artemis heykeli ile 1 adet pirinç
    heykel ve 39 adet değişik büyüklüklerde gümüş sikke ele geçirdi.






    En son CANTAR tarafından Cuma Eyl. 03, 2010 8:12 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://gizlihazineler.turkforumpro.com
    SİMBAD




    Mesaj Sayısı: 219
    Deneyim seviyesi: 546
    Kayıt tarihi: 18/07/10

    MesajKonu: Geri: BULUNAN DEFİNELER   Perş. Eyl. 02, 2010 2:37 pm

    Guzel paylaşımlar emeğine sağlık cantar usta
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Misafir
    Misafir



    MesajKonu: Geri: BULUNAN DEFİNELER   Perş. Eyl. 02, 2010 9:28 pm

    S.A..Hocam ellerine saglikkkk...
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    allioni




    Mesaj Sayısı: 2
    Deneyim seviyesi: 15
    Kayıt tarihi: 31/08/10
    Yaş: 36
    Nerden: SAKARYA-AFYON-İZMİR Üçgeni

    MesajKonu: Geri: BULUNAN DEFİNELER   Perş. Eyl. 02, 2010 10:32 pm

    amca maşallah görüşmeyeli formundan bişey kaybetmemişsin...
    Yine güzel güzellikler sergilemişsin bizlere emeğine sağlık...
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
     

    BULUNAN DEFİNELER

    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası

     Similar topics

    -
    » amisos antik kentinde bulunan mezarlar
    » İNANÇ SİSTEMİNE GÖRE DEFİNE BULMAK MAKSADI İÇİN OKUNULACAK DUALAR VE YAPILMASI GEREKENLER
    » Kraliyet + 90 + 110 Lvl Silahlı Pvp ler 7/24
    » SÜLEYMAN MÜHRÜ
    » suyun moleküler neler etkiler

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ ::  ::  :: -