GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 8 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 8 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

MEHTER MEHTERAN NEDİR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 MEHTER MEHTERAN NEDİR Bir Paz Ağus. 22, 2010 9:50 pm

CANTAR




Mehter Nedir?


Mehter dost, sevgi, birlik ve kahramanlık ocağıdır. Mehteri kendine has
özellikleri ile korumak yaşatmak gelecek nesil'e bırakmak her Türk'ün
görevidir. Mehter; mızıkacı, çadırcı, kavas gibi muhtelif manalarda
kullanılmış bir tabirdir Mehter Farsça " Mehter" kelimesinin Osmanlılarca Ulu-Büyük manasına gelen bir kelimesinden alınmıştır. Dilimizde bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden " Mehter" kullanılmaktadır.

Mehterin Önemi

Bu
konuyla ilgili Evliya Çelebi'nin, Sultan 4.Murat devrinde büyük bir
ordu olayını Şöyle anlatır. "Mimarların mı, yoksa mehterlerin mi alayda
önceliği konusunda karar verilemez. Bu hususda görüşmek üzere Mimarbaşı
ile Mehterbaşı Sultan Murat'ın huzuruna çıkarlar; Mimarbaşı başlar söze:
Padişahım! Mehterler pirsiz esnaf olup Cemşid sanatını tutmuş bir alay
Deccal kavmidir, biz padişahımıza saraylar, selâtin camileri, köprüler
yaparız, İslam ordusunda lüzumumuz, hizmetimiz vardır; elbet
mehterlerden evvel geliriz! Der.

Bunun üzerine mehterbaşı da şu iddiada bulunur;

Padişahım! Hangi bir tarafa gitseniz mehabet, şevket, salâbet ve
şöhretiniz için, dosta düşmana karşı davul, kudüm, nefir döverek
gitmeniz lazımdır. Cenk Meydanlarında gaziler cenge salmak için köslere
biz tokmak çalarız ve askeri şevke getirip biz kaldırırız, padişahımız
bir şeye üzülse huzurunda oniki makam, yirmi dört şube, yirmi dört sul,
kırk sekiz terkip musiki faslı edip, padişahımızı neşelendiririz. Eski
hükema; saz ve söz hanende, âdemin gönlüne safa verir, demişler. Biz de
ruha gıda verir esnafız. Bahusus ki nerede Resulullah'ın âlemi olsa,
orada dabl-ı Al-i Osman bulunmak gerekir...


Bunun üzerine Sultan 4.Murat, mehterlerin mimarlardan evvel geçmesini irade buyurur...

İstanbul'un Fethinde Mehter


Fatih Sultan Mehmet, Fethin devam ettiği bir sabah şafakla beraber
topçularının yanına gitti. Toplar atılırken, Okmeydanı'na dolmuş
binlerce ulema, hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladılar. Yüzlerce
davul ve zurnadan oluşan devasa bir mehteran düşünün. Osmanlı ordusuyla
beraber, savaş meydanında bulunuyor.
Mehterin Tarihçesi


Mehter Dünyanın ilk ve en eski alaturka Ordu bandosudur.

Hun'lar zamanındaki adı Tuğ olan ve vurmalı sazlarla nefesli sazlardan
oluşan askeri mızıka okulunun Fatih'ten sonra aldığı isim, Hun'lardan
beri Türk savaş tekniğinin vazgeçilmez unsuru olan askeri müziğin amacı,
çok uzaklardan duyulan ve gitgide yaklaşan gök gürültüsüne benzer
yabancı bir müzmin sesiyle düşmanın moralini bozup savaşacak güç
bırakmamak, düşmanı teslim almak suretiyle harbi en kısa zamanda
bitirmek ve böylece bir bakıma insan kıyımını önlemektir.

Dünyanın en eski askeri bandosu olan mehtere ilk olarak Orhun
Kitabelerinde rastlanmaktadır. Bu kitabelerde “Kübürge” ve “Tuğ” olarak
anlatılan askeri bandonun,11. yy. yazılmış Divan-ü Lügat-it Türk’te
Hakanların huzurunda müzik yaptığını anlatılır. O zamanlarda küvrük
(kös), tomruk (davul), çenk (zil) ve nay-i Türkî adındaki sazlardan
oluşan “Tuğ” lar, savaşlarda ve özel günlerde müzik yapmaktaydılar.
Ayrıca “Tuğ” Türklerde hâkimiyetin de sembolü olmuştur.
Selçukluların T'abılhâne veya
Nevbet hane dediği bu kurumda Hunlardan beri ikisi nefesli, dördü
vurmalı altı temel çalgı yer almıştır: İslamiyet ten sonra adları zurna,
boru (nefir veya şahnay), çevgan, zil, davul ve kös'e çevrilen yurağ,
boygur, çöken, çanğ, tümrük ve küvrük. Savaşta ordunun önünde giden kös,
davul, nakkare, zil, çevgan, çalpara, çengi harbi, zurna ve boru gibi
yüzlerce vurmalı ve nefesli çalgının çalacağı müzik, savaş, tören ve
oyun (spor) amaçları için özel olarak bestelenirdi.

Osmanlı imparatorluğuna Anadolu Selçuk Türklerinden geçmiştir. Şöyle ki
Osman Gazi'nin kurduğu Beylik; Bizanslılara karşı birçok önlemli
savaşlar kazanmış olup topraklarını genişletmiştir. Bu savaşlar
neticesinde Osman Gazi'nin, Selçuklu hükümdarı Aladdin Keykubat'a
yararlığını göstermek ve bu savaşlarda kazandığı bazı harp ganimetlerini
Selçuklu Hükümdarına hediye olarak göndermiştir. Bu arada İnegöl
kalesini de kuşatarak beyliğine dâhil ederek büyütmüştür. Bu olaylardan
çok memnun kalan Anadolu Selçuklu Hükümdarı adamlarında Kara Balaban
Çavuş vasıtasıyla 1284 tarihinde Osman Gazi ' ye bir ferman göndererek
kendisini kutlamış ve Emirlik payesi ile İstiklal (Egemenlik) sembolü
sayılan Tuğ, Âlem Tabıl (Davul) Nakkare (Çiftenara) Hakkaniyeti, Adaleti
temsilinde Ak (Beyaz) renkte sancak göndermiştir. Osmanlılarca Tablı
Ali'i Osman adı ile anılan ilk mehter nevbeti (Konser) 1289 tarihinde
Bileciğin bir kasabası olan söğüdün büyük Mescit meydanında Osman Gazi
ve silah arkadaşlarının huzurunda bir ikindi vakti ayakta dinledikleri
bir nevbet (Konser) ile Osmanlının hazarda ve seferde çok büyük
hizmetler verecek olan Mehter takımı kurulmuş olur.

Osman
Gazi ve silah arkadaşlarının ayak üzere dinledikleri bu nevbet (Konser)
Selçuklu hükümdarına gösterdikleri hürmetten dolayıdır. Bu adet Osman
Gazi'den sonraki Padişahlarca da devam etmiştir.
Mehterin aynı makamda birçok
parçayı art arda çalıp söylemesine nevbet vurma denirdi. Önceleri günde
beş kez her namazdan önce nevbet vuran Mehterhane-i Hakanı, II. Mehmet
döneminde yalnız ikindi namazlarından önce çalmaya başladı. Bunun
dışında cüluslarda, kılıç alaylarında, zafer müjdesi geldiğinde, arife
divanlarında, şehzade ve sultanların doğum ve sünnet düğünlerinde de
çalardı. Barış zamanında özel yerinde çalan Mehterhane-i Hakanı, seferde
padişahın (o yoksa serdarın) çadırı önünde nevbet vururdu. 17. yüzyılın
sonunda ve 18. yüzyılda Topkapı Sarayı'nda Demirkapı denen yerde,
ayrıca Eyüp sultan, Kasımpaşa, Galata, Tophane, Beşiktaş, Rumelihisarı,
Yeniköy, Kavak, Beykoz, Anadoluhisarı, Üsküdar gibi semtlerde geceleri
yatsı namazından sonra ve halkı sabah namazına kaldırmak için güneş
doğmadan hemen önce nevbet vurulurdu.

Bu olayı tevid eden Hadidi tarihinde şöyle der:

Henüz (Halen) Var Padişahlarda Adet Ayak Üzre Dinlerler Çalınsa Nevbet

Mehter takımı yüzyıllar boyunca 3 kıtada Asya, Afrika ve Avrupa'da
hazarda ve seferde önemli görevler yapmıştır. Bilhassa savaşlarda Türk
ordularına verdiği heyecan ve kahramanlık ifade eden Mehter musikisi
marşları ile Türk ordusu karşısında bunalan düşman orduları Türk
Sancağından önce Mehter takımına hücum ederek onu susturup saf dışı
bırakma faaliyetlerine girişmişlerdir.

16, 17 ve 18. yy.da yetişen
Bestekâr ve icracıları eliyle askeri musiki sanatının zirvesine ulaşan
mehter musikisi hem savaşlar, hem Osmanlı elçi veya heyetlerine eşlik
eden şatafatlı takımlar münasebetiyle tanındığı Avrupa'da önce ordu
birliklerini, sonra da bestecileri etkilemekte gecikmedi. Daha 1683'te
Viyana'ya yürüyen Jan Sobieski'nin ordusuna mehter etkisiyle vurmalı
çalgı arttırılmış bir askeri bando eşlik etmişti. Batılıların çoğunlukla
Yeniçeri müziği anlamına gelen terimlerle adlandırdıkları mehteri ilk
uygulayan Lehler oldu (l741): Avusturya, Rusya, Prusya ve İngiltere de
arkalarından geldi.

Daha sonra mehter, bünyesinde barındırdığı sazlardaki değişikliklerle kapatıldığı 1826 tarihine kadar gelişmesini sürdürür.

Mehterhane 1828'de II. Mahmut tarafından kapatılmış, bunun yerine III.
Selim'in yakın dostu Napolyon'un emekli bando subayı Giuseppe
Donizetti'ye Mızıka-i Hümayun adlı Batı kopyası saray bandosu
oluşturulmuştur.

Dünyanın ilk askeri
bandosunun tekrar yaşatılmaya başlanması ise Eski Yeniçeri bandosunu ve
ordusunu sembolik olarak temsil etmek için mehter: 1914 yılında askeri
müze bünyesinde yeniden kurulmuştur. Bu dönemde Mehter musikisini icra
eden icracılara ek olarak, bir tuğ takımı ile yeniçeri ortalarını
sembolik olarak temsil eden tarihi birlikte mehtere ilave olmuştur.
Böylece askeri müzede faaliyete geçirilen mehtere tarihi bir hüviyet
kazandırılmıştır. 1.Dünya savaşı, Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin ilk
yıllarında askeri müzede varlığını sürdüren mehter: 1935 yılında tekrar
kaldırılmıştır.

1952 yılında ise askeri müze bünyesinde Mehter takımını yeniden
kurdurularak daha sonraki yıllarda kurulacak Mehter takımlarının da
önünü açmıştır. Bu tarihten sonra da Cumhuriyet Türkiye’sinde günümüze
kadar yaşatılmıştır.



Dünyanın en
eski bandosu olarak kabul edilen Mehter’in tarihi VII. Yy. da yazılmış
ve Türk tarihinin en eski yazılı kaynağı olan Orhun yazıtlarına kadar
uzanmaktadır.Mehter, Türk kahramanlığının ve evrensel boyutlara ulaşmış
anlayışının günümüzdeki görkemli bir anıtıdır.

Dünya askeri tarihinin bu ilk bandosu geçmiş dönem Türk müziğinin coşkulu ritimlerini de bugüne taşımaktadır.
Mehterin
giysileri renk ve biçim bakımından ayrı bir güzellik arz
eder.Giysilerinde tüm renkleri görmek mümkündür. Kullandığı enstrümanlar
kaba zurna,boru, kös, davul, nakkare, zil ve cevgendir.

Askeri
müzik tarihinin başlangıcı ve dünya askeri bandolarının temel taşı
olarak kabul edilen Mehter, bugün Genel kurmay Başkanlığı’na bağlı
İstanbul askeri Müze ve Kültür sitesi bünyesinde faaliyetlerini
sürdürmektedir.

Yurt
içinde yurt dışında verdiği konserlerle tüm dünyanın ilgisini üzerine
çeken Mehter, varlığını ve etkili gücünü asırlar sonra bugün de
sürdürmekte, Türk toplumunun gönlünde sıcak yerini korumaktadır.

MEHTER,
Osmanlılar'da, askerî musukiyi icra eden topluluğa verilen isim.
Farsça'da mihter olarak geçen mehter kelimesi, ekber (en büyük), âzam
(pek ulu) mânâsında bir ism-i tafdildir. Türkçeye bu kelimenin
Arapçalaştırılmış şekillerinden mehter, çoğulu olarak da mehterân
yerleşmiştir.

Mehter,
bölüklere ayrılır, aynı çalgı aletini çalanlar, alemdarlar birer bölük
teşkil ederlerdi. Her bölüğün "ağa" tabir edilen bir âmiri bulunurdu.
Davulcubaşına ise "baş mehter ağa" denirdi. Ayrıca bir de Mehterbaşı
vardı. İkinci bir mehterbaşı daha vardır ki, bundan ayrı olup, Saray
Çadırcılarının başıdır. Mehter teşkilatı, "emir âlem"e tabiydi.

Selçuklu
Sultanı İkinci Gıyaseddin Mesud'un 1284 yılında Osman Gazi'ye
gönderdiği bir fermanla kendisine, Eskişehir'den Yenişehir'e kadar bütün
Söğüt bölgesi ve havalisi sancak olarak verildi. Fermanla birlikte
Osman Gazi'ye emirlik alemeti olan "tuğ", "âlem", "tabi" ve "nakkare" de
gönderilmişti. Ferman, Osman Gazi'ye Eskişehir'de bir ikindi vakti
takdim edildi. Osman Gazi ayakta durarak nevbet vurdurdu (çaldırdı).
Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar nevbet vurulurken padişahların
ayakta dinlemesi âdetti.
Mehter
teşkilatına bağlı iki türlü mehterhane vardı. Biri resmi teşkilata
bağlı olan calici mehterler, diğerleri esnaf mehterleriydi. Resmi
mehter, padişah mehteriydi ki, buna "mehterhane-i tabl-i âlem-i hassa"
denirdi. Sonraları, mehter sadece padişah ve orduya ait olmaktan çıktı.
Her vezir dairesinde bir mehterhane bulundurulması âdet oldu.

Fatih
devrindeki mehterhanede dokuz zilsen (zil çalan), dokuz nakkâzen (kadûm
çalan), dokuz boruzen (boru çalan), dokuz tablzen (davul çalan), dokuz
çavuş ve bir iç oğlan vardı. Altmışdört kişilik mehterhane takımına
"dokuz kat mehter" adı verilirdi. Padişahın mehterleri oniki kat olurdu.
Oniki kat mehterhanede her çalgıdan onikişer adet bulunurdu. Padişah
sefere çıktığı zaman mehter takımı oniki misline çıkarılırdı. Sefer ve
harp esnasında padişah mehterhanesi, saltanat sancaklarının altında
durup, nevbet vururdu. Bundan başka ikindi vakti, otağ -ı hümâyûn önünde
nevbet vurmak âdetti.

Hükümdar
mehterleri beş vakit vururlardı. Bundan başka padişah cüluslarında,
kılıç alaylarında, harplerde zafer haberi geldiği zaman ve arife
divanlarında nevbet vurulurdu.

Mehterler,
harp meydanlarında gece karanlığında bile ordugâh nöbetçilerinin
uyumaması için devamlı çalar ve aynı zamanda da "yektir Allah," diye
bağırırlardı. Harp esnasında ise, padişahın veya seraskerin yanında
durup, harp boyunca askerin cesaretini arttırmak ve düşmana dehşet
vermek için çalardı.

Vezir
mehterhaneleri, ikindi ve yatsı namazları kılındıktan sonra olmak
üzere, günde iki defa vururdu. Bunlardan birincisi akşam yemeğinin
ikincisi de uykunun işaretini verirdi. Sivil mehterler, kendilerine
mahsus nevbet yerlerinde yatsı namazından sonra ve sabahleyin nevbet
vururlardı. Eski zamanlarda öğle yemeği, "Kuşluk" namıyla öğle
namazından evvel, akşam yemeğinde ikindi namazından sonra yenilir ve
yatsı namazından sonra uykuya yatılırdı.

Mehterhane,
her ikindi vakti başları, içoğlan baş çavuşunun yahut muadili olanın,
"vakt-i sürür ve safa mehterbaşı hey!., hey!" suretindeki nidası
(çağırması) üzerine, mehterbaşı ağa elinde zurna olduğu halde bandoya
pişrev (önder) olarak Vezirin, Yeniçeri ağası dairesinde ise ağanın
oturduğu arz odasının önüne gelir, temenna eylerdi. Bu sırada evvelce
"vakt-i sürür ve safa" diye bağırmış olan başçavuş veya muadili;
"Eshab-ı hacât ve arzuhal sahipleri var mı?" diye sorardı. Arzuhal
sunmak isteyenlerin arzuhallerini alıp vezire yahut Yeniçeri ağasına
verirdi. Bu iş bitince heyet bir daire teşkil ederek çalmaya başlardı.
Dua ile de merasime son verilir ve çalanlar birer temenna ile
çekilirlerdi.
Mehter
Duası: Allah Allah, Celilii'l-cebbâar, Muinü's-settâr Hâliku'l-leyli
ve'n-Nehâr, lâyezâl, zü'l-celâl, birdir Allah! Ânın birliğine. Resul ü
Enbiyâ Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (bütün
efrâd elleri göğsünde olmak üzere rükûa gelir gibi eğilirler, padişah
geldiği zaman ise sadece baş eğer, daha fazla eğilmezler) Âl-i evlâd-ı
Resul-ü Mücteba imdâd-ı ruhâniyetine! Pîrân, mürşidin, aşıkîn,
kur'agerîn, vasilin, hamele-i Kur'ân, güzeştegân, ehl-i imân ervahına,
avni inayetine! Halifetü'l-İslâm es-sultân İbni's-Sultan bil-cümle
İslâmın nevât ve seâdet ve selâmetine, pirler, erenler, üçler, yediler,
kırklar, göçenler, demine devrânına "Hû" diyelim "Huuu" denildikten
sonra; bütün mehter takımı, davul ve zilleri şiddetli vurarak dokuz defa
"Hû" çekerlerdi. Sonunda da üç defa kös vururlardı.

Mehterin
kendine has bir yürüyüşü vardır. Üç adımda bir durur, yarım sağa ve
yarım sola dönerdi.Yürüyüş esnasında mehter efradı, hep bir ağızdan,
"Rahim Allah, Kerîm Allah" derlerdi.

Mehter
takımının yürüyüş nizamında merasime iştirak şu sıraya göre tertip
edilirdi. Önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında "üsküf bulunan
mehterân bölüğü komutam, onun arkasında sol tarafta zırhlı muhafızı ile
birlikte yeşil sancak, ortada istiklâl alâmeti olan ak sancak, sağ başta
ise zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak bulunurdu. Sancakların
arkasında ise üçerli koldan üç sıra hâlinde dizilmiş dokuz tuğ gelirdi.
Sağ tarafta kırmızı sancağın arkasında ise. Yeniçeriler tarafından
taşınan "hücum tuğu" yer alırdı. Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı
bulunurdu. Mehterbaşından. sonra ise sıra ile; mehterin iki katı
adedince çevgenler (okuyucular), zurnazenler, boruzenler, nekkareler,
zil-zenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En arkada ise bir at sırtında
taşınan kös bulunmaktaydı
Mehter
Harp Duası (Harp Gülbankı): Euzubillâh, Euzubillâh... Hûda'ya şükr-i
bîhad, lâi-lâhe illallah! El-melikü'1-Hakku'l-mülân! Muhammedü'r
-Resulullah, Sadıkü'l-Va'dül emin! İnnâ Fetahnâ leke fethan mübinâ ve
yensurekallâhu nasran azîzâ! Ey padişah-ı halifetullah, el-islâmu aleyke
avnullah! Sensin haris-ı dîn-i mübîn, harîs-i Şeriatullah! Uğrun açık
olsun ey Padişahım Emr-i ikbâlin mecid! Hûda kılıcını keskin eylesin,
nur-ı şan satvetine gün gibi medît! Rûh-ı pâk-ı Fahr-i âlemi hoşnut
etsin, Hak gazay-ı ekberin etsin mübarek ve saîd...

Takımın
içinden evvelce seçilmiş dik ve güzel sesli biri tiz perdeden:
"Nasrunminallahi ve fethün karîb. Ve beşşiri'l-mü' mın'ın" âyetini okur.
Üç defa "Allah" diyecek kadar dururdu. Sonra bütün âletlerle beraber
davullar ve kösler hafif vurarak ve devamlı teramole yaptığı sırada hep
bir ağızdan "Allah Allah" deyince susarlar, gülbank devam ederdi.

"Eli
kan, kılıcı kan, sinesi üryan, ciğeri püryân. Meydan-ı şehadette Allah
yoluna revân. Gazay-ı şühedâya Cemal-i Hak görünür ayan. Kahrımız,
gazabımız düşmana ziyan!

Ya
Rahman! Denilerek eyyam-ı âdiye gülbankin-deki "Resul-i Enbiya" kısmına
geçilir ve aynı şekilde "Hu diyelim Hu!" diyerek bitirildi.

Sonra, bazen "Yektir Allah", bazen de "Ya Fettâh" diye haykırırlar ve baş eğerek geriye döner ve dağılırlardı.
Mehter
konserleri "Vakt-i sürûr-u sefa": Mehterân daire seklinde nevbet
nizâmını teşkil ederler, nekkarezenlerin oturup, diğerlerinin ayakta
durma-sıyla da hilâl görünümü verirlerdi. Kösler hilâlin orta ilerisine
konurdu. İçoğlan başçavuşu, mehter faslı başlamadan önce daireden
çıkarak ortaya gelir ye:

"Vakt-i
sürûr-u sefa, Mehterbaşı Ağa! Hey! Hey!" diye bağırırdı. Bu sırada
hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkarelerle, sofyan
usûlünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de, mehterbaşı Ağa
mehterin önüne gelir:

"Merhaba
ey mehterân!" der ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri selâmlardı.
Mehterân da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro
hâlinde:

"Merhaba, Mehterbaşı Ağa!" diyerek karşılık verirlerdi. Daha sonra Mehterbaşı Ağa:
"Hasduuur!"
diyerek çalınacak makamı ve eserin adını söylerdi. (Meselâ: "Der fasl-ı
Acem âşirân, cihâd-ı Ekber Marş" derdi.) Hemen arkasından:

"Haydi y'Allah!" diyerek mehteri icraya geçirirdi.
Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona ererdi.
Mehterin
Avrupa'ya tesiri: Avrupalılarca, onsekizinci asırdan itibaren "Yeniçeri
müziği" diye adlandırılan müzik; evvela, benimsenmiş, bilahare Polonya,
sonra Avusturya ve daha sonraları bütün Avrupa'da onların tabiri ile
Yeniçeri bandoları kurulmuştur.

Bestekâr
Mozart ve Hayd da, mehter musikîsinin tesirinde kalarak, meşhur
bestelerini meydana getirmişlerdir. Alman besteci Beethoven, "Büyük
Senfoni"sinin son bölümünü, mehterin kös, davul ve zurnasıyla
seslendirmiştir. Beethoven, "Türk marşı"nı mehterin bir cenk havasından
adapte etti. Avusturyalı bestekâr Mozart'ın "Türk Marşı", Türk
askerlerinin "Allah Allah" nidalarının, nakarat olarak tekrarından
müteşekkildir. Viyana Kraliyet Orkestra Şefi Gluck bu yıllarda, sarayda
verdiği konserlerinde, repertuvarına mehter bestelerini almış ve
orkestrasında çaldırmıştır. Alman bestekâr Wagner, bir mehter konserini
dinlerken heyecanlanmış, kendisini tutamayarak "İşte musikî buna
derler!" demiştir.

Mehter
musikîsi gibi, mehter teşkilâtı da Avrupa'ya tesir etti. Onsekizinci
yüzyıl içinde önce Avusturyalılar, sonra Prusyalılar, daha sonra da
Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehter teşkilâtına benzer mızıka
takımlarını kurdular.

Osmanlı
Devleti'nin ömrü boyunca, gittikçe mükemmelleşen mehter, Yeniçeri
ocağının lağvı ile beraber yerini "Mızıka-i Hümayuna" bıraktı.

Günümüzde
Mehter: Mehter, 1911'de Ahmed Muhtar Paşa tarafından "Mehterhâne-i
Hâkâni" adiyle yeniden kuruldu. 1914' de kuruluş tamamlandı. Birinci
Dünya Harbinde Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın emriyle teşkilât,
orduya tamim edildi. İstiklâl Harbi'nde de mehterhane hizmet verdi.
Cumhuriyetin ilanından sonra, Millî Savunma Bakanı, mehteri saltanat
alâmeti sayarak lağvetti. 1950'den sonra, Genelkurmay Başkanı Nuri
Yamut'un direktif ve desteğiyle mehterin yeniden tesisi çalışmaları
başladı. 1953'de yeniden tesis edildi; Daha sonraları çeşitli okul,
dernek ve kuruluşlarda mehter takımları kurdular. 12 Eylül 1980
Harekâtından sonra, yalnız Genelkurmay Başkanlığı Harp Dairesi Askerî
Müze Müdürlüğü bünyesindeki mehteran bölüğü, faaliyetine devam
etmektedir. İstanbul'daki Askeri Müze'de Pazartesi, Salı hariç, haftanın
diğer günlerinde saat 15.00-16.00 arasında mehterbaşının idaresinde bir
saat çalmaktadır. Bilhassa turistler ve meraklılar büyük alâka
göstermektedirler.MEHTERAN BÖLÜĞÜ
Mehter
takımı iki bölüm, yedi takımdan oluşmaktadır.Birinci bölüm Sancak
takımıdır. İkinci bölümde önce Cevganlar bulunur arkalarında sırasıyla
Zurnazenler, Boruzenler, Nakkarezenler, Zilzenler ve Davulzenler yer
alır.

Cevgen
Mehterde
ucunda küçük ziller bulunan bir sopa şeklinde müzik aletini
kullananlara verilen isimdir . Bu müzik aleti de sadece Mehtere has bir
müzik aletidir. Başka yerde kullanılmaz.

Zurnazen (Ser zurnazen)
Mehterde
Zurna çalanlara verilen isimdir. Zurna da bize has bir müzik aleti olma
özelliğini halen korumaktadır. Mehterin kaldırıldığı her dönemde Zurna
davulla beraber halkın gönlündeki yerini her zaman korumuştur.

Boruzen (Ser nefiri)
Mehterde
boru çalanlara verilen isimdir. Boruda Dünyada bütün orkestralarda,
müzik gruplarında mızıka takımlarında kullanılmıştır ve halen
kullanılmaktadır.

Nakkarezen (Ser nakkarezen)
Nakkare
(Kudüm) ağızları deri kaplı , birbirine bağlı farklı büyüklükte iki
çömlekten oluşan bir çalgı olup mehterde bunu çalanlara Nakkarezen ismi
verilmektedir.

Davulzen (Ser tebbal)
TEBBAL
: Mehterde Davul çalanlara verilen isimdir. Davul; Türklerin çok
eskiden beri kullandıkları baş çalgıdır. Kaynağı Orta Asya'dır. Davul,
Selçuklu Türkleri'nce Anadolu'ya getirilmiş, Osmanlı Türkleri
aracılığıyla da Avrupa'ya yayılmıştır.

Kös
Mehterde
Kös çalan kişiye verilen isimdir. Daha önceleri Kös sadece padişah
mehterlerinde kullanılırdı. 3.Selim diğer mehterlere de Kös konulmasına
izin vermiştir.

Zilzen (Ser zincirî)
Mehterde
Zil çalanlara verilen isimdir. Mehter de yüzyıllardır kullanılmakta
olan Zil bu gün de tüm askeri ve sivil bandolarda ve orkestralarda
kullanılmaktadır.

Çorbacıbaşı
Mehterin yürüyüşü sırasında en önde yürüyen kişidir

Sancaklar
Mehterde
üç sancak bulunur. Kırmızı sancak (Kırmızı zemin üzerine beyaz üç
hilal) , Yeşil sancak (Yeşil zemin üzerine beyaz üç hilal) ve ıstiklal
alameti olan Ak sancak. Bunları taşıyanlara Sancaktar ismi verilir.

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

2 Geri: MEHTER MEHTERAN NEDİR Bir Paz Ağus. 22, 2010 10:01 pm

CANTAR




Mehter Takımı İki Bölümden Oluşur



Mehter
takımının yürüyüş nizamında merasime iştirak şöyledir: Önde çorbacı
başı (Emir-i Âlem) unvanını taşıyan ve başında "üsküf" bulunan mehteran
bölüğü komutanı, onun arkasında sol tarafında zırhlı muhafızı ile
birlikte yeşil sancak, ortada istiklal alameti olan ak sancak, sağ başta
ise zırhlı muhafız ile birlikte kırmızı sancak bulunur.







Emir i-alem (Çorbacı Başı)

♠♠♠♠♠♠




Sancaklar ve Zırhlar



Sancakların
arkasında ise üçerli koldan üç sıra halinde dizilmiş dokuz tuğ gelir.
Sağ taraftan kırmızı sancağın arkasında, yeniçerilerin taşıdığı hücum
tuğu yer alır. Tuğlardan sonra ortada mehterbaşı bulunur. Mehterbaşından
sonra ise mehterin iki katı adedince çevgenler (okuyucular),
zurnazenler, boruzenler, nakkarezenler, zilzenler ve davulzenler
gelmekte. En arkada ise at sırtında taşınan kös bulunmakta.






Tuğlar


♠♠♠♠♠♠






Mehteran Başı


♠♠♠♠♠♠






kaynak: GeldiK http://www.geldik.com/showthread.php?t=11563

Çevgen ------------------ Zurnazen

♠♠♠♠♠♠






Boruzen---------------------- Nakkarezen
kaynak: GeldiK http://www.geldik.com/showthread.php?t=11563


♠♠♠♠♠♠




Zilzen-------------------------- Davulzen


♠♠♠♠♠♠






Köszen



Mehter
takımı katlardan oluşur. 3 katlı, 5 katlı, 7 katlı, 9 katlı 11 katlı ve
13 katlı diye adlandırılır. En küçüğü 3 katlı, en büyüğü 13 katlı
olarak kurulmuştur. Mehter takımında katlı demek her sazdan o katlı
nispetinde Enstrüman <saz> bulunması demektir. Yani 5 katlı Mehter
takımında, 5 zurna, 5 boru, 5 nakkare, 5 zilve, 5 davul var demektir.
Buna göre 10 çevgen (diğer sazların iki misli) bulunur. 13 katlı Mehter
yalnızca Padişaha aittir.



♠♠♠♠♠♠



Mehter Diziliş Ve Yürüyüşü




Mehter takımının kendine has bir yürüyüş şekli vardır.

Yürüyüşlere daima Besmele ve sağ ayakla başlanır. Yürüyüş yapılırken her
üç adımda atışta sağa ve sola dönülerek yürünür. Bu Mehter takımının
sağa ve sola Rahimallah - Kerimallah manasına gelen selamlama yürüyüşüdür. Yoksa bazı çevrelerin ifade ettiği gibi iki ileri bir geri şeklinde değildir.




Konser Düzeni



İlk
kurulduğu yıllarda çember biçiminde dizilen mehter, sonraları yarım
daire (hilâl) biçiminde dizilmeye başladılar. Mehteran, daire şeklinde
nevbet nizamını teşkil ederler, nakkare zenleri oturup diğerlerinin
ayakta durmasıyla da hilal görünümü verir. Kösler hilalin orta ilerisine
konulur.


İçoğlanı Başçavuşu, mehter
faslı başlamadan önce daireden çıkarak ortaya gelir ve: "Vaktı-i Süruru
sefa Mehterbaşı Ağa! Hey! Hey! " diye bağırır. Bu sırada hazır
bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkarelerle sofyan usulünde üç
tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de Mehterbaşı ağa mehterin önüne
gelir: "Merhaba Ey Mehteran!" der ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri
selamlar.

Mehteran da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine koyarak koro
halinde "Merhaba, Mehterbaşı Ağa!" diyerek karşılık verirler. Daha sonra
mehterbaşı ağa: "Hasduuuur" diyerek çalınacak makamın ve eserin adını
söyler (mesela "Der fasl-ı Acem aşiran, cihadı-ı ekber marş!" derdi)
hemen arkasından "Haydi.. Ya Allah !" diyerek mehteri icraya geçirir.
Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona erer...

Mehter Duası

Allah Allah, Celilü'l - Cebbar, Muinü's - Set tar Halıku'l - Leyli ve'n -
Nehar, Layezal, Zülcelâl, birdir Allah Anın birliğine, Resul - ü Enbiya
Peygamberimiz Cenab - ı Ahmed - i Mahmut - u Muhammed Mustafa ( Bütün
efrad elleri göğüste olduğu halde rükûa gelir gibi eğilirler ) Al-i
evladı-ı Resulü müçtebi imdadı-ı ruhaniyetine; bir cümle Âlem- İ
İslam’ın sıhhatü selametine, Ordularımızın devamı Muzafferiyetine Aziz
Devletimizin Beka-ü temadüsüne üçler, yediler, kırklar, göçenler demine
devranına " Hu diyelim Huuu" denildikten sonra bütün mehter takımı davul
ve zilleri şiddetle vurarak dokuz defa "Hu" çekerlerdi. Sonra da üç
defa kös vururlardı.



Eli
kan kılıcı kan, sinesi üryan, ciğeri püryan, meydan-ı şahadette Allah
yoluna revan, Kahrımız Gazabımız düşmana ziyan!... Adüvden korkmadık
korkmayız hiç-bir zaman Kura-anda Zafer va-ad ediyor Hazreti Yezdan
Uğrun açık olsun ey Serdarı Mücahid, Hüda kılıcını keskin etsin. Ömrünü
gün gibi bedid! Fahri âlemi hoşnut etsin. Hak, gaza-i ekberin etsin
mübarek ve Sait.

Takımın içinden evvelce seçilmiş dik ve güzel sesli biri tiz perdeden:
"Nasrünminallahi ve fethün karib. Ve beşşiri! L müminin" ayetini okur,
üç defa "Allah" diyecek kadar dururdu. Sonra bütün aletlerle beraber
davullar ve kösler hafif vurarak devamlı teramole yaptığı sırada hepbir
ağızdan "Allah Allah" deyince susarlar ve baş eğerek geriye döner ve
dağılırlar.

Mehter Müziği


Mehter
müziği klasik Türk müziğindeki makam ve usullerin kullanıldığı teksesli
bir müziktir. Peşrev, semai, nakış, cengi harbi, murabba, kalenderi
gibi formları vardır. Mehterhane'nin repertuarında bunlardan başka
serhat türküleri de yer almıştır. Buna karşılık, bazı mehter peşrevleri
de fasıl müziğinde çalınmıştır. Mehter müziğinde ahlâtı, revani, saf
gibi fasıl müziğinde hemen hemen hiç kullanılmamış usullere yer
verilmiş, bunların çoğu, o usulde bestelenmiş yapıtların form adı da
olmuştur.



Mehter müziğinin bestelerinin çoğunu Mehterhane'de görevli müzikçiler
yapmıştır. Günümüze ulaşan mehter melodilerinin en eskileri Nefiri
Behram, Emir-i Hac, Hasan Can ve II. Gazi Giray gibi 16. yüzyıl
bestecilerinin yapıtlarıdır. Notası bulunan yapıtların da büyük
çoğunluğu 17. yüzyıldan kalmıştır. Bu yüzden belli başlı bestecileri
Zurnazen Edirneli Dağı Ahmed Çelebi, Zurnazen başı İbrahim Ağa, Müstakim
Ağa, Ham mali ve Şah Murad'dır. Hızır Ağa da 18. yüzyılın en büyük
mehter bestecisidir. 16. ve 17. yüzyılın çoğu peşrev formunda olan
yapıtları Ali Ufki Bey'in ünlü derlemesi Mecmua-i Saz ü Söz ve
Kantemiroğlu Edvarı adıyla tanınan Kitabı İlmi'l-Musiki ala
Vechi'l-Hurufat aracılığıyla günümüze ulaşmıştır.

Mehter müziği bestecileri
Osmanlı ordusuna cesaret ve coşku verici, düşman askerini korkutucu
melodiler yaratmaya özen göstermişlerdir. Osmanlıların Avrupa'nın
ortalarına kadar ilerlemesi, 17. yüzyılda mehter müziğindeki birçok
öğenin Avrupa müziğine de girmesine yol açmıştır. Bunların başında kös,
nakkare, çevgan, halile gibi belirsiz ses veren vurmalı çalgıların
kullanılması gelir. Ayrıca bazı batılı bestecilerin yapıtlarında mehter
müziğinden esinlenilmiş bölümler de vardır.

Mehter, sanılanın aksine sadece marş çalmaz. Kendi yapısına uygun kâr,
karçe, beste, semai, fasıl şarkıları, serhat ve Rumeli türküleri, peşrev
ve saz semaileri de mehterin repertuarı içinde yer alır.
Kıyafetler



Saz
başları kırmızı cübbe, kırmızı kavuk, kırmızı şalvar, sarı üç etek ve
sarı yemeni giyerler. Diğer sazlar koyu mavi cübbe, kavuk, şalvar ve
renkli üç etek ile kırmızı yemeni giyerler. Çevgânlar da saz başları
gibi giyinirler.
kaynak: GeldiK http://www.geldik.com/showthread.php?t=11563

♠♠♠♠♠♠




♠♠♠♠♠♠







♠♠♠♠♠♠




♠♠♠♠♠♠

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz