GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Şükreden kullarım azdır

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Şükreden kullarım azdır Bir Perş. Ağus. 26, 2010 12:13 am

magaracı




Rabbimizin, üzerimizdeki nimetleri sayılamayacak kadar çoktur. İçinde bulunduğumuz bunca nimetleri biz istemedik, böyle bir talebimiz de olmadı. Bizim bunlara muhtaç olduğumuz, bunlarsız yapamayacağımız bilindiği için ihsan edildi. Biz bilsek de bilmesek de hakikat budur...
Kavuştuğumuz bunca nimetlere şükrediyor muyuz? İtiraf edelim ki hayır. Rabbimiz de; “şükreden kullarım azdır” buyuruyor.
Şükretmiyorsak veya az şükrediyorsak bunun birçok sebebi var: Birincisi bedâva bulduğumuzdan ve hiç eksik olmayan nimetlerini nimet olarak görmemeye başladığımızdan.
Hava, büyük nimettir. O olmazsa, hayatta kalmamız mümkün değildir... Yeryüzünden hava çekilse çok değil, on dakika sonra hepimiz ölürüz. Havayı yaratan, her dakika hayatımızı kurtarıyor. Ne kadar şükretsek yine de azdır.
Oksijenin ne kadar büyük nimet olduğunu, havasız kaldığımızda anlarız. Birisi boğazımızı sıkarsa veya sauna gibi havasız yerde uzun kalırsak o zaman havanın kıymetini anlarız. Ama neye yarar!..
Sıhhatin güzelliğini, sabahlara kadar sancılar içinde kıvrananlar bilir. Gözün değerini âmâ olanlar daha iyi anlar. Kulağın kıymetini de sağır olanlar takdir eder.

“ALLAH’TAN KORKMUYOR MUSUN?”
Bir fakir hocasına dert yanar; çok fakir olduğunu, hiçbir şeyinin olmadığını söyler. O da, ona sorar; sana deseler ki: Gözlerinin karşılığı sana on bin dirhem verseler razı mısın? “Hayır” diye cevap verir. Sağır olursan on bin, ona da “hayır” der. Dilsiz olsan, konuşamasan on bin dirhem, ona da “hayır”, ellerin ve ayakların felç olursa on bin... Ona da razı olmaz. Aklını kaçırsan bir on bin daha verseler ister misin sorusuna da şöyle cevap verir: Aklımı kaybettikten sonra parayı ne yapacağım?
Bunun üzerine hocası der ki: Allah’tan korkmuyor musun? Üzerindeki nimetlerin birkaç tanesi bile, elli bin dirhem kıymetinden fazladır, nasıl fakirlikten şikâyet edebilirsin?
Hürriyetin değerini hapistekiler anlar. Hayatın kıymetini mevtâlar bilir. Hiçbir mevta yoktur ki, hayata bir gün dahi olsa dönmeyi istemesin. Salih âmel işleyenler, daha çok sevap kazansınlar, dereceleri daha çok yükselsin diye. Azap içinde olanlar ise, tövbe etmek için dönmeyi çok arzu ederler ama bu imkân hiç kimseye verilmemiştir ve verilmez de.
Mahşerdekiler diyecekler ki: “Ya Rabbi biz her şeyi gördük ve anladık, bize bir fırsat daha tanısan, tekrar dünyaya döndürsen, bu defa çok iyi olacağız, neyi emretmişsen onları yapacağız, neyi haram kılmışsan onlardan da uzak duracağız.”
Bu isteklerine melekler cevap verecek:“Ahmak adam! Sen dünyadan gelmiyor musun? O zaman yapsaydın ya!”
Su olmazsa yaşayamayız. Hayatımız onunla devam ediyor. Suyun ne kadar büyük nimet olduğunu susadığımız zaman anlarız. Susamak da, oruçla, hele uzun ve sıcak günlerde tutulan oruçla meydana gelir.
Abbasi halifelerinden Harun-ı Reşid bir gün su ister. Ona bir tas su getirirler, huzurunda bulunanlardan Muhammed bin Vasi’ hazretleri sorar: “Efendim siz bu suyu bulamasaydınız, susuzluğunuz gittikçe artacaktı, o zaman bir tas suyu kaça alırdınız?”
O da “Saltanatımın yarısını verirdim” der. İkinci soru “Suyu içtiniz, dışarı atamasanız, sancılarla kıvransanız, bir doktor da dese ki; bende bir ilâç var, onunla rahatlarsınız. Onu kaça alırsınız?”
“Ona da saltanatımın öbür yarısını veririm” dediğinde büyük âlim taşı gediğine koyar ve der ki: Kusura bakma padişahım senin bu uçsuz, bucaksız zannettiğin saltanatının kıymeti bir bardak suyu içip onu dışarı atma kıymetinde bile değildir.

NİMETLERİ O’NDAN BİLMEK KÂFİ...
Oruç tutmakla melekler gibi oluyoruz. Malum onlar da yemezler, içmezler.
Rabbimizin şükrünü hakkı ile yapmamız mümkün değildir. Nimetlerin O’ndan olduğunu bilmemiz kâfidir.
Bu haftaki yazımızı Hazreti Hüseyin’in çok güzel bir sözü ile bitirelim. Buyuruyor ki: “Ya Rabbi, bize nimetler verdin ona şükretmedik. Sıkıntılar hastalıklar ve musibetler verdin, ona da sabretmedik. Şükretmedik diye nimetlerini kesmedin, sabretmedik diye de sıkıntılarımızı devam ettirmedin. Sen kerimsin, kerimden kerem meydana gelir...”
Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür...

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz