GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Affedilmekten ümitsiz olmamalı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Affedilmekten ümitsiz olmamalı Bir C.tesi Ağus. 21, 2010 6:22 pm

magaracı




İnsanın, dünyâ, kabir ve âhiret olmak üzere üç hâli vardır. Bir kimse, Allahü teâlâya îmân edip ibâdet ederse, onun dünyâdaki işlerini kolaylaştırır, kabirde ona acır ve âhirette de, o kimsenin günâhlarını affeder.
İşlenen her günâhdan sonra tövbe etmek farzdır. Şartlarına uyulursa, her günâhın tövbesi kabûl olur. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki:
“Şartlarına uygun yapılan tövbe, muhakkak kabûl olur. Tövbenin kabûl edileceğinden değil, tövbenin şartlarına uygun olmasından şüphe etmelidir.”
İslâmiyette keder ve ümitsizlik yoktur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri;
“Bizim dergâhımız ümitsizlerin dergâhı değildir” buyurmuştur.
Tövbe edilmeyen herhangi bir günâhtan Allahü teâlâ intikâm alabilir. Çünkü Allahü teâlânın gadabı, günâhlar içinde saklıdır. Günâhları sebebi ile, affedilmem diyerek ümitsizliğe kapılmak da, doğru değildir. Zira Zümer sûresinin 53. âyetinde meâlen;
(Ey Resûlüm! Benim tarafımdan mü’minlere söyle: Ey benim günâhta nefisleri üzerine isrâf eden, haddi aşan kullarım. Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesmeyin! Allahü teâlâ bütün günâhları mağfiret eder. Muhakkak ki, Allahü teâlâ Gafûrdur, yani çok mağfiret edicidir. Rahîmdir, yani çok merhametlidir) buyurulmuştur.

“BENİM İÇİN ÜZÜLME ANNE!”
Ebû Amr-ı Bikendî hazretleri bir mahalleden geçiyordu. Mahalle halkı, gencin birisini tutmuşlar, kendilerini rahatsız ediyor diye mahalleden dışarı atmaya çalışıyorlardı. Gencin annesi olduğu anlaşılan bir kadın ise ağlıyordu. Ebû Amr hazretleri, kadıncağıza acıdığı için mahalle halkına ricâda bulunup, kendi hatırı için, bir defâya mahsus olmak üzere genci affetmelerini tekrar rahatsız etmesi hâlinde, hemen çıkarmalarını istedi. Ebû Amr hazretlerinin hatırı için, halk genci serbest bıraktı. Bir zaman sonra, Ebû Amr hazretleri oradan geçerken, o kadının yine ağladığını gördü. Sebebini sorunca, gencin vefât ettiğini öğrendi ve;
-Peki, hâlinde düzelme olmuş muydu? diye sordu. Kadın şöyle anlattı:
-Vefâtı yaklaştığında beni yanına çağırdı ve;
“Öldüğüm zaman, ölüm haberimi kimseye duyurma. Onları rahatsız etmiştim. Cenâzeme gelmedikleri gibi, bana da lânet ederler. Ben yaptıklarıma pişman oldum. Çok gözyaşı döktüm. İnşâallah Rabbim beni affeder. Sen de benim için Allahü teâlâya duâ et. Beni kabre defnederken, senden başka kimse bulunmasın. Defin işi bittikten sonra da, beni affetmesi ve hesâbımın kolay geçmesi için Allahü teâlâya duâ et. Zîrâ, ana duâsı kabûl olunur” dedi ve biraz sonra vefât etti. Ben vasiyetini aynen yerine getirdim. Kabrin başından ayrılacağım sırada, kabirden oğlumun sesini işittim.
-Anneciğim! Eve dönebilirsin. Rahat ol. Benim için üzülme. Artık ben, kerem sâhibi olan Allahü teâlâya kavuştum, diyordu...

HEMEN TÖVBE ETMELİ!..
Büyük günâh işlemiş olan erkek veyâ kadın bir Müslümân, şartlarına uyarak tövbe ederse, günâhları, muhakkak affolur, günâhsız tertemiz olur. Zira Allahü teâlâ, tövbe edenleri sever, affeder. Sonra, o günâhı tekrâr yaparsa, tövbesi bozulmaz, tekrar tövbe etmesi lâzım olur. Hak sâhiplerine haklarını ödemek veyâ helâl ettirmek, gıybet ettiği kimseden af dilemek ve rızâsını almak, yapmamış olduğu farzları kazâ etmek farzdır. Bunlar tövbenin kendisi değil, şartıdırlar. Bir lirayı sâhibine geri vermek, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan ve yetmiş nâfile hacdan dahâ iyidir. Günâhı bir dahâ yaparsam tövbem bozulur diyerek, tövbe yapmamak doğru değildir, câhilliktir ve şeytânın aldatmasıdır. Her günâhtan sonra, hemen tövbe etmek farzdır. Tövbeyi bir sâat geciktirince, günâh iki kat olur. Tövbe için, işlenen günâhın hemen terk edilmesi lâzımdır. Çünkü günâhı bırakmak, tövbenin şartıdır.
Netice olarak, her günâhtan sonra, şartlarına uyarak hemen tövbe etmeli ve affedilmekten ümitli olmalı, ümitsizliğe düşmemelidir. Mâide sûresinin 38. âyet-i kerîmesinde meâlen buyurulduğu gibi:
(Bir kimse, zulüm yani günâh işleyip, sonra tövbe eder ve sâlih amel işlerse, Allahü teâlâ tövbesini, elbette kabûl eder.)

2 Geri: Affedilmekten ümitsiz olmamalı Bir C.tesi Ağus. 21, 2010 6:25 pm

magaracı




Kendi ayıbı ile uğraşana ne mutlu!

Allah adamları başkalarının ayıplarıyla değil, kendi ayıplarıyla meşgul olurlardı. Böyle yapmalarının sebebi, dinimizin böyle emretmesiydi. Nitekim, hadis-i şerifte, “Ne mutlu o kimseye ki kendi ayıpları ile uğraşmak onu, insanların ayıpları ile uğraşmaktan alıkoymuştur” buyurulmuştur. İnsanların ayıplarına bakan kimseler Allahü tealanın rahmetinden uzak kalırlar.
Zeyd el-Kummî diyor ki: “Ben ilâhî kitabların bazısında şöyle bir metin okudum: “Ey âdemoğlu! Sana iki adet torba verdik, biri önünde, diğeri de arkanda. Arkandaki torbada kendi ayıpların, önündeki torbada ise başkalarının ayıpları var. Arkandaki torbaya bakarsan insanların ayıplarına bakmaktan seni alakor.” Yine o diyordu ki: “Biriniz ayıplarını yakinen bildiği halde kendini hoş görür de, din kardeşine zan üzerine buğzeder! Akıllılık bu mudur?”
Bişri-Hâfî diyordu ki: “Şaşarım o adamın aklına ki, din kardeşini gıyabında çekiştirir de, yüz yüze gelince ona sevgi izhar eder ve hemen onu övmeye başlar. Kim insanların şeref ve haysiyetiyle oynadığı halde ‘Allahın kendisini sevdiğini’ iddia ederse, şüphesiz o bir yalancıdır.”
Yahyâ bin Muâz derdi ki: “Kişinin, kimseyi kınamaması akıllı oluşundandır. Ben bâzan birisini bir günahı sebebiyle kınamıştım da bu yüzden aynı günaha yirmi sene sonra ben de uğratıldım. Bize ulaşan habere göre, İsâ aleyhisselâm şöyle buyururmuş: “Sizler köle sahibleri gibi insanların ayıplarına bakmayınız; kendi kusurlarınıza bakınız.”
Ebü’l-Kâsım Nasrabâdî buyurdu ki: “Tasavvufun aslı, Kitâb ve Sünnete uymak, bid’at ve nefsin arzularını terk etmek, Allah adamlarına hürmet ve sevgi göstermek, insanların hatâlarını hoş görmek, ibâdetlere de devam etmektir.”



3 Geri: Affedilmekten ümitsiz olmamalı Bir C.tesi Ağus. 21, 2010 6:27 pm

magaracı




Aynaya bakmalı

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: En rahat, en huzurlu mümin, kendisiyle hesaplaşandır, başkasıyla değil. Maalesef hep başkasına baktığımız için, kendimizi göremiyoruz. Halbuki bize, kendimizi görebilmemiz için ayna veriyorlar. İşte o aynaya bakıp kendimizi görmemiz gerekir. O ayna, imam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerimizin eserleridir. Dolayısıyla o aynaya bakıp, kendisini tanıyanlar kurtulacaktır. Yusuf aleyhisselam Cennet güzeli, insan güzeliydi. Çok sevdiği bir arkadaşı onun ziyaretine geldi. O da ona takılıp sordu:
-Hiç hediyen yok mu?
-Olmaz mı, size lâyık bir hediyeyi aradım ve en sonunda buldum.
-Neymiş o?
-Bir ayna.
-Bu ayna ne işe yarar?
-Güzelliğinizi biz görüyoruz, biliyoruz, ama kendiniz bilmiyorsunuz. Biz yanıyoruz, siz yanmıyorsunuz...
Büyüklerin bizim getireceğimiz hediyeye ihtiyacı yok, ama hediye sevgiyi arttırır. Unutmayalım ki, Peygamber efendimiz de bizden hediye bekliyor, Allahü teâlâ da bizden hediye bekliyor. Sakın onları ihmal etmeyelim. Biz Resulullaha ne kadar salevât getirirsek, verdiğimiz hediyeden dolayı, O da o kadar bizden çok memnun olur. Beş vakit namazı kılarsak, Allahü teâlâ da bizden hoşnut olur. Allahü teâlânın kullarından beklediği beş vakit namazdır. Namazını kılmayan Cenab-ı Hakk’a hediye vermemiş oluyor demektir. Nefes alıp veriyorsak, namaz kılmak zorundayız. Eğer nefes alıp vermiyorsak, namaz sâkıt oldu demektir.
Birisi bir hocaya gelmiş, namazı kılamayacağıma dair bana bir fetva verirsen sana yüz altın vereceğim demiş. Hoca, (Olur, sana bir değil beş fetva vereyim) demiş. (Bunların hangisini yapabilirsen, namaz senden sâkıt olur: 1-Hayvan olursan, 2-Deli olursan, 3-Bebek olursan, 4-Allah muhafaza, mürted olursan, 5-Ölürsen, namaz senden sâkıt olur. Bunların hiçbirine namaz farz olmaz) diye sıralayınca, adam, (Hocam, bunlar bana yaramadı) der ve namazını kılmaya gider.
Velhâsıl mümin, mümin olarak yaşadığı müddetçe namazını kılacaktır. İmam-ı Cafer-i Sadık hazretleri, vefat hâlindeyken doğrulup, hemen buraya toplanın, son sözümü söyleyeceğim diyor. Toplandıklarında, (Sakın namazı ihmal etmeyin. İster talebem olsun, ister akrabam olsun, ister seyyid olsun, namazını kılmayana ceza var) dedikten sonra, kelime-i şehâdet getirip vefat ediyor.
Kusurlu da olsa namaz inşallah kabul olur. Biz yeter ki Allah’a yönelelim. Onun yolunda olalım. Her halükârda kılmaya çalışalım. Namaz kılmak esastır. Kabul oldu mu, olmadı mı diye, Allahü teâlâ ile pazarlık yapmak durumunda değiliz. Kulun görevi emredileni yapmaktır. Kabul edip etmemek, Allahü teâlânın bileceği iştir.



Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz