GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Terma: Bugünkü Ballıca

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Terma: Bugünkü Ballıca Bir Paz Ağus. 22, 2010 5:13 am

CANTAR




Terma:
Bugünkü Ballıca köyünün, 1963 yılından önceki adı Darma olarak
bilinmekteydi. Darma köyünün tarihini araştırdığımızda karşımıza iki
durum çıkmaktadır. Birincisi köydeki hamam kalıntıları nedeniyle Latince
Terma adıyla karşılaşıyoruz .



29 nisan 1997 günü İstanbul Fransız Araştırmaları Enstitüsü'nde, Prof.
Dr. Pierre Aupert “Roma Hamam Mimarlığı ve Taşıdığı Anlam” konulu
konferansını ben de dinledim. Konferans aynı kurumdaki bir uzman
tarafından anında Türkçeye tercüme edildi. Aldığım notlarda, Romalılar
nerede bir hamam inşa etseler o yere Terma adını verdiler denmektedir.
Bu cümle beni bazı düşüncelere daldırdı. Benim köyüm olan Darma' da da
eski bir hamam yeri vardı. Bu yer bizim kirenlik (yani bu meyvenin
botanikteki adı kızılcıktır) mevkindeki tarlamızın olduğu yerdi. Ankara
Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü'nde 1968
yıllarında öğrenciyken yaz mevsiminde köyümüze geldiğimde babam bu
tarlayı sürerken burada hamam kalıntıları çıkıyor diye anlatırdı. Çok
yoğun kül yığınlarından, bir hamamın tabanına döşenen kalın hamam
tuğlalarının çıktığından bahsederdi. Gerçekten de bu tarlada dolaşırken
bu kalın tuğla parçalarından bugün dahi görülebilir. 1990'lı yıllarda
köyümüzde yapılan kanalizasyon hafriyatı bu tarladan geçti. Hafriyat
toprağı içinde bu tuğla parçalarından yoğun bir şekilde çıktığı gibi,
Bizans dönemi tavan kiremit parçaları, hatta Roma ve Bizans çağında bol
miktarda görülen cam şişe parçaları da bu alanda bol miktarda
görülmektedir. Zaten tarlanın kuzey-doğu köşesinde bu döneme ait taş
duvar örgüsünün bir parçası bugün de görülebilmektedir. Hatta bu civarda
tarlası bulunan köyümüz halkından Osman Demir yıllar önce bu tarlada
sulama yaparken bir boşluğa suyun sürekli aktığını içinde sandık gibi
bir şeylerin olduğundan bahsetmiştir. O akşam hava karardığından burayı
kazamamış, ancak başka bir zamanda geldiğinde de bu boşluğa bir türlü
rastlayamadığını tarafıma anlatmıştır.



1970'li yıllarda Libya'da işçi olarak çalışıp da bir miktar para
edinen, köyümüz halkından Niyazi Bayraktar, kendisine bir ev yeri
aramaktaydı. Bu kirenlik mevkinin hemen güneyinde mevcut, dedem Kaya
efendiden kalma korumuza talip oldu. Hatta bu koruyu babamın kolay kolay
satmayacağını tahmin ettiğinden, babamın en yakın arkadaşı Laz
Mehmet'in yanında büyüttüğü, kayın biraderi Kaya Gülen'i de, babama
aracılık edip ricada bulunması için Osman ağabeyimin evine getirmişti.
Babamın o günlerde zayıf bir anını yakalayıp bu korunun bize düşen
kısmının satışını kararlaştırdılar. Çünkü o günlerde babam Hicaz'a
gitmeye karar vermişti. İşte bu parayla rahat gidebilirdi. Tüm
çocuklarının da o gün rızasını alarak bu koru satıldı ve orada ev
inşaatı başlatıldı. Hafriyat esnasında bu alandan düzgün sıralarla
yerleştirilmiş erzak küpleri çıkmaya başlamıştı. Hafriyatı yapan
kişiler, o yıllarda ben Amasya Müzesinde arkeolog olarak görev
yaptığımdan gayri resmi olarak beni haberdar ettiler. Şimdi sayılarını
hatırlayamayacağım ama o alanda düzgün sıralarla dizilmiş büyük erzak
küplerinden belki 10 kadar vardı. Ancak bu küplerin gövdeden üst
kısımları aşınmalar nedeniyle, belki daha önce burada çift sürerken
sabanların koparması nedeniyle kaybolmuştu. Daha önceki görev yerim olan
Van Müzesinde çalışırken, Van-Başkale yolu üzerinde, Van'ın Gürpınar
İlçesine bağlı Çavuştepe kalesinde yapılan arkeolojik kazıda görev
yapmıştım. Aynı bu şekilde aşağı kaledeki tapınak önünde böyle bir erzak
deposuna rast gelmiştim. Bu alanda kazıyı yürüten Altan Çilingiroğlu ki
şu sıralarda Ege Üniversitesinde çok başarılı bir arkeoloji
profesörüdür, bu erzak küplerinin üstünde ahşap dökmelerin olduğunu,
küpler içindeki içeceklerin yani büyük ihtimalle şarabın, insanlar
tarafından eğilerek ellerindeki kapları doldurup aldıklarını ifade
etmişti. İşte bizim köyümüzde de bu şarap mahzenlerinden birine rast
gelmiştik. Zaten köyümüz ve civarında şarap imalatçılığı yapıldığına
dair çok emare mevcut. Ballıca camisinin önünde bulunan ortası
dikdörtgen şekilde işlenerek, ahşap manivelaların oturmasına yarayan,
yani üzümü sıkmak için kullanılan bir adet pres taşı hala durmaktadır.
Aynı taşın daha iyileri iki adet, salı baba mezarlığının üst
kısımlarındaki tarlasından çıkaran Nihat Nişancının evi önünde
durmaktadır. Ancak Nihat bu iki taştan birini Maalesef yabancı birine
teslim etmiştir. Bunu bana kardeşi Rıfat'ın oğlu söyledi. Çünkü 2008
yılı mart ayının 22 sinde bu taşların tekrar görüntülerini dijital
ortama taşımak için gittiğimde, Maalesef bir adedini yerinde bulamadım.
2207 yılı eylül ayında bu salı baba mezarlığına, emekli öğretmen Ömer
Önderle birlikte gittiğimizde bu iki kardeşi atalarının mezarlarını
yaptırırken gördüm. Demek ki geçmişlerine ne kadar önem veriyorlar diye
düşündüm. Hatta o gün evinin önündeki bu 2 üzüm pres taşını bulduğu
tarlasını bize gösterdi. O tarlada dolaştığımda bol miktarda seramikten
çanak çömlek ve şarap testisi kırıklarına rast geldim. Hatta bu mezarlık
içinde gene su arkının kenarında üzüm suyunun biriktirildiği, taştan
bir hazneye astgeldim. Bu taş haznenin üçte bir ağız kenarı kırıktı.
Ancak bu parça alçı ile tamamlanıp taş eski görünümünü kazanabilirdi.
Maalesef bu taşı bu iki kardeşe orda göstermiştim. Ancak 6 ay sonra bu
taşları tekrar görmek istediğimde yerinden kaybolduğunu gördüm. Belki
evinin önündeki diğer taşla birlikte gönderildi bilinmeyen bir yere.
Zaten mezarlıktaki bu taşın tonton tepedeki yeni Belediye hizmet binası
önüne bir kaide yapılarak yerleştirilmesini, Belediyemiz görevlisi Ali
Görgüye, Başkana iletmesini söylemiştim.



Ama bu taşların peşini bırakmayıp 2008 yılı mart sonunda internet
görüşmemde Başkanın oğlu Mümtaz Saraya ilettim. Mutlaka ilgilenip,
durumu halledeceğini tarafıma bildirdi. Gene Dereli köyündeki Belediye
hizmet binası önünde bu taş hazneden bir adette, örenyeri olan Cenüklü
mıntıkasından çıkarılarak buraya teşhir edilmek üzere yerleştirildiğini
görmekteyiz. Demek ki Cenüklü mıntıkasında yerleşenler de şarap imalatı
ile ilgileniyomuş ki bu taşlardan orada da bulunuyor. Gerçi ben Cenüklü
yerleşim yerinin Roma dönemi askeri bir kışla yerleşimi olduğunu
düşünüyorum. Burada hala ayakta duran duvar kalıntılarında görülen
tuğlalar, Roma askerlerinin imalatı tuğlaları andırıyor. Böyle bir tuğla
yapısına Adıyaman İli, Kahta İlçesi Tille höyük kazı alanının civarında
rastlamıştım. O tuğlalar üzerinde XIV akamı ve L harfi okunabiliyordu.
Bu durum o yerin Roma'ya ait XIV. Lejyonun kışlası olduğu, bizzat kazı
başkanı İngiliz Davit Frenç tarafından ifade edilmiştir. Gerçi Dereli
cenikli mıntıkasında görülen duvar tuğlalarında bu güne kadar herhangi
bir harf veya rakam izlerine rast gelinmemiştir. Ancak gene de ilerde
yapılacak bir bilimsel kazı esnasında rastlanılmayacağı anlamına gelmez.
Eğer bu alan askeri bir yerleşim alanı ise tüm aile efradıyla buraya
yerleştirilen askerlerin de şarap imalatı ile ilgilendikleri
söylenebilir. Zaten Roma döneminde askerler bulundukları alana aileleri
ile birlikte yerleştiriliyorlar, savaş anında istenilen yere sevk
edilebiliyorlardı. Bu alanda tarlası bulunan Derelili köylüler,
tarlalarını işlerken çok şeylere rast gelmişlerdir. Bunu zaman zaman
bana aktarmışlardır. Mesela bir arkadaş (burada isim vermem doğru olmaz)
tarlasında altın terazisi bulduğunu, ayrıca bol miktarda bakır Bizans
paralarının ele geçtiğini ifade etti. Tabii ki bu buluntuların bu alanda
bulunması çok normal. Ancak bu alan bugüne kadar Hiçbir araştırmacının
dikkatini çekmediği gibi koruma altına alması gereken Amasya Müze
Müdürlüğünün de bu yerden henüz Hiçbir haberi yok. Ben de zaten ilk defa
2006 yılı ağustos ayında, arkadaşım Hamza Söyler ve Dereliden Ahmet
Çıra sayesinde bu yeri gezip görebildim. Bu ilgisizliğin sebebi ne
olabilir. Her şeyden önce bu alanın gözlerden ırak olması ve vasıta ile
ulaşılamaması. Zaten vasıta ile gidilebilseydi bu duvar kalıntıları
bugüne kadar tamamen yok olurdu. 1960 lı yıllara kadar bu ören yeri
civar köylülerin evlerini inşa etmekte kullandıkları taş kaynağı idi. Bu
durumu daha açık şöyle izah edebilirim. Adana Müzesinde görev yaparken
(1985-1989 arası) Karataş İlçesindeki antik Magarsus kentini incelemekle
görevlendirildim. Antik kentin etrafını çeviren muazzam sur
duvarlarının kuzey kenarının yok edildiğini, ancak bir noktadan sonra bu
yok edilme işleminin durduğunu yani surların ayakta kaldığına şahit
oldum. Orada tarlasında çalışan bir vatandaşın yanına yaklaşıp, bunun
sebebinin ne olduğunu öğrenmek istedim. Duyduğum sözler benim için çok
şaşırtıcı idi. 1960 dan sonra briket icat oldu. Biz artık buradan taş
çekmeyi bıraktık dedi. Çiftçi vatandaş durumu bir cümle ile çok güzel
izah etmişti. Tarihi alanların nasıl talan edildiğini, kurtulabilenlerin
de nasıl ayakta kalabildiklerinin çok güzel izahıydı. Şahsen bizim de
1960'lı yıllardan önce Darma köyündeki eski evimizin bahçe duvarı
örülürken, babam ve ağabeyimin kağnılarla Dereli köyü Cenüklü mevkinden
taş getirdiklerine ben de şahidim. Eğer babamın bu alandan getirdiği
taşları hesap edince civardaki evlerin taşları ile birlikte ne kadar
yekun tuttuğu tahmin edilebilir. Velhasılı bu ören yeri yıllarca talan
edildi. Ancak yeni yeni bu yerin eski Canikli şehrinin kalıntıları
olabileceği hakkında yöre insanlarından ve mahalli bazı yayın
organlarından bilgi almaktayız. Bu alan, Amasyalı büyük kaşif ve gezgin,
coğrafyacı Strabon' un Geografika adlı eserinin 12. Cildindeki
haritada Kolea diye işaretlenmiştir. Strabon'un babası Eski Erbaa yani
antik Komana kentinin baş rahibi olduğuna göre bu yeri bizzat yerinde
görmüş olmalı.



Demek ki köyümüze adını veren Roma hamamı kalıntıları mevcuttur. Gene
aynı konferansta Romalılar bu hamamları genellikle daha önceki dönemde
yani Helenistik dönemde mevcut Grek gimnazyumlarının yerine inşa
etmişlerdir denmektedir. Aynı yerde kara cevizin önü mevkinde 1969
yılında tarla sahibi Ahmet Önder tarafından 60x70 cm. ebadında mermer
bir taş levha üzerinde kazınarak işlenmiş,disk atan çıplak atlet resimli
bir taş bulunmuştur. Aynı yıl bu taşı tarla sahibi bizzat beni bu
tarlaya götürerek,tarla kenarındaki taş yığınından sakladığı yerden
bulup tarafıma teslim etmiştir. Bu taşı fakültedeki hocam Prof. Dr.Kılıç
Kökten'e gösterdim. O da bu taşı ders verdiği odasındaki raflara
yerleştirdi. Bu disk atan atlet resimli taş bu alanda eski bir Grek
jimnazyumunun olduğuna işarettir. Çünkü jimnazyumlar gençlerin spor
yaptıkları ve ders aldıkları yerlerdir. Zaman zaman bu alanda erken roma
dönemi bakır paraları bulunduğu gibi, köyümüz öğretmeni Bahattin Görgü
bir adet bronz mühür bulup tavsiyem üzerine Amasya Müze Müdürlüğüne
bedeli karşılığı teslim etmiştir. Mühür üzerindeki yazı grekçedir.Bu
mühür Amasya Müzesinde teşhir edilmektedir.



Ayrıca Ballıca köyü camisinin bahçe giriş kapısının batı kenarında
gövdesi dikdörtgen şekilli ve üst kısmı yuvarlatılarak yivli bir şekilde
daralan bir taş yer almaktadır.Bu taşın yola bakan yüzeyinde dikkatlice
bakılınca görülebileceği bir hristiyan haçı işlendiği görülmektedir. Bu
taşın bir eşi aynı alanda 1960 lı yıllarda dahi bulunmaktayken, duvar
ustaları Selahaddin Çetin ve Necati Önder caminin çevre duvarını örerken
Selahaddin Çetin tarafından parçalanarak parçalarının taş duvar içine
doldurulduğu bizzat şahsıma duvar ustası ağabeyim Necati Önder
tarafından anlatılmıştır.2008 yılı şubat ayında İstanbul Arkeoloji
Müzeleri Müdürlüğünde verilen bir konferansa dinleyici olarak ben de
davet edildim. Konferans sonunda verilen kokteylde Mimar Sinan
Üniversitesi'nde öğretim üyesi Haluk beye bu taşları tarif edip, ne
olabileceği hakkında fikrini sordum. Bilgisine güvenebileceğim Bizans
uzmanı Haluk bey, bu taşların Bizans döneminde su kuyularının
bakraçlarını çekebilmek için üst tarafına yapılan kuyu çıkrıklarının her
iki tarafındaki mil yuvalarını tutturmak için yerleştirildiklerini
ifade etmiştir. Taşlar üzerindeki haç resimlerinin de bu suların şifalı
veya kutsal sular olduklarına işaret ettiğini bildirmiştir. Şifalı
sulara Latincede Terma denmektedir. Belki de bu şifalı kuyu suyundan
dolayı köy Terma ismiyle anılıyordu,Türk yerleşmesinden sonra bu isim
Darma' ya dönüşmüştür diyebiliriz.



1940'lı yıllarda cami önünde, bugünkü tuvalet binasının olduğu yerde
bir su kuyusunun olduğunu hatırlayanlar hala mevcuttur. O halde bu su
kuyusu, taş üzerindeki haç işlemesinden de anlaşılacağı gibi Bizans
dönemine aittir. Yani bugünkü Ballıca köy meydanında Bizans döneminde de
bir su kuyusu vardı. Bugünkü köy cami 1970'li yıllarda yeniden inşa
edilirken bahçesinde gördüğümüz küfeki ( bu taşa yörede söngüt taşı
denmektedir) taşlarıyla çevrili,gayri İslami döneme ait mezarlar da
belki bu dönemden kalmaydı. Ancak bu mezarlar caminin yeniden inşası
esnasında tahrip olmuştur.



O halde Darma' nın yani bugünkü Ballıca' nın bulunduğu yer Bizans
döneminde de iskan ediliyordu. Bazı yerel dergilerde de yazıldığı gibi
Ballıca' nın tarihi 100 yıl geriye gitmemektedir. Daha da eskiye
dayanmaktadır. Zaten köyümüze en geç yerleşen benim de içinde bulunduğum
İmamoğlu sülalesidir. Bu sülalenin bile geçmişi 200 seneye
dayanmaktadır. Dedem Kaya Önder'in nüfus kaydı 1872 yazmaktadır. Dedemin
babası Davut köyümüze sulama suyu kanalı ve değirmen inşa etmiş olup en
az 35 yıl daha eskiye götürürsek 1847 senesi eder. Geçmişin hesabında
genellikle 35 yıl ömür biçilir. Davut dedenin babası köyümüze imam
olarak gelmiş, Salih adında Sarı Molla'dır. Ordu İli, Perşembe İlçesi,
Çaka köyünden buraya taşınmıştır.35 yıl da onun ömrünü hesap edecek
olsak 1800 lü yılların başında köyümüze en son gelen sülalenin tarihi
ortaya çıkmaktadır. En eski sülalenin Selam oğulları olduğu rivayet
edilmektedir. Bu sülalenin de 1600 yıllarında buraya yerleştiği bizzat
kendileri tarafından ifade edilmektedir. 18.3.08




Arkeolog Ali Önder İstanbul/ Beylikdüzü

http://gizlihazineler.turkforumpro.com

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz