GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
En son konular
» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

» kaya işaretler
Cuma Eyl. 06, 2013 10:30 am tarafından kurt ini

» taştan daire ve dörtgen
C.tesi Haz. 29, 2013 12:38 am tarafından yousef

Kimler hatta?
Toplam 6 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 6 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 114 kişi Cuma Nis. 24, 2015 10:17 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Şefaate Layık Olmak...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Şefaate Layık Olmak... Bir Cuma Tem. 30, 2010 8:23 am

SİMBAD




-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"(Ey Muhammed!) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik!"
(Enbiya; 1O7)

Bazı evliyaların belittiğine göre -u Zülcelal Hz. Peygamber (S.A.V)'i methederek şöyle buyurmuştur:
"Ey Habibim! Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım." (Bu söz hadis-i kudsi olarak söylenmiş ise de sahih rivayete göre hadis-i kudsi olmayıp bazı evliyalara ilham yoluyla gelmiş olan bir kelamdır.)
İşte böyle bir Peygamber'in ümmeti olmak bizim için ne büyük bir mükafattır. Tabi ümmetliğe kabul edilmek şartıyla...
-u Zülcelal hepimize Hz. Peygamber (S.A.V)'e ümmet olmayı nasip eylesin.
Küfür rüzgarlarının bütün şiddetiyle estiği bu asırda Hz. Peygamber (S.A.V)'i anlamak ve anlatmak en kudsi vazifemiz olmalıdır. Hz. Peygamber (S.A.V)'in gösterdiği ve bize bildirdiği vazifelerimizi idrak edemediğimiz veya terk ettiğimiz anda batıl düşünceler her zaman ve her mekanda zirvelerde tahtını kuracak insanlık O'nu anlama ve idrak etme noktasına ulaşamayacaktır.
O şefkat ve rahmet Peygamberi (S.A.V)'e ne ölçüde layık olduğumuzun hesabını iyi yapmalıyız. Bulunduğu cennette dahi ümmetini düşünen ümmetinin derdiyle ağlayan ümmetinin sevinciyle sevinen rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V)'i en köhne kalplere dahi nakşetmeliyiz. Aksi halde onun şefaatıyla kendimizi kurtaracağımızı sandığımız anda Hz. Peygamber (S.A.V)'in bizlere nasıl yüz çevirdiğini -Neuzübillah- görürüz.
Asırlardır O'nun nur saçan sırmasından mahrum kaldık. Müslümanlar olarak garip kaldığımız şu asırda dahi O'na ulaşacak yolları arama ve onu bulma en güzel hayalimiz ve amacımız olmalıdır. Günah bataklığına bulaştığımız anlarda dahi onun şefaatinden medet umarken onun rahmet Peygamberi olduğunun idraki içinde olmalıyız. O Rahmet Peygamberi mübarek kabr-i şerifinde kan ağlarken -u Zülcelal'in 'Habibim' dediği yüzü suyu hürmetine kainatı yarattığı Hz. Peygamber (S.A.V)'a başlarımızı feda etmeyi bilmeliyiz.
Hz. Peygamber (S.A.V) dünyadayken bizlere rahmet vesilesi olduğu gibi ahirette de şefaatçi olacaktır İnşaallah. Nitekim -u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Gecenin bir kısmında uyanıp sırf sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmuda (Şefaat makamına) gönderir." (İsra; 79)
Ayet-i kerimeden de anlaşılacağı gibi -u Zülcelal Hz. Peygamber (S.A.V)'e büyük şefaat ve övülecek makam verecektir İnşaallah. Ebu Akil oğlu Abdurrahman (R.A) şöyle anlatmıştır: "Bir heyetle Resulullah (S.A.V)'a gitmek üzere çıktım. Kapısına varınca develerimizi çökerttik.
Hz. Peygamber (S.A.V)'in yanına girerken dünyada en sevmediğimiz kimse o idi. Fakat yanından çıkarken (İslamla şereflendikten sonra) yanına gelenlerin içinde onu en çok seven biz olmuştuk. Bir ara bizden biri:
"Ya Resulallah! Rabb'inden Süleyman Peygamberin saltanatı gibi bir saltanat istemedin mi?" deyince güldü ve daha sonra:
"Umarım ki Peygamber'inize verilen katında Süleyman Peygamberin saltanatından daha üstündür. gönderdiği her Peygamberin duasını kabul etti. Onlardan bir kısmı dünyada dua etti istediği verildi. Bazıları iman etmeyen asi kavmine beddua etti helak oldular benim de dileğimi kabul etti ben ahirete bıraktım kıyamet günü Rabbim katında ümmetime şefaat edeceğim." (Taberani Bezzar)
Enes (R.A)'dan rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününde Sırat Köprüsü'nün başında durur ümmetimin geçmesini beklerim. O sırada İsa (A.S) gelerek: "Ya Muhammed! İşte bütün Peygamberler sana ricaya geldiler. 'ın ümmetteri -amellerine göre- ayırıp dilediği yere göndermesini onların mahşerin öldürücü sıkıntısından kurtarmasını istiyorlar." der. O gün insanlar gırtlaklarına kadar tere gömülürler. Mü'minlere serin bir hava olurken kafirleri tamamen öldürücü sıkıntılar kaplar. İsa'ya: "Ya İsa! Ben gelinceye kadar bekle!" der giderim. Arş-ı Alâ'nın altına varınca hiç bir meleğin ve hiçbir peygamberin görmediği şeylerle karşılaşırım. O sırada Cebrail'e vahy ederek (emir vererek): "Git Muhammed'e söyle: "Başını secdeden kaldır. Dilediğini iste. İstediklerine şefaat et. Şefaatın kabul olunacaktır." buyurur. O zaman ümmetime şefaat ederim. Önce (Şefaate hak kazananlardan) her doksan dokuz kişiden bir kişiyi kurtarırım. Rabb'ime yalvarmaya devam ederim. Hatta Rabb'im bana: "Ümmetinden birgün dahi gönülden "Lâ ilâhe illallah" deyip o imanla ölenleri dahi şefaatinle cennete koy!" deyinceye kadar yerimden kalkmam." (Ahmed bin Hanbel)
Ebu Hureyre (R.A) anlatmıştır: "Resulullah (S.A.V) ile birlikte olduğumuz bir ziyafette ona kızarmış bir kuzu kolu ikram edildi. Kol kürek etini severdi. Ondan dişi ile bir parça kopardı şunları söyledi: "Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Neden böyle olacak biliyor musunuz? O gün ilk ve son gelen bütün insanları bir alanda toplar. Bakan herkes onları görür. Her seslenen de sesini onlara duyurur. Güneş onlara iyice yaklaşır. O gün insanların keder ve sıkıntısı tahammül edilemeyecek kadar artar. O zaman insanlar birbirlerine şöyle seslenirler: "Ne hale geldiğinizi görüyor musunuz ne denli sıkıntılara düştünüz? Rabbinizin katında size şefaat edecek kimse göremiyor musunuz?" Bunun üzerine birbirlerine: "Babanız Adem şefaat eder." derler. Hemen ona giderek:
"Ey Adem!
Sen bütün insanların babasısın. seni kudret eli ile yarattı sana ruhundan nefh etti (üfledi). Meleklere de sana secde etmelerini emretti. Sana secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Bize şefaat ederek bizi bağışlaması için 'a niyaz etmez misin? Üzücü halimizi ve ne denli sıkıntıya düştüğümüzü görüyorsun." derler. Adem aleyhisselam da onlara şöyle cevap verir: "Rabbim bugün öyle gazaplı ki şimdiye kadar böylesine gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böylesine gazaplanmaz. Bana yasak olan ağaca yaklaşmamamı emretti dinlemedim. Ona asi oldum. Kendimi kendimi kendimi düşünüyorum. Halim ne olacak? Benden başkasına gidin. Nuh Peygamber'e gidin." Bunun üzerine Nuh aleyhisselam'a giderek:

"Ey Nuh! Sen yeryüzüne gönderilen ilk Resuldün. seni çok şükreden kul diye isimlendirdi. Halimizi ne denli sıkıntıya düştüğümüzü görüyorsun. Rabbin katında bize şefaat etmez misin?" derler. O da: "Rabbim bu gün öyle gazaplı ki şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmayacaktır. Benim kabul olacak bir duam vardı. Onu kavmim aleyhinde ettim. Kendi nefsimi kendi nefsimi kendi nefsimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. İbrahim'e gidin." der. Bunun üzerine İbrahim aleyhisselam'a giderek: "Sen 'ın Nebisi ve yeryüzü halkından O’nun halilisin. Rabbine niyaz ederek bize şefaat et. Bizim halimizi görüyorsun derler. O da şöyle der: "Rabbim şimdiye kadar gazaplanmadığı bir tarzda gazaplanmıştır. Bundan sonra da böylesine gazaplanmaz. Ben üç kez yalan söyledim. Kendi halimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. Musa Peygamber'e gidin." der. Onlar da Musa aleyhisselam'a giderek: "Ya Musa! Sen 'ın Resulüsün seni kelamı ve Peygamberliği ile insanlara üstün kıldı. Rabbin katında bize şefaat et. Halimizi görüyorsun!" derler. O da: "Rabbim öyle gazaplı ki şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmayacaktır. Ben emrolunmadığım yerde cana kıydım. (Bu olay kasten değil kazayla oldu.) Kendimi düşünüyorum kendimi düşünüyorum kendi akıbetimi düşünü-yorum. Benden başkasına gidin. İsa'ya gidin." der. Onlar da İsa aleyhisselam'a giderek: "Ya İsa! Sen 'ın Resulü Meryem'e -babasız- lütfettiği kelimesi ve O'nun ruhusun. Seninle ölülere can verir. Mucize olarak insanlara beşikte konuştun. Bize şefaat et. Halimizi görüyorsun." derler.
Bunları dinleyen İsa aleyhisselam:"Rabbim bu gün öyle gazaplı ki şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmaz." dedi. Hiçbir günah işlediğini söylemeden sözüne şöyle devam etti: "Kendi nefsimi kendi nefsimi kendi nefsimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e gidin." Diğer Peygamberlerden ümidini kesen mahşer halkı Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e giderek: "Ya Muhammed! Sen 'ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncususun. geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir. Bizleri yarlığaması için Rabbine niyaz eyle bizlere şefaat et. Ne halde olduğumuzu görüyorsun." derler.
Bunun üzerine aralarından ayrılır arşı âlâ'nın altına giderek Rabbim için secdeye kapanırım. Ondan sonra bana -kendisini- hamd-ü sena etmem için öyle tecelli eder ki benden önce hiç kimseye öyle tecelli etmemiştir. Daha sonra: "Ya Muhammed! Başını kaldır. Dile dilediğin verilecektir. Dilediğine şefaat et şefaatin kabul olunacaktır." denilir. O zaman başımı secdeden kaldırır: "Ey Rabbim! Ümmetimi ümmetimi bağışla!" derim. Bu münacatımın üzerine bana: "Ya Muhammed! Ümmetinden -asla hesaba çekilmeyecekleri cennet kapılarından sağ kapıdan cennete gönder. Onlar isterlerse herkes gibi diğer kapılardan da girebilirler." denilir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu: "Kudret ve iradesi ile yaşadığım 'a yemin ederim ki cennet kapılarının iki kanatlarının arası Mekke ile Hacer arası kadardır. Yahut Mekke ile Büsra arası kadardır."
(Buhari Müslim)

Hz. Peygamber (S.A.V) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir." (Ebu Davud Bezzar Taberani İbn Hıbban Beyhaki)
Hatta bazılarına göre büyük günah sahiplerine Hz. Peygamber (S.A.V) küçük günah sahiplerine de melekler şefaat edecektir. Hz. Peygamber (S.A.V)'in şefaatleri; bir kısmını hesapsız cennete koymak için bir kısmı cehennemi hakettiği halde girmemesi için diğer bir kısmıda cezasını tamamlamadan cehennemden çıkması için diğer bir kısmına da cennette yüksek derece almak için bir diğerine de katında daha üstün derece kazandırmak için şefaat eder.
Görüyorsunuz ki Hz. Peygamber (S.A.V) hem bu dünyada ve hemde ahirette bizim için kurtarıcı ve şefaatçi olacaktır. Ama bizimde alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şefaatine müstehak olabilmek için onun yolundan gitmek ve onun ahlakı ile ahlaklanmak için elimizden gelen gayreti göstermemiz lazımdır.

-u Zülcelal hepimizi Hz. Peygamber (S.A.V)'in şefaatine nail eylesin…

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Similar topics

-

» CEO olmak istiyorum

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz