GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ


 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Salı Eyl. 30, 2014 1:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Çarş. Eyl. 03, 2014 8:36 am tarafından Battal Ebrail

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Paz Mart 02, 2014 4:48 am tarafından aydin-28

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Perş. Ara. 19, 2013 4:05 am tarafından 56476364528

» deneme
Paz Kas. 24, 2013 3:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 11:54 pm tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 11:46 pm tarafından cansu

» kaya işaretler
C.tesi Eyl. 07, 2013 6:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 8:38 pm tarafından yousef

» mağara için bilgi almak istiyorum
C.tesi Haz. 22, 2013 3:43 pm tarafından kurt ini

En iyi yollayıcılar
CANTAR
 
magaracı
 
asel
 
SİMBAD
 
aydin-28
 
novanda
 
marduktr
 
styla
 
MAMİ
 
hattap
 
Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 2 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 83 kişi Cuma Tem. 02, 2010 5:23 am tarihinde online oldu.
Paylaş | 
 

 tumulüs mezarları yapanlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
CANTAR




Mesaj Sayısı: 2284
Deneyim seviyesi: 5604
Kayıt tarihi: 26/06/10
Yaş: 59
Nerden: İstanbul

MesajKonu: tumulüs mezarları yapanlar   Paz Ağus. 29, 2010 3:44 pm

<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%"><tr><td colspan="2">
(M.Ö. 700-300) Batı Anadolu'da Gediz ve Küçük Menderes yörelerinde
oturan bu halkın nereden geldiği kesin olarak belirlenememiştir. Antik
dönem yazarları onların güneydeki Karyalılar ile kuzeydeki Mysialılar ve
Frigler ile akraba olduklarını söylerler. Hint-Avrupa karakterli bir
dilleri olan Lidyalıların Batı Anadolu'da M.Ö. 2. binyılın ikinci
yarısından itibaren varoldukları kabul edilmektedir. En ileri
dönemlerindeki kralları aşağıda verilmektedir :Gyges M.Ö. 680-652Ardys
M.Ö. 652-625Sadyattes M.Ö. 625-610Alyattes M.Ö. 610-575Kroisos M.Ö.
575-546Lidya'nın parlamasının nedeni bölgede bulunan altın madenleriydi.
Bu madenin M.Ö. 7. yüzyılın başından beri Sardes'te işletilmeye
başlaması Lidya'lıları zenginleştirmiş ve güçlendirmişti. Lidya'nın
Anadolu'daki uygarlığa katkısı daha çok ekonomi dalında olmuştur. Altın
sikkeler basarak ticaretteki değiş-tokuş usulünü değer ekonomisine
çevirmişlerdir.Lidya tarihinin bazı dönemlerinde Frigleri de yıkan
Kimmerlerin saldırısına uğradı ve Sardes kenti Kimmerlerle birlikte yine
göçebe bir topluluk olan Trerler tarafından da yağmalandı. Ayrıca
Medler ve Perslerle de çeşitli kez savaşlar yapmışlardır. M.Ö. 28 Mayıs
585 günü Medlerle yapılan savaş sırasında güneş tutulması meydana gelmiş
ve savaş böylece sona ermiştir. Lidya devletine son veren Pers kralı
Kyros olmuştur.Lidya soyluları ölülerini, Friglerdeki gibi tümülüslere
gömüyorlardı. Bu tümülüsler Sardes'in kuzeyinde Marmara Gölü kıyısında
yer alırlar. Bunlardan 355 m. çapında ve 61 m. yüksekliğindeki tümülüs
Anadolu'daki en yüksek yığma mezar örneğidir. Çok zengin olan Anadolu
mozayiğinde sözü edilmesi gereken ve bugün de izlerine rastladığımız
başka uygarlıklarda vardır.Demir Çağında incelenmesi gerekenler arasında
Karia ve Lykia uygarlıklarını sayabiliriz. Hint-Avrupa ailesinden olan
dilleri Hitit öncesi ögeler taşımaktadır. Karialıların daha önceleri
Batı Anadolu'da yerleşmiş oldukları bilinen Leleglerden, Lykia'lıların
ise Luvilerden geldikleri sanılmaktadır. Lykia uygarlığının en özgün
örnekleri arasında kayalara oyulmuş anıtlar yer almaktadır.Lidya
devletinin M.Ö. 546 yılında son bulmasıyla İranlılar Ege Denizi
kıyılarına kadar tüm Anadolu'yu ellerine geçirdiler. Pers egemenliği
M.Ö. 333 yılına değin sürdü. Bu dönemden sonra yerli kültür gelişiminin
yerini Batıdan gelen yeni etkiler ve bunun sonucunda ortaya çıkan bir
kültür almaya başladı.









LİDYA TARİHİ





Kökenleri
konusunda kesin birşey söylenilemeyen Lidyalılar'ın oturdukları yerlere
MÖ 2. Bin yıldan önce geldikleri bilim adamlarının ortak görüşüdür.
Dilleri nedeniyle Hint-Avrupa kökenli oldukları düşünülmektedir.
Sonraları Lidce konuşan bu halk kütlesinin MÖ 2000 ya da daha erken bir
tarihte Hititler'den ayrıldığı sanılır. Buna karşılık Lidya'da hiç
olmazsa Kalkolitik çağdan başlayarak yerli bir halk kitlesinin oturduğu
kesindir.Lidyalı'lar yerli halkla kaynaşmış gibidir. Herodotos'tan
öğreniyoruz ki "Yunanlıların Lidya diye bildikleri ülkede eskiden
,Maionlar adında, Lidlerden farklı, ama onlara tümüyle yabancı olmayan
başka bir halk yaşardı. Lidler, Maionları yenip topraklarını alınca
onlar da ya denizi geçip batıya kaçtılar ya da kalıp yenenlere boyun
eğdiler". MÖ 7.yy'ın ilk yarısı içinde birdenbire parlayan Lidya
krallığı, Önasya dünyasının en ilginç kültürlerinden biridir. Bu krallık
ne tam anlamıyla doğulu, ne de tam anlamıyla batılı devletlere benzer;
her iki bloğun siyasal ve kültürel etkilerinden oluşmuş yeni bir Anadolu
Krallığıdır. Kaynaklara göre Lidya'da üç ayrı sülale hüküm sürmüştür:
Atyadlar, Heraklidler(Tylonidler) ve Mermnadlar.Herodotos'a göre
Atyadlar sülalesi Atys'in oğlu Lydos ile başlar fakat Lydos'tan sonra
kralların sıraları ve hatta adları bile kesin değildir. Bu da 2.bin
yılın ikinci yarısı içinde yaşanmış olması gereken Atyad sülalesi
krallarının gerçekte var olmadığı, tüm eski çağ toplumlarındaki gibi,
Lidyalılar'ın çok eski bir geçmişe sahip olma istedikleri sonucunda
ortaya çıktığı fikrinin oluşmasına neden olmuştur. Ama bu hanedana ait
bir kral adı 'Meles' Hitit kayıtlarında geçmektedir. Sardes'te yapılan
kazılar Son Tunç Çağı'nda (MÖ 1400-1200) Lidyalılar'ın, Yunanistan'dan
gelip Batı Anadolu'ya yerleşen Mikenlerle ticaret yaptıklarını ortaya
çıkarmıştır. Ayrıca Hitit arşivlerine göre Hitit İmparatoru Tudhaliya IV
(MÖ 1250-1220) "Assuwa Konfederasyonu" adıyla birleşerek kendine karşı
gelen bir takım devletlere sefer yapmış, bu ülkeleri yıkıma uğratmıştır.
Nitekim arkeolojik kazılar 2.bin yılın sonlarında bir düşman güç
tarafından yakılıp yıkıldığını göstermiştir. Atyadlar'ı izleyen
Heraklidler sülalesi Lidya'da 505 yıl egemen olmuştur. Başlangıcı MÖ
1192 yıllarına uzanır. Bu tarih yeni Hint-Avrupa kabilelerinin Boğazlar
yoluyla Anadolu'ya göç ettikleri ve Büyük Hitit İmpartorluğu'nun ortadan
kalktığı yıllardır. Bu sülaleye Grekler'ce tanrı Herakles'le ilişkiye
getirelerek "Heraklidler", Lidyalılarca kahramanları Tylos ya da
Tylon'un adından "Tylonidler" adı verilmiştir. Tylon'un Batı Anadolu'ya
yeni gelen Hint-Avrupa'lı Thraklar'ın bir boyunca getirilmiş olması
olasıdır.Heraklidlerin daha önce bahsettiğimiz Maionlar'a eşitliği ve
Demir Çağı'nın başlarında Sardes'e "Hyde", ülkeye de "Maionia" adını
verdikleri öne sürülmüştür. Çünkü son Heraklid kralı Kandavles'in adının
Maionca olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca MÖ 1000 yıllarında Maionia
denilen Lidya' da çanak-çömlekçilikte yeni bir boyalı geometrik biçim
meydana gelmiştir ve bu Demir Çağ Lidyasında yüksek bir kültür ve
artistik faaliyet olduğunun kanıtıdır. Daha sonra Mermnadlar denen
hanedanın ilk kralı Gyges'in MÖ 685 yılında Lidya tahtına çıkışıyla
ilgili oldukça heyecanlı asıl öykü başlar. Karısının güzelliğine
hayranlığını kanıtlama derdindeki Kandavles'in kuşkulu dostu Gyges'e
yatmaya hazırlanan karısını gizlice seyrettirmesi ve çok kızan
Kraliçe'nin kocasını öldürsün diye Gyges'ı gizliden gizliye zorlamasıyla
Gyges Kandavles'i öldürür ve kraliçeyle evlenerek tahta geçer. Böylece
141 yıl sürecek olan Mermnad egemenliği başlar.Lidyalılar eski Önasya'
da birinci derecede önem kazandılar ve özgün eserler yarattılar. (MÖ
587-546) sırayla Gyges, Ardys, Sadyattes, Alyattes ve Kroisos Lidya
devletini yönettiler. Bu dönemde Lidya'nın zenginleşmesi ve güçlenmesi
de altın madeninin bulunması, işlenmesi ve ticaretin yapılması çok
önemli bir faktördür. Bu saydığımız kralların ilk adımda, güç
politikasının silahı olarak ekonomik kaynakları kullandıkları sanılır.
İlk sikkelerin ortaya çıkışının asker ücretlerinin ödenmesiyle ilgili
olduğu bile düşünebilir. Gyges tarihe geçince Yunan kentlerine karşı
askeri girişimlerde bulundu ve kuzeyden gelen Kimmer tehlikesiyle
uğraştı. Ve onları yenilgiye uğrattı. Fakat ikinci Kimmer saldırısına
dayanamayacak Sardes'in yıkımıyla sonuçlanan savaşta öldü. Bu dönemde
Yunanistan'la ticaret ilişkileri çok gelişmiştir. Gyges'ten sonra gelen
krallar döneminde de Kimmer akınları devam etti. Fakat bunlara karşı
Lidya devleti çok iyi direndi ve bu da ekonomisinin ne denli güçlü
olduğunu gösterir. Yine Gyges'ten sonra gelen krallar Yunan kent
devletlerine saldırılar düzenlediler. Alyattes Lidya tarihinin en büyük
kişisi ve Mermnad hanedanının en etkin kralıdır. Batı And kıyılarını ele
geçirdi ve Batı And'ın kuzey kısmını elinde bulunduran Kimmerleri
Kızılırmak'ın ötesine sürdü ve bu sayede Lidya Krallığı'nın gücü yeni
boyutlara ulaştı.Kuzeyli barbarlardan zara görüp zayıflayan Phrygia
Lidya'ya bağlandı.Bu dönemin önemli olaylarından biri de nedeni pek
bilinmeyen Lidya-Med savaşıdır. Sonuçta Kızılırmak her iki devlet
arasına sınır kabul edildi. Alyattes Lidyalılar'la Grekler arasındaki
ilişkilere çok değer verdi; Miletos'ta iki tapınak inşa ettirdi;
Delphi'deki kehanet merkezine armağanlar yolladı; Korint tiranı
Periandros ile dostluk ilişkileri kurdu. Bu kraldan itibaren Grek etkisi
açık bir şekilde görülmeye başlar, Hellenleşme bunu izleyen dönemlerde
büyük bir hız gösterir. MÖ 560 yılında oğlu Kroisos başa geçti ve
babasından devraldığı güçlü ve zengin devlet sayesinde ününü tüm eski
çağ dünyasına duyurdu. İçerdeki taht kavgasını sona erdirdikten sonra
Ephesos'a yöneldi ve tüm Grek kentlerine egemen oldu. Ephesos'taki
Artemis tapınağını tekrardan inşa ettirdi. Kroisos döneminde Lidya
devleti zenginliğinin ve kültürel gelişiminin doruğuna ulaştı. Dillere
destan zenginliği kaynağını bağlı bölgelerden alınan haraçlar, ticari
gelirler ve ülkenin doğal zenginliklerinden alıyordu. MÖ 6.yy'ın
ortalarında beliren Pers tehlikesini gören ve önlemler alan Kroisos
Sardes yakınlarına gelen Pers ordusuyla karşılaştı ve yenildi. Sonuçta
İranlılar tüm Anadolu'ya hakim oldular ve Lidya devleti tarih
sahnesinden silindi.









LİDYA UYGARLIĞI(M.Ö. 700-300)



Batı
Anadolu’da Gediz ve Küçük Menderes yörelerinde oturan bu halkın nereden
geldiği kesin olarak belirlenememiştir. Antik dönem yazarları onların
güneydeki Karyalılar ile kuzeydeki Mysialılar ve Frigler ile akraba
olduklarını söylerler. Hint-Avrupa karakterli bir dilleri olan
Lydialıların Batı Anadolu’da M.Ö. 2. binyılın ikinci yarısından itibaren
varoldukları kabul edilmektedir Lydia’nın parlamasının nedeni bölgede
bulunan altın madenleriydi. Bu madenin M.Ö. 7. yüzyılın başından beri
Sardes’te işletilmeye başlaması Lydia’lıları zenginleştirmiş ve
güçlendirmişti. Lydia’nın Anadolu’daki uygarlığa katkısı daha çok
ekonomi dalında olmuştur. Altın sikkeler basarak ticaretteki değiş-tokuş
usulünü değer ekonomisine çevirmişlerdir. Lydia tarihinin bazı
dönemlerinde Frigleri de yıkan Kimmerlerin saldırısına uğradı ve Sardes
kenti Kimmerlerle birlikte yine göçebe bir topluluk olan Trerler
tarafından da yağmalandı. Ayrıca Medler ve Perslerle de çeşitli kez
savaşlar yapmışlardır. M.Ö. 28 Mayıs 585 günü Medlerle yapılan savaş
sırasında güneş tutulması meydana gelmiş ve savaş böylece sona ermiştir.
Lydia devletine son veren Pers kralı Kyros olmuştur. Lydia soyluları
ölülerini, Friglerdeki gibi tümülüslere gömüyorlardı. Bu tümülüsler
Sardes’in kuzeyinde Marmara Gölü kıyısında yer alırlar. Bunlardan 355 m.
çapında ve 61 m. yüksekliğindeki tümülüs Anadolu’daki en yüksek yığma
mezar örneğidir. Çok zengin olan Anadolu mozayiğinde sözü edilmesi
gereken ve bugün de izlerine rastladığımız başka uygarlıklarda vardır.
Demir Çağında incelenmesi gerekenler arasında Karia ve Lykia
uygarlıklarını sayabiliriz. Hint-Avrupa ailesinden olan dilleri Hitit
öncesi ögeler taşımaktadır. Karialıların daha önceleri Batı Anadolu’da
yerleşmiş oldukları bilinen Leleglerden, Lykia’lıların ise Luvilerden
geldikleri sanılmaktadır. Lykia uygarlığının en özgün örnekleri arasında
kayalara oyulmuş anıtlar yer almaktadır. Lydia devletinin M.Ö. 546
yılında son bulmasıyla İranlılar Ege Denizi kıyılarına kadar tüm
Anadolu’yu ellerine geçirdiler. Pers egemenliği M.Ö. 333 yılına değin
sürdü. Bu dönemden sonra yerli kültür gelişiminin yerini Batıdan gelen
yeni etkiler ve bunun sonucunda ortaya çıkan bir kültür almaya başladı








SARDES

Sardes
LİDYA KRALLIĞI’nın başkentidir. Hermos (Gediz) vadisi içinde,
Tmoloslar’ın (Bozdağ) kuzey etekleri üzerindeki yalçın kayalıkta
kurulmuştur. Güçlü surlarla çevrili sitalde krallık sarayı ile öteki
resmi binalar olduğu anlaşılmaktadır. Aşağı kent stadelin batı ve kuzey
etekleri üzerindeki geniş alanda kurulmuştur. Kuzeyde saptanan kireç
taşından anıtsal teras duvarları bu yörenin Lidyalılar açısından önem
taşıdığına ve resmi karakterine işaret eder; ancak bunlar günümüze
yalnızca parçalar halinde kalabilmiştir. Ekonomik etkinlikler daha çok
batı yakada, kenti bu yönde sınırlayan Paktalos (Sart) çayı yöresinde
toplanmıştır. Altın arıtma atölyeleri, mücevherci dükkanları ve pazar
yeri hep bu taraftadır. Halka ait konutlar oldukça sade ve yoksul
görünümlüdür. Taş temel üzerinde yükselen kerpiç duvarlar sazdan bir
damla örtülüydü. Çok basit türde tek hücreli olarak inşa edilmişlerdir.
Boyutları 8.00*3.20m civarında olan hücreler dikdörtgen planlıdır. İç
bölünme ev halkınıın gereksinimine göre ayarlanmıştır ancak arada
belirgin bir bölme duvarı da yoktur. Tavana asılan bir perde benzeri bir
şeyle bölme sağlanmıştır. İçerde kiler bölümü ile ocak ve fırına yer
verilmiştir. VI. yy’ın ikinci yarsında konutların duvarları dıştan
boyalı kabartmalarla süslü, pişmiş toprak levhalarla kaplanmaya, çatılar
da kiremitle örtülmeye başlanmıştır. Sardes aşağı kenti önceleri
sursuzdu. VII. yy’ın ilk yarısı içinde Kimmerler’in yağmalarına sahne
olan Sardes, VII. yy’ın ikinci yarısı içinde 20 m kalınlığında ve
yüksekliği 10 m’yi aşan bir surla çevrildi. Kralın nekropolü 4-5 km
kuzeyde, Marmara (Gygaie) Gölü’nün güney kıyılıarında, halkın gömü alanı
ise Paktalos Çayı’nın hemen batısındaki yamaç üzerindedir. Kral ve
Kraliçe’nin gömüldüğü nekropolde irili ufaklı 150 kadar tümüslüsten
üçünün krallara ilişkin olduğu düşünülmektedir. 335m çapında ve 61m
yüksekliğindeki biri, Anadolu’daki benzerlerinin en yükseğidir. Bu
anıtın küçük gömü odası zaman zaman ağırlıkları 16 tona ulaşan, özenle
işlenmiş mermerleşmiş kireçtaşı bloklarından yapılmıştır. Mezar odalari
taştan inşa edilmiş, önüne bir giriş ve kapı eklenmiş, son olarak da
yığılan toprağın yanlara doğru kaymaması için tepenin çevresine taştan
bir duvar örülmüştür. Halkın gömüldüğü Paktalos Çayı’nın batı
yakasıındaki küçük mezarların girişleri basamaklar ve kabartmalı
stellerle belirtilmiş, üzerlerine de küçük bir tümülüs olacak biçimde
toprak yığılmıştır. Çoğu Lidya Krallığı sonrasına, Pers egemenliği
dönemine ait bir, iki ya da ender olarak üç odalı bu mezarlarda cesetler
genellikle kayaya oyulmuş tekneler ya da ahşap mobilyaları taklit eden
oyma bacaklı sedirler üzerine bırakılmıştır. Bu tür mezarlar bir aile
için yapılmış ve bu yüzden de zaman zaman açılacak biçimde
yapılmışlardır.




Tümülüs:
kral ve kral ailesi için, önce zemin üzerine inşa edilen mezar
odası, sonra üstüne yığılan toprak veya taşlardan oluşturulan yapay
tepe tipi anıt mezarlardır. Bu mezarlar günün mimarları tarafında
inşa Fedilirdi. Dış görüntüsüne bakıp aldanmamak lazım, muazzam bir
mimari içlerinde barındırırlar. Kral yada kral ailesinden ölen
fertler kullandıkları muhtelif eşyaları ve hediye edilen eşyaları
ile birlikte, inşa edilen taş yada ahşap oda içine ceset ile
birlikte konulur. Tümülüsün boyu, mimari estetiği ölen kişinin
zenginliği, değeri nispetinde değişmektedir. Boyu daha yüksek olanlar
daha zengin krallar için yapılırdı. Bu yapılar her zaman 9
metrenin katları olan 9,18,27,36... metre gibi yükseltilere
sahiptirler.



Tümülüsler yapay tepelerdir. Höyük ile aynı olmalarına rağmen bazı
özelliklerinden dolayı höyüklerden ayrılırlar. En belirgin
özelliği huni şeklinde olması, tepe açıcının dar olması, yapının
yüzeyinde kiremit, tuğla, küp ve kül gibi malzemelerin olmamasıdır.
Tümülüs yapılara uzaktan ve yakında bakıldığından yapay olduğu her
zaman gözü ısırır ve net belirgindir. Tümülüs iç ve dış mimarisi
başta ölenin değerine ve coğrafik yapıya göre değişir. Belli
bir standardı yoktur. Birden fazla mezar odası olanlarda dramoz
dediğimiz moloz taşlardan hiç bir mimari özelliği bulunmayan ve
mezar odasına geçit veren tüneller bulunmakta olup, Frig
Tümülüslerinde hiç bir zaman dramoz bulunmamaktadır. Yine Frig
Tümülüsleri hariç toprağın kaymaması için alt yerleşmede krepiz
dediğimiz moloz iri taşlardan örülü duvar bulunur.




Definecinin
beklediği gibi içinde çil çil altın bulunmaz, sade mezar
hediyeleri bulunur. Bu hediyelerin çoğunluğu kişiye özgü olduğundan
sanat ve tarih bakımında tek örneği teşkil etmektedir.


Tümülüsler
soyguna karşı yapı içinde alınan muhtelif tedbirle birlikte
uzaktan net gözükebilecek bir yerde inşa edilmelerine özen
gösterilirdi.
TÜMÜLÜSLERİN TARİHİ SEYRİ
Anadolu'da inşa edilen
Tümülüslerin asıl kökeni Avrupa yani Makedonyadır. Bu geleneği
Anadolu'ya taşıyan medeniyet Frigler dir. Tümülüs geleneğinden
önce, insanlar kral veya kral ailesine ait ölüleri DOLMEN tipi
denilen mezarlara gömerlerdi.
Dolmen tipi mezarlar, üstüne muhtelif toprak taş ve sair malzemeler konularak yapay tepecik halini alırlardı.
Friglerden
başlayan bu gelenek devam eden medeniyetlerce geliştirilerek Roma
ve Bizans dönemlerinde modern bir yapıya ulaştılar.
Frig tipi
tümülüslere tiplere klasik tip diyoruz. Mezar odası ahşap, diğer
unsurlar tamamen topraktır. Bu tip Tümülüslerde yerleşim
çerçevesini kaplayan krepiz duvar ile mezar odasına geçit veren
dramoz tünel bulunmamaktadır.
Grek tipi tümülüsler Friglerden
sonra geliştirilen Tümülüslerdir. Taban etrafını çevreleyen krapiz
duvar vardır. Tümülüs birden fazla oda içeriyorsa dışarıda odalara
geçit veren dramoz tünel bulunur. Mezar odaları taş örülüdür.
Bu tipleri Anadolu'nun Pers istilası sırasında Pers Satrapları da
kullanılmıştır. Her Grek tipi Tümülüste dramoz tünel yoktur. Bunu
anlayabilmek için bir kaç püf noktası vardır.
Öncelikle Doğu
Romanın devamı olan Bizanslılar Tümülüs geleneğinde bir değişiklik
yapmadan direkt Romalılardan esinlenmişlerdir. Bu nedenle Tümülüs
odasındaki mezar hediyeleri analiz edilmeden o tümülüsün Roma'mı
Bizans mı olduğu kesinlik kazanamaz. Tamamı taştan inşa edilmiş tek
odalı modern Tümülüslerdir. Bu Tümülüslerde bol miktarda kaya tuzu
kullanılmıştır.


TÜMÜLÜS ANIT MEZARLARIN İÇ YAPISI
Tümülüslerde
belli bir standart yoktur. Tümülüsün yerleşimi coğrafi durumu ve ölenin
unvanı ile alakalı olarak değişir. Toprağın altı karmaşık bir olaydır.
Burada üç yöntem kullanılır.
1- Daha önceki çalışmalardan örnekleme yapılır.
2- Toprak katmanları okunur.
3- Mezar odasını tespit edecek yüksek teknolojiyi kullanmaktır.
Tümülüs
yapıları birer mimari yapılardır, bu nedenle bu tür yapıları basit
algılamak başarısızlığı getirir ve çözümü yine bir mimari bilgi ile
olacaktır. Sonuçta kas gücüyle yapılan yapılar yine kas gücü ile çözüme
kavuşturulmalıdır. Bu güne kadar dünyada tecrübe edilmiş, arkeolojide
kullanılan Tümülüs kazı sistemi vardır.

Buradan yola çıkarak tecrübeler ışığında başarı yakalanmalıdır.



Tümülüs Yapılarda Kazı Sistemi :



Tümülüs yapılarda bilimsel olarak iki sistem kullanılmaktadır.

1-
Çeyrek dilim sistemi. Bu sistem küçük boy Tümülüslerde uygulanır.
tümülüs 4 eşit dilime bölünerek güney-batı cephesindeki dilim
alınırak temizlenir.

2- Tünel açma sistemi. Bu sistem büyük boy Tümülüslere uygulanır batı yönünde başlanır.
Dikkat edilmesi gereken şey merkeze doğru giderken yön kaybetmemek.
Önce dar , merkeze yaklaşıldığından genişletilmesi gerekir

Tümülüs yapılarda kepçe gibi kazıcı iş makineleri kullanmak bir katliamdır.

Bundan sakınınız.

Tümülüs Oda Mimarisi
Tümülüslerden
aranan yapı unsuru odadır. Sanıldığı gibi bu tepeciklerin içinde 9
kulplu kazan bulunmaz. Bu nedenle, Tümülüslerde mezar için inşa
edilen odalar birer mimari özelliktedir. Basite birer yapı
değildirler. Bu yapı tüm doğal afetler dikkate alınarak günün
mimarları tarafında inşa edilir. İnşasında her türlü hesaplamalar
yapılır. Buraya gömülecek olan şahıs sıradan bir şahıs değildir.
Kral yada kral ailesine ait bir mezar hem mimari yönden mükemmel
olacak. Hem gösterişli olacak hem de afetlere ve soygunlara
karşı dayanıklı olacaktır. Deprem gibi afetler bu odaları kolay
kolay yıkamaz. Yapılan araştırmalarda mezar odasının dış köşe
pabuçlarına kum doldurulduğu görülmüştür. Bunun nedeni deprem
sarsıntılarına karşı dayanıklılığı sağlamaktır. Bugün Japonya da
kullanılan teknolojiye benzer bir ilkel yapı. İlkel de olsa,
antik dönem insanlarının depreme karşı nasıl bir tedbir
alacaklarını çok iyi bildiklerine dair bir göstergedir.
Tümülüs
oda yapılarında işlenmiş taş veya ardıç ağaçları kullanılmıştır.
İç yüzeyide muhtelif figürlü mozaik yada sıva üzerine işlenmiş bir
takım motifler yer alır. Bu figürler birer tarihi belge
niteliğindedir. Bunları bilinçsizce tahrip etmek bu tür bir tarihi
kaynağında beraberinde yok edilmesi etmektir.
Tümülüs mezar
odasına ait iç kısmı 2 ile 6 metre kare şeklinde değişmektedir.
Bir kısım Tümülüslerde 1 den fazla oda yer alır. Bunlar aile
tipi olarak bilinir. Mezar odaları yan yana olanlarda bir birine
geçit veren girişleri bulunur. Üst üste olanlarda ise bu tür
geçitler bulunmamaktadır.
Grek tipi bir mezar odası, bu yapı
harçsız kesme taşlarla örülüdür. Mimari bakımında harikadır. Bazıları
içten sıvanır ve sıva üstünde muhtelif süsleme motifleri yer
almaktadır. Bazıları sıvasız sadece duvar yüzeyine boya ile
motifler yapılanları da bulunmaktadır. Bu tip odalarda çürüyen ve
paslanan muhtelif maddelerin çıkardığı gaz dışarıya sızmaz ve hep
içeride kalır.
Bu tür odalar ancak cesedin konulduğu nokta
bulunarak açılabilir, aksi halde kazma kürek manile gibi
malzemelerle açılması imkansızdır. Diğer yönlerden açılması imkansız.
Bu tip açılımları kolaylaştırmak, işçilik yönünden kazanç sağlamak
için Batı, ve Güney-Batı yönünden işe başlamak daha avantajlı
olacaktır.
Frig tipi Ahşap Tümülüs oda, Anadolu'da ilk inşa
edilen Tümülüs mezar odasıdır. Bu yapıda lifli ardıç ağaçları
kullanılmıştır. Ardıç ağaçlarının özelliği asırlarca çürümeden
dayanaklı olmasıdır. Ardıç ağaçlara kelebek dişler açılarak (bir ters
bir düz şeklinde) üst üstüne bindirilmiştir. Bu nedenle Tümülüs
odası kolay açılmamaktadır. İşin püf noktası son konulan ağacın
bulunması. Burada dikkat edilmesi gereken unsur, ağaçları daha erken
sökmek için sakın elektronik kesiciler yada elle çalışan
kesiciler kullanmayınız, ısınma sonucu içerideki gazın patlama
tehlikesi çok yüksekti
TÜMÜLÜS İÇ MİMARİSİ
Toprak Tümülüslerdeki Yapı:
Bu
tüneller yani giriş koridorları basit yapılar olarak
yapıldığından zaman içinde çökmeler oluşturmaktadır. Zaten amacı da
bu olmalı şeklinde yorumlanabilir. Bu çökmeler sonucunda Tümülüs
yüzeyinde konikleşme meydana gelir ve Tümülüsün girişini ele
verir. Bunu tespit etmek için Tümülüs'ün batı yönlerinde orijinal
yüzeyin bozulmamış olması gerekmektedir. Burada yeniden
hatırlatalım Frig tipi Tümülüslerde dramoz tünel bulunmamaktadır
frig tiplerini diğer tiplerden ayıran en önemli yüzey özelliği,
çevresinde krepiz duvar bulunmasıdır.
Toprak Tipi Tümülüs Katmanları :
Dıştan içe doğru sıralayalım:
1- Tümülüsün inşasından günümüze kadar oluşan katman, bu katmanın derinliği fazla değildir.
2-
Hediye katman krala bağlı yerleşim birimlerinde getirilen
muhtelif topraklardır. muhtelif bölgelerden gelen bu toprak çamur
ile sıvanmıştır. Renk renk bir katman oluşturur.
3- Ana katman, bölgeden elde edilen toprak yığmasıdır.
4- Taş katman ana koruma katmanıdır. Çatı şeklinde Tümülüs'ü korumaya alır.
5- Kil katman mezar odasını sulardan korur. Bazen kurutulmuş kil konulur ki bu kilde çok serttir.
6. Bu katman Tümülüs mezar odasıdır.
Taş Tümülülerdeki Yapı :
Oda
yapısı altıgen yapılıdır. Odanın üstünü bir şemsiye gibi kaplayan
taş kilit tabaka bulunur. Bu tabaka temel drok taşlarından
beslenerek yukarıya doğru bir ters bir düz olmak üzere harçla
örülür ve üstüne kaya tuzu basılırdı. Bu şekilde mezar odasını
bir şemsiye gibi soygunlara karşı korurdu. Ondan sonra çevreden
muhtelif büyüklükte taşlar toplanılarak yapay bir tepe
oluşturulur.
Katmanları dıştan işe doğru sıralayacak olursak. Bunlar;
· Çevrede toplanmış taş katmanı
· Koruma tabakayı bağlayan drok taşlar ( Bu taşlar iri ve moloz taşlardır.)
· Koruma taş kilidi
· Mezar odası
· Temel

TÜMÜLÜS DIŞ MİMARİSİ
Tümülüsler
bilindiği üzere toprak yığma yada taş yığma şeklinde inşa
edilmiştir. Bu kadar malzemenin üst üste taşınmasının nedeni;
görkemli bir yapı ve soygunlara karşı bir koruma oluşturmaktır. Bu
tür malzemeler iki kısımda incelenilir.


1-
Hediye katmanları; bölgede hüküm süren bir kral ölmüş ise, bu
krala bağlı şehir ve yerleşim yerlerinden halk tarafında
getirilen topraklar önce çamur hale getirip yoğrulur ve mezar
yapının üstü bununla sıvanır, taş ise yine aynı şekilde taşınarak
sadece olduğu gibi ana katmanın üstüne bırakılırdı. Dış görüntüsü
bir huniyi andırır.

2- Ana katman; Temel, sunak ve mezar
odasını kaplayan muhtelif soygunlara karşı koruma tabakaları yer
alır. Biz bunları iç yapıda anlatmaya çalışacağız.
Frig Tipi
Tümülüslerde dış kısım tamamen dışarıdan getirilen muhtelif toprağın
çamur haline çevrilerek ana tabaka üzerine sıvanmasında
oluşmuştur.
Burada çamur derken; Toprak uzaklardan taşınma
imkanına sahip, ancak suyun uzaklardan taşınması mümkün
olmadığından, Tümülüsler bol su kaynaklarına yakın yerlerde inşa
edilmiştir. Bu unsur çok önemlidir.Bizanslılara Tümülüs örneğinde
yüzey kısmı tamamen dışarıdan taşınan moloz taşlardan oluşmuştur.
Romanın devamı olan Bizans kültüründe Tümülüsler Roma döneminden
esinlenerek inşa edilmiş ve Roma ile neredeyse aynı özelikleri
taşır. Bu tiplerin aynı zamanda toprak tipleri de mevcuttur.Grek(
Yunan) Tipi bir Tümülüs dış yüzeyi tamamen dışarıdan getirilen
hediye topraktan yapılan çamurdan oluşmuştur. Tümülüs yerleşim
tabanı moloz taşlardan oluşan krepiz duvar bulunmaktadır. Bu
duvarın amacı tümülüste kullanılan toprak malzemenin dışarıya
yayılmasını önlemektir.Pers Tipi : Yüzeyi dışarıdan getirilen muhtelif
taş ve topraktan oluşmuştur. Perslerde yüzeye fazla itina
gösterilmediği gözlemlenmektedir. Pers tipleri Grek tiplerinden
esinlenerek inşa edildiğinden taban kısmında krepiz duvar yer
alır, zamanla bu duvar toprak altında kalmış şu an gözükmeyebilir
50-100 cm kadar kazıldığında gözükmeye başlar.Roma tipi : tamamen
taşıma moloz taşlardan inşa edilmiş, günün modern Tümülüs
yapılarıdır.


TÜMÜLÜS NASIL İNŞA EDİLDİ ?
Kral
ve kral ailesi öldüğünde cesedin gömüleceği yer, öncede jeofizik
olarak keşfedilir. Burada iki önemli konuya dikkat edilir. Soygun
ve muhtelif doğal afetlere karşı muazzam bir koruma oluşturmak.
Antik dönemlerde insanlar inançları gereği kullandıkları ve sahip
oldukları muhtelif eşyaları ile birlikte defin edilirdi. Mezar
soygunlarını göz önünde bulundurmak zorundaydılar.


Tümülüs inşasında ilk işlem tümülüsün inşa edileceği yer seçimidir;

1-
İnşa yeri kullanılacak suya yakın olmalı. (Tümülüslerde kullanılan
malzemenin 2-3 katı kadar su kullanılmıştır. Antik dönemde su
taşıma kolay olmadığından Tümülüsler suya yakın bir yer seçimi
yapmak zorundaydılar).

2- Deprem, heyelan ve erozyona karşı dayanaklı olmalı. Zemin etüdü yapılırdı.

3-Soygunlara
karşı Tümülüs başka yerleşim noktasından izlenir durumda
olmalıydı. Bu jeofizik işlemler bittikten sonra inşa edilmeye
başlanır.

a- Önce temel atılır, temel moloz
taşlardan oluşur ve bir kolon gibi üstte gelecek yapıyı koruyacak
şekilde sağlam inşa edilirdi.

b- Yeteri
miktarda taşlar kesilir, bölgeye taşınır ve cesedin konulacağı yer
açık bırakılmak üzere, üzerine gelecek binlerce tonluk ağırlığı
taşıyacak ve çökmeyecek şeklide bir hesaplama yapılır, bütün yük
yan duvarlara verilmek üzere inşa edilirdi.

c-Girişe
muhtelif hediye ve inançları gereği kurban sunmak için sunak
inşa edilir. Sunak yapısı bir düzlem taş yapıdır.

d-
Yukarıdaki işlemler bittikten sonra, ceset ve hediyeler oda içine
bırakılarak, oda kapatılır, Mezar odası yağmur ve kar sularından
etkilenmemek üzere üstü önce kille sıvanır, yanlarına kum
bırakılır esnek bir durum oluşturulur, bunun üstü muhtelif moloz
taşlarla örülür ölen insanın değerine göre bu katmanın kalınlığı
artar.

e- Başka bölgeden topraklar taşınır.
Bu toprak çamur yapılarak taş koruma tabaka sıvanır, (Tümülüslerde
kullanılan malzemenin 2-3 katı kadar su kullanılmıştır, Antik
dönemde su taşıma kolay olmadığından Tümülüsler suya yakın bir yer
seçimi yapmak zorundaydılar,)

f- Krala bağlı
yerleşim yerlerinden hediye toprak getirilir. Bu topraklar da aynı
şekilde çamur yapılarak sıvanırdı. Bu katman farklı renklerden
oluşur.

g- Tümülüs taşlardan oluşacak ise yine
oda inşasından sonra, koruma tabakası oluşturulurdu. Bu tabaka
kelebek kilidi şeklinde olurdu. Bir düz bir ters taş koymak
suretiyle örülür. Harç sertleşsin diye kaya tuzu kullanılırdı.

h- Huniyi andıran bir tepe şeklinde tüm işlemler biter.

ı- dıştan içe doğru sıralayacak olursak. Tümülüs katmanları;

· Hediye katmanı
· Bölgede elde edilen toprak katmanı (inşa katmanı)
· Taş koruma katmanı
· Kil katmanı
· Mezar odası
· Temel


TÜMÜLÜS NASIL KEŞFEDİLEBİLİR?
Bir tepenin Tümülüs olup olmadığına aşağıdaki genel bilgiler kullanılarak kesin karar verilmelidir.

1- Yakınında su kaynağı varsa.

2- Hakim bir tepe, vadiye bakan yamaç yüzeyinde yada düz yerde her taraftan rahat gözüküyorsa.

3- Yakın mesafe içerisinde yerleşim yeri yada ibadet edilen mekan varsa.

4- Yüzeyinde küp, çanak, çömlek, kül, kiremit ve tuğla gibi malzemeler yoksa,

5- Huni şeklinde tepe açısı dar ise.

Bu beş koşulu taşıyan yapay tepecikler Tümülüs yapılardır.

TÜMÜLÜS TEHLİKELERİ
Tümülüs
yapılarda beklenen tehlikelerin başında zehirlenme olayı gelir.
Mezar odası o kadar sağlam ki içeride yanan metal, çürüyen cesette
ait gazlar kendiliğinden temizlenmez ve oda içinde kalır.
Açarken buna dikkat edilmediği zaman ölümle sonuçlanabilecek kadar
tehlikelidir. Oda açılırken mutlaka gazla karşılaşılacağı
unutulmamalı, gaz maskesi kullanılmalı gaz bir aralık açılınca
hemen o alanda hızlıca uzaklaşmalıdır. Odada birken gaz çeşitli
yöntemlerle temizlenebilir. Nasıl bir yöntem kullanırsanız
kullanınız gaz maskesi, plastik eldiven olmadan mezar odasında
objeler toplanmamalıdır.

Frig
Tümülüslerinde su tuzakları vardır. Yamaç yüzeyine inşa edilen
Tümülüslerde buna dikkat edilmelidir. Su gözü çıkma ihtimaline
karşı bir çok yöntem kullanılır. Bunlardan biri tanesi kazı
tümülüsün boyuna göre dik yapılmasıdır.




Tümülüslerdeki
objeler mutlaka ama mutlaka plastik eldiven kullanılarak
toplanmalı, aksi halde zamanla tedavisi mümkün olmayan hastalıklara
yol açmaktadır.


Tümülüslerde
açılan tünelin çökme tehlikesine karşı, şu tedbirler
uygulanmalıdır; tünel açılacaksa çökme tehlikesini aza indirmek
üzere taban geniş tavan tabana göre dar olmalı örneğin: temel 2
metre ise tavanı 1.5 metre olmalı yüksekliği bir insanın içinde
rahat edebilecek kadar geniş olmalı gerektiğinde ağaç dayanaklar
kullanılmalıdır.

Tümülüs
Latince bir sözcük olup (çoğulu tümüli), bir mezar ya da mezarlık
içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepeciklere verilen addır. Höyük
ve kurgan (Orta-Asya'da) da denilen tümülüs yapma geleneğine sahip
ulusların sayısı fazla değildir. Bunlara en çok Anadolu’da, Trakya’da ,
Orta Asya’da, Rusya’da ve Meksika’da rastlanır.




Traklar'ın
mezarları bu şekildedir. Trakya'nın en görsel anıtları tümülüslerdir.
Trakya'nın tek düze doğal yapısını süsleyen ve ona bir hareketlilik
getiren tümülüslerin tam bir envanteri çıkartılmamıştır. Genel olarak
mezarın üzerine yapılan her türlü yükselti tümülüs olarak adlandırılsa
da, yapıldıkları döneme, tepenin ve mezar odasının biçimine, niteliğine,
ölünün gömülüş şekline göre mezar tepelerinin değişen geniş bir
çeşitlenmesi vardır.
saltanat işte böyledir sizin hiç altından ayakkabınız oldumu.....

Mezarın
yerini bir tepe ile belirleme geleneğinin bilinen ilk örnekleri Avrasya
steplerinde, MÖ 4. bin yılın başlarına aittir; kurgan olarak da
adlandırılan bu mezar tepelerinin altında, ölü basit bir çukur ya da
ahşap bir odaya yerleştirilmiştir. Bu geleneğin, steplerden gelen etki
ile, Trakya'ya ilk olarak MÖ 3. bin yıl içinde girdiği bilinmektedir.
Trakya'nın Tunç çağ mezar tepeleri, daha sonraki dönemlerin
tümülüslerine göre daha basık ve yayvan, çoğu kez de 2-3 m
yüksekliğindeki tepeciklerdir; ancak Bulgaristan' da ender olarak
yüksekliği 7 metreyi bulanlar da vardır. Tepelerin dolgu¬lanm toprak
değil taş oluşturduğundan, bunlan "Taşlıtepe" olarak tanımlamaktayız. Bu
tür mezar tepelerinde ölü, tepenin altındaki bir çukura, ve çoğu kez
uzun olarak yatırılarak gömülmüştür. Tepenin değişik kesimlerinde
münferit mezarlara da rastlanır. Taşlıtepeler tek olabilecekleri gibi,
bazen tümülüs mezarlığı gibi, sayıları 30'u bulan topluluklar da
oluşturabilir.
İlk Demir çağ' dan itibaren mezar tepeleri daha sivri
ve konik bir biçim almış, dolgularında taş ile birlikte killi toprak da
kullanılmıştır. Demir Çağı'nın ilk kısmına tarihlenen mezar tepelerinde
gene ayrı bir mezar odası yoktur; ölü toprağa açılmış ve ahşap ile
kaplanmış bir odanın içine yatırılmıştır. Orta Demir Çağı'ndan itibaren
mezar odası ya da taş lahidi olan gerçek tümülüsler görülmeye başlar. Bu
tür tümülüsler için genellikle uzaktan görülebilen sırt ve yamaçlar
tercih edilmiştir İkili ya da üçlü tümülüsler yaygın olmakla birlikte,
tümülüs mezarlığı şeklinde sayıları dokuz ile otuzaltı arasında değişen
gruplara da rastlanmaktadır. toplu tümülüs mezarlıklarının, daha eski
bir kutsal alanın üzerinde yer aldığı görülmektedir.
Bintepe’deki
Alyattes’in tümülüsü ile Nemrut Dağı’ndaki tümülüs Anadolu’nun bilinen
en büyük tümülüsleri arasında yer alır. Frigyalılara ait tümülüsler de
olmakla birlikte tümülüs yapımı daha çok Lidyalılar’da önem kazanmıştır.
Aynı bölgede 100 Lidya tümülüsüne rastlanmıştır. Anadolu’nun en büyük
tümülüsü olan Alyattes’inkinde 16 tonluk taş bloklar kullanılmıştır.
Şamanist Türk ve Moğol boylarında ayrıca, Dünya Dağı’nı temsilen, “oba”
adı verilen, taş yığınlarından kurgan (yapay tepe) oluşturma geleneği
çok yaygındır.
bunlara bağlı olarak anadolunun birçok yerinde bu yığma tepeler bulunmaktadır.
bu yığma tepelerin bir kısmı taş yığma ve diğer bir kısmıda toprak yığma tepeler olarak 2.ye ayrılabilir

tümülüs çeşit olarak şeklen birçok değişik şekilleride mevcuttur bazılarını doğal tepelerden ayırmakda oldukça zordur.






çakıltaşı yığma açılmış hali





KAZI ALANININ ÇOKLUĞUNA DİKKAT EDİN HERHALDE BİR DEFİNE SÖYLENTİSİNE UĞRAMIŞ BİR YER SANIRIM

METİN İN ANIT MEZARI .................

</td></tr></table>
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://gizlihazineler.turkforumpro.com
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: tumulüs mezarları yapanlar   Paz Ağus. 29, 2010 9:03 pm

eline sağlık AMCA
süper çalışma
bütün fotolara baktım baktımda anlayamadığım
şu en alttaki fotoğraftaki foto sanki KAMIŞ gibi duruyo Very Happy Very Happy Very Happy Very Happy
allah muhafaza biri gökten düşerde üstüne. Razz Razz Razz Very Happy
nasıl olsa o taşın altında benim mezarım var Wink Wink Wink Wink
haliyle o kayada bişey oluyo scratch scratch scratch
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
CANTAR




Mesaj Sayısı: 2284
Deneyim seviyesi: 5604
Kayıt tarihi: 26/06/10
Yaş: 59
Nerden: İstanbul

MesajKonu: Geri: tumulüs mezarları yapanlar   Ptsi Ağus. 30, 2010 5:38 am

şeker kamışı mı bambu kamışı mı yoksa meyve suyu kola gazoz içilen kamış mı .?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://gizlihazineler.turkforumpro.com
 

tumulüs mezarları yapanlar

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ ::  ::  ::  :: -